ÖZET
Yaklaşık 2500 yıl öncesinden Proto-Türk ve Türk kavimlerinin Kafkasya'da hâkimiyet kurdukları, buradaki halkları etnik ve kültürel açıdan etkiledikleri bilinmektedir. Bu dönemlerde eski Türk dilinin Kafkas halklarının dilleri üzerinde de etkili olduğu ve Türk dilinden bu dillere pek çok kültür kelimesinin yerleştiği anlaşılmaktadır. Adige (Çerkes) dilinde eski Türkçe kökenli olması sebebiyle önemli gördüğümüz ve üzerinde durmak istediğimiz birkaç kelimenin Bulgar Türkçesi karakteri taşıdığı dikkati çekmektedir.

Günümüzde Batı Kafkaslarda, Rusya Federasyonu'na bağlı Adigey, Karaçayevo- Çerkesya ve Kabardino-Balkarya adlarını taşıyan üç özerk cumhuriyetin sınırları dahilinde yaşamakta olan ve kendi dillerinde kendilerini 'Adige' adıyla tanımlayan

Adige (Çerkes)DilindeBulgar Türkçesi Alıntı Sözcükler Üzerine Ufuk Tavkul 105 Kafkas halkı, Türkçe ve Rusçada 'Çerkes', İngilizcede ise 'Circassian' adıyla tanınmaktadır. Adigeler (Çerkesler) yaşadıkları bölgeye 'Adigey' adını verirler. Yunanlıların ve daha önceleri İyonyalılarınKafkasyakıyılarında koloniler kurdukları M.Ö.6.yüzyılda Adigey'de çok sayıda yerli kabileler ve küçük etnik gruplar bulunuyordu. Bunlardan Azak Denizi kıyısında bulunanlar kendilerine 'Mıutveher' (Myutvekher) adını veriyorlardı. Bunların Yunanlıların Meot adını verdikleri halk oldukları sanılmaktadır. Meotlar Karadeniz kıyısında oturan Sind, Kerket, Toret, Pses, Dane, Hanioh, Zih, Abasg gibi halklara 'Dehher' ya da 'Adehher' adını veriyorlardı. Bu kelime "öbür denizliler" anlamına geliyordu. Adige adının Adehher isminden ortaya çıkmış olabileceği ileri sürülmektedir (Aşemez1973:37).

M.Ö. II-I. yüzyıllarda İskitlerin ardından gelen Sarmatlar Adigey topraklarının çoğunluğunu ellerine geçirdiler ve Kafkas sıradağları yamaçlarına dayandılar (Aşemez 1973: 42). M.S. III-IV. yüzyıllarda Hunlar eski Adige kavimleri olan Sind-Meotların bir kısmını yok ettiler, kalanını da önlerine katıp dağlara sürdüler. Bu durumu belgeleyen IV-VI. yüzyıllara ait yerleşme izleri arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Orta çağa ait belgelerde Adigelerden Zih ve Kasog adları ile bahsedilmektedir. VIII. yüzyıl sonu ile IX. yüzyıl başlarına ait Bizans yazarı Epiflanni'nin yazılarında Kasog ve Zih adları ayrı olarak zikredilmektedir. Bizans imparatoru Konstantin Porphyrogennetos da X. yüzyılda Kasog ve Zihleri ayrı olarak belirtir. Fakat X. yüzyıl Arap yazarı Mesud'dan itibaren bunların hepsine birden Kasog adının verildiği görülmektedir.Mesud şöyleyazar: "Alanlara komşu olarak (Kafkas) dağları ile Karadeniz arasında Kasog adlı kavim yaşamaktadır. Alanlar onlardan çok daha güçlüdürler." Tmutarakan prensliği döneminde (X-XII. yüzyıllar) eski Ukrayna yazarları da AdigelereKasogadını verirlerdi (Aşemez1973:44). X. yüzyıla ait Rus belgelerinde Batı Kafkasya'da yaşayan Kasog adlı tek bir kavmin varlığından bahsedilir. Batı Kafkasya'da müstakil dil konuşan ayrı kabilelerin ortayaçıkışı X.yüzyıla rastlar. Adige dilinin Sümer, Elam ve Hatti gibi eski ölü dillerle akraba olduğu ileri sürülmüşse de, dilbilim açısından bu henüz ispatlanamamıştır. Günümüzde yapılan sınıflandırmaya göre Adige dili, kendisine komşu yaşayan Abhaz diliyle birlikte Kafkas dilleri grubunun Abhaz-Adige grubunu meydana getirmektedir. Batı Kafkaslar'da konuşulan Adige dili Karaçay-Malkar ve Nogay gibi Türk dilleri, Osetçe, Rusça ve Abhazca ile komşudur. Dolayısıyla Adige dili üzerinde bu dillerin bir dereceye kadar etkisinden söz etmekde mümkündür.
Adige dili coğrafî açıdan iki ana gruba ve kendi içindeki farklı lehçelere ayrılır.

Bunlar:
1. Batı Adige Lehçeleri: Natuhay, Şapsığ, Abzeh, Hatkoy, Bjeduğ, Temirgoy (Çemguy), Mamhığ, Yecerikoy ve Mehoş.
2. Doğu Adige Lehçeleri: Asıl Kabardin, Mozdok-Kabardin, Kuban-Kabardin ve Besleney (Yıldız1976:52).

Batı lehçeleri Adige lehçeleri Adigey Cumhuriyeti'nde konuşulurken, Doğu Adige Karaçayevo-Çerkesya ve Kabardino-Balkarya Cumhuriyetlerinde konuşulmaktadır. Günümüzde Kafkasya'da Adige dilinde konuşanların sayısı 700 bin kişi civarındadır. Adige lehçeleri için Kiril harflerinden oluşturulan üç ayrı alfabekullanılmaktadır.

Batı Kafkasya'da uzun bir geçmişe, zengin bir kelime hazinesine ve köklü bir kültüre dayanan, anlatım gücü yönünden işlek bir dil olan Adige dilinde eski Türkçe bazı kelimelere rastlanması şaşırtıcı değildir. Çünkü yaklaşık 2500 yıl öncesinden Proto-Türk ve Türk kavimlerinin Kafkasya'da hâkimiyet kurdukları, buradaki halkları etnik ve kültürel açıdan etkiledikleri bilinmektedir. Bu dönemlerde eski Türk dilinin Kafkas halklarının dilleri üzerinde de etkili olduğu ve Türk dilinden bu dillere pek çok kültür kelimesinin yerleştiği anlaşılmaktadır (Tavkul2002).

Adige dilinde eski Türkçe kökenli olması sebebiyle önemli gördüğümüz ve üzerinde durmak istediğimiz birkaç kelimenin Bulgar Türkçesi karakteri taşıdığı dikkati çekmektedir. Adige dilindeki Türkçe kelimelerin M.Ö. I. yüzyıl ile M.S. VI. yüzyıl arasında Kafkasya'da hâkimiyet kuran Hunların bir kabilesi olan Kuban Bulgarları ile M.S. XII-XIV. yüzyıllarda bu bölgede etkili olan Kıpçaklar'dan kaldığı anlaşılmaktadır. Her iki Türk kavmi de günümüzde Kafkasya'da Adigelere komşu yaşayan Karaçay-Malkar halkının atalarını oluşturmaktadır.

Hunların Orta Asya'dan batıya göç ederek M.S. 370-375 yıllarında Volga Irmağı'nı geçip, Kafkasların kuzeyinde yaşayan Kuban Alanlarını boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir (Grousset 1980:88). Batı Hunları'nın bir kolu olan Bulgar Türkleri'nin III-IV. yüzyıllarda Kuban bölgesine yerleştikleri anlaşılmaktadır (Feher 1984:5). Bizanslı tarihçi Diyonysius de Charax Hunların 330 tarihlerinde Kafkasların güneyine kadar indiklerini kaydetmiştir. Bunlar da Hunların Bulgar kolu idi (Kurat 1972:12).M.S.III.yüzyılda yaşayan Suriyeli tarihçi MarAbas Katuni'yegöre ise Bulgar Türkleri M.Ö. 149-127 yıllarında Kafkasların kuzeyinde bulunuyorlardı (Kurat 1972:108).

558 yılında Kafkasya'ya gelen Avar Türkleri bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlarda Tuna bölgesine göç ettiler. 671 yılında liderleri Asparuk komutasında Balkanlara giden ve bugünkü Bulgaristan'a adlarını veren Bulgar Türkleri orada Slav kabileleri arasında eriyip yokoldular. Kafkasya'da kalan KubanBulgarları ise Alan ve Adige boyları ileyaşamaya devam ettiler (Avcıoğlu1982:720).

Bizans kaynakları Bulgar Türklerinin VII. yüzyıla kadar Kuzey Azak bozkırlarında göçebe hayatı yaşadıklarını ve Hanları Kubrat'ın ölümüyle dağıldıklarını yazmaktadır. Kubrat'ın büyük oğlu Batbay Azak'ta kalmış, Kotrag adındaki ikinci oğlu Don Irmağı'nın karşısına yerleşmiştir. Üçüncü kardeş Asparuk ise, Tuna boylarına göç etmiştir. Azak Denizi'nin kuzey kıyılarında yerleşen Batbay'ın kabilesi Bizans ve Rus kaynaklarında Kara Bulgarlar adıyla geçmektedir.
Don bölgesinde Novoçerkassk'da bulunan Bulgar Türklerine ait kazanlar ile Aşağı Dinyester ve Tuna boylarında ele geçirilen kazan parçaları aynı kültürel özellikleri göstermekteydi. Bu arkeolojik eserlerin dağılımı Bulgar Türklerinin Azak'tan Tuna'ya doğru olan göç yollarını gösteriyordu. Aynı kaplara Kuzey
Osetya'da yapılan araştırmalarda da rastlanması üzerine, A. Miller Azak bölgesindeki Kara Bulgarların bir bölümünün Kafkasya'ya gelip yerleştiğini ve bunların günümüzdeki torunlarının Karaçay-Malkarlılar olduğu tezini ileri sürdü (Miller 1985:42).

Urallardan göç ederek Kuban bölgesine gelen Macarlar uzun yıllar Kafkasya'da Bulgar Türklerine komşu yaşadılar. Bu ortak yaşam sırasında kültür yönünden daha ileri olan Bulgar Türklerinden Macarca'ya pek çok kelime girdi. Macar Türkolog Zoltan Gombocz, Macarların Kafkasya'da Kuban bölgesinde yaşadıkları dönemde Bulgar Türkçesinden Macarca'ya geçen 300 kadar kelimeyi tespit etmiştir (Gombocz 1912). Macarların IV. yüzyılda Bulgar Türklerinden aldıkları kelimelerin çoğu son derece gelişmiş olan hayvan ıslahatına, ziraat kültürüne, sosyal ve idarî teşkilata dairdir. Bulgar Türklerinin kültürünün çeşitli zaman ve mekanda komşu milletlere büyük tesirler yaptığı bundan da anlaşılmaktadır (Feher 1943:290). Bu kelimelerden birçoğu günümüzde Karaçay-Malkar dilinde yaşadığı gibi, Kafkasya'da konuşulan Kuban Bulgar Türkçesinin fonetik özelliklerinin Tuna ve Volga Bulgar Türkçeleri ile benzerlik göstereceği şüphesizdir.
V.-X. yüzyıllar arasından kalan Tuna Bulgarlarına ait dil kalıntılarından ve XIII.-XIV. yüzyıllardan kalan Volga Bulgarlarına ait Arap harfli mezar kitabelerinden, Bulgar Türkçesinin Ana Türkçe (Pre-Turkic) dönemindeki r ve l seslerini koruyan bir Türk dili olduğu anlaşılmaktadır.

Volga Bulgar kitabelerinde karşımıza çıkan bazı kelimeler, bu dilde Eski Türkçe'deki /z/ sesi yerine /r/ sesinin, /ş/ sesi yerine /l/ sesinin korunduğunu belgelemektedir. Sözgelimi:
ﺮﻮﺨط tohur "dokuz"
ﺮﻴه hir "kız" ﻢﻠﺎﻴﺒ biyelim "beşinci"(Tekin 1988:27)

Kuban Bulgarlarından Macarcaya VIII. yüzyıldan önce geçtiği tespit edilmiş olan kelimelerden, Kuban Bulgar Türkçesinin de bir r ve l dili olduğu görülmektedir (Tekin 1987:11).

Eski Türkçe'de söz başında bulunan y‐ sesinin Volga Bulgar Türkçesinde c‐ sesine dönüştüğü bilinmektedir. Örneğin:
مﺮیﺠ cirem "yirmi"
تﺎیﺠ ciyeti "yedi" (Tekin 1987:28)

Tuna Bulgar Türkçesi dil malzemesine ait Bulgar Hanları listesinde yer alan ay adları arasında, yedinci ayın adı kiril harfleriyle ЧИТЕМЬ çitem "yedinci" biçiminde görülmektedir. Aynı listenin Grek harfli orijinal metninde, önsesteki "Ç" harfi Grekçe'de "C" sesini veren "TZ" harfleriyle yazılmıştır. Bu da bize, Tuna Bulgar Türkçesinde de Eski Türkçe'deki y‐ sesinin c‐ sesine değişmiş olduğunu belgelemektedir (Tekin1987:22).

Söz başındaki c- sesinin durumu açısından, Kafkasya'da konuşulan Kuban Bulgar Türkçesinin üç diyalekte ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bunlar d-, c- ve dz- diyalektleridir (Bayçorov 1989:264). Kuban Bulgar Türkçesinin d- diyalektine ait yazıtlarda Eski Türkçedeki bazı kelimeler şu biçimde yer almaktadır:
yoġ "cenazetöreni,yas"> doġ
yer "yer,mevki"> der
yıl "yıl"> dal

Tuna Bulgar Türkçesine ait On İki Hayvanlı Takvim sisteminde "Yılan" yılının karşılığı ДИЛОМЬ "Dilom" biçiminde tespit edilmiştir. Bu kelimede ön seste yer alan d- sesi büyük bir ihtimalle /c/ ünsüzüne çok yakın ön damaksıllaşmış bir /d/ ünsüzünü temsil etmektedir (Tekin 1987: 14). Buradan hareketle, Kuban ve Tuna Bulgar Türkçelerinde Eski Türkçedeki y‐ ön sesinin yerine d‐ sesinin kullanıldığı bir diyalektin varlığı anlaşılmaktadır. Yayık (Ural) Irmağı'nın adının eski Bizans kaynaklarında άί "Dayıh" biçiminde yer alması Bulgar Türkçesinde d- ön sesinin varlığını ispatlayan bir başka linguistik delildir (Tekin1987:14).

Kuban Bulgarlarının torunları sayılan Karaçay-Malkarlıların konuştukları dilin "Çerek" diyalektinde de ön ses olarak /d/ sesinin korunduğu bazı kelimeler tespitedilmiştir. Bunlardan biri, Eski Türkçedeki yulduz "yıldız" kelimesi bu diyalektte dulduz biçimindedir (Bayçorov1989:265).

Kuban Bulgar Türkçesinin c‐ diyalektineait yazıtlarda şu kelimelererastlanır: coh "cenazetöreni"
cal "yıl" c‐ ses değişmesi olduğu bilindiğine göre, Adige (Çerkes) dilinde "yamçı~yağmurluk" anlamına gelen çaku sözünün Bulgar Türkçesi caku sözünden alıntılandığı ve Doğu Adige lehçelerinde de şaku biçimine girdiği anlaşılmaktadır.

2 . daġ (дагъэ) "yağ"

Adige (Çerkes) dilinde Bulgar Türkçesinin fonetik özelliklerini taşıyan bir başka Türkçe kökenli kelime "yağ" anlamına gelen daġ (дагъэ)sözüdür. Eski Türkçede "yağ" anlamına gelen yaġ kelimesinin içindeki -aġ ses grubu Kıpçak lehçelerinde ‐av biçimine dönüşmüştür.
Adige (Çerkes) diline komşu Kafkasya'daki Türk lehçelerinde bu kelime cav (Karaçay-Malkar) ve yav (Kumuk, Nogay) biçimlerini almıştır. Adige (Çerkes) dilinde "yağ" anlamına gelen daġ sözünde -aġ ses grubunun korunmuş olması, bu ödünç kelimenin de Kıpçaklardan daha eski bir döneme ait bir Türk dilinden bu dile geçtiğini göstermektedir. Kelimede ön ses olarak bulunan d- sesinin varlığı, Adige (Çerkes) dilindeki daġ (дагъэ) sözünün kaynağının da Bulgar Türkçesi olduğunu belgelemektedir. Kafkasya'da konuşulan Kuban Bulgar Türkçesinde ve Tuna Bulgar Türkçesinde, Eski Türkçeye göre söz başında y‐ sesi yerine d‐ sesinin bulunabileceği linguistik deliller vasıtasıyla bilinmektedir. Dolayısıyla, Adige (Çerkes) dilinde "yağ" anlamına gelen daġ (дагъэ) sözü Kuban Bulgar Türkçesindenalınmış bir kültürkelimesidir.

3. kamıl (къамыл) "kamış kaval"

Bulgar Türkçesinde Eski Türkçedeki /ş/ sesinin /l/ sesi ile karşılandığı fonetik açıdan ispatlanmış bir ses denkliğidir. Bunun en yaygın örnekleri çağdaş Türk lehçelerinden Çuvaşçada görülmektedir.Sözgelimi: Çuv. alĭk ~EskiTürk. eşik "kapı"(Paasonen1950:3) Çuv. hĭl ~Eski Türk. kış (Paasonen1950:38)
Karaçay-Malkar Türkçesinde de Kuban Bulgar Türkleri döneminden kalan ve /l/ sesini koruyan kelimeler bulunmaktadır. Bunlardan biri "kaşık" ve "tahta kürek" anlamlarınagelen kalak kelimesidir(Tavkul 2000:237). Adige (Çerkes) dilinde "kamış kaval" anlamına gelen kamıl (къамыл) sözünün Bulgar Türkçesinde "kamış" anlamına gelen kamıl sözünden alıntılandığı açıktır.

4. bec (бедж) "örümcek"

Adige (Çerkes) dilinde "örümcek" anlamına gelen bec (бедж) kelimesinin Türkçe kökenli olduğunu ileri sürmek, bu dilin kendi içindeki bir takım fonetik kuralları ve ses değişmelerini göz önünde bulundurmadan mümkün değildir. Adige (Çerkes) diline özellikle Kıpçak Türkçesinin bir lehçesi olan Karaçay-Malkar Türkçesinden geçtiği bilinen bazı kelimelerde yer alan -g ve -ng seslerinin -c sesine dönüştüğü bilinen bir fonetik hadisedir. Sözgelimi: Adig. becın ~ becıne "pişirilmiş mayalı hamur"< Krç.Mlk. begene (Habiçev 1980:51) Adig. belcılı "ünlü,meşhur" Adig. tencız "deniz"< Krç. Mlk. Tengiz Gyaurgiyev –Sukunov 1991:146) Dîvânü Lûgati't-Türk'te tespit ettiğimiz "örümcek" anlamına gelen bög kelimesinin Adige (Çerkes) dilinde aynı anlama gelen bec (бедж) kelimesinin kaynağı olduğu yukarıdaki bilgilerin ışığında anlaşılmaktadır. Ancak bu bilgiler bu alıntının tarihini ortaya çıkarmada yeterli değildir.

Codex Cumanicus'ta "örümcek" kelimesinin Kıpçak Türkçesi karakteri kazanarak, son sesteki -g ünsüzünün çift dudak ünsüzü -v sesine değişmesiyle, böv biçimini aldığı görülmektedir (Kuun 1981: 302). Kafkasya'da konuşulan Kumuk Türkçesindede bukelime böv biçimindedir.ÖyleiseAdige(Çerkes)dilindeki alıntının daha eski bir döneme ait olması gerekir. Kelimenin bazı Adige lehçelerinde aldığı begı şekli ve Adige diline komşu Kafkas dillerinden Abazacada mevcut olan bag biçimi, akla Bulgar Türkçesinin bir fonetik özelliğini getirmektedir. Bu fonetik özellik, Bulgar Türkçesinde ince ünlülerin kalınlaşması (velarisation) hadisesidir. Bunun örneklerine günümüzde Çuvaşçada rastlanmaktadır. Örneğin: Çuv. kaban "büyükotyığını"

Sonuç

Kuban Bulgar Türklerine ait eski Türkçe sözlerin bugün Adige (Çerkes) dilinde yaşaması dilbilimi ve kültür tarihi açısından çok önemlidir. Kuban Bulgar Türklerine ait bu kelimelerin bugün Adige (Çerkes) dilinde bulunması eski Çerkes boylarının daha M.S. 3. yüzyıldan itibaren Kafkasya'yı ellerine geçiren eski Türk kavimlerinin siyasî ve kültürel etkileri altına girdiklerini ve aralarında bir kültürel etkileşim yaşandığını belgelemektedir. Bu da bugünkü Kafkasya halklarının sahip oldukları kültürün ortaya çıkmasında ve şekillenmesinde eski Kafkas kavimlerinin yanı sıra kuzeyden gelen eski Türk kavimlerinin de önemli oranda paylarının bulunduğunu ispatlamaktadır.

Adige (Çerkes) dilinin derinlemesine incelenmesiyle eski Türkçe dönemine ait daha pek çok arkaik Türkçe kelimenin ortaya çıkarılması mümkün olabilecektir. Çerkesleri kültürel yönden etkileyen Hun, Bulgar, Avar, Peçenek, Hazar, Kıpçak gibi pek çok eski Türk kavminin dillerine ait izler bugün Adige (Çerkes) dilinde yaşıyor olabilir.

Kaynaklar

AŞEMEZ H. (1973) Adıgey (Çerkesya)'in Kısa Tarihi. Kafkasya Kültürel Dergi (İstanbul), X (39-42): 36-89.
ATALAY Besim (1998) Divanü‐Lugat‐İt Türk Tercümesi, 4 Cilt .-Ankara: TDK Yayınları.
AVCIOĞLU Doğan (1982) Türklerin Tarihi.-İstanbul: Tekin Yayınevi.
BAYÇOROV S.Ya. (1989) Drevnetürkskie Runiçeskie Pamyatniki Evropı.-Stavropol.
ÇELİKKIRAN Mehmet Yasin (1991) Türkçe‐Adigece Sözlük=Tırku‐Adıge Guşçıal.-Maykop.
FEHER Geza (1943) Türko-Bulgar, Macar ve Bunlara Akraba Olan Milletlerin Kültürü TürkKültürünün Avrupa'ya Tesiri. II. Türk Tarih Kongresi: İstanbul, 20-25 Eylül 1937: 290-320.- İstanbul: Kenan Matbaası.
FEHER Geza (1984) Bulgar Türkleri Tarihi.‐Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları
GOMBOCZ Zoltan (1912) Die bulgarisch‐türkisch lehnwörter in der ungarischen.-Mso,Fu.
GROUSSET Rene (1980) Bozkır İmparatorluğu.-İstanbul: Ötüken Neşriyat
GYAURGİYEV H.Z.-H.H. Sukunov (1991) Şkolnıy Russko‐Kabardinskiy Slovar.-Nalçik: Nart.
HABİÇEV M.A. (1980) Vzaimovliyanie Yazıkov Narodov Zapadnogo Kavkaza.- Çerkessk.
KURAT Akdes Nimet (1972) IV‐XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri Ve Devletleri.-Ankara: Dil Ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları.
KUUN G. (Ed.) (1981) Codex Cumanicus.-Budapest.
MANDOKY-KONGUR I. (1979) Macaristan'daki Kuman Dilinin Moğolca Unsurları. XVI. Milletlerarası Altaistik Kongresi Bildirileri.-Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü: 221- 229.
MILLER M. (1985) Balkar Türkleri. Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (İstanbul), (8): 38-44.
OTAROV İ.M. (1978) Professionalnaya Leksika Karaçayevo‐Balkarskogo Yazıka.-Nalçik: Elbrus.
PAASONEN H. (1950) Çuvaş Sözlüğü.-İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları.
POPPE Nicholas(1965) Introduction to Altaic linguistics.-Wiesbaden: Otto Harrassowitz.
STUDENETSKAYA Ye. N. (1989) Odejda Narodov Severnogo Kavkaza XVIII‐XX vv.-Moskva: Nauka.
TAVKUL Ufuk (1993) Kafkasya Dağlılarında Hayat Ve Kültür. Karaçay‐Malkar Türklerinde Sosyo‐ Ekonomik Yapı Ve Değişme Üzerine Bir İnceleme.-İstanbul: Ötüken Neşriyat.
TAVKUL Ufuk (2002) The Socio-Linguistic Aspect Of Cultural Interaction Among The Peoples Of The Caucasus. Acta Orientalia, 55 (4), 353-377.
TEKİN Talat (1987) Tuna Bulgarları ve Dilleri.-Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
TEKİN Talat (1988) Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası.-Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Adige (Çerkes) Dilinde Bulgar Türkçesi Alıntı Sözcükler Üzerine Ufuk Tavkul 115
YILDIZ Cevdet. (1977) Adige Dili Ve Edebiyatı. Kafkasya Üzerine Beş Konferans: 39-94.-İstanbul: Kafkas Kültür Derneği Yayınları.
Ufuk Tavkul
Doç.Dr, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi. Kafkas araştırmaları.
Adres: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 06100 Sıhhiye - Ankara.
E-posta: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 4, Sayı 2 (Haziran 2007) Mak. #23, ss. 104-115
Telif Hakkı©Ankara Üniversitesi
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü
Adige (Çerkes) Dilinde Bulgar Türkçesi Alıntı Sözcükler Üzerine

Ufuk Tavkul
Ankara Üniversitesi (Ankara)

Nartlar-Karaçay-Malkar Mitolojisinin Destan KahramanlarıUfuk Tavkul tarafından hazırlanan "Nartlar-Karaçay-Malkar Mitolojisinin Destan Kahramanları" isimli kitap Türk Dil Kurumu Yayınları arasında çıktı. Kitabın tanıtım bülteninde yer alan bilgiler şöyle: Karadeniz ile Hazar Denizi arasında 1.100 kilometre boyunca bir duvar gibi uzanan sarp ve yüksek Kafkas Dağları, tarihten günümüze pek çok kavim, millet ve halka ev sahipliği

Karaçay-Malkar DestanlarıKitap, Kafkasya halklarının binlerce yıllık kültür birikiminin eseri olan Nart Destanları ile başlayarak, 1905 yılında meydana gelen Rus-Japon savaşına gönderilen Karaçay gençlerinin hazin hikâyesini anlatan destanla son buluyor. Karaçay-Malkar halkının Kafkas dağları üzerindeki yüzlerce yıllık hayat mücadelesinden örnekler sergileyen destanlar, Karaçay-Malkar halkının

Kafkasya'da Kültürel EtkileşimKafkasya, gerek tarihi gerekse kültürü ile Türkiye’ye ve Türk toplumuna uzak olmayan, içinde barındırdığı etnik unsurları aracılığıyla Türkiye ve Türk Dünyası ile akrabalık bağları taşıyan bir bölgedir. Ancak, Türkiye’de Kafkasya hakkında bilinenler çoğunlukla yüzeysel kalmakta ve bilimsel temele dayanmayan bilgilerden oluşmaktadır. Kafkasya hakkındaki bilimsel araştırmalar

Kafkasya Gerçeği

Aralık 01, 2018

Kafkasya GerçeğiKafkasya, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında uzanan yüksek sıradağların ve bu dağların üzerinde ve eteklerinde yer alan Abhazya, Adigey, Kabardey, Karaçay-Malkar, Osetya, Çeçen-Inguş ve Dağıstan ülkelerinin genel adıdır. Çeşitli Türk ve Hint-Avrupa kavimlerinin yanı sıra, Kafkasya'nın etnik ve sosyo-kültürel yapısının oluşumunda ve şekillenmesinde Yunan-Roma-Bizans medeniyetleri ile Ön Asya medeniyetleri de etkili olmuşlardır. Dışarıdan gelen bütün bu unsurlar Kafkasya'nın yerli kavimlerinin etnik ve kültürel yapıları ile birleşerek ortaya yeni bir sosyo-kültür kalıbı çıkarmıştır.

Kafkasya Dağlarında Hayat Ve KültürKafkasya Halklarının Ve Kafkas Kültürünün Ayrılmaz Bir Parçası Olan Karaçay-Malkarlılar İle Derli Toplu Bir Araştırma Yok Denecek Kadar Azdır. Araştırmacının Bu Çalışması Bu Eksikliği Giderme Amacını Taşımakta Ve Karaçay-Malkar Halkının Sosyal Yapısını Bütün Yönleriyle Ortaya Koyduğu Bu Çalışmanın İlerde Yapılacak Yeni Araştırmalara Bir Basamak Olması Gayesini Gütmektedir.

Etnik Çatışmalar Gölgesinde KafkasyaKafkasya bugün Rusya’ ya ve birbirlerine karşı bağımsızlık mücadelesi peşinde koşan etnik grupların kanlı savaşlarının etnik ve siyasi problemlerinin gölgesi altında yaşamaktadır. Sovyetler Birliği’ nin dağılmasıyla birlikte Kafkasya’ da baş gösteren etnik çatışmalar dünyanın ilgisini bu bölgeye çekmiştir. Kafkasya son derece karmaşık bir etnik ve sosyal yapıya sahiptir. Dolayısıyla, Kafkasya’ nın

Ufuk Tavkul

Kasım 27, 2018

Ufuk TavkulKafkasya'dan 1905 yılında Anadolu'ya göçederek 1910 yılında Konya yöresine (Başhöyük Köyü) yerleşen Tohçuk adlı bir Karaçay ailesindendir. 1960 yılında Ankara'da doğdu. Ankara Koleji'ni ve Hacettepe Üniversitesi Türkoloji

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya Federasyonu içersinde kalan Kafkasya, bir taraftan Çeçenistan gibi tam bağımsızlığını ilân eden bir özerk cumhuriyetin Rusya ile giriştiği hürriyet savaşına, diğer taraftan da birbirlerine karşı iktidar, güç ve toprak savaşına giren değişik Kafkas etnik toplulukları arasındaki mücadelelere sahne oldu.

Kafkasların doğusundaki Dağıstan’da yaşamakta olan Avar, Lezgi, Kumuk, Lak, Dargı gibi Kafkas halkları, Sovyetler döneminde temelleri atılmış olan etnik gerginlik ve toprak meseleleri yüzünden birbirleriyle savaşacak konuma geldiler. Çeçenlerin savaşı Dağıstan’a yayma teşebbüsleri Dağıstanlılar ile Rusya Federasyonu’nu karşı karşıya getirdi. Bu arada, tarihî topraklarının ve nüfuslarının önemli bir bölümü Azerbaycan sınırları içinde kalmış olan Dağıstan halklarından Lezgiler ve Avarlar, siyasî hak ve toprak talepleri yüzünden Azerbaycan ile ilişkilerini gerginleştirdiler.

Orta Kafkaslarda, Çarlık döneminden beri Osetlerle İnguşlar arasında etnik çatışmalara sebep olan toprak ve sınır meseleleri Sovyet döneminde olduğu gibi, Rusya Federasyonu döneminde de çözüme kavuşturulamadı ve Osetlerle İnguşlar arasında zaman zaman yaşanan silâhlı çatışmalar bu iki Kafkas halkını kanlı bir savaşın eşiğine getirdi. Diğer yandan, Stalin’in parçala-böl-yönet politikasının bir gereği olarak Sovyetler Birliği döneminde Kuzey Osetya ve Güney Osetya olarak ikiye bölünmüş olan Oset halkının Gürcistan sınırları içinde yaşayan Güney Osetya bölümü, Gürcistan’dan ayrılıp Kuzey Osetya (dolayısıyla Rusya Federasyonu) ile birleşmek için siyasî bir mücadele ve savaş başlattı.

Orta Kafkaslarda etnik gerilim ve çatışmalara sahne olan diğer bölgeler ise Kabardin-Balkar Cumhuriyeti ile Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti idi. Stalin döneminde Adige-Çerkes-Kabardey olarak üç farklı etnik isimle adlandırılan ve üç farklı özerk bölge ve cumhuriyete bölünen Adigeler ile, Karaçay ve Balkar adları altında ikiye bölünen ve iki farklı cumhuriyetin sınırları içine alınan Karaçay-Malkarlılar arasında toprak ve sınır problemleri sebebiyle zaman zaman etnik gerilimler yaşandı.

Stalin döneminde Gürcistan’a bağlı bir özerk cumhuriyet haline getirilen Abhazya, kuzeydeki akrabaları Adigeler ile birleşik bir devlet kurabilmek (dolayısıyla Rusya Federasyonu’na bağlanmak) için Gürcistan devletine karşı bir bağımsızlık mücadelesi başlattı. Gürcülerle Abhazlar arasında kanlı savaşlara yol açan bu mücadele henüz bir sonuca ulaştırılamadı.

Kafkas halkları gerek Rusya Federasyonu’na, gerekse birbirlerine karşı bir siyasî mücadele ve etnik savaş halinde iken, Çarlık döneminde Kafkasyalılara karşı yapılan savaşlarda kullanılmak ve Kafkasya’yı kolonileştirmek amacıyla Rusya ve Ukrayna’nın çeşitli bölgelerinden buraya getirilip yerleştirilen Kazaklar da Kafkasya’da önemli bir etnik unsur ve siyasî güç olarak ortaya çıktılar. Kazak adını Kıpçak-Türk lehçesinde “yalnız, başıboş, hür, serbest” anlamalarına gelen “kazak” kelimesinden alan bu etnik grup gerek Rusça’da, gerekse Osmanlı Türkçesinde Kazak adıyla tanınmaktadır. Rus kökenli Hıristiyan bir halk olan Kazakları, Orta Asya’da yaşayan Türk kökenli Kazaklardan ayırmak için Türkçede yeni bir isim olarak “Kozak” adını uydurmak ve kullanmak bilimsel bir hatadır. Osmanlı Arşiv belgelerinde “Kazak” adıyla geçen bu halkı bütün Kafkas halkları Kazak adıyla adlandırırken, Anadolu Türkçesinde de onlar için Kazak adı kullanılmaktadır.

Kazaklar hem Rusya Federasyonu’ndan talep ettikleri etnik ve siyasî haklar, hem de Kafkas halklarına karşı giriştikleri etnik politika ile bölgenin etnik-sosyal-siyasî yapısında istikrarı bozacak yeni bir tehdit unsuru olarak dikkati çekmektedirler. Karadeniz kıyılarından Hazar Denizi kıyılarına kadar Kafkaslarda kanlı bir Kafkas-Rus mücadelesinin kıvılcımlarını ateşleyen Kazak hareketi, gerek yeni bir Kafkas-Rus savaşına, gerekse Hıristiyan-Müslüman çatışmasına yol açarak Kafkasya’nın istikrarını ve geleceğini karartacak yeni bir etno-politik harekettir.

KAZAKLARIN ÇARLIK DÖNEMİNDE KAFKASLARA YERLEŞTİRİLMELERİ

Kazakların Don bölgesinden Kafkaslara girmeye başlamaları 16. yüzyıl başlarını bulur. Bu dönemde Kafkasya’nın kuzey doğusundaki ıssız ve boş bölgeler Kazaklar tarafından doldurulmaya başlandı. 17. ve 18. yüzyıllarda Hazar Denizi kıyısındaki Agrahan yarımadası ve Terek Irmağı’nın aşağı havzaları Greben Kazakları tarafından kolonileştirildi. Terka kasabasının 1722 yılında terk edilmesinin ardından Kızlar bölgesindeki Kazakların Agrahan Irmağı üzerindeki Krest kalesine yerleştirilmeleriyle, bütün Aşağı Terek Ordusu “Agrahan Ordusu” olarak yeniden adlandırıldı (Pokshishevskiy 1984: 515).

Deli Petro olarak da anılan Birinci Petro’nun tahta geçmesiyle Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası millî bir hedef ve siyaset olarak benimsendi. 1707 yılında keşif maksadıyla Kafkasya’ya gönderilen Rus birlikleri Batı Kafkaslarda imha edildi. 1711 yılında Doğu Kafkaslara giden Kont Apraskin komutasındaki Rus ordusu da aynı akıbete uğradı. Bu arada Dağıstan’da meydana gelen gelişmeler Rusya’nın Dağıstan’ı işgal etmesi için bir bahane teşkil etti. İran hâkimiyeti altındaki Şirvan ve Revan eyaletlerine hücum eden Dağıstanlılar, İran’ın kendilerine her yıl gönderdiği vergi mahiyetindeki hediyeleri bu yıl alamadıklarını ileri sürerek bölgede ticaret yapan Rus tüccarlarının mallarını yağmaladılar. Rus çarı Birinci Petro derhal dört milyon rublelik zararın kendilerine ödenmesini istedi (Gökçe 1979: 30). Bunun reddedilmesi üzerine 1722 yılında Rus çarı Birinci Petro komutasındaki Rus ordu ve donanması karadan ve Hazar denizi kıyılarından Dağıstan’a girerek Kafkasya’yı doğudan istila etti (Hızal 1961: 35). Rus ordusunun piyade ve topçu kuvvetlerine 70.000 kadar Kazak, Tatar ve Kalmuk atlısı da eşlik ediyordu (Baddeley 1989: 53). Petro’dan sonra Rusya tahtına geçen Çariçe Anna döneminde İranla yapılan bir anlaşma neticesinde Derbent İran’a bırakıldı ve Rusya Terek ırmağının belirlediği Terek Hattı’na çekilmek zorunda kaldı. Çariçe Anna’nın ölümünden sonra tahta geçen Çariçe Elizabet’in 21 yıllık iktidarı süresince Rusya’nın Doğu Kafkaslardaki tek düşüncesi Terek Hattı’nda savunmada kalmaktan ibaret oldu (Baddeley 1989: 59).

1762 yılında Çariçe Katerina’nın Rusya tahtına geçmesiyle Rusya’nın Kafkasya’ya yönelik siyasetinde belirgin bir değişme göze çarpmaya başladı. Katerina Terek Hattı’nda yerleştirilmiş olan Kazakların güçlendirilerek bu hattı daha güneye taşımanın önemini kavramıştı. Bu sırada Kabardey bölgesini hâkimiyetleri altında tutan Kabardey prensleri arasında yaşanan bir savaş sonrasında bir Kabardey prensi yanındaki 49 aile ile birlikte Rusya’ya sığınmıştı. Ruslar bu prensi Orta Kafkaslardaki Mozdok bölgesine yerleştirdiler. 1763 yılında bir Ortodoks kilisesi inşa edilen Mozdok yoğun bir yerleşim merkezi haline gelmişti. Terek ırmağı kıyısında yer alan Mozdok ileriki yıllarda, Rusya’nın Kafkasları işgalinde köşe taşlarından birini oluşturacaktı. Osetlere karşı yürütülecek misyonerlik faaliyetlerinin merkezi olan Mozdok civarında yaşamakta olan Kabardeylerin bir kısmı çoktan Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. Rusya bu sayede Müslüman Kafkasyalılara karşı girişeceği bir savaşta yerli müttefikler elde etme imkânına kavuşmuştu.

Belgrad anlaşmasıyla Ruslar Mozdok’un kendi sınırları içinde kaldığını iddia ederlerken, bölgeyi hâkimiyetleri altında tutan Kabardey prensleri bu toprakların kendilerine ait olduğunu ileri sürüyorlardı. Mozdok’ta yer alan Rus kalesinin kendi güvenliklerini tehlikeye attığını düşünen Kabardey prensleri, ellerinden kaçan kölelerin de Mozdok’a sığınmaya başlaması üzerine durumdan iyice rahatsız oldular ve Rusya’ya savaş açtılar. Kabardey-Rus savaşları 1765 yılından 1779 yılına kadar devam etti.

Bu sırada, Mozdok’ta bir Rus kalesinin inşasını endişeyle izleyen Osmanlı devleti Rusya’nın Kafkasya içlerine doğru yayılma siyaseti güttüğünü anlayarak diplomatik girişimlerle bunu engellemeye çalıştı. Ancak Ruslar bölgeye Volga Kazaklarını getirip yerleştirerek oluşturdukları hat boyunca hatırı sayılır bir askerî güce ulaştılar. Bunun üzerine Osmanlı devleti 18 Kasım 1768’de Rusya’ya savaş ilan etti. Osmanlı devletinin yanında yer alan Kafkas kabileleri Rusları pek çok yerde bozguna uğratmaya başladılar.

18. yüzyıl öncesinde Kafkasya’nın kuzey batı cenahı Azak bölgesindeki Osmanlılar ve Küçük Nogay Ordası tarafından elde tutuluyordu. Kuban Irmağı’nın sol kıyılarında ise Adige kabilelerinin kalabalık ziraî yerleşim birimleri yer alıyordu. Azak’ın ele geçirilmesinin ardından Kuban ve Terek topraklarının Ruslar tarafından zapt edilmesi başladı. Ruslar burada Kazak yerleşim birimlerini ön cephede bir zincir oluşturacak şekilde düzenlerken, onların Don bölgesi ile irtibatlarını sağlayacak yolları da hazırlıyorlardı. 18. yüzyıl sonlarında Kazak istihkâm hatları meydana getirilmişti. 1774-1780 yılları arasında Azak-Mozdok hattı Kazak stanitsaları ile doldurulurken, 1739 yılında Mozdok’tan doğuya uzanan Mozdok-Kızlar hattı tamamlanmıştı.

1742’de Don Kazaklarından 1.000 aile Terek Kazaklarını güçlendirmek için buraya nakledildi ve Kızlar Kalesi ile Greben Kazakları arasındaki bölgeye yerleştirildi. 1770 yılında Kazak Volga Ordusu Mozdok bölgesine kaydırıldı. 1775’de 675 Kazak ailesi Stavropol yakınlarındaki yeni bir kaleye yerleştirildi (Pokshishevskiy 1984: 516).

1775 yılında ilga edilen ve yaklaşık 20.000 Don Kazağı tarafından takviye edilmiş olan Zaparojnıy Ordusu, Kuban Irmağı’nın sağ kıyısına nakledildi. Bu bölgede 2.626 kişiden oluşan altı Kazak stanitsası kuruldu. 1792’de 13.000 Kazak askeriyle birlikte 5.000 Kazak kadını bölgeye nakledilirken, sonraki yıllarda 7.000 kişilik bir Kazak nüfusu daha bu bölgeye kaydırıldı (Pokshishevskiy 1984: 516).

1777 yılında Rusya Kafkasya’daki askerî birliklerini ikiye ayırarak, Kafkas ve Kuban ordularını kurdu. Kafkas ordusunun komutanlığına Yakobi getirilirken, Kuban ordusunun komutanlığına Suvarov atandı. Bu iki generalin işbirliğiyle Rusya Batı Kafkasya’daki hattını iyice geliştirerek güçlendirdi ve Terek hattı ile Karadeniz arasındaki Kafkas kabilelerine karşı yürütülecek kanlı savaşın altyapı temellerini attı. General Yakobi Orta Kafkaslar’daki Mozdok’tan batıya doğru Ekaterenograd, Georgievsk ve Stavropol kalelerini kurdu. Rusya topraklarında yaşayan köylüleri getirip yerleştirerek Rus kolonizasyonunu Stavropol’dan başlattı. Böylece Mozdok’tan Rostov’a kadar kuzey-batı yönünde uzanan hat tamamlanmış oldu. General Suvarov da Laba ırmağının Kuban ırmağı ile birleştiği noktadan başlayarak, Kuban ırmağının denize döküldüğü Kerç boğazına kadar uzanan bölgede inşa ettirdiği kalelerle Kuban hattını kurdu ve Kafkas kabilelerini kuzeyden kuşattı.

Rusyanın 1782 yılında Kırım hanlığını ilhak etmesiyle Kafkasya’nın kuzeyindeki geniş bozkırların hâkimiyeti de Rusların eline geçmişti. Rusya Nogayları Kırım topraklarından tamamen çıkararak kuzeydeki boş Ural ve Volga bölgelerine sürdü. Boşalan bölgelere Rus köylülerinin getirilip yerleştirilmesi bütün hızıyla devam etti. Böylece Kafkasya’nın kuzeyi yoğun Rus nüfusuyla kuşatılmış oldu.

1783 yılının Ağustos ayında Tiflis ve çevresini hâkimiyeti altına alan Rusya, Kafkas Ötesinde önemli bir ilerleme sağladı. Aynı yılın Kasım ayında iki Rus taburu Tiflis’e girdi. Kafkasları güneyden kontrol altına alan Rusya bir yıl sonra Orta Kafkaslar’da yer alan Osetya bölgesinde Vladikafkaz kalesini inşa ederek Kafkasya’da kalıcı bir istila hareketinin temellerini attı (Saydam 1995: 92).

Osmanlı devletinin Kafkasya üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldıran Ruslar Kafkasya’da kurdukları hattı güçlendirmek için Don Kazaklarını bölgeye getirip yerleştirmeye devam ettiler. 1795 yılında 1.000 kadar Kazak ailesi, yeni kurulan altı stanitsaya yerleştirildi.

1792’de bir kamp merkezi olarak kurulan Yekaterinodar (bugünkü Krasnodar) kasabası Kazak yerleşim zincirinin bir merkezi haline geldi. Böylece 1792’de Karadeniz Hattı, 1794’te Kuban Hattı kurulmuş oldu. Rus hükûmeti meydana getirilen Kazak hattının zayıf bölümlerini kanun kaçağı göçmenler ve Ukrayna’dan getirilen toprağa bağlı erkek kölelerle takviye etme yoluna gitti. Neticede, Kafkaslardaki Kazak nüfusu hızla artmaya başladı. 1802 yılında Karadeniz ordusunda 36.200 Kazak varken, bir yıl sonra bu sayı % 50 oranında artmıştı. 1809-1811 yılları arasında 23.100 erkek ve 16.700 kadın Kazak köylüsü Poltava ve Çernigov bölgelerinden Kafkasya’ya göç ettirildi. 1821-1825 yılları arasında 20.300 erkek ve 19.700 kadın, 1845-1850 yılları arasında 8.500 erkek ve 7.000 kadın Harkov’dan Kafkasya’ya nakledildi (Pokshishevskiy 1984: 517).

Rus hükûmeti Kafkasların kuzeyindeki düzlüklerde ilk Kazak hattını oluşturup bunu sağlama aldıktan sonra, Kazak hattını yavaş yavaş Kafkas Dağları’nın eteklerine doğru çekme gayretine girişti. 1803 yılında Batalpaşinskaya Kazak stanitsası Kuban Irmağı kıyısında kuruldu. 1817’de Vladikavkaz’dan Kislovodsk’a (1803’te kuruldu) giden yolu emniyete almak amacıyla Kafkas Dağları’nın eteklerinde Nalçik kasabası kuruldu. Hıristiyan Osetlerin yaşadıkları Vladikavkaz Rus hâkimiyetine daha erken bir dönemde girmişti ve 1784 yılında kurulmuştu. 1777’de bir kale olarak kurulan Stavropol, 1785’te bir kasabaya dönüşmüştü. Savunma hattının en zayıf olduğu Kuban ve Malka ırmakları arasındaki bölge Ruslar tarafından “Ölüm Hattı” olarak adlandırılıyordu (Pokshishevskiy 1984: 518).

1816 yılı sonbaharında Kafkasya’daki Rus ordusunun komutanlığına getirilen General Yermolov Kafkas dağlarında yaşayan herkesi ister savaşçı, ister barış yanlısı olsun, Rus devletinin bir tebaası olarak kabul ediyor ve onların kayıtsız şartsız boyun eğmelerini istiyordu. Bu düşünceyle ilk önce dikkatini Sunja ve Terek ırmaklarının arasında yaşamakta olan Çeçen kabileleri üzerinde yoğunlaştırdı. Onları kontrol altında tutabilmek için 1818 yılında inşa ettirdiği büyük bir kaleye Çar 4. İvan’ın lakabı olan ve Rusçada “korkutan - tehdit eden” anlamına gelen Grozni adını verdi. Grozni kalesinin tamamlanmasının ardından Yermolov Çeçenistan’ın doğusunda, Dağıstan sınırında yer alan Endirey’de bir kale daha yaptırarak, küçük kaleler zinciriyle Grozni ile birleştirdi. 1821 yılında Tarho’da inşa edilen üçüncü bir kale ile Yermolov Hazar denizinden Vladikafkaz’a kadar uzanan hattı tamamladı.

1822 yılında Terek Hattı’nın Terek ırmağının sol tarafına aktarılarak Kabardey’in iç bölgelerine doğru uzatılması Kabardeylerin ayaklanmasına yol açtı. Yermolov ordusuyla bölgeyi işgal ederek bütün Kabardey bölgesini yakıp yıktı. Savaşlar ve salgın hastalıklar sebebiyle nüfuslarının beşte dördünü kaybetmiş olan Kabardeyler’in bir kısmı Kuban ırmağının ötesinde yaşamakta olan Adige kabileleri arasına göç ettiler. Doğudan batıya doğru yeni kalelerle Kabardey’i kuşatan Rusya böylece onlarla diğer Kafkas halklarının irtibatını da kesmişti (Kasumov 1992: 49).

Karadeniz sahilindeki Anapa’nın 1827’de Rus ordusu tarafından ele geçirilmesinin ardından Karadeniz Kıyı Hattı oluşturuldu. Bu hattın vazifesi savaşçı dağ kabileleri olan Adigeleri kontrol altına alırken, onlara Osmanlı Devleti tarafından deniz yoluyla gelecek askerî yardımları önlemek ve ticareti engellemekti. Bu amaçla 1831-1838 yılları arasında Gelencik, Sucuk ve Novorossiysk kaleleri kuruldu. 1830-1842 yılları arasında kurulan 17 kale Rusya’nın Karadeniz kıyılarındaki güvenliğini sağladı. Bu kalelerde Azak bölgesinden getirilen Kazaklar ile Tuna ötesinden getirilen Zaporoj Kazakları görev yapıyorlardı (Pokshishevskiy 1984: 518).

1840-1850’li yıllarda Kuban hattı Kafkas dağlarına doğru yaklaştırılmaya başlandı ve buradaki ırmak boylarında yeni hatlar oluşturuldu. Urup, Laba ve Belaya ırmakları boyunca uzanan yeni Kazak hatları, bölgenin sarp dağlar, kayalıklar ve sık ormanlardan meydana gelen zor coğrafî şartları sebebiyle savunmaları zayıf hatlar olarak dikkati çekiyorlardı. Bu bölgede kurulan yeni Kazak köyleri arasında irtibatı sağlamak için yeni yolların inşa edilmesi gerekiyordu. Çok zor şartlar altında Rus hükûmeti Kafkas Dağları’nda bu yolları açmayı başardı (Pokshishevskiy 1984: 518).

Kafkas-Rus savaşlarının ardından, 1858-1866 yılları arasında bilhassa Batı Kafkasya’daki Adige kabilelerinin kitle halinde Osmanlı Devleti topraklarına göç etmeleriyle bölgedeki Kazak yerleşim birimlerinin savunmaları rahatlarken, Kazakların da Kafkasya’daki yeni topraklarına kalıcı bir biçimde yerleştirilmeleri giderek kolaylaştı. Kazak kolonileştirme hareketi sonucunda, 1912 yılı sonunda Kafkasya’da Kazaklara ait topraklar 17 milyon hektarı bulurken, bunlardan 2.430.000 hektarı Kazaklara ait özel mülkü oluşturuyordu (Pokshishevskiy 1984: 521).

1890’lı yıllarda Kuban eyaletine yerleştirilen Kazak göçmenlerinin sayısı giderek arttı. 1890’da 9.800 kişi, 1893’te 26.300 kişi, 1894’te 23.000 kişi, 1895’te 131.000 kişi Kuban Hattı civarında iskân edildi. Bu sayının giderek artmasını 1896 yılında bitirilen ve yeni göçmenlere ihtiyaç duyan Batı Sibirya Demiryolu Hattı’nın açılması engelledi (Pokshishevskiy 1984: 523).

ÇARLIK DÖNEMİNDE KAZAKLARIN TEŞKİLATLANDIRILMALARI

Çarlık Rusyası’nın askerî birliklerinin içersinde değişik alay ve bölükler oluşturan Kazaklar, 1845 yılından itibaren yüzer kişilik altışarlı gruplara ayrılmaya başladılar. Ordu içindeki sorumluluklarına karşılık bazı imtiyazlara sahip olan Kazaklar vergilerden ve askeri harcamalardan muaf tutuluyorlardı. Orduya düzenli asker vermiyorlardı ve Kafkasyalılardan ele geçirilen toprakların bir kısmı onların mülkiyetine bırakılıyordu. Kazaklar askeri hizmetlerin dışında sınırların korunması, yol, posta, bakım-tamir, nüfus sayımı, vergi toplanması ve diğer görevlerle birlikte Kafkasya halkları arasında meydana gelen ayaklanmalara karşı da jandarma vazifesi yapıyorlardı. Çiftçilikle de uğraşan Kazakların genellikle nehir boylarına kurdukları köylerin merkezlerinde kilise, köy idare binası, orta dereceli okullar ve alış-veriş için dükkanlar bulunuyordu.

Kafkasya’daki Don, Kuban ve Terek Kazak Ordularının her biri askerî bir merkeze bağlı olup, başlarında “Büyük Ataman” statüsünde bir komutan bulunurdu. Bu merkezin bölge ve nahiyelerinin başında ise “Küçük Atamalar” yer alırdı. Görev başına çağrılan her Kazak atı ve techizatı ile birlikte görev yerinde bulunmak zorundaydı. Bütün Kazak erkekleri 18 yaşından başlamak üzere yirmişer yıl mecburi olarak askeri hizmette bulunmak zorundaydılar. Çarlığın yıkılmasının ardından 1918 yılında Kazakların statüsü diğer vatandaşların seviyesine indirildi.

Kafkasya halklarıyla yüzyıllar boyu savaş şartları altında yaşayan Kazaklar zamanla Kafkasya halklarının hayat tarzlarını, giyim-kuşamlarını, silahlarını, binicilik ve savaşçılık özelliklerini benimsemeye ve taklit etmeye başladılar. Rus yazarı Tolstoy “Kazaklar” adlı romanında bundan şöyle bahseder:

“Kazağın giyimi olduğu gibi bir Çerkes giyimidir ve çok gösterişlidir. En iyi silahlar Dağlılardan (Kafkasyalılardan) alınır, en iyi atlar gene onlardan ya satın alınır ya da çalınır. Genç bir Kazak Tatarca bilmekle kurumlanır, gönül eğlemek için kardeşiyle bile Tatarca konuşur. Bütün bunlara karşılık, dünyanın bir köşesine atılmış, yarı vahşi Müslüman kabileleriyle, askerlerle çevrili bu Hıristiyan halk, kendini uygarlığın en yüksek aşamasına erişmiş sayar. Sadece Kazakları insan görür, onların dışında herkese hor bakar.

Kazak zamanının büyük bir kısmını karakollarda, seferlerde, avda, balık tutmakta geçirir. Evinde hemen hemen hiç çalışmaz. Köye inmesi büyük bir olaydır, indi mi de eğlencesine bakar.

Kazaklar şaraplarını kendileri yaparlar. İçki içmek yalnız tümüne özgü bir eğilim değil, aynı zamanda bir gelenektir onlar için. Bundan kaçınmak ise ihanet gibi bir şeydir.

Kazak, kadına kendi rahatını sağlayan bir araç gözüyle bakar. Kızların eğlenmesine pek karışmaz ama, evli kadını genç yaşından ihtiyarlayana kadar çalıştırır. Doğu geleneklerinin gereği olarak kadının uysal ve çalışkan olmasını ister. Bu görüşler yüzünden Kazak kadını hem ruh hem de fizik bakımından iyi gelişmiştir. Genel olarak Doğuda olduğu gibi, görünüşte erkeğine boyun eğer, ama evin yönetiminde Batılı kadınla karşılaştırılamayacak kadar etkilidir.

Kazak, çalışmanın bir Kazak için ayıp olduğuna, ancak bir Nogay işçisine ve kadınlara yakışır bir şey olduğuna kesinlikle inanmıştır.

Kazak kadınları da Çerkes giysileri giyerler. Yalnızca başörtüleri Rus biçimidir. ” (Tolstoy 1974: 32-34)

Tolstoy “Kazaklar” adlı romanında Kazak toplumunun sosyal yapısı, âdetleri-gelenekleri hakkında detaylı bilgi verirken, onların etno-psikolojik yapıları ile de ilgili önemli tahliller yapmaktadır ki, bunlar günümüz Kazak toplumunun davranış biçimlerini anlamada ve analiz etmede son derece önemli bilgiler içermektedir.

Kafkas-Rus savaşlarının Kafkasyalıların yenilgisiyle sonuçlanmasının ardından yüzbinlerce Kafkasyalı, bu cümleden Abhaz, Adige, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstanlı Osmanlı Devleti topraklarına sürüldüler. Bilhassa Batı Kafkaslarda Abhaz ve Adigelerin yaşadıkları ve işleyerek müreffeh bir hayat sürdürdükleri topraklar neredeyse tamamen boşaltılarak Rus köylülerine ve Kazaklara dağıtıldı. Batı Kafkasların en verimli mıntıkası olan Kuban’da Kazaklara adam başına 33 hektar toprak verildi. Ancak bölgenin yerli halklarının topraklarından sürülmelerinin ardından Kazaklar, sarp dağlar, tepeler, sık ormanlar ve vadilerle kaplı bu engebeli coğrafyada toprağı işlemeye muvaffak olamadılar. Adigelerin yüzlerce yılda yetiştirdikleri bağlar, bahçeler, tarım alanları mahvoldu. Çalışmayı ayıp sayan bir zihniyete sahip Kazakların elinde yok olan bu zenginlik Rusların bile dikkatini çekti. Nitekim, Yakov Abramov 1884 yılında Petersburg’da yayımlanan “Kafkasya Dağlıları” adlı makalesinde şunları yazmaktadır:

“Dağlılar gittikten sonra Kazakların hiçbir işe yaramayacağı ve bunların medeniyete liyakatsizliği hemen kendisini gösterdi. Yalnız 1868 yılında 12 Kazak stanitsası lağvedildi. Ben, Batı Kafkaslarda vaktiyle Dağlıların yeşil çimenli ovalarının, tarlalarla ve bağlarla örtülen geniş sahalarının Rus hakimiyeti zamanında harabe haline döndüğünü kaydetmiştim. Aynı vaziyeti Terek Vilâyeti’nde de müşahede ediyoruz. Üç yıl yaşadığım Nalçik’te senelerce sarfedilen emeğin mahsulü olan Kabardin medeniyetinin Ruslar tarafından ne vahşilikle imha edildiğine şahit oldum. Zengin ve mâmur memleket boşaltıldı ve harabeye döndü. Medeniyetin yayılması için Kazaklar katiyen işe yaramadı. Evvelce Dağlılar tarafından iskân edilmiş yerler kimseyi celbetmiyor. Buralarda ekin ekmeye imkân bulunacağına kimse inanmıyor. Halbuki bu yerlerde yoğun bir biçimde halk yaşıyordu ve her taraf ekilmişti. Kuru taşlar ve kayalar üzerinde sırf insan eliyle yapılmış tarlalar ve otlaklar, baştan başa çalılarla örtülmüş ve medenî ziraat kaybolmuştur.” (Hızal 1961: 51)

Bir başka Rus yazarı olan P. Tsirulnikov, “Çerkes-Abzehlerin Eski Harabeliklerinde” adlı makalesinde Kafkasya’da yerleştirilen Kazaklar için şunları söylemektedir:

“Bu zengin memleket Kazaklara üvey ana oldu. Kazakların sefaleti o dereceye geldi ki, ‘Şöhret Kazak şöhreti, hayat köpek hayatı’ sözü bir darb-ı mesel halini aldı.” (Hızal 1961: 51)

SOVYET İHTİLALİ DÖNEMİNDE KAZAKLAR

1917 Bolşevik ihtilaliyle bütün imtiyazlarını kaybeden Kazaklar derhal kendi yönetimlerini kurmaya ve geleceklerini tayin etmeye koyuldular. Kazak generali Kaledin liderliğinde kurulan Don Kazak Devleti’nin ardından, bu devlete karşı olan Kuban ve Terek Kazak Devletleri de peşi sıra kuruldu. Ancak bu Kazak devletleri henüz tam olarak teşkilatlanamadan harekete geçen Sovyet ordusu 1918 Martında Kazak devletlerini ele geçirdi. Bu sırada Almanların Ukrayna’nın doğusundan Don bölgesine ilerlemeleri Kazakların tekrar toparlanmaları için bir fırsat oldu. Beyaz Ordu komutanı general Denikin’in Kuban bölgesindeki Bolşevik yönetimine son vermesi Kuban ve Terek’te Kazak devletlerinin yeniden kuruluşunu kolaylaştırdı. Ancak Beyazların Kazakların bağımsızlığına karşı çıkmaları ve gelişen olaylar neticesinde Denikin’in güç kaybederek Kafkasya’yı terk etmesinin ardından, 10 Ocak 1920 tarihinde Kazaklar Don-Kuban-Terek Birleşik Kazak Devletini kurdular. Ancak bu devlet fazla uzun ömürlü olmadı ve Sovyetler 1922’de Kazak devletini yıkarak, Don Sovyet Cumhuriyeti ve Kuban Sovyet Cumhuriyetini tesis ettiler. Sovyetler bir sonraki aşama olarak Kazak Sovyet Cumhuriyetlerini de tasfiye ederek, Kazak adını ortadan kaldırdılar. Buna mukavemet eden Kazakların direnişi ancak 1924 yılında kırılabildi (Arslan 1998: 152).

PERESTROYKA VE RUSYA FEDERASYONU DÖNEMİNDE KAZAK HAREKETİ

Gorbaçev’in Sovyet toplumunu serbestleştirme hareketinin en beklenmedik sonuçlarından biri Rusya’nın ve Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerindeki Kazak topluluklarının yeniden dirilişiydi. Sovyet hâkimiyetinin ilk yıllarından beri ilk defa olarak 1990 yılında Kazaklara resmen birleşme izni verildi. 1990 yılının Haziran ayında Moskova’da kurulan Kazak Birliği bütün Kazakları birleştirme amacında olduklarını bildirdi. 1920’lerden 1940’lara kadar Sovyet hükûmeti tarafından sert bir baskı altında tutulan Kazakların yeniden canlanma hareketleri ancak 1980’lerin sonunda, Kazakların Sovyet aleyhtarı ve hükûmet karşıtı oldukları hususundaki suçlamaların kaldırılmasından sonra başladı. Bunu, çeşitli Kazak örgütlerinin kitle halindeki uyanışları takip etti. Çarlık Rusyası döneminde “Ordu” adı verilen Kazak topluluklarının örgütlenme biçimleri Don, Kuban, Terek ve Orenburg Ordularının yeniden kurulmasıyla günümüze uyarlandı. Bu ordular bir bölgede yoğun olarak yaşayan Kazak nüfusunu birleştirdi. Ancak Çarlık Rusyası dönemindeki benzerlerinin tersine, bu yeni Kazak Orduları askerî-idarî birimleri temsil etmiyorlardı ve Kazakların eskiden sahip oldukları imtiyazları taşımıyorlardı.

Bölge teşkilâtları da hesaba katılırsa, toplam olarak Rusya’da 200, Ukrayna’da 9, Moldova’da 5, Kazakistan’da 6, Kırgızistan, Tacikistan ve Letonya’da birer Kazak örgütü faaliyet göstermektedir.

1989-1991 yılları arasında, liderliğini Sovyetler Birliği başkanı M. Gorbaçev’in yaptığı Birlik Merkezi ile Boris Yeltsin liderliğindeki Rusya Demokratları arasındaki mücadele sırasında, her iki taraf da muhtemel müttefikleri olarak gördükleri Kazakların desteğini aradılar. Birlik Merkezi başlangıçta bu desteği almakta başarılı oldu.

İlk büyük Kazak örgütü olan Kazak Birliği, 28-30 Haziran 1990 tarihinde düzenlenen bir kongre sırasında kuruldu ve 1992 yılında resmen tescil edildi. Kazak birliği kurulur kurulmaz kendisini Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin kontrolü altında buldu. Birliğin liderlerinin bir çoğu orta seviyedeki parti üyeleri ve devlet yöneticilerinden meydana geliyordu. Birliğin atamanı olan Aleksandr Martinov Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin bir üyesiydi ve Moskova Otomobil Fabrikası’nın yöneticilerinden biriydi. Yardımcılarından Gari Nemçenko bir Komünist Parti üyesi, Mihail Şolohov albay ve meşhur yazar Şolohov’un oğlu, Gennadi Koçetkov bir KGB görevlisi, Vladimir Bogaçev bir tuğgeneral ve Uzak Doğu Askerî Bölgesi komutan yardımcısı idi. İlk televizyon konuşmasında “Kazak Birliği’nin amaçlarının Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin amaçlarıyla tamamen örtüştüğünü” belirten Valeriy Latinin de ataman yardımcılığına getirildi. Kazak Birliği ayrıca merkezî hükûmetten ve mahallî parti organlarından da önemli destek sağladı.

1991 yılında, Rusya’daki ilk başkanlık seçimlerinin arifesinde, Kazak Birliği’nin liderleri üyelerine Nikolay Rijkov’a oy vermeleri için çağrıda bulundular. Kazak Birliği’nin bazı eylemcileri 1991 Ağustosu’ndaki askerî darbe girişimini desteklediler. Ancak ataman Martinov’un Birlik üyelerine soğukkanlılıklarını korumaları yönünde telkinde bulunması onun muhalifleri tarafından “korkakça bir bekle-gör ve karışmama” politikası olarak değerlendirildi.

Moskova’daki askerî darbe girişiminin başarısızlığı, Kazak Birliği’ni kendilerini destekleyen Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin çöküşüyle birlikte büyük bir krize sürükledi. Birlik üyelerinin büyük bir çoğunluğu “Beyaz” anti-komünist Kazak örgütlerine geçtiler ve birliğin liderleri istifaya zorlandılar. Şolohov ve Nemçenko da bu liderler arasındaydı.

Şiddetli bir anti-komünist olan S. Meşçeryakov, Şolohov’un yerine geçerek ataman yardımcısı oldu ve ataman Martinov’a istifa etmesi için baskı yaptı. Bu teşebbüsün başarısızlığa uğraması üzerine, Meşçeryakov “Güney Rusya Kazak Cumhuriyetleri Birliği”ni kurmak amacıyla Kazak Birliği’ni terk etti. Ancak Meşçeryakov’un ayrılıkçı hisleri Kazakların çoğunluğu tarafından hoş karşılanmadığından, onun bu hareketi etkisini çabuk kaybetti.

1993 yılı boyunca, Kazak Birliği’nin liderleri kendilerinin muhalif görüşlerini değiştirmeden, Kazakları hükûmet hizmetine çekmeye çalışan Rusya hükûmetiyle tedricen bir işbirliği içine girdiler.1993 yılının ilkbahar ve yaz aylarındaki anayasa krizi sırasında, Birlik liderliği başkan Yeltsin’in bazı uygulamalarını destekledi. Kazak birliği, ülkedeki herhangi bir olağanüstü durum ya da sıkıyönetim uygulaması sırasında kendilerine ihtiyaç duyulursa, güvenliği sağlamada yardımcı olmaya hazır olduklarını ilân etti.

KAZAKLARLA KAFKASYA HALKLARI ARASINDAKİ ETNİK MÜCADELE VE GERİLİM

Rusya’nın Kafkasları kolonileştirme harekatıyla birlikte Terek Irmağı boyunca Kazaklar yerleştirildi ve Terek Irmağı Kafkasyalılarla Rusya arasında Kazak yerleşim birimlerinin ileri karakol vazifesi gördüğü bir sınır haline geldi.

1567 yılında Kazaklar tarafından kurulan ve 1980’lere kadar nüfusunun % 80’ini Rusların oluşturduğu Kızlar şehrinde 1990’lı yıllarda Rus nüfus % 50’ye düştü. Çeçen direnişçilerin saldırılarından korkan Ruslar Dağıstan’ı terk etmeye başladılar. Ancak bölgedeki Rus nüfusunun azalmasına mahalli Kazak örgütleri kesin bir biçimde karşı koydular. Düzenledikleri birçok toplantıda Kazaklar bölgelerinin Dağıstan’dan ayrılmasını gündeme getirdiler. Sovyet İhtilali öncesinde Terek Kazak Ordusu’nun toprakları şimdiki Stavropol, Dağıstan, Çeçenistan, Kabardin-Balkar ve Kuzey Osetya topraklarına yayılmış biçimde tek bölgesel-idarî bir birim oluşturuyordu. Perestroyka’dan sonra Terek Kazakları, Rusya Kazak Orduları Birliği’nin bir parçası olan Terek Kazak Ordusu içinde örgütlendiler ve Kazak topraklarının Kafkasya’daki yerli halklara ait cumhuriyetlerin topraklarından ayrılmasını istediler (Rotar 1996).

Kazaklarla Çeçenler arasında süre gelen etnik çatışma ihtimali göze alındığında, 1996 yılının Ocak ayında Dağıstan’ın Kızlar şehrinde Çeçen direnişçi Salman Raduyev’in düzenlediği rehin alma eyleminde, bu şehrin tesadüfî olarak seçilmediği anlaşılıyordu.

Kafkas-Rus savaşları boyunca Kazaklarla Çeçenler arasındaki ilişkiler her zaman gerginliğini korumuştu. Terek Irmağı boyunca kurulan Kazak stanitsaları ve kaleleri Kafkasya’nın dağlı kabilelerini baskı altında tutmayı amaçlıyordu. Kazaklarla Çeçenler arasındaki çatışmalar Sovyet döneminde bile sık sık patlak verirken, Çeçenistan’da Cohar Dudayev’in iktidara gelmesiyle daha da alevlendi.

Çeçenler tarih boyunca olduğu gibi, yine Kazak köylerine sığır ve araba çalmak için saldırılar, baskınlar düzenlemeye başladılar. Bu olaylar neticesinde, Terek Kazak Ordusu Atamanlar Konseyi Rus birliklerinin Çeçenistan’ı işgalini hoş karşıladıklarını ve gönüllü birliklerini göndermeye hazır olduklarını bildirdi. 1996 yılı Mart-Mayıs aylarında General Yermolov Kazak Taburu Çeçenistan’da direnişçilere karşı savaşa girerken, Terek Kazakları da böylece bu savaşa karışmış oldular. Rus birliklerinin Çeçenistan’dan çekilmeye başlamaları üzerine 1996 yılı Aralık ayında Terek Kazakları Mineralnıy Vodı şehrine giden demiryolunu kestiler ve Çeçenistan’daki Kazak bölgeleri olan Naurski ve Şelkovski ilçelerinin Stavropol Eyaletine bağlanmasını istediler (Rotar 1996).

Çeçenistan Cumhuriyeti ile Stavropol Eyaleti arasındaki gerilim 1991 yılından beri giderek artmaktadır. Stavropol Eyaleti’nin Çeçenistan ile sınır olan doğu bölgelerinde Çeçen silâhlı gruplarının sayısız terörist saldırıları, adam kaçırma olayları, araç ve sığır çalma teşebbüsleri kaydedilmiştir. Bölgede yaşayan Kazaklar bunun üzerine bazı siyasî taleplerini gündeme getirerek, Çeçenistan’da yaşamakta olan Kazakların soykırımının engellenmesini, kendilerini savunmak amacıyla silâhlanan Kazaklar hakkında dava açılmamasını, Çeçenistan’daki tarihî Kazak topraklarının buradan ayrılarak Terek Bölgesi adı altında Stavropol Eyaleti’ne bağlanmasını, Terek Kazak Taburlarının resmen silâhlandırılmasını istediler. Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in, Terek Kazak Ordusu’nun statüsünü onaylayan kararnamesinin ardından, Stavropol Bölge Güvenlik Konseyi Kazak Savunma Güçleri oluşturulması ve sınır bölgelerinde yaşamakta olan Kazakların silâhlandırılması meselesine önem verdi.

1989-1999 yılları arasında iki milyondan fazla göçmenin Kafkasya’nın değişik bölgelerine yerleşmek amacıyla göç etmeleri Kafkasya nüfusunun etnik yapısında olumsuz etkilere yol açtı. Özbekistan ve Kırgızistan’daki etnik çatışmalardan sonra buradan kaçan Ahıska Türkleri, Karabağ savaşından kaçan Azeriler ve Ermeniler, Oset-Gürcü çatışmasından kaçan Güney Osetyalılar Kafkasya’ya sığındılar. Bu dönemde Kafkaslara yerleşen yeni göçmenlerin 1.300.000’i Rusya Federasyonu’nun değişik bölgelerinden gelirken, 700.000’i de eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelmişlerdi. Bu göçmenlerin yaklaşık 700.000’i Krasnodar Eyaletine, 480.000’i Rostov Bölgesine, 360.000’i Stavropol Eyaletine yerleşmişlerdi. Bu etnik hareketlilik özellikle bu üç bölgede yaşamakta olan Kazaklar arasında huzursuzluğa yol açtı.

1999 yılı Eylül ayında, Don Büyük Ordusu’nun yeni seçilen atamanı V. Vodolatskiy, Atamanlar Konseyi’nde bölgedeki etnik ilişkilerle ilgili olarak Rusya Federasyonu başkanı ile başbakanına, Rostov ve Volgograd bölgesi halklarına ve Rostov Bölge İdaresi Başkanı V. Çub’a müracaat ederek, bölgelerine yönelen göç hareketine yönelik acil tedbirler alınmasını ve düzenlemeler yapılmasını talep etti. Vodolatskiy’in V. Çub’a yazdığı açık mektupta kısaca şunlar söyleniyordu:

“Bölgemizde konumlarını güçlendiren Çeçen, Avar, Ahıskalı, Azeri, Abhaz, Dağıstanlı ve Ermeniler ile Kafkasların diğer bölgelerinden etnik gruplar, mahallî idarecilerin göz yummasıyla saygısızca ve hatta taşkınca davranarak, bölge sakinleri ve bilhassa Kazaklar arasında endişe uyandırmaktadırlar. Bölge sakinleri ile bu diasporaların temsilcileri arasında meydana gelen hadise ve çatışmalarda ise, onlar alaycı bir biçimde bütün yetkilileri rüşvete bağladıklarını ve kendilerini bölgenin asıl efendisi olarak hissettiklerini belirtmektedirler. Bu durum etnik mücadeleyi tahrik etmektedir. Don Büyük Ordusu’nun Kazakları katiyetle inanmışlardır ki, Rostov Bölgesine yönelen bu göç hareketi kendiliğinden oluşmuş değil, örgütlenmiş ve düzenlenmiş bir süreçtir.”

Kazakların bu ifadelerine karşılık Rostov Bölgesi yetkilileri göçü kontrol altına alacak yeni kuralları uygulamaya koydular.

Kazak ayrılıkçı hareketi 9 Ağustos 1995’te Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in Kazak topluluklarını tescil eden kararnamesi sonrasında başladı. Kazaklar resmî yetkililer tarafından resmen tescil edilmekle birlikte siyasî faaliyetlerle meşgul olmaktan men edildiler. Hükûmet tarafından resmen tescil edilmeyen ve kendilerini Kazak etnik grubunun temsilcileri olarak adlandıran Kazak alt grupları, tescil edilmiş Kazaklara karşı bir muhalefet oluşturarak onlarla çatışmaya girdiler.

Bilhassa Çeçenistan’a sınır komşusu olan Stavropol Eyaleti yöneticileri Kazakların baskıları neticesinde, Kazak teşkilâtlarının denetiminde olmak üzere bütün halkı silâhlandırma meselesini gözden geçirmeye başladılar. Ancak Çeçenistan gibi silâh deposu bir bölgeye komşu olan bir başka halkı silâhlandırmanın, bir etnik savaşa yol açma ihtimali gözden kaçırılmamalıdır. Çeçenlerle Kazaklar arasında çıkabilecek bir savaşın bütün Güney Rusya Kazaklarını olduğu gibi Kafkasyalıları da ayaklandırma ve savaşa sokma riski muhtemeldir.

Rostov Bölgesinde mülteci konumunda bulunan Çeçenler ve Dağıstanlılar ile Kazaklar arasında bir etnik çatışma ihtimali bulunmaktadır. 2000 yılının ilk üç ayında burada Kazaklarla Kafkasyalılar arasında siyasî temele dayanan pek çok çatışma gerçekleşmiştir. Neticede Çeçenlerin bölgeden tahliye edilmelerini isteyen bir toplantı düzenlenerek, Kazakların burada onlarla birlikte yaşayamayacakları açıklandı. Rostov Bölgesindeki ekonomik sıkıntılar da Kazaklarla Kafkasyalılar arasındaki gerginliğin artmasına sebep olmaktadır. Ziraat sektörünün küçülmesi bölgedeki işsizlik problemini yalnız mülteci Çeçenler için değil, bölgenin yerli sakinleri için de ağırlaştırmıştır. Bu durumda, göçmenlerin bölge sakinlerinin yerine işe alınmaları bir ayrımcılık yaratmakta, bu da etnik çatışma tehlikesini körüklemektedir. Sabit gelir kaynaklarının yokluğu zirai ürünlerin çalınmasına yol açmakta, bölge sakinleri bu hırsızlıklardan göçmen Kafkasyalıları sorumlu tutmaktadırlar.

1999 yılında Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanlığı seçimleri etnik gruplar arasında tam bir rekabet ve mücadeleye sahne oldu. Rusya Federasyonu Kara Kuvvetleri Komutanı iken emekliye ayrılarak aday olan Karaçay kökenli V. Semenov, Adige aday Derev’e karşı seçimleri kazandı. Seçimler bölgede yaşayan Kazakların da ikiye ayrılmalarına yol açtı. N. Kozitsin atamanlığındaki Don Kazakları Adigelerin tarafında yer alırken, Yu. Antonov atamanlığındaki Kuban Kazakları Karaçaylıları desteklediler.

19. yüzyıl başlarında İnguşlar Terek ırmağının sağ tarafında yaşıyorlardı. Çarlık Rusyası 1810 yılında İnguşlara toprak mülkiyeti hakkı tanıdı ve Oset toprakları ile İnguş toprakları arasına sınır çizildi. Osetler ve İnguşlar 1860’lı yıllara kadar bu sınırın iki tarafında yaşadılar. Kafkas-Rus savaşları sırasında topraklarından göç ettirilen İnguşların yerlerine Rus Kazakları yerleştirildi. İnguşların bir bölümü Oset topraklarında kalırken bir bölümü de Çeçenlere komşu topraklarda kaldılar. İnguşlar topraklarını geri alabilmek için Rus Kazakları ile mücadeleye giriştiler (Tavkul 2002: 84).

Çarlık Rusyası 1917’de yıkıldıktan sonra Kafkasya’da kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti 1920 yılında bir karar alarak Çarlık döneminde Kazaklara verilen İnguş topraklarını İnguşlara iade etti. Sovyet işgaline uğrayan Birleşik Kafkasya Cumhuriyetinin ortadan kalkmasıyla Sovyetler tarafından Kafkasya’da sözde özerk cumhuriyetler kuruldu. 7 Temmuz 1925’de Rusya Federasyonuna bağlı Kuzey Osetya Özerk Bölgesi oluşturuldu. Bu bölge 5 Aralık 1936’da özerk cumhuriyet statüsüne yükseltildi. Bu arada Kuzey Osetya cumhuriyetinin başkenti Orconikidze (Vladikavkaz) şehri Osetler ve İnguşlar arasında bölündü. Terek ırmağının sol tarafı Osetlere verilirken Prigorodnıy Rayon adı verilen Terek ırmağının sağ tarafı İnguşlara bırakıldı. 1939 nüfus sayımına göre Prigorodnıy bölgesinin 33.800 kişilik nüfusunun 28.100 kişilik bölümü İnguşlardan oluşuyordu (Tavkul 2002: 85).

1999 yılı Ağustos ayı başlarında Şamil Basayev komutasındaki Çeçen silâhlı birliklerinin Çeçenistan-Dağıstan sınırından Dağıstan’a geçerek sınırdaki üç köyü işgal etmeleriyle birlikte Rus-Çeçen çatışması yeni bir boyut kazandı. Basayev ve Hattab komutasındaki Çeçen silâhlı grupları Çeçenistan’ın Vedeno bölgesinden Dağıstan’ın Botlih bölgesine girerek 3 köyü ele geçirdiler. Rusya başbakanı Sergey Stepaşin Genel Kurmay Başkanı Anatoli Kvaşnin’den askerî müdahalede bulunmasını istedi. Rusya Çeçenlerin Dağıstan’da işgal ettikleri bölgelere bir operasyon düzenledi. Ancak 1994-1996 yıllarındaki Rus-Çeçen savaşında hezimete uğrayan Rusya bu defa Çeçenlere daha temkinli yaklaşmayı tercih etti. 8 Ağustos’ta Yeltsin’in emriyle bölgeye giden Rusya Başbakanı Sergey Stepaşin “Çeçen savaşındaki hataları tekrarlamayacağız. Daha fazla Rus askerinin ölmesine izin vermeyeceğiz” diyerek Rusya’nın ihtiyatlı tavrını sergiledi.

Dağıstan’daki Çeçen güçlerine karşı Rusya, İçişleri Bakanlığına bağlı özel OMON birliklerini bölgeye gönderdi. Bu arada bölgede yaşamakta olan Rus Kazakları da Rusya tarafından silâhlandırılmaya başladı.

1994-1996 yılları arasındaki Çeçen-Rus savaşı sırasında 400 bin kişi Çeçenistan’dan kaçarak mülteci konumuna düştüler. Savaşın bitmesini tâkip eden aylarda bunların yaklaşık 200 bin kadarı geri döndü. Çeçenistan’da yaşamakta olan Avar, Nogay, Kumuk ve Rus Kazakları Çeçenlerden gelebilecek bir ters tepkiden çekinerek toplumsal konularda onlarla bir rekabet ve çekişme içine girmekten kaçındılar. Kültürel merkezler ve birlikler oluşturmuş olan bu etnik gruplara karşı Çeçenler de aleyhte bir davranış sergilemediler (Tavkul 2002: 140).

Dağıstan’da yaşamakta olan Ruslar iki gruba ayrılmaktadırlar. Birinci grup Çarlık Rusyası döneminde 16. yüzyıldan itibaren Terek ırmağının sol kıyılarına yerleştirilen Kazaklardır. İkinci grup ise bölgenin Rusya hâkimiyetine geçmesinden sonra 19.-20. yüzyıllarda bölgeye göç edip, büyük çoğunluğu şehirlerde yerleşen Rus göçmenleridir.

Kazakların Terek ırmağının sol kıyılarındaki toprakları bugünkü Kızlar bölgesi içinde kalmaktadır. 1960’larda burada yaşamakta olan Rus olmayan nüfus bölgenin % 15’ini meydana getiren bir azınlık durumundaydı. Ancak yüksek doğum oranı ve dağlık bölgelerden ovalara büyük bir nüfusun göç ettirilmesiyle, günümüzde Kızlar bölgesinde Rus olmayan nüfus toplam nüfusun % 50’sini meydana getirmektedir. Ruslar mahallî idarî birimlerde temsil edilmemekte, meselâ bölgenin polis teşkilatının ancak % 10’u Ruslardan meydana gelmektedir. 1990’da Rus Kazakları Aleksandır Elson liderliğinde “Aşağı Terek Kazak Birliği”ni kurdular. Bu teşkilat Dağıstan’dan Stavropol’a kadar bütün Rus Kazaklarının bölgelerini birleştirmeyi amaçlıyordu. Dağıstan’daki Rus Kazaklarının kurduğu “Aşağı Terek Kazak Birliği” aynı zamanda Kuzey Osetya’nın başkenti Vladikavkaz’da üslenmiş olan Terek Kazak Ordusu teşkilatının da bir üyesi idi. Dağıstan’daki diğer Ruslar da Sergey Sinitsin liderliğinde kurulan Rusya Slav Hareketi adlı teşkilatın çatısı altında birleşmişlerdi.

1994 yılı Temmuz ayında Mahaçkala’da Russkaya Obşçina (Rus Toplumu) adıyla yeni bir örgüt kuruldu. 200 bin kişilik Rus toplumunu temsil ettiğini ileri süren bu örgüt Dağıstan’daki Rusların haklarını koruma amacında olduklarını bildirdi. Rusya Federal Hükümeti bu örgütü destekleyerek Dağıstan’ın iç politikasındaki etkisini artırmayı düşünüyordu.

Kazaklar ve Ruslar bugün Dağıstan’da devletin üst siyasî kademelerinde temsil edilmemektedirler ve ekonomik reformlar ile özelleştirme konularından yararlanamadıklarını düşünmektedirler.

Vladikavkaz’da üslenmiş daha radikal Kazak örgütleri Kafkasya’daki ortamı gerginleştirirken, Dağıstan’daki Rus Kazakları henüz fazla sert iddialarla ortaya çıkmamaktadırlar.

1990-1991 yıllarında genellikle Avarların desteklediği, Dağıstan’ın Rusya Federasyonu ile olan bağlarının koparılması teklifine Kazaklar şiddetle karşı çıkmışlar ve Avarlar ile Kazaklar arasındaki ilişkiler gerginleşmişti. Kazaklar Rusya Federasyonu içinde askerî bir toplumsal sınıf olarak tanınmak istiyorlardı. Kazaklar Dağıstan’ın Rusya Federasyonundan tam bağımsızlığını ilan etmesi durumunda kendi topraklarını Rusya Cumhuriyetine katmakla tehdit ettiler. 1990’da Kuzey Osetya’nın başkenti Vladikavkaz’da gayrı resmî bir Terek Kazak Ordusu’nun kurulması bölgedeki Kafkas halklarını endişeye sevketti. Oset-İnguş etnik çatışmalarında Osetlerin yanında yer alan Terek Kazak Ordusu Rusya Federal Hükümeti tarafından umut ettiği desteği sağlayamadı.

Kafkasyanın özellikle batı bölgelerine nazaran Dağıstan, etnik ve siyasî açıdan Rusların zayıf oldukları bir ülkedir. Dağıstan halklarının sahip oldukları güçlü etnik kimliklerinin yanında, bölgede hâkim olan İslamî tarikatlar Dağıstan halkları arasında İslamî kimliğin de güçlenmesini sağlamış ve Ruslara karşı etnik ve siyasî direnişi hızlandırmıştır.

Dağıstan’ın toplam nüfusu içinde Rusların oranı düşük doğum nispeti ve göç sebebiyle azalmaktadır. 1959-1979 yılları arasında Dağıstan’daki Rus nüfusu 214.000’den 190.000’e düşmüştür. 1989-1994 yılları arasında 13.000 Rus’un Dağıstan’ı terk ettiği görülmektedir. Rusların yoğun olduğu Kızlar bölgesinden resmî olmayan istatistiklere göre her ay yaklaşık 500 Rus Rusya’ya göç etmektedir (Tavkul 2002: 165).

Adige Cumhuriyetinin yer aldığı Rusya Federasyonunun Krasnodar Eyaletinin merkezi olan Krasnodar şehri 17. yüzyıl sonlarında Zaporoj Kazakları tarafından kurulmuştu. Kazaklar Krasnodar şehrinde ve eyalette siyasî ve idarî bir güç oluşturdular ve hesaba alınması gereken bir güç olarak kaldılar. Moskova tarafından tayin edilen bir idareci tarafından yönetilen Krasnodar eyaletinde Kazaklar son yıllarda mahallî polis teşkilatına yardımcı unsurlar olarak görevlendirilmeye başladılar.

Kazaklara tanınan bu gibi ayrıcalıklar bölgenin etnik yapısında karışıklık ve huzursuzluklara sebep oldu. Resmî rakamlara göre 1994 yılında Krasnodar eyaletinde 120 farklı etnik grup yaşamaktaydı (Nissman 1995).

Son yıllarda Adige Cumhuriyetinin parlamentosunun aldığı üç aşamalı bir karar Krasnodar eyaletindeki var olan etnik dengeyi tehdit eder duruma geldi. İlk olarak Adige Cumhuriyeti parlamentosu Krasnodar eyaleti yönetimine, Karadeniz kıyısında yaşamakta olan Şapsığlar için özel bir bölge kurulmasını teklif etti. Adige parlamentosu ikinci olarak Adige Cumhuriyetinin sınırlarında bir değişikliğe gidilerek, Krasnodar eyaleti içinde bir ada görünümünde olan cumhuriyetin doğu sınırlarının Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti ile, güney sınırlarının ise Abhazya ile birleştirilmesini teklif olarak sundu. Adige parlamentosunun kendi anayasasını kabul etmesi ise Krasnodar eyaletinde hassas dengeleri sarsan üçüncü aşama oldu.

Krasnodar eyaleti yönetiminin başkanı Y.M. Haritonov 15 Nisan 1995’te yaptığı bir açıklamada Şapsığlara özerklik verilmesi konusunda Krasnodar eyaletinin değil, Moskova’nın söz sahibi olduğunu açıkladı (Nisman 1995).

Bundan iki ay sonra Krasnodar eyaletinde söz sahibi olan Kazak gruplarından “Kuban Vatanseverler Kongresi” Adige Cumhuriyetinin sınırlarında yapılacak her türlü değişikliğe karşı çıkacaklarını açıkladı. Kuban Vatanseverler Kongresi Adige Cumhuriyeti sınırlarının Karaçay-Çerkes ve Abhazya Cumhuriyetleri ile birleştirilmesinin Kafkasya’da bir Müslüman devletler kuşağı ya da Hazar denizinden Karadenize kadar Kafkasya’da bir islam devleti meydana getirme fikriyle bağlantılı olduğunu ileri sürdü.

Rusya Federasyonu’na göç etmek zorunda kalan Ahıska Türkleri gittikleri pek çok yerde Ruslar ve Kazaklar tarafından iyi karşılanmadılar ve aralarında sosyal, siyasî ve ekonomik sebeplere dayanan etnik gerginlik ve çatışmalar baş gösterdi. Özellikle Rusya Federasyonu’nun Kafkasya kısmında yer alan Krasnodar bölgesine göç eden yaklaşık 16.000 Ahıska Türkü buradaki Kazaklar tarafından istenmeyen unsurlar olarak ilan edildiler ve bölgeyi terketmeye zorlandılar. 1997 yılında sayıları 13.000 civarına düşen Krasnodar bölgesindeki Ahıska Türkleri en temel vatandaşlık ve insan haklarından mahrum olarak yaşarlarken, bölgedeki resmî yöneticilerin ve etnik grupların baskıları sonucunda bir etnik temizlikle karşı karşıya kalmışlardır. Bölgede hâkim etnik grup olan Kazaklardan oluşan polis güçleri Ahıska Türkleri üzerinde büyük bir baskı kurmuşlar ve haksız yere tutuklamalara ve hapis cezaları vermeye başlamışlardır. Sürgünlerinin yıldönümü olan 14 Kasım 1997’de düzenledikleri bir anma toplantısında Kazaklar Ahıska Türklerini açıkça katliam yapmak ve Krasnodar’dan sürmekle tehdit ettiler. Rusya Federasyonu hükümetinin Federatif İlişkiler ve Milliyetler Bakanı Vladimir Bauer Krasnodar’dan Türkiye’ye ve Gürcistan’a gönüllü olarak göç etmek isteyen Ahıska Türklerine destek sağlanacağını açıkladı. 24 Kasım 1997 tarihindeki açıklamasında Bakan yalnızca Rusya vatandaşlığına sahip Ahıska Türklerinin Krasnodar’da yerleşmelerine izin verileceğini bildirdi. Bu durum federal ve mahallî idarecilerin Ahıska Türklerinin organize edilmiş bir göçünü başlatmaya hazırlandıkları şeklinde yorumlandı. Fizikî-psikolojik bir baskının yanı sıra soykırım tehlikesi ile de karşı karşıya bulunan Krasnodar bölgesindeki Ahıska Türkleri gayrı insanî şartlar altında yaşamaya zorlanmaktadırlar. Rusya Federasyonu vatandaşlığına sahip olmadıkları için kanunî olarak çalışmaları, mülk sahibi olmaları, resmî belgeler edinmeleri ve hatta evlenmeleri bile yasaktır. Pasaport ve ehliyet gibi bölgeye göç etmeden önce edindikleri şahsî belgelerini kaybetiklerinde Rusya makamlarına başvurarak yenilemelerine imkân yoktur. Kendi aralarında yaptıkları evlilikler resmen onaylanmamakta ve tanınmamaktadır. Ahıska Türkleri Krasnodar bölgesinde sosyal güvenlik ve halk sağlığı sistemine de dahil edilmemişlerdir. Ortaokul seviyesinin üzerinde eğitim almaları da imkânsızdır. Ahıskalı çocuklar için okullarda Türkçe öğretmeyi isteyen öğretmen bulunmadığı gibi, onların haklarını koruyan hiçbir kanun da yoktur. Mahallî idareciler Ahıska Türklerinin Krasnodar bölgesinden başka bir yere göç etmeleri için iki sebep ileri sürmektedirler:

1-Ahıska Türkleri illegal yollardan gelip bölgeye yerleşmişlerdir. Vatandaşlık ve oturma belgeleri yoktur.

2-Ahıska Türkleri kültürel açıdan bölge insanlarıyla, özellikle Kazaklarla uyuşamamaktadırlar ve onların bölgedeki varlığı etnik çatışma tehlikesini güçlendirmektedir.

1998 yılı Mart ayında Krasnodar bölgesinin mahallî idarecileri ve bölgedeki aşırı milliyetçi Kazaklar Ahıska Türkleri üzerindeki baskılarını arttırarak onları bölgeyi terketmeye zorladılar. Krasnodar bölgesi Kazaklarının lideri Ahıska Türklerini bölgeyi derhal terketmeleri için uyardığını, şayet kendileri gitmezlerse bölgeyi zorla tahliye edeceklerini açıkladı. Moskova’da bulunan Ahıska Türklerinin teşkilatı “Vatan”ın başkanı Yusuf Sarvarov, Krasnodar’da mahallî idarecilerin etnik gerilimi azaltmaya yönelik hiçbir tedbir almadıklarını bildirdi. Krasnodar bölgesindeki problemi çözmek için 6-7 Haziran 1998’de Rostov’daki Bolşaya Orlovka’da düzenlenen görüşmede bu meseleler tartışılarak bir çözüm yolu bulunmaya çalışılırken, Ahıska Türklerinin Türk kimliklerini kaybetmeden ata yurtlarına dönüşleri için çalışılmasına karar verildi. Ahıska Türkleri Gürcistan’dan bir çözüm beklerlerken, Gürcü hükümetinden hiçbir ekonomik ve siyasî taleplerinin olmadığını, tek gayelerinin Gürcistan cumhuriyetinin bir vatandaşı olarak vatanlarına yerleşmek olduğunu ifade ettiler. Bugün Krasnodar bölgesinde kalan 12.000 Ahıska Türkü, Krımski, Beloreçenski, Apşeronski ve Abinski ilçelerinde yaşamaktadırlar.

SONUÇ

Etnik temelli siyasî grupların bölgede etkilerini artırma mücadelesi, Kafkasya’yı Rusya Federasyonu içersinde derinleşen krizlerin merkezi olan bir bölge haline getirmiştir.

Tarihî olarak, Kazaklar Kafkasya’ya coğrafî esasa göre çeşitli ırmak boylarında yerleştirilmişlerdi. Bu şekilde Don, Kuban ve Terek Kazak Orduları oluşturulmuştu. Kazakların günümüzdeki teşebbüsleri ise bu coğrafî bölünmeyi siyasî bir bölünmeyle yer değiştirmeye zorlamak yönündedir. Rusya Federasyonu yetkilileri Kazak hareketini kontrol altına almaya çabalamaktadırlar.

Kazakların örgütleri 19. yüzyılda Güney Rusya’yı Kafkasyalıların hücumlarından koruyan geleneksel Kazak Savunma Hattı’nın yeniden hayata geçirilmesine çalışmaktadırlar. 1989 yılından beri Kafkas cumhuriyetlerinden Rusya’ya göç eden Rus nüfusundaki büyük artış Kazak Savunma Birimlerinin oluşturulmaya başlanmasında önemli rol oynamıştır. Ancak Çeçen-Rus savaşında olduğu gibi, Kazakların Rusya tarafından silahlandırılması Kafkasyalı etnik gruplar arasında rahatsızlık yaratmaktadır.

Kazaklar kendilerini Ruslardan ayrı bir etnik grup olarak kabul ederek, etnik kimlik temelinde siyasî haklar istemektedirler. Kazaklar mülkiyet statüsü konusunda ayrıcalıklar, hükûmetin bütün organlarında temsil hakkı, prestijli işlerde görev almada öncelik gibi talepler dile getirmektedirler. Silâhlı çatışmaların yaşandığı bölgelere coğrafî yakınlığı öne sürerek, silâh taşıma haklarının meşrulaştırılmasında ısrar etmektedirler.

Kazakların Rusya Federasyonu’ndan esas siyasî talepleri Rus ordusunun içinde Kazak askerî birliklerinin kurulması, kendi idarî teşkilâtlarının eski haline getirilmesi ve Sovyet ihtilaliyle kaybettikleri haklarını ve ayrıcalıklarını yeniden elde etmektir.

KAYNAKÇA
ARSLAN, Ali (1998), “Don-Kuban-Terek Birleşik Kozak Devleti’nin kuruluşu ve bağımsızlığının tanınması için Osmanlı Devleti’ne müracaatı (1917-1921)” Kafkas Araştırmaları, IV, 129-152.
BADDELEY, John F. (1989), Rusların Kafkasya’yı istilası ve Şeyh Şamil.-İstanbul.
GÖKÇE, Cemal (1979), Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kafkasya siyaseti.-İstanbul.
HIZAL, Ahmet Hazer (1961), Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklal Davası.-Ankara.
KASUMOV, Aliy Hasanoviç - Hasan Aliyeviç Kasumov (1992), Genotsid Adıgov. İz İstorii Borbı Adıgov za Nezavisimost ve XIX veke.-Nalçik: İzdatelstvo “Logos”,
NISSMAN, David (1995), “Another Group in the Caucasus-The Adygey-Challange Moscow’s Control There” Prism, 1 (7), June 16.
POKSHISHEVSKIY, V.V (1984), “Geography of prerevolutionary colonization and migration processes in the North Caucasus”. Soviet Geography. Vol. 25, iss. 7, 514-528.
ROTAR, İgor (1996), “A New Caucasian War: Myth or Reality?” Prism, 2 (3), February 9.
SAYDAM, Abdullah (1995), “Kuzey Kafkasya’daki Bağımsızlık Hareketleri” Avrasya Etüdleri, 2 (1), 88-122.
TAVKUL, Ufuk (2002), Etnik Çatışmaların Gölgesinde Kafkasya.-İstanbul: Ötüken Neşriyat.
TOLSTOY, L.N. (1974), Kazaklar (Çev. Nedim Önal). İstanbul: Altın Kitaplar.

Doç. Dr. Ufuk TAVKUL

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery