Misafir Ağırlama

Aralık 26, 2018

Misafir otururken ev sahiplerinin kendi iç meselelerinden bahsetmeleri ayıptır.

Bir şekilde misafir ile nizahlaşmak, onunla didişme derecesinde iddialaşmak ayıptır.

Misafirin giysilerinin kontrolü, yırtığı veya kirlisi varsa farkedilmesi yıkanıp dikilmesi ütülenmesi evin hanımının görevidir. Bu o kadını küçültmez, aksine güzelleştirir, saygınlığını ve değerini artırır.

Yatak yorgan yastık gibi şeylerden ailede olan en iyisi misafire verilir.

Misafirin gidişine sevindiğinizi bir şekilde belli etmek çok büyük ayıptır.

Giyinirken misafire yardım etmek giysilerini tutup ayakkabılarını hazırlamak adettendir.

Misafirin gelişinden mutlu olduğunuzu belirten giderken selametle gitmesini ve bundan sonra da gelmesinden mutlu olacağınız belirten bir kısa konuşma yapmak adettendir.

Misafir giderken bir küçük hediye vermek adettendir.

Evden ayrılan misafir aynı köyde oturuyorsa yol başına kadar eşlik edilir, bir araca binip gidecekse aracına bininceye kadar aileden birisi ona eşlik eder.(ç.n.: Seni kapısına kadar uğurlamayanın evine gitme diyen Adige atasözü vardır).


Misafirin de dikkat etmesi gereken kurallar az değildir:

Gittiğiniz evde geçerli kurallara ve onların durumlarının getirdiği şartlara uymak gerekir.

Ev sahibine saygılı davranmak, söyleneni kabul ederek beğenmediklerinizi de fazla belli etmemek gerekir. ''Misafirlikte size önerilen wunafedir (karar)'' anlamında Adige atasözümüz olduğunu hatırlamak gerek.

Misafiri olduğunuz ailenin işlerine karışmak ayıptır.

Nezaketen size fikrinizi sorarlarsa o zaman da onları incitmeyecek şekilde düşüncenizi açıklamaktır münasip olan.

Misafirlikte çok fazla yemek, içmek ve yemek seçmek çok büyük ayıptır.

Sağlığınız nedeni ile olsa bile böyle bir şey yakışıksız kaçar.

Sofraya konulan yemeği methetmek bir nezakettir.

Hiç bir zaman unutmamanız gereken bir şey ise; sofrada hiçbir şey bırakmamacasına her şeyi silip süpürmenin Adigelerde ayıp sayıldığıdır.

Çok sık dışarı çıkıp içeri girmek de pek yakışık alan bir şey değildir Adigelerde. Diğer odaları gezip bakınmak, eşyaları inceleyerek sağına soluna bakıp methetmek, imrendiğinizi beğendiğinizi gösteren davranışlar içerisine girmek ayıp sayılır.

Ev sahibi kendisi sizi çağırarak gösterirse bile hiçbir şeyi fazlaca methetmeyin “güle güle kullanın, iyi günlerde kullanın, daha iyisi ile değişmeyi nasip etsin, uğurlu olsun, mutlulukla kullanmayı nasip etsin” gibi iyi dileklerden birisini söylemeniz yeterlidir.

Misafir ne zaman kalkmak gerektiğini ne zaman gitmek gerektiğini kendisi kavrayabilmelidir, misafirin gitmeyi bilmeyeni de makbul değildir.

Acele ile sofraya gelen yemeği bile bırakıp kaçarcasına gitmek de yakışıksız görülür.

Misafir olduğunuz yerde hoşlanmadığınız bir grubun içine düşseniz de oturup kalkmalarını sohbetlerini beğenmeseniz de ev sahibinin hatırına katlanmak zorundasınız.

Bu tür ortamlar Adige sabrının ve nezaketinin ölçüldüğü en önemli yerlerden birisidir.

 

Adige Psalhe
Eylül 2006
Çeviri : Ergün Yıldız

Adigelerde Selamlaşma

Aralık 25, 2018

Selamlaşma geleneği insanlığın yaratılışından bu yana istisnasız tüm toplumlarda müşterek bir davranış biçimi olarak devam edegelir.

İlk çağlarda iki insan karşılaştığında silahlı olmadıklarını, silahlı olsalar bile birbirlerine karşı kullanmayacaklarını göstermek için ellerini uzatır tokalaşırlarmış.

O dönemlerden başlayarak günümüze kadar ulaşan selamlaşma geleneği pek çok ortak özellikler taşımakla birlikte aynı zamanda her toplumun kültürünü, geçmişini, inançlarını ve dünyaya bakışını yansıtan, toplumlara has ipuçlarını da içerisinde barındırır. ''İnsanların görünüşleri gibi kalpleri ve düşünceleri de farklıdır" der bir Adige atasözü.

Bunu genelleyecek olursak milletlerin görünüşleri gibi düşünceleri kültürleri ve yaşayışları da farklıdır

Yine Adige ifade biçimi ile söyleyecek olursak: Dünya bir teker gibi döner, geceler günleri, günler ayları ve yılları, yıllar asırları kovalar gider.

Toplumlar da bu değişen zamana paralel olarak değişirler; yaşayış biçimleri, anlayış ve bakış açıları, kültürleri de bu değişimden payını alır şüphesiz.

Eğer bu süreç içerisinde bir toplumun bireyleri kendilerine ait olan değerleri terk eder, başka toplumların değerlerini, anlayış yaşayış ve davranış biçimlerini benimserlerse bireylerden başlayan bu kendine yabancılaşma, yavaş yavaş toplumun yok olup gitmesi ile sonuçlanır.

Yani o halk süreç içerisinde başka toplumların arasında eriyip yok olmaya mahkum olur.

Adige sözlü kültürü üzerine çok önemli çalışmaları olan ŞORTEN Askerbiy Adige selamlaşma biçiminin sadece bir karşılaşma sözcüğünden ibaret olmadığını, temel olarak insanı yüceltmek ona değer vermek mantığı üzerine kurulmuş olduğunu, aynı zamanda yaşanan hayata, yapılan işe dair düşünceleri ve iyi dilekleri de içerdiğini belirtmektedir.

Bir başka özelliği ile varlıklı/fakir veya sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın tüm cemiyet bireylerine yönelik olan Adige selamı, biçim ve köken olarak incelendiğinde erken dönemlerden bu güne yaşanan sosyal değişimleri de yansıtacak şekilde her döneme hitabeden bir biçim alarak devam edegeldiğini görürüz.

Her türlü olaya ve duruma uygun formları olan Adige selam biçimi geleneğimizde önemli bir yere sahip olması yanı sıra aynı zamanda sözlü edebiyatımız açısından da incelenmesi gereken güzel bir kaynaktır, der Askerbiy.

İşte bu nedenle yaşlı genç kadın erkek ayırımı yapmaksızın her Adige'nin bilmesi gereken temel değerlerimizdendir Adige selamlama biçimleri:

Bir kişi çalışan bir kişinin veya kişilerin yanına gittiğinde "uehu f|eh'u apş'iy" sözü ile selamlar

Selama muhatap kişi/veya grup ise gelen kişiyi "ui uehu f|ı yirik|ue" diyerek cevaplarlar

Ot veya ekin biçen birisinin yanına giden kişi "Şoşh apş'iy" sözü ile selam verir "ui uehu f|ı yirik|ue" sözü ile selamı alınır.

Tanışıp tanışmadıklarına bakılmaksızın bir kişi diğerinin yanına geldiğinde "f|eh'us apşiy" diyerek selam verir, diğer kişi "ue psou apş'iy" diyerek selamı alır.

Selamlaşmadan hemen sonra ise "uzepeş, uuzınşe" sözü ile hal hatır sorulur, buna cevap olarak "zepeş' uh'u , tx|am uiğauzınşe" cümlesidir.

Bir hasta ziyaretinde veya hastalık atlatmış bir kişiyi ziyarette "lhepe mahue k'ıux|aj|ej" diyerek h'ueh'u selamı verilir.

Yoldan dönen kişi "oh'usıj" selamı ile karşılanır. Gelen kişi ise "upsouj" sözü ile selamı alır.

Uzun süredir görüşmemiş kişiler karşılaştığında "ui l'ağuj f|ıue", "ueueri neh'ıf|ıjıue" sözleri ile selamlaşırlar.

Çok samimi veya yakın kişilerin karşılaşmasında ise doğrudan tokalaşılarak hatır sorulur.

Zamana yönelik bir kaç çeşit selam biçimi vardır. Sabah için "ui pşedcıj| f|ıue", gündüz "ui mahue f|ıue", akşam "ui pşıx|aşx|a f|ıue".

Gece bir yerden ayrılırken "nehu l|ef| fık'ik|" sözü ile çıkılır, yolcu eden ise "ğuegu mahue, f|ık|e th|am unix|asıj" sözü ile uğurlar.

Adigelerde hayata, ilişkilere ve zamana yönelik pek çok selamlaşma biçimi vardır. Biz burada onlardan sadece bir kaç örnek verdik. Bizim olanı, bize ait olanı kullanmamakla onun yok olması arasında bir fark yoktur.

Eğer anadilimizi konuşacaksak onu en temiz şekilde konuşmak ve kullanmakla yükümlüyüz.

Eskiler "ata mirası yedi nesil" derler. Bizler de çok eskilerden bize kadar ulaşan bu mirası korumak ve bir sonraki nesile aktarmakla yükümlü olduğumuzu bilmeli sözlü geleneğimize hak ettiği değeri vererek günlük yaşamda kullanmaya gayret etmeliyiz.

 

KlURAŞIN Betal 
Fleh"us Apş'iy isimli kitabından
Çeviri: Ergün Yıldız

Xabze kuralları uygulamada, kadın-erkek ayrımı yapmamıştır. Her ikisi de insan olma sıfatlarıyla xabze kurallarının uygulanmasından eşit olarak sorumlu tutulmuştur.

Bununla ilgili çeşitli bilgiler verilmiştir; ancak yaratılışın ve biyolojinin getirdiği başkalıklardan kaynaklanan bir ayrımı da inkar etmenin olanağı yoktur.

 

Dolayısıyla xabze kurallarının işleyişinde,kadın erkek ilişkilerinin somutlaşması ve uygulamanın bu farklı yapıyı da gösterecek biçimde gerçekleştirilmesi bir zorunluluktur.

Konu başlı başına bir kitap olacak kadar geniştir, biz onu genel davranışları belirlemek üzere, mümkün olduğu kadar örnekler vererek sınırlandırmaya çalışacağız.

a) İş Bölümü: Daha avcılık döneminden beri belirginleşmiş bir iş bölümü söz konusudur.

Şöyle ki erkekler, ailenin ihtiyaçlarının karşılanmasında avlanma, toplama, çift sürme gibi dışarıdaki işlerini yaparlar. Ayrıca eve yönelik kadın gücünün yetmeyeceği ağır işleri gerçekleştirirler; evin yapımı, duvarın örülmesi, çatının kaplanması, hayvanların bakımı ve hayvan barınaklarının temizlenmesi gibi.

Buna karşılık kadınlar dış işleriyle zorunlu olmadıkça uğraşmazlar, evin iç işleri ve mutfak işleriyle ilgilenirler. Ayrıca evin güzelleştirilmesi, iç ve dış dekorasyon, giysilerin seçimi ve yapılması, üretilen ürünlerin saklanış
biçimleri gibi iç hizmetler, kadınlar tarafından gerçekleştirilir.

b) Kadının Barış Simgesi Olması: Daha önce de bahsettiğimiz gibi, yine çok eski dönemlere dayanan ve yakın zamana kadar uygulanması da süren bir xabze kuralı vardır: O da kadının barışa simge olması, “Tsıxubzım pşerex xuşane" biçim'inde kurallaşan uygulama.

Bunun anlamı şudur: Ölümcül derecede kavgaya girişen iki ya da daha çok erkeğin arasına kadının girmesi ya da çözümsüz hale gelen bir davanın sonuçlanamamasında kadının devreye girmesi durumunda, xabze kuralları gereğince o erkeklerin kavgayı bırakması,davayı barışla sonuçlandırması gibi bir yükümlülükleri vardır.

Ancak burada bir noktaya da değinmek gerekir. Yine toplumca seçilmiş Thamadelerden oluşan Wunafe heyeti, kadının devreye girmesiyle sağlanan oluşumu karara bağlayarak uygulama alanına koymak durumundalar, bunu da böylece belirtmek gerekir.

c) Saygıda Ön Planda Tutulması: Erkeklerin ata biniş şeklinden başlayarak birbirlerine karşı uyguladıkları birçok kurallar, kadınlara karşı uygulanmaz. Bunun da nedeni, xabze kurallarına göre kadının düşman durumunda olmaması ve barışın simgesi olmasıdır.

Örnekler:

• Kadın geçerken oturmakta olan erkeklerin tümünün ayağa kalkması beklenir, buna karşılık kadının da gelmekte olan erkeğin yolunu keserek yürüyüşünü sürdürmemesi gerekir.

• Grup olarak misafirliğe gidildiğinde, erkekler komşu evlere dağıtılabilir; ancak kadınlar misafir gidilen evden ayrılamazlar.

• Erkekler kadınların karşısında hakaret edici, küçük düşürücü ya da insanı üzecek yanlış sözleri söylemezler, yanlış davranışları yapamazlar; oturuşlarına dikkat ederler, söz hakkını önce kadına verirler. 
Buna karşılık kadınlar da erkeklerin yanında, hiçbir zaman kuralın öngörmediği biçimde oturamaz, başka türlü davranamaz, sözler söyleyemez, hatta yaş itibariyle daha olgunlar varsa, onların yanında sigara da içemez. Kısaca burada tam anlamıyla karşılıklılık esasına dayalı sevgi ve saygı kuralları vardır, bu kurallara aykırı davranılamaz.

• Bir erkek bir kadını atının terkisine alarak bir yerden bir yere götüremez, mutlaka ön tarafa oturtması gerekir. Ayrıca yolculukta geçiş hali söz konusu olduğunda, kadın yolcuya sağ tarafını vererek geçme durumundadır. Durum gerektirirse erkek atından inerek geçişi sağlar. Tabi bu kurallar klasik dönemlere ait olup at ve at arabasıyla yapılan yolculuklarda uygulamalardı.

• Bir konuta girerken (bu ev veya lokanta olabilir), kadının erkekten önce girmesi gerekir; ancak çıkarken erkek önceden çıkar, bunun da nedeni tehlikeye karşı koruma ve korunma kuralına göre hareket etmektir.

• Belirli bir yerde toplanılmışsa (bu kapalı ev ya da düğün yeri olabilir),kadınların odanın yapışına göre üst tarafa oturması gerekmektedir. Açık alanda toplanılmışsa, daha önce belirlediğimiz tarzda, yine kadınların üst tarafta ve korunan tarafta olması gerekirdi, halen de bu kural rahatlıkla uygulanabilmektedir.

• Evli olsun ya da olmasın, erkek kendi yakınları (annesi, karısı,kızı) dahil, kadına karşı şiddet kullanamaz, hakaret edemez, onu toplumda küçültecek davranışlarda bulunamaz. Ona daima önceliği verir. 
Buna karşılık kadın da erkeğe karşı dedikodu yapmamaya,söz getirip götürmemeye, konuşmasına ve giyinmesine, oturmasına ve kalkmasına yönelik zorunluluğunun bir xabze kuralı olduğunu bilerek hareket edecektir.

• Kadın erkeklerin içinde ya da erkeğe karşı, acısını belirtmek üzere dikkat çekecek bir şekilde ağlayamaz, kahkaha atarak gülemez, sokakta yürüyüş, giyiniş, davranış tarzına dikkat ederek, hareket etmeye zorunludur.

• Genç kızlarla delikanlılar arasında yapılan sohbet toplantılarında, düğün eğlencelerinde, kaşenlik ilişkilerinde, xabze kurallarına uyulması ve hareketlerin xabze kurallarının öngördüğü biçimde yapılması zorunludur. 
Bunlar arasında oturuş biçimleri, söz alma ve konuşma durumları, kimler nasıl konuşacak ve konuşmaları yönetecek thamadenin seçimi ve thamadenin görev ve sorumlulukları gibi konuların tamamı, kural olarak xabze kurallarınca biçimlendirilmiştir.


Erkekler Arası İlişkiler

Xabze toplumunda erkeklerin iş hayatında, savaş halinde, yolculuk halinde ve bütün birlikteliklerinde nasıl hareket edecekleri yine xabze kurallarına göre biçimlendirilmiş ve uygulanarak gelinmiştir.

• Her şeyden önce hangi nedenle olursa olsun, bir araya gelen iki ya da daha çok kişiden oluşan erkek grubunda bir tanesi mutlaka thamadedir. Bu thamade ya seçilir yahut doğal olarak bellidir.

Örneğin, yaş faktörü belirleyici bir unsur olur.

• Davranışların tamamı bu thamade ile birlikte verilecek kararlara göre yapılır. Tabi bu kararlar da xabze kurallarına göre alınmak zorundadır.

• Erkekler arasındaki ilişkilerde açık sözlülük ve güven ilkesi ön planda olmalıdır.

• Zayıflıktan yararlanmama, thamadenin dışında büyüklük yapmama,kibirli davranmama, küçük görmeme, onur kırmama gibi ilkeler davranışın temel ilkeleridir.

• Erkekler arası ilişkilerde xabze kurallarına göre dedikodu yoktur. Hele huzurda olmayan bir kişinin aleyhinde konuşma yapmaya, tavır ve davranış belirtmeye, xabze kuralları gereğince olanak yoktur. Erkekler yalnız kendi kendileriyle değil, bütün ilişkilerinde dürüst ve açık yürekli olmalıdır.

• Ayrıca erkek davranışlarında, yiğitliğin anlayışın ve saygının ön planda tutulması gerekmektedir.

• Bir savaş durumunda bile, eşit olmayan düşmana karşı şiddet kullanmak ve onu küçültecek davranışlarda bulunmak, xabze kurallarına aykırı sayılmıştır.

• Erkekler davranışlarında yaşı ne olursa olsun,söz dinlemek ve verilen kararlara uygun hareket etmek zorundalar.

Kısaca xabze toplumunda bu günün anlatımıyla "Anarşi"ye kaçan davranışlara yer yoktur. Bunun yerine kurallı, saygılı ve güvenli bir davranış sistemi belirlenmiştir. Erkekler de birbirleriyle olan ilişkilerinde bu kurallara uygun hareket etmek durumunda kalmışlardır. Bugün de bu kurallara uygun hareket edilmesinin ne denli güzel bir dünya yaratacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.


Kadınlar Arası İlişkiler

Xabze kurallarının kadın-erkek ayrımı yapmadığını belirtmiştik. Bu itibarla erkekler arası ilişkilerde ve kadın-erkek arası ilişkilerde gözüken kurallar, kadınlar arası ilişkilerde de hemen hemen aynıyla görülür. Buna rağmen kadınların birbirlerine olan davranışlarında bazı ince farklılıkları görmek de mümkündür.

• Kadınlarda duygusal olarak bir annelik erki söz konusu olduğu için, çocuk eğitiminde, genç kız eğitiminde, erkeklerden daha çok bunlara yakın olurlar, deyim yerindeyse sırlarını paylaşırlar, bir çeşit danışmanlık yaparlar.

• Kadınların birbirleriyle olan davranışlarında doğru olan, xabze kurallarına uymadıkları takdirde aileler arası düşmanlıklara yol açabilecek olaylara sebebiyet verebilecekleri için, özellikle sözle ve davranışla yapacakları hareketlere karşılıklı olarak çok önem vermeleridir.

• Kadınlar ailenin iç yapısıyla ilgili özel şeyleri yakından bildikleri için, özellikle aile birliğinin korunmasında xabze kuralları bakımından üzerlerine düşen ciddi görevleri aksatmadan yapmalıdırlar.

• Kadınların duyarlılıkları bakımından erkeklerle farklı olması nedeniyle toplumda daima danışman olarak hareket etme gibi bir durumları söz konusudur.

 

Bu özelliği bir küçük anekdotla anlatmak istiyorum.

Eve getirilen gelinin arabadan indirilmesi konusunda anlaşmazlık çıkınca, Hamsat Guase adıyla anılan ve tam anlamıyla bir kadın thamadesi olan kadına danışılıyor. Hamsat Guase: "Bana bu köyde akıllı bir kızla damat ailesine yakın bir gelin bulun. " diyor. Nedeni sorulunca şöyle cevap veriyor: "İyi bir gelin, yeni gelinin aileye uyumunu sağlamasına örnek olur. Akıllı bir kız gelinin nasıl davranacağını öğrenmesine yardımcı olur."

 

Nitekim arabadan gelini bu iki kimse indirir.

Diğer bir atasözümüz de şöyle demektedir: "Aileyi bozan da yücelten de kadındır."

Bu tip şeyleri çoğaltmayı gerek görmüyorum; çünkü kadınların toplumsal yaşamdaki yerleri, yadsınamayacak biçimde hep yüksek olmuştur. Bizim efsanelerimizde bir Seteney Guase, bir Gundapsıdza, bir Hamsat Guase
kişilikleri daima örnek olarak var olmuştur, olmaya devam edecektir.


Büyüklerle Küçükler Arası İlişkiler

Büyüklerle küçükler arasındaki ilişkilerle ilgili, her toplumda kurallaşmış birçok ilkeler vardır. Bu bakımdan konuyu uzatmak istemiyorum. Küçüğün bir thamadenin, bir Nahijın ya da bir makam olarak büyüğün karşısında
önemli görevleri vardır.

• Genç büyüğünün elini tuttuğu zaman, büyüğü sormadan kendisi büyüğüne "nasılsın" diye soramaz, ilk hareketi büyükten bekler.

• Oturma sırasına göre büyüğün baş tarafına geçip oturamaz.

• Büyük veya thamade kendisine söz vermedikçe, bir konuda ayrıntıya dalarak konuşma yapamaz.

• Büyük içeri, oturma yerine geldiği zaman, oturan herkes ayağa kalkar.

• Genç, ağır misafir ve thamadelerin oturduğu sofraya genel olarak oturmaz, onlara ayakta hizmet eder.

• Genç ister aile büyükleri olsun ister başkası, onların onur ve kimliklerine zarar verecek, küçük düşürecek ve aleyhlerinde söz söyleyemez, dedikodu yapamaz.

• Genç büyüğün ya da thamadenin kendisine verdiği görevi yapmazlık edemez. Ayrıca büyüğü dinlemezlik de edemez.

•Yolculuk sırasında genel olarak karar alma, ödemelerin yapılması gibi işler, büyüklere ve thamadelere ait olup geri kalan hizmetleri yolculuk boyunca yapmak gençlere ait olur.

•Genç ya da gençler, büyüklerin durduğu, oturduğu toplantı ve eğlencelerde, aşın davranışlarda bulunamaz; bağırıp çağıramaz hele kendisini bilmeyecek şekilde alkol alarak büyüklerin yanına gidip duramaz ve oturamaz.

 

Bunun gibi birçok kuralı gençler için ilkeselleştiren bir xabze sistemi söz konusudur.

• Büyüklere karşı gençlerin hareket tarzını xabze normları nasıl ilkeselleştirmişse, gençlerin hak ve hukukunu da ciddi şekilde kurallaştırmıştır. Buna göre;

• Topluca hareket edilen yerlerde başta söz hakkı olmak üzere, sahip oldukları kişisel ve gençlik haklarına saygı gösterilir.

• Gençlerin kişiliklerinin gelişmesi için, toplum içerisindeki hareket ve davranışlarının olumlu olarak eğitilmesi bakımından büyüklerin deneyim ve bilgilerini gençlere aktarma gibi zorunlu bir görevleri vardır.

• Bu amaçla büyükler, gençlerin hak sahibi olduklarını kabul ederek, onların önemini ve verilen değeri davranışlarıyla göstermek durumunda olmalıdır.

• Gençlerin herhangi bir yanlış yapmaları durumunda, azarlayarak veya sert davranarak değil, eğitici ve öğretici biçimde yaklaşarak, yanlışın düzeltilmesi yoluna gidilmelidir.

• Gençlerin kişisel haklarına gösterilen saygının yanında onlara, yapabilecekleri işlerle ilgili ciddi sorumluluklar da verilmelidir.

Örneğin; bir genç thamade olabilir, sofra yöneticisi, toplum yöneticisi olabilir. Kendisinden büyük yaşta olanlar o ortamda bulunsalar bile gencin görev ve yetkisine, sorumluluk almasına engel olmazlar. Aksine takdir ederek, teşvik ederler.

Kısaca xabze normları yaşlılar ile gençler arasındaki dengeyi saygı, sevgi, takdir ve anlayışla kurmuştur.

Her yaştaki insanın yetki, görev ve sorumluluklarını Xabze normlarına göre düzenlemiştir.

Öncelikle büyükler, gençler için örnek olmalıdır. Bundan da anlaşılan şudur: Xabze kurallarına uyum sağlamasıyla, toplum içindeki davranış kurallarına dikkat etmesiyle, kendisinden küçük olanların töresel hak ve hukukunu korumasıyla, onlara sevgiyi öğretecek şekilde hareket etmesiyle örnek olmalıdır.

Nitekim çok atasözümüz; "Büyüğün olmadığı yerde küçüklerin yetişemeyeceğini, gençlerin olmadığı yerde de büyüklerin yaşayamayacağını," vurgulamaktadır.

Bunları özetleyecek olursak, büyükler ve küçükler arasındaki ilişkilerin temeli saygıya, sevgiye; xabze kurallarına uygun davranmaya dayanır.

 

Rahmi Tuna
Adige Xabze (Adige Etiği ve Etiketi kitabından)

Böyle demekle birlikte, bu konu ile alakalı açıklama da yapmak gerekiyor. İlerlemiş yaştaki bir yaşlı beş-altı yaşlarındaki çocuk içeri girdiğinde ayağa kalarak selamını alıyor.

Onu görenler arasında; «'-Allah, Allah!' sabi çocuk için kalkmasan olmaz mı!?» diyenlerde çıkar.

Yaşlı adam «Ben sadece sabi çocuk için kalkmıyorum kendi insanlığım için de kalkıyorum.» der.

Çerkeslerde bu kısa öykü darbımesel olarak kaldı. Bu öyküyü ben Çerkesim diyipte duymayan insan herhalde yoktur. Bu öykünün gösterdiği şeyler arasında öncelikle insana, yaşına bakılmaksızın değer verilmesinin gerektiğidir. Ardından dilimizde anlatılan bu örnek alınası öykü kılavuz ve yardımcı olucu niteliklerde. Bu yüzden günümüzde Çerkes ulusunun bildiği xabzenin özü böylesi örnekler ve öykülerle elele vermiş bir şekilde yol alıyor. Yaşamın kendi gelişmişliği içerisinde etkinliğini yitirmiş uygulanmaz olmuş davranış şekilleri, xabze kurallarının dilimizde geçmişe ait söylencelerde anıtsal olarak kaldığını ve ulus bilincinde yer aldığını görüyoruz:

* Beysen de padişahsan da erkek gibi şapka giyiyorsan bayanla karşılaştığında attan inmelisin;

*Guaşe kızı isen de, bir iş için yola çıkan atlı grubla karşılaştığında giymiş olduğun Pheçuake (ç.n. Ahşaptan yapılmış önü ve arkasında yüksek topukları olan, giysi ve ayakkabıların yere sürtmesini, pislenmesini engelleyen bir çeşit nalın) üzerinden inip onlara saygı göstermelisin...

Günümüz Çerkes yaşantısında, çağdaş yaşamda hal-davranış imkanlarımız (atın yerini motorlu taşıtların almış olması, yoldan geçiş kurallarını trafik ışıklarının belirlediği, sakin köy yollarının yerini kalabalık şehir caddelerine bırakmış olması) nedeniyle, yol üzerinde karşılaşan bayan ve erkekler daha önceleri belirlenmiş muaşeret kurallarına uymamaktadır. Fakat bu konudaki xabze söylencelerimizde yer alıyor. Bu söylenceler ile günümüzdeki Çerkes bayan ve erkekleri bilgilendirilerek saygı dolu yaklaşıma yönlendiriliyor. Her ne kadar bunlar zaman ve günümüz yaşamının dişlileri arasında sıkışmış olsada geçmişdeki Adıgağe, bu davranış şekline özendirme yaparak aydınlatılıyor. Bu konuda etkili olan şey sadece xabzeye uygun davranış şekilleri değil, xabzeyle her zaman birlikte olan dilde yer alan söylencelerdir de.


Adıgağe - Ulusu inşa eden köklerdendir

Adigenin, Adıgağesi ile xabzesi ulus (kendisi) olması ile birlikte başlıyor. Bütün milletlerde aynı olan şey ulus ile o ulusa ait xabzelerinin yaştaş ve aynı dönemde birlikte oluşmuş olmasıdır. Adige xabzesinde bunu açık olarak görmek mümkün ve böyle olduğunu da kendi kendisine kanıtlar niteliktedir.

Daha önceleri Adigeler arasında yaşayan uluslar ve günümüzde yine onların yanında bulunan halklar arasında iyilik ile kötülüğü, uygun ile uygunsuzu ayırd eden xabze kurallarına değinirken bunları kendi ulusal ismi ile ilişkilendiren hiç bir halkın olmadığını görüyoruz.


Bu yaklaşımı, düşüncelerinde dillerinde belirtenler ise Adigelerdir: Adige, Adıgağe

Bu, yapım eki ile oluşturulmuş kelime Adige ulusu ile adıgağe'nin birbirinden ayrılamayacak şekilde tarih içerisinde katettiğimiz yolu aldığını açık olarak anlatıyor.

İyi ile kötünün ilişkisi ve irdelenmesini yapan felsefe biliminin ortaya çıktığı döneme kısa bir dönüş yapalım. 2400 yıl kadar önce Antik Rum (Grek) bilimadamı Aristotales Etika'yı Felsefeye bağlı bir bilimdalı olarak sınıflandırdı. Bu kavrama verdiği isim ise 'yer-bölge' kelimesinden türetilmişti. Orta çağlarda ise Latin dili konuşan uluslarda aynı anlama gelen bir başka terimle 'moral' karşılaşıyoruz. Bu terimin kelime anlamı ise 'adet, huy - temperament' idi. XVIII. yüzyılda Ruscada aynı anlama sahip 'Nravstvennost' kelimesi ilk defa Rusca sözlüğe girer. Bu kelimeninde kökeninde 'adet, huy - nrav, karakter' kelimesi yatar. Bu türetilmiş kelimenin oluşturulmasında Latincesinin tekrarı olduğu görülüyor. 


Çerkesce de 'etika -moral' anlamında kullanılan türetilmiş sözcüğe köklük eden kelime ulusun kendi ismidir: Adige, Adıgağe

Bu konuda akla gelen en önemli husus ise Adigelerde Adige olmak ile yeterli yetişim ve eğitimin aynı olmasıdır: Eğer Çerkessen 'iyilik', 'güzellik', 'etika' ve 'moral'in kabul ettiği, davranışlar yaşam şekline sahip olmalısın - Adıgağe içerisinde olmalısın.

Diğer uluslar için tarihsel olarak adet ve davranış şekilleri ne gibi önem arzediyorsa Xabze de aynı şekildedir. Fakat Xabzenin diğerlerinden ayrıldığı en büyük özelliği kendisine eski çağlardan beri norm olarak koyduğu şeylerle Adigelerin ulus olduğu yani Adıgağe, xabze'nin ulus kurucu kök olması ile ulusumuzun kurulmasına imkan vermesidir. Bu yönü ile Adıgağe dünya kültüründe örneği olmayan bir insanlık ölçütü, bir felsefenin köküdür.


Adıgağe- Xabze ulus için benzeri olmayan şekilde yüklendiği sorumlulukları yerine getirmiştir.

Adigeler için Xabze ulus kurucu bir kök olmuştur. Bu Adıgağenin gerçekleştirdiği ilk vazifesidir. Dil ile birlikte Xabze milletimizi biraraya getirdi.

Başka pek çok ulus için devlet kurmak veya tek tanrılı dinler milleti biraraya getiren etmenlerden oluyordu.

Dünyada izlenen tarihi gelişime göz atacak olursak - bir dil, bir yaşam şekli, bir ortak kültüre sahip insanların biraraya gelerek birlikteliklerini güçlendirecek usuller seçerek, ulus ulus yapılandıklarını görüyoruz.
Adigelerin de tarihte devlet yapılanmasını zaman zaman kazandıklarını görüyoruz. Arkeoloji ve tarihi belgelere göre Adigelerin ataları olan Sind'ler 2500 yıl kadar önce antik bir devlet kurdular. Yüzyıl kadar sonra ise Antik Adige topraklarının bir kısmına ve Kırıma yerleşen Rumlar (Grekler) Bosfor krallığını kurarlar. Sind ve Bosfor devletleri yüzyıl kadar komşuluk ilişkisi içerisinde olan ayrı ayrı devletler olarak varlıklarını sürdürürler. İsa'dan önce 380 yılında Sindika devleti Bosfor krallığına katılmak zorunda kalır. O tarihten itibaren Antik Adigeler ile Kafkasyaya yerleşmiş antik Rumlar 700 yıl kadar aynı devletin çatısı altında birlikte yaşayıp aynı tarihi yolda ilerlerler.

Antik dönem Adigelerinin bu devlet deneyimlerinin uluslaşmalarında bir kök, bir etki sağladığında da şüphe yoktur. Antik grek belgelerinde yazdığına göre Adige topraklarında, Kuzey batı kafkasya'da Adigeler 10-15 farklı isimle yaşıyorlardı. Bu dönem İsa'dan önce yaklaşık 600'lü yıllardı. Ardından gelen yüzyıllarda ise bu pek çok ismin yavaş yavaş daha azaldığını Sind, Meot ve Zih şekline dönüştüğünü görüyoruz. İsanın doğduğu yıllara ise Adigeler tek bir ulusal isimle ulaşmışlardı. Bu, eski etnonimimiz olan Zih'tir. Dilbilimciler Zih ulusal ismini oluşumsal (etimolojik) olarakta günümüzde ulusun kendisine verdiği Adige ismi ile ilişkilendiriyorlar: Adige - Adzıhe - Zih. Belirtmemiz gereken bir başka husus ise XVI. yüzyıl başlarına kadar Adigelere ulusal isim olarak Zih'te söylenmeye devam edegeldi. Bunun bir kanıtı da Cenevizli C. İnteriano'nun (1502 yılında) yayınlanan eserinde '...Çerkesler hakkında, zihler böyle isimlendirilir.' şeklinde geçer. Bütün bunların ışığında Adigeler kendilerini isimlendirdikleri ulusal adın bir formu olan 'zih' ile yazılı tarihte 2000 yıldan uzun süredir yer alıyor. Bu endoetnonim (Adige - zih) in Adigeler için tek bir isimlendirme olarak ise İsadan önceki yüzyılın başlangıcından itibaren kullanılmaktadır.

Bir insan grubunun kendisini bir ulusal isimle adlandırması başkalarınında onu tek bir isim altında anmaya başlamaları o insan grubunun ulus oluşturma konusunda bir sınıra ulaştığı, dili, kültürü, düşünce şekli ile ortak birlikteliğe ulaştığı, birliklerinin bilincine vardıkları diğer uluslarcada bunun aşikar olduğu anlamına gelir.

Buradan yola çıkarak Adigelerin Adige oldukları, bir ulus olarak kendilerini görmeye başlamaları 20 - 22 yüzyıl kadar öncesine dayanıyor. Bunun oluşumunda etkin rol oynamış ve onunla birlikte gelişmiş olan, ulusun başına ne gelirse gelsin ulusun varlığını koruyan ulusal belirteçlerden en uzun ömürlüsü Adige Xabze'dir.

Bu bakış açısının temelini bir daha belirtecek olursak; Ulusun bireyinin dünya üzerinde attığı her adımına kılavuzluk yapan xabzenin isminin ulusun isminden türemiş olasıdır. Adige - Adıgağ. Yarın da aynı vazifeyi üstlenecek olan ulus ve ulusal Xabze arasındaki bu ilinti bu gün Adigelerin tutunduğu daldır.

 

VUNEREKO Mir-Tarih Bilimdalında Kandidat, Etnograf

Çeviri: AÇUMIJ Hilmi

Adıgexem ya xeyaşek’ev şıtar
Xey=Mahkeme, -xeyaş’e=Mahkeme kararı 

Dığum yi pıam ğuez kışhaşexu.
Hırsızın şapkasından alev çıkar. 
Bzacer vi tsey kape tetıshame, pıvupşi kağane.
Kötü adam eteğine oturmuşsa, keste bırak. 

Yer zışem ye xuşılş.
Kötülük yapan kötülük bulur. 
Bane xezısem sane kıpiçkım.
Tiken diken üzüm koparmaz. 
Vımıuvfıama kivfık vuuşenş.
Durmazsan biriyle karşılaşırsın. 
Eski Adıgelerin karar verme yöntemleri, yaşantıları, toplum içindeki xabzeleri gerçek olarak enteresandır. Yabancı dil bilmeden, yazı yazma bilmeden, köylerdeki yaşlılar çıkan her sorun için söz sahibi idiler, çare olabiliyorlardı. Adıge köylerinde nasıl bir olay olursa olsun, yaşlılar o olayı kesin adil bir sonuca bağlarlardı. Bu konuda yetkileri vardı. 
Anlatılanlarla bize ulaşan haberlerin gerisinde kalan zamanlarda, Adıgelerin nasıl mahkeme (xeyaşeke) olduklarını bilmiyoruz. 

Adige topraklarinda gezen Fransız tüccar Taverna Jan Baptist (17. yüzyılın ilk yarısında) xeyaşeke ile ilgili azda olsa bilgi vermektedir. Jan Baptist in dediğine göre evli karı kocada şiddetli geçimsizlik varsa yapılan sorgulamadan sonra hangisi suçlu ise (erkek veya kadı) yurt dışından gelen tüccarlara satılırdı. Mahalleye uyum sağlamayıp herkesi rahatsız eden kimseye de aynı şey uygulanırdı. Böyle yapılmasının nedeni kalanların rahat yaşamaları içindir. Bu xabzenin kesin uygulandığını bilen kimse öyle bir kötü duruma düşme riskini alamazdı. Xabzenin yaptırım gücü çok yüksek, caydırıcı özelliği kesindir. Uygulamalarda adam kayırmadan söz etmek mümkün değildir. 

Adıge xeyaşeke leri ile ilgili araştırma yazıları en çok 18-19. yüzyıllarda yazılmıştır. Bu yıllarda da eski yaşantılarla ilgili yazılabilecek bilgiler azalmıştı. Dünya genelinde çok değişiklikler olmuş idare şekillerinde devrimler olmuştur. 

1. Kafkas Rus savaşlarında Adıgeler çok şeylerini kaybettiler. Nüfusları azaldı evleri arazileri yerleşim yerleri kullandıkları alet edevat yakıldı çoğu yok oldu. Yaşam şartları bozuldu bunlarla birlikte xabzelerin bir kısmı, yaptıkları xey ( yargılama) ler uygulanamaz oldu. Müslümanlıktan gelen hüküm verme şekilleri de topluma girerek eskıden uygulanan xey yavaş, yavaş kayboldu. Xey i uygulayanlar yaşlı Adıge lerdi, sonraki uygulamalarda bunların arasına din adamları da girerek xey aslından uzaklaştı.

2. Adıgeler savaşlardan yenik çıkıp halkın çoğu yurdu terk ettiğinde azıcık kalan Adıgelerede yakılmış yıkılmış boş yerler kalmıştı yaşam şartları da zorlaşmıştı. Yeni kurulan Rusya yönetiminden sonra büyük davalar Rusların sud dedikleri mahkemelerde görülmeye başlandı. Küçük davaları yine köylerde halk kendi yöntemleriyle çözüme kavuşturuyordu.
Soylu Fransız, diplomat Abri dö la Motra 1711 yıllarında Adıge topraklarında bulunmuş, Abri şöyle diyor: adıgeler hırsızlık yapan kimse çaldığı malı veya karşılığı olan parasal değeri ödeyemezse, hırsız mal sahibinin yanında borcunu ödeyinceye kadar azap olarak çalışmak zorunda kalırdı. 

Rusyanın akademilerinde çalışan Alman Palsa Petr Simon, akademide yapılan çalışmalara katılan S imon o çalışmalarla ilgili iki eser hazırladı. Bu eserlerinde Adıgeler deki bir uygulamadan şöyle bahsetmektedir.

Adıgelerde bir insan öldürme olayı olursa bu olaydan öldüren tarafın tüm sülalesi sorumlu tutulurdu. Böyle bir durumda iki sülale arasında sonu olmayan bir düşmanlığın başlangıcı olacağını herkes bilirdi. Ancak iki sülale kan bedeli ile anlaşıp veya aralarında bir düğün olursa düşmanlık son bulurdu. 

Vatanla, milletle ilgili büyük sorunlar olduğunda bu sorunlar pekum (пэк1ум) denilen toplantılarda görüşülürdü. Bu toplantılara pşı thamade başkanlı ederdi, daha önce liyakat sahibi belirlenmiş kişilerde toplantıya üye olarak katılırlar, aynı toplantılarda pşıların ve verklerin lıkue leri de söz sahibi olurlardı, onlarda konuşurlardı. Yapıldığı o dönemlerde bu toplantılara herkes tarafından çok değer verilirdi. Bu görüşleri 1798 yıllarında Adıgeler arsında bulunmuş araştırmacı, polşe den Potoski Yan yazmaktadır. 

1818Yılında kafkasyada bulunmuş araştırmacı Fransız Teby dö Marini de şöyle diyor: Adıgeler anlaşmazlıklarda kararları şahit ve yeminlerle (tharıue) karara bağlarlardı. Bir şeye ellerini basarak yemin ediyorlar, bu ellerini bastıkları değeri olan herhangi bir şey olabiliyordu. Yemin eden kişi dediğini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirecektir. Savaşlardan sonra Sovyetler birliği kurulunca tüm milletler ayrı adet ve geleneklere sahip olsalar da aynı kanunlarla yöneltmeye başlanır. 

Çok eski yıllarda tek tanrılı dinlerden önce Adıgelerde anlaşmazlıklarda kararları yeminle sonlandırırlardı. Yaptıkları yeminleri vaşkhue üzerine yaparlardı. (inkar etmiyorum, yalan söylersem yok olayım!). bunlar: Güneş adına, Ay adına, Ateş, Psetha-can tanrısı, Thağaledj, Axın, Şıble-yıdırım, Zekuetha-gezen tanrı, Mezıtha-orman tanrısı …gibi başka isimlerle de yemin edilirdi. Hıristiyan dini kabul edildikten sonra da Mariya ismi ile dua edilmeye başlandı. Grek dili ile evangel (İncil) e el basarak dua ederlerdi. Müslümanlık kabul edildikten sonrada yemin için kuran diğerlerinin yerini almaya başladı. 

Adıge köylerinde dava nasıl olursa olsun yaşlılar karar verir olayları bir sonuca bağlarlardı. Son zamanlarda anlaşmazlıklarda sonuç için taraflardan biri pek memnun olmayacaksa yaşlılar bu dava Rus işi oldu derlerdi. ( mır vırıs oxu khuas). 

Her köyde anlaşmazlıklara bakmak üzere iki yaşlı ile yanlarında birde din işlerine bakan adam (mola) seçilerek küçük xeyaşe heyeti seçilirdi. Bu küçük kurulu köylü seçerdi. Heyetin içinde mola nın bulunması gerektiğinde yemin ettirmek için kuranı kullanılacağı içindi. 

Köylerde xey de görev yapmak üzere seçilen kişilerin hayat tecrübeleri, yaşantılarındaki örnek davranışları, bilgi, beceri, dürüstlükleri ile örnek insanlar arsından oyla, yapılan toplantılarda seçilirdi. 

Köyde seçilen xey heyeti en fazla 300 som değerindeki davalara bakıyordu. Kişiler arsındaki hukuk anlaşmazlıklarına örnekler verecek olursak: birinin malı kaybolursa, sınır tecavüzleri olursa, dikili arazisine zarar verilmişse, otluğunu başkası biçmişse, borcunu ödememişse gibi benzer davalardı. 

Köyde xey şöyle yapılırdı : Birinin tahılı veya otu çalınsa, malı çalanı ben biliyorum diyen biri olur, veya kendisi birinden şüphelenir, yada mal sahibine biri çalındığına dair şahitlik yapacağını açıklarsa. O durumda mal sahibi köydeki xey heyetine durumu anlatır, şikayette bulunur. Heyet mal sahibinin söylediklerine göre karar vermiyordu. Herkesin dürüstlüğüne güvendiği seçilmiş adamın adı dzıhjеğuke (güvenilir) idi. Bu seçilen adam görevi almadan önce şöyle yemin ederdi: yaptığım görevde işi dürüstlükle,adam kayırmadan, akraba eş dosta kayırmadan, taraf tutmadan, aklımın erdiği kadarıyla herkesi eşit tutacağım derdi. Davalarda xey heyeti onu çağırır durumu anlatılardı. Git otu kaybolan adamın ne kadar malı kaybolmuş incele zararın değerini hesapla sonucu bize bildir. Güvenilir kişi ile malı zarara uğrayan kişi birlikte gider durumu yerinde inceler, zararın değerini o günün şartlarına göre hesaplar sonucu xey heyetine bildirirdi. Ondan sonra heyet şüpheli kişiyi çağırır konuşurdu. Şüpheli şahıs suçu kabul ederse (zimusıjme) iş kolaydı, suçu kabul etmese (zimumısıjme), olayı gören şahitlerinin olduğunu gerekirse yüzleştirileceğini söylerlerdi. Bundan sonra suçlunun yapacak bir şeyi kalmıyordu, çare yok yaptığı hatayı kabul ediyordu. 

Şahitte öyle rasgele kabul edilmiyordu ona da gözümle görmediğimi söylemeyeceğime, yalan bir şeyler katmayacağıma diye yemi ettirilirdi. İlk zamanlar İncil e daha sonraları kurana el bastırırlardı. Şahit in yeminli ifadesinden sonra suçlanan adamın suçu sabit olurdu. Malı çalınan adamın şahidi yoksa şüpheli kişiye yemin ettirilir xey biterdi. Onun yeminine göre karar verilirdi. Şüpheli kişi kurana el basıp yemin edemezse suçlu (mıse) olup zararı karşılamak durumunda olurdu. 
Malı çalınan kişi suçlunun ben almadım diye ettiği yemine inanmazsa, mal sahibi ben inanmıyorum diyerek durumu heyete bildirir, heyetten tharıueşıhal-tharıue şıhat (yemin şahidi) seçilmesini isterdi. Bu seçilen kişide suçlanan adamın sülalesindeki kişileri çağırır olayla ilgili yemine davet ederdi. Bu durumda şüphelinin akrabaları sıkıştırırlardı eğer çaldınsa ödeyelim bize yemin ettirip günaha sokma derlerdi. Bu görüşmelerden sonra akrabalar çalmadığına inanırlarsa yemin ederlerdi. Bu yeminden sonrada yemin şahidi son kararı verirdi, çalmadı derse suçsuz (xey) çaldı derse suçlu (mıse) olurdu. 

Adıgelerde başka şekilde de xey yapılırdı mesela bir adamın atı çalınmış olup şahitte yoksa atın sahibi atın çalındığını gören veya atın yerini bilen biri kendisine bildirirse ona ödül verileceğini ve miktarını ilan eder herkese duyururdu. Koyulan ödül oldukça yüksek olurdu. Bu değer mal sahibine hiç yüksek gelmezdi çünkü at bulunursa bu para atı çalan adamdan tahsil edilecekti. Ödülü alanda sevinecek çünkü verilen ödül cazip olması için az değildi. Bu verilen paraya xeşapşe denirdi. 
Haber yayılınca bir gün adamın biri çıkar gelir, atını çalan adamın kim olduğunu biliyorum koyduğun ödülü vereceksen sana söylerim der. At sahibi sevinir vermez olurmuyum tabi veririm der ikisi anlaşır. Bu gelen adamın atı çalanı açıkladığı gizli kalması gerekiyor. Onun için at sahibi güvenilir iki kişi çağırır, bu adamların yanında atı çalan adamın kim olduğunu nasıl olduğunu, olayı nasıl gördüğünü ödülü alan adama anlattırır. Nasıl çaldı, sattıysa kime sattı, şimdi at nerede gibi bilgileri anlatır. Bu bilgileri anlatan adama xaşe denir. Ödülü alan adamın ismi artık ölünceye kadar, dinleyen iki şahitle mal sahibinden başka kimse bilmeyecektir. Bu konu çok ciddidir, bilgi bu şahıslarla mezara gidecektir. Haberi veren xaşe onların yanından sizleri görmedim, sizde beni görmediniz (fıslağuakım, sıkaflağukım) der ayrılır giderdi. 

Ondan sonra at sahibi hırsızın peşine düşerdi. Xaşeyi dinleyen şahitleri yanına alarak, köyün mahkeme heyetinin (xey) yanına gider, durumu anlatırdı. Huzura çağrılan zanlı karşısında şahitleri de görünce hayır diyemiyordu. Ya atı verecek yada ödeyecekti, başka çıkar yolu yoktu. Ayrıca at için konan ödülü de ödemek zorunda kalırdı. Xaşe veya şahit olursa hırsıza (dığu) yemin (tharıue) yaptırılmazdı. Hırsız hemen ödemek durumunda kalırdı. 

Yukarda bahsettiklerimizin dışındada xey (mahkeme) olurdu: adamın malı çalındığında çalan belli değil, çalanı bilen gören yok, xaşe side yoksa böyle durumlarda da kişi xey e başvuruda bulunabilirdi. Olayı aydınlatacak hiçbir kanıt olmasa bile xey böyle davaları da bulmak (kağabelcılın) için kabul ediyorlardı. 

Böyle olayları da yemin (tharıue) ve şahitle bulmaya çalışırlardı. Eski Adıgeler tharıueden-yeminden çok çekiniyor ve korkuyorlardı. Böyle durumlarda şöyle bir düşünce vardı *kimse görmediyse de yemin ettirirlerse açığa çıktım demektir*. Onun için toplum olarak yanlış şeyler yapmaktan uzak dururlardı. Yalan yere yemin edildiğinin farkına varılırsa öyle kişiler küçük görülürdü toplum içinde değeri kalmazdı, o devirlerde bunlar riskli şeylerdi. Ondan sonra o toplumla barışık yaşaması mümkün değildi. Mesela bir kişi herhangi bir konuda yapacağına dair yeminle söz verip onu savsaklayıp yerine getirmemişse toplum o kişiye hiçbir değer vermez adam yerine koymazdı. (um pem yaşırt). Ondan sonra o kişiye hiçbir konuda şahitlik vermezlerdi, (necneptsş-нэджнэпц1щ) derler, (thar zığaptsam tsıxuri yiğapejınkım)- Allah ı inkar eden insanları da aldatır derlerdi. Toplumun o kişiye güveni kalmazdı, kendiside Allah ı inkar ettim! der kendini adam kabul etmezdi. O kişiyi Allah a affettirmek için ceza (tazır) *bağış-yardım v.s.* verip ödettirirlerdi. Bu günde bir kişiyi küçük, haksız, kalitesiz görüyorlarsa öylelerine thağaptsş-inkarcı derler. 

Ölümle lgili büyük olaylarda Rus sud (mahkeme) larına veriyorlardı. Bu durum Rus yönetimine girdikten sonra olmuştur. 
Adıgeler Ruslarla yönetim ortaklığına girmeden önce bütün işlerini kendileri yapmışlardır. Hukuk ve ağır cezayı ilgilendiren tüm konularda mahkemelerinde, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşları olanlardan daha güzel ve adil bir şekilde sonuca bağlarlardı. 

Günümüzde de Adıge ve abhaz köylerinde köy mahkemeleri kurulup yürütülse devletin üst kademedeki mahkemelerin işi azalacak, olaylar yerinde daha çabuk zaman geçmeden sonuçlandırılacaktır. Adıge kültürü de yeniden değerlendirilecek, bilinmeyen unutulmuş çok xabzelerin uygulamalarda işe yaradığı da görülecektir.


Adıge Xabzelerinden çeviri: Atalık Rafet 

Vatanını ve milletini sevmemek, hor görmek 
Vatanı ve milleti için gayret etmemek, çalışmamak 
Tarihini ve geçmişini bilmemek, öğrenmemek 
Halkını beğenmemek, kötülemek 
Akraba evliliği (amca, teyze vs. akraba çocuklarıyla ve wunekoş çocuklarıyla evlenmek) 
Geçmişini kötülemek 
Büyüklerin yolunu kesmek, onlarla oturmak 
Büyüklerin, yaşlıların değerini bilmemek, onların isteklerini yerine getirmemek 
Yaşlılara yardım etmemek, onları tehlikeden korumamak 
Yaşlıları tek başına bir odada yatırmak 
Baba, amca, ağabey gibi büyüklerin yanında sofraya oturmak 
Senden büyük birinin yanında sigara içmek 
Anneyi üzmek, babayı dinlememek 
Kadınlarla tartışmak, onları üzmek 
Kadınlara gereken saygı ve önemi vermemek 
Yaşıtlarını eleştirmek, onların aleyhine konuşmalarla onları üzmek 
Hangi milletten olursa olsun kadın ve çocukları düşman kabul etmek 
Zorda ve darda kalan kadına yardım etmemek 
Kadınlara ait hal ve sırları başkalarına anlatmak 
Kadınların ricasını yerine getirmemek 
Erkeğin öncelik edip kadınla kucaklaşması, ona sarılması (sokakta tanışma, selamlaşma sırasında) 
Kadının arkasından seslenmek ona dokunarak durdurmak 
Elinde sigarayla kadınla konuşmak, yanında durmak 
Erkek kardeşin ablasından önce evlenmesi 
Kadının yanında at ve sığır gibi hayvanlara vurmak 
Gelinine kötü davranmak 
Çocukları güzel eğitmemek 
Çocuklara kötü davranmak 
Çocukları sokakta azarlamak 
Çocukların bulunduğu odada sigara içmek 
Yemek konusunda aç gözlü olmak, cimri olmak, yemekleri beğenmemek 
Sokakta caddede bir şeyler yemek, içmek, sakız çiğnemek 
Kadınların ve yaşlıların yanında bacak bacak üstüne atmak 
İçkiye düşkün olmak, sarhoş olmak bu halde insanlara gözükmek 
Su ve yiyeceklerle oynamak, sofrada sağı solu karıştırmak 
Sofraya sırtını dönmek, yiyecekleri ayak altı etmek 
Aç vaziyette davete katılmak (aç gözlü gözükmemek için yarı tok olmak gerek) 
Misafiri memnun etmemek 
Misafiri herhangi bir konuda gücendirmek, onla tartışmak 
Misafirlikte edep dışı davranışlarda bulunmak 
Misafirlikte ev sahibine karışmak, ona emir vermek 
Misafirlikte yemek beğenmemek, yemek seçmek 
Misafirlikte münakaşa çıkarmak, kavga etmek 
Misafirlikte gereksiz yere çok konuşmak 
Misafirin yanında ondan daha şık, daha pahalı elbiselerle bulunmak 
Misafirle düğünü başlatmak, bitirmek, misafir oynarken mızıkayı durdurmak 
Misafire beğendiği bir şeyi hediye etmemek 
Misafirin ev sahibini değiştirmesi 
Misafiri yolcu ederken uğurlamamak, belli bir mesafeye kadar eşlik etmemek 
Arkadaşlığı dostluğu unutmak, önemsememek 
Yalan söylemek, verdiğin sözde durmamak 
Mert davranmamak, kendini methetmek 
Yaptığın bir işten, bir iyilikten bahsetmek, dedikodu yapmak 
Kimse görmüyor diye edep dışı davranmak 
Birine yaptığın iyiliği yüzüne vurmak 
Hırsızlık yapmak, kıskanç olmak, aç gözlü olmak 
Birinin aleyhine arkasından konuşmak 
Bilmediğin konuda fikir yürütmek 
Kendinden zayıf birine baskı uygulamak 
Silahsız birine silah çekmek 
Bir insan yanına geldiğinde ayağa kalkmamak 
Başka bir halkın insanını hor görmek 
Caddede kucaklaşmak birine sarılmak 
Haksız bir durum karşısında görmezden gelmek 
Uygunsuz ev içi kıyafetle sokağa çıkmak 
Sokakta, caddede yüksek sesle konuşmak, gülmek 
Bir toplantıda geç kalmak 
Konuşurken başkalarına fırsat vermemek 
Güçsüz, muhtaç olana yardım etmemek 
Kayınlarını düşman tutmak 
Akli dengesi yerinde olmayanla tartışmak, dalga geçmek 
Çağrıldığında yardıma gitmemek 
Yetişkin insanın küsmesi (Adige erkeği küsmez, sadece kızar) 
Abisi ve ablası evlenmemiş kardeşin düğüne katılması 
Abisini ve ablasını bırakıp ondan önce kardeşin evlenmesi 
Düğüne davet edilen kızlara gereken ilginin gösterilmemesi 
Misafir kızlara düğünde oynama fırsatı verilmemesi 
Komşuyu gücendirmek onla küs kalmak 
Sopayla herhangi bir insana vurmak 
Tembellik yapmak, uygun olmayan bir işte çalışmak 
Yatan bir insanın üzerinden geçmek 
Cenazenin önünü kesmek, cenaze geçerken oturmak, ayağa kalmamak 
Başsağlığına gelenleri yolcu etmek, başsağlığı ziyaretini uzatmak 
Çalışma zamanı kaytarmak, yemek zamanı yemek istemek 
Hastalara yardım etmemek, onları ziyaret etmemek

 

Nart dergisinden alınmıştır

Xabze

Aralık 25, 2018

Bir insana verilen değer Xabze’ye uyması ile doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabze’ye saygı gösteren ve uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir…

Çerkeslerin kendilerine özgü kültürel özellikleri insanlık değerleriyle özdeştir ve bu değerleri terk etmek kendi benliğini reddetmek demektir. Bu da kültürel kimliğin sona ermesi anlamına gelir.

Kültürümüz Kafkasya’nın coğrafi konumundan dolayı hem doğu hem de batı kültürlerinin etkisi altında kalarak apayrı özgün bir kültür şeklinde oluşmuştur.

Ne yazık ki bu çok özel kültür yapısı günümüze kadar tüm hatları ile belirlenip bir sistematiğe oturtulamamıştır.

Çerkes kültürünün en önemli özelliklerinden biri bu kültür dünyasının yazarının bizzat kendisi olmasıdır. Toplumu tek bir birey gibidir, herkes bir birey gibi, bireyde herkes gibi düşünür. Çerkes kültürünün ve bu kültürünün taşıyıcısı Çerkes insanının oluşumunda en etkili olgu “Xabze”dir. Nasıl ki içinde yaşadığımız olayların, tasa ve inancın anlatım aracı dilimizse Xabze’de insanlık anlayışımızın göster­gesidir.

Xabzenin temel özelliği “insan” öğesini esas almasıdır. Amacı ise; insana saygı ve yaşamı güzelleştirmektir. Doğanın ve insanın gözlemlenmesi, konulan kuralların genelleştirilmesi, eksikliklerin gideri­lerek, pürüzlü yönlerinin törpülen­mesiyle Xabze bir güzellik, bir anlam kazanmıştır. Sonra sağlam ve köklü bir temele oturtulmuş, güzel ve doğru olana taraf çıkmış, çirkin ve yanlışın karşısında tavır almış ve bunlar yapılırken de “insan” unsuruna dikkat edilmiştir.

Xabze, Çerkeslerin yaşamlarında, hayatın her aşamasını karmaşadan uzak ve bir düzen içine koymak için, denenmiş en faydalı ve en uygun kurallar ve kanunlardan oluşur. Yani, Çerkeslerin yaşam tarzı da denebilir.

Toplum bireylerinin birbiriyle ilişki biçimleri, yaşayışları onların siyasi sistemlerine ve anayasalarına damgasını vurur. Çünkü her siyasi sistem ve anayasa bir kültür birikimi üzerine oturur. Ve toplum sahip olduğu karakteristik özellikler ve biçimlere uygun olarak biçimlenir.

Toplumlar, kültür ve geleneklerin işleyişini düzenlemek amacıyla, hayatlarını sürdürebilmeleri için, herkesin uyması ve herkes tarafından uygulanması gereken bir takım anayasalar hazırlamalıdırlar. Çerkes­lerin anayasası da “Xabze”dir.

Xabze; aynı zamanda kural, kanun demektir. Daha eski ifadesi göz önüne alınacak olursa, Çerkeslerin toplumsal yaşamda kullandıkları, riayet ettikleri, bu yüksek insani prensiplere, hayat ve hayatın devamı için koydukları kuralların hepsine birden Xabze denmiştir.

Gelenekler ve görenekler kökleş­miş toplumsal alışkınlıklardır. Gelenek ve görenekleri meydana getiren davranışlar ve toplum doğruları kuşaktan kuşağa devredilerek geçerliliğini koruyabildiği zamana kadar yaşar. Ancak toplumun yaşam ihti­yacını karşılayamaz hale geldiğinde toplum tarafından ya değişme uğratılır ya da terk edilir. Xabze, 135 yıl önce gelinilen bir ülkede bile hala geçerliliğini koruyabiliyorsa bu, toplumla ne kadar özdeş olduğunun ve insani değerlerle ne kadar uygun olduğunun göstergesidir. Xabze her zaman her yerde ve günümüzde de geçerli evrensel boyutta değer ölçüleri içerir. İnsanı insan yapan ve onsuz yapamayacağı temel unsurları sevgi ve saygıyı devamlı işler.

Duyarsızlığı, anlayışsızlığı, tembel­liği, cimriliği, korkaklığı dışlar. İnsanı bencillikten, kötü alışkanlıklardan uzak tutar arındırır. Neredeyse uluslararası diplomasiye taş çıkartacak nitelikte ince, detaylı, içtenlikli, terbiye ve davranış kuralları içerir.

Xabzenin zamana ve değişen dünyaya karşı kendisini koruyabilmesinin bir nedeni de, temel ilkelerinin dışında (sevgi, saygı, insanlık) kalıplaşmış, donuk, değişmez kurallar içermemesindendir. Bazı kurallar zaman ve koşullara göre değiştirilen esnekliğe sahiptir. “Xabze, uygun olandır, olmuyorsa olabildiği gibi yap” (ya da oluruna git)” biçiminde çevrilebilecek atasözlerimiz de bunları göster­mektedir. Şu kadar ki somut koşullara göre farklı bir uygulama yapmak zorunda kalan bir Çerkes, bunu sadece kendisine daha kolay geldiği ya da kişisel eğilimlerine uygun düştüğü biçimiyle değil, bu söz konusu farklı davranışı toplumun benimseyip benimsemeyeceğini göz önünde tutarak yapmak zorundadır. Aksi halde toplumun “uygunsuz” (Yeremı’u) ya da “ayıp” (Haynap) biçimlerindeki değerlendirmeleriyle karşılaşacaktır ki herhangi bir Çerkes için bu en etkili bir cezadır.

Çerkes toplumunda, her ferdin küçüklükten itibaren Xabzelerin uyması beklenir. Bir insana verilen değer Xabze’ye uyması ile doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabzeye saygı gösteren ve uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir, daima sayar. Uymayanları ise yadırgar ve bir süre sonra aralarında dışlarlar.

Günümüzde milletler, devletler kültürel gelişmeleri için, kültürel değerlerini yaşatmak için büyük uğraşlar veriyorlar. Kültürel araştırma müesseseleri kuruyorlar. Bize hazır ninelerimiz, dedelerimiz tarafından bütün dünyada övgüyle bahsedilen bir takım kurallar, güzel prensipler bırakılmışsa bunları korumak bizim bir insanlık görevimiz olmalıdır.

Bize daima her konuda yol gösterecek olan, öz benliğimizi ko­rumada ve yaşatmada daima bize yardımcı olacak olan ana dilimiz ve Xabzemizdir. Çağımızın iletişim ve etkileşim araçlarını belli bir şekilde kullanabilirsek, üstümüze düşen görevi yerine getirirsek, atala­rımızdan kalan bu kutsal emanetleri genişleterek, güzelleştirerek, çağdaş anlamlar kazandırarak gelecek kuşaklara aktarmak Çerkes olduğuna inanan bir insanın üstlenmesi gereken en önemli sorumluluktur.

Her Adıge ş'ale ile xhıcebz birbirine uygun mudur?.. Tabi ki uygun değildir. Sadece her ilişkide ortak olan durum o ilişkinin Adıge xabzesidir.. Peki uygun olup olmadığını nasıl anlarız bir insanın?.. Xabzeye uygun davranmak neyi yaratır?

Öncelikle xabze özümüzün, insan varlığımızın dışa yansımasıdır. "Xabze" yüreğe uygun olan düşüncenin dışsal yansımasıdır. O yüzden xabzeler şekil olarak değişse de özde hep aynıdır. Sadece hayatlara özlere göre verilen şekil değişir.. Bazen hayat tarzları "xabze" olarak adlandırılır ve değişmez sanılır, çünkü; uzun yıllarca çevresel şartlar aynı kaldığı için değişmesi zaten o zaman için gereksizdir. Xabzenin kaynağı yürek olduğu için yüreğe uygunluk xabzeye uygunluktur.
Peki duygusal anlamdaki xhıcebz-ş'ale ilişkisinin Adıge xabzesi nedir?.. Öncellikle tüm xabzelerin ortak özelliği; yüreklere saygı, yürek inceliğiyle davranmak gerekliliği, özün dışarıya yansıtılarak oluşturulmuş somut xabzesinin gereğini yerine getirme ihtiyacıdır.

Xabzelere uygun davranışla ulaşılan sonuçlar hiçbir zaman iki tarafı da incitmez ve insanlıklarına olumlu davranışlar katar. Ayrıca xabzede tutkuya göre davranmak yani yüreğin gerçeğini beyinde tutkuya dönüştürmek yoktur.

Sonuçta insanın amacı yüreğinin gerçeğini sürekli yaşamaktan kaynaklanan sevinçle yaşamaktır. 'İnsan olma gerçeğini' kabul ettirmek ve onu bir insanda yaratmak bir amaç değildir insan için. Sadece farkına vardırma ve seçenek sunma dışında bir insanın diğer insanın yüreksel dışavurumu için yapabileceği hiçbirşey yoktur.

Her iki taraf için de ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken durum, tüm dışavurumlarda yürek inceliğini yansıtmak ve yüreksel gerçekliklere uygunluktur. Xhıcebz-ş'ale ilişkisinin xabzesinin amacı insan olarak onurlar kırılmadan insan olarak birbirlerini en uygun yere koymayı yaratmaktır. Bu yüzden her Adıge xhıcebz-ş'ale eş olarak birbirlerini seçme hedefinde olamazlar xabzeye göre.

İlişkilerdeki en önemli problem xabzeye her iki tarafın veya taraflardan birinin uymamasından kaynaklanır. İki taraf da xabzeye uymadığında elbette ki sonuç -tesadüfen iyi olmazsa- genellikle olumsuz olur. Zepılhın (birbiriyle duygusal ilişiklilik) aşaması eğer xabzeye uygun yaşanmadan "khaşen"lik etiketi konursa ve evlilik dışında birsonuçla biterse ilişki, aslında bitenin "zepılhın" olmasına rağmen bitenin "khaşenlik" olarak algılanması duygusal yıkımlara neden olur. "Zepılhın"ın xabzeye göre işlevi iki kişinin birbirlerine uygunluklarını anlamak için gerçekliklerini birbirlerine sunarak "khaşenlik" veya "nıbjjeğuğe"ya dönmesini sağlamaya yöneliktir.

Xabzeye uygun olarak varılan khaşenlikten dönülemez. Çünkü dönmek insanlık suçu işlemektir. Çünkü yüreğin dışavurumlarıyla yüreklere uygun fiziksel bir sonuç oluşmuştur. 'Khaşenlik' artık iki kişinin hayatlarını birbirlerine bağlamalarını onaylamalarıdır. Gerçeklerin götürdüğü bir sonucu yoketmekse xabzeye göre suçtur ve eksikliktir, yani bir Adıge xhıgebz veya ş'ale olmamaktır. Bu ise en ağır suçtur.

'Zepılhın'ı khaşenlik olarak görmek suçtur. Ama bunu hata olarak da adlandırabiliriz. Çünkü zararlı sonucu 'kavramı yanlış olarak adlandıran ve yaşamaya çalışan kişiy'e yönelik olur. Eğer ilişkiye sondan bakarsak veya sondan etiketlersek yaşayanlar etikete uymayacağından zararlı etkiler oluşturulur. (Not: Suç kavramından bahsettim. Kişinin hem kendi hem de başka birine yüreğe aykırı davranması xabzesel bir suçtur. Çünkü ilk önce kendi dışsal barışçılığını daha sonra etkileşimde bulunduğu insanların barışçılığını sabote eder. Böylece topluma zarar vermiş olur. Bu da insan yüreğinin insan olma xabzesine kişinin uymamasından dolayı yüreğin bunalımlarla kendisini dışa vurmasından dolayı harekete geçmiş olur. Bu durumdaki insan sürekli negatif enerji yaratır. Kişisel yaralayıcılığıyla beraber kişinin toplumsal parça olmasından kaynaklı toplumsal yaralayıcılığı da yaratır.)

Somut xabzeleri etiketlemek demek yaşanılan durumun sözcüksel ifadesidir. Zepılhın yaşanırken bunu khaşenlik adlandırmak sonucunda eğer bir taraf kendi içinde bunu zepılhınden vazgeçmek diye düşünürken diğer taraf khaşenliğin bitmesi ve khaşenliğin xabzeye göre bitmesinin yanlış olduğunu düşünüyorsa her iki taraf da çıkmazdan kurtulamaz. Oysa ki birinci taraf ilişkinin somut xabzesinin yanlış etiketlenmesini onaylamış ikincisi de aynı hatayı yapmıştır. Birincisi ilişkinin evlilikle bitmemesini normal karşılarken, ikincisi de bu ilişkiyi bitirmeyi insanlık suçu olarak algılamıştır. İki taraf da xabzeye göre suçludur. Xabzeye göre olmayan bir durum yanlış etiketlenmiş ve sonuç doğaldır. Yani iki taraf da incinecektir.

Yaşananları yanlış etiketlemek xabzeye uymamaktır. Yanlış etikete uymaya çalışıldığında bazen bir taraf o etikete uygun davranmazken, diğer taraf da zepılhındeyken khaşenliği yaşamaya çalıştığı için oluşan durum sadece çıkmaz olacaktır.

Çıkmazdan kurtulmanın tek yolu da xabzenin yaşanan ilişkiye koyduğu etiketi koyup ilişkiye öyle devam etmektir. Yoksa, ortaya çıkan sonuç xabzeye göre sürekli kanatan bir sonuç olur. Xabzelere aykırı davranma lüksü yoktur. Eğer ki xabzeye aykırı davranmakta hiçbir sakınca görülmüyorsa bir ilişkide, o ilişki zaten bir Adıge xhıcebz-ş'ale ilişkisi değildir. Bu tür bir ilişki herhengi ve sıradan bir kendini tatmin etme ilişkisidir. Ve xabzeye göre bu çirkindir.

Vezir SAVRUM

Xabze Nedir?

Aralık 25, 2018

Xabze: Adigelerin töreleri, hayat yasaları, gelenek görenek ve adetlerine verdikleri isimdir. yazılı bir dayanağı olmayan fakan kesin yaptırımları olan adetleridir..

Çerkes geleneği, şöyle açıklayabiliriz: yazılı olmayan ama buna rağmen çiğnenmesi halinde çiğneyen kişinin etkili bir yaptırıma tabi tutulmasını sağlayan sosyal kurallar bütünüdür. çerkesler'e has olmakla birlikte, m.ö. 3000'lere dayanan çerkes tarihinin en eski ürünlerindendir. 
toplumsal mutabakat ve oydaşma ile oluşturulurlar. ortak yaşamın ürünüdür. uygulayıcıları toplumun içinden olan kişilerdir; toplumun bireylerinin tamamıdır.

Xabze'ye aykırı hareket edenlere uygulanabilecek en basit yaptırım onu toplumdan dışlamaktır. sosyalliğin oldukça önemli olduğu, kişiye söylenebilecek en kötü hakaret sözünün "asosyal!" sayıldığı çerkes toplumunda, takdir edersiniz ki, birini toplumdan dışlamak, mesela onun cenazesine ya da düğününe katılmamak, yapılabilecek en kötü şeydir ve bu sebeple çerkesler bu yaptırımdan korunmak için sonsuz bir otokontrol mekanizmasıyla hareket ederler.

Xabze'nin bu caydırıcı etkisi Çerkes toplumunun yaşayışında diğer milletlere benzemeyen uygulamaları da beraberinde getirmiştir. örneğin, tarih boyunca hapishaneye sahip olmayan belki de tek millet çerkesler'dir. çerkes devletlerinden olan abhazya'da polis teşkilatı henüz 1996'da kurulmuştur örneğin ve bu da sağlam toplumsal uygulamaların bir sonucudur. 
tabi bu yaptırım gücü ve caydırıcılığının yanında Xabze'nin ödüllendirici yanı da vardır. Xabze'ye uygun davranan birey toplumda saygınlaşır. toplumsal olaylarda ona da danışılır.

Xabze'yi iyi bilmek ve uygulamak, bir çerkes için çok önemli bir ünlenme vesilesidir. bu yönüyle tanınan kişiler her yerde saygı görürler, sevilirler.

Xabze'ye hakim kişiler, yaşları da belli bir olgunluğa erince thamade statüsüne yükselirler ve toplumda söz sahibi olmaya başlarlar. bu, bir çerkes için mümkün olan en güzel ödül, en eşsiz prestij vesilesidir. Çok büyük bir hata yapmadığı sürece de hemen her çerkes bu statüye erişir.

Xabze, ödülleri ve zımni cezalarıyla (zımni diyorum zira Xabze'de doğrudan cezalandırmak yoktur) bir bütündür ve yerine göre ikisinde de oldukça cömerttir.

Xabze Üzerine

Aralık 25, 2018

Kavram, kapsam ve ilkeler 
Türkçe’de ‘gelenek’ kavramı genellikle ‘gelenek ve görenek’, ‘örf, adet’, ‘an’âne’, ‘töre’, ‘görgü kuralları’ gibi deyimlerle ifade edilir. Ahlak kurallarıyla birlikte bütün bu deyimlerle ifade edilen kavramlar, toplumu düzenleyen geleneksel kurallar kapsamında değerlendirilebilir. ‘Din kuralları’ ile ‘Hukuk kuralları’ da toplumu düzenleyen diğer iki temel kural grubudur.

Geleneksel kurallar içinde yer alan kurallar nispeten farklı olmakla birlikte bu farklar çok belirgin ve kesin değildir.

Görgü kuralları : İnsan ilişkilerinde uyulması hoş olan nezaket ve saygı kurallarıdır. Bu kurallara uyanlar nazik veya kibar insan olarak takdir edilirken uymayanlar ise ‘kaba’ ya da, argo deyişle, ‘kıro’ gibi olumsuz nitelemelerle dışlanırlar.

Görenek : Daha çok iş ve meslek yaşamında bir şeyi eskiden beri görüldüğü şekilde yapma alışkanlığıdır. Uyulması uyan kişiye bir takım kolaylıklar sağlarken, teknoloji gelişimi açısından da geciktirici , olumsuz rol oynayabilir.

Gelenek : Daha çok sözlü kültür alanında olup, uzun süreden beri kuşaktan kuşağa aktarılan mitolojik ve tarihsel olaylar, öyküler öğretiler toplumsal alışkanlık ve yapış-ediş-lerdir. Aynı geleneksel değerleri paylaşan insanlar aynı şeylerden aynı biçimde haz alırlar ve kendilerini birbirleriyle daha yakın hissederler. Bunlara an’âne de denir.

Adet: Toplumda aynı şekilde yapılagelen davranışlar, uyulması gereken davranış kuralları olup, öncekilere göre daha etkilidir. Adetlere uymayanlar ayıplama, kınama gibi geleneksel yaptırımlarla karşılaşabilirler.

Adet ile Töre aşağı yukarı aynı değerdedir. Töre bir toplumda benimsenmiş toplumsal alışkanlık ve uygulamalar bütünü demektir.
Her ne kadar genellikle örf-adet biçiminde söyleniyor olsa da örf kavramı, adetten daha önemli kurallar içermekte olup, yaptırımlarda daha etkilidir. Hatta örf kuralları yerine göre hukuk kurallarına dönüşebilir, veya kaynaklık edebilir veya hukukun referans kabul ettiği somut bir dayanak oluşturabilir.

Ahlak kuralları ise iyi veya kötü biçiminde değerlendirilebilen insan davranışlarına ilişkin olup, manevi boyutu da olan, toplumun daha önemli saydığı davranış kural ve kalıplarını ifade eder.

Sosyoloji bilimi bu kavramlar arasında daha belirgin sınırlar buluyorsa da sosyolog olmayanlar için sınırlar o kadar belirgin değildir.
Din kuralları genel olarak Tanrısal kökenli ve inanç temeline dayanması ile ayrılır. Hukuk kuralları ise yetkili yasa koyucu otoriteler tarafından oluşturulan aynı yolla değiştirilebilen veya yürürlükten kaldırılabilen pozitif kurallardır.

Çerkes kültürü içinde ‘geleneklerimiz’ denildiği vakit (din kuralları dışında)bütün bu kurallar ve kavramlar ifade edilmiş olur.
Esasen hepsinin amacı insanı ve toplumu daha iyiye daha güzele götürmek, birey ve toplumun huzur ve güvenini sağlayacak mutlu bir dünya ve yaşam kurmak ve bunu korumaktır.

Adıge gelenekleri, geniş kapsamlıdır
Görgü kurallarından hukuk kurallarına kadar bütün toplumsal davranış kurallarını içerir. Neredeyse İslam dini gibi, doğum öncesinden ölüm sonrasına kadar insan yaşamının ve toplum ilişkilerinin her evresini kapsar.

Toplumsal yaşam pratiği içinde doğa-insan, insan toplum ilişkileri çerçevesinde kendiliğinden oluşan, tam anlamıyla ‘geleneksel’ boyutu ve kesimi olduğu için, doğrudan demokrasi ilkeleri çerçevesinde bilinçli, istençli çabalarla oluşturulan doğal hukuk kuralları denilebilecek boyutu ve kısmı da vardır. Bu anlamda gelenek daha doğru ve özgün deyişle ‘Xabze ‘ , ‘Xase*’ nin aldığı veya yasama organının kabul ettiği kanun anlamına gelir.

*Bu kelimedeki ‘x’ harfi ‘ks’ değil, Adıgecede ki ince ‘k’ ve ‘h’ seslerinin karışımı olan özel bir sesi ifade eder.
Evet, Xase’nin aldığı karar Xabze’dir.

Xase toplumun en yetkili ve biricik yasama organıdır.
Bir toplum kesiminde (örneğin bir yerleşim merkezinde, köyde) geneli ilgilendiren bir konuda bağlayıcı bir karar almak gerektiği takdirde, toplumun ileri gelenleri tarafından Xase için toplantı çağrısı yapılır. Buradaki ‘ileri gelenler’ daha önceden seçilmiş, görevlendirilmiş yöneticiler olabileceği gibi, böyle yöneticiler yoksa toplumun yaşlılarından, bilgelerinden bir grup, o da yoksa soruna vakıf olan, toplumun nispeten saygı duyup ciddiye alacağı duyarlı bir grup da olabilir. Ancak yine de toplantının yöneticiliğini yaşlı ve bilge kişilerin yapması esastır, daha önemli ve etkili sonuçlar doğurur.

Köy bazında Xase toplantısını el alalım.
Girişimci grup, toplantının konusunu, uygun yer ve zamanını belirleyip tüm köylüye duyurur. Her ailenin büyüğü, ailenin diğer ileri gelenleriyle, katkıda bulunabileceğini düşündüğü bireyleriyle görüşüp görüşlerini belirler, netleştirir. Xase’ye doğrudan kendisi katılır veya güvendiği birini gönderir.

Böylece aile temsilcilerinden oluşan kurultay açılır. Toplantıyı yönetmek üzere en az üç kişilik bir kurul seçilir. (Thamate/Thamade: Başkan, Thamate guadze/Thamade Khuedze: Başkan yardımcısı, Pşeriha/ Pşşaf’e: yaver, ulak) Başkan toplantıyı yönetir. Herkese söz verilir. Genel eğilime göre farklı görüş ileri sürenler ikna edilmeye çalışır. Tam ikna olmayanlar bile nezaketen çoğunluğun görüşüne katılır ve kararlar oybirliğiyle alınır. Alınan kararlar delegeler tarafından aileye, aile bireylerine tebliğ edilir. Artık kararlara uymak zorunludur. Bu zorunluluğun temel nedeni saygı, özsaygı ve sözünde durma ilkesine dayanan disiplin anlayışıdır. Toplantıya katılan ve kendisine söz hakkı verilen kişi, kendi iradesi ile o kararın oluşmasına katıldığına göre ; bundan sonra öyle yapacağına söz vermiş olmaktadır. İyi bir çerkes sözünde durmalıdır,öyleyse bu karara uymaması sözünde durmamak anlamına gelecektir. Sözünde durmamak ise onur kırıcı, aşağılık bir davranıştır. Kişinin kendisine saygı duymaması anlamına gelir.

Alınan karar, kişinin kendi görüşüne aykırı bile olsa, çoğunluğun aldığı karara uymak, topluma saygının gereğidir.
Köy bazındaki bu Xase uygulaması, bölge ve ülke düzeyinde de aynıdır. Yalnızca bölge Xasesinde aile temsilcileri değil köy temsilcileri, ülke düzeyinde de bölge temsilcileri görev yapar. Bu görevler ilke/kural olarak onursal görevlerdir.

Adıge Xabze thamate/Thamade odaklıdır 
Denilebilir ki Adıge Xabze Thamate/Thamade çevresinde örülmüştür. 
Thamate : Thame yate : Tanrılara veren ( sunakta yiyecekler sunan) demektir. 
Thamade: Thaxem yade : Tanrıların (huzura ) kabul ettiği kimse demektir.
Tanrıların huzuruna çıkmak onlara yiyecekler, kurbanlar sunmak sıradan insanların değil ancak seçkin kişilerin işidir. Dolayısıyla Thamate/Thamade toplumun en bilge, yetenekli, becerikli, ehliyetli, seçkin kişilerine verilen bir onursal ünvandır.
Thamade, belirli toplum kesimine özgü bir görev, yada nitelik değildir. İslam’daki imamlık statüsüne benzer. Herkes, kendisinden daha ehliyetli birinin bulunmadığı bir toplumda, ortamda, imamlık yapabilir. Thamadelik de öyledir. Herkes kendisinin herhangi bir zamanda, herhangi bir zamanda bir şekilde Thamate olabileceğini hesaba katarak buna hazırlanmak zorundadır. Her aile de çocuğunu buna hazırlar ona göre yetiştirir.

Adıge toplumu, örgütlü bir toplumdur. Xabze’ye göre iki kişi birlikte bir iş yapacak olsa, biri Thamate, diğeri yardımcısı (Khuedze/Guadze)dir. Her iş olabildiğince grup halinde yapılmaya çalışılır. Her ailenin, mahallenin, köyün, bölgenin ve ülkenin bir Thamade’si vardır. Ayrıca yapılacak işlere ve toplum kesimlerine göre grup Thamade’si (Gup Thamade) de olur. Düğün Thamade’si, Gençlerin Thamade’si, Genç kızların Thamade’si v.b gibi)

Thamade, bu görevi yerine getirdiği sürece sorumlu O’dur ve O mutlak otoritedir. Ama bu otoritenin kaynağı da toplumsal, yani demokratik ve Xase’de olduğu gibi saygı, özsaygı ve disiplindir. Zira Thamade, bu görevi yürüttüğü sürece kararlarını Xabze gereği ve Xabzeye göre davranarak oluşturur. Kararlarını mümkünse toplumun tümüne veya değişik kesimlerine, küçük grup Thamadeleri’ne, en azından , varsa Nexhıjj Thamade’ye, hiç değilse yardımcısına danışarak alır. Nispeten demokratik olarak alınan kararların uygulanmasında merkeziyetçilik esastır. Bu anlamda Thamade otoritedir. Genel olarak ona mutlak itaat esastır. 

Thamade, toplumun yapılacak işe göre en bilgili, birikimli ve dirayetli kişisidir. Bu kişi genellikle toplumun en yaşlılarından biri olur. Çünkü dirayetli olmak, öncelikle bilgi birikimi gerektirir. Geleneksel toplumda bilginin yegane kaynağı tecrübedir. Çok yaşayıp çok görmüş olan, çok bilgi sahibi olduğundan daha dirayetli olma şansına da sahiptir. Dolayısıyla Thamade olmaya daha layıktır. Amacı bir kez daha vurgulayalım ki ; genellikle yaşlının Thamade olmasının temel nedeni bilgili ve dirayetli olmasıdır. Thamade olmak için yaşlı olmak değil, bilgili, becerikli ve dirayetli olmak esastır. ‘Savaşta kılıcı, barışta dili ile önde olan başımızdır’ sözü, Adıge kültüründeki demokrasi ve Thamade anlayışının özlü bir anlatımıdır.

Thamadelik, yalnızca bir saygınlık statüsü değil aynı zamanda bir görevdir, bir sorumluluk ve yükümlülük ifade eder. Dolayısıyla Thamadelik bir külfettir de. Bu nedenledir ki; hem bu külfetten esirgenerek korunması, hem de Thamade’nin saygınlığından yararlandırılmak üzere, bir bakıma eylemsi, Thamade denilebilecek bir Nexhıjj Thamade (Yaşlı Thamade) statüsü vardır. Thamade kim olursa olsun, yaşlı Thamade daha saygın yerde, Thamade’nin sağında ve doğal danışmanlık konumunda bulunur.
Adıge toplumunda bilgisi, birikimi, yeteneği, dirayeti ne olursa olsun her yaşlı daima saygıdeğerdir ve saygı görür. Yaşlıya kayıtsız, şartsız saygı esastır. Ama itaat yaşlıya değil, Thamade’ye, yani fiilen toplumu yöneten, sorumluluk taşıyan kimseye yapılır.
Adıge Xabze, geniş ve etkili bir otokontrol mekanizması ile denetlenir.

Klasik Adıge toplumunda, toplumun en uç kesimlerine kadar uzanan etkili ve geniş bir sanal devlet örgütlenmesi var gibidir. Zira herkes her koşulda kendisi ve toplum karşısında, Xabze kurallarına uymakla ve uyulmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu kavramdaki temel ilke şudur: ‘Pfeşuaşer ğetsaç’e, selheç’ı P’ow şüaşem Wyimıç’!/ Pxuefaşşer ğezaş’e solheç’ır jip’ew şşapxhem wyimıç’! : Sen sana layık olanı yerine getir!Gücüm yetiyor diye sınırı / haddi aşma!’

Buna göre her Çerkes, her yerde daima kendisinin, ailesinin, toplumunun kendisinden beklediği, bekleyeceği, hiç değilse onaylayabileceği biçimde davranmalı, başka türlü davranmaya gücü, fırsatı ve olanağı var olsa bile başka türlü davranmamalıdır. Bu Adıge Xabze’nin en büyük güvencelerinden biridir.

Bu etkili ve yaygın oto kontrol mekanizmasının, başka deyişle, Adıge yaşamının ve anlayışının temel dayanağı ve kaynağı olan bir başka ilke de şöyle ifade edilebilir. ‘Zıfeşuaşem feşüaşer feğeşüaş! Zıfemışüaşem pfemışüaşe khızfyemığeşüaş! Zıxueffaşşem xuefaşşer xueğefaşşe, Zıxuemıfaşşem pxuemıfaşşer khızxuyemığefaşşe! : Layık olana layık olanı layık gör! Layık/ haddi olmayanın sana, layık olmadığını layık görmesine izin/fırsat verme!’

Bunun en önemli anlamı; toplumda herkese karşı ölçülü, saygılı, adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun davranmak, herkesten de aynı şekilde bir davranış beklemektir.

Adıge Xabze geniş bir aile ve akrabalık ilişkisini öngörür.
Denilebilir ki; insan, çevre ile zamanın ürünüdür. Yaratılış/oluş ilke ve kurallarını/doğa yasalarını Tanrı koymuş/kurmuştur. Ancak bu kurallar gereğince yaratılış veya oluşa, insanın da katılması Tanrı iradesinin gereği olup, bu; insanın sorumluluğunun da kaynağıdır. Bir bebeğin, şöyle veya böyle, şu veya bu yetenekte olmasında anne ve babasının, yedi kuşak boyu dede ve ninelerinin, onların aldığı gıdaların, yaşadıkları ortamların, bedensel, ruhsal/psişik yapılarının dahi etkisi/katkısı vardır.

Bu anlamda her Adıge bireyi, Adıge anlayışının, Adıge yaşam biçiminin, Adıge Xabze’nin, anayurt Kafkasya doğal çevresinin ve bu doğal çevrede doğup, oluşmuş Adıge toplumsal çevresinin ve tarihsel yaşam deneyim , birikimlerinin (yani zamanın) ortak ürünü ve bileşkesidir. Bu yüzdendir ki; özgündür, özeldir, daha güzeldir. Ve başka yerde yaşatılması, korunması, kendi iç dinamiği ve anlayışı içinde geliştirilmesi hiç kolay değildir, hatta olanaksızdır.

Evet, insan ve değerleri çevre ile zamanın ürününün bileşkesidir. İnsanın en önemli ürünü ise sözdür. Her söz bir öz taşır, bir yaşam deneyiminin ifadesidir.

İnsanın başka insanlara karşı bulduğu ilk sözler belki selamlaşmaya ilişkin sözlerdir. Adıge kültüründe eylemden soyut bir selamlaşma söylemi yoktur. Bütün selamlaşma söylemleri bir eyleme bağlıdır. Bu selamlaşma söylemlerine burada giremiyorum. Ancak bu söylemlerin hemen hepsinden sonra söylenen ‘yeblağ/yeblağe!’ veya ‘Gyeblağ/geblağe!’ söylemi üzerinde duracağız.
Adıgece’de ‘blı’ yedi demektir ve en ilginç eklerden biridir. Sanki biraz kutsal gibidir. Adıgeler’in, haftanın yedi günü olduğunu öteden bildikleri anlaşılıyor.

Pazartesi: blıge/blışha: ‘yedinin başı’ demektir. Gökteki takım yıldızı ‘jöğue zeşibl / veğue zeşibl: yedi yıldız kardeştir. Yedi gün, yedi yıl, yedi kuşak Adıge kültüründe önemlidir.

Selamlaşma sözlerinden sonra söylemler gelen ‘yeblağe/gyeblağe’ söylemi ‘yaklaş’, ‘yakınlaş’, ‘akraba ol’, ‘akraba arasına katıl’, ‘yedi kuşak arasına gir’ anlamlarına gelir. ‘L’ewıjjır bjjiblç’e mawe:soy/gen yedi kuşak öteye sıçrar deyişi hem tıbbi/genetik bir yaşam pratiğine, bilimsel ve teknolojik bir düzeyde işaret eder, hem de Adıgeler’deki geniş akrabalık anlayışını belirtir. Adıgeler’de aynı soydan gelen yedi kuşak, akraba sayılır ve bu akrabalar arasında evlenme olmaz. Bu anlayışın tam olarak geçerli ve egemen olduğu dönemlerde Adıgeler’de doğuştan, zeka engelli veya özürlü insanların görülmediği, yabancı gözlemcilerin tespitlerindendir.
İşte ‘ Yeblağe’ bu yedi kuşak arasına katıl anlamına gelir ki Adıgeler’de bir aileye hamil olan kimse ile o aile arasında, akrabalık düzeyinde bir saygı ve bağlılık oluşur.

Blağe : yakın akraba hısım demektir.
‘Blaner gızşalhfiğem yek’uel’ejı / blaner şşalhxuam yok’uel’ej: yiğit olan doğduğu yere döner’ anlamına geldiği gibi ‘hiç değilse yedincisi doğum yerine döner anlamına da gelir.’
Kısacası, Adıge Xabze’de yedi kuşağı kapsayan geniş bir akrabalık anlayışı esastır. Bu da sağlıklı ve güçlü bir toplum oluşumu ve düzeni açısından büyük önem taşır.

Adıge Xabze’ye göre toplumda herkes özgürdür. Gençler daha da özgürdür.
Denilebilir ki; Adıge yaşamının temeli bireysel özgürlük ve buna karşılık bireysel sorumluluktur. Toplum özgüveni tam, kişilikli özgür bireylere dayanır ve böyle bireyler yetiştirmeyi hedefler. Adıge toplumunda, feodal dönemde kölelere bile dahili ölçüler içinde Hak ve özgürlükler tanınmıştır. Başka bazı toplumlarda görüldüğü gibi, Adıge toplumunda kölelerin mal yerine konulduğu, eza ve cefa edildiği (belki bazı çok özel istisnalar dışında) görülmemiştir.

Adıge toplumunda her birey, oluşumuna aileler bazında özgürce katıldığı düzenleyici toplumsal kurallara Xabze’ye veya Adıgağe’ye (Çerkeslik ilke ve kurallarına, değerlerine, anlayışına) veya Ts’ıfığe’ye (insanlık değerlerine) uygun davranma sorumluluğu dışında tam anlamıyla özgürdür. Bu kurallar evlenmemiş gençlere daha büyük ve geniş bir özgürlük tanır. Ancak gencin de bu geniş özgürlüğü hak edecek biçimde Xabze kurallarını öğrenmesi, ona uygun davranmayı becermesi, o şekilde yetişmesi/yetiştirilmesi esastır. ‘Wıç’eleme wıdyel, wıdyeleme wetxhe/wış’elexu wodyele, wıdyelexu wotxhe: Gençsin/genç olduğun sürece delisin, deliysen/deli olduğun sürece mutlusun’ deyişi gençlere gösterilen hoşgörünün tanınan geniş özgürlüğün mizahi bir anlatımıdır.

İnsan evlendikten sonra ise artık sorumluluğu armış, doğal olarak özgürlük oranı daralmıştır. Kabul ve itiraf etmek gerekir ki; burada kadının özgürlüğü kocasına göre daha dardır. Örneğin evli erkek evlilik öncesinde olduğu gibi düğünlere katılarak gönlünce oynayıp eğlenebildiği halde, evli kadın düğünlerde ancak pasif bir seyirci olarak yer alır. Evli erkek dilediği her yere gidip dilediği herkesle dilediğince görüşüp ilişki kurabilirken, evli kadının özgürlük alanı kendi ailesi ve yakın akrabaları, kocasının ailesi ve yakın akrabaları ve yakın arkadaşlarıyla sınırlı gibidir. Kocasının, büyüklerinin bilgisi ve izni dışında bu sınırı aşamaz. Bu anlayış da toplumda ailenin taşıdığı büyük önem ve değerden kaynaklanır. Aile toplumun temel yapı taşıdır. Aile oluşturan bireylerin bu yapı taşını koruyup, güçlendirme, örnek olma sorumlulukları da vardır. Yeni evlenen delikanlı da zaman içinde bu ölçülere uymak zorundadır, bu ölçülere uyduğu ölçüde ailesini ve toplumunu temsil yeteneği kazanır, saygınlık ve itibarı artar.
Adıge Xabze katı , dogmatik kurallar bütünü olmayıp, kendi mantalitesi içinde esnek, devingen ve değişkendir.
Her Çerkes, bulunduğu yer, zaman ve konuma göre davranır. Bu duruma uygun bir Xabze kuralı yoksa veya bilmiyor olsa bile, o, kendisinin ve toplumun kendisinden bekleyebileceği biçimde davranırsa Xabze’ye uygun davranmış olur.

Nitekim ‘Yek’ur Xabzeşş: uygun olan töredir’ ve ‘Mıxhume zerexhow ş’ı!: olmuyorsa olduğu gibi yap/nasıl oluyorsa öyle yap!’ deyişleri bunu ifade eder. Bu ikinci söylemin bir başka anlamı da şudur: ‘Giriştiğin bir işi, baştan kararlaştırdığın gibi gerçekleşemeyecek olsa bile, vazgeçme, bir başka biçimde; o işi gerçekleştir, sonuca ulaştır.

Adıge Xabze, esas olarak feodal dönemde ve sınıfsal temelli olarak oluşturulmuş olsa da bireysel başarı ve üstünlük temelinde biçimlenir.

Adıge Xabze, aslında, feodal öncesi dönemden, belki en eski, ilkel dönemden bu yana oluşan yaşam deneyimi, birikimleriyle oluşmuş olmakla birlikte, feodal dönemin derin izlerini ve damgasını taşır, hatta Adıge Xabze’ye ‘Werkh Xabze’: soylu töresi de denilir.

Ancak Adıge feodal/sınıfsal yapısı, başka bazı toplumlarda olduğu gibi doğuştan ve aşılmaz sınırlarla çevrili bir kast yapısı taşımaz. Yukarıdan aşağıya doğru Pşı: prens, ‘l’ekhuel’eşkhşövalye, Werkh: soylu sanları, liyakat ölçüsüne göre Xase tarafından demokratik usullerde oy birliğiyle verilir ve geri alınır. Yukarıda değinildiği gibi, savaşta kılıcı, barışta dili ile önde olan başımızdır.’ ilkesi esastır. Daha çok Batı Adıgelerinde egemen olan wıl’ime wıl’akhu: erkeksen/yiğitsen soysun/soylusun/sülalesin/ailesin deyişi bu ilkenin daha açık bir başka anlatımıdır.

Adıge Xabze’nin erkek egemen bir toplumsal yapının damgasını taşıdığı inkar edilemez. Bununla birlikte, Adıge töresinde kadının çok özel, çok saygın bir yeri ve konumu vardır. Çerkes toplumunda, erkek egemen görüntüye rağmen, asıl egemenlik kadındadır. Özellikle bilge Adıge kadını, bilge kadınlar piri Setenay Guaşe örneğini izleyerek, erkeğin egemen görüntüsünü bozmadan, onu yönetir ve yönlendirir.

Zorunluluk olmadıkça kadın evi dışında çalıştırılmaz. Çalışıp kazanmak erkeğin, kazanılan şeyi evde değerlendirmek, kullanmak, kadının işidir. Evde, avluda, bahçede kadın egemendir.

Toplumsal yaşamda en saygın yer ve statü öncelikle kadına, sonra konuğa, sonra yaşlıya, sonra Thamade’ye ve sonra da toplumsal statü önceliklerine göre diğerlerine aittir. Kadın, kim olursa olsun, ilke olarak erkeğin sağında, daha saygın konumda yer alır. Yalnızca o erkeğin kendi karısı, bu özel ilişkiyi belirtmek üzere solunda yer alır.

Adıge Xabze korunmalı mı?
Adıge Xabze elbette korunmaya çalışılmalıdır ama tümüyle korunması elbette düşünülemez. Çağa, yaşam koşullarına uygun düşmeyen, gelişmeyi, ilerlemeyi engelleyen ve zorlaştıran kalıplar elbette ayıklanmalı ve terk edilmelidir. Atın toplumsal yaşamdan çekildiği bu dönemde ata bağlı kuralların, davranış kalıplarının korunması hem anlamsız hem olanaksızdır. Aynı şekilde, feodal sınıflara bağlı kurallar ancak sosyal statüye uygulanarak korunabilir.

Çocuk eğitimine ilişkin P’ur veya Khan uygulaması aynı biçimde uygulanamaz ama tatil dönemlerine uyarlanarak sürdürülmesi düşünülebilir.

Bilindiği gibi ailede çocuğun eğitimi, babadan çok dede-nine, amca-dayı vb. büyüklere, aileye aittir. Çocuk, bu geniş aile ortamında eğitilir ancak bu tür genel ve doğal eğitim de yeterli olmadığından, çoğu zaman aileler annesine bağımlılıktan kurtulan çocuklarını eğitilmek üzere, güvendikleri başka bir aileye gönderirler. 10-12 yaşlarına kadar özel bir özenle yetiştirilen ve eğitilen çocuk, o ailenin P’uru yani Khan’ı olur. 10-12 yaşında özel hediyelerle ve törenlerle çocuk kendi ailesine götürülür, teslim edilir. Bu ilişki nedeniyle iki aile akraba haline gelir.

Bu uygulamanın, aynen korunamayacağı açıktır. Ancak bu uygulama, tatil dönemlerinde, bir bakıma staj mahiyetinde olmak üzere, çocuğun bir iki hafta/ay süreyle, başka bir aileye, tercihen de anayurt Kafkasya’ya gönderilmek suretiyle günümüze uygulanabilir ve taşınabilir.

Adıge Xabze gerçekten korunabilir mi?
Başta da belirtildiği gibi insan, çevre ve tarihin ortak ürünü/bileşkesi olduğuna göre Adıge Xabze’nin gerçek yapısıyla kendi mentalitesi doğrultusunda, kendi iç dinamiği ile geliştirilerek sürdürülmesi ancak o kuralların oluşup doğduğu çevrede yani anayurt Kafkasya’da mümkün olabilir. Başka deyişle Kafkasya’da oluşup biçimlenen değerlerin başka yerlerde aynen korunması ve yaşatılması hiç de kolay değildir, hatta olanaksızdır.

Buna rağmen, Adıge törelerini öğrenmek, çağdaş yaşam koşullarına uygulayarak yaşamaya ve yaşatmaya çalışmak, her Adıge için ve onların örgütlü oldukları yegane sivil toplum kuruluşları olan kültür dernekleri için en önemli doğal ulusal görevlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Av. Fahri Huvaj’ın 19-01-2002 tarihinde Bursa’da ve 20-01-2002 tarihinde Bandırma’da verdiği konferansların özetidir.
Bu kavramlardaki ‘x’ harfi ‘ks’değil, Adige-cedeki ince ‘k’ ve ‘h’ seslerinin karışımı olan özel bir sesi ifade eder. (Bkz: ‘Adige Alfabeleri’adlı eser-Av.Fahri Huvaj)

Fahri Huvaj Nart Dergisi 6. Sayı – 1998

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery