Cankurt Ailesi

Aralık 28, 2018

Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız ?

Adım Gülsüm Cankurt, 1958 Eskişehir doğumluyum, şu an 51 yaşındayım. 

Ben Abhazım eşim ise Kaberdeydi. 1992 yılından bu yana Kafkasya’da yaşıyorum. 

Ne zaman ve nasıl döndünüz Kafkasya’ya ?

1981 yılında evlendik 1992 yılında eşim ve çocuklarla birlikte Nalçiğe geldik. Çocuklarımın bir tanesi 10 diğeri 8 yaşındaydı.

Buraya döndükten sonraki yaşamınızı kısa başlıklar halinde özetlerseniz bize ne anlatabilirsiniz ?

Ben Türkiyede ev hanımıydım, buraya döndükten sonra da çalışmadım, rahmetli eşim elektrikçiydi ve burada kendi mesleğini yapmaya devam etti, yani ailenin geçimini eşim temin etti ben yine Türkiye’de olduğu gibi evimle ve çocuklarımla ilgilendim.

Eşim iki yıl önce vefat etti, artık çocuklar da büyüdüler ve ben de evde yalnız kaldığım için çalışmaya başladım,şu anda baklava imalatı yapan bir arkadaşımla birlikte çalışıyoruz.

Çocuklarınızı biraz tanıyabilir miyiz, şu anda ne yapıyorlar ?

Her iki çocuğum da yanımda şu an, oğlum amcası ile birlikte çalışıyor,kızım ise Türkiye’de çalışıyor, turizm bölümü okuduğu ve Türkçesi de olduğu için orada çok rahat iş buldu ve birkaç ayda bir gelip gidiyor.

Orada mı kalacak kızınız, yoksa gelip burada yaşamayı mı düşünüyor ?

Şu an için öyle bir düşüncesi olduğunu fark etmedim, aslında kendisi gitmek istemedi,biraz da biz teşvik ettik okuduğu alanda çalışsın diye.

Fakat oğlum ve ben buradayız hiçbir yere gitmeye de niyetimiz yok. Yaşamımızı burada devam ettireceğiz.

Buraya kendi isteğinizle mi geldiniz yoksa eşinizin bir zorlaması odu mu bu kararı almanızda ?

Açıkçası bu konuda oturup uzun boylu konuşmuş tartışmış değiliz, eşim buraya gelmeye karar verdiğinde yanında çıktım geldim. Çünkü evlilik bir yaşamı paylaşmaktır, nerede ve ne şekilde olduğu detaydır sadece.

Buraya gelişimden de hiç pişman değilim, çok güzel bir yaşamımız oldu ve hiçbir zaman neden geldik diye tereddüde düşmedim. Artık rahmetli eşimi kaybetmiş olsam da burada yaşamak kararındayım ve burada mutluyum, çünkü kendimi buraya ait hissediyorum.

İlk geldiğiniz zamanları biraz anlatır mısınız bize, mesela döndüğünüzde buraya uyum sağlamakta zorlandınız mı ?

Ben söylediğim gibi Abhaz’ım. Buraya dil bilmeden geldiğim halde, insanlarla ve çevreyle ilişki kurmakta pek zorlanmadık dil sorunumuz olmasına rağmen. Daha ziyade günlük ihtiyaçlarımız bakımından bir sıkıntılı dönem yaşadık.

O üç dört yıllık dönemde gıda maddelerinin çoğunu rahat bulamıyordunuz,et süt şeker her şey kıt kanaatti o zamanlar , fakat hiçbir zaman ümidimizi kaybetmedik moralimizi bozmadık. Yoklukla da karşılaştık fakat o yokluğunu hissettiğiniz şeyi bulmak bile küçük mutluluklar olarak yansıdı yaşamımıza. Şimdi her şey bol, fakat bu kez de alım gücü düşük.

Çocukların okula uyum sorunu olmadı, onlar da kısa bir bocalama döneminden hemen sonra uyum sağladılar. Oğlum okulu bitirdiğinde Türkiye’den geldiğine kimse inanmıyordu, o kadar uyum sağladılar.

Dönmek istediğinizde karşı çıkanlar, sizi yadırgayanlar oldu mu?

Hiç kimseden öyle bir ters tavır görmedim, tabii ki ailenin bir bireyi kendilerinden uzak düştüğünde bir burukluk olur, ama tepki anlamında kimseden bir şey görmedik. Sonradan eşimin annesi de geldi burada kaldı ve o da çok sevdi burayı.

Kadınlarımız sanki biraz soğuk bakıyor buraya, siz ne dersiniz.

Kadınlar daha duygusaldır, sonraki dönemlerde gelenler çoğaldıkça olumsuzluklar da artmaya başladı ne yazık ki.

Buradan oraya gittiler yuvalar yıkıldı, oradan buraya geldiler yuvalar yıkıldı ve bu tür olumsuzluklar bire bin katarak anlatılıyor cemiyette. Hal böyle olunca kadınlarımızın duygusal tepkisi anlaşılabilir bir şey bence.

Aslında pek çok iyi örnek de var burada, çok güzel bir düzen kurmuş ve yaşamını burada devam ettiren bir çok aile var, fakat bilirsiniz bir kötü örnek onlarca iyi örneği gölgede bırakır ve insanlar o tür olumsuzlukları dillerine dolarlar.

İşte bu nedenle kadınlarımızın tavrı istenirse bertaraf edilebilecek duygusal bir tepkidir bence, bizler burada birer örnek birer öncü olduğumuzu unutmaz, yaşamımıza ve ilişkilerimize bunu bilerek dikkat edersek o tür sorunlar da ortadan kalkar bence.

 

Türkiye ile burasını kıyaslayabilir misiniz ?

Açıkçası Türkiye ile burasını kıyaslayacak durumda değilim,çünkü çok uzun zaman önce geldiğimiz için Türkiye’de şu andaki durumu bilmiyorum. Ben ziyarete gittiğimde bir aydan fazla orada kalamıyorum, sıkılıp geri dönüyorum.

Yıllar sonra çalışmaya başlamak size bir sıkıntı getirdi mi ?

Ben eşimi kaybettim, çocuklar da büyüdü hayata atıldılar ve ben söylediğim gibi evde yapayalnız kalmamak için çalışmaya başladım, işim de öyle çok ağır değil. Günlük iş telaşının içerisinde zaman akıp gidiyor ve evde bir başıma kalıp sıkılmıyorum en azından.

İş dışında genellikle nelerle ilgilisiniz,nasıl zaman geçirirsiniz, yerli insanlarla aranız nasıl ?

İş dışında burada edindiğim bir çok arkadaşım var, onlarla görüşüyoruz, bilirsiniz kadınların meşhur günlerini, biz de öyle günler düzenliyoruz sık sık bir araya geliyoruz. Burada yaşayan ve Suriye’den bizim gibi dönen bir çok arkadaşla birlikteyiz ve çok iyi ilişkilerimiz var.

Burada size en çok ilginç ve şaşırtıcı gelen ne oldu ?

Çok öyle bir şey yok, ama bana tuhaf gelen bir konudan bahsedeyim;mesela o cenazelerde taziyeye gidenlerin cenaze evine para götürmesi ve o parayı yazdırmaları geleneği. Biliyorum bu aslında yardımlaşma amaçlı ve iyi niyetle yapılan bir şey, fakat bana pek uygun bir hareket gibi gelmiyor, ben alışamadım bu geleneğe.

Mesela bizim çok da önemsemediğimiz yaş günü kutlamaları çok önemlidir burada. Bu güzel bir şey tabii, tuhaf bulduğum için değil hoşuma gittiği için söylüyorum. Çocuklar burada yetiştikleri için onlar hiç kaçırmıyor böyle günleri.

Türkiye’ye gidip geliyor musunuz, ailenizle ilişkiniz nasıl ?

Her yıl gidip geliyorum ve ailemle de ilişkilerim düzenli devam ediyor, o konuda hiçbir sorun yok.

Diasporadaki durumumuzu nasıl görüyorsunuz ?

Onlar hakkında ben fikir yürütmek istemem ama Türkiye’de de burada da olsa var olmak isteyen ayakta kalabiliyor, Önemli olan dilinize kültürünüze sahip çıkabilmektir.

Diasporadaki insanlarımıza ne mesaj vermek istersiniz son olarak ?

Burada az çok yaşama imkanı olan herkese tavsiye ederim anayurdu. Özellikle emekli olanlar, sabit bir geliri olanlar eğer huzurlu bir yaşam istiyorlarsa hiç düşünmeden gelebilirler.

Tertemiz doğası ile, büyük şehirlerin gürültüsünden uzak yaşamı özleyenler için birebir diyebilirim.

Biraz da oğlunuzun düşüncelerini alalım. Sizi tanıyabilir miyiz

İsmim Aslanbek Kaytıque. 10 yaşında ailemle birlikte geldim, şu an 27 yaşındayım, burada okuyup burada yetiştim.

Siz Kafkasyada yaşıyor olmak hakkında ne söyleyebilirisiniz ?

Babamın bize yaptığı en büyük iyilik bizi anayurdumuza getirmesi ve burada yetiştirmesidir diyebilirim.

Biz buraya geldiğimizde tek kelime Çerkesçe bilmiyorduk, şimdi ana dilimizi biliyoruz, halkımızın arasında yaşıyoruz ve mutluyuz.

Türkiyede bize zorla verilmiş olan soy adlarımızı değiştirerek sülalemin Kaytıque olan gerçek soyadını aldım.

Peki sen bir genç olarak buradaki gençliğin durumu hakkında ne söyleyebilirsin bize.

Son dönemde gençlikte bir bilinçlenme bir hareketlenme gözlemliyorum. Gençlik şu anda gözle görülür bir yükselişte ve bilinçlenme içerisinde, bunu ulusal manada çok olumlu ve önemli buluyorum.

Bu iyi yöndeki hareketlenmenin yanlış alanlara yönlendirilip istismar edilmesinin önüne geçilir ve bu sağlıklı gelişme devam ederse geleceğimizden çok umutluyum.

Önceki zamanlara göre gençlik Çerkesliğini yeniden keşfetti diyebilir miyiz ?

Evet,tam olarak öyle.

Şu andaki gençliğin bir önceki kuşağı zorlu bir baskı dönemini yaşamış insanlar, doğal olarak ta yetiştirdikleri nesil biraz kültürel anlamda yetersizdi, fakat şu anda çok memnun edici bir toparlanma var.

Gençliğimizin dikkat etmesi gereken en önemli şey; aşırı akımlara kapılmadan,kendi dilini kültürünü tarihini bilen insanlar olarak yarınları kuracak kuşağı oluşturmalarıdır.

Peki Çerkes diasporası için ne söyleyebilirsin.

Diasporaya “ anayurdunuza dönün” demek isterim, ama öncelikle buradaki bürokratik sorunların çözümlenmesi ve bu işlemlerin kolaylaştırılması gerekiyor.

Eğer bu sorun çözümlenirse, bizim bir şey dememize bir çağrı yapmamıza gerek kalmadan insanlar kendiliğinden dönmeye başlayacaktır bence. Türkiye’de bir çok insanı bu sorunun ürküttüğünden eminim. Bence dönüşün önündeki en önemli engel bürokratik sorunlardır.

Sen burada yetiştin, o nedenle buralı gözüyle Türkiye’den dönen insanlarımız konusunda ne söyleyebilirsin ?

Dönen insanlar konusunda söyleyebileceğim en önemli şey şudur; her birimiz içerisinde yaşadığımız bu toplumda iyi birer örnek olmalıyız. Buradaki yaşamla ve insanlarla kaynaşmalı ilişkilerimizi olabildiğince geliştirmeliyiz.

Hepimizin bildiği gibi birkaç kötü örnek bütün topluma mal oluyor, o nedenle bireyler olarak bu konuda büyük sorumluluk taşıdığımıza inanıyorum.

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
perit-xase

Sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Berrin. Aslen Samsunun Kavak ilçesi Sıralı Köyündenim. Wubıhların Duğ ailesindenim. Annem Meretukolardan. 1991 yılı sonralarında babam Alaattin Doğbay, annem Semiha, kardeşim Aytek ve ben olmak üzere ailece Adıgeye yerleştik.

O dönemde dönmek isteyen birçok kişi eşini ve çocuklarını ikna edemezken siz nasıl oldu da ailece geldiniz?

Babam bizi anavatana döneceğimiz konusunda önceden psikolojik olarak hazırladı.

Çerkes olduğumuzu, Kafkasya’dan geldiğimizi, birgün oraya döneceğimizi aile içinde çocukluğumuzdan beri her zaman biliyorduk. Böyle şeyler aileden başlar. Ailemizin planları içinde dönüş her zaman vardı. Babam anavatana dönüş için taa 70‘li yıllarda başvuruda bulunmuştu. Anavatana dönüş kararı almak bizim için zor olmadı . 

Kardeşlerim ve ben dernek çevresinde büyüdük. Samsun Kafkas Kültür Derneği’nde halk dansları ekibinde oynadım. Üniversiteyi bitirir bitirmez yüksek lisans yapabilmek için dokümanlarımı Nalçik’e yolladım. O zamanlar dokümanlarım oraya ulaşmadığı için gelemedim. 90’lı yılların başında kapılar açılır açılmaz işlerimizi düzenleyip ailece yola düştük. 

Önce kardeşim Aytek sonra ben geldim. Bizden bir sene sonra da annemle babam geldiler. 

Geldiğimde 22 yaşındaydım ve Samsun’da Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü’nü yeni bitirmiştim. 

Geldiğinizde karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

Yeni bir dil, yeni insanlar, yeni kanunlarla karşılaşıyorsunuz. En çok zorlandığım şey bir çok arkadaş, akraba ve eş dostun geride kalmasıydı. Gidip gelmek açısından bir zorluk yoktu ama hayat şartları zor, yol uzundu, istediğiniz zaman gidip gelemiyordunuz. Bir yerden bir yere yerleşmek, ülke değiştirmek çok kolay bir şey değildi. Alıştığımız çevreden koptuğumuz için başlarda burada biraz zorlandık. Sonra bizi anlayan, niçin geldiğimizi kavrayan buralı Adıge arkadaşlarımız eşimiz dostumuz oldu. Onların da yardımıyla zorlukları yendik. Onların desteği uyum sürecimizi hızlandırdı. Hala da yardımlarını görüyoruz. 

Sizi buraya getiren sebep neydi ?

Adığe kimliğini yaşatmak tabii ki. Kimliğimizin Türkiye’de yaşatılamayacağı ortadadır. Burada yaşatalım, gelecekte çoluğumuz çocuğumuz Adıgece bilsinler, kim olduklarını bilsinler. Buradaki kardeşlerimizle bir arada olalım amacıyla geldik. Yaşatmaya da çalışıyoruz. Biz bugün bir adım atarsak yarın başkaları da atar, böylece anavatanımızda çoğalır halk olarak yeniden toparlanabiliriz düşüncesindeydik. Bir cumhuriyetimiz var. Nüfus olarak azınlıkta kalsak da burda bir şekilde başarabileceğimize inanıyorum.

Kimliğini yaşatmak neden bu kadar önemli?

Bu biraz da insanın kendisine bağlı herhalde. Herkes için o kadar önemli değil. Hayatta önemli olan nedir? Kimisi için para kazanmak, kariyer yapmak kimisi için evrensel insani değerler önemlidir. Biz Adığe kalabilmeyi her şeyden çok önemsedik. Diğerleri ondan sonra geldi. Gerçekten gönül rahatlığı içinde, gidersek ne olacağımızın hesabını yapmadan , hiçbir gelecek kaygısı taşımadan, her tür hayat koşullarını peşinen kabullenerek geldik. 

Pasaport almakta zorluk yaşadınız mı?

O dönemde pasaport almak çok kolaydı. Bugünkü gibi Rusça bilme, beş yıl bekleme zorunluluğu yoktu. Atalarımızın Kafkasya kökenli olduklarına dair döküman getirmek yetiyordu. 

Gelirken mesleğinize uygun iş bulamamak gibi kaygılarınız oldu mu?

Bu tür kaygılarım çok fazla yoktu. Gençken bunlar düşünülmüyor. Hayat insana o kadar zor görünmüyor, daha iyimser oluyorsunuz. 

Ben ziraaat mühendisiyim. Daha önce gelenlerden buraların çiftçiliğe uygun olduğunu duymuştum zaten. Devlet işi olmasa bile kendim bir şeyler yapabileceğime inanıyordum. Bir ülke değiştirdiğinizde yeni bir dil ve yeni kanunlarla karşılaşıyorsunuz. Hiçbir şeyin o kadar da kolay olmayacağının çok fazla bilincinde değildim. Gerçi iyi ki de değilmişiz yoksa gelemezdik o da ayrı. 

Türkiye’de bahçe bitkileri bölümünü bitirmiştim. Maykop’ta çiçekçilikle uğraşan bir devlet serasında yedi yıl çalıştım. Maaşlar çok düşüktü ama güzel bir tecrübe yaşadım. Türkiye’de mezun olduktan sonra mesleğimle ilgili çalışmadan gelmiştim. 

Adıgey’de seracılık iyi bir iş midir ?

Aslında iyi bir iş ama zorlukları da var. Kar edebilmek için işten iyi anlıyor olmak lazım. Yılın uzun bir süresi serayı gazla ısıtmak gerekiyor. Gaz pahallandığı için bu da masrafları artırıyor. Tulskiy’de sebzecilik üzerine altyapısı sağlam büyük bir sera var. Erken sebzecilik, çiçekçilik üzerine küçük seralar da mevcut. Burada bayramlar çok fazla. Özellikle çiçekçilik işinden anlayan bu yüzden iyi kazanıyor. Seracılık herkesin yapabileceği bir iş değildir, çok detayı vardır. Bilgi, tecrübe ve buranın kanunlarını iyi bilmeyi gerektirir. 

Geldiğinizde Adıgece biliyor muydunuz?

Bilmiyordum. Serada çalışanların içinde birkaç Adıge vardı ama daha çoğu Rus'tu. Bu yüzden geldikten bir yıl sonra Rusçayı kendi işlerimi halledecek kadar öğrenmiş oldum. Birlikte çalıştığım Rus-Adığe tüm insanlar anlayışlı davrandılar, yardımcı oldular. Dışardan gelmiş bir Adıge olduğumu öğrenince saygı da duydular. Gençliğin de etkisiyle çabuk öğrendim. İnsanın karakteri de dil öğrenmede önemli. Ben iyiniyetliydim ve işimi elimden geldiğince iyi yapmaya çalışıyordum. Adıgeceyi ılerleyen yıllar içinde daha sonra öğrendim. 

Peki seracılıktan ayakkabı satış mağazası açmak fikrine nasıl geçtiniz?

Evlenip çocuklarım olduktan sonra onlarla daha iyi ilgilenebilmek için sera işini bıraktım. O sırada çalıştığım devlet serası da kapanmıştı. Yeniden çalışmaya karar verdiğimde çocuk ayakkabısı konusunda şehirde bir eksiklik olduğunu farkettim ve bunun üzerine bu dükkanı açtım ve hala çalıştırıyorum.

İşyerim zaten küçük bir mekan olduğu için sadece kendim çalışıyorum. Yardımcı bir elemanım yok. Ayakkabıları Moskova’dan satın alıyorum. Krasnodar’dan da alabilirim ama aynı yerde birçok üretici firma olduğu için Moskova’dan almak avantajlı oluyor. Sattığım ayakkabılar çoğunluğu Çin’den gelen materyallerle Moskova’da üretilmiş mallardır. 

Moskova’ya 3400 rubleye otobüsle gidip geliyorum. 23 saat gidiş 23 saat geliş. Otobüs firmaları nakliye için ayrı bir ücret almıyorlar. Aldığım malları kendi geldiğim otobüsle Maykop’a getiriyorum. 

Gitmeden önce hangi modellerden hangi numaraları alacağım konusunda hazırlık yapıyor, modelleri Maykopluların zevkine göre firma kataloglarından seçiyorum. 

Ödemelerim nakit oluyor ama Moskova’daki satıcı firmalar sürekli müşterilerine taksitli alma imkanı da tanıyorlar. Satılmayan mallar geri alınmıyor. İndirim falan yaparak bir şekilde elden çıkartıp paraya dönüştürmeye çalışıyoruz. 

İlk açtığım zamanlarda insanlar yerimi öğrenene kadar çok zorlandım. Tabii ki herkes yaptığı işin daha iyi olmasını ister ama genel olarak yaptığım işten memnunum. Artık sürekli müşterilerim var. Aldığı maldan memnun olan yine geliyor. İlerleyen günlerde krizden etkilenir miyiz diye endişe etmiyor da değilim. 

Bu iş merkezinde kaç işyeri var? Sizden başka diasporalı işyeri sahipleri var mı?

Bu iş merkezi Türkiyeli Adıge işadamı İnal Çetav tarafından yapıldı. Seksenden fazla dükkan var burada. Bir pizzacı, iki sandviççi, bir kafe, bir ofis, üç perdeci diasporadan gelenlere ait. Bunlar ilk aklıma gelenler. Unuttuklarım olabilir. 

Komşu esnafla ilişkileriniz nasıl? 

Sürekli komşu değiştiriyorum yoksa gayet iyi ilişkilerim var. Kiralar yüksek olduğu için dükkan sahipleri çok sık kiraci değiştiriyor. Bu dükkanın mülkiyeti bize ait. Dokuza dokuz bir yer olmasına rağmen kira olmuş olsaydı beş altı bin ruble olurdu. Müşteri tutuncaya kadar ben de zorlanırdım herhalde. Elektrik, vergi gibi başka giderleri de var tabii. 

Daha iyi gelir elde etmek için neler yapabilir? Esnaftan kaynaklanan eksiklikler var mı?

Burada ticaret anlayışı Türkiye’deki gibi değil. Bir işi çıkan dükkanı kapatıp gidebiliyor. Müşteri geldiğinde bulamıyor. Türkiye’de kimse iş saatinde dükkanı kapatıp gitmez. Ayrıca müşteri çekmek için elinden geleni yapar. Dükkana giren müşteriyi ikna etmeye çalışır. Gerekirse kapının önünde durur içeri davet eder. Ben dahil diğer esnaf sadece içerde oturup beklemekle yetiniyoruz. Sonra saat 18.00’e kadar çalışıyoruz. Daha uzun süre çalışılabilir. 

Kosovalı Adıgelerden Tsey Mehmet Ali ile evlisiniz. Aile içinde hangi dilde anlaşıyorsunuz?

Mehmet Ali Kosova’da kimya mühendisliğini bitirdikten sonra 1992 yılında kendisi gibi yedi genç arkadaşıyla birlikte gelmişti. Kosova’da savaş başlamadan önce Adıgey’e dönenlerdendi. 

Avrupa ülkelerine gitme imkanı vardı ama buraya gelmeyi tercih etmişti. Başka çaresi olmadığı için, mecbur kaldığı için gelen biri değildi. Geliş sebebi bizimle aynıydı. Halkımızın geleceği için Adıgelerin anavatanlarına dönmelerinin gerekliliğine inanıyordu. 

Evlendiğimizde eşimle ortak dilimiz Rusçaydı. Başlangıçta o Adıgece konuşsa da ben çoğunlukla Rusça cevap veriyordum ama Mehmet Ali sabırla benimle Adıgece konuşmayı sürdürdü. Kendi anne babası, kardeşleri de Carım Aslan döneminde buraya geldiler. Evlerinde her zaman Adıgece konuşuyorlardı. Onların da etkisiyle kısa sürede Adıgecem ilerledi. 

Çocuklar sokakta Rusça konuşuyor ama aile içinde Adıgece konuşmaya çalışıyoruz. Kendi Adıgeceme zararı olacağı için çocuklarımla hiç Türkçe konuşmadım. Aslında öğrenmelerini hiç istemediğimden değildi. İlk önce Adıgece öğrensinler istedim. Eğer Türkçe konuşmuş olsaydım onlar belki Türkçe öğreneceklerdi ama bu sefer de ben Adıgeceyi iyi öğrenemeyecektim. 

Mehmet Ali burada kendi mesleği ile ilgili bir alanda çalıştı mı? Şimdi ne iş yapıyor?

Hayır kendi mesleği ile ilgili bir alanda çalışmadı. Beş altı yıl kadar küçük bir büfe işletti. Sonra çiftçiliğe başladı. Halen de bu işe devam ediyor. Giaginski (Cace) bölgesinde kiralamış olduğu açık bir arazide sebzecilik yapıyor. Domates ve patates yetiştiriyor. 

Çiftçilikten kendisi çok memnun ama bana göre çok zor bir işi var. Bazı yıllar çok yağmurdan bazı yıllar kuraklıktan ürün iyi olmayabiliyor. Yaptığın yatırımın karşılığını alamayabilirsin. İşten iyi anlamak gerek. Her yıl hangi ürünü yetiştireceğine de doğru karar verebilmek gerekiyor. Bazen herkes havuç ekiyor fiyatlar düşüyor. Bir sene domates çok kar ederse gelecek yıl herkes domates ekiyor. Borsa gibi karışık bir durum. Garantisi yok. Yalnız tecrübe edindikten sonra kar etmek imkansız değil. 

Çocuklarınız Suand (13) ve Nefin (9) ile -gerçi daha çok küçükler ama- ailelerinizin geçmişi, Kosovalıların ve sizin anavatana dönüşünüzle ilgili konuşuyor musunuz?

Annelerinin Türkiyeli, babalarının Kosovalı olduğunu biliyor, buradaki arkadaşlarına da anlatıyorlar. Rusça konuştuğumda aksanım farkedilince “Annem Türkiyeli kusuruna bakmayın Rusçası zayıf” diye açıklamada bulunuyorlar. 

Türkiyeli ailelerin içinde anne babaları Rusca bilmiyor diye arkadaşlarından utanan, çarşıda pazarda “Anne sen konuşma ben söylerim” diyen çocuklar da var. Benim, Adıgecenin yanı sıra Rusçayı da konuşabiliyor olmam kızlarımın hoşuna gidiyor. 

Çocuklar küçük ama herşeyin farkında aslında. ”Türkiye’deyken nerede kaldın? Nasıl yaşıyordun? Hepiniz Türkçe mi konuşuyordunuz?, Neden Adıgece konuşmuyordunuz? “ gibi Türkiye’deki yaşamım hakkında sorular soruyorlar. Kosovalıların Adıgecesi mükemmel. Ailede bir tek benim Adıgeceyi aksanlı konuşmam dikkatlerini çekiyor. 

Düğünlere katıldığımızda bazen çocuklara “Bu Suriyeli, bu Türkiyeli, bu Ürdünlü, bu Kosovalı ama hepimiz Adıgeyiz” diyoruz. Annesine bakıyor Türkiye’den gelmiş, babası Kosova’dan gelmiş, çocuğum kendisi burada doğmuş. Bunun neden böyle olduğunu sebepleriyle anlatınca da anlamaya çalışıyorlar. Benim 9 yaşındaki küçük kızım Nefin üzülüyor mesela bunları duyunca “Anne biz savaşmışız da niye kaybetmişiz? Ruslar bizi niye kovmuş?” falan diyor. 

Bunların dışındaki farklılıklarımızı da şimdiden sorguluyorlar. 

Türkiye’deki aile ve akraba çevrenizden burada kaç kişi var?

Babam Alaattin Doğbay iki yıl önce vefat etti. Annem, anavatana bizden daha sonra dönen ağabeyim Ufuk, eşi ve iki çocuğu, benden küçük kardeşim Aytek, halamın oğlu Miraç, eşi ve iki çocuğu yıllardır buradayız. Şimdi halamın kızı İnci de kızıyla birlikte geldi. 

Miraç buraya bizden önce gelmişti. Ailece buraya dönüşümüzde onun burada olmasının da etkisi vardı. Bir kişi döndüğünde geride kalan birçok akrabasının da dönüşüne faydası oluyor. Böyle böyle çoğalıyoruz. 

Türkiye ile ilişkileriniz devam ediyor mu?

Evlendikten sonra yani yaklaşık 13 yıldır Türkiye’ye hiç gitmedim. Annem , babam kardeşlerim buradaydılar. Mehmet Ali’nin Kosova’da kalan ailesi de Carım Aslan döneminde buraya gelmişlerdi. Annesi, babası, ağabeyi, kendisinden küçük bir erkek kardeşi, iki kız kardeşi hepsi buradalar. Evli, aile sahibi insanlar. Zaten benim kardeşlerim de burada. Hal böyle olunca onların burada olması, bizim çocukların da küçüklüğü nedeniyle bu yıl olmadı bir dahaki yıl gideriz derken yıllar geçti hiçbir yere gidemedik. Özellikle Türkiye’deki anneannemi çok görmek istiyorum. 

Akrabalarımız yazın gelip gidiyorlar. Son yıllarda gelmek isteyenler çoğaldı. Gelen giden sayesinde ilişkilerimiz devam ediyor ama dernek ve ekip çevresinden eski arkadaşlarım dahil gelemeyen de çok kişi var. Onları özlüyoruz. Bu yazıyı okurlarsa selam ve sevgilerimi iletiyorum buradan . Gelmek isteyenleri bekliyoruz. 

Türkiye’deki Adığelere söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Buradan Türkiye’ye baktığımda “İnsanlar neden buraya gelmek istemiyorlar? Neden bizim gibi düşünmüyorlar?” diyorum. Sonra işi gücü, akraba çevresini bırakıp gelmenin büyük bir ideal gerektirdiğine karar veriyorum. Ne var ki anavatanımızda çoğalmak için insana ihtiyacımız var. Adıgeler olarak çok azız. Kendi memleketimizde azınlığız. Bu gerçeği bilerek o enerjiyi hissederek buraya gelmek lazım. O zaman burada başarılı olursunuz. 

Berrin, değerli büyüğümüz, baban Duğ Alaattin Doğbay’ı bu sohbet vesileyle saygı ve rahmetle anıyor, sana sohbet için teşekkür ediyorum.

Ropörtaj: ÇETAO Nadir Yağan
Maykop, 21 Mart 2009

Sürgün ve Soykırım; Kuzey Kafkasya insanının belleğinde acı ile yer etmiş iki sözcük. Sözlüklere baktığımız zaman sürgün (tehcir) "1-Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse veya topluluk, 2-Bu biçimde sürülmek işi ve bu işin sonucu" şeklinde tanımlanmaktadır. Soykırımı (genocide); Bir insan topluluğunu, ulusal, dinsel, politik vb. sebeplerle yok etmek olarak tanımlanmaktadır.

Çerkes halkının uğradığı sürgün ve soykırım acılarının hemen arkasından umut, aydınlık ve gelecek için halkımızın bel bağladığı sözcük ise "Dönüş"tür. 1864 Büyük Sürgünü'nün hemen ardından Atayurduna dönüş düşüncesi Çerkes insanının büyük İDEA'sı olmuştur. Bu düşüncenin hiç kesintiye uğramadan yaşatıldığı ve günümüz kuşaklarına ulaştığı gerçeğinin bir hayli kanıtı vardır.
Atalarımızın Osmanlı topraklarına yerleşerek yaralarını sarmasından hemen sonra örgütlenmeye başladığını, Atayurduna kavuşma fikirlerini yaymak için Ğuaze gazetesini ve daha başka yayınları çıkarttığını, zamanın padişahına dönüş için resmi başvuruların yapıldığını, bu konularda çaba harcandığını bilmekteyiz. Khabardey bölgesinden yetişen ünlü fabl yazarı ve halk ozanı Pac'e Beçmırza'nın yirminci yüzyılın hemen ilk yıllarında, Osmanlı topraklarını köy köy, kasaba kasaba gezerek; "Henüz zamanın geçmediğini, Atayurduna dönüş için henüz gecikilmediğini," içi ağlayarak, haykırarak soydaşlarına anlattığını da biliyoruz. 1978 yılında üç arkadaşımla birlikte Nalçik'e yaptığımız ziyaret sırasında, Nalçik'in ünlü Hadokşokua Parkı'nın bir köşesinde, bu ünlü ozanla karşılaşmıştım. Siyah granitten yontulan Pac'e Beçmırza büstü ile Balkar ozanı Kazım Meçiev'in büstü yanyana duruyordu. Büstün siyah oluşunun sürgün ve soykırımı simgelediğini, çevresini saran kırmızı güllerin ise Dönüş umudunu simgelediğini, zira Beçmırza'nın öldüğü 1936 yılına kadar dönüş konusunda hiç umutsuzluğa düşmediğini anlatmışlardı.

Bu geziden döndükten sonra, o zaman hayatta olan babam; "Geziniz hakkında hiç bir şey sormayacağım, ilginç bulduğun ya da ne nedenini çözemediğin bir husus varsa, onu anlat bana..." demişti.

Uzunyayla köylerinin koptuğu yerlerle Uzunyayla'yı karşılaştırdığımda ilginç bulduğum iki konu beni düşündürüyordu, Bu denli ormanın, yeşilin, çiçeğin yaşamla içiçe olduğu, ağaç kültürüne bu denli aşina olan bir toplumun Uzunyayla'ya nasıl yerleştiği, yerleştikten sonra yeni mekanlarını geldikleri yere benzetebilmek için neden hiç çaba sarfetmedikleri, neden hiç ağaç dikmedikleri konularına yanıt arıyordum. Bu iki hususu babama açıkladım. Babamın hali görülmeye değerdi. Yaşlı buruşuk yüzünden çenesine süzülen gözyaşlarını silerek konuşmuştu: "Uzunyayla'ya yerleşmeye mecbur idiler, devlet fermanı ile yerleştiler. Yerleşilen bu yeri imar-ihya ile az da olsa Kafkasya'ya benzetmek hiç kimsenin istemediği bir konu idi. Bu topraklara bağlanmak istemiyorlardı. Benim çocukluğumda, yani 1911-1925 yılları arasında, kapısı, penceresi biraz yüksek, biraz süslü, biraz fazla harcama gerektiren bir ev yapan olursa, "Yap, yap...Yarın yurdumuza dönersek birileri için hazır ev olur, gelip hemen yerleşirler" gibi eleştiriler olurdu. Bu yüzden kimse kalıcı bir işe girişmedi, atayurduna dönmek hep düşüncede yaşatıldı. Bizden önceki kuşaklar göçüp gitti, sonra gelen kuşaklar ise doğal olanı Uzunyayla'daki yaşam sanarak sürdürdü. Atayurdundan giden gelen olmayınca da oradaki yaşamla kopma kesinleşti." demişti.

Hiçbir zaman sönmeyen Atayurduna dönüş ateşi, Cumhuriyetin ilk yıllarında, tek parti döneminde küllenmek zorunda idi. Bırakınız dönüş sözcüğünü, coğrafya ismi olan "Kuzey Kafkasya" sözcüğü bile kullanılamadığı için Cumhuriyet döneminde ilk kurulan derneğimizin adı "Dost Eli Yardımlaşma Derneği" idi.

1961 Anayasası'nın getirdiği nispeten daha özgür ve demokratik ortamda Ankara Kuzey Kafkasya Derneği kuruldu. Giderek 1970'ten itibaren atayurdu ile yazışma, haberleşme, tek tük de olsa ziyaretler başlayınca 1920'li yıllardan başlayarak küllenmiş olan dönüş ateşi yeniden parladı, yeniden umut oldu, hasretle sözü edilir oldu. Kuzey Kafkasya ile ilgili ilk bilgileri, ilk ciddi yazıları saygıdeğer büyüğüm İzzet Aydemir'in çıkarttığı "Kafkasya-Kültürel Dergi"de bulmaya başladık. 1970'li yıllarda tümü ile amatörce bir deneme olarak yayımlanan "Kamçı" gazetesi, 12 Mart ara rejimi nedeni ile 12 sayılık deneme süresini tamamlayamadan yedinci sayısından sonra yayınını durdurmak zorunda kaldı. Ankara'da çıkartılan "Nartların Sesi" gazetesi de aynı akıbete uğrayarak 12 Eylül hareketi ile kapatıldı. Bu iki küçük gazetemizde de yine atayurt ve ürettiği kültür, diasporadaki sorunlar, atayurda duyulan özlem yoğun bir biçimde işlenmiştir. Topraklarından kopartılıp dağıtıldığı günden bu yana varolan ulusal-tarihsel eşitsizliklere, haksızlıklara, uygulanan kendine yabancılaştırma ve baskı yöntemlerine, asimilasyon politikalarına rağmen Çerkes halkı bugün de kendi sosyal ve ulusal sorunlarına sahip çıkabilecek bir potansiyele sahiptir, ve bugün de "DÖNÜŞ" ideali gerçekçiliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir.
Yamçı gazetesinin çıkartılması için yapılan toplantılarda, tartışmalarda hep bulundum. O günlerde varılması gereken hedef; "Çerkes halkının kendi topraklarında kendi kaderini tayin etme hakkının bulunduğu" ilkesinden hareketle en kısa zamanda dönebilecek herkesin Atayurduna dönmesi idi. Tabii o günün koşulları çok farklı idi. Sovyetler Birliği yönetimi yaşıyordu. Döneceklerin iş bulma, konut edinme gibi sorunlarının sosyalist ilkeler doğrultusunda devletçe çözümlenmesi gereği söz konusu olduğundan dönüş için bir sosyo-ekonomik alt yapı oluşturma çalışmalarının yapılması gibi bir olay gündeme gelmiyordu.

Daha sonraları 1980'lerde başlayan ve hala süregelen dönüş hareketi ile ilgili düşünceleri eleştirme furyası başlamıştır. Bu eleştirileri yapan yakın dostlarımız her nedense 1980 yılına kadar bu konularda susmuşlardır. Bu dostlarımız, Yamçı dergisi etrafında birleşenleri, duygusal olmak, romantik ve ütopik olmak, ayağı yere basmayan afaki politikalar üretmekle suçlamaya başlamışlardır.
Öncelikle "Dönüş" ideasının sosyo-ekonomik altyapısının oluşturulması gerektiğini savunan bu dostlarımız, dönüş düşüncesinin yayımlanmaya başladığı dönemin Kuzey Kafkasya'sı ile bugünün Kuzey Kafkasya'sını kıyaslama gereğini gözardı etmektedirler. Bugün için elbette öncelikle sosyo-ekonomik altyapının oluşturulması için çalışmak geçerlidir. Dağılan Sovyetler Birliği'nden sonra devlet sübvansiyonunun kalmadığı, herkesin kendi başının çaresine bakmak zorunda olduğu bir dönemde sosyo-ekonomik altyapı elbette önemlidir. Bugün gelinen aşamada Yamçı dergisi etrafında oluşturulan görüş, bir tramplen görevi yapmıştır. Bu dönemin ve bu dönemin fikirlerinin bir tarafa atılması en azından kadirşinaslıkla bağdaşmayacak bir davranış olacaktır.

Bu derginin çıkarılması için kısıtlı imkanlarını birleştirerek "Yamçı Yayımcılık Ltd. Şirketi"ni kuranlar bugün yaşamaktadırlar. Bunlar Arslan Arı, Eray Yüksel, Haluk Yediç, Dr.Namuk Sarıgül, İbrahim Alhas ve Özdemir Özbay'dır. Derginin sahibi ve sorumlusu Fahri Huvaj arkadaşımız idi. Dr.Necdet Hatam ve Rahmetli Süleyman Yançatoral'ın emekleri büyüktür. Bütün bu arkadaşları saygıyla anıyorum. Dergi yayımlanmaya başlayınca sol fraksiyonlarda yer alan Çerkes aydınlarının çok şiddetli ve o derecede de haksız, insafsız ve dayanaksız saldırıları ve eleştirileri ile karşılaşmıştık. Bu arkadaşlar Yamçı kadrolarını, yani dönüşü savunanları "Sola sızmaya çalışan kaypak, küçük burjuva milliyetçileri" olarak tanımlıyorlardı. Onlara göre, "Dönüş" fikri ütopik ve gerici bir düşünceydi. Zaten Türkiye'de sosyalist devrim yakında gerçekleşecek idi ve Türkiye Çerkesleri'nin etnik kimlikleri ve hakları verilecekti. Dolayısıyla dönüşü ortaya atmak devrimci harekete ihanet etmekti.

Sağ kesimde yer alan, kimileri turancı, kimileri şeriatçı gruplarla omuz omuza olan, ekonomik ve sosyal düzeyleri yüksek, rahatının bozulmasından korkan kesim ise dönüş hareketini tamamen komünist ideolojiye yönelik, boğulması ve susturulması gereken bir fikir olarak görüyorlardı. Bu kesim, bağımsız ve birleşik Kafkasya idealini savunurken, Kafkasya'ya gitmeden oraya ayak basmadan Kafkasya'nın nasıl bağımsız ve birleşik olacağını bugüne kadar bir görüş olarak ortaya koymamışlardır. Bu ideal hep sloganlarda kalmıştır. Bugün bir bakıma bağımsızlık yolunu seçen Abhazya ve Çeçenistan var, ama bu fikrin sahipleri her nedense bu ülkelerle hiç de ilgili görünmemektedirler.

Bugün dönüş fikrinin dışında Çerkes halkının asimilasyon bataklığından kurtarılmasını sağlayacak farklı hiçbir görüş hala üretilememiştir. Dönüş iki açıdan önemini hala taşımaktadır:

1. Kuzey Kafkasya'daki cumhuriyetlerimizin demografik sorunlarını çözerek güçlenmelerini sağlamak için tek yol, hangi yollardan geçerse geçsin, Dönüş'tür. Dönüşün atayurdu kanadında altyapısını oluşturan, yasal düzenlemeleri tamamlayan başta sayın Cumhurbaşkanı Carım Aslan ve bugün mutlu ve kıvanç dolu bir yaşamı atayurdunda sürdüren dönüşün ilk temsilcileri sevgili arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

2. Çok hızlı bir şekilde yok olmakta olan diaspora Çerkesleri'nin ve diasporadaki Çerkes kültür ürünlerinin dönüşü her zamankinden daha acil ve zaruridir.

Geldiğimiz bu aşamadan sonra yapılması gereken, Dönüş fikrini yeniden tartışmak değil, Dönüş'ü hızlandıracak sağlıklı politikalar üretmek, Dönüş'ün altyapısını oluşturacak sosyo-ekonomik girişimleri realize etmektir. Toplumumuzun diaspora kesimindeki yeni örgütlenmelerinin bu anlamda ele alınması gerekmektedir.

Tüm derneklerimize, kurulu ve kurulmakta olan vakıflarımıza bu yolda zor ve kutsal görevler düşmektedir. Atayurduna dönüş için çıktığımız kutsal yolumuzun aydınlıklı, pürüzsüz olması dileği ile...

Özdemir Özbay

Kaffed

Zaman su gibi akıp gidiyor. 1 Ağustos tarihinde ilk Kosovalı Adığe grubunun vatana gelişi ikinci yılını doldurdu. Bugün Adığelerin tarihine altın harflerle yazılmış durumda. Savaş ateşinden kurtarılan bu insanlara yeni bir yaşam sağlanabilmesi için Adığey Cumhuriyeti yöneticileri, vatandaşları ve dış ülke Adığeleri ellerinden geleni yaptılar. Bugünlerde ise vatanlarına dönenlerin sorunları ile ilgilenme işi Adığey Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na verildi. Bakan Raziyet Natho ile bu konuda yapılan bir söyleşiyi sunuyoruz.

21 Şubat 2000 tarihinden itibaren vatanlarına dönenlerin (repatriant) sorunları ile ilgilenme görevi Bakanlar Kurulu'nca sizin bakanlığınıza verildi. Bu sürede neler yapıldı?

Sizin de belirttiğiniz gibi birkaç aydan beri vatanlarına dönenlerin sorunlarıyla bakanlığımız ilgilenmektedir. Bu görevin bize veriliş nedeni de dönenlerin daha çok sosyal problemlerle karşılaşıyor olmalarıdır. Bakanlığımızın bu konularda yapması gerekenler hiç de az değildir. Dönenlerin kişisel sorunları yanında onların ikamet edecekleri Mafehable Köyü'nün yapımı da bizim görevlerimiz arasındadır. İlk iş olarak dönenlerin yasalarımıza göre yararlanabilecekleri emekli aylıkları, işsizlik ve çocuk yardımlarını almaları için gerekli çalışmaları yürütüyoruz. Oturma izni ve vatandaşlık kazanmaları ile ilgili sorunlarla uğraşıyoruz. Soydaşlarımızın "mülteci" statüleri olmadığı takdirde Rusya Federasyonu'nun yasalarınca sağlanan haklardan yararlanma imkanları yoktur. Bu sorunları da çözmek için çalışıyoruz. Çalışma alanımız sadece Kosovalılarla sınırlı kalmamakta, daha önce çeşitli ülkelerden dönüş yapmış olan soydaşlarımızı da kapsamaktadır. Bu amaçla da hükümetin oluşturmuş olduğu "Vatanına Dönenlerin Adaptasyon Merkezi" ile ve dönenlerin kendilerinin oluşturdukları DAR Derneği ile ve ilçe yöneticileriyle uyum içerisinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Mafehable Köyü'nde 7 evin bitirilerek sahiplerine verildiğini, kalanların da kısa sürede biteceğini duyduk. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

7 evin bitirilerek sahiplerine verilmiş olması sevindirici bir olay olmuştur. Oturmaya hazır olan 7 ev daha yakında sahiplerini bulacaktır. Geri kalan 8 evi ise yaz sonuna kadar bitirmeyi amaçladık. Başkan Putin, bu konuda Başkan Carım'a yardım sözü vermiştir. Rusya Federasyonu'nun Mülteci Hizmetleri Dairesi ile işbirliği halindeyiz. Gerek konutlar için gerekse dönenlerin barınmaları için yaptığımız harcamaların Rusya Federasyonu (R.F.) Hükümeti tarafından bize ödenmesini bekliyoruz. Amacımız kış gelmeden herkesi evine yerleştirmektir. Evlerin yapımı tamamlanınca soydaşlarımızın tümü şimdi kaldıkları Geçici Barınma Merkezi'ni terk edip köylerine yerleşmiş olacaklardır. İkinci grup olarak gelen Kosovalılar için de Maykop'ta 12 daire satın alınarak yerleştirilmişlerdir. Bu dairelerin giderleri de Dönenlere Yardım Vakfı'nca karşılanmaktadır.

Bugün soydaşlarımızın geçici olarak barındıkları ve adına Dönenlerin Adaptasyon Merkezi dediğimiz bina, soydaşlarımız evlerine yerleştikten sonra ne olacaktır?

Bu bina Bakanlığımızca satın alınmıştır. Kosovalıların ikamet zorunluluğu nedeniyle yeterince yeterince onarılamamış ve restore edilememiştir. Kosovalılar'ın oradan ayrılmasının ardından tamir ve restore edilecektir. İsmi aynen korunacak ve bundan sonra dış ülkelerden vatanlarına dönecek olan soydaşlarımız kendilerine bir konut buluncaya ve ülkeye alışıncaya kadar burada ücretsiz kalmaları sağlanacaktır.

Savaş ateşinden kurtarılan insanlara yardımcı olmak tabii ki gereklidir. Bunların dışında başka ülkelerden dönüş yapan insanlarımız da var Adığey'de. Onlardan size başvurular olmuyor mu? Ne gibi problemleri var ve onlara nasıl yardımcı oluyorsunuz?

Vatanlarına dönenlerin sorunları Bakanlığımıza tevdi edildiğinden beri Kosovalılar dışında bir çok insan da bize çeşitli sorunları nedeniyle başvurdu. Örneğin vatanına dönmüş olan bir anne ile kızına kendilerine ev buluncaya kadar merkezimizde yer verdik. Aynı şekilde satın aldıkları eve sahip olamayan ve bu yüzden mahkemelik olan çok çocuklu bir aileye de merkezimizde yer vermiş olduk. Bunlar gibi başka birçok insan daha başvurmuştur. Geldikleri ülkelerde aldıkları diplomaların burada da geçerli olması ile ilgili sorunlar vardır. Üç ayda bir merkezimizde dönen insanlarımızla toplantı yaparak sorunlarını dinliyor ve çareler arıyoruz. Mafehable Köyü'nde kendi parası ile ev yapmak isteyenlere merkezimizin müdürü yardımcı olmaktadır. Kısacası cumhuriyetimizde dönenlere yardım amacıyla kurulmuş vakıf ve DAR Derneği ile birlikte dönenlerin sorunlarını çözmeye ve onlara elimizden geldiğince yardımcı olmaya uğraşıyoruz.

İleriki çalışmalarınızda hangi konulara öncelik vereceksiniz?

Doğrusu bu işin bana verileceğini hiç düşünmemiştim. R.F. Hükümeti bu konuda yapmış olduğumuz harcamaları bize ödeyeceğini vaad etmişti. Bakanlığımız bu amaçlarla bugüne kadar oldukça yüksek sayılacak miktarlarda harcama yapmıştır ve bu paranın bize tekrar geri dönmesini sağlayacağız. Yaptığımız işin bir ulusal görev olduğunu kabul ediyorum ve bu nedenle bir gün dahi bıkkınlık ve pişmanlık duymuş değilim. Önümüzdeki en önemli hedef aramıza dönen insanlarımızı güzel karşılamak ve onların iyi bir yaşam kurmalarına yardımcı olmaktır. Bunu başarabilirsek bu alandaki tüm çabalarımızı boşa gitmemiş sayacağım. Dış ülkelerde yaşayıp vatanına dönüp dönmeme konusunda tereddütlü olan soydaşlarımızın yaptığımız bu çalışmalardan ve dönen insanların başarılarından etkileneceklerine inanıyorum. Bu yüzden bakanlığımız kendisine verilen bu görevi imkanları ölçüsünde yerine getirmeye çalışacaktır.


Röportaj: Aminat Jacemıko
30 haziran 2000 tarihli Adığe Mak gazetesinin "Dış Adığelerin Yaşam Dünyası" ekinden çeviren: İ. Çetao.

134 yıldır Kosova'da yaşamak zorunda bırakılan Adığeler anayurtlarına döndü. Bilindiği gibi 1864 büyük sürgünü ile Adığe halkı zor kullanılarak anayurtlarından koparılmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği içinde bulunan topraklara yerleştirilmişti. Balkanlarda yükselen milliyetçi hareketlere ve kendi kaderlerini tayin etme isteklerine karşı yeterince etkili olamayan Osmanlı İmparatorluğu sürgün edilen Adığeler'e silah taşıma izni vererek buranın asayişini sağlamada yardımcı olmalarını istemişti. Ayrıca sürgün Adığeleri, askerlikten belirli bir süre muaf tutulmasına karşın "Gönüllü Çerkes Birlikleri" adı altında askeri birlikler oluşturulup bölgede cereyan eden cephelere sevk ediliyordu. Bu tutum Avrupa devletlerinin şikayetine neden olmuş, Osmanlı devleti ile yapılan anlaşmalarla Adığelerin Balkanlardan yeniden göç ettirilmesi zorunlu hale gelmişti. Kosova'dan anayurda getirilen, sürün yaşamları son bulan Adığeler bir köyden ibaret olup bu güne dek dillerini korumuşlardır.

Kosova'da yaşayan Adığelerin anayurda getirilmesi düşüncesi bölgede baş gösteren Sırp-Boşnak savaşları ile gündeme gelmişti. O zamanlarda Kosova, savaşlardan fazlaca etkilenmemişti. Bu nedenle de bölgede yaşayan Adığeler anayurda dönme konusunda çeşitli bahaneler ileri sürüyorlar; sahip oldukları taşınmazları yok pahasına satamayacaklarını, yerlerinden hoşnut olduklarını, burada yaşayan halklarla kız alıp vererek akrabalıklar kurduklarını söylüyorlardı. Ancak hepimizin bildiği gibi yaklaşık bir yıldır Kosova'da silahlar susmak bilmiyor, insanlık adına utanç verici bir trajedi yaşanıyor. Adığeler'in yaşamakta olduğu bölge de ateş çemberinin içindeydi. Adeta yaşamak ya da ölmek konusunda tercih yapmak zorunda kalan Adığeler, ilk imdat sinyallerini anayurt yöneticilerine gönderdiler. Adığey Cumhurbaşkanı Sayın Carım Aslan, imdat sesini duymazlıktan gelemezdi. Genç, becerikli, konuya duyarlı ve güven duyduğu yöneticilerinden Çemışue Gazi'yi Kosova gönderdi. Gazi, gerekli etütlerini yaptıktan sonra raporunu Carım Aslan'a verdi. Artık yardım bekleyen Adığeler'in kaderi Cumhurbaşkanı Sayın Carım'ın elindeydi. Carım, Rusya Federasyonu'ndan yardım istedi. Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Boris Yeltsin'e konunun önemini ve ivediliğini anlattı. Yeltsin, Federasyon olarak gerekli kararnameleri çıkardı. Adığey'de getirilecek olan Adığeler'in yerleşim, yeme-içme ve eğitim gibi gerekli organizasyonu kurdu, önlemlerini aldı. Yaşlı, kadın ve çocukları uçak ile, diğerleri de eşyalarıyla birlikte kamyonlarla anayurda dönüş yaptılar.

134 yıl önce acımasız ve zalimane savaşın, Kafkas-Rus savaşlarının kendi coğrafyasından savurarak bilinmeyen yerlere aç, susuz ve hastalıklara pençeleşerek sürüklemiş olduğu Adığeler'e, Rusya Federasyonu başkanı ve yetkilileri kucak açıyor, anayurtlarına geri dönmeleri için kolaylık gösteriyordu. Medya, dönüşe büyük ilgi gösteriyordu. Adığey'e komşu olan Cumhuriyetlerin yöneticileri dönüşü içtenlikle karşılıyor, Carım Aslan'a kutlama mesajları gönderiyorlardı.

Carım Aslan, Adığey Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı olarak ulus için çok önemli işler başardı. Adığey'e bu ismin verilmesinden tutunda, Adığe bayrağının ve marşının kabul edilmesine; Adığe dilinin resmi dil olmasına; "Dönüş Fonu" nun kurulmasına ve çalıştırılmasına; anayurtlarına dönüş yapanlar için vatandaşlık işlemlerinin kolaylaştırılmasına; dönüş yapanların beş yıl içinde adapte olamamaları, gelmiş oldukları ülkeye geri dönme istemleri vuku bulacak olursa edinmiş oldukları taşınır ve taşınmaz malların devletin güvencesi altında olduğuna; yatırım yapanların beş yıl vergiden muaf olduklarına dair yasalar, kararnameler çıkardı. Ve 134 yıldır anayurtlarından uzakta, vatan hasreti içinde yaşayan Adığelerin ilk toplu dönüşlerini gerçekleştirdi. Daha da önemlisi, Adığey Cumhurbaşkanı'nın ve Parlamentosunun uyum içinde çalışmaları Adığey'i, kamu düzenini sağlamış, cumhuriyette yaşayan halkların barış, sevgi ve saygı içinde yaşayan, birbirlerinin dillerine ve kültürlerine saygı duyan, huzurlu bir ülke haline getirdi.

Yüzyıllardan sonra yeniden sahip olma mutluluğuna kavuştuğumuz Adığey'e karşı diasporada yaşayan Adığeler'in sorumlulukları yok mu? Dünyanın çeşitli bölgelerinde çalışan iş adamlarımız niçin Adığey'e yatırım yapmayı düşünmezler? Oysa Sayın Carım yatırım yapmak isteyen iş adamları için gerekli olan alt yapıyı hazırlamış, kolaylık gösteriyor. Tarımla geçinenler ve her türden zanaat sahiplerinin kolayca iş bulabilecekleri, rahat bir yaşam sürdürebilecekleri bir ülke Adığey. Yeni kurulmuş olmasına karşın Adığey Devlet Üniversitesi hızla gelişmekte. Rusya Federasyonu içinde pek çok okul finansman yetersizliği nedeniyle kapatılmak zorunda kalınırken Adığey'de eğitime büyük yatırımlar yapılmakta, yeni okullar açılmakta. Bilim adamlarımız için yeterli çalışma koşulları yaratılmakta. Ne iş yaparsak yapalım; zengin fakir, işçi memur demeden anavatanımız için görev ve sorumluluklarımızın olduğunu hatırlamanın zamanı çoktan geldi. Yoksa, Kosova Adığeleri için yapılan bir türden yardım mı bekliyoruz?

Atalarımız, vatan topraklarını terk etmek zorunda bırakıldığı günden itibaren dönüşün mutlaka bir gün gerçekleşeceğine inanmışlar, vatanlarını bir gün olsun unutmamışlardır. İstanbul'da kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti ve Beşiktaş Çerkes Kız Okulu'nun asıl amacı dönüş düşüncesini realize etmekti. Guaze Dergisi yayınlarıyla dönüş düşüncesini sıcak tutuyor, zamanın aydınları Sultan Abdülhamit'den anavatana dönüş için yardım talep ediyorlardı.

Şovçendzuk Ali, Tzağo Nuri gibi zamanın aydınları da anavatana dönerek oranın kültürel hareketlerine katılıyorlardı. Cumhuriyetin kurulmasından sonra, özellikle de tek parti dönemlerinde çeşitli baskılar neticesinde dönüş ve kültürün korunması konusunda gözle görülen etkin faaliyetler olmasa bile halk ve aydınlar bir gün olsun anavatanlarını unutmamışlardı. Değişik isimlerle dernekler kuruyorlar, bir araya gelerek kültürel faaliyetlerde bulunuyorlardı. 60'lı yılların getirdiği özgürlük ortamı Çerkesler arasında hemen yankı buluyor, Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinde dernek faaliyetleri başlıyordu. İşte bu yıllarda, kül altında hala sıcaklığını koruyan dönüş düşüncesi eşildiğinde yeniden alevleniyor, toplumun her kesiminde yankı buluyordu. Prostereyka'dan sonra dünyanın her tarafından anavatana yerleşenler oldu. Ancak, dönüş yapanların sayısı, anavatanın yeniden yapılanmasına, üretimine katkıda bulunmasına, Adığe aydınlanmasının yeniden başlatılmasına yetecek kadar değil.

Adığey topraklarında, Maykop ve Kuban uygarlıkları gibi dünya kültür tarihinde önemli olan uygarlıklar yeşerdi. Bölgede yaşayan halklarla barış ve kardeşlik içinde, üretilen refahı hakça paylaşarak yeni uygarlıkların yaratılacağına inanıyorum. Başta Sayın Carım Aslan olmak üzere, Adığe uygarlığının yaratılmasına katkıda bulunanları bugünden saygıyla selamlıyorum.

Kaffed

133 yıl önce Anayurdundan sürgün edilen Çerkeslerin tarihsel haklarının tanınması yolunda Kafkasya'da başarılı çalışmalar yapılıyor. Adığey Cumhuriyeti Meclisi Xase'nin geçtiğimiz yıl Kafkas-Rus Savaşları'nı soykırım olarak tanımasından sonra sürgün edilen Çerkeslerin torunlarının Anayurda Dönüş Hakkı gündeme gelmişti. Adığey Meclisi Xase, bu konuda da örnek bir davranış göstererek Anayurda Dönüş Yapanlar Hakkında tarihi önemde bir yasayı kabul etti.


29 Mayıs 1997 günü kabul edilen bu yasa, bir yanda Kafkas Savaşları sırasında anayurdundan ayrılmak zorunda kalanların torunlarına Adığey Cumhuriyeti topraklarına dönme hakkını resmen tanırken, anayurda dönenlere belirli süre vergi muafiyeti tanınması gibi çeşitli özel haklar da tanıyor. Bu yasa ile Anayurda Dönenlere Yardım Vakfı kurulması ve yardım faaliyetleri için Adığey bütçesinden özel bir ödenek ayrılması öngörülüyor. Sovyetler Birliği sonrası dönemde geçiş sürecinin ağır ekonomik yükünü taşımasına karşın Adığey Cumhuriyeti'nin bu yasayı kabul etmesi büyük bir fedakarlık örneğidir. Anayurda Dönüş Yapanlar Hakkında Kanun'un hazırlanması ve kabul edilmesinde emeği geçen herkesi kutluyor, Türkiye'de yaşayan hemşehrilerimiz adına şükranlarımızı sunuyoruz.


Anayurda Dönüş Yapanlar Hakkında Kanun
Adığe Cumhuriyeti Devlet Meclisi (Xase) tarafından 29 Mayıs 1997 tarihinde kabul edilmiştir
Bu kanun, Adığey Cumhuriyeti (AC) Anayasası'nın 10. Maddesi gereğince hazırlanmıştır; eskiden yurttaşlarımız olup anayurtlarına dönüş yapanların (repatrıyantların) yasal haklarını, dönen (repatriyant) statüsü kazanma şekil ve koşullarını, bu statü ile sahip olacakları hak ve sorumlulukları belirlemektedir.


Madde 1. Bu yasanın düzenlediği başlıca hususlar şunlardır:
1. Bu kanunla tanınan haklar, Rusya Federasyonu (RF) kanunlarıyla, RF'nun imzaladığı uluslararası anlaşmalarla, RF topraklarında geçerli olan uluslararası hukuk kuralları ile dönenlere tanınan haklardan daha az olamaz.
2. Bu kanun, başka ülkelerden AC ve RF topraklarına, yasalara uygun olarak gelmiş olanların hak ve çıkarlarına aykırı hükümler içermez.


Madde 2. Dönenler (repatriyantlar)
Bu yasaya göre anayurda dönmüş sayılanlar; başka ülkelerde yaşayan Adığelerden, onların torunlarından, dış ülkelerde doğmuş veya onlardan türemiş olanlardan veya ulusal kökenine bakılmaksızın Kafkas Savaşları sırasında tarihsel toprakları olan Adığeyden (Çerkesya'dan) ayrılmak zorunda kalmış olanlardan doğmuş olup bu yasaya göre Adığey Cumhuriyeti'ne dönüş yapma hakkı kazanmış olanlardır.


Madde 3. Dönenlerin hakları
1. AC topraklarına dönüş yapmış olanlar, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi'nde, diğer uluslararası sözleşmelerde, aynı şekilde RF ve AC hukuksal metinlerinde tanınan hak ve özgürlüklerin tümünü diledikleri gibi kullanma hakkına sahiptirler.
2. Dönenler, aşağıda belirtilen haklara da sahiptir:
a) Anadillerini, kültürlerini, gelenek ve göreneklerini koruma hakları,
b) Adığece soyadlarını, adlarını, baba adlarını kullanma hakları,
c) Anadilinde okuma, öğrenim görme hakları,
d) AC'nin kültür yaşamında yer alma hakları,
e) Eğitim görme hakları,
f) Daha önce yaşadığı ülkelerde edindiği meslekte çalışma hakları, bu konuda aldıkları eğitimin, RF ve AC yasalarına göre federasyon ve yerel cumhuriyet standartlarına uygunluğunu gösteren belgeler düzenlenmelidir. g) AC'nden serbest çıkış hakları,
h) AC topraklarında özgürce dolaşma, diledikleri yerde yerleşme hakları (bu hak, AC yasaları ile devlet güvenliği, kamu düzeni, sağlık, manevi değerler ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlandırılabilir. Buna ilişkin düzenlemeler, dünyaca kabul edilen kişi hak ve özgürlükleri temel alınmak ve RF Anayasası ve yasaları buna göre değerlendirilmek suretiyle yapılır.)
i) AC sınırları içinde, AC yurttaşları gibi AC, devlet organları tarafından korunma hakları,
j) RF vatandaşlığını elde edebilmeleri konusunda yardımcı olmaları için AC devlet organlarına başvurma hakları,
k) Yurttaşlık yasası uyarınca AC topraklarında taşınır veya taşınmaz mal edinme hakları.
3. Bu yasaya uygun olarak AC' nde sürekli yaşayan dönenler, RF ve AC yasalarına göre aşağıda belirtilen haklara da sahiptir:
a) AC yasalarındaki düzenlemelere uygun olarak barışçıl toplantılar düzenleme hakkı,
b) Meslek birlikleri veya başka örgütlere veya derneklere (partilerle diğer siyasi örgütler dışında) özgürce üye olma, RF Ve AC yasaları çerçevesinde bu örgütlerin çalışmalarına katılma hakkı,
c) RF Ve AC yasalarına göre sağlıklarının korunması, tıbbi yardım görme, gerek duyacakları sosyal hak ve olanaklar edinme, eğitim ve dinlenme hakları.


Madde 4. Dönenlerin sorumlulukları
Dönenler RF ve AC yasalarına uymakla, RF ve AC topraklarında yaşayan çeşitli halkların geleneklerine ve ilişkilerine saygı göstermekle yükümlüdürler.


Madde 5. "Dönen" statüsünün elde edilmesine ilişkin işlemler
1. "Dönen" statüsü kazanmak için yapılacak işlemler:
a) Başvuru ve kayıt işlemleri
b) Bu işlemler, ayrıntılara girilmeden hızla gerçekleştirilmelidir.
2. Dilekçelerin verileceği makam, dönen statüsü kazanmak için yapılacak işlemler ve gerekli belgeler, AC Cumhurbaşkanı nezdindeki Vatandaşlık Komisyonu tarafından belirlenir.
3. Dilekçe ve başvuru hakkı, sağlığı yerinde olanlara aittir.
4. Bu yasaya göre dönen statüsüne hak kazanan kişiye, AC Vatandaşlık Komisyonu tarafından belirlenecek esaslara göre dönen (repatriant) statüsü kazandığını gösteren bir belge verilir.
5. Bu yasaya göre dönen statüsü kazanmış kişilerin aile bireylerine de (eş ve 18 yaşını bitirmemiş çocuklarına) aynı haklar tanınır. Ancak onların bu statüyü başkalarına geçirme hakkı yoktur.


Madde 6. Kayıt ve başvuru işlemleri ve dönen statüsünün elde edilmesi
1. Bu yasanın 2. Maddesinde belirtilen dönen statüsü koşullarını taşıyan kişi, kayıt işlemleriyle birlikte AC Cumhurbaşkanı'na hitaben aşağıdaki belgeleri sunmalıdır:
a) Dönen statüsü verilmesi isteğine ilişkin dilekçe
b) Kimlik belgesi (nüfus cüzdanı veya aile nüfus kayıt örneği)
c) Pasaport örneği
d) Yaşadığı ülkenin Adığe derneği ulusal kültürel organı veya o ülkeden dönen iki kişi veya üç RF vatandaşı tarafından verilen, dönüş yapacak adayın Adığe olduğunu veya Kafkas Savaşları sırasında Adığey (Çerkesya) topraklarından göç ettirilmiş bir aileden gelmiş olduğunu gösteren belge.
2. Bütün belgeler Rusça veya Adığece yazılmış olmalıdır. Bir başka dilde yazılmış belgelere, noter onaylı Rusça veya Adığece çevirileri eklenmelidir.
3. Bu şekilde hazırlanmış belgeler, AC Vatandaşlık Komisyonu'na ulaştırılır. AC Vatandaşlık Komisyonu, belgeleri aldığı günden itibaren bir ay içinde gerekli kararı alır.
4. Vatandaşlık Komisyonu herhangi bir şekilde karar alamadığı takdirde, dönen statüsü talep eden kişinin yargı yoluna başvurma hakkı vardır.


Madde 7. Dönen statüsünün ayrıcalıklı olarak kısa yoldan elde edilmesi
1. Dönen statüsü kazanmış kişilerin yakın akrabaları (annesi, babası, 18 yaşını doldurmuş çocukları, kız ve erkek kardeşleri, nineleri, dedeleri, torunları) ayrıcalıklı olarak kısa yoldan bu statüyü elde edebilirler.
2. Ayrıcalıklı olarak kısa yoldan dönen statüsü kazanabilmek için AC Cumhurbaşkanına hitaben aşağıdaki belgelerin sunulması gerekmektedir.
a) Dönen statüsü istemine ilişkin belge
b) Daha önce dönen statüsü kazanmış kişi ile yakınlığını gösteren belge örneği (aile nüfus kayıt örneği)
c) Dönen statüsü verilmiş olan kişiye ait dönen belgesinin örneği
d) Pasaport örneği
3. Bütün belgeler Rusça veya Adığece yazılmış olmalıdır.
4. Bir başka dilde yazılmış belgelere noter onaylı Rusça veya Adığece çevirileri eklenmelidir.
5. Belirlenen usullere göre düzenlenen belgeler, Vatandaşlık Komisyonu'na ulaştırılır. Vatandaşlık Komisyonu belgeleri aldığı günden itibaren bir hafta içinde kararını verir.
6. Aynı şekilde, bu yasanın 2. Maddesinde belirtilen koşulları taşımakta olup, savaş, ulusal veya başka anlaşmazlıklar gibi yaşamı, sağlığı, politik, sosyal ve sair hak ve özgürlükleri tehlikeye sokabilecek durumların bulunduğu ülkelerde yaşamakta olanlar, mensup olduğu halk, etnik köken, din, dil ve benzeri başka nitelikleri nedeniyle takibata uğrayanlar, ayrıcalıklı olarak kısa yoldan dönen statüsü elde etme hakkına sahiptir.
7. Bunun için bu durumdakiler, bu yasanın 2. Maddesine göre kendilerine dönen statüsü verilmesine ilişkin dilekçelerini AC Cumhurbaşkanı'na ulaştırırlar.
8. Vatandaşlık Komisyonu, dilekçede belirtilen hususları inceler ve dilekçeyi aldığı tarihten itibaren iki hafta içinde kararını verir.


Madde 8. Dönen statüsü kazanan kişinin Rusya Federasyonu vatandaşlığı elde etmesi
1. AC'nde dönen statüsüne sahip kişilerin RF vatandaşlığı kazanabilmeleri için gerekli hukuksal yardım AC tarafından sağlanır. Bu hukuksal yardımın yapılma şekli AC Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.
2. AC'nde dönen statüsüne sahip kişi, bu statüyü kazandığı tarihten itibaren en az bir yıl sonra RF vatandaşlığını istediğine dair dilekçesini, RF vatandaşlık mevzuaatında öngörülen belgelerle birlikte AC Cumhurbaşkanı'na iletir. AC Cumhurbaşkanı'na hitaben yazılacak dilekçeye dönen belgesi örneği de eklenir.
3. RF vatandaşlık mevzuatında öngörülen belgelerle birlikte dönen tarafından kendisine ulaştırılan RF vatandaşlığı verilmesine ilişkin dilekçe ve belgeler, AC Cumhurbaşkanı tarafından, bu kanunda öngörüldüğü üzere AC'nde dönen statüsüne sahip kişinin RF vatandaşlığını elde edebilmesi için RF Cumhurbaşkanı'na ulaştırılır.
4. RF vatandaşlığı elde eden kişiye, bu yasaya göre dönen statüsü ile tanınmış bulunan haklar, onlar için belirlenen özel süreler dolmadıkça kaldırılmaz.


Madde 9. Dönenlerin Adığey Cumhuriyeti vatandaşlığı kazanması
1. Bu yasaya göre dönen statüsü ve RF vatandaşlık mevzuatına göre RF vatandaşlığı kazanmış kişiler, kısa yoldan AC vatandaşlığı elde etme hakkına sahiptirler.
2. Bunun için, bu maddenin birinci bendinde sözü edilen kişiler AC Cumhurbaşkanı'na aşağıdaki belgeleri sunarlar:
a) AC vatandaşlığını istediğine dair dilekçe
b) Kimlik belgesi örneği (nüfus cüzdanı veya aile nüfus kayıt örneği)
c) RF vatandaşlığını elde ettiğini gösteren belge örneği
d) Dönen statüsünü elde ettiğini gösteren belge örneği


Madde 10. Dönenlerin Adığey Cumhutiyei topraklarındaki malvarlıklarının hukuksal durumu
1. AC'nde dönenlerin de vatandaşların da özel mülkleri aynı şekilde korunur.
2. AC'nde mevzuata göre özel mülkiyet konusu olabilen her şey dönenler tarafından da özel mülk olarak edinilebilir. AC sınırları içinde özel mülkiyet olarak sahip oldukları veya kullanabilecekleri mülk, dönenler için miktar olarak sınırlanamaz.
3. AC'nde devlet mallarının özelleştirilmesi çalışmalarına da, dönenlerin de vatandaşlar gibi katılma hakları vardır.
4. AC topraklarında dönenlerin, sahip oldukları özel mülkleri değerlendirmek suretiyle elde ettikleri varlıklarını, RF mevzuatına uygun olarak RF toprakları dışına çıkarma hakları vardır.


Madde 11. Dönenlere özel mülkiyetleri ile ilgili olarak tanınan muafiyet hakları
1. Dönen statüsü kazanılmasından itibaren beş yıllık süre içinde AC topraklarında dönenler tarafından kullanılan özel mülkiyete AC'ne ait vergiler uygulanmaz.
2. AC yasaları ile dönenlerin malvarlıklarına ilişkin başka haklar da tanınabilir.


Madde 12. Dönenlerin özel mülkiyetinin korunması
Bu yasa dönenlerin özel mülklerinin AC topraklarında aşağıda belirtildiği şekilde korunmasını öngörür:
1. Millileştirme ve kamulaştırma yapılmama hakkı.
2. Dönenlerin malvarlıksal haklarını kısıtlayıcı yasal düzenleme yapılmama hakkı.
3. Dönenlerin yasal haklarının, AC devlet organları ve bu organların mensupları tarafından yerine getirilen görevlerle de ihlal edilmeme hakkı.


Madde 13. Millileştirme ve kamulaştırma yapılmama hakkı
Dönenlerin AC'nde sahip oldukları özel mülkleri, vatandaşlık mevzuatı hükümleri dışında, millileştirilemez, kamulaştırılamaz.


Madde 14. Dönenlerin malvarlıksal haklarının kısıtlayıcı yasal düzenlemelerden korunması
1. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra AC'nde kabul edilen yeni yasalarla, dönenlerin AC topraklarında sahip oldukları özel mülklerin hukuksal durumlarının daha kötü bir duruma getirilmesi ve bu durumun mahkeme kararıyla tesbit edilmesi halinde, yeni yasanın dönenlerin malvarlıksal haklarını kısıtlayan hükümleri, yürürlük tarihi itibariyle uygulanmaz.
2. Bu maddede öngörülen hususlar, kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel ahlakın, insan sağlığının ve yaşamın, çevrenin, AC'nde yaşayan halkların kültürel ve tarihsel zenginliklerinin korunması, tüketici ve vergi yükümlülerinin haklarının korunması konularında geçerli değildir.


Madde 15. Adığey Cumhuriyeti devlet organlarının ve mensuplarının, dönenlerin haklarını ihlal etmemelri konusunda yapılması gereken işlemler
1. Dönenler, AC'nde devlet organları ve mensupları tarafından yerine getirilen görevler nedeniyle kendilerine verilen zararları tazmin ettirme hakkına sahiptirler.
2. Uğranılan zararlar, AC yargı organlarının kararlarına göre tazmin edilir.


Madde 16. Devletin dönenlere yardım politikası
1. AC dönenlere hukuksal, ayni ve başka şekillerde yardımda bulunur.
2. Bunun için AC Devlet Meclisi - Xase, AC'nde dönenlere yapılacak başlıca yardımları gösteren uzun vadeli devlet programını kabul eder.
3. Devlet programında öngörülen başlıca yardımlar, dönenlere yapılacak yardımlara ilişkin yıllık programlar hazırlanırken dikkate alınır. Bunlar her yıl en geç 1 Mart tarihine kadar AC Cumhurbaşkanı tarafından bir kararname ile onaylanır.
4. Dönenlere yapılacak yardımlara ilişkin uzun vadeli devlet programları ile bunlara göre hazırlanan yıllık yardım programları çerçevesinde AC Bakanlar Kurulu'na, AC il ve ilçe yönetim başkanlarına verilen görev ve yetkiler şunlardır:
a) Dönenlere iş bulmak, onlara yeni meslekler edindirmek veya meslek değiştirmelerini sağlamak,
b) Dönenlerin kendi olanaklarıyla veya AC devlet bütçesinden ayrılacak yardımlarla yaşayacakları evleri yapmaları için arsalar tahsis etmek,
c) Dönenlere geçici veya süresiz oturabilecekleri konutlar tahsis etmek,
d) Dönenlerin sosyal yardım ve sağlık gereksinimlerini karşılamak,
e) Yaşadıkları ülkelerde gördükleri eğitim ve edindikleri meslekleri belgeleyen diploma, sertifika ve benzeri belgeleri kabul etmek,
f) Eğitim için gerekli olanakları sağlamak,
g) Adığece ve Rusça öğrenebilmeleri için AC'nin olanakları ile kurs merkezleri açmak.
5. Dönenlere yardım edilmesini öngören devlet programının uygulanabilmesi için gerekli ödenek, AC bütçesinde ayrı bir madde halinde gösterilir.
6. AC devlet organlarındaki görevliler, dönenlere yardım edilmesini öngören devlet programının uygulanmasında görevlerini yapmadıkları takdirde, RF ve AC mevzuatına göre sorunlu tutulurlar.


Madde 17. Dönenlere Yardım Vakfı
1. Dönenlere yardım programının uygulanması için gerekli olanakları sağlamak ve değerlendirmek üzere AC'nde Dönenlere Yardım Vakfı (Vakıf) kurulur.
2. Vakıf, RF ve AC mevzuatlarına göre kurulur ve işletilir. Vakfın en önemli görevi, devletin dönenlere yardım programının uygulanmasına yardımcı olmak, aynı şekilde AC'de dönenlere mümkün olan her türlü yardımda bulunmaktır.
3. Vakıf özel ve tüzel kişilerce konulacak paylar temel alınarak kurulur. Vakıf, malvarlığını tüzüğüne göre değerlendirir. Vakıf, amaçlarını gerçekleştirebilmek için işletmeler açmaya, açılmış işletmelere katılmaya yetkilidir.
4. Vakfın başkan ve organlarının nasıl oluşturulacağı, kurucular tarafından kabul edilen tüzükte gösterilir.


Madde 18. Dönen statüsünün sona ermesi
1. Dönen statüsünü sona erdiren haller:
a) Kişinin artık bu statüyü istememesi
b) Kişinin ölmesi
c) Dönen statüsündeki kişinin AC vatandaşlığını kazanmasından itibaren beş yıl geçmiş olması
2. Vatandaşlık Komisyonu, aşağıdaki hallerde dönen statüsünü geri alabilir:
a) AC'nin anayasal düzenini güç kullanarak değiştirmeye kalkışması halinde
b) AC anayasa ilkelerine aykırı faaliyetlerde bulunan politik veya toplumsal organizasyonlara üye olması halinde
c) AC'nin yürürlükteki yasalarında gösterilen diğer hallerde
3. Vatandaşlık Komisyonu'nun dönen statüsünün kaldırılmasına ilişkin kararına karşı, kişi yargı organlarına başvurabilir.


Madde 19. Bu yasanın yürürlüğe girmesi
Bu yasa, resmen yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.


Adığey Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
A. Carım
Maykop, 10 Haziran 1997

Bu yasalar kesin dönüş yapanlar için KBC'nin onlara tanıdığı statüyü, hakları, yüklediği görevleri (sorumlulukları) ve onlara devletin yapacağı katkıları, yardımları belirlemektedir.


I.MADDE
Anayurda dönecekler;
Bu yasa, 19. yy. da Rus-Kafkas savaşları ve onun devamında Kafkas halklarına yapılan zulümler sonucunda KBC 'yi terk eden ve başka ülkelere yerleşmek zorunda kalan yurttaşlarının çocuklarına anayurtlarına kesin dönüş hakkı tanımaktadır.


II.MADDE
Anayurtlarına dönecek kişilere yardım konusunda KBC'nin resmi politikası;
1. KBC yetkili organlarının, geri dönüş yapan yurttaşlarına nasıl yardımcı olacakları aşağıdaki yasa maddeleriyle belirlenmiştir.
a- Rusya Federasyonu ve KBC anayasalarında yer alan ve tüm dünyada geçerli olan insan hakları ve bireysel özgürlükler geri dönüş yapan yurttaşlarımız için de geçerlidir.
b- Sosyal hayatta, ekonomi ve haberleşme alanlarında KBC vatandaşlarına verilen tüm özgürlükler, geri dönüş yapan insanlar için de KBC tarafından garanti edilmektedir.
c- Yukarıda sayılan hakların verilmesinde ve tanınmasında yardımcı olmayan ya da bunlara engel olan KBC yetkilileri ve sorumlu makamlar yasalar karşısında suçlu duruma düşerler.
2. KBC Bakanlar Kurulunun (hükümetinin) teklifiyle KBC parlamentosu aşağıdaki maddeleri yasalaştırmıştır;
a- İş alanı yaratıp geri dönüş yapan kişileri istihdam etme,
b- Ev - bark kurma, arazi ve mülk edindirme,
c- Her türlü sosyal güvenlik hakkından ( sağlık vs.) yararlandırma
d- Eğitim – öğretim haklarından yararlandırma,
e- Ülkede geçerli olan yasaların tanıdığı tüm sosyal hakları tanıma.
3. KBC'ye dönen yurttaşların geri dönüşü ve mülk edinmesi için yapılacak işlemlerle ilgili tüm harcamalar KBC bütçesinden karşılanacaktır.
4. KBC bu yasaların yürütülmesi, uygulanması için özel bir kurum oluşturmuştur. Geri dönüşle ilgili tüm işlemlerin yapılması yetkisi ve sorumluluğu bu kuruma aittir.


III.MADDE
Geri dönüş yapanların yurttaşlık statüsünün verilişi:
1. Geri dönüş yapacak kişi ve aileler öncelikle bu kuruma kayıtlarını yaptıracaklardır.
2. KBC Cumhurbaşkanı'nın öngörüsü doğrultusunda yapılacak çalışmaları içeren kitapçıklar bu kurum tarafından yurttaşlık statüsü talep eden kişi ve ailelere verilecektir.
3. 18 yaşını doldurmuş, yetişkin tüm bireyler dönüş için yukarıda sözü edilen kurum tarafından verilen formları doldurup başvuruda bulunabilir.
4. Geri dönüş yapan kişi ve ailelerin, vatandaşlık statüsü kazanabilmesi için yetkili kurumlar aşağıdaki, işlemleri yerine getirecektir.
a. Vatandaşlığa kabul dilekçesi,
b. Vatandaşlık hakları kazandığını belgeleyen nüfus cüzdanı, pasaport vb. belgelerin verilmesi.
5. Bu kurum geri dönüş yapan kişi ve ailelere KBC'de konuşulan dillerden biriyle (Kabardeyce, Rusça, Balkarca) yazılmış vatandaşlık statüsü ile ilgili tüm belgeleri temin etmek durumundadır.
6. İlgili kurum başvuru belgelerini 1 ay içinde sonuçlandırıp başvuru sahibine cevap vermek durumundadır.
7. KBC yetkilileri başvuruları 2 ay içinde sonuçlandıracaktır.
Başvurusu yukarıda belirtilen ( 3 ay ) zamanda sonuçlandırılmayan kişiler yasal yollarla haklarını aramakta özgürdür.
8. Vatandaşlık statüsü kazanan kişi veya kişiler bunu kanıtlayan bir belgeyi ilgili kurumdan almalıdır.


IV.MADDE
Vatandaşlık hakkını yitirmenin veya bunun geri alınmasının koşulları;
1.Vatandaşlık hakları şu şartlarda yitirilir;
a.Geri dönüş yapan kişinin bizzat vatandaşlıktan çıkmak istemesi,
b.Geri dönüş yapan kişinin ölmesi veya herhangi bir mahkemenin o kişinin öldüğüne karar vermesi,
c.KBC vatandaşı olan geri dönüşçünün Rusya Federasyonu vatandaşlığına geçmesi,
d.Vatandaşlık statüsünün bir yanlışlık veya karışıklık sonucu verildiği hükmüne varılması,
2.KBC Cumhurbaşkanı'nın emriyle aşağıda belirtilen davranışlar içinde bulunan kişilerin vatandaşlık hakları ellerinden alınabilir:
a.KBC'nin anayasal devlet düzenini kuvvet zoruyla değiştirmeye kalkanlar,
b.KBC anayasasına aykırı faaliyetler yürüten dernek ve kuruluşlara üye olanlar,
c.Ağır cezalık suç işleyen ve bu durumu mahkemelerce belirlenen kişiler,
3. KBC Cumhurbaşkanı'nın vatandaşlık hakkını elinden aldığı kişi veya kişiler mahkemeye başvurup yasal haklarını arayabilirler.


V.MADDE
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Rusya Federasyonu anayasası, KBC anayasası ile yasalarınca kendi yurttaşlarına tanıdığı tüm haklar geri dönüş yapan yurttaşları içinde geçerlidir.


VI.MADDE
Geri dönüş yapanlara iş edinme ve ekonomik açıdan yapılacak yardımlar:
1.KBC ve Rusya Federasyonu vatandaşlarına tanınan ekonomik haklar ( uzun vadeli, düşük faizli kredi vs.) geri dönüş yapan yurttaşlara da tanınacaktır.
2.KBC ve Rusya Federasyonu yetkili kurumları yardıma muhtaç ( fakir ) geri dönüşçülere yasalar çerçevesinde her türlü yardımda bulunmak durumundadır.
3.Yurttaşlık statüsü kazanan kişilerin herhangi bir afet veya felaketle karşılaşmaları durumunda Rusya Federasyonu ve KBC yasalarla belirlenen sorumlulukları dahilinde yardımcı olmak durumundadır.


VII. MADDE
Yurttaşlık statüsü kazanan veya şu anda diasporada ( anavatanın dışında ) yaşayan kişilerin anadillerini, kültürlerini öğrenmeleri veya unutmamaları için yapılacak işlemler;
1.Diasporada kalan soydaşlarımızın ana dillerini unutmamaları, ana dille eğitim yapabilmeleri, kültürlerini korumaları için - yaşadıkları ülkelerin yasalarına bağlı kalarak – onlara yardım edilmesi. Örneğin;
a.Diasporadaki soydaşlarımızın gelenek ve kültürlerini öğrenmeleri için yardım edilecektir.
b.Kurdukları kültür dernekleri aracılığıyla sanat, edebiyat, müzik vb. ürünlerinin oluşması, arşivlenerek korunması için yardım edilecektir.
c.KBC ile diasporadaki soydaşlarımız arasında kültürel mübadelenin ( değişimin) kurulmasına çalışılacaktır.
d.Ana dillerini öğrenmeleri , ana dilde haberleşmeleri, ana dille eğitim ve öğrenim görmelerine yardımcı olunacaktır.
e.Diasporadaki soydaşlarımıza ve geri dönüş yoluyla vatandaşlık statüsü kazanan kişilere her türlü eğitimleri konusunda yardım edilecektir.
2.KBC üniversite ve yüksek okullarına girişte geri dönüş yapan ve diasporada kalan kişilere öncelik tanınacaktır.
3.Diasporada yaşayan soydaşlarımıza bulunduğu ülkelerle, federatif sistemli devletlerle ve toplu halde bulundukları illerin yönetimleriyle KBC her türlü ilişkiyi kurma ve geliştirme hakkına sahiptir.


VIII. MADDE
Yurttaşlık statüsü kazanan kişilerin kendi dillerinde haberleşmelerini sağlamak:
1.KBC yetkili kurulları ve kurumları vatandaşlık statüsü kazanan kişilerin ana dilleriyle haberleşmelerine yardımcı olacaktır.
2.Yurttaşlık hakkı kazanan kişiler diledikleri dilde KBC'de geçerli tüm yasaları öğrenmek hakkına sahiptir, bu bilgilere ulaşmasında KBC yetkili kurumları yardımcı olacaktır.


IX. MADDE
Yurttaşlık statüsü kazanan kişilerin sorumlulukları:
KBC ve Rusya Federasyonu'nda geçerli yasalara, anayasalara ve devlet sistemlerine
uymak zorundadırlar. Bundan başka KBC ile Rusya Federasyonu arasındaki tüm anlaşmalara bağlı kalacaklardır.


X. MADDE
Yurttaşlık hakkı kazananların ödeyecekleri vergiler:
KBC vatandaşlığını kazanan kişiler belli oranda vergi indirimlerinden yararlanacaklardır. Bu tür vergi indirimleri ve muafiyetler KBC bütçesinden karşılanacaktır.


XI. MADDE
Yurttaşlık hakkı kazananlar için kurulacak Yardımlaşma Fonu:
Yurttaşlık hakkı kazananlara yardım etmek amacıyla yurttaşlık kurumunun talebi
doğrultusunda KBC bütçesinden yardımlaşma fonuna kaynak aktarılacaktır.


XII. MADDE
Yukarıdaki yasalara aykırı hareket eden KBC yetkili kurumları hakkında yasal kovuşturma ve işlemler yapılacaktır.

 

26 TEMMUZ 2001
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
KUEKUE VALERA

Çerkezlerin anavatanlarında başlayıp bugünlere uzanan hikayesi, 1320 sayfalık Kafkas Destanı'nda anlatılıyor. Yazar Muhittin Kandur "Halkımın hikayesini, ailemin nesillere yayılan maceralarıyla dile getirdim," diyor

Türkiye'de milyonlarca Çerkez asıllı vatandaşımız yaşıyor. 19. yüzyılda Kafkas Dağları'ndan kopup gelen; dansları, edebiyatları ve müzikleriyle güçlü bir kültüre sahip olan Çerkezler, bugün hâlâ geleneklerini kuşaktan kuşağa aktarmaya devam ediyor. Çerkez asıllı İngiliz yazar Muhittin Kandur, Turkuvaz Kitap'tan çıkan 1320 sayfalık dev Kafkas Destanı romanında, hem kendi ailesinin hem de bu güçlü halkın acılarını, sevinçlerini ve kültürünü anlatıyor. 1782'den başlayıp 1990'lara uzanan roman, aslında yazarın Kafkas Üçlemesi ve Çerkez Üçlemesi adı altında 1990'larda basılan romanlarının bir araya getirilmiş hali. Yazar Kandur ise tarihsel romanlarının yanı sıra film yapımcısı, senarist ve yönetmen olarak da tanınıyor. Şu sıralar Çerkez Ethem'in hayatını anlatan yeni filminin senaryosu üzerinde çalışan Kandur'la, kitabın Türkçeye çevrilmesi vesilesiyle konuştuk. 

1320 sayfalık bu dev romanı yazmak ne kadar vaktinizi aldı?
- Kitap, İngilizce orijinalinde, Kafkas Üçlemesi olarak üç roman ve Çerkez Üçlemesi olarak üç roman şeklinde yayımlandı. Üç yılım, hazırlık süreci için çalışarak geçti. Ardından iki yıl içinde de, iki üçlemeyi tamamladım. Turkuvaz Kitap, tüm kitapları tek bir ciltte yayımlamak istedi. Bu yüzden de kitap oldukça büyük görünüyor.

Kitaba 1780'lerde yaşayan büyük büyükbabanız Ahmet'in hikayesiyle başlıyorsunuz. Onun hayatını araştırdığınızda neler hissetiniz? 
- Çerkez ailelerinde anılar, hikayeler kuşaktan kuşağa aktarılır. Ahmet'in hikayesinin büyük bir kısmı, büyükanne ve büyükbabamdan dinlediğim hatıralardan oluşuyor. Bu yüzden gerçeğe çok yakın bir hikaye. Onun ve ailemin hikâyesini anlatarak, ulusumun hikâyesini onların gözlerinden, onların deneyimleriyle aktarmayı amaçladım. Ailemin hikâyesini anlatmak, o dönemi anlatabilmek için bir araçtı. Ahmet, aileden hikayesini bildiğimiz ilk kişi. Özellikle Rus- Kafkas savaşları döneminde Çeçenistan'da geçen aile hikayeleri ona dayanıyor. Ahmet'in hayatı, savaşta Çeçenlerin safına katılması, dağları aşarak yaptığı yolculuk, benim için her zaman çok etkileyici olmuştur. 

KAFKASLARI DİNLEYEREK BÜYÜDÜM 

Bir Çerkez ailesinde çocuk olmak nasıldı? 
Benim çocukluğum büyülü bir dünyada geçti. Evimizde Amman'dan gelen atlarımız vardı. Benim görevimde atlarla ilgilenmek ve onları günde iki defa su içmeye götürmekti. Bunu yaptığımda henüz sadece dört yaşındaydım. Bir akarsunun hemen yanındaydı evimiz. Çocukluğumun büyük kısmı burada yüzerek ve balık tutarak geçti. Bu muhteşem eğlence yedi yaşına gelip de okula başlayıncaya kadar sürdü. Bir Çerkezin çocukluğu, kim olduğunu bilerek ve anavatan Kafkasya'nın hikayelerini dinleyerek geçiyor. Nereden geldiğimizi dinleyerek geçiyor çocukluğumuz. Dolayısıyla çocukken ailemin geçmişindeki trajedilerden çok etkilenir ve onların kahramanlıklarıyla gururlanırdım. 

Bir yazar olarak, kendi ailenizin hikayesini kurguyla birleştirmek nasıl bir tecrübe? 
- Açıkçası bu kitaba başladığımda, aklımda ailemin hikayesini yazmak yoktu. Çerkezlerin hikayesini anlatmak istemiştim. Tarihi romanlar yazan ABD'li dostum ve akıl hocam James Mitchener, bana en iyi öykülerin ailelerden çıktığını söyledi. Böylece kurgusal bir aile yaratmama gerek kalmadı. Ailemin hikayesi yeterince ilginçti. Güzel bir iş yaptığımı düşünüyorum. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir dönemin hikayesini anlattık.

EŞİMLE, RÖPORTAJA GELDİĞİNDE TANIŞTIK

- Kitapları okuduğunda aileniz nasıl bir tepki verdi? 
- Babam, ben ilk üçlemeyi bitirmeden vefat etti. Ama araştırmalarımı yaparken bana verdiği tavsiyelerle, kitabın yaratım sürecine büyük katkısı oldu. Eminim ki sonuçtan da memnun kalırdı. Ailemin geri kalanı da çok etkilendi. Eşim Luba'yla 20 yıldır evliyiz. 1991'de Kafkas Destanı'nın ilk romanı Rusçaya çevrildiğinde, Luba romanı okuyup, benimle röportaj yapmaya geldi ve böyle tanıştık. Kendisi o zamanlar Moskova'da gazeteciydi. İki oğlum da romanlarımı okumaktan çok mutlular. Köklerine dair bilgilerini, dinlediklerini bu kitaplarla tazeliyorlar. 

- Çerkezlerin köklü bir kültürü var. Bu kültürü canlı tutmak için neler yapılıyor? 
- Dünyanın en eski kültürlerinden birine sahibiz. Diasporadaki Çerkezler, bu kültürün yayılmasını ve devam etmesini sağlıyor. Örneğin dans kültürünü biliyorlar. Ayrıca Kafkaslardaki edebiyat, şiir, müzik onlar aracılığıyla yayılıyor. Kültürü canlı tutmanın önemli bir yolu da dili canlı tutmak. Diaspora Çerkezleri, dil öğrenimine çok önem veriyor. Gençlere dili mutlaka aktarmaya çalışıyorlar.

- Kitabınızın önsözünde 'Dünyada hiçbir topluluk yoktur ki, Çerkezler kadar acı çeksin,' diyorsunuz. Bu durumun en önemli nedenleri nedir sizce?
- 2 milyon Çerkez, 19. yüzyılda Çarlık Rusyası'ndan sürgün edildi. Çok acı çektiler. Binlercesi Karadeniz'i aşmaya çalışırken öldü ya da sefil oldu. Tüm bunlar ardında çok acı dolu ve duygusal bir tarih bırakıyor. Bir bu kadar Çerkez de anavatanından ayrılmak zorunda kaldı. Savaşın verdiği tüm acıları, vatanından ayrı olmak ikiye katlıyordu.

TÜRK KİMLİĞİYLE GURUR DUYUYORLAR

- Türkiye, Çerkezler için en büyük diaspora konumunda. Türkiye'nin Çerkezler açısından nasıl bir önemi var? 
Elbette, Çerkez diasporası dediğimiz zaman, büyük oranda Türkiye'den bahsediyoruz. Hepsi Türk vatandaşı olmaktan çok mutlu ve Türkiye'ye yürekten bağlılar. Ama bu durum onların Çerkez kimliklerine duydukları sevgi ve bağlılığı değiştirmiyor. Türkiye'deki Çerkezlerin çoğu 'Türküm!' demekten gurur duyuyor. Türkler ve Çerkezler arasındaki bu dostluğu devletin de desteklemesi önemli.


- Çerkezlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? 
Çerkezler şu anda hangi ülkedelerse oraya büyük bağlılık duyuyorlar. Çünkü kendilerine ait bir ülkeleri yok. Ürdün ve İsrail arasındaki durum buna iyi bir örnek. Her iki taraftaki Çerkezler kendi kimliklerini koruyor ama kendilerini bulundukları ülkeye ait hissediyor. İki ülkenin arası her zaman iyi olmasa da... Bu durum Türkiye için de geçerli. Ülkenizdeki geçmişe bakarsanız, 1920'lerde Atatürk'ün destekçileri arasında çok sayıda Çerkez olduğunu görürsünüz. Bugün onlar halen vatandaş olarak aktifler. Çerkezlerin kendi kültürel aktiviteleri ve sosyal etkinlikleri var. Şu an onların ihtiyacı, kendilerini temsil edecek bir politik bir organizasyon olabilir. Bu Kürtlerin durumundan farklı olur. Ayrılıkçı bir politika olmaz yani. Çerkezler, Türk toplumunun parçası oldular.

ÇERKEZ ETHEM'İN HİKAYESİNİ FİLM YAPACAĞIM

- Yeni projeleriniz var mı? 
- Şimdi Çerkez Memluklarının hikayesini araştırıyorum. Bu ayrıca bir TV dizisi de olabilir. Eşimle birlikte yönettiğimiz bir film şirketimiz var. 2010'da Çerkez filmine, 2011'de The Prisoner filmine başladık. Bu yıl da Facebook Romance adlı filmi tamamladık. 2013'te bu film vizyona girecek. Bir sonraki film projem ise Çerkez Ethem'in hayatını anlatan The Flying Cavalry olacak. Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı dönemini anlatacağım. Bu, Türkiye ile ilgili uluslararası bir proje. Türkiye'nin ilişkilerini, politik arka planı anlatan bir yapım olacak. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü de filmde yer alacak. Şu an son sahneleri yazıyorum. Bunu bitirmek için de, birkaç aya kadar İstanbul'u ziyaret etmeyi planlıyorum.

 

Kaynak: Sabah

Hukukçu yazar Hulusi Üstün, mimar yazar Yalçın Karadaş, Prof. Ayhan Kaya, Doç. Dr. Şamil Erdoğan’dan sonra bu haftaki misafirimiz`` Radikal Gazetesi yazarı Fehim Taştekin`` idi.Fehim Bey’in ailesi(eşi, çocukları ve eşinin kardeşleri ile) de bu programda kendisine eşlik etti.

‘’Bir Gazeteci Gözüyle Çerkesler’’ adlı söyleşiye, TRT TURK kanalındaki canlı yayından sonra katılan Fehim Taştekin ilk olarak ; Çerkes kamuoyunca kendisinin de ‘’Çerkes’’ olarak tanındığını, aslen Çerkes olmadığını, eşinin Çerkes (Adiğe-Şapsığ) olduğunu ifade etti. Kendisini Çerkeslerle iç içe gören ve çocuklarının da ‘’Çerkes gelenekleri’’ ile yetiştirilmesine önem verdiğini söyleyen Taştekin; Çerkesliğin ve Çerkes kültürünün yerinin çok farklı, avantajlı olduğunu da vurguladı.

 Sayın Taştekin,

 derneğimizin söyleşi-seminer salonunu dolduran üyelerimize;

‘’Bu yılki Çerkes Soykırımı’nı anma etkinlikleri, 2014 Soçi Olimpiyatları, Suriye’deki Çerkesler, Türkiye’deki Çerkeslerin genel durumu ve Çerkes kalma mücadeleleri, Rusya’nın Çerkes diasporası ve Kafkasya’daki Çerkesler hakkındaki politikası, Türkiye’nin Kafkasya politikası’’ bir çok konuda  bilgilerini aktardı ve bu durumları  bir gazeteci gözüyle yorumladı.

Söyleşi ve devamındaki soru cevap kısmında sayın Taştekin;

1)    Gürcistan’ın son çıkışının(Çerkes soykırımını tanıma girişiminin) temelinde; Gürcistan tarafından Güney Osetya’nın  işgal girişimin Rusya tarafından anında ve şiddetlice engellenmesinin, hatta Rus ordusunun Tiflis’e kadar ilerlemesinin ‘’intikamını almak’’ ve Rusya’yı uluslar arası arenada ‘’Çerkes Soykırımı’’ ile köşeye sıkıştırma planın olduğunu,

2)    Yine, Gürcistan’ın son çıkışının (Çerkes soykırımını tanıma girişiminin) temelinde; Abazalar ile Çerkesler (Adiğeler) arasında bu yolla ayrılık ortaya çıkarmak ve Abhazya’nın Gürcistan’a ilhakını bu yolla hızlandırmak olduğunu,

3)    Olurda, 2014 Soçi Olimpiyatları Gürcistan’ın girişimleriyle zor bir döneme girerse ve hatta bu olimpiyatlar bu yüzden yapılamaz ise Rusya’nın Gürcistan karşısında savaş açabilecek kadar sertleşebileceğini,

4)    Rus istihbarat birimlerinin ortaya koyduğu verilerin, Abhazya’da ortaya çıkarılan büyük bir cephaneliğin ve buna benzer söylemlerin 2014 Soçi Olimpiyatları esnasında ‘’Kafkasya Emirliği’’ adındaki örgütün Rusya karşısında ‘’altın vuruş’’ niteliğinde bir hazırlık içinde olduğunun izleniminin ortaya çıktığını,

5)    2014 Soçi Olimpiyatları konusunda Çerkes diasporasının ve Kafkasya’daki devletlerin çok farklı düşünceler içinde olduğunu, hatta Abhazya’nın ekonomik çıkarlar ve Rusya etkisi yüzünden olimpiyatları açık açık desteklediğini,

6)    Çerkes diasporasından bazı kurum, grup ve kişilerin Gürcistan ile ‘’Çerkes Soykırımının tanınmasından’’ dolayı yakınlaşmasının Abazalar ve Adiğeler arasında ilişkileri zedelemeye başladığını,

7)    Suriye’deki karmaşadan önce oradaki Çerkeslerden bazılarının Kafkasya’ya dönme girişiminin ve şuan Suriye’deki durumun çok belirsiz olduğunu, Çerkeslerin durumunun Suriye’de daha zora gittiğini,

8)    Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki askeri ve siyasi gerilimlerin ‘’kontrollü’’ birer çatışma olduğunu, Rusya’nın bu ülkeler arasında daha ciddi bir bölgesel krize izin vermeyeceğini, Ermenistan’ın Rusya’nın koruyuculuğunda olduğunu, ‘’Kafkasya Baharının’’ başladığına dair bir yorum yapmanın şuan doğru olmayacağını,

9)    Türkiye’nin Kafkasya politikasının ‘’o bölgede yaşayan ve Türkiye’deki Çerkesler ile akraba olan’’ halkların es geçilerek, bölgesel çıkarlara göre bir dış politika izlenildiğinin, hatta oradaki Çerkeslerin (özellikle Abhazya’nın) Rusya ve Gürcistan’ı kızdırmamak adına yok sayıldığını,

10) Türkiye’deki Çerkeslerin hak arama taleplerinin gerekli ama az düzeyde olduğunu, Çerkeslerin de hak talebinde bulunması doğrultusunda genel bir beklentinin var olduğunu,

vurguladı.

Bu söyleşi esnasında sayın Fehim Taştekin ile birlikte;hemşerilerimiz  Uz. Dn. Psikolog ve Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu, Yüzleşme  Psikolojik Danışmanlık Merkezi koordinatörü Sefer Kayaoğlu da derneğimizde misafirimiz oldu, söyleşimizi dinledi.

Söyleşi ve soru cevap kısmından sonra sayın Fehim Taştekin’e, İstanbul Çerkes Derneği ve yönetim kurulu adına başkan yardımcısı Kobli Fahrettin Canlı tarafından teşekkür edildi, çiçek hediye takdimi yapıldı.

Gece 23.30’a kadar Hace’ş bölümümüzdeki konuşmalarında sayın Fehim Taştekin ve ailesi; derneği yerini, dizaynını ve üyelerin sıcacık ilgisini beğendiklerini, çocuklarıyla beraber sık sık derneğimize geleceklerini vurguladılar.

İstanbul Çerkes Derneği olarak; önce söyleşimizi gerçekleştiren Fehim Taştekin’e ve değerli ailesine, her etkinliğimizde bizlerle olan thametelerimize ve üyelerimize, söyleşimize katılmak isteyip de katılamayan ve gönlü bizlerle olan herkese teşekkür ediyoruz.Derneğimizin; Çerkes toplumuna hizmetleri dokunan aydın-yazar-sanatçı-gazetecileri üyelerimizle buluşturma programları hiç durmaksızın devam edecektir.sevgiler, saygılar.

(Haberi derleyen; İÇD etkinlikler sorumlusu ve yön. Kur. Üyesi Tsey Murat Yalçın)

Kaynak: istanbulcerkesdernegi.org

Büyük Sürgün'ün yıldönümü yaklaşırken Jineps Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yaşar Güven, Çerkesler'in karşılaşmış oldukları asimilasyon politikalarını ve soykırımı Emek Dünyası'na anlattı.

21 Mayıs 1864 tarihi bir çokları için sadece tarih derslerini hatırlatan sıradan bir günken dünyanın farklı ülkelerine ve kentlerine yayılmış olan Çerkesler için 21 Mayıs 1864 yas günü. Çünkü, tam da o tarihte Kaf Dağı'nın (Kafkas) kadim halkları Rus'ların soy kırımı ile yok edildi. Yaklaşık 1.5 milyon insan vatanını terk etti. 500 bin civarında insan sürgün yolculuğunda ve ilk yerleştikleri bölgelerde yaşamını yitirirken sadece Trabzon'da 53 bin insan öldü. O günden beri de yaşadıkları soykırımı unutmuyor ve Çerkes soykırımının yıl dönümlerini bir anmadan çıkarıp kendilerinin deyimi ile diriliş gününe çeviriyorlar. Jineps Gazetesi Genel  Yayın Yönetmeni Yaşar Güven, Çerkesler'in karşılaşmış oldukları asimilasyon politikaları ve soykırımı Emek Dünyası'na anlattı: "Çarlık Rusyasının canakıyarak imha politikası, Anadolu'da asimilasyonla imha politikası ile yer değiştirdi. Soykırım gününü diriliş gününe çevireceğiz"

Türkiye'deki Çerkeslerin bir asimilasyon politikası ile karşı karşıya kaldığını düşünüyor musunuz?

Tabi, tarihsel olarak olarak anlatayım. 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanından sonraki kısmi özgürlük ortamında Çerkesler örgütlenmeye başladı.

Çerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti (Çerkes Birleşme ve Yardımlaşma Derneği), 1908 yılı Ağustosunda, meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul'da kuruldu ve çeşitli yerlerde şubeleri açıldı. Kurucuları arasında yazar Ahmet Midhat Efendi de vardır. Derneğin kurucuları tarafından daha sonra 'Şimali Kafkasya Cemiyeti' de kurulmuş, bu oluşum siyasi çalışmalar yapmıştır. Diyasporada ilk kez Adığe ve Abaza dilleri alfabeleri düzenlendi, 'Guaze' (Kılavuz-Rehber) adıyla (1911-14) yılları arasında dünyada ilk kez Adığece gazete yayınlandı. Adığece ve Abazaca kitaplar bastırıldı. Latin ve Arap harfleri ile Adığece bastırılan çeşitli kitaplar Kafkasya'daki okullarda ders kitabı olarak okutuldu. Derneğin kadrosunda yer alan kişilerden ana vatana öğretmenler gönderildi.Şimali Kafkasya Cemiyeti, I.Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti'nin imzaladığı Mondros Anlaşması ile İstanbul'a giren İngiliz işgal kuvvetleri tarafından, Çerkes Teavun Cemiyeti ise 1923 yılına yani Cumhuriyet Döneminde kapatıldı.

CUMHURİYET TARİHİNİN İLK SÜRGÜNÜ OLMALI

Peki sürgünler yaşandı mı o dönemde?

1918 yılında İstanbul'da kurulan Çerkes Kadınları Teavun Cemiyeti(Çerkes Kadınları Yardımlaşma Derneği), İstanbul'da örnek bir özel okul açtı ve 'Diyane' -Annemiz- adıyla Türkçe-Adığece bir dergi yayınladı. Örnek okul İngiliz işgalinde, dernek 1923 yılında kapatılmıştır. Çerkes Ethem'in hain ilan edilmesinden sonra, çeşitli iddialar gündeme getirilerek 1922 Aralık ayından1923 Mayıs ayına kadar Manyas ve Gönen çevresindeki 14 Çerkes Köyü sürgüne tabi tutuldu. Orta ve Doğu Anadolu'ya sürgünler gerçekleşti. Daha sonra ilan olunan kafile geridönüşleri mümkün olabildi.

Cumhuriyet döneminde hepimizin bildiği gibi 'Yurttaş Türkçe konuş' vb. sloganlarla ulus-devlet oluşturma çabasına uygun politikalar izlendi. Çerkes halkları kendi ana dilleri ile konuştukları için para cezası ödemek durumunda kaldı. Çerkes dilleri ile anılan köy isimleri, coğrafi isimler değiştirildi. Soyadı kanunu ile kendi sülale isimlerini kullanamaz oldu Çerkesler.

Kendi kimliklerine yönelik baskılar sürerken Çerkesler ne yaptı?

1950'lere kadar belli bir baskının sonucu sessizlik dönemi yaşandı. Cumhuriyet Dönemi ilk dernekler 1950 lerdekuruldu. Onlar da Kafkas dernekleri olarak kurulabildi, Çerkes adını alamadılar.

Özetlenen bütün bu gelişmeler, kimlik politikasını da özetlemiş oldu sanırım. Çarlık Rusyasının canakıyarak imha politikası, Anadolu'da asimilasyonla imha politikası ile yer değiştirdi.

Vubıhlar'ın dilini konuşabilen insan kalmadı. Anadolu bir dile mezar oldu. Fransız araştırmacı George Dumezil (ve öğrencisi Charachidze), 'Son Vubıh' olarak anılan Tevfik Esençile, O' nun ölümüne dek çalışarak Vubıh dilinin alfabesini oluşturdu. 'Son Vubıh', bir sürgünün sonucudur, insanı ürperten bir tanımlamadır. Vubıhlarbütün olanlara inat yaşama sıkıca tutunuyor ve kimliklerini geleceğe taşımaya çalışıyor.

Geleceğe taşıma sürecinde yeni anayasadan beklentiler nelerdir?

Öncelikle değerli bulduğum bir çalışmayı söylemek isterim. Bu ülkenin renklerini oluşturan birçok halktan insanlar bir araya geldik, birini unuturum diye korkarım ama söylemem de gerek; Laz, Pomak, Rum, Gürcü, Çeçen, Adıge, Ermeni, Abaza, Oset, Hemşinli, Süryani, Alevi ..birçok halk. 'Halkların Anayasası' dedik ve ortaklaştığımız konuları Meslis Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na gönderdik. Özetle;

"Bizler, ülkemizin farklılıklarıyla yan yana, eşit, özgür, kardeşçe ve barış içinde yaşamak isteyen, bugüne kadar verili anayasalar ve resmi ideoloji tarafından yok sayılan, asimilasyon, aşağılama (tahkir), inkâr veimhaya uğrayan halklarından insanlarız.

Onurumuzu, dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü, inançlarımızı özgürce geliştirebileceğimiz koşulları yaratmak, halklar arası kardeşlik ve dostluğu bugünden topraklarımıza egemen kılmak, gelecek nesillere tarihi ve kültürüyle barışık bir ülke bırakmak sorumluluğuyla, 'topraklarımızdaki tüm kültür, kimlik, dil, din ve inançların varlığını kabul eden, halkların demokratik ve kültürel haklarınıanayasal güvence altına alan, insan odaklı, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik bir anayasa' dan yana olduğumuzu ve taleplerimizin takipçisi olacağımızı beyan ederiz. Vatandaşlık tanımı olmamalı ya da soydaşlık temelinden arındırılmalı, hiçbir etnik kimliğe dayandırılmamalı, ülkemizdeki tüm kültür, kimlik, dil, din ve inançların varlığını kabul eden, halkların demokratik, siyasal ve kültürel haklarını güvence altına alan, insan odaklı, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik bir anayasa inşa edilmelidir. Anayasada içinde ırkçılık barındıran ya da çağrışım yapan hiçbir ifade olmamalıdır.

'ANADİLLERE YÖNELİK ÇEKİNCELER KALDIRILMALI'

Her halkın kendi özelinde talepleri vardır diye düşünüyorum..

Tabi ki her halkın kendi özelinde farklı talepleri de söz konusu. Çerkesler açısından bakıldığında kimliğin yaşaması, geleceğe taşıması. Arşivlerden (Genelkurmay arşivleri dahil) deşifre edilmesi gereken taleplerimiz var: -Osmanlı-Çarlık Rusyası arasında, Çerkeslere / Kafkasya'ya dair anlaşmalar, Özellikle Çerkeslerin Osmanlı topraklarına yerleştirilmesine dair anlaşmalar, Çerkeslerin yerleşimleri, kimlerin nereye yerleştiği bilgileri. Kültürle ilgili sosyal kültürel araştırmalar yapılmalı, üniversitelerde Kafkas Tarihi, Dil ve Kültürüne yönelik birimler oluşturulmalı, dil ve edebiyat enstitüleri kurulmalı. Gerçek demografik yapıyı ortaya koyacak araştırmalar yapılmalı. Ülke genelinde dil envanteri oluşturulmalı. Çocuk Hakları Sözleşmesine konan, anadillerine yönelik çekinceler kaldırılmalı. İtham edici resmi tarih tezleri yerine (Çerkeslwr açısından özelde Çerkes Ethem ve 150’likler konusu) bilimsel, sivil ve objektif bir perspektifle tarih yeniden yazılmalı.

Ya Kafkasya'ya yönelik talepler?

-Anavatan Kafkasya'daki soydaşlar ile kültürel, ekonomik ve sosyal ilişkiler geliştirebilmek için devletler arası ilişkilerde gerekli adımlar atılmalı. Çifte vatandaşlık için gereken yapılmalı. 1864 Sürgünü'nünÇerkesler açısından yarattığı tarihsel travmanın hatırlanmasını sağlayacak resmi bir adımın atılması -örneğin özel gündemli bir meclis oturumu ve neticesinde bir bildiri ve sembolik bir anıt. Abhazya'ya doğrudan deniz ulaşımının sağlanması, Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarının tanınması, sıralanabilir.

Son olarak ne yönde mesaj iletmek istersiniz?

Tarihin en pahalı Olimpiyat projesi üzerinden Çerkes Soykırımı'nı, 150. yılında, Soçi'de tarihin kara deliğine yollama hayali kuran Rusya'ya, tam da karşısında dikilerek haykıracak gücü kendimizde buluyoruz: "21 Mayıs direnişin ve dirilişin günüdür. Unutmadık, unutmayacak ve unutturmayacağız" Yaşadığımız dünya ülkelerinin her birinde, soykırım mirasını devralan Rusya Federasyonu'na, ülke ve dünya kamuoyuna sesleniyoruz:  " Çerkes Soykırımı tanıyın!"

PAZAR GÜNÜ SOKAKTALAR

20 Mayıs Pazar günü, Dünyanın farklı ülkelerindeki çok sayıdaki Çerkes,  Rus konsoloslukları önünde tepkilerini ifade edecek.

İstanbul: Türkiye'deki Çerkesler ise tüm derneklerin ortak katılımıyla,  21 Mayıs "direnişimizin ve dirilişimizin günüdür" diyerek 20 Mayıs Pazar günü 13.00'da Taksim Tramvay durağında buluşarak Rusya Konsolosluğu'na yürüyecek.

Berlin'deki eylem bilgileri de şöyle:
Tarıh : 20 Mayıs 2012 (Pazar)
Saat : 11.00-13.30.. 11.00: Brandenburg Tor (Parizer Platz) önü.. 12.00: Parizer Platz´dan Rusya Konsolosluğu'na yürüyüş...
12.15 ile 13:30 arası Rusya Büyükelçiliği önü.
Yer: Rusya Büyükelçiliği karşısı: Ont Unter den Linden 63-65 Berlin-ALMANYA

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @CaucasusForum: 23 Şubat Çeçen-İnguş Sürgünü Anma Etkinliği https://t.co/EAVH7UmLEv
RT @pinarkutarba: Tarih değişti. :) 16 şubat 15 ile 17 arası Ankara kitap fuarındayım. Hepinizi beklerim. https://t.co/xZ8bogkQw2
https://t.co/MYxFtDO6zm
RT @baglarbasi_xase: Haydi gelin; birlikte bir şarkı söyleyelim, qafe eşliğinde Jıneps'in öyküsünü dinleyelim. Çerkeslerin 100 yıllık diasp…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı

Çerkesler nasıl Müslüman oldu?

Yüz Ellilikler Listesi ve Çerkesler