Böyle demekle birlikte, bu konu ile alakalı açıklama da yapmak gerekiyor. İlerlemiş yaştaki bir yaşlı beş-altı yaşlarındaki çocuk içeri girdiğinde ayağa kalarak selamını alıyor.

Onu görenler arasında; «'-Allah, Allah!' sabi çocuk için kalkmasan olmaz mı!?» diyenlerde çıkar.

Yaşlı adam «Ben sadece sabi çocuk için kalkmıyorum kendi insanlığım için de kalkıyorum.» der.

Çerkeslerde bu kısa öykü darbımesel olarak kaldı. Bu öyküyü ben Çerkesim diyipte duymayan insan herhalde yoktur. Bu öykünün gösterdiği şeyler arasında öncelikle insana, yaşına bakılmaksızın değer verilmesinin gerektiğidir. Ardından dilimizde anlatılan bu örnek alınası öykü kılavuz ve yardımcı olucu niteliklerde. Bu yüzden günümüzde Çerkes ulusunun bildiği xabzenin özü böylesi örnekler ve öykülerle elele vermiş bir şekilde yol alıyor. Yaşamın kendi gelişmişliği içerisinde etkinliğini yitirmiş uygulanmaz olmuş davranış şekilleri, xabze kurallarının dilimizde geçmişe ait söylencelerde anıtsal olarak kaldığını ve ulus bilincinde yer aldığını görüyoruz:

* Beysen de padişahsan da erkek gibi şapka giyiyorsan bayanla karşılaştığında attan inmelisin;

*Guaşe kızı isen de, bir iş için yola çıkan atlı grubla karşılaştığında giymiş olduğun Pheçuake (ç.n. Ahşaptan yapılmış önü ve arkasında yüksek topukları olan, giysi ve ayakkabıların yere sürtmesini, pislenmesini engelleyen bir çeşit nalın) üzerinden inip onlara saygı göstermelisin...

Günümüz Çerkes yaşantısında, çağdaş yaşamda hal-davranış imkanlarımız (atın yerini motorlu taşıtların almış olması, yoldan geçiş kurallarını trafik ışıklarının belirlediği, sakin köy yollarının yerini kalabalık şehir caddelerine bırakmış olması) nedeniyle, yol üzerinde karşılaşan bayan ve erkekler daha önceleri belirlenmiş muaşeret kurallarına uymamaktadır. Fakat bu konudaki xabze söylencelerimizde yer alıyor. Bu söylenceler ile günümüzdeki Çerkes bayan ve erkekleri bilgilendirilerek saygı dolu yaklaşıma yönlendiriliyor. Her ne kadar bunlar zaman ve günümüz yaşamının dişlileri arasında sıkışmış olsada geçmişdeki Adıgağe, bu davranış şekline özendirme yaparak aydınlatılıyor. Bu konuda etkili olan şey sadece xabzeye uygun davranış şekilleri değil, xabzeyle her zaman birlikte olan dilde yer alan söylencelerdir de.


Adıgağe - Ulusu inşa eden köklerdendir

Adigenin, Adıgağesi ile xabzesi ulus (kendisi) olması ile birlikte başlıyor. Bütün milletlerde aynı olan şey ulus ile o ulusa ait xabzelerinin yaştaş ve aynı dönemde birlikte oluşmuş olmasıdır. Adige xabzesinde bunu açık olarak görmek mümkün ve böyle olduğunu da kendi kendisine kanıtlar niteliktedir.

Daha önceleri Adigeler arasında yaşayan uluslar ve günümüzde yine onların yanında bulunan halklar arasında iyilik ile kötülüğü, uygun ile uygunsuzu ayırd eden xabze kurallarına değinirken bunları kendi ulusal ismi ile ilişkilendiren hiç bir halkın olmadığını görüyoruz.


Bu yaklaşımı, düşüncelerinde dillerinde belirtenler ise Adigelerdir: Adige, Adıgağe

Bu, yapım eki ile oluşturulmuş kelime Adige ulusu ile adıgağe'nin birbirinden ayrılamayacak şekilde tarih içerisinde katettiğimiz yolu aldığını açık olarak anlatıyor.

İyi ile kötünün ilişkisi ve irdelenmesini yapan felsefe biliminin ortaya çıktığı döneme kısa bir dönüş yapalım. 2400 yıl kadar önce Antik Rum (Grek) bilimadamı Aristotales Etika'yı Felsefeye bağlı bir bilimdalı olarak sınıflandırdı. Bu kavrama verdiği isim ise 'yer-bölge' kelimesinden türetilmişti. Orta çağlarda ise Latin dili konuşan uluslarda aynı anlama gelen bir başka terimle 'moral' karşılaşıyoruz. Bu terimin kelime anlamı ise 'adet, huy - temperament' idi. XVIII. yüzyılda Ruscada aynı anlama sahip 'Nravstvennost' kelimesi ilk defa Rusca sözlüğe girer. Bu kelimeninde kökeninde 'adet, huy - nrav, karakter' kelimesi yatar. Bu türetilmiş kelimenin oluşturulmasında Latincesinin tekrarı olduğu görülüyor. 


Çerkesce de 'etika -moral' anlamında kullanılan türetilmiş sözcüğe köklük eden kelime ulusun kendi ismidir: Adige, Adıgağe

Bu konuda akla gelen en önemli husus ise Adigelerde Adige olmak ile yeterli yetişim ve eğitimin aynı olmasıdır: Eğer Çerkessen 'iyilik', 'güzellik', 'etika' ve 'moral'in kabul ettiği, davranışlar yaşam şekline sahip olmalısın - Adıgağe içerisinde olmalısın.

Diğer uluslar için tarihsel olarak adet ve davranış şekilleri ne gibi önem arzediyorsa Xabze de aynı şekildedir. Fakat Xabzenin diğerlerinden ayrıldığı en büyük özelliği kendisine eski çağlardan beri norm olarak koyduğu şeylerle Adigelerin ulus olduğu yani Adıgağe, xabze'nin ulus kurucu kök olması ile ulusumuzun kurulmasına imkan vermesidir. Bu yönü ile Adıgağe dünya kültüründe örneği olmayan bir insanlık ölçütü, bir felsefenin köküdür.


Adıgağe- Xabze ulus için benzeri olmayan şekilde yüklendiği sorumlulukları yerine getirmiştir.

Adigeler için Xabze ulus kurucu bir kök olmuştur. Bu Adıgağenin gerçekleştirdiği ilk vazifesidir. Dil ile birlikte Xabze milletimizi biraraya getirdi.

Başka pek çok ulus için devlet kurmak veya tek tanrılı dinler milleti biraraya getiren etmenlerden oluyordu.

Dünyada izlenen tarihi gelişime göz atacak olursak - bir dil, bir yaşam şekli, bir ortak kültüre sahip insanların biraraya gelerek birlikteliklerini güçlendirecek usuller seçerek, ulus ulus yapılandıklarını görüyoruz.
Adigelerin de tarihte devlet yapılanmasını zaman zaman kazandıklarını görüyoruz. Arkeoloji ve tarihi belgelere göre Adigelerin ataları olan Sind'ler 2500 yıl kadar önce antik bir devlet kurdular. Yüzyıl kadar sonra ise Antik Adige topraklarının bir kısmına ve Kırıma yerleşen Rumlar (Grekler) Bosfor krallığını kurarlar. Sind ve Bosfor devletleri yüzyıl kadar komşuluk ilişkisi içerisinde olan ayrı ayrı devletler olarak varlıklarını sürdürürler. İsa'dan önce 380 yılında Sindika devleti Bosfor krallığına katılmak zorunda kalır. O tarihten itibaren Antik Adigeler ile Kafkasyaya yerleşmiş antik Rumlar 700 yıl kadar aynı devletin çatısı altında birlikte yaşayıp aynı tarihi yolda ilerlerler.

Antik dönem Adigelerinin bu devlet deneyimlerinin uluslaşmalarında bir kök, bir etki sağladığında da şüphe yoktur. Antik grek belgelerinde yazdığına göre Adige topraklarında, Kuzey batı kafkasya'da Adigeler 10-15 farklı isimle yaşıyorlardı. Bu dönem İsa'dan önce yaklaşık 600'lü yıllardı. Ardından gelen yüzyıllarda ise bu pek çok ismin yavaş yavaş daha azaldığını Sind, Meot ve Zih şekline dönüştüğünü görüyoruz. İsanın doğduğu yıllara ise Adigeler tek bir ulusal isimle ulaşmışlardı. Bu, eski etnonimimiz olan Zih'tir. Dilbilimciler Zih ulusal ismini oluşumsal (etimolojik) olarakta günümüzde ulusun kendisine verdiği Adige ismi ile ilişkilendiriyorlar: Adige - Adzıhe - Zih. Belirtmemiz gereken bir başka husus ise XVI. yüzyıl başlarına kadar Adigelere ulusal isim olarak Zih'te söylenmeye devam edegeldi. Bunun bir kanıtı da Cenevizli C. İnteriano'nun (1502 yılında) yayınlanan eserinde '...Çerkesler hakkında, zihler böyle isimlendirilir.' şeklinde geçer. Bütün bunların ışığında Adigeler kendilerini isimlendirdikleri ulusal adın bir formu olan 'zih' ile yazılı tarihte 2000 yıldan uzun süredir yer alıyor. Bu endoetnonim (Adige - zih) in Adigeler için tek bir isimlendirme olarak ise İsadan önceki yüzyılın başlangıcından itibaren kullanılmaktadır.

Bir insan grubunun kendisini bir ulusal isimle adlandırması başkalarınında onu tek bir isim altında anmaya başlamaları o insan grubunun ulus oluşturma konusunda bir sınıra ulaştığı, dili, kültürü, düşünce şekli ile ortak birlikteliğe ulaştığı, birliklerinin bilincine vardıkları diğer uluslarcada bunun aşikar olduğu anlamına gelir.

Buradan yola çıkarak Adigelerin Adige oldukları, bir ulus olarak kendilerini görmeye başlamaları 20 - 22 yüzyıl kadar öncesine dayanıyor. Bunun oluşumunda etkin rol oynamış ve onunla birlikte gelişmiş olan, ulusun başına ne gelirse gelsin ulusun varlığını koruyan ulusal belirteçlerden en uzun ömürlüsü Adige Xabze'dir.

Bu bakış açısının temelini bir daha belirtecek olursak; Ulusun bireyinin dünya üzerinde attığı her adımına kılavuzluk yapan xabzenin isminin ulusun isminden türemiş olasıdır. Adige - Adıgağ. Yarın da aynı vazifeyi üstlenecek olan ulus ve ulusal Xabze arasındaki bu ilinti bu gün Adigelerin tutunduğu daldır.

 

VUNEREKO Mir-Tarih Bilimdalında Kandidat, Etnograf

Çeviri: AÇUMIJ Hilmi

Diğer halklardan farklı olarak Adıgelerde yolda veya caddede yürürken beraber olan kişilerin yaşı, cinsiyet ve sayılarına göre bir düzen içinde olmaları gerekir. Bu sayede karşıdan gelen grubun içindeki kişilerin kim olduğu neyi temsil ettiği kolayca anlaşılır. 

1. İster yaya ister atlı ister arabada olsun yaşlı olan (thamade) daima sağ tarafta, genç olan sol tarafta olur. Genç bir adım kadar geriden gider (yürüyüş halindeyken) 

2. Bir kadın bir erkek beraber yürüyorlarsa kadın daima sağ tarafta olur. Bir baba balig olmamış kızıyla beraber yürüse bile ona sağ tarafı vermek zorundadır. Bir erkek hanımıyla beraber yürüyorsa hanımı kocasının solunda yer alır. Bir erkek kız kardeşi veya annesi ile yürürse onlar her zaman sağ tarafta yer alır. Bunun faydası ise, karşıdan görenlerin gelenlerin karı-koca mı, akraba mı olduğunu hemen anlamalarıdır. 

3. İki erkek bir bayan beraber yürüyorlarsa, bayanın yaşı ne olursa olsun daima ortada yer alır. Yaşça büyük olan erkek sol tarafta genç olan erkek sağ tarafta yer alır. Böylece, genç adam herhangi bir şekilde yanlarından ayrılır veya bir görev için bir yere giderse, kadının yine sağ tarafta yer alması sağlanmış olur. Birden fazla bayan olursa yine ortada yaşlarına göre bir düzen içinde yer alırlar, erkekler yukarıda izah ettiğimiz gibi yanlarda yer alır. 

4. Üç erkek beraber gidiyorlarsa en yaşlısı ortada, orta yaş olan solda en genci de sağda yer alır. En genç olana bir görev verilir gruptan ayrılırsa en yaşlı olan yine sağda kalır ve düzen bozulmamış olur. 

5. İki kadın bir erkek beraber gidiyorsa (çocuk da olsa) erkek ortada olur. Kadının biri erkeğin annesi ise anne ortada erkek solda olur. 

6. Dört kişi beraber yürüyorsa en yaşlısı ortada onun solunda yaş itibariyle ikinci yaşlı kişi yer alır. Genç olan sağında yer alır. En genç olanı da grubun en sağında yer alır ,böylece en genç olan görev için gruptan ayrılırsa istenen düzen aynen kalır, sıra bozulmamış olur (4. Madde). Yaşça ikinci sırada olan soldaki kişi gruptan ayrılırsa, en yaşlının sağındaki genç onun yerine sola geçer düzen sağlanır. Gurup kadın erkek karışık olmadığı sürece bu düzen kadınlar için de, erkekler için de geçerlidir. 

7. Atlılarda da düzen aynıdır. Ancak misafir ve prensler için yaşa bakılmaksızın daima sağ tarafta yer verilir. Diğerleri de yaşlarına göre grupta yerlerini alırlar. Adıgeler daima ata soldan biner soldan inerler. Sadece ölüm ve acı bir haberi getirecek veya götürecek olan kişi atın sağından biner ve yine sağından iner, bu atlı gemi sağ eliyle kamçıyı da sol eliyle tutar (normal zamanda tersi doğru). Bu durumu gören herkes anlar ki bu atlı acı bir haberi getirmektedir. 

8. Yaşlı bir thamade yanında sağ tarafında genç biriyle köyüne giriyorsa bilirler ki yanındaki genç misafirdir. 

İki atlı birinin yedeğinde bir at varsa düzen değişiyor Thamade solda yedek atı tutan genç atlı sağ tarafta yer alıyor. Böylece thamade yedek attan rahatsız olmamış olur. Ayrıca Thamade attan inecek veya tekrar ata binecek olursa genç özengiyi kolayca tutar gereken hizmeti kolayca yerine getirir. 

9. Baba çocuklarıyla yürüyorsa kız çocuğu sağında, oğlan çocuğu solunda olmalı, çocuklar bir adım kadar babalarının arkasında olmalıdır. 

10. İki atlı karşılaşırsa ikisi de eyer içinde hafif doğrularak selamlaşırlar. Bir atlı bir kadınla ve bir grup kadınla karşılaşırsa kadınlara sağ tarafını vererek yavaşça yanlarına gelir eyerde doğrulur onları selamlar ve saygılı şekilde yavaşça yanlarından ayrılır. Kadınlarla konuşmak istiyorsa at üzerinde bayanla konuşmak son derece ayıp sayıldığından gruba sekiz on adım kala atından iner at yedekte yanlarına gelir, onları selamlar, atı sol elinde tutar, kadınlara sağ tarafını vererek yanaşır. 

11. Bir atlı yolda bir kadınla karşılaşırsa atından iner kadını selamlar kim olduğunu kimlerden olduğunu sormadan ata binmesini rica eder kadın yalnız başına ata binemezse yardım eder. Bayanın ayakları solda sırtı sağa dönük vaziyette eyere oturur. Kendisi atın solunda yer alır, gemi elinde tutar, kadını gideceği yere kadar götürürerek ?iyi günlerde karşılaşmak üzere hoşça kal? der ve kadına veda eder. Erkek kadının yanından beş on adım ayrılmadan ata binmez, binerse saygısızlık olur. Atın başı kadının tarafına doğru çevrilerek binilir. Kadının yanında ata kamçı vurulmaz. Kadın ata binmek istemez veya binmeyecekse atlı da atını sol elinde yedekte tutarak kadını sağ tarafına alır ve gideceği yere kadar götürür. 

12. Atlı veya atlılar savaş ve yangın gibi faaliyetler dışında köyün içinde at koşturamazlar. Atlı yaşlı bir yayaya yetişirse atından iner atı yedekte onun solunda yer alır gideceği yere kadar eşlik eder. Şayet yaşlı thamade ?sağol vazifeni yaptın yoluna devam et? derse genç atlı serbest kalır yoluna devam eder. 

Bu tip uygulamalar eskiden hiç kimsenin zoruna gitmiyor, kimseye ağır gelmiyordu. Çünkü her an bunu hayatlarının bir parçası olarak yaşıyorlar, doğal bir şekilde bu düzene uyuyorlardı. Herkes bu uygulamalara uymayı bir görev biliyordu. Gençler de bu sisteme uygun şekilde yetiştiriliyordu. Güçsüze, yaşlıya zayıfa yardım etmek gereği herkesi ilgilendiriyordu, çünkü kişinin günün birinde kendisinin de aynı duruma gelebileceği öğretiliyordu.


Çeviren: Muzaffer KALKAN (ÇURMIT)

Xabze

Aralık 25, 2018

Bir insana verilen değer Xabze’ye uyması ile doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabze’ye saygı gösteren ve uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir…

Çerkeslerin kendilerine özgü kültürel özellikleri insanlık değerleriyle özdeştir ve bu değerleri terk etmek kendi benliğini reddetmek demektir. Bu da kültürel kimliğin sona ermesi anlamına gelir.

Kültürümüz Kafkasya’nın coğrafi konumundan dolayı hem doğu hem de batı kültürlerinin etkisi altında kalarak apayrı özgün bir kültür şeklinde oluşmuştur.

Ne yazık ki bu çok özel kültür yapısı günümüze kadar tüm hatları ile belirlenip bir sistematiğe oturtulamamıştır.

Çerkes kültürünün en önemli özelliklerinden biri bu kültür dünyasının yazarının bizzat kendisi olmasıdır. Toplumu tek bir birey gibidir, herkes bir birey gibi, bireyde herkes gibi düşünür. Çerkes kültürünün ve bu kültürünün taşıyıcısı Çerkes insanının oluşumunda en etkili olgu “Xabze”dir. Nasıl ki içinde yaşadığımız olayların, tasa ve inancın anlatım aracı dilimizse Xabze’de insanlık anlayışımızın göster­gesidir.

Xabzenin temel özelliği “insan” öğesini esas almasıdır. Amacı ise; insana saygı ve yaşamı güzelleştirmektir. Doğanın ve insanın gözlemlenmesi, konulan kuralların genelleştirilmesi, eksikliklerin gideri­lerek, pürüzlü yönlerinin törpülen­mesiyle Xabze bir güzellik, bir anlam kazanmıştır. Sonra sağlam ve köklü bir temele oturtulmuş, güzel ve doğru olana taraf çıkmış, çirkin ve yanlışın karşısında tavır almış ve bunlar yapılırken de “insan” unsuruna dikkat edilmiştir.

Xabze, Çerkeslerin yaşamlarında, hayatın her aşamasını karmaşadan uzak ve bir düzen içine koymak için, denenmiş en faydalı ve en uygun kurallar ve kanunlardan oluşur. Yani, Çerkeslerin yaşam tarzı da denebilir.

Toplum bireylerinin birbiriyle ilişki biçimleri, yaşayışları onların siyasi sistemlerine ve anayasalarına damgasını vurur. Çünkü her siyasi sistem ve anayasa bir kültür birikimi üzerine oturur. Ve toplum sahip olduğu karakteristik özellikler ve biçimlere uygun olarak biçimlenir.

Toplumlar, kültür ve geleneklerin işleyişini düzenlemek amacıyla, hayatlarını sürdürebilmeleri için, herkesin uyması ve herkes tarafından uygulanması gereken bir takım anayasalar hazırlamalıdırlar. Çerkes­lerin anayasası da “Xabze”dir.

Xabze; aynı zamanda kural, kanun demektir. Daha eski ifadesi göz önüne alınacak olursa, Çerkeslerin toplumsal yaşamda kullandıkları, riayet ettikleri, bu yüksek insani prensiplere, hayat ve hayatın devamı için koydukları kuralların hepsine birden Xabze denmiştir.

Gelenekler ve görenekler kökleş­miş toplumsal alışkınlıklardır. Gelenek ve görenekleri meydana getiren davranışlar ve toplum doğruları kuşaktan kuşağa devredilerek geçerliliğini koruyabildiği zamana kadar yaşar. Ancak toplumun yaşam ihti­yacını karşılayamaz hale geldiğinde toplum tarafından ya değişme uğratılır ya da terk edilir. Xabze, 135 yıl önce gelinilen bir ülkede bile hala geçerliliğini koruyabiliyorsa bu, toplumla ne kadar özdeş olduğunun ve insani değerlerle ne kadar uygun olduğunun göstergesidir. Xabze her zaman her yerde ve günümüzde de geçerli evrensel boyutta değer ölçüleri içerir. İnsanı insan yapan ve onsuz yapamayacağı temel unsurları sevgi ve saygıyı devamlı işler.

Duyarsızlığı, anlayışsızlığı, tembel­liği, cimriliği, korkaklığı dışlar. İnsanı bencillikten, kötü alışkanlıklardan uzak tutar arındırır. Neredeyse uluslararası diplomasiye taş çıkartacak nitelikte ince, detaylı, içtenlikli, terbiye ve davranış kuralları içerir.

Xabzenin zamana ve değişen dünyaya karşı kendisini koruyabilmesinin bir nedeni de, temel ilkelerinin dışında (sevgi, saygı, insanlık) kalıplaşmış, donuk, değişmez kurallar içermemesindendir. Bazı kurallar zaman ve koşullara göre değiştirilen esnekliğe sahiptir. “Xabze, uygun olandır, olmuyorsa olabildiği gibi yap” (ya da oluruna git)” biçiminde çevrilebilecek atasözlerimiz de bunları göster­mektedir. Şu kadar ki somut koşullara göre farklı bir uygulama yapmak zorunda kalan bir Çerkes, bunu sadece kendisine daha kolay geldiği ya da kişisel eğilimlerine uygun düştüğü biçimiyle değil, bu söz konusu farklı davranışı toplumun benimseyip benimsemeyeceğini göz önünde tutarak yapmak zorundadır. Aksi halde toplumun “uygunsuz” (Yeremı’u) ya da “ayıp” (Haynap) biçimlerindeki değerlendirmeleriyle karşılaşacaktır ki herhangi bir Çerkes için bu en etkili bir cezadır.

Çerkes toplumunda, her ferdin küçüklükten itibaren Xabzelerin uyması beklenir. Bir insana verilen değer Xabze’ye uyması ile doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabzeye saygı gösteren ve uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir, daima sayar. Uymayanları ise yadırgar ve bir süre sonra aralarında dışlarlar.

Günümüzde milletler, devletler kültürel gelişmeleri için, kültürel değerlerini yaşatmak için büyük uğraşlar veriyorlar. Kültürel araştırma müesseseleri kuruyorlar. Bize hazır ninelerimiz, dedelerimiz tarafından bütün dünyada övgüyle bahsedilen bir takım kurallar, güzel prensipler bırakılmışsa bunları korumak bizim bir insanlık görevimiz olmalıdır.

Bize daima her konuda yol gösterecek olan, öz benliğimizi ko­rumada ve yaşatmada daima bize yardımcı olacak olan ana dilimiz ve Xabzemizdir. Çağımızın iletişim ve etkileşim araçlarını belli bir şekilde kullanabilirsek, üstümüze düşen görevi yerine getirirsek, atala­rımızdan kalan bu kutsal emanetleri genişleterek, güzelleştirerek, çağdaş anlamlar kazandırarak gelecek kuşaklara aktarmak Çerkes olduğuna inanan bir insanın üstlenmesi gereken en önemli sorumluluktur.

Her Adıge ş'ale ile xhıcebz birbirine uygun mudur?.. Tabi ki uygun değildir. Sadece her ilişkide ortak olan durum o ilişkinin Adıge xabzesidir.. Peki uygun olup olmadığını nasıl anlarız bir insanın?.. Xabzeye uygun davranmak neyi yaratır?

Öncelikle xabze özümüzün, insan varlığımızın dışa yansımasıdır. "Xabze" yüreğe uygun olan düşüncenin dışsal yansımasıdır. O yüzden xabzeler şekil olarak değişse de özde hep aynıdır. Sadece hayatlara özlere göre verilen şekil değişir.. Bazen hayat tarzları "xabze" olarak adlandırılır ve değişmez sanılır, çünkü; uzun yıllarca çevresel şartlar aynı kaldığı için değişmesi zaten o zaman için gereksizdir. Xabzenin kaynağı yürek olduğu için yüreğe uygunluk xabzeye uygunluktur.
Peki duygusal anlamdaki xhıcebz-ş'ale ilişkisinin Adıge xabzesi nedir?.. Öncellikle tüm xabzelerin ortak özelliği; yüreklere saygı, yürek inceliğiyle davranmak gerekliliği, özün dışarıya yansıtılarak oluşturulmuş somut xabzesinin gereğini yerine getirme ihtiyacıdır.

Xabzelere uygun davranışla ulaşılan sonuçlar hiçbir zaman iki tarafı da incitmez ve insanlıklarına olumlu davranışlar katar. Ayrıca xabzede tutkuya göre davranmak yani yüreğin gerçeğini beyinde tutkuya dönüştürmek yoktur.

Sonuçta insanın amacı yüreğinin gerçeğini sürekli yaşamaktan kaynaklanan sevinçle yaşamaktır. 'İnsan olma gerçeğini' kabul ettirmek ve onu bir insanda yaratmak bir amaç değildir insan için. Sadece farkına vardırma ve seçenek sunma dışında bir insanın diğer insanın yüreksel dışavurumu için yapabileceği hiçbirşey yoktur.

Her iki taraf için de ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken durum, tüm dışavurumlarda yürek inceliğini yansıtmak ve yüreksel gerçekliklere uygunluktur. Xhıcebz-ş'ale ilişkisinin xabzesinin amacı insan olarak onurlar kırılmadan insan olarak birbirlerini en uygun yere koymayı yaratmaktır. Bu yüzden her Adıge xhıcebz-ş'ale eş olarak birbirlerini seçme hedefinde olamazlar xabzeye göre.

İlişkilerdeki en önemli problem xabzeye her iki tarafın veya taraflardan birinin uymamasından kaynaklanır. İki taraf da xabzeye uymadığında elbette ki sonuç -tesadüfen iyi olmazsa- genellikle olumsuz olur. Zepılhın (birbiriyle duygusal ilişiklilik) aşaması eğer xabzeye uygun yaşanmadan "khaşen"lik etiketi konursa ve evlilik dışında birsonuçla biterse ilişki, aslında bitenin "zepılhın" olmasına rağmen bitenin "khaşenlik" olarak algılanması duygusal yıkımlara neden olur. "Zepılhın"ın xabzeye göre işlevi iki kişinin birbirlerine uygunluklarını anlamak için gerçekliklerini birbirlerine sunarak "khaşenlik" veya "nıbjjeğuğe"ya dönmesini sağlamaya yöneliktir.

Xabzeye uygun olarak varılan khaşenlikten dönülemez. Çünkü dönmek insanlık suçu işlemektir. Çünkü yüreğin dışavurumlarıyla yüreklere uygun fiziksel bir sonuç oluşmuştur. 'Khaşenlik' artık iki kişinin hayatlarını birbirlerine bağlamalarını onaylamalarıdır. Gerçeklerin götürdüğü bir sonucu yoketmekse xabzeye göre suçtur ve eksikliktir, yani bir Adıge xhıgebz veya ş'ale olmamaktır. Bu ise en ağır suçtur.

'Zepılhın'ı khaşenlik olarak görmek suçtur. Ama bunu hata olarak da adlandırabiliriz. Çünkü zararlı sonucu 'kavramı yanlış olarak adlandıran ve yaşamaya çalışan kişiy'e yönelik olur. Eğer ilişkiye sondan bakarsak veya sondan etiketlersek yaşayanlar etikete uymayacağından zararlı etkiler oluşturulur. (Not: Suç kavramından bahsettim. Kişinin hem kendi hem de başka birine yüreğe aykırı davranması xabzesel bir suçtur. Çünkü ilk önce kendi dışsal barışçılığını daha sonra etkileşimde bulunduğu insanların barışçılığını sabote eder. Böylece topluma zarar vermiş olur. Bu da insan yüreğinin insan olma xabzesine kişinin uymamasından dolayı yüreğin bunalımlarla kendisini dışa vurmasından dolayı harekete geçmiş olur. Bu durumdaki insan sürekli negatif enerji yaratır. Kişisel yaralayıcılığıyla beraber kişinin toplumsal parça olmasından kaynaklı toplumsal yaralayıcılığı da yaratır.)

Somut xabzeleri etiketlemek demek yaşanılan durumun sözcüksel ifadesidir. Zepılhın yaşanırken bunu khaşenlik adlandırmak sonucunda eğer bir taraf kendi içinde bunu zepılhınden vazgeçmek diye düşünürken diğer taraf khaşenliğin bitmesi ve khaşenliğin xabzeye göre bitmesinin yanlış olduğunu düşünüyorsa her iki taraf da çıkmazdan kurtulamaz. Oysa ki birinci taraf ilişkinin somut xabzesinin yanlış etiketlenmesini onaylamış ikincisi de aynı hatayı yapmıştır. Birincisi ilişkinin evlilikle bitmemesini normal karşılarken, ikincisi de bu ilişkiyi bitirmeyi insanlık suçu olarak algılamıştır. İki taraf da xabzeye göre suçludur. Xabzeye göre olmayan bir durum yanlış etiketlenmiş ve sonuç doğaldır. Yani iki taraf da incinecektir.

Yaşananları yanlış etiketlemek xabzeye uymamaktır. Yanlış etikete uymaya çalışıldığında bazen bir taraf o etikete uygun davranmazken, diğer taraf da zepılhındeyken khaşenliği yaşamaya çalıştığı için oluşan durum sadece çıkmaz olacaktır.

Çıkmazdan kurtulmanın tek yolu da xabzenin yaşanan ilişkiye koyduğu etiketi koyup ilişkiye öyle devam etmektir. Yoksa, ortaya çıkan sonuç xabzeye göre sürekli kanatan bir sonuç olur. Xabzelere aykırı davranma lüksü yoktur. Eğer ki xabzeye aykırı davranmakta hiçbir sakınca görülmüyorsa bir ilişkide, o ilişki zaten bir Adıge xhıcebz-ş'ale ilişkisi değildir. Bu tür bir ilişki herhengi ve sıradan bir kendini tatmin etme ilişkisidir. Ve xabzeye göre bu çirkindir.

Vezir SAVRUM

Xabze Nedir?

Aralık 25, 2018

Xabze: Adigelerin töreleri, hayat yasaları, gelenek görenek ve adetlerine verdikleri isimdir. yazılı bir dayanağı olmayan fakan kesin yaptırımları olan adetleridir..

Çerkes geleneği, şöyle açıklayabiliriz: yazılı olmayan ama buna rağmen çiğnenmesi halinde çiğneyen kişinin etkili bir yaptırıma tabi tutulmasını sağlayan sosyal kurallar bütünüdür. çerkesler'e has olmakla birlikte, m.ö. 3000'lere dayanan çerkes tarihinin en eski ürünlerindendir. 
toplumsal mutabakat ve oydaşma ile oluşturulurlar. ortak yaşamın ürünüdür. uygulayıcıları toplumun içinden olan kişilerdir; toplumun bireylerinin tamamıdır.

Xabze'ye aykırı hareket edenlere uygulanabilecek en basit yaptırım onu toplumdan dışlamaktır. sosyalliğin oldukça önemli olduğu, kişiye söylenebilecek en kötü hakaret sözünün "asosyal!" sayıldığı çerkes toplumunda, takdir edersiniz ki, birini toplumdan dışlamak, mesela onun cenazesine ya da düğününe katılmamak, yapılabilecek en kötü şeydir ve bu sebeple çerkesler bu yaptırımdan korunmak için sonsuz bir otokontrol mekanizmasıyla hareket ederler.

Xabze'nin bu caydırıcı etkisi Çerkes toplumunun yaşayışında diğer milletlere benzemeyen uygulamaları da beraberinde getirmiştir. örneğin, tarih boyunca hapishaneye sahip olmayan belki de tek millet çerkesler'dir. çerkes devletlerinden olan abhazya'da polis teşkilatı henüz 1996'da kurulmuştur örneğin ve bu da sağlam toplumsal uygulamaların bir sonucudur. 
tabi bu yaptırım gücü ve caydırıcılığının yanında Xabze'nin ödüllendirici yanı da vardır. Xabze'ye uygun davranan birey toplumda saygınlaşır. toplumsal olaylarda ona da danışılır.

Xabze'yi iyi bilmek ve uygulamak, bir çerkes için çok önemli bir ünlenme vesilesidir. bu yönüyle tanınan kişiler her yerde saygı görürler, sevilirler.

Xabze'ye hakim kişiler, yaşları da belli bir olgunluğa erince thamade statüsüne yükselirler ve toplumda söz sahibi olmaya başlarlar. bu, bir çerkes için mümkün olan en güzel ödül, en eşsiz prestij vesilesidir. Çok büyük bir hata yapmadığı sürece de hemen her çerkes bu statüye erişir.

Xabze, ödülleri ve zımni cezalarıyla (zımni diyorum zira Xabze'de doğrudan cezalandırmak yoktur) bir bütündür ve yerine göre ikisinde de oldukça cömerttir.

Xabze Üzerine

Aralık 25, 2018

Kavram, kapsam ve ilkeler 
Türkçe’de ‘gelenek’ kavramı genellikle ‘gelenek ve görenek’, ‘örf, adet’, ‘an’âne’, ‘töre’, ‘görgü kuralları’ gibi deyimlerle ifade edilir. Ahlak kurallarıyla birlikte bütün bu deyimlerle ifade edilen kavramlar, toplumu düzenleyen geleneksel kurallar kapsamında değerlendirilebilir. ‘Din kuralları’ ile ‘Hukuk kuralları’ da toplumu düzenleyen diğer iki temel kural grubudur.

Geleneksel kurallar içinde yer alan kurallar nispeten farklı olmakla birlikte bu farklar çok belirgin ve kesin değildir.

Görgü kuralları : İnsan ilişkilerinde uyulması hoş olan nezaket ve saygı kurallarıdır. Bu kurallara uyanlar nazik veya kibar insan olarak takdir edilirken uymayanlar ise ‘kaba’ ya da, argo deyişle, ‘kıro’ gibi olumsuz nitelemelerle dışlanırlar.

Görenek : Daha çok iş ve meslek yaşamında bir şeyi eskiden beri görüldüğü şekilde yapma alışkanlığıdır. Uyulması uyan kişiye bir takım kolaylıklar sağlarken, teknoloji gelişimi açısından da geciktirici , olumsuz rol oynayabilir.

Gelenek : Daha çok sözlü kültür alanında olup, uzun süreden beri kuşaktan kuşağa aktarılan mitolojik ve tarihsel olaylar, öyküler öğretiler toplumsal alışkanlık ve yapış-ediş-lerdir. Aynı geleneksel değerleri paylaşan insanlar aynı şeylerden aynı biçimde haz alırlar ve kendilerini birbirleriyle daha yakın hissederler. Bunlara an’âne de denir.

Adet: Toplumda aynı şekilde yapılagelen davranışlar, uyulması gereken davranış kuralları olup, öncekilere göre daha etkilidir. Adetlere uymayanlar ayıplama, kınama gibi geleneksel yaptırımlarla karşılaşabilirler.

Adet ile Töre aşağı yukarı aynı değerdedir. Töre bir toplumda benimsenmiş toplumsal alışkanlık ve uygulamalar bütünü demektir.
Her ne kadar genellikle örf-adet biçiminde söyleniyor olsa da örf kavramı, adetten daha önemli kurallar içermekte olup, yaptırımlarda daha etkilidir. Hatta örf kuralları yerine göre hukuk kurallarına dönüşebilir, veya kaynaklık edebilir veya hukukun referans kabul ettiği somut bir dayanak oluşturabilir.

Ahlak kuralları ise iyi veya kötü biçiminde değerlendirilebilen insan davranışlarına ilişkin olup, manevi boyutu da olan, toplumun daha önemli saydığı davranış kural ve kalıplarını ifade eder.

Sosyoloji bilimi bu kavramlar arasında daha belirgin sınırlar buluyorsa da sosyolog olmayanlar için sınırlar o kadar belirgin değildir.
Din kuralları genel olarak Tanrısal kökenli ve inanç temeline dayanması ile ayrılır. Hukuk kuralları ise yetkili yasa koyucu otoriteler tarafından oluşturulan aynı yolla değiştirilebilen veya yürürlükten kaldırılabilen pozitif kurallardır.

Çerkes kültürü içinde ‘geleneklerimiz’ denildiği vakit (din kuralları dışında)bütün bu kurallar ve kavramlar ifade edilmiş olur.
Esasen hepsinin amacı insanı ve toplumu daha iyiye daha güzele götürmek, birey ve toplumun huzur ve güvenini sağlayacak mutlu bir dünya ve yaşam kurmak ve bunu korumaktır.

Adıge gelenekleri, geniş kapsamlıdır
Görgü kurallarından hukuk kurallarına kadar bütün toplumsal davranış kurallarını içerir. Neredeyse İslam dini gibi, doğum öncesinden ölüm sonrasına kadar insan yaşamının ve toplum ilişkilerinin her evresini kapsar.

Toplumsal yaşam pratiği içinde doğa-insan, insan toplum ilişkileri çerçevesinde kendiliğinden oluşan, tam anlamıyla ‘geleneksel’ boyutu ve kesimi olduğu için, doğrudan demokrasi ilkeleri çerçevesinde bilinçli, istençli çabalarla oluşturulan doğal hukuk kuralları denilebilecek boyutu ve kısmı da vardır. Bu anlamda gelenek daha doğru ve özgün deyişle ‘Xabze ‘ , ‘Xase*’ nin aldığı veya yasama organının kabul ettiği kanun anlamına gelir.

*Bu kelimedeki ‘x’ harfi ‘ks’ değil, Adıgecede ki ince ‘k’ ve ‘h’ seslerinin karışımı olan özel bir sesi ifade eder.
Evet, Xase’nin aldığı karar Xabze’dir.

Xase toplumun en yetkili ve biricik yasama organıdır.
Bir toplum kesiminde (örneğin bir yerleşim merkezinde, köyde) geneli ilgilendiren bir konuda bağlayıcı bir karar almak gerektiği takdirde, toplumun ileri gelenleri tarafından Xase için toplantı çağrısı yapılır. Buradaki ‘ileri gelenler’ daha önceden seçilmiş, görevlendirilmiş yöneticiler olabileceği gibi, böyle yöneticiler yoksa toplumun yaşlılarından, bilgelerinden bir grup, o da yoksa soruna vakıf olan, toplumun nispeten saygı duyup ciddiye alacağı duyarlı bir grup da olabilir. Ancak yine de toplantının yöneticiliğini yaşlı ve bilge kişilerin yapması esastır, daha önemli ve etkili sonuçlar doğurur.

Köy bazında Xase toplantısını el alalım.
Girişimci grup, toplantının konusunu, uygun yer ve zamanını belirleyip tüm köylüye duyurur. Her ailenin büyüğü, ailenin diğer ileri gelenleriyle, katkıda bulunabileceğini düşündüğü bireyleriyle görüşüp görüşlerini belirler, netleştirir. Xase’ye doğrudan kendisi katılır veya güvendiği birini gönderir.

Böylece aile temsilcilerinden oluşan kurultay açılır. Toplantıyı yönetmek üzere en az üç kişilik bir kurul seçilir. (Thamate/Thamade: Başkan, Thamate guadze/Thamade Khuedze: Başkan yardımcısı, Pşeriha/ Pşşaf’e: yaver, ulak) Başkan toplantıyı yönetir. Herkese söz verilir. Genel eğilime göre farklı görüş ileri sürenler ikna edilmeye çalışır. Tam ikna olmayanlar bile nezaketen çoğunluğun görüşüne katılır ve kararlar oybirliğiyle alınır. Alınan kararlar delegeler tarafından aileye, aile bireylerine tebliğ edilir. Artık kararlara uymak zorunludur. Bu zorunluluğun temel nedeni saygı, özsaygı ve sözünde durma ilkesine dayanan disiplin anlayışıdır. Toplantıya katılan ve kendisine söz hakkı verilen kişi, kendi iradesi ile o kararın oluşmasına katıldığına göre ; bundan sonra öyle yapacağına söz vermiş olmaktadır. İyi bir çerkes sözünde durmalıdır,öyleyse bu karara uymaması sözünde durmamak anlamına gelecektir. Sözünde durmamak ise onur kırıcı, aşağılık bir davranıştır. Kişinin kendisine saygı duymaması anlamına gelir.

Alınan karar, kişinin kendi görüşüne aykırı bile olsa, çoğunluğun aldığı karara uymak, topluma saygının gereğidir.
Köy bazındaki bu Xase uygulaması, bölge ve ülke düzeyinde de aynıdır. Yalnızca bölge Xasesinde aile temsilcileri değil köy temsilcileri, ülke düzeyinde de bölge temsilcileri görev yapar. Bu görevler ilke/kural olarak onursal görevlerdir.

Adıge Xabze thamate/Thamade odaklıdır 
Denilebilir ki Adıge Xabze Thamate/Thamade çevresinde örülmüştür. 
Thamate : Thame yate : Tanrılara veren ( sunakta yiyecekler sunan) demektir. 
Thamade: Thaxem yade : Tanrıların (huzura ) kabul ettiği kimse demektir.
Tanrıların huzuruna çıkmak onlara yiyecekler, kurbanlar sunmak sıradan insanların değil ancak seçkin kişilerin işidir. Dolayısıyla Thamate/Thamade toplumun en bilge, yetenekli, becerikli, ehliyetli, seçkin kişilerine verilen bir onursal ünvandır.
Thamade, belirli toplum kesimine özgü bir görev, yada nitelik değildir. İslam’daki imamlık statüsüne benzer. Herkes, kendisinden daha ehliyetli birinin bulunmadığı bir toplumda, ortamda, imamlık yapabilir. Thamadelik de öyledir. Herkes kendisinin herhangi bir zamanda, herhangi bir zamanda bir şekilde Thamate olabileceğini hesaba katarak buna hazırlanmak zorundadır. Her aile de çocuğunu buna hazırlar ona göre yetiştirir.

Adıge toplumu, örgütlü bir toplumdur. Xabze’ye göre iki kişi birlikte bir iş yapacak olsa, biri Thamate, diğeri yardımcısı (Khuedze/Guadze)dir. Her iş olabildiğince grup halinde yapılmaya çalışılır. Her ailenin, mahallenin, köyün, bölgenin ve ülkenin bir Thamade’si vardır. Ayrıca yapılacak işlere ve toplum kesimlerine göre grup Thamade’si (Gup Thamade) de olur. Düğün Thamade’si, Gençlerin Thamade’si, Genç kızların Thamade’si v.b gibi)

Thamade, bu görevi yerine getirdiği sürece sorumlu O’dur ve O mutlak otoritedir. Ama bu otoritenin kaynağı da toplumsal, yani demokratik ve Xase’de olduğu gibi saygı, özsaygı ve disiplindir. Zira Thamade, bu görevi yürüttüğü sürece kararlarını Xabze gereği ve Xabzeye göre davranarak oluşturur. Kararlarını mümkünse toplumun tümüne veya değişik kesimlerine, küçük grup Thamadeleri’ne, en azından , varsa Nexhıjj Thamade’ye, hiç değilse yardımcısına danışarak alır. Nispeten demokratik olarak alınan kararların uygulanmasında merkeziyetçilik esastır. Bu anlamda Thamade otoritedir. Genel olarak ona mutlak itaat esastır. 

Thamade, toplumun yapılacak işe göre en bilgili, birikimli ve dirayetli kişisidir. Bu kişi genellikle toplumun en yaşlılarından biri olur. Çünkü dirayetli olmak, öncelikle bilgi birikimi gerektirir. Geleneksel toplumda bilginin yegane kaynağı tecrübedir. Çok yaşayıp çok görmüş olan, çok bilgi sahibi olduğundan daha dirayetli olma şansına da sahiptir. Dolayısıyla Thamade olmaya daha layıktır. Amacı bir kez daha vurgulayalım ki ; genellikle yaşlının Thamade olmasının temel nedeni bilgili ve dirayetli olmasıdır. Thamade olmak için yaşlı olmak değil, bilgili, becerikli ve dirayetli olmak esastır. ‘Savaşta kılıcı, barışta dili ile önde olan başımızdır’ sözü, Adıge kültüründeki demokrasi ve Thamade anlayışının özlü bir anlatımıdır.

Thamadelik, yalnızca bir saygınlık statüsü değil aynı zamanda bir görevdir, bir sorumluluk ve yükümlülük ifade eder. Dolayısıyla Thamadelik bir külfettir de. Bu nedenledir ki; hem bu külfetten esirgenerek korunması, hem de Thamade’nin saygınlığından yararlandırılmak üzere, bir bakıma eylemsi, Thamade denilebilecek bir Nexhıjj Thamade (Yaşlı Thamade) statüsü vardır. Thamade kim olursa olsun, yaşlı Thamade daha saygın yerde, Thamade’nin sağında ve doğal danışmanlık konumunda bulunur.
Adıge toplumunda bilgisi, birikimi, yeteneği, dirayeti ne olursa olsun her yaşlı daima saygıdeğerdir ve saygı görür. Yaşlıya kayıtsız, şartsız saygı esastır. Ama itaat yaşlıya değil, Thamade’ye, yani fiilen toplumu yöneten, sorumluluk taşıyan kimseye yapılır.
Adıge Xabze, geniş ve etkili bir otokontrol mekanizması ile denetlenir.

Klasik Adıge toplumunda, toplumun en uç kesimlerine kadar uzanan etkili ve geniş bir sanal devlet örgütlenmesi var gibidir. Zira herkes her koşulda kendisi ve toplum karşısında, Xabze kurallarına uymakla ve uyulmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu kavramdaki temel ilke şudur: ‘Pfeşuaşer ğetsaç’e, selheç’ı P’ow şüaşem Wyimıç’!/ Pxuefaşşer ğezaş’e solheç’ır jip’ew şşapxhem wyimıç’! : Sen sana layık olanı yerine getir!Gücüm yetiyor diye sınırı / haddi aşma!’

Buna göre her Çerkes, her yerde daima kendisinin, ailesinin, toplumunun kendisinden beklediği, bekleyeceği, hiç değilse onaylayabileceği biçimde davranmalı, başka türlü davranmaya gücü, fırsatı ve olanağı var olsa bile başka türlü davranmamalıdır. Bu Adıge Xabze’nin en büyük güvencelerinden biridir.

Bu etkili ve yaygın oto kontrol mekanizmasının, başka deyişle, Adıge yaşamının ve anlayışının temel dayanağı ve kaynağı olan bir başka ilke de şöyle ifade edilebilir. ‘Zıfeşuaşem feşüaşer feğeşüaş! Zıfemışüaşem pfemışüaşe khızfyemığeşüaş! Zıxueffaşşem xuefaşşer xueğefaşşe, Zıxuemıfaşşem pxuemıfaşşer khızxuyemığefaşşe! : Layık olana layık olanı layık gör! Layık/ haddi olmayanın sana, layık olmadığını layık görmesine izin/fırsat verme!’

Bunun en önemli anlamı; toplumda herkese karşı ölçülü, saygılı, adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun davranmak, herkesten de aynı şekilde bir davranış beklemektir.

Adıge Xabze geniş bir aile ve akrabalık ilişkisini öngörür.
Denilebilir ki; insan, çevre ile zamanın ürünüdür. Yaratılış/oluş ilke ve kurallarını/doğa yasalarını Tanrı koymuş/kurmuştur. Ancak bu kurallar gereğince yaratılış veya oluşa, insanın da katılması Tanrı iradesinin gereği olup, bu; insanın sorumluluğunun da kaynağıdır. Bir bebeğin, şöyle veya böyle, şu veya bu yetenekte olmasında anne ve babasının, yedi kuşak boyu dede ve ninelerinin, onların aldığı gıdaların, yaşadıkları ortamların, bedensel, ruhsal/psişik yapılarının dahi etkisi/katkısı vardır.

Bu anlamda her Adıge bireyi, Adıge anlayışının, Adıge yaşam biçiminin, Adıge Xabze’nin, anayurt Kafkasya doğal çevresinin ve bu doğal çevrede doğup, oluşmuş Adıge toplumsal çevresinin ve tarihsel yaşam deneyim , birikimlerinin (yani zamanın) ortak ürünü ve bileşkesidir. Bu yüzdendir ki; özgündür, özeldir, daha güzeldir. Ve başka yerde yaşatılması, korunması, kendi iç dinamiği ve anlayışı içinde geliştirilmesi hiç kolay değildir, hatta olanaksızdır.

Evet, insan ve değerleri çevre ile zamanın ürününün bileşkesidir. İnsanın en önemli ürünü ise sözdür. Her söz bir öz taşır, bir yaşam deneyiminin ifadesidir.

İnsanın başka insanlara karşı bulduğu ilk sözler belki selamlaşmaya ilişkin sözlerdir. Adıge kültüründe eylemden soyut bir selamlaşma söylemi yoktur. Bütün selamlaşma söylemleri bir eyleme bağlıdır. Bu selamlaşma söylemlerine burada giremiyorum. Ancak bu söylemlerin hemen hepsinden sonra söylenen ‘yeblağ/yeblağe!’ veya ‘Gyeblağ/geblağe!’ söylemi üzerinde duracağız.
Adıgece’de ‘blı’ yedi demektir ve en ilginç eklerden biridir. Sanki biraz kutsal gibidir. Adıgeler’in, haftanın yedi günü olduğunu öteden bildikleri anlaşılıyor.

Pazartesi: blıge/blışha: ‘yedinin başı’ demektir. Gökteki takım yıldızı ‘jöğue zeşibl / veğue zeşibl: yedi yıldız kardeştir. Yedi gün, yedi yıl, yedi kuşak Adıge kültüründe önemlidir.

Selamlaşma sözlerinden sonra söylemler gelen ‘yeblağe/gyeblağe’ söylemi ‘yaklaş’, ‘yakınlaş’, ‘akraba ol’, ‘akraba arasına katıl’, ‘yedi kuşak arasına gir’ anlamlarına gelir. ‘L’ewıjjır bjjiblç’e mawe:soy/gen yedi kuşak öteye sıçrar deyişi hem tıbbi/genetik bir yaşam pratiğine, bilimsel ve teknolojik bir düzeyde işaret eder, hem de Adıgeler’deki geniş akrabalık anlayışını belirtir. Adıgeler’de aynı soydan gelen yedi kuşak, akraba sayılır ve bu akrabalar arasında evlenme olmaz. Bu anlayışın tam olarak geçerli ve egemen olduğu dönemlerde Adıgeler’de doğuştan, zeka engelli veya özürlü insanların görülmediği, yabancı gözlemcilerin tespitlerindendir.
İşte ‘ Yeblağe’ bu yedi kuşak arasına katıl anlamına gelir ki Adıgeler’de bir aileye hamil olan kimse ile o aile arasında, akrabalık düzeyinde bir saygı ve bağlılık oluşur.

Blağe : yakın akraba hısım demektir.
‘Blaner gızşalhfiğem yek’uel’ejı / blaner şşalhxuam yok’uel’ej: yiğit olan doğduğu yere döner’ anlamına geldiği gibi ‘hiç değilse yedincisi doğum yerine döner anlamına da gelir.’
Kısacası, Adıge Xabze’de yedi kuşağı kapsayan geniş bir akrabalık anlayışı esastır. Bu da sağlıklı ve güçlü bir toplum oluşumu ve düzeni açısından büyük önem taşır.

Adıge Xabze’ye göre toplumda herkes özgürdür. Gençler daha da özgürdür.
Denilebilir ki; Adıge yaşamının temeli bireysel özgürlük ve buna karşılık bireysel sorumluluktur. Toplum özgüveni tam, kişilikli özgür bireylere dayanır ve böyle bireyler yetiştirmeyi hedefler. Adıge toplumunda, feodal dönemde kölelere bile dahili ölçüler içinde Hak ve özgürlükler tanınmıştır. Başka bazı toplumlarda görüldüğü gibi, Adıge toplumunda kölelerin mal yerine konulduğu, eza ve cefa edildiği (belki bazı çok özel istisnalar dışında) görülmemiştir.

Adıge toplumunda her birey, oluşumuna aileler bazında özgürce katıldığı düzenleyici toplumsal kurallara Xabze’ye veya Adıgağe’ye (Çerkeslik ilke ve kurallarına, değerlerine, anlayışına) veya Ts’ıfığe’ye (insanlık değerlerine) uygun davranma sorumluluğu dışında tam anlamıyla özgürdür. Bu kurallar evlenmemiş gençlere daha büyük ve geniş bir özgürlük tanır. Ancak gencin de bu geniş özgürlüğü hak edecek biçimde Xabze kurallarını öğrenmesi, ona uygun davranmayı becermesi, o şekilde yetişmesi/yetiştirilmesi esastır. ‘Wıç’eleme wıdyel, wıdyeleme wetxhe/wış’elexu wodyele, wıdyelexu wotxhe: Gençsin/genç olduğun sürece delisin, deliysen/deli olduğun sürece mutlusun’ deyişi gençlere gösterilen hoşgörünün tanınan geniş özgürlüğün mizahi bir anlatımıdır.

İnsan evlendikten sonra ise artık sorumluluğu armış, doğal olarak özgürlük oranı daralmıştır. Kabul ve itiraf etmek gerekir ki; burada kadının özgürlüğü kocasına göre daha dardır. Örneğin evli erkek evlilik öncesinde olduğu gibi düğünlere katılarak gönlünce oynayıp eğlenebildiği halde, evli kadın düğünlerde ancak pasif bir seyirci olarak yer alır. Evli erkek dilediği her yere gidip dilediği herkesle dilediğince görüşüp ilişki kurabilirken, evli kadının özgürlük alanı kendi ailesi ve yakın akrabaları, kocasının ailesi ve yakın akrabaları ve yakın arkadaşlarıyla sınırlı gibidir. Kocasının, büyüklerinin bilgisi ve izni dışında bu sınırı aşamaz. Bu anlayış da toplumda ailenin taşıdığı büyük önem ve değerden kaynaklanır. Aile toplumun temel yapı taşıdır. Aile oluşturan bireylerin bu yapı taşını koruyup, güçlendirme, örnek olma sorumlulukları da vardır. Yeni evlenen delikanlı da zaman içinde bu ölçülere uymak zorundadır, bu ölçülere uyduğu ölçüde ailesini ve toplumunu temsil yeteneği kazanır, saygınlık ve itibarı artar.
Adıge Xabze katı , dogmatik kurallar bütünü olmayıp, kendi mantalitesi içinde esnek, devingen ve değişkendir.
Her Çerkes, bulunduğu yer, zaman ve konuma göre davranır. Bu duruma uygun bir Xabze kuralı yoksa veya bilmiyor olsa bile, o, kendisinin ve toplumun kendisinden bekleyebileceği biçimde davranırsa Xabze’ye uygun davranmış olur.

Nitekim ‘Yek’ur Xabzeşş: uygun olan töredir’ ve ‘Mıxhume zerexhow ş’ı!: olmuyorsa olduğu gibi yap/nasıl oluyorsa öyle yap!’ deyişleri bunu ifade eder. Bu ikinci söylemin bir başka anlamı da şudur: ‘Giriştiğin bir işi, baştan kararlaştırdığın gibi gerçekleşemeyecek olsa bile, vazgeçme, bir başka biçimde; o işi gerçekleştir, sonuca ulaştır.

Adıge Xabze, esas olarak feodal dönemde ve sınıfsal temelli olarak oluşturulmuş olsa da bireysel başarı ve üstünlük temelinde biçimlenir.

Adıge Xabze, aslında, feodal öncesi dönemden, belki en eski, ilkel dönemden bu yana oluşan yaşam deneyimi, birikimleriyle oluşmuş olmakla birlikte, feodal dönemin derin izlerini ve damgasını taşır, hatta Adıge Xabze’ye ‘Werkh Xabze’: soylu töresi de denilir.

Ancak Adıge feodal/sınıfsal yapısı, başka bazı toplumlarda olduğu gibi doğuştan ve aşılmaz sınırlarla çevrili bir kast yapısı taşımaz. Yukarıdan aşağıya doğru Pşı: prens, ‘l’ekhuel’eşkhşövalye, Werkh: soylu sanları, liyakat ölçüsüne göre Xase tarafından demokratik usullerde oy birliğiyle verilir ve geri alınır. Yukarıda değinildiği gibi, savaşta kılıcı, barışta dili ile önde olan başımızdır.’ ilkesi esastır. Daha çok Batı Adıgelerinde egemen olan wıl’ime wıl’akhu: erkeksen/yiğitsen soysun/soylusun/sülalesin/ailesin deyişi bu ilkenin daha açık bir başka anlatımıdır.

Adıge Xabze’nin erkek egemen bir toplumsal yapının damgasını taşıdığı inkar edilemez. Bununla birlikte, Adıge töresinde kadının çok özel, çok saygın bir yeri ve konumu vardır. Çerkes toplumunda, erkek egemen görüntüye rağmen, asıl egemenlik kadındadır. Özellikle bilge Adıge kadını, bilge kadınlar piri Setenay Guaşe örneğini izleyerek, erkeğin egemen görüntüsünü bozmadan, onu yönetir ve yönlendirir.

Zorunluluk olmadıkça kadın evi dışında çalıştırılmaz. Çalışıp kazanmak erkeğin, kazanılan şeyi evde değerlendirmek, kullanmak, kadının işidir. Evde, avluda, bahçede kadın egemendir.

Toplumsal yaşamda en saygın yer ve statü öncelikle kadına, sonra konuğa, sonra yaşlıya, sonra Thamade’ye ve sonra da toplumsal statü önceliklerine göre diğerlerine aittir. Kadın, kim olursa olsun, ilke olarak erkeğin sağında, daha saygın konumda yer alır. Yalnızca o erkeğin kendi karısı, bu özel ilişkiyi belirtmek üzere solunda yer alır.

Adıge Xabze korunmalı mı?
Adıge Xabze elbette korunmaya çalışılmalıdır ama tümüyle korunması elbette düşünülemez. Çağa, yaşam koşullarına uygun düşmeyen, gelişmeyi, ilerlemeyi engelleyen ve zorlaştıran kalıplar elbette ayıklanmalı ve terk edilmelidir. Atın toplumsal yaşamdan çekildiği bu dönemde ata bağlı kuralların, davranış kalıplarının korunması hem anlamsız hem olanaksızdır. Aynı şekilde, feodal sınıflara bağlı kurallar ancak sosyal statüye uygulanarak korunabilir.

Çocuk eğitimine ilişkin P’ur veya Khan uygulaması aynı biçimde uygulanamaz ama tatil dönemlerine uyarlanarak sürdürülmesi düşünülebilir.

Bilindiği gibi ailede çocuğun eğitimi, babadan çok dede-nine, amca-dayı vb. büyüklere, aileye aittir. Çocuk, bu geniş aile ortamında eğitilir ancak bu tür genel ve doğal eğitim de yeterli olmadığından, çoğu zaman aileler annesine bağımlılıktan kurtulan çocuklarını eğitilmek üzere, güvendikleri başka bir aileye gönderirler. 10-12 yaşlarına kadar özel bir özenle yetiştirilen ve eğitilen çocuk, o ailenin P’uru yani Khan’ı olur. 10-12 yaşında özel hediyelerle ve törenlerle çocuk kendi ailesine götürülür, teslim edilir. Bu ilişki nedeniyle iki aile akraba haline gelir.

Bu uygulamanın, aynen korunamayacağı açıktır. Ancak bu uygulama, tatil dönemlerinde, bir bakıma staj mahiyetinde olmak üzere, çocuğun bir iki hafta/ay süreyle, başka bir aileye, tercihen de anayurt Kafkasya’ya gönderilmek suretiyle günümüze uygulanabilir ve taşınabilir.

Adıge Xabze gerçekten korunabilir mi?
Başta da belirtildiği gibi insan, çevre ve tarihin ortak ürünü/bileşkesi olduğuna göre Adıge Xabze’nin gerçek yapısıyla kendi mentalitesi doğrultusunda, kendi iç dinamiği ile geliştirilerek sürdürülmesi ancak o kuralların oluşup doğduğu çevrede yani anayurt Kafkasya’da mümkün olabilir. Başka deyişle Kafkasya’da oluşup biçimlenen değerlerin başka yerlerde aynen korunması ve yaşatılması hiç de kolay değildir, hatta olanaksızdır.

Buna rağmen, Adıge törelerini öğrenmek, çağdaş yaşam koşullarına uygulayarak yaşamaya ve yaşatmaya çalışmak, her Adıge için ve onların örgütlü oldukları yegane sivil toplum kuruluşları olan kültür dernekleri için en önemli doğal ulusal görevlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Av. Fahri Huvaj’ın 19-01-2002 tarihinde Bursa’da ve 20-01-2002 tarihinde Bandırma’da verdiği konferansların özetidir.
Bu kavramlardaki ‘x’ harfi ‘ks’değil, Adige-cedeki ince ‘k’ ve ‘h’ seslerinin karışımı olan özel bir sesi ifade eder. (Bkz: ‘Adige Alfabeleri’adlı eser-Av.Fahri Huvaj)

Fahri Huvaj Nart Dergisi 6. Sayı – 1998

Adige Xabze

Aralık 13, 2018

Çerkeslerin kendilerine özgü kültürel özellikleri insanlık değerleri ile özdeştir ve değerleri terk etmek kendi benliğini reddetmek demektir. Bu da kültürel kimliğin sona ermesi anlamına gelir.

Kültürümüz Kafkasya'nın coğrafi konumundan dolayı hem doğu hem batı kültürlerinin arasında kalarak apayrı bir kültür oluşturmuştur ve kendilerine komşu olan diğer toplulukların kültürlerini de etkilemiştir. Ne yazık ki bu çok özel kültür yapısı günümüze kadar tüm hatları ile belirlenemeyip bir sistematiğe oturtulamamıştır.

Çerkes kültürünün en önemli özelliklerinden biri,bu kültür dünyasının yazarının bizzat kendisi olmasıdır. Toplumu tek bir birey gibidir,herkes bir birey gibi, birey de herkes gibi düşünür. Çerkes kültürünün ve bu kültürün taşıyıcısı olan Çerkes insanının oluşumunda en etkili olgu XABZE' dir. Nasıl ki içinde yaşadığımız olayların anlatım aracı dil ise, Xabze de insanlık anlayışımızın göstergesidir. Xabzenin temel özelliği "insan'' ögesinin esas alınmasıdır. Amacı ise; İnsana saygı ve yaşamı güzelleştirmektir. Doğanın ve insanın gözlenmesi, konuların genelleştirilmesi, eksikliklerin giderilerek pürüzlü yönlerinin törpülenmesi ile Xabze, bir güzellik,bir anlam kazanmıştır. Sonra sağlam ve köklü bir temele oturtulmuş, güzel ve doğru olana taraf çıkmış, çirkin ve yanlışın karşısında tavır almış ve bunlar yapılırken de ''İnsan'' unsuruna dikkat edilmiştir.

Xabze Çerkeslerin yaşamlarında hayatın her aşamasını,karmaşadan uzak bir düzen içerisine koymak için denenmiş en faydalı, en uygun kurallar ve kanunlardan oluşur. Yani Çerkeslerin yaşam tarzı da denebilir. Toplum bireylerinin birbiri ile ilişki biçimleri, yaşayışları, onların siyasi sistem ve anayasalarına damgasını vurur. Çünkü her siyasi sistem ve anayasa bir kültür birikimi üzerinde oturur. Toplum, sahip olduğu karakteristik özellikler ve kalıplara uygun olarak biçimlenir.

Toplumlar, kültür ve geleneklerin işleyişini sürdürebilmeleri için herkesin uyması ve herkes tarafından uygulanması gereken bir takım anayasalar hazırlamışlardır. Bu anayasanın işlemesi içinde, polis,hakim,savcı vs. gibi toplumsal düzeni sağlamaya yönelik elemanlar görevlendirmişlerdir. Çerkeslerin anayasası Xabze' dir, hakimleri Thamadelerdir ve toplumda yaşayan her birey kuralları işletmekle yükümlü birey emniyet mensubudurlar.

Xabze aynı zamanda kural/kanun demektir. Daha açık ifadesi göz önüne alınacak olursa, Çerkeslerin toplumsal yaşamda kullandıkları,riayet ettikleri, bu yüksek insani prensiplere, hayat ve hayatın devamı için koydukları kuralların hepsine birden Xabze denmiştir.

Gelenek ve görenekler kökleşmiş toplumsal alışkanlıklardır. Gelenek ve görenekleri meydana getiren davranışlar ve toplum doğruları kuşaktan kuşağa devredilerek geçerliliğini koruyabildiği zamana kadar yaşar. Ancak toplumun yaşam ihtiyacını karşılayamaz hale geldiğinde toplum tarafından ya değişime uğratılır ya da terk edilir. Xabze bundan 136 / 137 yıl önce bilinen bir ülkede hala kısmen de olsa geçerliliğini koruyabiliyorsa, bu, toplumla ne kadar özdeşleşmiş olduğunu ve insani değerlere ne derece uygun olduğunun göstergesidir. Xabze her zaman her yerde ve günümüzde de geçerli evrensel boyutta değer ölçüleri içerir. İnsanı insan yapan ve onsuz yapamayacağı temel unsurları ve saygıyı devamlı işler, duyarsızlığı,anlayışsızlığı, cimriliği, korkaklığı dışlar, insanı bencillikten, kötü alışkanlıklardan uzak tutar, arındırır. Neredeyse uluslar arası diplomasilere taş çıkartacak nitelikte ince, detaylı, içtenlikli, terbiye ve davranış kurallarını içerir.

Xabze' nin zaman ve değişken dünyaya karşı kendisini koruyabilmesinin bir nedeni de, temel ilkelerinin dışında, kalıplaşmış, donuk, değişmez kurallar içermemesidir. Bazı kurallar zaman ve koşullara göre değiştirilebilecek esnekliğe sahiptir. ''Xabze uygun olanıdır, olabildiğini yap'' biçiminde çevrilebilecek atasözümüz de bunu göstermektedir. Değişik koşullar nedeniyle farklı bir uygulama yapmak zorunda kalan bir Çerkes, bunu sadece kendisine kolay geldiği ya da kişisel eğilimlerine uygun düştüğü biçimiyle değil, bu söz konusu farklı davranışı toplumun benimseyip benimsemeyeceğini göz önünde tutarak yapmak zorundadır. Aksi halde toplumun ''uygunsuz'' ya da ''ayıp'' (haynap) biçimlerindeki değerlendirmeleriyle karşılaşacaktır ki herhangi bir Çerkes için bu en etkili cezadır. Çerkes toplumunda, her ferdin, küçüklükten itibaren Xabze' lere uyması gerekir. Bir insana verilen değer Xabze' ye uymasıyla doğru orantılıdır. Çerkes toplumu, Xabze' ye uyanlara sonsuz sevgi ve saygı gösterir, uymayanları ise yadırgar ve bir süre sonra aralarından dışlar.

Günümüzde milletler, devletler, kültürel gelişmeleri için, kültürel değerlerini yaşatmak için büyük uğraşlar vermektedirler. Bunun için kültürel araştırma müesseseleri kurmaktalar. Ninelerimiz, dedelerimiz bize, bütün dünyada emsali olmayan bir takım kurallar ve her zaman her yerde geçerli olabilecek bir Çerkes mantalitesi bırakmışlarsa, bunları korumak bizim insanlık görevimiz olmalıdır. Toplumumuzda her konuda yön gösterecek olan, öz benliğimizi korumada ve yaşatmada bize yardımcı olacak anadilimiz ve Xabzemizdir. Çağımızın iletişim araçlarını belli bir şekilde kullanıp, üzerimize düşen görevleri yerine getirmek, atalarımızdan kalan bu kutsal emanetleri genişleterek çağdaş anlamlar kazandırarak gelecek kuşaklara aktarmak, Çerkes olduğuna inanan bir insanın üstlenmesi gereken en önemli sorumluluktur.

Bir büyüğümüzün deyimiyle: ''Çerkesleri bir arada tutan, bir bütünlük görüntüsü veren asırlarca üstüste biriken gelenekler idi. Çerkeslerin kendilerine has kültürlerini yitirmeleri ülkelerini kaybetmekten daha acı vericidir.''

Xabze Nedir?

Aralık 01, 2018

Xabze Nedir?

Xabze: Adigelerin töreleri, hayat yasaları, gelenek görenek ve adetlerine verdikleri isimdir. yazılı bir dayanağı olmayan fakat kesin yaptırımları olan adetleridir.. 

Xabze, Çerkes geleneği, şöyle açıklayabiliriz: yazılı olmayan ama buna rağmen çiğnenmesi halinde çiğneyen kişinin etkili bir yaptırıma tabi tutulmasını sağlayan sosyal kurallar bütünüdür. Çerkesler'e has olmakla birlikte, M.Ö. 3000'lere dayanan Çerkes tarihinin en eski ürünlerindendir. 

Xabze'ye aykırı hareket edenlere uygulanabilecek en basit yaptırım onu toplumdan dışlamaktır. sosyalliğin oldukça önemli olduğu, kişiye söylenebilecek en kötü hakaret sözünün "asosyal!" sayıldığı çerkes toplumunda, takdir edersiniz ki, birini toplumdan dışlamak, mesela onun cenazesine ya da düğününe katılmamak, yapılabilecek en kötü şeydir ve bu sebeple Çerkesler bu yaptırımdan korunmak için sonsuz bir otokontrol mekanizmasıyla hareket ederler. 

Xabze'nin bu caydırıcı etkisi çerkes toplumunun yaşayışında diğer milletlere benzemeyen uygulamaları da beraberinde getirmiştir. örneğin, tarih boyunca hapishaneye sahip olmayan belki de tek millet Çerkesler'dir. Çerkes devletlerinden olan Abhazya'da polis teşkilatı henüz 1996'da kurulmuştur örneğin ve bu da sağlam toplumsal uygulamaların bir sonucudur. 

Tabi bu yaptırım gücü ve caydırıcılığının yanında Xabze'nin ödüllendirici yanı da vardır. Xabze'ye uygun davranan birey toplumda saygınlaşır. toplumsal olaylarda ona da danışılır. 

Xabze'yi iyi bilmek ve uygulamak, bir Çerkes için çok önemli bir ünlenme vesilesidir. bu yönüyle tanınan kişiler her yerde saygı görürler, sevilirler. 

Xabze'ye hakim kişiler, yaşları da belli bir olgunluğa erince Thamade statüsüne yükselirler ve toplumda söz sahibi olmaya başlarlar. bu, bir Çerkes için mümkün olan en güzel ödül, en eşsiz prestij vesilesidir. Çok büyük bir hata yapmadığı sürece de hemen her çerkes bu statüye erişir. 

Adıge Xabze

Kasım 28, 2018

Adige Xabze

Yaşamlarının her evresinde her soruna çözüm üretebilmiş Çerkesler’in yazılı olmayan anayasasından söz ederiz, xabze deriz. Xabze yaşamın tümüdür ve buna sahip bir halka aidiyetimiz onurlandırır bizi. Ama çok da iyi bilmeyiz xabze konusunu. Şekilseldir çoğu bilgimiz. Çok iyi bilmememize karşın üzerinde konuşmayı severiz.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery