Araftaki Kafkasya

Ocak 27, 2019

Araftaki KafkasyaKafkas halkının özgürlük savaşları, jeo-politik konumu nedeniyle her zaman uluslararası politikaların odak noktası olmuştur. XIX. yüzyılda ise Kafkasya yalnızca bölge güçleri olan Rusya, İran ve Osmanlı Devleti arasında değil o zamanki dünyanın sömürgeci güçleri olan İngiltere ve Fransa arasında da ‘Çerkes meselesi’ adı ile devleteler arası askeri ve siyasi çıkarlar çatışmalarında kilit bir rol

Ünlü Memluk Tarihçisi İbn İyâs’a göre Sultan Selim, Burcî-Çerkes hanedanlığı döneminde başa geçen Hoşkadem ve Timurbuğa’dan sonra Mısır’a hâkim olmuş üçüncü Rûmî’dir. İki Sünnî Müslüman devlet arasındaki savaşın kanlı olmasından üzüntü duyan İyas, Osmanlıların asırlık Memlûk mirasını barbarca imhasını eleştirmiştir. Kendi ülkelerinde âdil yöneticiler olarak ün yapmış Osmanlıların Mısır’daki vahşetlerine şaşırmış; onları barbar, edepten ve gelenekten yoksun kimseler olarak görmüştür. Soyluların, sanatçıların, meslek erbaplarının İstanbul’a sürülmesini lanetle anmış ve bunu Mısır için büyük bir kayıp olarak değerlendirmiştir. Ülkenin Osmanlılarca fethini, onu antik çağda harabeye çeviren Buhtunnasır’ın Mısır’ı almasıyla, 1258 yılında Moğolların Bağdat’ı istilâsı ve şehri yakıp yıkmasıyla kıyaslamıştır.

Osmanlının son dönemi Çerkes alimlerinden Düzceli Zahid Kevseri’de o dönemler Yavuz’un sürekli övülmesinden ve bazı ulema tarafından Türklük yapıldığı zannıyla rahatsızlık duymuş ve şunları söylemişti: “Tomanbay gibi bir kahramanı astırmış olan Yavuz Sultan Selim gibi bir yırtıcı kuş övülür mü?”

Son Çerkes Memluk sultanı Tomanbay (Çerkesce: Dumenbiy), 1516-1517 Osmanlı-Memlük Savaşı başlayınca Osmanlılar‘la çarpışmak için ordusunun başında Suriye‘ye giden amcası Çerkes Memluk Sultanı Kansu (Kanşaw) Gavri yerine Kahire‘de saltanat vekili olarak kaldı. Kansu Gavrinin Mercidabık Savaşı‘nda silah ve top bakımından güçlü Osmanlı ordusuna yenilmesi ve ölmesi (1516) üzerine Malik ül-eşref ünvanıyla Memluk hükümdarı ilan edildi. Bu savaşta Çerkes emirlerden Hayrbiy (Hayır Bey) Çerkes Memluk Tarihçisi İbn İyas’ın kaydettiğine göre memluk ordusunun sol kanadına kumanda ediyordu ve sağ kanat kumandanı Sıbay’ın ölümü üzerine askerlerinin dağıldığını görünce savaş meydanından çekilerek sol kanadın çökmesine neden olmuştu ve Şam’ın zaptından sonra Sultan Selim’in yanına giderek sancak beyi olarak görevlendirildiyse de(27 ağustos 1516) sonradan Mısır’a kaçtığı bilinmektedir.

Tomanbay’ı bekleyen çok büyük bir sorun vardı. Yavuz Sultan Selim büyük bir ihtimalle Suriye ve Filistin ile yetinmeyecek, Mısır kapılarına dayanacaktı. Böyle bir durumda Memluk Devleti’ni, dolayısı ile de Tomanbay’ı bir ölüm kalım mücadelesi bekliyordu.

Yavuz Sultan Selim ise Suriye ve Filistin bölgesinde tam olarak hâkimiyetini pekiştirmeye çalışıyor aynı zamanda da nihai hedefi Mısır için hazırlık yapıyordu. Mısır’a ulaşabilmesi için önünde geçmesi gereken zorlu bir engel olan Sina Çölü vardı. Sina Çölünü geçmek için Yavuz Sultan Selim en uygun dönemi hesaplatmış ve yağmur mevsimini bekliyordu. Bu arada Yavuz Sultan Selim Tomanbay’a kendisine tabi olması durumunda Mısır’a dokunmayacağı şeklinde bir teklifte bulundu.

Yavuz Sultan Selim’in bu teklifi reddedildi. Osmanlı ordusunun bu konuda kararlı olduğu anlaşılınca Tomanbay hızla hazırlıklara başladı. Mısır’ı savunmak için gerekli önlemleri almaya başlayan Tomanbay, 10.000 kişilik bir kuvveti Çerkes emirler Canberdi Gazali (Devşirme-Slovak) ve Hayrbey (Hayrbiy) komutasında Gazze üzerine gönderdi. Ancak, Memluk ordusunu Han Yunus’ta karşılayan Osmanlı Vezir-i azamı Hadım Sinan Paşa Memlüklüleri bozguna uğrattı (1517) ve bu yenilgiden sonra Çerkes emirler Osmanlı tebasına geçtiler.

Tomanbay teklifi reddederken iki şeyi hesaba katmıştı. Birincisi Yavuz Sultan Selim Sina Çölü’nü geçmeyi göze alamaz, alsa bile başaramazdı. İkincisi ise eğer ki Sina Çölü geçilse bile ordu çok yorgun ve bitkin olacak karşılarında dinamik iyi savaşçı Memluk ordusunu bulacaktı. Ancak bazı Memluk emirleri “Osmanoğlu’nu es-salihiye’de karşılayalım. Çölü geçtiklerinde dinlenme fırsatı bulamadan saldıralım” diyen Tomanbay’ı dinlemeyerek Ridaniye’ye hendek kazılması ve savunmaya geçilmesi gerektiğinde direttiler.

Bunun üzerine Kahire yakınlarındaki Ridaniye Köyü merkez olmak üzere bir savunma hattı kurulmaya çalışıldı. Hendekler ve siperler kazıldı. Savunma ve savaş planı oldukça iyi hazırlanmıştı. Memluk ordusunun hazırlıklarını öğrenen Yavuz Sultan Selim ne yapmak istediklerini anlamaya çalışarak savaş planını ona göre hazırladı. Osmanlı ordusu, Sina çölünü yağmur nedeniyle kolaylıkla geçti.

ARAPLARIN İHANETİ VE CEPHEDEN ÇEKİLMELERİ
İki ordu 22 Ocak 1517 tarihinde Ridaniye’de karşılaştı. Yavuz Sultan Selim komutanlarından bir kısmının emrindeki kuvvetler ile Tomanbay’ın beklediği yerden saldırı başlattı. Kendisi asıl kuvvetler ile Memluk ordusunun merkezine taarruz etmedi, onların tahmin etmediği bir yerden; El Mukaddam dağını dolaşarak yandan ve arkadan saldırdı. Çok şiddetli çarpışmalar oldu. Yavuz Selim Çerkeslerin komutasındaki bütün Arap kumandan ve askerlerini önceden Osmanlı tarafına çektiğinden Arapların cepheden toplu olarak çekilmesi üzerine, 100 bini aşkın kişilik Osmanlı gücü karşısındaTomanbay komutasındaki seçkin 8 bin Çerkes süvarisi kalmıştır. Bundan habersiz olan Memlükler süvari saldırısına geçtiler ve Osmanlının bir topçu kanadını yendiler. 7.000 kadar Memlük süvari savaşçısı bu savaşta öldü, ihanet anlaşılınca savaşı bırakıp geri kalanı Kahire’ye savunmaya geçti. Osmanlı ordusu kısa sürede Kahire’ye girdi. Fakat şehir tam manasıyla kontrol edilememiş ve en önemlisi Tomanbay yakalanamamıştı. Bu yüzden karargâh şehrin uzağına kuruldu.

Tomanbay hala ümidini kaybetmemişti. Bir baskın ile Osmanlı ordusunu şaşırtıp Sultan Selim’in bulunduğu karargaha saldırmak ve onu ortadan kaldırmayı planladı. Ancak planı önceden öğrenildiği için gerekli tedbirler alındığından Yavuz karargahtan kaçarak yerine veziri Sinan Paşa’yı bıraktı ve baskın sonucunda karargah ele geçirilerek Sinan Paşa öldürüldü.(Yavuz’un “Mısır’ı aldık, ama Sinan’ı kaybettik” sözü, Sinan Paşa’nın bu şekilde öldürülmüş olmasındandır.) Tomanbay birkaç gün sonra 10.000 kişilik bir ordu ile Kahire’ye bir baskın düzenleyerek şehri ele geçirdi ve şehirdeki Osmanlı askerlerini yok etti. Tomanbay’ın planı şehir savaşıydı. Hendekler ve barikatlar oluşturuldu. Şehir halkının desteği ile müthiş bir mücadele yaşandı ve her iki taraftan da yaklaşık 25.000 kişi hayatını kaybetti. Fakat bundan da sonuç alınamadı ve Tumanbay önce Mısır-ı Atik’e oradan da Said’e kaçtı.

ÇERKES BEYLERİNİN İHANETİ
Tomanbay ‘ın yeni hedefi Suriye’ye geçmekti. Ancak bu imkânsızdı. Çünkü kaçış yolları tamamen kontrol altındaydı. Üç bin adamı ile yarma harekâtına girişti. Yavuz Sultan Selim Rumeli Beylerbeyi Mustafa Paşa’yı, Şehsuvaroğlu Ali Bey, Tumanbay’a ihanet eden Çerkes komutanlardan Hayır Bey ve ilerde onun sayesinde affedilip Osmanlı safhına geçecek olan Canberdi Gazali’yi sultanı takip ile görevlendirdi. Amansız takip sonunda Nil kıyısında Tomanbay’a yetişildi. Burada büyük bir mücadele yaşandı.

Yakalanan Tomanbay Yavuz Sultan Selim’in huzuruna getirildi. O’nun gösterdiği cesaret ve mücadeleci tavrı Yavuz tarafından da takdir edildi. Tarihçilerden bazıları Yavuz ile Tomanbay arasında şöyle bir konuşma geçtiğinden bahsederler: Tomanbay Yavuz Sultan Selim’e başarısının kahramanlıkla alakalı olmadığını, kullandığı top ve tüfengin bu başarıyı getirdiğini ifade eder. Bunun üzerine Yavuz da ona kendisinin bir hükümdar olduğunu ve ülkesini neden modern silahlarla savunmadığını söyleyerek konu ile ilgili olan ‘’düşmana aynı silahlar ile karşı konulması ‘’mealinde ki ayet-i kerime ile cevap vermiştir.

Yavuz Sultan Selim arkasında güçlü bir düşman bırakmak istemiyordu. Tomanbay oldukça sevilen birisiydi. Ayrıca Memluk Devleti’nin tekrar canlandırılma ümitlerini söndürmek istiyordu. İşte bu düşünceler ile Tomanbay’ın idamına karar verildi. Bir kısım tarihçiler ise Tomanbay’ın idam kararında, ona ihanet ederek Osmanlı hizmetine girmiş olan bir kısım Memluk beylerinin onun sağ kalması durumunda ileride kendilerinden intikam almak isteyeceği düşüncesinin de etkili olduğunu belirtirler. Yani bu beyler belirtilen endişeleri nedeniyle Yavuz Sultan Selim’i Tomanbay’ın sağ kalması durumunda mutlaka saltanat iddiasında bulunacağı konusunda ikna etmişlerdir.Müneccimbaşı’na göre ise Yavuz Sultan selim’i bu karara iten neden Tomanbay’ın hal ve hareketlerinden bir hainlik sezmiş bazı kişilerin halkı tahrik etme çabalarının olmasıdır.

Tomanbay idam kararından sonra Şehsüvaroğlu Ali Bey’e teslim edildi. Şehsuvaroğlu Ali Bey’in babası Dulkadiroğlu Şehsuvar Bey 1472 yılında Osmanlılara sadakat göstermesinden dolayı Memluk sultanı tarafından idam ettirilmişti. Şehsuvaroğlu Ali Bey Tomanbay’ı vaktiyle babasının idam edildiği Kahire’de BabüzZüveyle kapısında asılarak idam ettirdi. (16 Nisan 1517) Böylece Memluk Devletinin son hükümdarı bir başka deyimle son Mısır Sultanı hayata veda etti.Şehri tamamen işgal eden Sultan Selim’in, çocuklar dahil tüm Çerkeslerin öldürülmesi, hamile kadınların dahi çocuklarının erkek olması ihtimaline karşı öldürülmesi yönünde ferman yayınlattığı dönemin tarihçisi İbn-ü İlyas’ın eserinin 3.cildinde yazılıdır.

CANBERDİ (JANBERD) GAZALİ İSYANI
Yavuz Sultan Selim fethedilen Memlük topraklarını yine eski Memlük beylerine, yani Çerkeslere bırakırken Canberdi Gazali Şam valisi(beylerbeyi), Khayır Bey’de Mısır valisi oldular. Canberdi Gazali Yavuz’un ölümü üzerine 1521 yılında isyan ederek Memlük Sultanlığı’nı yeniden kurmak amacıyla Arap, Çerkes, Kürt ve Türklerden oluşan yaklaşık on beş bin piyade ve atlı ile altı yüz tüfekçi ve birkaç toptan meydana gelen kendi güçlerini oluşturdu. Gazali, Çerkes Hayır Bey ve Safevi hükümdarı Şah İsmail’i de isyana çağırdıysa da sonuç alamadı ve Hayır Bey buna karşı çıkmakla kalmayıp isyanın bastırılmasında rol oynadı ve Gazali kendi adamlarından biri tarafından öldürüldü.

Hayrbey (Hayrabiy) ‘in ailesi hakkında: Künyesinde babasının adı Malbay (Çrk: Nalbiy) olarak geçer. Yetişkin çağa ulaşınca babası tarafından kardeşleri Kasbiy, Janbulat, Kanşaw ve Hızırbiy gibi Sultan Kayıtbay (Kaytbiy)’ın hizmetine verildi.

Babaannem sekiz yaşındaydı onu en son gördüğünde. Keçe şeritler sarılmış bacaklarına sarılarak “A si Mahamed! Seri sızdoşe !” (1) dediğini hatırlıyor. Kızının bu yalvarışına karşılık vermemiş Mahamed. Boş boş bakmış yüzüne. İri kemikli ellerini kızının altın sarısı saçlarında dolaştırmamış. Arkasını dönüp gitmiş. Bunun dışında babaannemin babasına dair başka bir hatırası yoktu

Babaannemin ağabeyi Seyn Musa, onu saçı sakalı bakır kızılı, yüzüne bakınca kulaklarına kadar kızaran, mahcup, az konuşan bir adam olarak tarif etmişti. Hepsi bu…

Çünkü o bir Seyn’di. Bu ailenin yaşayan fertleri hala az konuşan, söylediğini tekrar etmeyen, saatlerce susabilen insanlar. Seynler Çerkeslerin son derece karmaşık sosyal yapısının içinde bağımsız halk kitlesine mensup bir aile. 1864 sürgününden önce Kabardey’in doğu sınırındaki Mezdok bölgesinde oturuyorlardı. Sürgünde aile parçalandı, Anadolu Bozkırı ile Arap çöllerine dağıldı.

Mahamed’in babası Seyn Edig, sürgünden çok sonra yurdunu terk etti. Eşi Bike, yaşlı annesi ve küçük oğlu Mahamed ile birlikte önce Samsun’a, ardından Margus adlı Kabardey soylusunun yurt tuttuğu Tokat’ın güneyindeki Musaköy’üne yerleşti. Kabardey soylusuna izafeten köye Margusey adını verdiler. Bu köyde kızı Sırmahan dünyaya geldi. Güzelliği dillere destan bir dilberdi Sırmahan. Onu çok yaşlı iken görenler bile benzersiz güzelliğini öve öve bitiremezlerdi.

Çağı gelip de Mahamed’i evlendirmek istediklerinde alıp başını gitmişti köyden. Arkadaşları peşine düşüp rica minnet dönmeye ikna etmişlerdi. Çerkes geleneklerine göre evlendiğinde yaşı küçük olamazdı. Yakınlardaki Cizözü adlı bir başka Çerkes köyünden Abaze Mırza’nın kızı Fatimat’la evlendirdiler onu. İlk çocuğu Musa nüfus kaydına göre 1315 doğumlu görünüyordu, 1989 yılında vefat etti. İkinci çocuğu Mumina 1324 doğumluydu, benim babaannemdi ve 1990 yılında vefat etmişti. Üçüncü çocuğu ise o bırakıp gittiğinde sadece birkaç aylıktı.

Ona ilişkin bilgilerimiz bunlardan ibaret.

. . .

Üç beş maceracı aklı evvel, 1. Dünya Savaşı adlı koca yangının orta yerine devleti sürüklerken koca imparatorluğun peşinde uçuşan ateş böceklerinden biri idi Seyn Mahamed. Köyünden bir çok genç ve gönüllü ile birlikte askere çağrıldı.”A si Mahamed seri sızdoşe!” diyerek babasının bacaklarına sarıldı babaannem. Mahamed cevap vermedi kızına. Arkasını dönüp yeni doğan kızının uyuduğu odaya girdi ve bebeğin üzerindeki cibinliği kaldırıp görmek, belki de öpmek istedi. Bu esnada annesi Bike girdi odaya. Mahamed mahcup bir tavırla cibinliği kapadı.

Çerkes örfünde ana baba, büyüklerinin yanında çocuğu ile ilgilenemez, yakınlık gösteremez ya, bu kuraldan dolayı evinden çıkarken yeni doğmuş kızını son kez göremedi, sekiz yaşındaki kızı Mumina’ya, oğlu Musa’ya ve eşi Fatimat’a sarılamadı. Annesi ile konuştu kapı önünde. Yaşlı Bike, oğlunu komşu köye düğüne gönderircesine kayıtsız bir şekilde “hayırla git,” dedi. Geldiği yerde kuşaklar boyu evlatlarını ölüme yollayan anneler gibi metanetle konuştu onunla. Fatimat, eşini uğurlamak için kapı önüne çıkmadı, arkasından el sallayamadı, gözyaşlarına hiç kimse şahit olmadı.

Yirmi kadar gençle birlikte köyünden ayrılan Mahamed, Kafkas Cephesine sevk edilen birliklerin içinde 101. alayın 1. taburunda onbaşı olarak görevlendirilmişti. Kendisine bu rütbe verildiğine göre Türkçe’yi en azından anlıyor olmalıydı.

Anadolu’nun, Rumeli’nin ve Arap çöllerinin dört bir yanına dağılmış Çerkes göçmenlerden oluşturulan taburlardan biri idi 1. tabur. Milli giysileri ile, kalpakları ve kamaları ile yollara düşmüşlerdi. Savaş günlerine dair hatıralarda bu taburların cesareti ve faydası anlatılırken disiplinsizliği, başıboşluğu ve emir kumanda zincirinin tanınmıyor olmasından şikayet ediliyor. Çünkü memleketin dört bir yanından gelmiş bu serdengeçtiler Osmanlı Ordusundaki hiyerarşiyi anlamıyorlardı. Onlar hala kendi içlerindeki soyluların emirleri ile hareket ediyor, bildiklerince savaşıyorlardı. Aynı durum 93 Harbinde, Plevne Savunmasında ve Kanal cephesinde de sorun teşkil ediyordu. Osmanlı subayları bu dil bilmez şövalyelere söz dinletemiyordu.

Enver’in peşinde Sarıkamış’a doğru yürüyen ordu General Kış tarafından buza ayaza kesilip telef edilirken, içi koyun derisi ile kaplı sakolarına bürünmüş, kalpaklı, deri çizmeli Çerkes alayına pek de diş geçirememişti. Onbaşı Mahamed 1914 Aralık’ında sağdı, 1915’in ilk üç ayını da görüp yaşamıştı. Belki Sarıkamış’a giren 300 Osmanlı askerinin içinde o da vardı.

Onunla birlikte savaşa giden, onunla birlikte vuruşan, hasta ve bitap bir şekilde köyüne dönen tek silah arkadaşının anlattığına göre Seyn Mahamed ve arkadaşları vuruşarak Rus ordusunun içine kadar girdi. Vuruşarak şehit düştü.

Genel Kurmay Arşivindeki Künyesi şöyle:

Adı : Mehmed
Baba Adı: Edig
Rütbe Onbaşı
Doğum Yılı : 1302
1.Dünya Savaşı – Kafkas Cephesi
2.Kara Kuvveti – 101. alay, 1. tabur.
Ölüm : 16.04.1915
Ölüm yeri : Meydan Harbi

. . .

Bir bahar sabahı Mahamed’in Margusey’deki evinin önünde atlılar durur. Evin kadınları konukları karşılamak üzere dışarı çıkarlar. Gelenler atın solundan iner. Çerkes örfünde getirilen haber bir felakete ilişkinse haberci atın solundan iner. Bike ve Fatimat habercinin tavrından anlar olup biteni, ellerini yüzlerine kapatır. Hiçbir şey söylemeye gerek kalmaz. “Allah unutturmasın!” der gelen kişi. Mahamed’in kamasını teslim eder evdekilere. Fatimat susup çekilir bir kenara, Bike susar ve çekilir. Güzel Sırmahan ağlar hepsinin yerine… Güzel Sırmahan başörtüsünü yüzüne kapayıp bağıra bağıra ağlar ağabeyine…

Babaannem kapı önüne çıkar… Oracıktaki bir kütüğün üzerine oturur… Komşu evlerin önünde cıvıldaşan çocukları görür. Bir yandan katılmak ister onlara, bir yandan ayakları gitmez. İçi içine sığmaz, susturmak ister arkadaşlarını.

-Wo si ghusexer ! Zehefxa, di Mahamed tlas ! di mahamed Tlas ! diye bağırır. (2)

Dağlar çınlar babaannemin sesi ile, Sarıkamış’ta savrulmuş kemikler çınlar.

-Di mahamed tlas ! di Mahamed tlas ! (3)

. . .

Sonrasında olup bitenleri daha yakinen biliyoruz. Artık o aileye gelen hiçbir atlı sağ taraftan inmedi . Bir süre sonra Mahamed’in dul eşi bir Lezgi tarafından alınıp götürüldü. Birkaç saatlik mesafede başka bir köyde başkalarının annesi oldu Fatimat. Babaannem onu bir daha hiç görmedi. Bike’nin ağlamaya yasaklı gözleri kör oldu sonra, Babaannem on sekiz yaşındayken İstanbullu bir tahsildar olan büyükbabamla evlendi. Yirmi yıl boyunca ne köyünü, ne yakınlarını görmeden dolaştı Anadolu’da.

. . .

Doksan beş yıl önce öldü Seyn Mahamed. Doksan beş yıl önce Seyn Mahamed ve onun gibi doksan bin vatan evladı kah ayazın pençesinde kavrularak, kah kurşunlara uğrayarak toprağa karıştı. Onların çok azının öyküsünü biliyoruz. Onlar gittikten sonra yazacak kalemimiz, kalem tutacak elimiz kalmamıştı çünkü. Hatıramız kalmadığı için rüyamıza bile girmediler.

Şimdi doksan beş yıl sonra geride kalanların torunları onların izini sürüyor Allahuekber dağlarında, Sarıkamış’ta ve adı bilinmedik yaylalarda. Onların hatırasına ağıtlar yakıyor.

Aradan doksan beş sene geçti, her Aralık ayında Sarıkamış harekatı dendiğinde babaannemin yüzü şekilleniyor zihnimde. Küçük altın saçlı bir kız çocuğu olup ilişiveriyor kapı önündeki kütüğün üzerine.

-Wo si ghusexer ! di Mahamed tlas ! di Mahamed tlas ! diye çığlığa duruyor.


(1) Hey Mahamed, gittiğin yere beni de götür,
(2) Hey arkadaşlar, duymadınız mı, bizim Mahamed öldü!
(3) Mahamed öldü, Mahamed öldü!

Hususi üstün
Kaynak: hulusiustun.net

1800`lerin başında bölgede iken John Longwort, günlük yaşamda karşılaştığı aynı karakteristik özellikleri belirtmekteydi. Yerli bir kadın hakkında yazarken: ``O uzun boylu ve güzel, hafif olmasıyla birlikte, şekilli ve kendini bir Çerkes kadını veya erkeği gibi dik tutardı.``(sayfa 59) Çerkesler`in kendi kimliklerini korumaları ve kendi durumlarını küresel bir hal kazandırma uğraşlarıyla, geleneksel Çerkes dans ve giyim biçimi internette her geçen gün artarak yaygın hale gelmektedir.

Bugünkü az bilinirliklerine rağmen Çerkesler askeri canlılıkları, fiziksel görünümleri ve Rus işgallerine karşı gösterdikleri dirençle ün kazanmıştır.

XIX. Yüzyılda, ``Çerkesliği tanıtma(1)`` düşüncesi, Doğu Karadeniz`deki Dağlılara derin hayranlık beslediklerini dile getiren yazarların yaşadığı Avrupa`dan, Kuzey Amerika`ya kadar yayıldı.

Önde gelen antropologlar; Çerkesler`in beden(özellikler)ini, insan formunun yüksek noktalarından biri olarak saymaktaydılar. Organizatörler ve pazarlamacılar çılgınca ``Çerkes güzelleri`` topluluğu yaratarak, sirklerde gösteriler verdirdi.

Kendi dağlık, izole ve engebeli toprakları(Çerkesya)nın varlığına rağmen Çerkesler, daha geniş bir dünyaya entegre edilmişlerdir.

Karadeniz`de geniş bir kıyı şeridine bitişik olan Çerkesya, eski çağlardan beri birçok tüccar, Yunan dünyası ve ötesinden (farklı ülkelerden Ç.N.) yerleşimcileri, kendisine çekmeyi başarmıştı.

Orta Çağ`ın sonları ve modern zamanın başlarına kadar, Çerkes kıyıları, Ceneviz tüccarlarının ortak yeri haline gelmiştir. Politik olarak bu bölgelerde Çerkesler -istikrarlı biçimde yaşatabilecekleri- kendi devletlerini kuramadılar ve burada politika, durgun bir su olarak tasvir edildi.

Memlük İmparatorluğu

Oysa onlar 1382 – 1517`deki Mısır`ın Memlük İmparatorluğu`nda –kurdukları- devletlerinin önemli erklerinde üstlendikleri görev ve sorumlulukları sebebiyle (yöneticiliğe ve politikaya) hiç de yabancı değillerdi(2).

Osmanlılar`a karşı alınan ağır yenilgiden sonra bile Çerkesler, Mısır`ın siyasi seçkinlerini oluşturmayı sürdürdü. Görünürde güçleri bitmiş görünse bile Muhammed Ali, Memlüklerin çoğunu katletti.

Kadir Natho`nun Çerkes Tarihi`nde savunduğu gibi Çerkesler, hala Mısır`da askeri ve idari pozisyonlarını korumayı başarabildiler. Bu darbenin izleri Kuzey Afrika`da halen görülür. Kaddafi`nin gücü 2011`de sendelerken, onun ajanları Libya`daki rejimi tekrardan ayağa kaldırmak için Misrata Çerkes topluluğunun kalıntılarına kadar ulaştı.

Çerkesler`in güzellik ve cesaretlerine olan hayranlık, Batı`da, Aydınlanma (The Enlightenment) Döneminde çok yaygındı. Voltaire; Çerkesler`in alımlı insanlar olmalarını, çiçek virüsü taşıyan bebeklere yaptıkları aşılar arasında bir bağlantı kurar.

Çerkes Kadını

On dokuzuncu yüzyılda, fiziksel antropolojinin kurucusu olan Johann Friedrich Blumenbach, ``Kafkas ırkı`` kavramını önerirken, kısmen Çerkesler`i referans almıştır. Aynı zamanda Kafkasya halklarının; özellikle de Çerkesler ve Gürcülerin yaratılışlarından bu yana diğerlerine göre daha az dejenere olduklarını düşünmüştür. Eski antropolojistler de Çerkesler ve Avrupalılar arasında ortak bir ırk kategorisinin olduğunu iddia ederek kendilerini yüceltmeye çalıştılar.

İngilizler; Çerkesler`le müttefik olunca, Rus İmparatorluğuna karşı; İngilizce konuşan –batıda ki - Çerkes Sempatizanları dünyası`nda Kırım Savaşı`nın (1853-1856) çıkacağı söylentileri başladı. Ancak bazı yazılar bu tutumun derin köklere sahip olduğunu göstermektedir. Adige halkına duyulan saygı ve hayranlığın en önemli sebebi, onları hor gören, Rus ve Asyalı doğu imparatorluklarına karşı büyük direniş gösteren bağımsız dağlılar olarak anılmalarıydı.

Çerkeslere gösterilen saygı, normların da ötesine geçti. Örneğin; Edmund Spencer`ın 1836 yılında kaleme aldığı ``Çerkesya ve Kırım Tataristan`ına Seyahat`` yapıtını göz önüne alırsak:

``Ayrıca Çerkesler`in ilk kez Ruslarla dostça karşılaştığı şartlarda şu –net olarak- görüldü ki; hem fiziksel görünüm, hem de ahlaki ifade olarak, iki tarz insan arasında çarpıcı bir tezat olduğunu düşün(me)mek imkansızdır. (3) Biri simetrik formlarla ve klasik özelliklerle Yunanistan`ın nefes alan ölümsüz heykelleri gibidir; diğeri ise kaba görünümlü, kısa boylu fakat çakı gibi, kalitesiz bir ırk olarak gösterilirdi. Ancak fiziksel hatların çizimi, biraz daha geniş olsaydı daha ahlaki olabilirdi. Dağlı kanatlanmış bir kartal olarak, sanki gururla bağımsızlığının bilinci içerisindeymiş gibi korkusuz ve özgüvenli bir biçimde tasvir edilirdi…(sayfa 291)

Çerkesler`in güzellikleriyle ilgili şöhreti ve dış politikada ellerinde bulundurdukları güç, Orta Doğu`daki politik ekonominin meraklı birimlerinden kaynaklanıyordu.

Çerkesler, Doğu Akdeniz dünyasına elit köle sağlamak konusunda uzmanlaşmışlardı. Memlükler kelimenin tam anlamıyla elit köleler olarak esaret altına alınan kişilerdi, ancak sonrasında işler tersine döndü ve devlet içindeki güçlerini arttırdılar ve önemli noktalara geldiler. Bundan sonra da kendi anavatanlarından yerlerini doldurmaları için yeni köleler getirtmeye devam ettiler.

Çerkesler; Müslüman dünyasında sadece Memlük askerleri sebebiyle dominant olmadı. Aynı zamanda Mısır`da uzun süre baskın bir grup oluşturdular.

Özellikle Osmanlı Devleti`nde, Çerkes kadınları, yüksek statülü köleler olarak ünlendi. Pek tabii ki birçoğu da yüksek mevkilere ulaşamadı ve acı çekmeye mahkum bırakıldı; ama birçok Çerkes kadını da politik gücün merkezlerinden birinde imparatorluk hareminde yer aldı. Oğulları olan sultanlar önemli haklar elde ettiler. Dahası; seçkin Çerkes eşler, imparatorluk aileleriyle de sınırlı değildi.

Reina Lewis`in bir yazısına göre; ``1870`de İstanbul`daki İngiliz büyükelçisi Sir Henry Elliot, vezirin ve birçok önemli yetkilinin Çerkes olan eşlerinin, eski köleler olmasıyla bu durumun üstünün kapatılmasının ne kadar uygunsuz ve duyarsız bir davranış olacağının farkına vardı.`` (sayfa 132)

Çerkesya`nın köle ticaretindeki aktif rolünün nedenleri tartışılıyor. Bazı yazarlar, ailelerin yoksulluk, kalabalık nüfus ve sınıf ayrımları nedeniyle çocuklarını satmak zorunda kaldıklarına dikkat çekiyor. Ticaretin büyük ölçüde gönüllü olduğunu savunan bir karşıt görüş: ``Bu hizmetçi hanımlar nadiren zorla alıkoyulur, bunun aksine çoğunlukla kendi istekleriyle devlet hizmetine girmeyi tercih ederlerdi. Birinci sınıf, dillere destan güzellik de, zenginlik ve lüks içindeki masalsı haremlerden etkilendikleri`` söylenir.

Tarihçi Charles King, Karadeniz`in ilgi çekici tarihinde, bir nakliye gemisinde, Rus savaş gemisince yakalanan altı köle kadının, serbest kalmayı reddederek, İstanbul`daki köle pazarlarına ulaşarak, kendi şanslarını denemeyi istediklerini yazıyordu.(sayfa 118)

Köle ticaretindeki itici faktörler ne olursa olsun köle ticareti Çerkesya`daki sosyal ilişkileri derinden etkiledi. İngiliz yazar John Longwort`a göre, Çerkesler`de bir yıl -1840- piyasa değeri arsızca çok yüksek fiyatlar biçildi.

Bu insanların(köle tüccarlarının) değerlerini tartıştıklarını veya kaç cüzdan değerinde olduklarıyla ilgili konuşmaları duysaydınız bir sığır hakkında pazarlık yaptıklarını sanabilirdiniz.

Çerkesler`in kendilerine özgün bazı kavramları vardır: erkek ve kadınların özellikleri açısından kendilerine özgün bir değere sahiptirler…ve güzellikleri sebebiyle değerlerinden on kat daha fazla paha biçilmesi, belki bir teselli olarak kabul edilebilir…

Çerkes kadını basmakalıp olarak, güzel, koyu ve gür saçlı; pürüzsüz ve soluk bir tene sahip olarak tasvir edilir. Bunun sonucunda birçok Çerkes adı taşıyan, saç ve cilt bakım ürünü markası Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri`nde yaygın hale geldi.

Bu tür çağrışımlardan dolayı bir Çerkes yemeği olmamasına rağmen; yumuşaklığı ve hafif rengi dolayısıyla ``Çerkes Tavuğu`` ismini almış bir yemek bile vardır.

1800`lerin sonlarında Birleşik Devletler`de Kafkasyalı olmamalarına rağmen sirklerde özel bakım yapılmış kadınlar ``Çerkes Güzelleri`` ismiyle performans sergiliyorlardı.

Çerkes Güzelleri
Charles King, Phineas T. Barnum, Amerikan popüler kültüründe Çerkesleri tanımlayarak kredi kazandığını belirtmiştir.(Özgürlüğün Hayaletleri, sayfa 138-140)

``Kraliyet şovlarının cazibesi öncelikle erotik olmalarında saklıydı ve sözde -Çerkes güzelleri köle pazarlarında yaşadıkları zorlukları ve geçtikleri sınavları anlatıyorlardı.`` Saç stillerinin kökeni belli değildir. King; ya Kafkasya erkekleri tarafından kullanılan eski, uzun, soluk şapkalardan ya da Afrikanvarileşme (böylece daha seksi bir hale getirilmiştir) girişiminden türemiş olabileceğini öne sürmüştür. Açık olan şu ki Çerkes temaları kullanan Batılı pazarlamacıların ne sattıkları hakkında en ufak fikri bile yoktur.

Çerkes Dansı

Doğuştan gelen fiziksel özelliklerin yanı sıra, duruşları ve bıraktıkları güzel itibar da Çerkesler`in dışarıdan görünümlerini etkilemiştir. İnternet üzerindeki sayısız görüntüde de görebileceğimiz üzere Çerkes dansçılar dans ederken vücutlarını dikkat çekici bir biçimde dik tutuyorlar.

1800`lerin başında bölgede iken John Longwort, günlük yaşamda karşılaştığı aynı karakteristik özellikleri belirtmekteydi. Yerli bir kadın hakkında yazarken: ``O uzun boylu ve güzel, hafif olmasıyla birlikte, şekilli ve kendini bir Çerkes kadını veya erkeği gibi dik tutardı.``(sayfa 59)

Circassian grafik

Çerkesler`in kendi kimliklerini korumaları ve kendi durumlarını küresel bir hal kazandırma uğraşlarıyla, geleneksel Çerkes dans ve giyim biçimi internette her geçen gün artarak yaygın hale gelmektedir.

Grafik sanatçıları da aynı zamanda Çerkes tema ve motiflerini geliştirmektedir. Bu durum Çerkesler`in, Batı dünyasının Soçi Olimpiyatları`na olan yaklaşımlarında daha bilinçli hareket edip etmeyeceğini görmek açısından güzel bir fırsat olacak.

King Charles. Özgürlüğün Hayaletleri: Kafkas Tarihçesi. Oxford, 2008. Pp. 138-140.
King Charles. Karadeniz: Tarih. Oxford, 2004
Lewis, Reina. Oryantalizmi Yeniden Düşünmek: Kadınlar, Seyahat ve Osmanlı Haremi. I. B, Toros, 2004
Natho, Kadir. Çerkes Tarihi. Xlibris, 2010

ÇEVİRENİN NOTLARI:
(1) ``Circassophilia`` çok özel bir sözcük olarak yazar tarafından kullanıldığını görmekteyiz. Çerkesçe`de Adigağe ya da Adigaghe olarak adlandırabileceğimiz, tam karşılığı olarak ``Çerkeslik`` olan sözcük, uluslarası toplumda, dünyanın her yerinde Çerkes güzellikleri ile Çerkesler`in uygarlığa ve yaşadıkları çağa katkılarını içermekte ve bazı Batılı önde gelen bilim adamı, gezgin, subay ve politikacıların, misyon olarak bunun tanıtımına öncü olmalarını anlatmaktadır. Burada sadece tanıtma değil, XIX. yy`da Çerkesler`in unutulmaya ve biraz da kaybolmaya yüz tutmuş özelliklerini, değerlerini yaşatma ve canlandırmayı amaçladıkları anlatılmaktadır.
(2) Mısır Memluk devletinin bu yıllarında Çerkesler ülkenin yönetici ve savaşçı elitlerini oluşturmaktaydılar. Ülkenin sınırları bir yerde Libya, diğer tarafta Sudan, öbür tarafta Arap yarımadası ile Anadolu`da Adana, Urfa, Antep illerini dahi içine alacak kadar geniş bir alana sahipti. 1500`lü yıllarda Yavuz Sultan Selim önderliğinde gerçekleşen Mısır seferlerinde Osmanlı`ya karşı yenilen Çerkesler büyük katliamlara uğratıldıysalar da, Yenilen yönetici elitlerin karşısında duran rakip Çerkes grupları, Sultan Selim tarafından bu kez Osmanlı adına bu geniş ülkeye atandılar. Çerkesler Osmanlı idaresini temsilen daha 300 yıldan uzun bir süre, bugün ondört ülkeyi içine alacak kadar geniş bu alanları yönettikleri gibi etki sahaları Akdeniz`in tüm doğusunda ve hatta Hint Okyanusunda da hissedile geldi. Hatta XV.yy.`da ki Batılı seyyahlar tarafından yürütülen Keşifler çağının bir müsebbibi de Mısırlı Çerkesler olmuşlardır.
(3) Yazar ``düşünmek`` demiştir. Ancak ``düşünmemek`` olmalıdır. İki halktan tipler arasında açık bir karşıtlık olduğuna vurgu yapılmaktadır.
(4) Burada yazar, 1840 yılında Çerkes köle fiyatlarında köle ticaretini elde tutanların yaptıkları fahiş fiyat belirlemelerini anlatmak istiyor. O dönemde Çerkes kölelere karşı piyasada talep patlaması olmasının, kulaktan kulağa yayılan bir kendiliğinden propagandanın açık etkilerine işaret etmektedir. Bu konuda bazı tarihçilerin Çerkes köle ticareti ile uğraşan Ubıhlar`ın savaş esirleri olarak topladıkları köleleri, uzun süreli eğitime tabi tuttukları, onlara kendilerindenmiş gibi çok iyi baktıklarını, morali düzgün, sağlıklı görünüme sahip kölelerin de köle pazarlarında yüksek fiyatlarla satıldıklarını belirtirler.

Kaynak: geocurrents.info/place/russia-ukraine-and-caucasus linkten alınarak çevrilmiştir.
Martin W. Lewis - Coğrafya Profösörü
30, Ocak 2012
Çeviren: Semih Hazar Akgün

Cherkesia.net

Karachay-Cherkess Republic

Карачаево-Черкесская Республика

Къарачай-Черкес Республика

Къэрэшей-Шэрджэс Республикэ

 

 

Başkent: Cherkessk
Cumhur Başkanı: Mustafa Azret-Aliyevich Batdyyev
Başbakan: Vera Mikhaylovna Moldovanova
Nüfus: 439.470 (2002)
Yüzölçümü: 14.100 km2
Nüfus yoğunluğu: 82 kişi/km2
Resmî dil(ler): Karaçayca, Çerkesce, Abhazca, Nogai, Rusca
Saat Dilimi: UTC+3
Milli Marş Dinle-İndir
Resmi Sitesi:

 

Page 1 of 45

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @CaucasusForum: 23 Şubat Çeçen-İnguş Sürgünü Anma Etkinliği https://t.co/EAVH7UmLEv
RT @pinarkutarba: Tarih değişti. :) 16 şubat 15 ile 17 arası Ankara kitap fuarındayım. Hepinizi beklerim. https://t.co/xZ8bogkQw2
https://t.co/MYxFtDO6zm
RT @baglarbasi_xase: Haydi gelin; birlikte bir şarkı söyleyelim, qafe eşliğinde Jıneps'in öyküsünü dinleyelim. Çerkeslerin 100 yıllık diasp…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı

Çerkesler nasıl Müslüman oldu?

Yüz Ellilikler Listesi ve Çerkesler