Savaş ve Kuzey Kafkasya... Bu iki kavram asırlardan beri ayrılmadı... Dünya tarihinde hoş görülemez bir suç(!) olan ‘ulusların kendi ülkesinde bağımsız yaşama hakkı’ Kuzey Kafkasyalılara da tanınmadı. Yüzlerce yıldır savaş içersinde olan Çerkeslerin gelenekleri de bu çerçevede şekillendi. ‘Savaş’ adeta bir yaşam biçimi oldu... 


İçinde bulundukları ülkenin coğrafi ve ekolojik konumu yüzünden saldırılar, yağmalar, sürgünler ve katliamlarla karşı karşıya bırakılmışlardır ve ne acıdır ki 21. Yüzyıl dedikleri, kardeş halklar masallarının okunduğu ‘global ve medeni’(!) dünyada Kafkasyalılar hala bunlarla iç içe yaşamak zorundalar. 

Doğdukları andan itibaren ‘özgür’ yetiştirilen Kafkasyalılar da asırlarca süren bağımsızlık savaşları meydana gelmiştir. Kimi çıkarcı devletler Kafkasya’yı kendi malıymış gibi birbirlerine peşkeş çekse de Kuzey Kafkasya bunu asla kabul etmemiştir. Bir Rus Generali Şapsığ beyine “Osmanlı hanedanı topraklarınızı Çarımıza bahşetti bundan sonra Kafkasya bizimdir!” der. Şapsığ beyi gülümseyerek şöyle yanıt verir “General şu havadaki kuşu görüyor musun?....O kuşu sana verdim git onu al!” 

Çerkeslerin ne derece bağımsızlık şuuruna sahip oldukları İmam Mansur’un şu sözlerinden anlaşılmaktadır... “Bizim için en kötü durum, tüfeklerimizin barut ve kurşun ihtiyacından dolayı neredeyse tamamen kullanılmaz hale gelmeleridir. Fakat elimizde onlara sallayabileceğimiz kılıçlar oldukça gavura asla teslim olmayacağız. Eğer tüm dünya tarafından terk edilir ve gücümüzün son safhasına sürülürsek, işte o zaman Çerkeslerin neler yapabileceklerini tüm dünya görecektir. Karılarımızı ve çocuklarımızı, Rusların ellerine geçmemeleri için bizzat kendimiz öldürecek ve en son adamımıza kadar onların intikamını almak için öleceğiz....” 

Çerkeslerin tarihte düzenli orduları olmamasına rağmen gerektiğinde süratle toplanabiliyor ve Xabzelerin öngördüğü şekilde liderlerini seçebiliyorlardı. Lider vasfında ki kişinin savaş yeteneğinin diğerlerinden fazla ve toplum içersinde sayılan bir kişi olması gerekiyordu. Osmanlı ve diğer devletlerde olduğu gibi savaşlarda liderler uzak bir yerden savaşı izleyerek emir yağdırmaz, savaşa giderken en önde, düşmanla ilk çatışmaya girenler arasında yerlerini alır, dönüşte ise arkadan gelebilecek tehlikelere karşı koymak için en arkadan kafileyi takip ederlerdi. 

Tarihin bilinen dönemlerinden beri sürekli saldırıya maruz kalan Çerkeslerin kıyafetlerinde savaş unsuru etkili olmuştur. Her bir Çerkes her an bir savaş olacakmışçasına hazır bulunur, tüm silahlarını kıyafetleri ile beraber taşırlardı. Kafkasya’da evler son derece sade ve gösterişiz yapılırdı. Her hangi bir saldırı durumunda düşmanın eline geçmemesi için gerekli eşyalar alındıktan sonra ateşe verilirdi. Evlerin sade olmasına rağmen silah ve at takımları altın, gümüş gibi kıymetli eşyalarla donatılırdı. Bununla beraber yanlarına gereksiz eşyalar almaz yalnızca yetecek kadar yiyecek bulundururlardı. (Çerkeslerin doğuştan az yiyerek yetişmelerinden dolayı bu yiyecekler zaten ağırlık teşkil etmezdi.) Akınlarda at arabası, hayvan ve top mermisi gibi ağır silahları bulundurmayan -ne acıdır ki bu silahlar zaten Çerkeslerde bulunmazdı- bir Çerkes için düşmanın elinden kurtulmak zor bir iş değildi. 

Genellikle savaş anlamına gelen kırık ok düşmana gönderilirdi. Geleneklere göre elçinin can güvenliği ve şahsi dokunulmazlığına riayet edilirdi. Efsanelerde, Çerkeslerin gündüz savaştıkları düşmanlarını gece ziyaret etmeleri ya da onları davet ederek ağırladıkları ve savaşın onuruna şenlikler düzenlendiğini, hiçbir art niyeti olmayan görüşmelerin yapıldığı anlatılmaktadır. Çerkeslerde düşmanlarla olan münasebetlerde de Xabze söz konusudur. Esirlere acımasızca davranmak uygun görülmeyen bir davranıştır. Bu kurallara düşmanın evini ve tarlasını yakma yasağı da eklenmiştir. Sadece başkaları tarafından kaçırılan kişinin eşi kaçıran kimsenin yaşadığı evi ve köyünü yakma hakkına sahiptir. Aynı zamanda Çerkes gelenekleri ev içerisinde insan öldürülmemesini emreder. Ölen düşmanlarının naaşlarının ailelerine iadesinin olanaksız olduğu durumlarda, tüm gerekli koşullar yerine getirilerek toprağa verilmesi gelenekler gereğidir. Ayrıca savaşta elde edilen bayan esirlerde sadece at üstünde taşınmıştır. Üç yıl Kafkasya’da yaşamış olan bir Polonyalı subay: “Adiğeler yapıları itibariyle cesur, kararlıdırlar ancak yersiz yere kan dökmeyi hunharlığı sevmezler cesetlerin sakatlanması, uzuvların kesilmesi, silahsızların öldürülmesi, kadınlara yönelik hakaretler ve benzerleri görülmemektedir” der. 

Çerkesler düşmanlarına bu derece insani davransalar da Ruslar katliamlarından asla vazgeçmemiştir. Bir Rus subayının da şu sözleri bu iddiayı kanıtlar niteliktedir: “Dağlılar yalnız savaş alanlarında değil, halkın eylemlerinde de katı bir direniş gösteriyorlardı. Bir tek kişi kalsa bile koca bir orduya teslim olmuyordu. Birkaç kez uygulanan yıkım ve yağmadan sonra bile avlularından ayrılmıyor, yurdunda inatla, ısrarla direniyorlardı. 

...Dağlılar teslim olmuyor diye başladığımız işten cayacak değildik Çerkeslerin silahlarını almak için Dağlıların yarısını kırmak gerekiyordu...Katliama giriştiğimizde kadın ve çocukların birçoğu ormana sığınıyordu. Bunların çoğu gezici birliklerimiz tarafından bulunuyor, genelliklede öldürülüyorlardı. 

...Bu kanlı kırımda, çoğu zaman analar elimize düşmemesi için çocuklarını kendi elleriyle öldürüyorlardı. Birçok dağlı kabile tamamen yok edildiler. Yeryüzünden silindiler. 

...Dehşet verici savaş bitip, Kafkasya’daki egemenliğimiz yerleştiği için biz bugün, vatanı ve özgürlüğü son nefesine, son kanına kadar savunan yiğit ama yenik düşmanımızın bu olağanüstü kahramanlığına duyduğumuz hayranlığımızı da belirtmeden geçemeyeceğim.....” 

Çerkeslerde, düşmanın eline diri olarak ele geçmek son derece utanç verici bir durumdur. Bir Çerkes çaresiz kaldığında teslim olmadan evvel mutlaka olabildiğince direnir, genellikle de canını vermeden önce birkaç Rus’un da canını alırdı. Onursuz bir şekilde ölmek kabul edilemez bir olgudur Kafkasya’da... Onursuzluk olarak kabul edilen başka bir olayda silah ya da atın düşmanın eline geçmesidir. “Atlının savaşta ölmesi evinde ağlayıştır, silahının kaybedilmesi köyünde ağlayıştır” der bir Çerkes atasözü...Savaşta şehit olanların arkadaşları, onun silahlarının korumak zorundadır. Ölenin naaşına olan saygı çok ileri derecededir. Bu sebepten naaşın düşmanın elinden alınması için arkadaşları ne pahasına olursa olsun saldırıya geçerlerdi. Ne acıdır ki bu gelenek kimi savaşlarda gücün bölünmesi nedeniyle Çerkeslere büyük zararlar vermiştir. Çerkeslerin savaş taktiği genellikle gerilla şeklinde olmuştur. Ufak gruplara ayrılıp düşmana ağır kayıplar vermişlerdir. Bu taktiği bir Rus subayı şöyle yorumlar... “Bizimle doğrudan doğruya savaş alanında karşılaşın. İşte o zaman, sayınız ne kadar fazla olursa olsun sizi yeneriz. Fakat şimdi bir arı sürüsü gibi çevremizde uçuşarak bizi taciz ediyorsunuz ve biz de, karşılık vermek üzere etrafımıza baktığımızda kimseyi göremiyoruz” ve ardından bir avuç barutu havaya saçarak, “ işte otlardaki bu taneler kadar bulunmaz oluyorsunuz” der... 

Çerkesler savaşı bir şenlik havasında görürlerdi. Çatışmalarda zengin at koşumları ve silahları ile en iyi giysilerini giyerlerdi. Anlatılan eski bir gelenek; “ceguako” denen müzisyenler savaşlarda yerlerini alır, çatışmaları yükseklerden seyrederek kişilerin yaptıklarını adlarıyla zikrederek beste yaparlarmış. Böyle bir şarkı da bir kimsenin adının korkak olarak geçmesi yüzyılların getirdiği olmazsa olmaz bir zorunluluk olan ‘savaşçılık’ karakterini taşıması gereken bir Çerkes için ölüm demektir. Toplumda korkak damgası yemiş bir kimse insanlar arasında ne saygı ne de arkadaş bulabilir. Böyle birisi kadınlarda dahil herkesin ayıpladığı bir kişi olur, kendisiyle evlenecek bir kız dahi bulamaz. 

Her savaşçı sadece kahramanlığı değil ayni zamanda onurlu ölümü de düşünür. Bu yüzden kimin elinde öldüğü önemli değildir. Yeter ki bu kişi kendisi gibi cesur ve buna layık bir savaşçı olsun. 

Çerkesler tarihte hiç bir zaman başkalarının emrine itaat etmemişlerdir. Kendi iradeleri dışında kimse onları savaşa gönderemez, onlar kendilerini tehlikeye karşı koyarlar, dövüşürler ve gönüllü ölürler! Yaralanmaları en büyük ödüldür. Öldürülürler, ailelerini kimse hor görmez. Herşey ‘cesur’ denmeleri içindir. İşte budur onlar için gerçek ödül! Bu tek kelime için ölüme giderler’ Diğer halklarda ise böyle değildir, onlar emir alırlar, iradeleri dışında savaşa giderler, ödülleri ise o kadar büyüktür ki, en korkak olanı bile bir anlık cesur olur. 

Gelişmiş silahlardan yoksun Çerkeslerin Rusya’ya karşı bunca yıl direnebilmelerinin en büyük nedenlerinden birisi, herkesi sosyal görevini yerine getirmeye zorlayan toplum duygusu ve buna bağlı olarak yaptırım gücü bulunan adetler, diğeri de kişiler arasındaki kahramanlık yarışmasıdır. Bu kahramanlık yarışması yalnızca Rus ordusunu seyrekleştirmek ve kendilerinden korkmaya zorunlu kılmakla kalmıyor, aynı zamanda Kuzey Kafkasya’ya seçkin kahramanların vatanı olmak onuru da kazandırıyordu. 

Bir çatışmada şehit olan birisinin ailesi için böyle bir olay büyük bir şerefti. Analar evlatlarını kaybetmenin acısının yanında bunun hakli gurur ve sevincini de taşırlardı. Bu kahramanların adları yıllarca anılır, onurlarına ağıtlar yakılır, yiğitlikleri neşredilirdi. Ruslarla yıllarca çarpıştıktan sonra şehit düşen Bjeduğ Prensi Pşıkuy’un adına yakılan aşağıdaki ağıtta ‘kahramanlığa’ verilen değeri göstermektedir. 


PŞIKUY BEY’IN AGITI 

Ne kadar cesur bir kalbe sahip!
Oysa ne kadar da genç,
VE de cesur olduğu kadar da cömert;
Kendi evi değildi savaştığı,
Korumak için uğruna can verdiği!
Ay-a-ri-ra

Dinle General Zass’ın davulunun sesini!
Gör, bak nereden geliyor Kazaklar;
Korkusuz Pşikuy, onların arasına dalıyor
Davula yöneltiyor kılıcını
Ay-a-ri-ra

Evi sonsuza kadar çökmüş bulunuyor,
Yıkılmış çünkü direği!
Kız kardeşi ağlıyor; ne evi var,
Ne de kaçacak yeri o günden.
Ay-a-ri-ra

Yırtıyor, parçalıyor kuzgunu saçlarını,
Leipsic ipeğinden daha siyah ve parlak,
Göğsünü yumrukluyor, çünkü
Evinin direği, cesur Pşıkuy yok artık.
Ay-a-ri-ra

Doğruca General Zass’ın üzerine sürdü atını
Canını kurtarmak için açtı Zass;
Ama O da, atını getirdi zafer içinde,
Atını ve süslü koşumlarını!
Ay-a-ri-ra

O ölüm kalım gününde
İki at yordu, değiştirdi;
Fakat kendi ruhu yorulmadı,
O kadar güçlüydü ki yüreği!
Ay-a-ri-ra

Bir aşık olarak gittiği o ülkeden tabutun içinde döndü!
Tuzlu gözyaşları döken annesi,
Islattı cansız yüzünü Pşıkuy’un.
Ay-a-ri-ra

“Allah’a şükürler olsun!” dedi, kadın ağlarken,
“Bir yağmacı değildi, O:
Fakat elde kılıç öldü,
Allah ve Adiğe için!”
Ay-a-ri-ra

Köyün diğer bütün kadınları da,
Göğüslerini parçaladılar, ağladılar,
Eyvah ey gün! Eyvah ey zaman!
Öldü artık bizim koruyucumuz.
Ay-a-ri-ra

Köyün diğer bütün kadınları acılı yaşlar döktüler,
İçleri yandı, koruyucularının gitmesine;
Çok iyi biliyorlardı ki, kendileri ve çocukları
Kurtulmuşlardı, Pşikuy kılıcını çektiği zaman
Ay-a-ri-ra

O hayatını kaybetti, fakat
Tabutunu hala süslüyor silahları;
Orada duruyor siyah tüfeği de,
Patladığı zaman Rusları korkuyla çökerten.
Ay-a-ri-ra

O gün giydiği kan kırmızısı elbisesi
Bütün gün parladı, durdu,
En koyu yıldırım bulutları içinde yer alan
Bir güneş gibi.
Ay-a-ri-ra

Kara atı, bir şahin gibi dönerken
Pşikuy onu savaş alanına sürdü;
Elbisesinin kolları sallanıp durdu
Kılıcını savurmasından çıkan rüzgardan.
Ay-a-ri-ra

“Atımı alı n kız kardeşime götürün!”
Dedi, can verirken Pşikuy,
“Onun gözlerinden kanlar dökülmeli,
Diğer gözler sadece su akarken”.
Ay-a-ri-ra

Ve bir şehid bu şekilde düşerken
Açıldı bütün cennet kapıları
Karşılamak için Kahraman!,
Erenlerle sonsuza kadar kalması için.
Ay-a-ri-ra


Kuzey Kafkasyalılar, kendi topraklarına el uzatılmadığı, vatanlarının ve özgürlüklerinin ellerinden alınmaya çalışılmaması halinde tüm dünyayla kardeş olarak yaşamayı tercih etmişlerdir. Yüzyıllardır çok şey değişti...medeniyetler, milletler, anlayışlar... Fakat Kafkasya tarihi adına değişmeyen iki şey var; birisi Rusların barbarlığı, saldırganlığı ve yalanları, diğeri de Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlık aşkı. Bu gün Çeçenistan’da asırlardan süre gelen ‘Kafkasyalı’ mantalitesi devam ediyor. Kahramanlıklarını Ruslar da dahil tüm dünya kabul ediyor... ama ne acıdır ki böyle bir millete bağımsız yaşama hakkı çok geliyor dünya için ‘dengeler adına’... kahramanlık da yetmiyor, zafer de ‘bağımsızlığa’... 

Alper Mangır

Çerkes ve at, kış ve kar gibi birbirini tamamlayan iki sözcük. Kaf dağının bu küçük halkını dünya tarihine geçiren biraz da onların atla olan ilişkileridir. 

Yaşamın güç olduğu Kafkas coğrafyasında at hem yerli halkların günlük yaşamının bir parçası, hem sadık dostu, hem de koruyucusu olmuştur. Bölgede bulunan en eski tarihsel kalıntılar at figürleridir. El sanatının ilk ürünlerinde at motifi görülür. Karadeniz'in kuzeyinde Dinyeper Nehri üzerindeki Srednij Stog adıyla bilinen yerleşim yerinde yapılan kazılarda M.Ö. 4 binlerden kalma terbiye edilmiş atlara ait kemikler bulunduğuna göre atın ilk kez bu bölgelerde evcilleştirildiği görüşü daha bilimseldir. 

Bu noktada atın Orta Asya'da evcilleştirildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığı düşünülebilir. Çünkü henüz Asyalı kavimler yaşam alanları dışına taşmaya başlamadan önce Hitit'te, eski Mısır'da savaş arabalarında kullanılmış, Hazar steplerinden inen atlılar Ön Asya'da görünür olmuştu. 

Tarih sürecinde özellikle Mısır ve Osmanlı'da Çerkesler'in paralı askerler olarak karşımıza çıkmasının nedenlerinden biri onların binicilik ve at terbiyeciliği konusundaki ustalığıdır. Bu yönleriyle Çerkesler at ayağının ulaşabildiği her yere gitmiş, siyasi veya sosyal etkiler bırakmıştır. Onların bu serüvenlerine çeşitli tarihi kayıtlarda rastlamak mümkündür. Evliya Çelebi seyahatnamesinin Balkanlar bölümünde Belgrat şehri içerisinde şehit olan bir Çerkes'in atının sahibini katledenlerle mücadele etmesi ve onun mezarının yanında ölmesi çarpıcı bir şekilde anlatılır. 

Yine Urfalı Nabi Hayriye adlı eserinde haksızlığa uğrayan her Çerkes'in atına atlayıp kılıç kuşandığı şiirle ifade edilir. Bunun yanında at koşumları da Çerkesler'e özgü şekillerde karşımıza çıkar. Gerek farklı at cinslerinin Togma adı verilen törensel bazı ritüellerle çaprazlaştırılması sonucu ortaya çıkan savaşa ve uzun yolculuğa en elverişli cinsinin elde edilmesi çalışmaları, gerek at ve binici ilişkisindeki özgün hareketler bölge insanındaki at sevdasının yansımalarıdır. Bu bakımdan at sözcüğü Çerkes dilinin en sık kullanılan harfleriyle ifade edilir olmuştur. "Ş" sesi Çerkes dilinin iskeletini oluşturan seslerden biridir ve bu dile özgü damak ve dil seslerine bürünerek karşımıza çıkar. 

Atın dilinden en iyi kendilerinin anladığını düşündükleri için at hırsızlığı da bir dereceye kadar kabul edilir görülmüştür ki, bunun nedeni savaşlarda bu hayvanın taşıdığı önemden kaynaklansa gerek. Sürgünde de uzun süre üretici olamayan göçmenler bildikleri en büyük iyi iş olan atçılığı burada da sürdürmek için at hırsızlığı yapmak zorunda kalmışlardır. O günlerden kalan anılar günümüzde espri nedeni olarak anlatılmakta. 

Çerkes sözlü anlatım geleneği ata dair araçlar, sözler, deyimler, şakalar, at çeşitleri, at anlatılarıyla doludur. Dün olduğu gibi bugün de anavatandakiler ve yeryüzünün her bir yanına dağılmış olanlar için bir tutkudur, ilgidir at. Bilinen manada sosyal hayatı düzenleyen sözlü kurallar bütünü olmanın ötesinde anlam ve fonksiyonları bulunan Xabze Çerkes'in atla olan ilişkisini de kurallara bağlamıştır. Çerkes ata nasıl biner, nasıl iner, attan düşerse ne olur, eğer nasıl kullanılır, kamçı ne şekilde tutulur...? Bunların hepsi bir takım kurallarla çerçevesi çizilmiş konulardır. Öncelikle Kafkas at cinsinin ayrımı üzerinde durmak gerek. 

Dünyadaki tüm at ırkları eski çağlarda sürüler halinde doğada yaşayan yabani atların evcilleştirilmesi yoluyla elde edilmiştir. Doğal olarak farklı coğrafyalarda mutasyonlar geçirerek birbirinden ayırt edici özellikler kazanan at ırkının ağır kanlılar ve sıcak kanlılar olarak ikiye ayrılması alışılagelmiş bir sınıflandırmadır. 

Kafkasyalılar tarafından kullanılan atların atası Tarpan (equus gmelini) adı verilen ve Kafkasya'nın kuzeyindeki düzlüklerde yaşayan at cinsidir. Sıcakkanlı doğu atlarının kanını taşımakla birlikte dağlar arasındaki düzlüklerde dolaşan yılkıların Arap ve Anadolu atlarına göre daha az kırma olduğu taşıdığı ayırt edici özelliklerden anlaşılır. Çerkes atları küçük cüsseleri, ince ayakları, çeviklikleri ve uzun yola dayanıklılıklarının yanında hastalıklara karşı zayıf olmasıyla da saf kanlığını ispat eder. Bu at cinsine Çerkesler Şagdiy veya Huare (saf kan Kabardey atı) adını verir. Kafkasya'ya giren işgalci güçlere karşı verilen savaşlarda yerli halkın direnişinin temel dinamiklerinden biri bu at cinsinin dayanıklılığıdır. Çerkesler'i sürgün yıllarında Kafkasya'dan Mısır'a, Ürdün'e kadar uzanan yollarda sırtında taşıyan da bu attır. 

Ata dair xabze kurallarından bazıları şunlardır: Genel olarak Çerkes ata sağdan biner sağdan iner. Binicinin soldan inmesi kötü bir haber geldiğini düşündürür. Eğer üzerinde duruş dik olmalıdır. Dizgin tay derisindendir ve iki elle tutulmaz. Sol elle dizgin hakimiyeti sağlanır, sağ elde kamçı bulundurulur. Kamçı gümüş sap, deri kırbaç ve manda derisinden çınttuhempe adı verilen şaklayıcı parçadan oluşur. Yüzük parmağı kamçı bağına geçirilerek elden düşmesine izin verilmez. Veya kamçı sapındaki bağ bileğe geçirilir.Yaşlılar kamçıyı sağ elde tutup kırbaç kısmını atın boynunun sol tarafına aşırabilirler. Kamçıyı sarkıtmak yakışıksız görülür. Binici atın yanında kamçıyı toplu tutmaya, kırbaç kısmını ata göstermemeye dikkat eder. 

Kamçı ile ata hızlı vurmak boyun ve kuyruk civarını kamçılamak hoş karşılanmaz. Kadınların ve yaşlıların yanında ata hızlı vurmak ayıptır. Ayrıca Çerkes kamçının küçük bir hareketiyle atın binicinin isteğini anlamasını istediği için atı kamçı darbesine alıştırmaz. 

Iki atlı karşılaştığında eğerlerinden hafifçe doğrularak birbirlerini selamlarlar. Atlı, kendisini karşılamak üzere bekleyenlere direkt karşıdan yaklaşamaz, kalabalığın sol tarafından yaklaşır ve onları sağa alır. Topluluğa karşı at oynatmak, koşturmak, kamçılamak ayıp görülür. Hele kadınlara atla yaklaşılmaz, yanlarından hızlı geçilemez. Bir gencin yaşlıların yaya olduğu yerde atla yanlarından geçmesi de yemux olarak değerlendirilir. Atlılardan kendisine saygı gösterilen kişi sağ tarafta durur. 

At koşumları da Çerkesler'de özgünlük sergiler. Çerkes eğerinin (Uane) ön ve arkası iki çıkmalıdır ve bu yönüyle Asya ve Avrupa eğerlerinden farklıdır. Bu özellik binicinin at üzerinde sabit kalmasını sağlar. Eğer iskeleti sağlam olması açısından dişbudak, çam gibi sert tahtalardan yapılır. Ön ve arka çıkmaları arasına siyah veya kahverengi sahtiyan kaplanır. Eğerin içi keçeleşmemesi için at yelesi veya geyik kılı ile doldurulur. Dikiş tay derisinden sicimle yapılır. Bağlar da aynı şekilde tay derisi sicimleridir. Eğerin altına mutlaka Şışetl adı verilen işlemeli örtü örtülür ve atın belini eğerin incitmesi önlenir. Eğer üzeri metal işlemelerle kaplı deri bağlarla atın göğsüne bağlanır. Eğer kaşları arasındaki bir başka bağ da yamçının bağlanması için kullanılır. Üzengi (tlerığ) eğerden sarkıtılır ve sadece ayak uçları girecek şekilde küçük yapılır. Ayağın tamamının girmesi binicinin hareket serbestisini azaltır ve düşmesi durumunda sürüklenir düşüncesiyle üzengi küçük yapılır. Mahmuz çoğunlukla kullanılmaz. Koşu ve savaş atlarında Şıhueu adı verilen gem kullanılır ve atın damaklarından geçirilir. 

Huare (yağız at), Brul (kestane rengi), Ptseğopl (doru) at cinsleri gözde tutulur, Pehu adı verilen sakar alacalı at makbul görülmez. Misafir olarak gelen atlı konuk olacağı hanenin girişine kadar atla gelemez. Kamçıyı evin giriş kapısının açılma yönündeki askıya asar. Şayet kamçının ucu kapıya yönelik asılırsa bu misafirin kalıcı olmadığı anlamına gelir. Kamçının sapı kapıya yönelikse misafir kalıcıdır. Ev sahibi hazırlık yapmalıdır. Ayrılırken atın arkasını ev sahibine çevrilmez. At bir iki adım geri hareket ettirilir ve ağır hareketlerle uzaklaşılır. 

Modern çağın insan yaşamından alıp çıkardığı önemli güzelliklerden biri olan at hala Çerkes halkı için önemini korumaktadır. Çerkes halkının hareketli ve hüzünlü tarihinin canlı bir şahididir at. Hala en çok Çerkes'e yakışır at. Onu sırtına aldığı zaman taçlanır, hızlanır. Savaş meydanlarında olmasa da hipodromlarda birlikteler, haralarda birlikteler, at yarışı kuponlarında birlikteler. Kısacası Çerkes ve at ikilisi birlikteliğini modern boyutlara taşıyıp sürdürmektedir


Hazırlayan: ShuZago ŞI XHABZE (At Xhabzesi) 

XASE (Kurultay) 

*Toplantıyı yönetmek üzere en az üç kişilik bir kurul seçilir. (Tamade/Thamade: Başkan, Thamate guadze/Thamade Khuedze: Başkan yardımcısı, Pşeriha/ Pşşaf'e: Yaver, ulak) Başkan toplantıyı yönetir. Herkese söz verilir. Genel eğilime göre farklı görüş ileri sürenler ikna edilmeye çalışır. Tam ikna olmayanlar bile nezaketen çoğunluğun görüşüne katılır ve kararlar oybirliğiyle alınır. Alınan kararlar delegeler tarafından aileye, aile bireylerine tebliğ edilir. Artık kararlara uymak zorunludur. Bu zorunluluğun temel nedeni saygı, özsaygı ve sözünde durma ilkesine dayanan disiplin anlayışıdır. Toplantıya katılan ve kendisine söz hakkı verilen kişi, kendi iradesi ile o kararın oluşmasına katıldığına göre; bundan sonra öyle yapacağına söz vermiş olmaktadır. İyi bir Çerkes sözünde durmalıdır,öyleyse bu karara uymaması sözünde durmamak anlamına gelecektir. Sözünde durmamak ise onur kırıcı, aşağılık bir davranıştır. Kişinin kendisine saygı duymaması anlamına gelir. 

*Alınan karar, kişinin kendi görüşüne aykırı bile olsa, çoğunluğun aldığı karara uymak, topluma saygının gereğidir. (Fahri HUVAJ) 

*Adige toplumu, örgütlü bir toplumdur. Xhabzeye göre iki kişi birlikte bir iş yapacak olsa, biri thamade, diğeri yardımcısıdır (khuedze/guadze). Her iş olabildiğince grup halinde yapılmaya çalışılır. Her ailenin, mahallenin, köyün, bölgenin ve ülkenin bir thamadesi vardır. Ayrıca yapılacak işlere ve toplum kesimlerine göre grup thamadeside (Gup thamade) olur. Düğün thamadesi, gençlerin thamadesi, genç kızların thamadesi vb. gibi. (Fahri HUVAJ) 

*Thamadelik, yalnızca bir saygınlık statüsü değil aynı zamanda bir görevdir, bir sorumluluk ve yükümlülük ifade eder. Dolayısıyla thamadelik bir külfettir de. Bu nedenledir ki; hem bu külfetten esirgenerek korunması, hem de thamadenin saygınlığından yararlandırılmak üzere, bir bakıma eylemsi, thamade denilebilecek bir Nexhıjj Thamade (Yaşlı Thamade) statüsü vardır. Thamade kim olursa olsun, yaşlı thamade daha saygın yerde, thamadenin sağında ve doğal danışmanlık konumunda bulunur. 

*Adige toplumunda; bilgisi, birikimi, yeteneği, dirayeti ne olursa olsun her yaşlı daima saygıdeğerdir ve saygı görür. Yaşlıya kayıtsız, şartsız saygı esastır. Ancak itaat yaşlıya değil, thamadeye, yani fiilen toplumu yöneten, sorumluluk taşıyan kimseye yapılır. (Fahri HUVAJ) 

*Selamlaşma sözlerinden sonra söylemler gelen "yeblağe/gyeblağe" söylemi "yaklaş", "yakınlaş", "akraba ol", "akraba arasına katıl", "yedi kuşak arasına gir" anlamlarına gelir. "L'ewıjjır bjjiblç'e mawe: Soy/gen yedi kuşak öteye sıçrar deyişi hem tıbbi/genetik bir yaşam pratiğine, bilimsel ve teknolojik bir düzeyde işaret eder, hem de Adigelerde ki geniş akrabalık anlayışını belirtir. Adigelerde aynı soydan gelen yedi kuşak, akraba sayılır ve bu akrabalar arasında evlenme olmaz. Bu anlayışın tam olarak geçerli ve egemen olduğu dönemlerde Adigelerde doğuştan, zeka engelli veya özürlü insanların görülmediği, yabancı gözlemcilerin tespitlerindendir. (Fahri HUVAJ) 

*Bilindiği gibi ailede çocuğun eğitimi, babadan çok dede-nine, amca-dayı vb. büyüklere, aileye aittir. Çocuk, bu geniş aile ortamında eğitilir ancak bu tür genel ve doğal eğitim de yeterli olmadığından, çoğu zaman aileler annesine bağımlılıktan kurtulan çocuklarını eğitilmek üzere, güvendikleri başka bir aileye gönderirler. 10-12 yaşlarına kadar özel bir özenle yetiştirilen ve eğitilen çocuk, o ailenin P'uru yani Khan'ı olur. 10-12 yaşında özel hediyelerle ve törenlerle çocuk kendi ailesine götürülür, teslim edilir. Bu ilişki nedeniyle iki aile akraba haline gelir. (Fahri HUVAJ) 

*Eve misafir geldiğinde genç neslin masaya oturması yasaktı. Bunun yerine misafirlere bakmakla yükümlüydüler. Gençler, kendinden büyüklere karşı doğrudan konuşamazlar ya da onların tartışmalarına giremezlerdi. Sadece doğrudan soru sormalarına izin veriliyordu. (Zarina KANUKOVA) 

*Beklenen çocuğa saygı, annenin hamileliğinden başlamaktadır. Hamile kadına ağır işler yaptırılmaz. Daha çok egzersiz niteliğinde hafif işler yapmakta serbesttir. Hamile bayanı üzecek ve strese sokacak her şeyden uzak durması sağlanır. Hamile kadınlara yaşlı kadınlar tarafından bilgi amaçlı öğütler verilir. Kadının hamileliği son iki aya kadar gizlenip, son aylarda ebelere kontrol ettirilir. Ebe, doğumu kolaylaştırmak için hamile kadını, iki karış yüksekten atlatır, tek ayakla sektirirdi. Çocuk, doğumdan sonra ağlamazsa, çocuğu ağlatmak için yüzüstü yatırılıp poposuna vurulur. Çocuk doğduktan sonra, göbeği kesilir, akan kan, çocuğun koltuk altına, kulak arkasına ve apış arasına sürülürdü. Bu kan mikropları öldürüp, çocuğun sağlıklı büyümesini sağladığına inanılırdı. Doğan çocuk, göbek bağı 
kesildikten sonra akarsuya götürülüp batırılırdı. Doğan çocuk için, babası tarafından bir meyve ağacı dikilirdi. (Kayseri K.K.Derneği web sitesi) 

*Kız çocuklarının 9 yaşından itibaren bellerine Kuenshıbe (19. yy.ın sonuna kadar) denilen korse bağlanırdı. Kızlar gelişip büyüdükçe bu korse enine genişletilmez boyuna uzatılırdı. Bu, kız çocuğunun fiziki görünümünün düzgün ve güzel olmasını sağlardı. Bu korse, özellikle Pssı ve Werkh kızları için ihmal edilmez bir uygulama olurdu. (Kayseri K.K.Derneği web sitesi) 

Ata dair xhabze kurallarından bazıları 
*Genel olarak Çerkes ata sağdan biner sağdan iner. Binicinin soldan inmesi kötü bir haber geldiğini düşündürür. Eyer üzerinde duruş dik olmalıdır. 

*Dizgin tay derisindendir ve iki elle tutulmaz. Sol elle dizgin hakimiyeti sağlanır, sağ elde kamçı bulundurulur. Kamçı gümüş sap, deri kırbaç ve manda derisinden çınttuhempe adı verilen şaklayıcı parçadan oluşur. Yüzük parmağı kamçı bağına geçirilerek elden düşmesine izin verilmez ya da kamçı sapındaki bağ bileğe geçirilir. 

*Yaşlılar kamçıyı sağ elde tutup kırbaç kısmını atın boynunun sol tarafına aşırabilirler. Kamçıyı sarkıtmak yakışıksız görülür. Binici atın yanında kamçıyı toplu tutmaya, kırbaç kısmını ata göstermemeye dikkat eder. Kamçı ile ata hızlı vurmak boyun ve kuyruk civarını kamçılamak hoş karşılanmaz. Kadınların ve yaşlıların yanında ata hızlı vurmak ayıptır. Ayrıca Çerkes kamçının küçük bir hareketiyle atın binicinin isteğini anlamasını istediği için atı kamçı darbesine alıştırmaz. (Kafkas Vakfı web sitesi) 

*İki atlı karşılaştığında eyerlerinden hafifçe doğrularak birbirlerini selamlarlar. Atlı, kendisini karşılamak üzere bekleyenlere direkt karşıdan yaklaşamaz, kalabalığın sol tarafından yaklaşır ve onları sağa alır. Topluluğa karşı at oynatmak, koşturmak, kamçılamak ayıp görülür. Hele kadınlara atla yaklaşılmaz, yanlarından hızlı geçilemez. Bir gencin yaşlıların yaya olduğu yerde atla yanlarından geçmesi de yemux olarak değerlendirilir. Atlılardan kendisine saygı gösterilen kişi sağ tarafta durur. 

*Huare (yağız at), Brul (kestane rengi), Ptseğopl (doru) at cinsleri gözde tutulur, Pehu adı verilen sakar alacalı at makbul görülmez. Misafir olarak gelen atlı konuk olacağı hanenin girişine kadar atla gelemez. Kamçıyı evin giriş kapısının açılma yönündeki askıya asar. Şayet kamçının ucu kapıya yönelik asılırsa bu misafirin kalıcı olmadığı anlamına gelir. Kamçının sapı kapıya yönelikse misafir kalıcıdır. Ev sahibi hazırlık yapmalıdır. Ayrılırken atın arkasını ev sahibine çevrilmez. At bir iki adım geri hareket ettirilir ve ağır hareketlerle uzaklaşılır. (Kafkas Vakfı web sitesi) 

Adige xhabze Gelin çıkarma 
*Gelini getirmek üzere teşkil edilen alaya delikanlı bütün akranını davet eder. Alaya kendisi dahil olamaz ise de genç kardeşleri, genç dayı ve amcaları alaya iştirak ederler. Gelini getirecek araba ile delikanlının hemşiresi yahut akrabasından bir iki kız ve kadın ile hizmetçi kız gider. 

*Kız yakın köyden getirilecek ise alay sabah gidip akşama döner. Gelin ekseriyetle cuma, bazen de perşembe veya pazartesi akşamları eve getirilir. 

*Alayın şerefine o gece tertip olunan danslara gelini almağa gelen kızın bilhassa çok oynaması şart gibidir. 

*Gelin alayının hareket zamanı gelince bütün heyet gelinin çıkacağı kapı önünde at üstünde hazır bulunur. Delikanlının küçük kardeşi, yahut yakın akrabasından bir genç odaya girer. O dakikadan itibaren yeni gireceği aile ve kabileye karşı bir prenses tavrını almış olan gelinin koltuğuna girerek oturduğu yerden kaldırır. Gençlere mahsus bu merasime ihtiyarların karışmaması alışılan ve olgunluk sayıldığından gelinin yanında annesi ve babası değil yaşlı akrabası bile bulunmaz. 

*Gelinin geçeceği yol üzerinde zengin ve asil aileler kıymetli kumaş sererler. Ağır ağır gelini koltuğunda odanın kapısına doğru getiren genç devamlı surette etrafa para serper. Çerkeslerde güveyin koltuğa girmemesi, orada hazır bulunacak olan yaşlılara saygı gösterme fikrinden ileri gelir. (Nart) 

Kız kaçırma 
*Ebeveynin kızını vermek istememesi üzerine çiftler, gece kaçmaya karar verirler. Bu halde delikanlı arkadaşlarını alarak gizlice kızın evine giderler. Muayyen saatte kız dışarı çıkınca ata bindirirler ve köyden uzaklaşırlar. Gelin götürmeye mahsus şarkı ve marşları söyleyerek, silah atarak delikanlının köyüne gelirler. Uyanan köy ahalisi de her taraftan silah atarak bu yeni misafiri selamlar. Kız delikanlının yakın akrabalarından biri tarafından at üzerinde götürülür. Güvey bizzat götürmez. (Nart) 

*Çerkesler başka milletlerden kız almaya ve başka milletlere kız vermeye fazla sıcak bakmazlar. Çerkeslerin evlenme geleneklerinde "Yeplıxi kaşe, depleyi yet" yani "Aşağı bak al, yukarı bak ver" kaidesi esastır. Bu erkeğin kadın sayesinde değil, kadının erkek sayesinde refah görmesi anlamına gelir. Erkeğin mevki ve servetçe daha altta olan kızları eş seçmesini öngören bu kaide, Çerkeslerin kızlarına paye verme konusunda ne kadar hassas olduklarının göstergesi sayılır. (Maksudiye Derneği Web Sitesi) 

*Düğüne davet edilen konuklara gönderilecek olan davetiyelerin, damadın düğünden önce bir arkadaşının evine misafir olarak gitmesi, gelin geldikten sonra misafir alan evin düzenlediği bir törenle baba evine getirilmesi geleneğine uygun olarak, damadın yakın arkadaşları tarafından dağıtılmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Gelin ve damadın düğüne katılmaması geleneğinin devamı ise salon düğünü açısından oldukça zordur. Çünkü düğünlerimiz toplumsal değişimin etkisiyle eskisi gibi haftalarca sürmüyor. Bir sorun da akrabaların sık görüşemiyor olmalarından, yakınının düğününe gelen davetliler gelin ve damadı bir arada görmek konusunda hemfikirler. Fakat çiftlerin özellikle de gelinin oynamaması hala korunan ve korunması da gerekli olan bir geleneğimizdir. (Ayşe MERMERCİ) 

*Gelin "legune"ye (gelin odası) alınırken, "woridade" denen sembolik ağıt kol kola girilir söylenirdi bunu genelde "köy ozanı" denilebilecek, beyitler, hikayeler,ağıtlar açısından donanımlı kişiler yapardı. Woridade kökeni hakkında anlatılan söylence şu şekildedir; 

Worilerin aksakallı nur yüzlü köyünde ve cemiyetinde çok sevilen yaşlıları bir gün hastalanır onu çok seven akrabaları, torunları ve köylüleri başında ağlaşırlar, ihtiyar adam nurlu gözlerini son bir kez açar ve kendisini toparlayıp hafifçe doğrulur ve şöyle der; 
- Benim için üzülmeyin, kaygılanmayın ben ömrüm boyunca bir çok güzellik gördüm. Çocuklarımın yetişip iyi birer cemiyet adamı olduklarını gördüm. Gelinlerimin hepsinin geldikleri aileye de bize de yakıştığı gibi olduklarını gördüm.Torunlarımın soyumuza ve milletimize göre yetiştirildiğini gördüm, daha ne isteyebilirim ki? O yüzden ben öldüğümde benim için ağlamayın. 

İhtiyar adam bu sözlerinden sonra gözlerini hayata yumar, vasiyeti üzerine yakınları onun için ağlamazlar "Woriha Ya dade maxo" (Worilerin ömrü uğurlu/aydın geçen dedesi) ağıtıyla defnedilir. 

Daha sonra köye getirilen her gelinin ömrü Wori Dade'nin ömrü gibi refah ve huzur içinde geçsin denilerek bu ağıt gelini evine alma merasiminin bir parçası olur 

Günümüzde "Woridade" geleneği yok denecek kadar azalmıştır. 
Hazırlayan: ShuZago (Anlatan Zekiye TOK)

Çerkes kızlarının sosyal durumu hiç bir ulusun kızlarına benzemez. Doğuda kızlar kapalı, örtülü ve hapis, batıda güvensiz bir özgürlüğe sahip. Çerkes kızları ise tam bir gelecek ve özgürlüğün sahibidir. 

Mr.Longworth gibi Avrupa mantığı ile kadını düşünen bir kişi bile bu derece geleceği çok görür ve Avrupa kadınlarında bu kadar özgürlüğün olmadığını söyler. Mr.J.Bell ise ''Çerkes kadınlarının tavır ve hareketinde İslam usulü galiptir. Ancak Çerkes kızları eski Çerkes geleneklerine tümüyle bağlı olup Avrupa'nın özellikle yüksek tabakasına mensup kadınlarına, tavır ve hareketine tümüyle uyuyorlar'' diyerek Çerkes kızlarının yaşam biçimini övüyor. Doğallıktan gelen bu yaşama biçiminin eleştiriye değer bir tarafı yoktur. Çünkü hukukuna sahip, kişilikli her bir kadın için en doğru yol budur. Çerkes kızları da Çerkez delikanlıları gibi kendini gösterme, üstün gelme, daha yüksek dereceye erişmek aşkını taşırlar. Hiçbir konuda ikinci kalmamaya çalışırlar. 

Kızlar ailenin en nazlı bir bireyidir. Peder çocuklarından yalnız kızlarına yumuşak davranır. Anne bütün şefkat ve dikkatini ona yöneltir. Kardeşleri taparcasına severler. Aile içinden hiç biri bu aziz konuğun gönlünü kırmaz. Kız annesinin bir görev arkadaşıdır. Ona her konuda yardım eder. Dikiş tümüyle kıza aittir. Hatta kızı olmayan komşuların dikişlerine de yardım eder. İplik eğirmek, şayak dokumak kızın görevlerindendir. Aile bireylerinin elbiselerinin temiz olması, yırtık bulunmaması, konuk ve oturma odalarının yılda birkaç kez badana edilmiş olması, konuk odası yatak ve takımlarının temiz bulunması, kızın ününü ve değerini artırır. Çünkü Çerkesler; kızların değerini güzelliğiyle değil ev kadını olabilmek için gösterdiği yetenekle değerlendirdikleri için kızlar tembel ve beceriksiz, havai olmamaya, son derece aktif ve temizliğe uymaya zorunludurlar. Köylü yaşamı yaşayan ve genellikle zengin olmayan Çerkesler'in yalın ve rahat küçük evlerinde görülen ve ruhu okşayan temizlik ve özen, kadınların yoktan var ettikleri gönül çekici düzenlerle ve güzelleştirmelerde herhalde takdire değer. Yüksek bir terbiye ruhunun orada hâkim olduğunu gösterir. 

Kız erkeklere armağan verir ve armağan alır. Bu biçimde arkadaşlarıyla bir erkek gibi diyalog kurabilir. 

''Mamrukaya şaş'' adıyla tanınmış bir kız, birçok isteklileri varken ''bir adam için bu kadar arkadaştan nasıl vazgeçeyim'' diye geç yaşına kadar evlenmemiştir. Bu söz Çerkes kızlarının evlenmeden önce geleceklerini, evlendikten sonra kocalarına, anneliğe ne derece samimiyetle sevgi beslemek ve sadık kalmak istediklerini gösterir. Doğuştan zeki olan Çerkez kızları konuşmalarında gayet zarif nükteler yaptıklarından, delikanlıların en korktukları şey kızların karşısında zor durumda kalmalarıdır. Konuşma özgürlüğü içinde genellikle şakalı, ancak ince bir üslup kullanılır. Kaba tavır ve söz sevilmez ve ayıp sayılır. Bunun için inceliğe son derece önem verirler. Delikanlı kızlarla serbest görüşmeyi, onların iltifatlarına mahzar olmayı kendileri için bir hak sayarlar. Mr.Longworth Çerkes kızı ve delikanlılarının bu serbest kaynaşmasından söz ederken akla gelebilecek olanları açıklayarak; ''Honi soit qui maly pense'' yani ''Bundan kuşku duyana lanet olsun" diyor. 

Çerkez kızlarını görmemiş bazı Avrupa yazarları Çerkes kızlarına kama taşır diye bir değerlendirme yaptılar. Bu olacak şey değildir. Oysa bu kızların tek silahı namusudur. Onun namus sevgisi önünde her şey saygıyla eğilir ve bir kızın namusunun lekelendiği görülmemiştir. Mr.J.Bell'de Çerkes kızları göğüste çapraz gümüş düğmelerle iliklenmiş sıkı montları ile, sırma şerit ve gümüş topla süslenmiş taçlarıyla bir savaşçı gibi görünürler. Ancak saldırgana karşı bütün silahları yüksek namuslarıdır. Bu giysi içinde saç örgülerinin belden aşağıya uzanması, nazik hareketleri, özellikle uzun boylu kızlara gerçekten zerafer özelliği veriyor. Kızlar sürekli yüzleri açık olarak gezerler. Ancak öyle arsızca erkek kalabalığına asla girmezler. Erkekler dolu olduğu halde konuk odasına, yaralıya hizmet etmek üzere geldiğini defalarca gördüğüm güzel ve uzun boylu kız orduda arkadaşlarına karşı bu sekeri görevi yapan ''ORLEAN KIZLARINI'' bir kaç defa aklıma besttir. Evinde erkeklerin ziyaretini kabul eder, konuğa saygı gösterir. Ancak bu konuda yalnız ana ve baba değil, ailenin büyüklerinden kimse yanında bulunmaz. Aslında kızın bulunduğu topluma ana-babanın girmemesi gerekir. Bunun için kızı düğünde bulunan baba dans yerinde bulunamaz, babanın yanında kızın oynaması saygısızlık diye nitelendirilir. 

Jabaghi Baj 
Çerkesler Kitabından

Delikanlı tabiri Çerkesler'de rüşt çağı gelmiş genç anlamında kullanılmaz. Çünkü Çerkes çocukları on yaşını geçince artık delikanlı sayılır. Kendilerinden mertlik vasıfları beklenir ve istenir. Bu konuda Çerkes terbiye usulleri rekabet kabul etmez. 

Mersiyeleri, şarkıları hala dillerde dolaşan Prens Pşikoy Rus Ordusuna saldırarak Baş Kumandan Meşhur General Zass'ı atından attığı, generalin bindiği atı alıp getirdiği, kanlı savaşta üç defa at yararak değiştirdiği, fakat kendisi yorulmayarak: "Atımı sevgilime götürünüz. başkaları tuzlu su akıtırken kendisi kanlı su akıtsın. "diyerek şehit olduğu zaman henüz reşit olmamıştı. muhtelif savaşlarda sekiz yara almış olan Aşereluk şehit olduğunda on dört yaşındaydı. Çocukların yükseklik derecesini gösteren bu gibi cesaret eserleri pek çoktur. Onlardaki bu yeteneği tabiatın onlara verdiği özel bir imtiyaz olarak kabul etmek yerindedir. Çünkü yüksek bir ruh taşıyan Çerkes delikanlısının kuvvetli karakteri hiç bir konuda başkalarından geri kalmasına izin vermez. Kendisne şeref oluşturacak tek aracın soyu ve serveti değil, çok güzel vasıflar olduğunu bilir. Bundan dolayı Çerkes delikanlılarının hepsinde üstünlük iddiası ve şöhret eğilimi fazladır. Harp meydanında, meclislerde, toplantılarda, eğlencelerde yüksek terbiyesiyle, yüksek karakteriyle akranına yüksek olduğunu göstermeye çalışır. 

Delikanlı haya sahibidir. Fakat acizlik bilmez. Uyuşuk ve sessiz hayatı sevmez. ezeli hürriyet diyarı olanbir yerde doğup büyüdüğünü takdir eder. Hareketli ve faal bir muhit içinde canlı ve hareketli olması gerektiğini bilir. Bundan dolayı muhite uymaya gayret eder. Kendisine söz düştüğü zaman serbestçe meramını ifade eder. Özellikle umumi yerlerde güzel söz söylemek Çerkeslerce pek şerefli bir özellik sayıldığı için, o gibi yerlerde sıkılmak, kekelemek, beceriksiz davranmak delikanlı için büyük bir ayıp ve kusur sayılır. Bundan bahsederken Mr. Bell aynen aşağıdaki açıklamayı yapıyor: 

"Meclislerde halk işlerini görme esnasında büyük bir topluluğa karşı insanların hiç sıkılmayarak kolaylıkla anlatıcı ve hitaabelerde bulunması beni hayran bırakmıştı. bu güzel örnek hurriyette, toplulukların çokça olmasına, umumi çıkar için herkesin büyük ilgi göstermesine yorumlanabilir. Serbest nutuk çekenler içinde hepsinin üstünde iki kişi mertçe, hatip tavırlar ile benim şimdiye kadar ayan ve millet meclislerinde, avukatlar toplantılarında, tiyatro sahnelerinde temayüz etmiş olarak gördüklerimin hepsine rekabet ederler. " 

Kambl, Talma, Keen bile, Adler Prens'i Ali Bey'in o mıntıka namına seçilen kırk zatın başında olarak meclisin ortasında asılı duran Kur'an'a yaklaşarak asilane bir eda, yüksek bir vekarle hitabesini teyit, sonra büyük bir saygıyla döndüğünü görselerdi hayret, belki de istirkap ederlerdi. 

Çerkesler'in Washington'u olan meşhur Degumko Hacı Giranduk'u tekrarlanmış hitabelerde bulunurken ilgilendiği meseleye ait derin düşüncelere daldığı halde keskin kara gözlerinin sakin bakışını, kendisine verilen şiddetli cevapları soğukkanlılıkla karşıladığını izah ve ispata lüzum gördüğü noktalarda deliller göstermeye ve iddiaları ret ve çürütmeye izin vererek sakin bir şekilde oturan ak sakallı Thamatelere itidalle, fakat metanetle meseleyi açıkladığını gören her fert, onun dehasının lüzumunda herkese üstünlüğünü ne kadar açık bir surette ispat edeceğini anlar. 

Bu iki genç yaşarlarsa ( çünkü her ikisi korku bilmeyen cengaverlerdir. )bu taraftaki işlerin baş çeviricisi olmak hakkında yükseleceklerdir. Özellikle Berzeg Giranduk kuvvetli karakteri ile gençlerin özel müzakerelere iştiraklerine karşı olan ihtiras fikrine şimdiden galebe çalmıştır. Bu iki şahıs kuvvetli mizaçlarıyla beraber mertliğinde birer örneğidir. Herikisi vatanseverlikte samimi, umumi hareketleri tenkitten uzaktır. Asil tavırlarıyla nazik hareketleri, iyiliklerle dolu bir terbiyenin birleşimiydi. 

Uzun boylu kuvetli ciğeri sebebiyle (altı kadem üç pus irtifaında olup geniş omuzları Herkül'e benzer) eski devirlerde bile emsali nadir bulunur bir şampiyon olan Arslanbi'de Keğaş-Qegeş Vadisi Reislerindendir. Serbest, canlı, konuşmada akıcı bir hatiptir. Kendisi alınan yeni kararları kabul etmek üzere orada toplanan Azra'lılara haber vermek için görevlendirilmişti. Bu görevi tam bir Stentor (şimşek sesiyle şöhret bulan bir zatın adıdır)'a layık bir şekilde yaptı. Her maddenin başında söylediği şeylere iyi dikkat edilmesi için yüksek sesle bağırmak suretiyle sonuna kadar dikkat ve sessizlikle dinletti. Etrafını susturarak asıl meseleye dönmesi bizim parlamento seçimlerinde söylenen nutuklara benziyordu. 

Adhenkum'da toplanmış olan millet meclisinde nutuk verenlerden bahseden Mr. Longvors 'te Şapsıgların Demosten adını verdikleri NEŞU hakkında (bir defa nutka başlıyınca o adar tatlı söylüyor ki memleketlerindeki balları yemiş zannedilir) Demosten gibi jest yapmıyor fakat "ahenkdar hitabeti meclisin yanında akan derenin sesiyle aynı ahenktir" diyor. 

Güzel söz söylemeye, serbest hitabete alışmak için delikanlılar, ormanlarda ağaçlar arasında alışmasını yaparakserbestçe söz söylemek, melis huzuruna vakur girip çıkmak alışkanlığını almaya çalışırlar. Meclisler delikanlılar için edep okuludur. Meclisler açıktır. Gençler orada gördükleri usulleri gerekli gördükçe göstermeye hazırlanmak zorundadırlar. 

Mr. Bell diyorki:"Çerkesler fikirlerini canlı, çoğunlukla açık ve süratli bir şekilde ifade etmek konusunda büyük bir üstünlük gösteriyorlar. Halk, doğaları gereği münakaşa ve müzakereye alışkın olduklarından çok defa küçük şeyler için tartışma olur. 

İşte bu terbiyenin sonucu olarak delikanlıların tavırlarında doğal bir serbestlik, uydurma değil gerçek bir kibarlık görülür. Başka milletlerde hükümdar dairelerine mahsus sayılan yüksek nezaket ve inceliği Çerkes delikanlıları öyle iki yüzlülük muhitinde değil özgürlük anıtı saydıkları kutsal ormanların saf ve sakin bağrında öğrenirler. Bundan dolayı hareketlerinde riyakarlık görünmez, temiz bir doğallık gösterir. 

1837 tarihinde Güney Rusya'da steplerde seyahat eden Homer de Hil Ekaterinodar'da bir baloya ilk defa katılmış olan birkaç dağlı Çerkes'in ömürlerini böyle sosyetelerde geçirmiş centilmen gibi gayet serbest ve nazik hareket ederek dikkatini çektiklerini takdirle yazıyor. Bunun gibi terbiyeleri tetkik eden her fert fikirlerinde birleşiyorlar. 

Nefse hakimiyet Adighe olmanın birinci şartından olduğu için Adiğe Delikanlısı hiçbir hareketinde kötü alışkanlıklara düşmez. Her konuda VERKIĞ yani kibarlık onun rehberi olur. çünkü kibarlığı ihmal etmeyi insanlığı bırakmakla bir tutar. 

Adige Delikanlısı korku bilmez. Kalp, akıl, irade onun için esas olduğu gibi ceareti cahilane değil akıllıca yapmak ister. Bundan dolayı Çerkesler "Cesurdan korkma, o cesaretini haklı işlerde mücadelede gösterir. "derler. Delikanlının medeni cesarete malik bulundukları hususundaki Mr. Bell'in evvelce anlatılan sözleri de dikkate değer. Onlarda korku büyük bir kusur sayılır. 

Çerkes Delikanlıları'nın kahraman yetişmesindeki amillerinden biri de şiirleridir. Onlarda şehvani hislere taalluk eden şiirler yoktur. Oyun havaları haricinde bütün şiirleri yiğitliğe, iyiliklere ait methiye ve taşlama ile ağıtlardır. 

Her olay üzerine Çerkes şairleri olayda kendini göstermelerinin mehdini, beceriksizlik gösterenlerin taşlamasını gösteren şiirler söylerler. Böyle şiirler erkek kız herkesin dilinde dolaşır. hemen her misafir odasının eşyasınsın biri de Çerkes Kemençesi (Phapşine) dir. Her cemiyette kahramanlarınismi ihtiramla söylenir, bedbaht beceriksizliklerin de adları alay ile tekrar edilir. Bu hareket delikanlıların faziletli terbiyesine büyük tesirler yapar ve delikanlı bu methiyelerde ismi geçsin diye harikalar göstermek aşkını taşır.

Evinize, büronuza konuk geldiğinde onu apartman girişinde karşılamalısınız. Konuğunuzu alacağınız odaya kadar (sizden yaşça büyük olsa da) onun önünde giderek yol göstermelisiniz.

Herhangi bir kapalı mekana veya odaya girdiğinizde başköşeye doğru yönelmemek gerekir. Ortamın yaş durumuna göre, gösterilen yere oturmak en doğrusu. Atalarımız ne demişler; 'sıplığı dıs, gupsısey pısale', bakınarak otur düşünerek konuş'.

Bulunduğunuz ortamda sizden küçüklerde olsa ayak ayak üstüne atmamalısınız.

Selamlaşırken yaşça büyükler ellerini uzatmadan el uzatmamak gerekir. Uzatılan eli iki elle sıkıca kavrayıp daha çok başınızla selamlar gibi çok hafif eğilmek gerekir.

Büyüklerin elini öpmek ve aşırı eğilmek haynapedir.

Selamlanılırken yaşı çok büyük olanların ''Nasılsın' sorusuna (erkek ise) 'iyiyim, siz nasılsınız v.s gibi bir cevap verilmez 'Jıjhamaxo wukh' (yaşın uğurlu, aydın olsun) denir. Eğer bayansa; aynı kural geçerlidir fakat ardından sizde ona 'siz nasılsınız' diye sorabilirsiniz.

Evinize gelen konuğunuz o muhitte yaşamıyorsa o muhitte ne gibi bir işi bulunduğunun (neden geldiğinin) sorulmaması sorgulanmaması gerekir.

Konuk ise; ev sahibinin kendisini ona göre hazırlaması için kalacak veya gidecek olduğunu bir şekilde belirtmek zorundadır. Eskiden Çerkes evlerindeki askılıklarda kamçı asılırken kamçının ucu evin dışına doğru bakar halde asıldıysa; konuk fazla kalmayacağını belirtmiştir. Eğer ki kamçının ucu içeri dönükse konuk bir süreliğine kalacaktır. Ev sahibi buna göre kendini hazırlar.

Konuğunuzla beraber yemek yerken ondan önce sofradan kalkmak hatta oturduğu halde yeme işini kesmek haynapedir.

Düğünlerde 'Xedze' (Düğün sahibine destek için toplanan para) toplantısında verilecek miktarı thamade belirler, iyi niyetle de olsa bu miktarın üstüne çıkmak yakışık almaz. Ayrıca yine iyi niyetle de olsa yazılan listede adını yazdırmamak yanlış olur, bu toplantının esas amacı sosyal dayanışma ve motivasyondur, her bireyin iyi niyetinin ve desteğinin belgesi o listedir.

Cenaze evinde selamlaşılmaz, beraber gittiğiniz grubun thamadesi grup adına selamı ve taziyeyi verir. Selamlaşılmaması konusu daha çok genel ilişkiler dolayısıyla cenazeye katılanlar için geçerlidir. Yakınlık ve ahbaplık derecesine göre yine selamlaşılmadan (tokalaşılmadan) baş başa taziye verilir. Zaten Çerkesler' de akrabalık ilişkileri genişçe tutulduğu için bir çok insan kendini cenaze sahibi olarak sayar ve taziyede bulunmaz, yasa ortak olur.

At üzerinde giderken karşılıklı birbirine rastlayan iki kişiden, genç olanı yaşlı olanın istikametine döner, sol tarafından biraz gerisinden takip eder. Yaşlı olan, genç olana bir isteği olmadığını belirtinceye kadar genç olanı yanında gelir. Yaşlı olanı izin verince kendi istikametine dönebilir. Bu durum yerleşim bölgesi içindeki insanlar tarafından değil de o bölgeden birbirine dışarıda rastlayan insanlar için geçerlidir. Günümüzde bunu tanıdığımız insanlarla, otogarlarda muhitimiz dışındaki şehirlerde karşılaştığımızda uygulayabiliriz.

Adigelerde bayan erkek birlikte nasıl yürür? Erkek eşi dışındaki tüm bayanları sağına alır. Kendi kızları da sağdadır. Karşılaştığınızda daha uzaktan bayan ile olan ilişkisini anlarsınız. Bu konuşmanızı, ilginizi, ilginizi gösterme üslubunu seçmenize yardımcı olur.

Adigeler üç kişi olduğunda kuıp (grup) olmaktadır. İki kişi ise büyüğün sağda olacağı ve üç kişilik gruplarda en yaşlının ya da thamadenin ortada olacağı da hemen her kültürün üzerinde anlaştığı gelenek. Ancak thamadenin sağında iki numaranın mı üç numaranın mı olacağı konusunda diğer kültürlerden ayrıldığımızı sanıyorum. Adigeler de iki numara thamadenin solundadır, üç numara da sağındadır. Genelde sağ taraf önemsendiğine göre iki numaranın solda olmasında da düşünülmeden anlaşılmayacak bir incelik vardır. Bu sıralamada kuıpın en küçüğü herhangi bir görevle kuıpten ayrıldığında sıralama için yeniden yer değişikliğini gerektirmeyecektir. Üç numaranın solda yerleştiği durumlarda görevle ayrıldığında thamadenin sağda kalması için yer değişikliği gerekecektir.

Diğer halklardan farklı olarak Adıgelerde yolda veya caddede yürürken beraber olan kişilerin yaşı, cinsiyet ve sayılarına göre bir düzen içinde olmaları gerekir. Bu sayede karşıdan gelen grubun içindeki kişilerin kim olduğu neyi temsil ettiği kolayca anlaşılır.

İster yaya ister atlı ister arabada olsun yaşlı olan (thamade) daima sağ tarafta, genç olan sol tarafta olur. Genç bir adım kadar geriden gider (yürüyüş halindeyken).

Bir kadın bir erkek beraber yürüyorlarsa kadın daima sağ tarafta olur. Bir baba balig olmamış kızıyla beraber yürüse bile ona sağ tarafı vermek zorundadır. Bir erkek hanımıyla beraber yürüyorsa hanımı kocasının solunda yer alır. Bir erkek kız kardeşi veya annesi ile yürürse onlar her zaman sağ tarafta yer alır. Bunun faydası ise, karşıdan görenlerin gelenlerin karı-koca mı, akraba mı olduğunu hemen anlamalarıdır.

İki erkek bir bayan beraber yürüyorlarsa, bayanın yaşı ne olursa olsun daima ortada yer alır. Yaşça büyük olan erkek sol tarafta genç olan erkek sağ tarafta yer alır. Böylece, genç adam herhangi bir şekilde yanlarından ayrılır veya bir görev için bir yere giderse, kadının yine sağ tarafta yer alması sağlanmış olur. Birden fazla bayan olursa yine ortada yaşlarına göre bir düzen içinde yer alırlar, erkekler yukarıda izah ettiğimiz gibi yanlarda yer alır.

Üç erkek beraber gidiyorlarsa en yaşlısı ortada, orta yaş olan solda en genci de sağda yer alır. En genç olana bir görev verilir gruptan ayrılırsa en yaşlı olan yine sağda kalır ve düzen bozulmamış olur.

İki kadın bir erkek beraber gidiyorsa (çocuk da olsa) erkek ortada olur. Kadının biri erkeğin annesi ise anne ortada erkek solda olur.

Adigelerin her vesile ile yaptığı toplantılar, gençlerin kendilerini göstermesi ve kabiliyetlerini sergilemesi için birer fırsattır. Böyle ortam içinde birbirinden hoşlanan genç kız ve erkekler sanki evleneceklermiş gibi birbirlerine iltifat ve güzel sözlerde bulunurlar. Ortam içinde sözlü şakalar yaparlar. Bazen aynı kıza bir kaç genç birlikte iltifat ederek muhabbetti artırırlar. Kızlar da gençlerin bu iltifatlarına uygun karşılıklar verirler. İltifatlarla birlikte yapılan tüm sözlü şakalara Adige Worşer denmektedir. Worşer işin gayri ciddi boyutudur. O toplulukla sınırlıdır. Worşer o anda gayri ciddi gibi görünse de bu kanaat yanıltıcıdır. Bütün eğlence ve şakalar birtakım yaptırımlara sahip olan xhabzenin kesin kuralları ile sınırlıdır. Gelişigüzel bir biçimde Worşer yapılamaz. Saygısızlık yapmak karşısındaki kişiyi en ufak bir şekilde rencide etmek yasaktır. Worşer ile başlayıp daha sonra da devam eden kaşenliklerde de birisi şaka diğeri ise ciddi kaşenliktir. Şaka kaşenliklerde kişiler ciddi olmasalar dahi sırf o toplulukta ya da ilerdeki karşılaşmalara mahsus olarak kaşen olabilirler. Burada amaç xhabze kuralları içinde eğlenmek, birbirlerini tanımak bunu yaparken de hoş vakit geçirmektir. Şaka kaşenliğinde kız ve erkek birbirlerine sanki evleneceklermiş gibi birbirlerine güzel övücü sözler söylerler. Adige worşer ile başlayıp ciddi kaşenlik sonucu Pseluh'a dönüşüp evlenenlerin sayısı da az değildir.

Adigeler bir köyden bir köye gelin almaya giderken köyden çıkışlarda müzik (mızıka, akordeon) çalınır. Fakat gelinin köyüne yetiştikten sonra müzik (mızıka, akordeon) sesi durdurulur. Çünkü o köyde daha önce haberi alınamamış olumsuz bir şey yaşanmış olabilir. Bu nedenle düğün alayı, düğün sahibinin evinin önüne şamatalı bir şekilde yaklaşılması, inilmesi uygun görülmez.

Bir çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde eline börek, ekmek gibi bir şey verilir diğer çocuklardan onu almaları istenir. Ekmek verilen çocuk vermemek için ne kadar direnirse o kadar sağlam ve mücadeleci olacağına inanılır. Bu onun hakkını vermemek için göstermesi gereken mukavemeti ölçmek ve buna alıştırmak için yapılır.

Ağır yaralı veya hastayı uyutmamak için hastanın yattığı evde kap kacakla gürültü çıkarılır, hatta köyün gençleri toplanır 'dJepşhe-Çapşı' düğünü yapılırdı. Günümüzde bu uyutmama olayı tıbben açıklanmış yaralının uyumasının metabolizmanın direncini düşürdüğü ortaya koyulmuştur.

Aynı yerleşim bölgesindeki iki sülale arasında uzlaştırılamayacak kadar derin bir husumet varsa 'wunefedj' thamade önderliğindeki yaşlıların belirleyeceği bir değer karşılığında 'mağdur eden' olarak belirlenen taraf arazilerini ve mallarını 'mağdur edilen' tarafa bırakıp hicret eder.

Heredot' un notuna göre Serakya’da Traus kolu ve Seltler'de çocuk doğduğu zaman ebeveyni onun başına toplanırlar ve yaşantısı boyunca onun geçireceği anları, insanca tabiatlarını, kaderi üzerine can sıkacak durum ve nedenleri sererler ve inleyerek, ağlarlardı. Eğer biri ölürse onu neşe içinde yere koyarlar sevinçle başında dururlardı. Bu gelenek hala Kafkasya'da vardır.

Bu gelenek zamanla form değiştirmiş yeni doğan çocuğun bahtının açık olması yönünde; aile yakını olan büyüklerin yaptığı 'huakho' (iyi dilekte bulunmak, methiye, teşvik edici konuşma) ile kıymetlendirilen bir teşrifat toplantısı halini almıştır.

Yakın tarihlere kadar uygulanan doğum sonrası merasimlerde 'guşexepxe' (Beşik bağlama) en önemli yeri olanlardan biriydi çocuk sahibi ailenin verdiği davetle tüm köy toplanırdı, kadınlar hediye getirir büyükanneye tebriklerini bildirirlerdi. Gelinin odasından çıkarılan beşikte, gelinin baba ocağından getirdiği bir hediye olur ve bu kaynanaya yani büyükanneye verilirdi. Gençler ise kızlı erkekli eğlencelerle bir yerde toplanırdı salıncak hazırlayıp odanın ortasında sallanılır, tavana asılan yağlı ipe tırmanarak, tavana iliştirilmiş para kesesini dişleriyle almak için mücadele ederlerdi. Yemek ikram edilirdi.

Düğünlerde damat saklanır ve ortalıkta görünmezdi. Hele bir büyüğe görünmek daha kötüydü. Düğünden belli bir süre sonra 'şawoyishij' (damat getirme, çağırma) yapılırdı. Burada sanki damat bir suçu olduğu için saklanmış gibi bir ince ironik bir dille formalite icabı ona seslenilirdi 'gel evladım, geri dön ne yaptıysan affettik, ekinin tarlada yanıyor, otun kuruyor' v.s gibisinden diye seslenilir damadın artık evine dönebileceği vurgulanırdı.

İslamiyet'in yayılmasıyla tamamen unutulan 'Thashue Wuic' (Büyük Tanrı'ya Wuig) den bahsedilir, gelin artık yaşayacağı evin sınırlarına girdiği anda başlatılan ve evin çevrili avlusunda gerçekleştirilen bu wuicin Uzunyayla tarihinde bilinen tek örneği Mereymkul Jamırze'nin gençlik coşkusuyla arkadaşlarını ikna ederek yaptırmasıyla görülmüştür. Bunun yaşlılar tarafından çok tepki aldığı hala anlatılır. Olay muhtemelen 1925-1930 yılları arasında bir tarihte yaşanmıştır.

Eve gelen misafir yatıya kalıyorsa eger o gün giydigi kıyafetler yol tozu taşımaktadır,başka giyecegi yoktur vb.sebeplerden ötürü kendisi odasına çekildikten sonra elbiseleri akşamdan yıkanır sabaha ütülü bir şekilde misafire takdim edilir.

Misafirlik konusunda 'misafir olunan evden ayrılırken atın yüzü eve çevrilir ve öyle binilirmiş, atın arkası eve dönük binmek büyük saygısızlık sayılabilirmiş(atlı dönemler için) ayrıyeten; misafirin yatılı kalıp kalmayacağı misafirin ayakkabısını çıkarma şeklinden de anlaşılabilirmiş, ayakkabının uc kısmı eve dönük ise kalıcı, dışarıya dönük ise kalıcı misafir değil' anlamı taşırmış'

İLGİLİ BİRKAÇ ATASÖZÜ İLE BAŞLAYALIM
1-Bzılxuğar vunağuem yi lıntxueş.
1-Bayan evin kan damarıdır.
2-Nasıpır fızıfım kıdokue.
2-Nasip kadınla gelir.
3-Vıner zığavıneri, blağar zığabılağari fızıraş.
3-Evi ev yapan, akrabayı akraba yapan kadındır. 
4-Bzılxuğam yi leur tham yi wunafe xuedeş.
4-Bayanın isteği tanrı buyruğu gibidir.
5-Bzılxuğa zedeşıs se kıraxırkım.
5-Bayanın olduğu yerde bıçak çekilmez.
6-Komıkhuejınur, komışejınır vi anemre vi nitımreş.
6-Değişmeyeceğin, satın alamayacağın annenle iki gözündür.

Anlamlarını sırayla verelim: 
1 -Kadın evin kan damarıdır.
2-Nasip iyi kadınla birlikte gelir.
3-Evi ev yapan, akrabayı akraba yapan kadındır.
4-Kadının dileği tanrı buyruğu gibidir.
5-kadının oturduğu yerde bıçak çekmezler.
6-Değişmeyeceğin, satın alamayacağın annenle iki gözündür. 

1- ANNENİN YAPMASI GEREKEN XABZELER 
Çok eski bir adıge ata sözü : Annenin söylediğini dinle, babanın söylediğini de yap. (v ianem jiam yedaue vi adem jiar ğazaşe) Bu söz bu günde anlamını yitirmedi. Aile de çocuk eğitiminde anne ve babanın rolü şu şekilde değer kazanır.
Baba davranışlarıyla örnek olarak (iyi veya kötü) bir şeyler verir. Annede sözleriyle eğitmeye, bir şeyler öğretmeye çalışır.
Aile içinde çocuğun eğitiminde,her an yüz yüze gelen, her gün beraber olan annenin çocukların eğitimi üzerindeki rolü çok büyüktür.
Ailenin birliği saygı,sevgi ,doğruluk,temizlik gibi saymadığımız insana lazım olacak tüm değerleri ilk öğrendiği kişi annedir.
Anne çocuğun bilmesi gerekecek şeyleri ilk öğreten, gösteren yaptıran kişi olduğuna göre çok önemlidir.
Annelerin doğruyu ,güzeli,iyiyi öğretebilme kapasiteleri önem arz etmektedir. Durum böyle olunca; baba evde saygı değer, anne evin yüz akıdır. Soyun kökleridir. Bu cümleden olmak üzere anneye şunları yapmak düşer:
-Çocuk eğitiminin yükü anne üzerindedir. Onun için yanılmaması gerekir.
-Milletlerin dillerini koruyanda,çocukların ağızlarında dillendirende annedir.
-Anne çocuklarını adıge adetlerini, namusunu, vatan sevgisini bilen kişiler olarak yetiştirmek boynunun borcudur.
-Annedir çocuğa bir evin nasıl geçindirileceğini öğreten.
-Anne kızını bir eve girdiği zaman eksiksiz halde her şeyi yapacak şekilde yetiştirir. Gerektiği şekilde yetiştirmediği zaman toplum içerisinde mahcup olacağını bilir.
-Anne olumsuz şeylerini,eksiklerini çocuklarına fark ettirmez.
-Anne hayat arkadaşı ile olan ilişkilerinde (saygı,sevgi) çok dikkatli olur. Çünkü bu davranışlar çocuklarına örnek olacaktır.
Çocukların beyni öğrenmeye açıktır. Onlar iyiyi kötüyü pek ayırt edemezler ancak her gördüklerini de beyinlerine yerleştirirler. 

2- KAYNANANIN YAPMASI GEREKEN ĞABZELER 
(bıjızoa si ğıgebz zexex si nıse) sana söylüyorum kızım, duy gelinim diye söylenen adıgelerin çok eski bir sözü vardır.
Her zaman gelini korumak gerekir.Gelin olmayan kaynana olmuyor. Gelin olan kaynana olacaktır. 
Gelin kız olarak baba evinde evinin kurallarına göre yetişmiştir. Belli alışkanlıkları olacaktır haliyle, bu çok normal bilinmesi gereken husustur. Adet ve geleneklerde genelde mutlaka uyum vardır ancak ince ayrıntılarda gelini yeni evine alıştırmak kaynanaya kalıyor. Kaynana gelini ufak tefek eksikliklerde adet bilmeyen,eğitilmemiş diyerek damgalamaz. Gelini kırmadan farklılıkları yavaş, yavaş öğretir. Bu uyumu sağlama kaynananın görevidir. Bu işi yılmadan, usanmadan yorulmadan yapan kaynananın gelini çok iyi olur. Kaynana geline yakın, sevgiyle yaklaşıp kızı olmasa bile kendine anne dedirtebilirse ikisi de rahat edecektir. Böylece kaynana geri kalan ömrünü rahat geçirecektir.
İyi olmayan gelinlerde söylediğimiz kaynana gibi olamayanlardan kaynaklanmaktadır. Kız çocuğu bir eve girdiğinde büyüklere, akrabalara saygılı olacağını nasıl davranması gerektiğini kendi evinde öğrenir. Ancak bazen de o kız çocuğuna yeteri kadar eğitim verecek kimsesi olmayabilir. Veya başka nedenlerle ilerde kendisine lazım olacağının bilincinde olmayabilir. Böyle bir kızı gelin alan kaynana daha akıllı,daha temkinli, daha yumuşak tavırlı davranarak geline uyumda yardımcı olmalıdır. Bu gelini de yeni yuvasına alıştırmak iyi bir gelin yapmak adıge kaynanasının görevidir. Gelinle ilgili eksiklikleri kimseyle paylaşmaz çünkü dedikodu olur hoş olmayan sonuçlar çıkar. Her şeyi kendi evinin içinde halleder. Sokak dedikodusu haline getirmez. Kızlarını gelinlerinin önünde tutmaz. Kızlarını gelinlerinin önünde tutan kaynana hata yapar ilerde saygınlığını kaybeder.
Gelini bırakarak kızına bir şeyler alması iyi bir davranış olmaz. Aile bütçesi herkese eşit şekilde harcama yapmaya her zaman uygun olmayabilir. Bu durumda uygun bir dille öncelikler geline anlatılıp fikri alındığında oda kendisine değer verildiğini anlayacak kırılmayacak sevinecektir. Gerekli harcamalarda istenildiği şekilde yapılacaktır. Geline danışılması onun fikrinin alınması onunda aileden biri olduğu ve verilen karalarda ona da danışıldığı hissi gelinde olumlu duygu oluşturacaktır.
Kaynana bir zamanlar gelin olduğunu unutmayarak, başından geçen olumsuz olayları da hatırlayarak, kendine yapılanlardan da ders çıkarıp geline yardımcı olur ve çok iyi bir ortam yakalar. 
Atalarımız şu sözü de bıraktılar bize: (nıser len yi guğav kakuerkım, kışekuar pısovun yi guğaş, abı sıtki de apıkun xueyş)
–Gelin ölmek için gelmiyor,yaşamak için geliyor, ona her hususta yardımcı olmak gerekir.

3- KAYNANANIN DAMATLA İLGİLİ XABZELERİ 
Kaynana ile damat arasında saygı sevgi çerçevesinde, birbirinin hatırını sayarak bir arada olurlar. Kızını verip damat edindikten sonra birlikte çocuk büyüteceklerine göre damatta kendi evlatları gibi olur. Ancak her an bir arada sık, sık gitme gelme durumları da zorunlu değilse özlemle yapılan ziyaretler gibi sıcak olmaz. İnsanlar her an sık, sık bir arada olduklarında yapılan konuşmalarında hepsi olumlu olmuyor. Bazen de kötü olumsuz konular gündeme gelecektir. İşte böyle durumlar kırılmalara neden olabilir. 
Adıgeler damadı çok yakın komşu olarak oturtmak istemezler. Demiyorlar mı suyun içindeki iki taş bile bir birine dokunur. Yaşlılar bakıma muhtaç olursa bu durum farklıdır. Bakıma muhtaç yaşlı kaynana ise yanlarına alırlar. Günümüzde damatlarda kaynanaya anne demeye başladılar. Eskiden söylemezler ismiyle hitap ederlermiş.
Eskiden beri söylenir kaynana ile damat pek geçinmezler diye. Bu durum genellikle Rus halkında öyle imiş. Adıgelerde kaynana damadın ev yönetimine karışmaz. Damatta bu durumu bilir. Dolayısıyla dedikoduya neden olabilecek bir takım sorunlar ortadan kalkar. Hayat boyu insanlar çok değişik durumlarla karşılaşırlar. Hayat sürprizlerle doludur. Bu sürprizler iyide olur kötüde olabilir. Önemli olan aklını kullanmak olaylarda iyi duygularını kullanmaktır.
Kaynana diğerlerinden yaşlı olduğuna göre , onlardan çok şeyler görmüştür. Damatla kızı arasındaki küçük olumsuzlukları tecrübesiyle ,aklıyla ortadan kaldırabilir. İkisinin anlaşarak sağlam temele dayalı yuva kurmalarına yardımcı olur. Damat dururken kızına,kızı dururken damada bağırmak çağırmak çok ayıptır. Böyle davranışlardan ciddi bir şekilde kaçınılır. Kaynana damadı pek beğenmiyorsa bunu telaşla ele almadan sabırla düşünerek, zamana yayarak en doğru çıkış yolu bulur. Bazı şeyleri abartmamalıdır. Güzellikle,iyilikle yapılamayan bir şey kötülükle hiç yapılamaz. Adıgelerde şöyle bir söz vardır. ”pısaler bığavıf me fış(öküz), bığatılme tseş(bit). lafı ayaklandırırsan öküz kadar, bırakırsan bit kadar dır. Kaynana yeni akrabalarını sever sayarsa kendisine değer kazandırır. Dolayısıyla karşı taraftan da her zaman saygı sevgi hoşgörü bulacaktır.

4-EŞLERİN UYMASI GEREKEN XABZELER 
Adıgelerde anlamlı güzel bir söz vardır. (jılem yağapuda lır (erkek) fızıfım kıdexıjıri, fız eym yiğapuda lır (erkek) jılem kıdaxıjıfırkım.) Herkesin küçük gördüğü erkeği iyi kadın tekrar onurlandırır, kötü kadının küçük düşürdüğü erkeği kimse onurlandırmaz. 
Başka bir söz: ((Bir tek sırık bile diksen, iyi kadınla ev ocak olursun.)) Bu sözlerden de anlaşıldığına göre iyi kadınla yuva kurmak çok güzel bir gelecek. Tabidir ki eşler arasında karşılıklı saygı sevgi edep çerçevesi içerisinde ömür boyu mutluluk olur. Bu duyguları her iki tarafta unutmamalıdır. Bızılxuğar vunağuem yi şıhapsş lepkım yi kopsş. ((Kadın evin ağız bağı, soyun köküdür.)) Hiç şüphe yok ki erkeği erkek yapan kadındır.
Aynı zamanda evi de kuran yuvayı da yapan kadındır. Kadının sarmadığı erkek yoktur dünyada (bebekken).
-Kadın her zaman daha geniş,daha sabırlı olmalıdır. Kendi değerini asla düşürmeden.
-Kadın tatlı dille güler yüzle isteklerini eşine yaptırabiliyorsa bu iyi bir adettir. Bu yol akıl yoludur. Bağıra çağıra beyiyle karşılaşmak, tartışmak bayan için iyi bir davranış sayılmaz. Kendisini de yıpratır.
-Kadın hangi durumda nasıl bir iş peşinde olursa olsun güler yüzlü, iyi kalpli, temiz ve güzelliğin temsilcisi olmalıdır.
En büyük silahı olan kadınlığını korumalı,saygınlığını yitirmemelidir. Birbirlerine karşı güvenleri tam olmalı buna gölge düşürmemelidirler. İşte bu duygular içinde mutluluk eksik olmaz.
-Kadın aralarındaki ufak tefek meseleleri hiç gündeme getirmez. Erkekte bu durumun farkında olacaktır.Eşler arasındaki saygı sevgiye dayanan sağlam dayanışma onların ömür boyu yol azıkları olacaktır. ((Fızır tıhavsıxereyme vınağuer guğum xekırkım.)) Kadın devamlı yakınıyorsa, ev zorluktan kurtulmaz.
-İki eş anlaşırsa evde bölüşülmüş iş olmaz. Yani bir işin yapılması için sıra beklenmez kim boşsa o iş hemen yapılır. Ortada yapılmamış iş kalmaz.
-Adıge gelini büyüklerin (yaşlıların) yanında çocuklarını çok sevmez ve onlara kötü söz söylemez bağırıp çağırmaz.
-Kadın ,erkeğin başına ne gelirse gelsin her zaman yardımcı olmalıdır. Ömür boyu dayanacak desteği olmalıdır. Bu sözün adıgecesi çok güzel. ((Ğaşe ğog baş xueğun xueycş))
-Evlilikte nikah, eşlerin ömür boyu birlikteliğin temeli olduğu için kutsaldır, korunmalıdır. Bu adet gelecek nesillerin yuvasını kurmaktadır. Bu müessese kişileri yüceltmekte toplumda kendilerine yeni bir yer vermektedir. Anne ve baba olmanın başlangıcı olmaktadır.
-Eşini geleceğini biliyorsa kadın uykuya yatmadan kocasını beklerse saygı ve hoşnutluk ifadesidir kendisine de değer kazandırır. 

5- GELİNİN YAPMASI GEREKEN XABZELER 
Gelin başka evde büyümüştür. Her evin kendine göre bir idare yöntemi vardır. Dolayısıyla farklılıklar olacaktır. Gelinin gittiği yere uyum sağlaması gerekir. Adıge annesi kızını gelin ettikten sonra karşısına oturtur şunları söylermiş.’ Evimizde olduğun sürece buranın alışılmış xabzelerine göre hareket ettin. Artık o gittiğin yerin xabzelerine kendini uydur. Kazana koyup seni kaynatsalar bile geriye dönüşün olmadığını aklından hiç çıkarma. ’ İşte bu sözü söyleyen anne tecrübeli anne idi zamanında bir şeyler görmüş geçirmiş yaşamış.
Hak zimıar,dış kuerey ğuriy ,laje kihasş. ‘Gereksiz yere (sık,sık) baba evine gitti kötülükle getirdi. Gelinin artık gözü baba evinde olmamalı, yeni evini yer edinmeli alışmalı, çalışmalı, orada kök salmalı. Gelin namuslu ,edepli saygı değer olmalıdır. Bilmediği şeyleri hiç çekinmeden sıkılmadan sorar öğrenir. Bilmediği şeyler yaparsa eksik olur ilerde mahcup duruma düşebilir. Sormak öğrenmek kendisi içinde gelişmektir. Aynı zamanda etraftakilerde bundan memnun kalacaktır. Gelin evin içindeki herkesle eşit mesafede olmalıdır. İlerde olabilecek aksamalara meydan vermemek için. Gelin kayın ve görümcelere yeni isimler takar bu isimlerle çağırırdı. Buda adıge xabzelerindendir.
Gelin eşiyle olan yakınlığını her yerde fark edilir şekilde belli etmez ayıp sayılır. Önemli olan toplum içinde birlerine karşı saygılı olmalarıdır. Toplum içinde eşlerin birbirlerine karşı laubali davranışları hoş karşılanmaz. Kısaca bu davranışlar odadan dışarı çıkmaz derler. Gelin kayın validesinin konuşmalarına sormadan katılmaz. Büyüklerin sözlerine lüzumlu lüzumsuz karışması hoş karşılanmaz. Gelin kendisine verilen bir işi nasıl güzel yapacağını bilmiyorsa sorup öğrenmelidir.
İşsiz kalmışsa yapılacak bir işin olup olmadığını kaynanasına sormalı. Bu tür davranışlar aile içerisinde hoş karşılanır kendisine de değer kazandırır. Gelin çocuklar ve büyükler yemek yemeden oturup yemek yemez ayıptır. Yaşlıların ve yabancıların yanında çocuklarını sevmez, azarlamaz. Gelin evde kayınlarının ve başkalarının çocukları ile kendi çocukları arasında ayırım yapmaz. Hepsine eşit davranır.
Gelin yaşlı bir adam iş yaparken rastladığında ,yapabileceği bir işse sen istirahat et ben yaparım demesi nezakettendir hoşa gider sevilir. Gelin işte ve maddi olarak yardım sever olmalıdır. Çünkü hayatta insanı nasıl görürsen, oda seni öyle görür derler. Gelin eve gelen herkese ayağa kalkar yer gösterir. Yaşlıları da janteye oturmaları için yer gösterir. Yemek işleriyle uğraşırken saçlarını bağlar. Adıgelerde yemeklerden saç çıkması derecesi yüksek ayıplardandır. Büyüklerin odasından çıkarken bilindiği üzere arkasını dönmeden çıkar. 
6-KIZLARIN YAPMASI GEREKEN ADETLER 
Adıgeler şöyle der: (( pığur zerıbğaseşi, nıser zerısaş)) kız eğittiğin gibi,gelin eğitildiği gibidir diye söyler adıgeler. Kız mümkün olduğu kadar her şeyi öğrenirken ,gideceği yerde de bunların lazım olacağının bilincinde olmalıdır. Her şeyden ders çıkarmalı bir gün gerektiğinde kullanınca yüzünü güldüreceğini unutmamalı. Anne babasını zamanında iyi dinleyip bir şeyler öğrenirse , bunları kullanıp işe yaradığı zaman mutlu olacak değer de kazanacaktır. Kız beraber yaşadığı anne, baba, kardeşler ve akrabalarla geçimli olur onlara karşı saygılı olur. Tatlı dilli olur. Tatlı dile sen para ödemiyorsun ama o sana paradan kıymetli değerler kazandırıyor.
Bir kız giyimiyle,duruşuyla,davranışlarıyla,edebiyle ,yaşantısıyla temiz olmalı örnek olmalı. Temiz insana kötülük,kirlilik bulaşmaz. Kız her şeyden önce insanlığıyla güzeldir.insan içine girip çıkmasını bilmeli, temiz giyimli olmalı. Yaratılışta dış görünüm olarak herkes güzel değildir ama, isterse gönlüyle ,tavır ve davranışlarıyla güzel olabilir. Kız gegu, sinema, tiyatro, konser gibi yerlere yalnız gitmez kardeşi veya akrabalarıyla giderse adetlere uygun olur. Kızın büyüklerinden habersiz bir yerlere gidip uzun süre kalması ayıptır. Kızlarda okuyup birer meslek sahibi olmalıdır. Meslek kişilerin ömür boyu yol azıklarıdır. ((Şenığa leyre, aşağa leyre şıakım.)) meslekle zanaatın fazlası olmaz. Kız grup içerisinde bağıra çağıra yüksek sesle konuşmaz,kahkaha atarak gülmez. Böyle davranışlar yakışmaz.
Adıge kızı (bayanlar) içki kullanmaz.kendisine ikram edilse bile ,bir erkek arkadaşına verir. Bunun içinde bir söz vardır. ”(Fader bzılxuğam yi apeğumi, tsıxuğum yi upeğuş) Adıge bayanları üzerine Kaberdey balkar televizyonunda daxe nağue adlı programda, yapımcı Bişo Asiyat şöyle diyor: Adıge kızı büyüklere ve küçüklere nasıl davranacağını, toplum içinde nasıl hareket edeceğini eksiksiz bilmeli. Ancak tüm bunlardan öte adıge kızı kendini bir tek bakışıyla bile başkalarından farklı olduğunu belli etmelidir. Bayan Asiyat bizibaşkalardan farklı kılan insanlar arasında oturuşumuz, kalkışımız, konuşmamız, durşumuz, bakışımız kısca güzel olan tavır ve davranışlarımızdır diyor. Adıge kızı güzel adet ve geleneğine kötülük karıştırmadan, karışmış olan iyi olmayan şeyleride terk ederek yaşantısını sürdürürse geleceği de aydınlık olacaktır.

Adıge Xabzelerinden çeviri: ATALIK Rafet

1-Tsıxubzır duneym yi dığao.
1-Bayan dünyanın güneşi.
2-Tsıxubzır duneym yi mazeş.
2-Bayan dünyanın ayı.
3-Fızme – ğaşe gukineş.
3-Kadınsa kalpte yaşayandır.
4-Aneme – duneym yi jıleş.
4-Anne ise dünyanın her şeyidir.


Bir ata sözü de şöyle diyor: (Bayanlar için )
Erkek olarak kendimizi ne kadar yükselt sekte , sakalımız dizlerine yetişmez. Adıge kadınları dünya araştırma yazılarına da girmiştir. Çok eski zamanlardan beri ,çeşitli ülkelerin araştırmacı yazarları hayret ederekadıge bayanlarıyla ilgili yazılar yazmışlardır. Onlar adıge bayanlarının güzellikleri, keskin zekaları,edepli davranışları, günlük yaşantılarında görünen çok güzel olağan üstü diye ifade ettikleri xabzeleride yazmışlardır.
Adıge diyarında sekiz yüzlü yıllarda bulunan alman filozof etnografger Yiogan şöyle diyor: “Burası adıge ülkesi,güzelliğin ekildiği yer” dünyada güzellikleri, uyumlu vücutları olan insanların tümünü, Allah bu ülkede toplamış diyor. Biz Avrupalı olarak şanslıyız,Allah bizi bu güzel ırktan çok uzaklarda yaratmadı diyor. 
Adıgeler bayanlarının her türlü eğitimine küçük kız çocuklarından başlarlardı. Güzel konuşabilen, akıllı, iyi huylu, xabzeleri iyi bilen ve uygulayan kişiler olarak yetişmesi için çalışırlardı Hepsinden önemlisi yetiştirdikleri kızlara adeta canlarını katarcasına emek verirlerdi . (canlarını katarak güzelleştirirlerdi) derler. Kız çocuğuna küçük yaşlardan itibaren kötü söz duyurmazlar, üzüntülü olaylardan uzak tutarlardı. Çocuğun ruh sağlığı yönünden de sağlam olması sağlanırdı.
Kız çocuklarını anneleri güzel isimlerle çağırırlardı. (cu daxe, sipse, si nexu gibi) Şimdilerde pek olmayan,eskiden hastalık ve sakatlıklardan doktor gibi anlayan bilen bayanlar (aze) vardı. Çocukların burun, alın, yüz, el, kol, gibi vücut uzuvlarının yapıları hakkında bilgi sahibi olan bayanlar , çok küçük yaşlarda iken bildikleri metotlarla adeta istedikleri gibi şekillendirirlermiş.
Özürlü doğmuş çocukların özürlerini belirsiz hale getirmek için bıkmadan usanmadan uğraşırlarmış. Günümüzde modern tıbbın yaptığı çalışmalar aze dedikleri kadınların yaptıklarının adeta bir tekrarı gibi. Tabiidir ki operatörlerin yaptığı kesmeler hariç. Bahsettiğimiz tecrübeli eli uz bayanlardan, Kafkasya da azda olsa hala var olduğunu duyuyoruz. Kız çocuklarına kendilerine yetecek kadar yemeyi, çok fazla yememeyi, tertemiz olmayı, güzel giyinmeyi, saygı, sevgi, iyi insan ilişkileri, atlı dilli olma, tembel olmama, ihtiyacı olacak her şeyi yapabilmeyi öğretirlerdi. (yemek, biçki dikiş, el sanatları, örgü,kilim v.b gibi.) Bunları öğretirken hiç zorlamadan kendilerine yardım ettirerek her şeyi öğretirlerdi.
Okuduğum kitaplardan anladığım kadarıyla çocukları eğiten o insanlar eğitimde insan psikolojisini çok iyi biliyorlardı. Agıgelerde kız çocukları saçlarının bakımı saçlarının temizliği ve güzelliğiyle de öğünürlerdi. Kızlar saçlarını giydikleri en güzel giysilerinden üstün kabul ederler ona göre davranırlardı. Kızlar genelde saçlarını çift örgü yaparlardı. Kadınlar tek örgü yapar başın arkasında topuz yaparlardı. Adıgelerde dul kadınlar kollanması, korunması, yardım edilmesi gereken kişi olarak kabul edilir.
Bundan dolayı dul kadınların tanınması için başlarının arkasına, saçlarının üstünden yuvarlak bir şey takarlardı. Dul kadın uzakta olsa da tanındığı için zor durumda kaldığında her zaman yardım görebilirdi. Kız çocukları 10-12 yaşlarından itibaren (KORSE) takarlardı. Türkçe karşılığını korse olarak yazdım ancak, bu korse yılların tecrübesiyle kendi elleriyle yaptıklar özel bir korse idi. Bu korseyi kızlar evleninceye kadar takarlardı.
Adıge kızları vücut bakımına özen gösterirlerdi çünkü o bilgi ve kültür verilirdi. Bir adıge kızının boynu bileğinin iki katı kadar kalın olmalı. Belide boynunun kalınlığının iki katı kalınlığında olmalıdır denirdi. Bu ölçülerin dışına çıkanlar için gerekli tedbirler alınırmış. Bu tedbirler günümüzde uygulanan diyet gibiydi.Aslında o zamanlar takılan de yukarda bahsedilen konularla da ilgili idi.
Yukarda bahsettiğimiz Korse Peterburg şehrinde büyük (Kunst-Kamere) müzesinde iki adet vardır. Bu korselerin birinin ölçüsü 48 cm diğeri 52 cm dir. Adıgeler kız çocuklar dünyaya geldiği zaman aşağıda yazıldığı gibi dua ederlerdi. Bu dua kız çocuklarının nasıl olmasını istedikleri hakkında azda olsa bilgi veriyor. Bu duayı doğumu yaptıran bayan veya yardımcısı söylerdi. 
Adıgelerönce kız çocukları olan aileleri kısmetli sayarlardı.
Adıgece Okunuşu
Khıgebztsıuku, Kıfxuekhuar, Karakatinev, Beretinağuev, Daneğue upev, Şenteım yitıshame tharıkuev, Zivkuediyme aslanu,
Aslan sokur yi şhatsıu, Şıhatsıpe kıhu, Şıhatsıpe dıkuakuev, Hal şenıfev, Fığue natev, Nasıpıfev, Kuedre vızınçev, Tham fsxuiğapsov. 
Yukarda ki duanın orijinalliğinin bozulmaması için okunuşu yazılmamıştır. Aşağıya anlamı genel olarak verilmiştir. Meraklı adıge anneler ezberleyip yakın çevrelerinde doğan kız çocukları için söyleyebilirler. Yukarda ki duada özetle doğan kız çocuğun çeşitli benzetmelerle güzel gözlü, zarif dudaklı, güvercin gibi, uzanınca aslan gibi, saçları aslan yelesi gibi gür, uzun saçlı,saçlarının uçları çatallı, güzel huylu,kısmeti bol, sağlıklı ve uzun ömürlü iyi bir alın yazısına sahip olması Allah tan dileniyor. 
Adıge adeti bilen, kendine saygısı olan her erkek içeriye bir bayan girdiğinde, yanına yaklaştığında veya yanından geçerken ayağa kalkar. Bir bayanla bir erkek yan yana duruyorsa,oturuyorsa veya yolda yürüyorsa erkek bayanı sağ tarafına alır. Sağ tarafında yer verir. Eğer bayan kendi eşiyse sol tarafında yürütür veya sol tarafında oturması için yer verir. Bu duruş şekli adıgelerde bir erkekle bir bayan yan yana bulunuyorlarsa, görenler erkeğin yanındaki bayanın eşi olup olmadığını anlar. 
Üç bayan veya üç erkek yan yana bulunuyorlarsa, en yaşlıları ortada en gençleri yaşlının sağında üçüncüsü solunda olur. Bu şekilde durmanın sebebi: ortada duran yaşlı hizmet için sağındaki genci gerekli yerlere gönderir. Genç bir yerlere ayrıldığında her zaman yaşlının sağ tarafı boşalır.
Genç her zaman hizmet yapmaya hazırdır. iki bayanla bir erkek yan yana iseler.erkek ortada durur. bir bayanla iki erkek yan yana durularsa bayan iki erkeğin arasında durur. yolda bayanla yürüyen bir erkek , eğer gidecekleri yerlerde tehlikeli durumlar varsa erkek tehlikenin olduğu tarafta yürür. Tehlikeli tarafta durur. 
İki erkek dövüşüp kavga halinde iken bir bayan yanlarına gelip (olgunluğun hoşgörünün adına bırakın) diyerek eşarbını aralarına atarsa o kavgayı hemen bırakmaları gerekir. 
(bayana avlanmış hayvanı bırakılır) Bu sözle anlatılmak istenen şu: avlanmaya giden avcılar avladıkları şeylerden (keklik, tavşan, balık v.s) bu avlardan karşılaştıkları bayana hediye olarak pay verirler. Bundan ayrıca şu anlamın çıktığı da ilave ediliyor.
Bayan her zaman fazla itibar ve yardım görmeye layıktır. Aynı zamanda gereklidir. Ağır işlerini yapacak kimsesi olmayan bir bayan iş yaparken yanından geçen erkek ona yardım eder. Böyle durumlarda yardım edilmemesi çok ayıptır. Adıgelerde hiç hoş karşılanmaz. 
Akşam karanlığı basmış durumda mecburiyetten yola çıkmış bir bayanın yanında gitmemek ona yardımcı olmamak olmaz. Bu durumda yardımcı olmayan kişi sadece adet bilmeyen kişi olarak değil insanlığı olmayan adam olarak kabul edilir.
Zor durumda kalmış bir bayana yardım etmeyen erkekle dalga geçerler. O durumdaki erkelere sen erkekimsin ? diyerek aralarına almazlar. Oynadığı kıza çarpan bayanların , çocukların yanında oturup sigara içen, kötü sözler söyleyen,içkili olan, kötü davranışlarda bulunanlar, edepli davranışı olmayan kişi olarak kabul edilir. Erkekle bayan birbirlerini geçmek durumunda olurlarsa.
Bayana sağ taraftan geçmesi için yol verilir. Kamanın ucunun olduğu taraftan bir bayanın geçmesini uygun görmezler.
Düşman değilse yaşlı olan erkeklere de sağ taraftan yol verilir . Atlı kişi geçerken bir bayan ayağa kalkarsa , atla geçen adam atını yavaşlatır.
At üstünde ayaklarıyla kendini oturduğu eğerden yukarıya kaldırır. Adıge xabzelerini iyi bilen bir genç atlı olarak geçerken yaşlı bir grup bayanla karşılaşırsa attan iner atın çenesinin altından yuları tutar ve yürüyerek geçer. 
Atla ilgili birkaç ata sözü (psel’ej) ekleyelim meraklılar için: 
(Erkeğin atı yoksa,
kanadı olmayan kartal gibidir). 
(Atı olan sabaha kalmaz. Hedefine çabuk ulaşır. demek istiyor) 
(Ata binmesini bilmeyen , eğeri kırar.) Emanet ata çiğ düşürmezler.
Emanet olduğu çok iyi bakarlar.
Günümüzde atın yerini taksi aldı haliyle.
Saygı her zaman yapılabilir. Taksiyle geçen bir kimse yolda yürüyen yayaları çamursa
sıçratmadan,tozlu ise tozutmadan kişileri rahatsız etmeden gider.
-nısaşer”-nıse”-nıse fo”-nıse guape”-nıse nakhıj”
-nıse kurut” -nıse nakhışe””-nıse nexu”-gibi sözler.
Yukarda kaynana ve kayınpederin gelinlerine taktıkları isimlerden örnekler verilmiştir. 
Арат -tale, -batse, -kukue, -kutse, -pote,-kukue, -mede, -maşe, gibi isimler.
Gelinler ebeveynlerinin yanında çocuklarının isimlerini söylemedikleri için, gelinlerin çocuklarına taktıkları isimlerden örnekler verilmiştir. 
Erkek kadına vurursa, o sopa atan erkekle dalga geçilir. Kadına vuran kadındır derler. Ayrıca bu konuda Kazanokua Jabağın bir sözü var : erkek adam bayanla iyi geçinir. Bayanla iyi geçinemeyeni iyi görmezler. Л1ыхъу değil Л1ыбз olarak görürler
Bayanların arasında bağıra çağıra ona buna dokunarak konuşan. Elleri cebinde, elleri arkadan bağlı, sigara ağzında,
dumanı üstlerine doğru üfürerek dolaşan erkekleri görgüsüz, terbiye görmemiş kabul edilir. Bu tip erkekler her zaman kendileri ve ailelerini küçük düşürürler.


Adıge xabzelerinden çeviri Atalık Rafet

Babanın Dersi

Aralık 26, 2018

Aile içinde yaşlı, genç, küçük her birinin ayrı görevi olurdu. Bu görevi herkes aksatmadan yürütürdü. Eğer herhangi biri görevi aksatacak veya ciddiye almayacak olursa ona münasip bir şekilde ders verilirdi. Bu derste onlardan biri. Geçerli büyük bir nedeni olmadan kimse görevini aksatmazdı. Burada anlatacağımız bunlarla ilgili güzel bir örnek. Anlatan Kaberdeyde şıhalıkue köyünde yaşayan yaşlı bir adam. Dinleyip yazan araştırmacı yazar Mefedz Serebiy . 

Serebiy dinlediklerini bizlere şöyle yazmış: 

Ev halkı küçüklerinden birinin görevi her akşam hayvanlar otlaktan eve geldiğinde buzağıyı annesiyle buluşturmadan (süt emmemesi için) yerine bağlaması gerekiyor. Bir gün küçük oyuna dalmış görevini unutmuş. Bu arada hayvanlar eve gelince buzağı ile annesi buluşup , yavru emmeye başlamış. Yavrusunu emdiğini, akşam eve gelen çocuğun babası gördüğü halde müdahale etmeden, hiçbir şey söylemeden içeri girmiş. Bunu gören çocuğun büyük annesi oğluna kızmaya başlamış: “Baka, baka buzağıyı emzirdin!” (veplure şıker şebğafaş) dedi. Oğlu itiraz etti. “ Dur hele anacığım onun için bana kızma, kendini yorma. Buzağıyı getirme görevi işte şunun (torunun) ona kız. Ben buzağının emmesini bu gün engellersem yarın o iş bana kalacak, görevim olacak. Ben öyle bir görevi istemiyorum benim yapacak çok görevim var “- der. 

Babanın öyle yapması erindiğinden veya o anda o işi 

yapamayacağından değil , çocuğun işini babası veya başkaları yaparak alışırsa sorumluluk duygusu gelişmez , o çocuğun eğitilmesi de zorlaşmaya başlar. Bu durum çocuğun geleceği için hiçte iyi bir şey olmayacaktır. 

Adıge xabzelerinde ailede kişilerin bir birlerine bakışı böyle; görev bilinci geliştirmek, doğru sözlü olmak, büyüklerini utandırmamak, çocukların güzel yetişmesi için ne gerekiyorsa çok küçük yaşlarda itibaren yapılırdı. Bu durum her ailenin yapısında vardı. 

Çocuklarını yetiştiren anne-babanın hedefi dürüst, tembel olmayan iki ayağının üstünde durabilen saygılı kişi olarak yetiştirmekti. Çocuk sık, sık küsen, çabuk kızan biri ise başkalarının yanında olmadığı rahat bir ortamda ne yapacaksa ne söyleyecekse o zaman söylerlerdi. Bu durumlarda büyük anne ve babalar daha eğitici oluyorlardı. Yaşlıların çocuklara yaklaşımları daha yumuşak ve tecrübeli oluyordu.

Çeviri:  Atalık Rafet

Adige Xabze

Aralık 26, 2018

‘İlkokul İkinci Sınıf Ders Kitabı’ çevirisi, s. 11-14. 
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.

Bu ders kitabı, Adige Cumhuriyeti Devlet Başkanı ŞEVMEN Hazret'in önerisi (игукъэк1) üzerine ve kişisel maddi yardımı ile hazırlanıp yayınlanmıştır.

Kitap, ilkokul ikinci sınıflar öğrencilerinin köy yerleşim biçimlerini, ailelerin karşılıklı ilişkilerini, dil ile geleneğin birbiriyle ilişkisini, iyi ile kötü arasındaki farkları konu edinmektedir.


.

Sevgili yavrularımız!

Sizler Adige ulusunun geleceğisiniz. Ulusumuzun ruhu, dilimiz ile geleneğimizdedir. Adige diline güç katacağınıza, Adige geleneğini yaşatacağınıza, böylece Adige yaşamını daha da ileri boyutlara taşıyacağınıza olan inancımız tamdır.

Kitabı hazırlayanlar

ADİGE CUMHURİYETİ'NİN DEVLET ARMALARI 
(АДЫГЭ РЕСПУБЛИКЭМ ИКЪЭРАЛЫГЪО ТАМЫГЪЭХЭР)

RUSYA İLE ADİGEY TEK BİR DEVLETTİR

Rusya çokuluslu bir devlettir.
Adige Cumhuriyeti Rusya içinde yer alır.
Adige Ülkesi 1864 yılında Rusya topraklarına katıldı. Rusya Devlet Marşı çalınırken ya da bayrak kapalı bir yere getirildiğinde ya da bayrağın göndere çekilişi sırasında oturanlar ayağa kalkarlar.

Sözlük:
Bayrak (Нып; быракъ) - Ülkeyi ve ulusu temsil eden renkli kumaş.
Arma (Герб) - Devleti ya da bir soyu (л1акъо) tanıtan işaret.
Milli Marş (Гимн) - Devletin adını duyuran ve ulusu güzel anlatan şarkı.
Adigey (Адыгей) - Rusya içindeki Batılı Adigelerin özerk ülkesi.
Rusya (Россия) - Rus ulusunun devleti, Rus ülkesi.

ADİGEY'İN DEVLET İŞARETLERİ

Eskiden Adigelerin ülkesine Çerkesya deniyordu.
Adige Özerk Ülkesi (oblas/хэку) 1922'de oluşturulmuştu. 1991’de Adigey, cumhuriyet oldu. Bir cumhuriyet olan Adigey’in Bayrağı (Nıp; Bırak), Devlet Aması (Gerb), Milli Marşı (Gimn) ve Anayasası (Konstitutsiya) vardır. Anayasa, Adige Cumhuriyeti yasalarının temelini oluşturur. Adige Cumhuriyeti’nin Ulusal Marşı okunurken ya da Adige Bayrağı kapalı bir yere getirildiğinde ya da göndere çekilişi sırasında oturanlar ayağa kalkarlar.

Sözlük:
Çerkesya (Черкесие) – Adige ülkesi, eskiden Azak Denizi’nin doğu kıyıları boyunca yayılarak Terek Irmağına uzanır, Karadeniz kıyıları boyunca da yayılarak, Şahe Irmağını içine alırdı.
Özerk (Автоном) – Ulusun adını taşımak üzere oluşturulan, ulusun tarih ve kültürünü yaşatmak ve korumak amacıyla verilmiş olan ayrıcalıklı idari birim.
Anayasa (Конституцие) – Ülke içinde yaşayan insanların ilişkilerini düzenleyen temel yasaların yer aldığı kitap.

ADİGE GELENEĞİ ZAMANIN AYNASIDIR 
(АДЫГЭ ХАБЗЭР УАХЪТЭМ ИГЪУНДЖ)

ESKİDEN YOLCU İLE KADININ KARŞILAŞMASI SIRASINDAKİ DAVRANIŞ

Eskiden Adigeler at sırtında olarak bir kadının yanından geçmezlerdi. Yolda yürüyen bir atlı, bir kadınla karşılaştığında atından iner, atını sağ eliyle yedeğinde tutar ve yaya olarak/yürüyerek kadının yanından geçerdi.

Sözlük:
Atlı (Шыу) – At sırtında yolda ilerleyen kişi.
Yaya/piyade (Лъэсы) – Ata ya da arabaya binmemiş olarak yürüyen kişi, yaya.
Yanından geçmek (Ебгъук1он) – Birinin yanından geçmek.
At binmek (Шэсын) – Ata, eğere binmek.
Attan inmek (Къепсыхын) – Atlının atından inmesi

Kadına bir at yükü bağışlanır (Бзылъфыгъэм шы ихьылъэ лъэханэ) (Adıge atasözü)

ŞİMDİKİ DÖNEMDE YOLCU İLE KADININ KARŞILAŞMASI

Her otuz yılda bir Adıge geleneği (xabze) Xase (Kurultay) tarafından gözden geçirilirdi. Gelenek, döneme uygun düşecek bir biçimde yeniden düzenlenirdi. 

Günümüzde Adigeler araba ile yolculuk yapıyorlar. Atlı olarak artık uzak yerlere yolculuk yapılmıyor. Ancak geleneğe uygun düşecek bir biçimde kadına yine saygı gösterilir ve ona göre davranılır. Yaşına bakılmaksızın, her zaman için büyüğe ayrılmış olan sağ taraftaki yer kadına verilir ve kadın erkeğin sağında durdurulur. 

Sözük:
Uygun bulma (Епэсын) – Bir şeyi uygun bulma;bir kişiye ya da bir olaya karşı nasıl davranılması gerektiğini düşünmek ve bulmak.
Xase/H’ase (Хасэ) – Köy ya da ulus tarafından seçilmiş/belirlenmiş (ыгъэнэфэгъэ) bireylerin bir araya gelmesiyle oluşan, ülke ya da köy sorunlarını düzenleyen meclis. 
Aracı/elçi (Л1ык1о) – İki kişinin ya da iki tarafın karşılıklı olarak birbirleriyle anlaşmaları ya da haberleşmeleri amacıyla belirlenmiş/görevlendirilmiş kişi.

Dönem değişir, gelenek kalır (Уахътэр зэок1ы, хабзэр къэнэжьы) (Adige atasözü)
***

ADIGE KÖYÜ (AДЫГЭ КЪУАДЖЭР)

ESKİ ADIGE EV-BAHÇE DÜZENLEMESİ (ИЖЪЫРЭ АДЫГЭ ЩАГУР)

Eski Adıge avulu (ev-bahçe alanı) üç bölüme ayrılırdı:Ön bahçe (щагу), harman yeri (хьамэщ) ve hayvan bakım yeri (1эщ). 

Ön bahçede üç bina (унищ) bulunurdu:Ana bina ya da büyük ev (унэшхор), mutfak (пщэрыхьап1эр) ve konuk evi (хьак1эщыр). Ana bina dört dizi odadan oluşurdu:Ev sahibinin odası (бысымым ит1ысып1), kız odası (пшъэшъэ унэ), ana binanın bebeklere ve çok küçük çocuklara ayrılan odası (собэр-сабыйхэм апай), yeni gelin ve gençler odası (лэгъунэ-к1элэгъуалэмэ ят1ысып1). 

Mutfak ana binanın önüne koşut düşecek (егупаплъэу) bir yerde olurdu. Mutfak iki bölüme ayrılırdı:Mutfak bölümünde yemek pişirilir, bitişik kilerde de (пыты) erzak/yemeklikler (гъомлапхъэхэр) ile kap kacaklar bulunurdu.
Ön bahçe çimenlik/yeşil çimenle örtülü olurdu. 

Ön bahçenin kenarlarına meyve ağaçları dikilirdi. Ön bahçe, hayan ve tavuk giremeyecek biçimde örülmüş çitlerle çevrilirdi. 

Konukevi (хьак1эщ) bahçe kapısı yakınında ve ana binaya uzakça bir yerde bulunurdu. Konuğun huzurlu olması için konukevine at ahırı (шэщ) eklenirdi. 

Hayvan ahırları bölümünde (1эщ) inek ahırı (чэмэщ), at ahırı (шэщ), manda ahırı (псыцощ) ve koyun ağılı (мэлэщ) yer alırdı. Ahırlarda hayvan yemlikleri (шхынлъэ) ile su yalakları (хьакъуашъо) bulunurdu. Ahırlar bölümünün ayrı bir kapısı olurdu. 

Harman yerinde (хьамэщ) sundurma (кощ), kümes (чэтэщ) ve ambarlar (конхэр) yer alırdı. Onun da ayrı bir kapısı olurdu. Harman yerinde, hayvanların erişemeyeceği bir biçimde samanlık, ot yığınları (мэкъощ) ve kepek/yem saklama ambarları (фыркъуалъэ) bulunurdu. Ürünler harman yerinde dövülürdü. 

Ön bahçe (щагу), ahırlar bölümü (1эщ) ve harman yeri (хьаэщ) arasında basamaklı geçiş yerleri (шъхьaдэхыгъохэр) bulunurdu.

Peki Nartların evleri nasıldı?

Aleglerin koca evi
Kaba sabadır,
Uzun beyaz bir evdir,
Otuz metre boyundadır.
Bahçe kapısı sürgüleri
Atın böğrüne erişir,
Evin tek bir direğini
Sekiz öküz çekebilir (*).

Herkesin evi kendine, bizimkisi bir altın ev (Шъхьадж иунэ чэм лъакъо, тэ тиунэ дышъэ унэ) (Adige deyişi)

Bilgi notu:
Büyük ev, ana bina (Унэшхо) – Adige ev bahçesinde bulunan üç binadan ailenin barındığı ana bina.
Mutfak (Пыты) – Adige ev bahçesinde büyük evin karşısında ve ona koşut olarak (егупаплъэу) yapılan ve geçişli iki odadan oluşan yapı.
Konukevi (Хьак1эщ) – Erkek oturma yeri olup gelen konukların ağırlandığı oda, Adige ev bahçesindeki üç binadan biridir. Bugün “haç’eş/хьак1эщ”, otel karşılığı olarak kullanılıyor.
Çocuk odası (Собэ) – Büyük odanın orta yerinde bebeklerin ve çok küçük çocukların bulunduğu oda.
Kız odası (Пшъэшъэ унэ)- Ergin yaşa gelen kız ya da kızlar için ayrılan oda, kız akşamları burada yaşıtı ve arkadaşı kız ve delikanlılarla oturur, gelen taliplilerle de evlenme konuşmaları (псэлъыхъо) yapardı.
Gelin ve gençler odası (Лэгъун) – Yeni gelinin oturduğu oda;gelin olmadığında çoluk çocuğun oturduğu oda, ayrı, kendisine ait bir kapısı olurdu.
Harman yeri (Хьамэш) – Ev bahçesinin ayrı bir bölümünde, büyük evin gerisine düşecek bir yerde harman işinin yapıldığı, sundurma ve kuruluk gibi yapıları da bulunan yer.
Ahırlar bölümü (1эщ) – Hayvanların bakıldığı çitle çevrili ve içinde yem ambarları bulunan yer.
Yem/ot verilen yer, yemlik (Шхынлъ) – Hayvanlara ot ve yem yedirilen yer.
Su yalağı (Хьакъуашъо) – Hayvanların su içmeleri için odundan yapılan ve içine su konan yalak.
Harman yapma yeri (Хьамэ) – Ekinlerin üzerinde dövülmeleri için sulanan ve saman serilip çiğnenerek hazırlanan daire biçimli yer.
Küçük bahçe (Хэтэжъый) – Ev bahçesinin kenarında örülü çitle çevrilmiş sebze bahçesi.
Ambar (Коны) – Zahire ve kuru ürünlerin saklandığı oda ya da içinde sepet ve sandıklar bulunan yapı. 
Harman yapma yeri (1ожьын) –Ürünün dövülüp tanelerin ayrıldığı yer, harmanı yapma.
Sundurma, kuruluk (Кощ) – Öte berinin, iş aletlerinin ve benzerlerinin konduğu üstü kapalı yer.
Kiler (Хьакощ) – Sundurmanın eki olarak ekmek fırını, değirmen, dibek ve el değirmeni bulunan yer.
Yem-erzak kabı koyma yeri (Гъушъуалъ) – Su koyma ya da su taşıma için değil de, sundurmaya ek olarak kuru yemlerin konduğu yer. 
Basamaklı yaya geçiş yeri (Шъхьадэхыгъу) – Çitin yarı boyunda olmak üzere basamakları olan, hayvanların geçemediği ama insanların geçmesine olanak sağlayan geçiş yeri.
Arılık (Бжьа1о) – Arı kovanlarının konduğu, yerden biraz yüksekte, arka ve yan tarafları çevrili, üstü kapalı yapı. 

(*) Daha çok bilgi için Bkz. Nartlar: Adige Yiğitlik Destanı, CC Edebiyat/Efsaneler Mitoloji Bölümü.

ADİGE KÖYÜ (АДЫГЭ КЪУАДЖЭР)

GÜNÜMÜZDEKİ ADİGE EV ve BAHÇE DÜZENİ (ДЖЫРЭ АДЫГЭ ЩАГУР)

Günümüzün ev ve bahçe alanı, iki ya da üç bölüme ayrılır: Ön bahçe, bir arada harman yeri-ahırlar ya da ayrı ayrı olarak harman yeri ve ahırlar biçiminde.

Ön bahçede (şagu) iki bina bulunur: Ana konut (kışlık konut); yazlık konut-mutfak-kiler bölümü.

Şimdiki ana konut (vıneşh’o/унэшхо) dört bölmeden oluşur. Buna bitişik konut düzeni de denir. Konutlar/odalar iki sıra biçiminde yan yana dizilir: Eskiden olduğu gibi konuk odası (haç’eş, oturma salonu), çocuk odası (собэ), sıcak oda (vıne fab) ve ev sahibinin oturma odası.

Yazlık konut, bitişik iki ya da üç odadan oluşur.

Arka bahçe kapısı, at ahırına gidecek, evin arkasına düşecek biçimde yapılır. Ön bahçe kapısı daha küçüktür ve küçük bir yaya yolu ile evin kapısına ulaşılır.


KÖY YERLEŞİMİ VE KÖYE AD VERİLMESİ (ЧЫЛЭМ ИТ1ЫСЫК1ЭРЭ ЫЦ1ЭРЭ)

Adigeler eskiden beri hem dağlık ve hem de düzlük yerlerde barınırlar. Dağlı Adigeler yüksek ırmak vadilerinde (псыныбэ-къуладжэхэм) yaşarlar. Ova Adige köylerinin etrafları hendekler (ч1ыт1ырк1э) kazılarak ya da dikenli çitlerle (пэнэсэрайк1э) çevrilirdi. Köyün dört bir yönünden giriş kapıları olurdu. Bu kapılar sürgücüsü (сэхтеом) tarafından sürgüler (сэх) sürülerek kapatılır ve açılırdı.

Köy yerleşim yeri ırmağa, ormana ve ekilen yerlere/tarlalara yakın düşecek bir biçimde belirlenirdi. Bir köy mahallesinde (hable) aynı akraba/sülaleden (зэунэкъощхэр) olan kişiler otururlardı. Köyü kuranlar/yerleştirenler beyler (pşı) ya da verkler (оркъхэр) olurdu (*). Köy adı da birçok halde köyü kuran soyluların adını taşırdı- Veçepşıy (Очэпщый), Kunçıkohabl (Къунчыкъохьабл), Hatığujıkuay (Хьтыгъужъыкъуай) gibi (**). Köy yerleşim yerinin özelliklerine bağlı adlar da verilebilirdi:Pseytıku (Псэйтыку), Afıpsıp (Афыпсып), Vılap (Улап), Leşepın (Лэшэпсын) gibi (***). Köy bir Adige topluluğunun (tlepk) adını da taşıyabilirdi: Ademıy, Natuhay, Mamhığ gibi.

Bilgi notu:
(*) Bey ya da soylulara bağlı olmayan topluluklarda önder olan kişilerin adları köylere ad olarak konabilirdi. Düzce’deki Kovk’ehable (Къоук1ьэхьаблэ/Sarayyeri) köyü, o yere yerleşenlerin en yaşlısı/kafile başkanı olan Wubıh Kovk’ı İslam’ın (Къоук1ьы Ислам) adını taşır, köy mezarlığında onun adının ve köyün kuruluş tarihinin yazılı olduğu bir mezar taşı ve özel bir kabir vardır. Kazokohabl, Şıxel’ehabl (Шыхэл1эхьабл), Hampinaz (Хьапый Нажъу) ve daha birçok köy benzeri adlar taşırlar. -HCY
(**) Sözü edilen ilk iki köy Bjedugh, üçüncüsü ise bir K’emguy köyüdür.
(***) Afıpsıp-Afıps Irmağının Kuban Irmağına döküldüğü yer, Vılap-Vıle Irmağının başka bir ırmağa döküldüğü yer anlamını verir. Pe=ön tarafanlamına gelir. Daha çok bilgi için Bkz. “Maykop adının kökeni”, ‘Adigey Cumhuriyeti’-5.

Sözlük:

Dağlı (Къушъхьэч1эс) – Dağlık bölgede doğup yaşayan insan, insanlar.
Ovalı (Шъофрыс) – Ova ve düzlük yerlerde yaşayan ve orada bir ulus oluşturan insanlar.
Sürgü bekçisi (Сэхтеу) – Köyden olup akşamları köye giriş kapılarını kapatan, sabahları da açan kişi. Köylerin giriş kapıları geceleri sürgülerle kapatılırdı.
Dikenli çit (Пэнэсэрай) – Yüksek çitlerin üzeri dikenlere verilerek oluşturulan çitler.
Ekilen yer (Лэжьэк1уп1) – Ekilen topraklar ve bunların bulunduğu yerler, tarlalar.
Su gözü (Псыныб) – Suyun derin olduğu ve güçlü aktığı/kaynadığı yer.
Kuru vadi, kuru dere yatağı (Къуладж) – Kar ve yağmur yağmur sularıyla açılmış kuru vadi.

Köyüm (Сикъуадж)

(Şarkıdan bir bölüm) 
Söz: JANE Kırımız
Beste: THABISIM VIMAR

Irmağımız fısıldaşıyor
İlkbaharları kabarır,
Sonbahar başları görünümü altın
Düşlerimde yer alır.

(Nakarat)
Köyüm köyüm
Cici köyüm,
Canımın içi
İçimden silinmeyen!

ADİGE AİLESİ

ESKİ DÖNEMDE AİLE, BABA VE ÇOCUKLAR


Gunes ile Uşıtse ev işlerine yardım ediyorlar.

Babaları döndüğünde, Uşıtse koşup onu karşılıyor, atının dizginlerini ve üzengisini tutuyor, babasının atından inmesine yardım ediyor. 

Babasının atını yerine götürüyor, atın bakım ve hizmetlerini yapıyor.

Gunes ise babasının üst giysilerini ve silahlarını alıp duvara asıyor. Su tutup babasının elini yıkamasına yardım ediyor. Ardından babasının giyeceği giysileri gözden geçiriyor, tozlarını temizleyip veriyor.

Guneş ile Uşıtse annelerine de yardım ediyorlar. Uşıtse balta ile odun paralayıp mutfağa getiriyor.

Annesi sofrayı hazırladığında, Uşıtse özenerek sofrayı babasına, konuk odasına (haç'eşe) götürüyor.

Babası yemeğini yiyinceye değin ayakta durarak ona hizmet ediyor.

Sözlük:

Attan inmek (Къепсыхын) - Atlının atından inmesi.
Ata binmek (Шэсын) - Atlının atının eğerine oturması.
Yem (1упхъэ) - Hayvana verilen ot dışı taneli yem, arpa ve kepek gibi.
Hizmet eden (Шъхьагъырыт) - Konuk odasında hizmet gören genç delikanlı, büyükçe çocuk, görevi konuk sofrasına hizmet etmektir.
Hizmet görme (Къыпек1ок1ын) - Geleneğe uygun bir biçimde kişinin gereksindiği şeyleri yerine getirmek.

GÜNÜMÜZDEKİ AİLE, BABA VE ÇOCUKLAR

Gunes ile Uşıtse annesinin yardımcıları.

Uşıtse babasını karşılıyor, ona bahçe kapısını açıyor. Garaj kapısını da açıyor, arabasını park edinceye değin babasını bekliyor.

Arabadaki poşet ve eşyaları babasıyla birlikte arabadan alıp eve getiriyorlar.

Gunes babasının ayakkabılarını değiştirmesine yardım etti, elini yıkayan babasına, kurulanması için bir ucundan tutarak havluyu uzattı. Gunes annesinin hazırladığı yiyecekleri sofraya yerleştiriyor. Babası yemeğini yiyinceye değin ona hizmet ediyor (къыпек1ок1ы).

Uşıtse babasının arabasını temizliyor. Elektrikli süpürgesiyle arabanın içindeki tozları alıyor. Arabanın camlarını da ayna gibi parlatıyor.

Babası dinlenmek için koltuğuna (пхъэнт1эк1ущыхь) oturdu. Gunes günlük gazete ve dergileri babasının yanındaki küçük sehpanın üzerine yerleştiriyor.

СИНАН

Гущы1эхэр – ЖЭНЭ Къырымыз, 
Орэдышъор – ТХЬАБЫСЫМЭ Умар

1. 
Типсыхъо сык1эдэ1умэ,
Умакъэ ащ къыхэ1ук1ы.
Чъыгы бырабэм япк1ашъэ
О пц1эк1э къысэ1ушъашъэ. 

Жъыу: Синанэу синэнэ дах!
Дунаир сфэогъэдах!
Насыпыр о къысэптыгъ
Дунаир о сфыхэпхыгъ.
Ори-ори-орида!
Ори-ори-орида!
Синэнэ дахи!
Синэнэ, синэнэ, синэнэ дахи!

2. 
Жъуагъомэ уахэсэлъагъo,
Тигубгъуи о уисэлъагъо. 
Уижьау сыч1эт зэпытэу
Уна1э къыстеогъэты.
Жъыу.

3. 
Гук1эгъунэу о пхэлъым
Ц1ыфыгъэм сыфеузэнк1ы.
Дэхагъэу о угу илъым
Дунаир къегъэк1эрак1э.


ANNEM

Söz: JANE Kırımız, 
Beste: THABISIM Vımar

1. 
Irmağımızın sesini dinlediğimde,
Sesini duyuyorum onun içinden.
Gür ağacın yaprakları
Senin adını bana fısıldıyor.

Nakarat: 
Annem güzel annem!
Yaşamımı güzelleştiriyorsun!
Mutluluğu bana sen sundun
Dünyayı bana sen verdin.
Vori-vori-vorida!
Vori-vori-vorida!
Cici güzel annem!
Annem, annem, güzel annem!

2. 
Yıldızların arasından seni seçiyorum,
Kırlarımızda seni görüyorum.
Gölgende barınıyorum hep
Beni kollayıp duruyorsun.

Nakarat.

3. 
Sendeki acıma duygusu
İnsanlığı öğretiyor bana.
Kalbindeki güzellik duygusu
Doğaya, yaşama tazelik katıyor.

ADİGELERDE KONUK AĞIRLAMA (АДЫГЭ ХЬАК1Э ПЭГЪОК1 ХАБЗЭХЭР)

ESKİ KONUK KARŞILAMA GELENEĞİ

Eskiden konuk atlı olarak bahçeye geldiğinde, ev sahibi onu bahçede karşılardı. Konuk attan indikten sonra, ev sahibi atı bağlama yerine bağlardı. 

- İyi günler! (Уимафэ ш1у!) diyerek konuk selam verirdi.
- Tanrı seni seviyor! Buyur! (Тхьам ш1у уелъэгъу!Къеблагъ!) derdi ev sahibi de. Ev sahibi konuk evinin -odasının- kapısını açar, konuğa önden yol gösterirdi. 

Konuk kırbacını pçable’ye (*) asardı. Konuk kılıç, tüfek ve tabancasını çıkarıp ev sahibine verir. Ev sahibi de onları duvara asar, ardından konuğa hoş geldin der ve onu selamlardı.
- Hoş geldin, konuk! (Фэсапщи, хьак1э!)
- Teşekkür ederim! (Тхьауегъэпсэу!) derdi konuk da.
- Buyurun, baş tarafa oturun! (Дахьи ыпшъэк1э т1ыс!) diyerek konuğu baş yere (жант1э) alırdı.

Konuk oturur, konuğun oturmasının ardından ev sahibi de otururdu.
- Geldiğin yerdeki kişiler nasıllar, konuk? (Укъызхэк1ыгъэхэр сыдэу щытых, хьак1э?) diye sorardı ev sahibi.
- Üzülecek bir şey yok, teşekkür ederim (Зи гумэк1ыгъо щы1эп, тхьауегъэпсэу), diye yanıt verirdi konuk da.

Хэбзэ дахэу тэ ти1эр джащ фэд.

Гущы1эр –Жэнэ Къырымыз, орэдышъор – Сэмэгу Гощнагъу

Хьак1эр къихьэмэ тыфэнэгуш1у,
Анахьыш1ур ащ етэпэс:
Зэтэгъафэ ащ пае 1энэш1у –
Чэтылыбжьэм щыгъу-п1астэр игъус.
Сэнэ 1эш1ур хьазырэу лъэхэт,
Ащ зыфаер бысымэу егъот,
Тиорэд зерэ1эт,
Хэбзэ дахэу тэ ти1эр джащ фэд.


İşte böyle bir şeydir bizim güzel geleneğimiz.

Şarkı sözü: JANE Kırımız
Beste: SEMEGU Goşnağu

Güler yüzle karşılarız konuğu
En iyi olanı ona uygun görürüz:
Ona en iyi sofrayı sunarız-
Çerkes tavuğu ile tuz ve kaçamağı. 
Üzüm şırası da (Сэнэ 1эш1ур) sofranın yanında,
Konuk aradığı ev sahibini bulsun,
Şarkı seslerimiz dinmesin, hep yükselsin,
İşte böyle bir şeydir bizim güzel geleneğimiz.


ŞİMDİKİ KONUK KARŞILAMA GELENEĞİ

Arabası ile gelen konuk bahçede karşılanır. Erkek konuk otomobilinden kendi iner. Kadın konuğun kapısı ise ev sahibi tarafından açılır.
- Buyurunuz, saygıdeğer konuklar! (Шъукъеблагъэх, хьак1э мафэхэр!) der ev sahibi konuklara.
- Hayırlısıyla buyuralım (Хъярк1э теблагъ), diye yanıt verirler konuklar da.
- Buyurunuz, hoş geldiniz (Шъукъеблагъэх, фэсапщых), diyerek ev sahibesi de konukları karşılar.

Ev sahibi kadın konuk kadını sağ yanına alınarak eve götürür. Erkekler de onları izleyerek eve girerler.

Ev içinde ev sahibesi konuklara yeniden bir hoş geldiniz (ш1уфэс) selamı verir:

- Hoş geldin, Aminet. Gelmekle bizi mutlu ettiniz. Nasılsınız? (Сыдэу шъущытых?), der kucaklaşır, el sıkışırlar. Ardından ev sahibesi erkek konuğa dönerek, “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der, elini tutar.
Aynı sırada ev sahibi de konuk kadına “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der, elini tutar. Ardından erkek konuğun elini tutar, “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der yeniden.

Ev içi selamlaşmaları boyunca konuklar baş tarafta (jant’e/жант1э) ve yüzleri giriş kapısına dönük olarak ayakta dururlar. Gelenek gereği konuk kadın daha yukarı (saygın) bir yerde durur.

Ardından yer gösterilir, konukların oturmaları sağlanır. Ev sahibesi kapıya daha yakın bir yere düşecek bir biçimde oturur. Ev sahibesi kısa bir süre konukların yanında kaldıktan sonra, konuklardan izin ister, sofra hazırlama işine başlar.

Erkek ev sahibi ise konuklarla birlikte kalır. Tanıdıkları, akrabaları, geldikleri köyü, yaşadıkları yöreyi sorar.

Evin kızı gelir, önce kadın konuğu, ardından konuk erkeği olmak üzere konukları bir bir selamlar. Daha sonra yol yorgunu olan kadın konuğu, elini yıkaması ve dinlenmesi için odadan çıkarır ve başka bir odaya alır.

Konuğu sevinçle karşıla, selamla ve buyur et: “Hoş geldin, konuğumuz! Buyur” de (Фэсапщи, тихьак1э!Еблагъ). 
Konuğa oturması için baş tarafı, en iyi yeri göster. 
Konuk oturmadıkça sen de oturma. 
Konuğun karşısında fazla konuşma. 
Gideceğinde konuğu bahçe kapısı önüne değin eşlik ederek uğurla, “Güle güle/Hayırlı yolculuklar” (Гъогумаф) de ona.


Sözlük:

Ev sahibesi (Бысымгуащ) – Ev işlerini gören evdeki en yaşlı kadın.
Kadın konuk (Бзылъфыгъэ хьак1) – Gelen konuklardan kadın olanı.
Erkek konuk (Хъулъфыгъэ хьак1) – Konuklardan erkek olanı.

ANADİLİ VE GELENEK

BİRİ İLE KONUŞMA VE GELENEK

Dil ile gelenek
Aynı anadan doğmadır.
Dil geleneği zenginleştirir/büyütür,
Gelenek de dili güzelleştirir.
Bu ikisi birer gurur kaynağımız.
Bin yıllar boyunca ürettiğimiz zenginliğimiz.
İşte bu ikisi atalardan
Bize kalmış, bize özgü olan ulusal özelliğimiz.
YENEMIKO Mevlid

- Günaydın, baba! (Wipçedıj ş’u, tat!; Уипчэдыжь ш1у, тат!) (1)
- İyi günler, çocuğum! (Wimafe ş’u, siç’al!; Уимафэ ш1у, сик1ал!)
- İyi günler, İlyas kızı Fatima! (Wimafe ş’u, Fatima İlyasovna!)
- Tanrı sağlık versin/teşekkür ederim!Buyur! (Thawéğepsew! Qéblağ! Тхьауегъэпсэу! Къеблагъ!).

Adigeler büyüğe saygı gösterirler: Onun için ayağa kalkarlar, büyüğün karşısında ayakta dururlar, oturmazlar. Belirli kurallara uygun olarak büyükle konuşurlar.

Değer verdikleri yaşlılarla çok yönlü konuşan yeryüzü toplulukları da vardır. Ruslar da bunlardandır. Anne, baba, dede, nine, komşu, konuk, öğretmen ve tüm yaşlılar ile hemen her konuda konuşurlar.

- Günaydın, İvan kızı Marya!İyi misiniz/Nasılsınız? (Здравствуйтэ, Марья Ивановна!Как Ваше здоровье?) der Ruslar. 

Adigeler baba adını ekleyerek birilerine hitap etmezler. Ancak Rusça ek ya da özellikler almış sözcüklerle öğretmenlere ya da devlet görevlilerine seslenebilirler. 

Sözgelişi öğretmene: İlyas kızı Fatima, diyebilirler.
Böylesine durumlarda öğretmenin adını, baba adını da ekleyerek Rusça kuralına uygun olarak söylerler:
Örneğin, Adige söylenişiyle, ‘Astlan Cankhotoviç’ (Аслъан Джанхъотович), demezler.
Rus söylenişiyle, ‘Aslan Canhotoviç’! (Аслан Джанхотович!), derler.

Sözlük:

Saygı (Tlıtenığ; Лъытэныгъ)- Kişiye gösterilen değer, saygı.
Karşılama (Ş’heç’efağ; Шъхьэк1эфагъ)- Geleneğe uygun olarak kadını, büyüğü ve konuğu -saygılı bir biçimde- karşılama.
Özellik (Feme-bjım; Фэмэ-бжьым)- Bir başkasına ait görüntü ve özellikler.
Baba adı (Yatats’; Ятац1)- Kişinin adını baba adını da ekleyerek söyleme.

· İki kez düşün, bir kez konuş (Ze p’oştım t’o yegupşıs/Зэ п1ощтым т1о егупшыс)

Eski Adigelerde bey (pşı) de olsa kişi bir kurala uygun olarak ve baba adı eklenmeden çağırılırdı. Ancak, egemen (tétığo; тетыгъо) sınıftan olan kişiye, beye saygı gereği, bey adına “zivshan/зиусхьан” (beyim, efendim) sıfatı/sözcüğü eklenirdi:

- Zivshanew Çelemet (Çelemet Bey; Efendimiz Çelemet), derlerdi.

Sıradan çiftçiler (ırgatlar) ise, adını söylemeden sadece “Zivshan” (Beyimiz) diyerek beye (pşı) seslenirlerdi.

Sözlük:

Bey (Pşı; Пщы)- Toplumsal statü olarak: ‘derebeyi, köy beyi, prens’; aile içi anlamda: ‘kayıpeder’
Zivshan (Зиусхьан)- “Efendimiz, beyimiz” anlamında soylu adlarına eklenen saygınlama sözcüğü/sıfatı. 


· KISA KONUŞANIN DİLİ TATLI OLUR (ZİGUŞIE Ç’EÇ’IM YIBZE EŞ’U; ЗИГУЩЫ1Э К1ЭК1ЫМ ЫБЗЭ 1ЭШ1У) (Adıge atasözü)
· Sözünü tartmasını bil, sözünü sınırla ve arkasında durmasını bil (Wiguşıe ğune tlıf; Уигущы1э гъунэ лъыф) (Adıge deyişi)


EV İÇİ KONUŞMALARI VE GELENEK

Gunes ile Uşıtse soruyorlar

- Anne, bugün sana ne getirmemi istiyorsun?
- Hiçbir eksiğimiz yok, yavrum, teşekkür ederim!
- Sen ne istersin, baba?
- Ben “Zekoşnığ” (2) dergisinin yeni sayısını isterim.
- Olur, getiririm.
- Baba, bana da “Joğobın” (3) dergisini aldır, dedi Uşıtse.
- Olur. Ya sen, Gunes, sen okumak için ne istersin?
- Sağol, baba! Nafset bana “Samğur” (4) kitabını getirdi.

· Kıdemli (yeni olmayan) ailelerde ana ve babaya sesleniş çoğul sözle yapılır: Annemiz! - Babamız! (Tyan! -Tyat!; Тян!Тят!) gibi.
Ancak anne ve babalar bildikleri, sevdikleri biriyle konuşurlarken tekil ifade de kullanırlar: Annemiz, bir şey ister misin? (Tyan, zıgorem wıfaya? -Тян, зыгорэм уфая?).

Adigeler tanımadıkları ya da samimi olmadıkları bütün büyüklere/yaşlılara “Annemiz!” (Tyan!), “Babamız!” (Tyat!) diyerek seslenirler.

· Şimdiki çocuklar/kızanlar anne ve babalarını “mam” (anne) ve “pap” (baba) diye çağırırlar. Bu sözcükler Rusça’dan bize geçmiştir.

· Eski Adigeler amca, hala, dayı ve teyzeyi düz adlarıyla çağırırlardı, tekil ölçü kuralına uygun olarak onlarla konuşurlardı. 

· Şimdiki Adigeler amca ve dayıya “dada” (дядя; amca, dayı), teyze ve halaya “tetya” (тетя; teyze, hala) derler. Bu gibi ad ve sözcükler de Ruslardan ve Rusça’dan alınmadır.

Uşıtse internet aracılığıyla iletişim kuruyor:

Türkiye-Antalya-Korkuteli-Yeleme Köyü

- Ben bir Adige’yim. Adım Nart. Yedıc ailesindenim

Annemin erkek kardeşine bizler “Daye” (Дае; Dayı) deriz.

Annemin kız kardeşine de “Abla” (1аблэ) diyoruz.

· Konuştuğun kişiyle saygılı konuş
· Konuşurken iyi düşün ve öyle konuş
· Sözlerini ve konuşmanı karşındakinin anlayacağı bir biçimde düzenle
· Senden büyük olan, sana izin vermeden konuşma
· Bağırarak konuşma


SELAMLAŞMA/KARŞILAŞMA KONUŞMALARI (Ş’UFES XABZEXER; Ш1УФЭС ХАБЗЭХЭР)

· Adigeler sevinçli/üzüntülü (gopağe/гопагъэ) ve içtenlikli (gufebenığe/гуфэбэныгъэ) sözleri kullanmasını çok iyi bilirlerdi. Sevinç ve sevinme, Adige geleneğinin kökünde, temelinde bulunur. Bunu özellikle karşılaşmalar sırasındaki selamlaşma biçimlerinde görebiliyoruz.

Karşılaşma selamları yerine ve zamanına göre gruplara ayrılır.

I. Her zaman kullanılan selamlaşmalar:

- Günaydın!/İyi sabahlar!-Tanrı seni seviyor! (Wipçedıj ş’u!-Them ş’u wétleğu!; Уипчэдыжь ш1у!- Тхьэм ш1у уелъэгъу!)
- İyi günler! – Tanrı gününü iyi etsin! (Wimafe ş’u! – Mefeş’u Them qıwét!; Уимафэ ш1у! – Мэфэш1у Тхьэм къыует!)
- İyi akşamlar! – Daha iyisi olsun! (Wipçıhe ş’u! – Nahış’ujew!; Уипчыхьэ ш1у! – Нахьыш1ужьэу!)
- Işık içinden çıkarak gel! Sen de aydınlık içinden çıkıp gel! (Nefıtleş’u wıqéç’! – Weri nefıtleş’u wıqéç! Нэфылъэш1у укъек1! – Ори нэфылъэш1у укъек1!)
-İyi geceler! – Sana da iyi geceler (Çeş rehat qıwek’u! – Weri çeş rehat qıwek’u!; Чэщ рэхьат къыок1у! – Ори чэщ рэхьат къыок1у!)
-Seni görmeye geldim. - Tanrı gözünü iyilik yolunda ışıldatsın (Wızezğetleğunew sıqek’uağ. -Wıne ş’uç’e The yeğaptl; Узэзгъэлъэгъунэу сыкъэк1уагъ. - Унэ ш1ук1э Тхьэ егъаплъ)
- Seni, hal hatırını sorayım diye geldim. – Tanrı seni iyilik yolunda aranan biri olarak yaşatsın (Sıpç’ewpç’en s”ui sıqek’uağ. – Ş’uç’e qıpç’ewpç’exew Them wışéğa’ ; Сыпк1эупч1эн с1уи сыкъэк1уагъ. – Ш1ук1э къыпк1эупч1эхэу Тхьэм ущегъа1)
- Rüyamda gördüm. - Tanrı hayırlı etsin! (Pç’ıhap’e stleğuğe. Khayr The yeşş!; Пк1ыхьап1э слъэгъугъэ. Хъяр Тхьэ еш1!)
- İyi haberlerini alıyoruz. – Tanrı iyi haberlerden sizi yoksun bırakmasın (Wiqebar ş’uç’e zexetexı. – Qebarış’u Them şuşémığaç’ –Уикъэбар ш1ук1э зэхэтэхы. – Къэбарыш1у Тхьэм шъущемыгъак1)
-Aklıma geldin de (özledim de) geldim. – Tanrı seni iyi yönlerinle herkese anımsatsın (Sigu wıqeç’ığeti sıqek’uağ. -Them ş’uç’e agu wıqéğeç’. – Сигу укъэк1ыгъэти сыкъэк1уагъ. – Тхьэм ш1ук1э агу укъегъэк1).

II. Yola çıkış ve yol boyundaki selamlaşmalar:

- Güle güle/iyi yolculuklar! – Teşekkür ederim! (Ğogumaf! – Thawéğepsew!; Гъогумаф! – Тхьауегъэпсэу!)
- İyi yolculuklar dilerim. – Benimle birlikte, -manen yanımda- gelesin (Ğogumafe wéj – Wıqızdéj; . Гъогумаф – Укъыздежь).
-Oğlumuz askere gidiyor. -Tanrı yolunu açık/hayırlı etsin (Tiç’ale dzem yejağ. - Yejeğe mafe Them yeşş; Тик1алэ дзэм ежьагъ. - Ежьэгъэ мафэ Тхьэм еш1).
- Hoş geldiniz. - Teşekkür ederim (Fesıj apşi. -Thawéğepsew; Фэсыжь апщи. – Тхьуегъэпсэу).

Selamlaşmalarda, selama uygun davranış da gerekir:

- Araba sürerken bir kadının yanından geçecek olursan, onu toza boğmadan , başınla hafif bir selam vererek ve yavaşlayarak yanından geçmelisin.
- Atlı iken bir kadınla karşılaşacak olursan, attan inmelisin ya da eğer üzerinde biraz kalkarak kadını selamlamalısın.
- Bir eve girersen ilkin evin hanımını (bısımguaşe) selamlamalısın. Bir grupla karşılaşacak olursan ilkin içlerindeki kadını selamlamalısın.

III. Sofrada, grup içinde selamlaşma

- Sofrada oturulurken ayağa kalkılmaz, Adıgelerde yemek herkesten büyük (saygın olan) sayılır.

IV. Çalışma durumu ile ilişkili selamlaşmalar:

1. Toprağı sürme ya da ekin ekme işiyle ilişkili selamlar:

- Selam, bereketli olsun, Tanrı sana bereket yağdırsın (Ğebeju weğot apşi, Them pféğebuağu; Гъэбэжъу огъот апщи, Тхьэм пфегъэбагъу), derler çiftçiye.
-Teşekkür ederim/Tanrı sana sağlık bağışlasın (Thawéğepsew; Тхьауегъэпсэу), der çiftçi de.
2. Bir koyun sürüsünün yanından geçerken:

- Selam, -sürün- çoğalsın! (Bekhu apşi! Бэхъу апщи!)- derler.
- Teşekkür ederim! (Thawéğepsew!; Тхьауегъэпсэу!).

Atasözü: KENDİNE “GELENEĞE UYGUN OLARAK KONUŞUYOR” DEDİRT (‘Xabzem tétew mepsatle’ yağa’u; ‘Хабзэм тетэу мэпсалъэ’ ягъа1у)

Söylenmesi uygun olanlar

- Tanrı sağlık bağışlasın! ((Thawéğepsew!; Тхьауегъэпсэу!)
- Mutlu bir ömür sürdüresin!Mutlu bir yaşlılık yaşayasın!Mutluluk içinde yaşlanasın!(J’ış’he mafe wekhu! Жъышъхьэ мафэ охъу!)
- Bağışla beni! (Qısfeğeğu!; Къысфэгъэгъу!)
- Uygunsuz davranma (Yemık’u wımışşı; Емык1у умыш1ы)
- Verdiğin sözü unutma (Wiguşıe zışımığeğupş; Уигущы1э зыщымыгъэгъупш)
- Sözünü senden alıyorum (Wiguşıe p’epısexı; Уигущы1э п1эпысэхы)
- Bir şey söyleyebilir miyim? (Zı guşıe gore qas’o khuşta? Зы гущы1э горэ къас1о хъущта? )
- Bir eklemede bulunabilir miyim? (Qıxezğekhojı khuşta? Къыхэзгъэхъожьы хъущта? )

Söylenmesi uygun olmayanlar

- Kapa çeneni! (Wıje zetétlh! Ужэ зэтелъхь!)
- Yeter, sus! (Şığet! Щыгъэт)
- Kafayı ütüleme! (Ş’her wımıwbate! Шъхьэр умыубатэ!)
- Kafamı şişirme! (Sımıwdegu! Сымыудэгу!)
- Başımı ağrıtma! (Sş’he wımığewız! Cшъхьэ умыгъэуз!)
- Uzatma artık! (Zepığewıj ş’ıw! Зэпыгъэужь шъыу!)
- Git! (Uç’; 1ук1)
- Gözüme görünme! (Zısemığetleğu!; Зысэмыгъэлъэгъу!)
- Nereye gitmek istersen git! (Wızdak’o pşşoyğom k’o! Уздак1о пш1оигъом к1о!)

Tatlı dil yılanı
Deliğinden çıkarır.
İyi söz ürer (güçlenerek yayılır).
-Kişileri- yakınlaştırır.

Jebze daxem blağor
Qıréşı yinabğo.
Psetleşşur mebağoş’.
Wızeféşşı blağe.

Жэбзэ дахэм благъор
Къырещы инабгъо.
Псэлъэш1ур мэбaгъошъ.
Узэфеш1ы благъэ.
BEĞ Nurbıy

Atasözü: Bıçak yarası kapanır, dil yarası kapanmaz (Çatem piwpç’ırer meç’ıjı, jem piwpç’ırer ç’ıjırep; Чатэм пиупк1ырэр мэк1ыжьы, жэм пиупк1ырэр к1ыжьырэп).
· Gelenek tanımayan – yaramazın biridir (Xabzemışşe – şşıç’ay; Хабзэмыш1эр – ш1ык1ай)
· Adıge geleneği – ata mirasıdır (Adıge xabzer – ate ç’enıj’; Адыгэ хабзэр – атэ к1эныжъ)
· Topluma katılmayan – gelenek dışı kalır (Axemıhe – xebzençe; Ахэмыхьэ – хэбзэнчъэ)
· Yüz göz bakar, yüz kulak dinler (Niş’e maptle, thak’umiş’e meda’o; Нишъэ маплъэ, тхьак1умишъэ мэда1о)

Dikkat: Adigelerin “Yüz göz bakıyor, yüz kulak dinliyor” deme nedenleri, kişinin söz ve davranışlarına sürekli özen göstermesi, sınırları aşmaması ve dikkatli olması gereği nedeniyledir. Kimsenin seni görmediğini ve duymadığını düşünmemelisin. Tek bir ayıplı halin, söz ve davranışın bile görülürse, bu seni değersiz (ucuz) biri yapmaya yeterli olabilir.

Atasözleri:

· Düşünerek konuş, etrafına bakarak otur (Gupşısi psatle, zıptlıhi t’ıs ; Гупшыси псалъэ, зыплъыхьи т1ыс)
· Ayıp olandan kaçın, yıl (Yemık’um şşol’ıç’; Емык1ум ш1ол1ык1)
· “Laf ebesi-biri, bilindik – mukallit” dedirtme kendine (“A’ore –pe’oj’, aşere – peşşıj” yamığa’u ; «А1орэ – пэ1ожь, аш1эрэ – пэш1ыжь» ямыгъа1у).


Bilgi notu:
1) Adigece’yi öğretmeye ve öğrenmeye çalışan gençlerimizin telefonla ricalarda bulunmakta olmaları nedeniyle, bazı Adigece sözcük ve deyimlerin Kiril ve Latin olarak özgün biçimlerini de yazmaya çalışıyoruz. Elde olmayan hataların düzeltilmeleri ve bağışlanmaları ricasıyla. -HCY
2) “Zekoşnığ” (Zeqoşnığ; Зэкъошныгъ)-Maykop’ta üç ayda bir yayınlanan Adigece edebiyat ve kültür dergisi.
3) “Joğobın” (“Жъогъобын”-‘Takım Yıldızı’ ya da ‘Yıldız Ailesi’ anlamında)- Maykop’ta Adigece olarak yayınlanan resimli çocuk dergisi.
4) “Samğur” (Самгъур)-Masal kuşu adı, burada masal kitabı. Samğur kuşu iri ve ölümüz bir kuştur, bir gözüyle geçmişi, diğer gözüyle de geleceği görür.

İYİ İLE KÖTÜ VE GELENEK

GERÇEK İLE YALAN

İyi ile kötü, iyi olanla kötü olan yaşamın iki karşıt öğesidir.

Gerçekçilik, yiğitlik ve acıma duygusu, çalışmayı sevmek- iyi olan şeylerdendir. 

Yalan söylemek, üşengeç olmak ve laf taşımak –kötü olan huylardandır.

İyi olan övülür, kötü olansa kınanır, aşağılanır.

Bir kurt öyküsü:

KURDUN ŞARKISI

Söylenip anlatıldığına göre, bir kurt yaşarmış. Çok acıkmıştı, avlanmak için kırda koşuştururken, sürüden ayrı düşmüş bir kuzucuk ile karşılaşmış. Kuzuyu kapıp kaçacağı bir sırada, dikenlikten fırlayan minik bir fare kurdu ürkütmüş, ürken kurt da eski bir av çukuruna düşmüş.

- Yandım-m-m, yandım, diye yakınmaya başlamış kurt, bir türlü çukurdan çıkamıyormuş. Kuwoğuibl/yedi ses uzaklıktaki bir yerde otlamakta olan koca inek sesi duymuş ve çukurun önüne gelmiş.

- Sen, vay be, Kurt,
- Sen , her şeyinle dehşet saçan,
- Sen, eğri bacaklı (лъэк1эп1 к1эхыхэр) iki göz,
- Sen, çift sivri kulaklı,
Nasıl da düşmüşsün buraya

- Sen, Allahlık, inek,
Senin baban ile benim babam kardeştir,
Senin annenle benim annem kız kardeştir,
Seninle kardeşlik andı içmeye hazırım,
Yeter ki çıkar beni bu çukurdan,
Ömrümce senden olanlara asla kötü gözle bakmam.

İnek kurdun yalan söylediğini anladı ve onu şöyle yanıtladı:

- Sen, Allah'ın belası, kurt,
Güz geldiğinde yavru danamı benden kapıyor,
Bahar geldiğinde de sırtımı dişliyorsun,
Seni çıkarıncaya değin Tanrı alıkoysun seni burada.

Koca inek dönüp gitmiş.

Kurt yeniden yakarmaya başlamış. Sesi duyan tilki de gelmiş. Ona da yalvarmış ama dinletememiş. Ne yapsa, neyi denese, kurt çıkamıyormuş çukurdan. Sonunda sesi duyan kırat gelmiş.

- Seni Allah göndermiş kır at,
Kaz otu ile yeşil/marul otunun (къэлъ уцы) bol,
Çınarın çok olduğu,
Çakıllı bir yerde bir pınar var,
Pınardan sanki bal suyu fışırdıyor,
Seni oraya götürürüm,
Yeter ki beni bu çukurdan çıkar bir, demiş kurt, yalan üzerine yalan sıralamış. Kır at bu sözlere aldanmış: Peki, demiş seni bu çukurdan nasıl çıkarabilirim? diye sormuş,

- Sen bıyıklarını (wisırıne paç’exer) çıkar dışarı/burnunu uzat,
On parmağımla yakalarım ben onları,
Bu uğursuz çukurdan çakart da beni tek,
Ömrümce hiçbir ata sataşmam.
At, bıyıklarını uzatır,
Kurt da on tırnağıyla onu pençeler,
Nogay çukurunun içine çeker,
İnce derisinden başlayarak parçalar,
Atın kemiklerini
Merdiven yapıp çukurdan çıkar.
Karnı doymuş kurtlar ulumaya başlarlar,
Ormanın derinliklerine dalarlar.

AÇIKLAMALI SÖZLÜK

Ses mesafesi (kuwoğu; куогъу) – bağıran birinin sesinin ulaşacağı mesafe. Eski Adıge ölçü birimi.
Yeşil ot (qetl wıts; къэлъ уц) – kurutmak üzere biçilen ot, marul otu da denir.
Dana (nıbğeşkhu; ныбгъэшхъу) – bir yıllık dana. Erkek buzağı.
Tuluk (netı; нэты) – keçi derisi tulumu.
İnce deri (p’oç’e – bj’aç’ ; п1ок1э – бжъак1) – burada atın derisi sözkonusu ediliyor.
Burun (sırıne paç’; сырынэ пак1) – atın ön burunu, burnun ön tarafı.
Doymuş kurtlar (tığuj’ ğeşxeç’ığexer ; тыгъужъ гъэшхэк1ыгъэхэр) – öyküde tek bir kurt sözkonusu iken, ancak sona doğru çoğaldığı, birçok kurt bulunduğu görülüyor. Bu sözlü anlatıda bir gelenektir. Kurdun acımasızlığını, vahşiliğinin altı çizilmek isteniyor.
Sivri dikenli (ts’ıpaşkhu; цыпашъхъу) – “kulak uçları pıtrak dikeni gibi sivri, batıcı” denmek isteniyor.


Atasözü:

KURT ÇOBAN YAPILMAZ (TIĞUJ’IR MELAKHO AŞŞIREP; ТЫГЪУЖЪЫР МЭЛАХЪО АШ1ЫРЭП)

Öykü:

Doğru ile yalanın arası

- Doğru ile yalanın arası nedir? -diyerek Vıserej’e (*) sordular.
- Dört parmak (**), demiş Vıserej. Dört parmağını göz ile kulak arasına koyup gösteriyor.
- Bundan ne gibi bir anlam çıkıyor ki? -diyerek, ikinci kez sormuşlar.
- Bundan şunu anlamak gerekir, demiş Vıserej, kulak doğruyu da yalanı da duyar, doğru olanı ise gözün gördüğüdür. İnsan görmediği bir şeye doğrudur deyip tanıklık etmemese daha iyi yapmış olur, demiş Vıserej.

· Adigeler kötü huylu kişileri yererler (Adıgeme şen dey zıxetlxer awmısı xabze; Аыгэмэ шэн дэй зыхэлъхэр аумысы хабзэ)

Bilgi notu:

(*) Vıserej (Wıerej’; Усэрэжъ) – Sözlü anlatıda bilge, kahin, geleceği bilen kişi.
(**) Dört parmak mesafesi (Pl’ale; Пл1алэ)

Biz de öyle birini istemeyiz

Söz - MIRZE Dzepş, beste – NATHO Canhot

Dargınlığı
Yalanı huy edinen,
Ana babayı dinlemeyen,
Büyükleri saymayan
Birini kimse istemesin, istemesin,
Biz de öyle birini istemeyiz, istemeyiz.
Sert görünen,
Kendini uyanık gören,
Arkadaşları ile geçinmeyen,
Küçücük çocukları üzen,
Birini kimse istemez, istemez, 
Biz de öyle birini istemeyiz, istemeyiz.


· Gerçek

· NART RANDEVUSUNA İHANET ETMEZ (NART YİP’ATLE YEPTS’IJIREP; НАРТ ИП1АЛЪЭ ЕПЦ1ЫЖЬЫРЭП)

· DOĞRUNUN KÖKÜ GELENEĞİN DİREĞİDİR (Ş’IPQEM YITLAPSE XABZER YİÇ’ESEN ; ШЪЫПКЪЭМ ЫЛЪАПСЭ ХАБЗЭР ИК1ЭСЭН)

· DOĞRU SÜTUNDUR (Ş’IPQER PQEW; ШЪЫПКЪЭР ПКЪЭУ)

· DOĞRULUK ALTINDAN DAHA DEĞERLİDİR (Ş’IPQAĞER DIŞ’EM NAH TLAP’ ; ШЪЫПКЪАГЪЭР ДЫШЪЭМ НАХЬ ЛЪАП1)

· Yalan

· YALAN KAYPAKLIKTIR (PTS’IR TS’ENTLAĞO ; ПЦ1ЫР Ц1ЭНЛЪАГЪО)

· YALANCILIK YÜZSÜZLÜKTÜR (PTS’IWIPSIR NEPNÇ ; ПЦ1ЫУПСЫР НЭПЭНЧЪ)

· YALAN SENİ ALÇALTIR/SENİ DEĞERSİZ BİRİ YAPAR (PTS’IM PIWIT WéKHUL’E ; ПЦ1ЫМ ПЫУТ УЕХЪУЛ1Э)

· BİR YALAN YÜZ DOĞRUYU PASLATIR (ZI PTS’IM Ş’IPQİŞ’E YEĞEWTLIYI ; ЗЫ ПЦ1ЫМ ШЪЫПКЪИШЪЭ ЕГЪЭУЛЪЫИ)

· Yalancı doğruyu söylese bile ona inanmazlar (Pts’ııpsım ş’ıpqe qı’omi aşşoşş khujırep ; Пц1ыусым шъыпкъэ къы1оми аш1ошъ хъужьырэп)

Dikkat:

Dilini terbiye et, yalan söyleme (Wibze ğe’ase, pts’ı wımıwsı; Уибзэ гъэ1асэ, пц1ы умыусы)
Söz ve eylemin birbirini tutsun (Wi’ore wişşere zetéğet; Уи1орэ уиш1эрэ зэтегъэт)


Sözlük:

Doğru-doğruluk (Ş’pqe – ş’ıpqağ ; Шъыпкъэ – шъыпкъагъ) – İşin, olayın durumu- doğru konuşmak, doğru biçimde hareket etmek.
Yalan – yalan söylemek (Pts’ı – pts’ıwsın; Пц1ы –пц1ыусын) – Doğruyu bozan sözcük – doğruyu bozan sözler etmek.
Suçlu, kabahatli – suçlamak, kınamak (Mıse – ğemısen; мысэ – гъэмысэн) –Doğru olmayan bir biçimde hareket eden; söylenmemesini söyleyen; yapılmaması gerekeni yapan; suçsuz kişinin kalbini kıran – böyle birini kınamak.
Takdir – takdir etme (Şıtkhu – şıtkhun; Щытхъу – щытхъун)- Kişinin yaptığı iyi şey –bu iyi şeyi değerli sayma.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı