Dilimiz

Eski kolileri karistirirken bir dergi buldum.Merakla sayfalarini karistirmaya basladim ve cok hosuma giden bir yaziyla karsilastim.Sizlerle yorumsuz olarak paylasmak istiyorum..

Anadil..Acı çekmeyen , mutluluğun değerini bilmez.Susuzluk çeken bilir , suyun tadini.Anadil de böyledir.Doğuştan getirdiği,kanında taşıdığı diline hasret çekmeyen,onun tadını anlayamaz.Neden derseniz , hergün konuştuğu için alışıyor ve umursamaz oluyor.Başka bir deyişle farkında olmuyor tadinin.Bu şekilde dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmak büyük bir nimet.Ancak bu nimetten mahrum olan,elinden zorla alınan,onu yitiren niceleri var..

Anadilini beğenmeyen onu önemsemeyenlerin ders alacağını umarım.şimdi anlatacağım olaydan.Olayı bize anlatan Türkiyede yaşayan Thazepl Fevzi'dir.Fevzi iki ay önce ata yurduna misafir olarak geldi,akrabalarını bulup,tanıştılar.

Bu Fevzi'nin bizzat yaşadığı,şahit olduğu bir olaydır.

Üçüncü sınıfı bitirip tatile girdiğimizde,babam boş oturmaktansa bir iş bulup çalışsan iyi olurdu deyince ben de pazarlamacilik yapan Türk dostumuzun yanında işe başladım.Köyleri dolaşıp satış yapıyorduk.Mal bitince,dönüp yüklüyor ve tekrar yola çıkıyorduk.

Bu şekilde köyleri gezerken , hiç unutmam yedinci ayın 15. günüydü,hava müthiş sıcaktı,yolda giderken,ağaçları bol,yeşillikler içinde küçük,temiz bir köy gördük.Köyün kenarında durduk ve biraz dinlenmek için gölgeliğe oturduk.Yanımda iki Türk vardı,onlar arabayı bir kenara çektiler, beni de yiyecek,içecek ve sigara almak için köye gönderdiler.Yolda yürürken , iki-üç çocukla karşılaştım,bakkalın yerini sordum,''İşte şu ev'' diye göstermeleri üzerine o tarafa yöneldim.

Bakkala girdim.Türk köylerinde adet olduğu üzere bakkalcinin erkek olduğunu sanıyordum ama bakkala bakan , yaşı seksen civarinda yaşlı bir kadındı.

-Buyur,nasıl düştü yolunuz buraya? diye sordu yaşlı kadın.

Ne istediğimi söyledim , sözüm henüz bitmişti ki,üç çocuk içeri daldılar ve masanın üzerindeki radyonun sesini iyice açtılar.Yaşlı kadın ''Canı çıkmayasicalar,nasıl yürünür,nasıl davranılır hala öğretemedim size'' diye bağırdı çocuklara Çerkesçe.Türk çocukları onu anlamasalarda..

Yaşlı nine Çerkesçe konuşunca irkildim.''Bu geldiğimiz yer bir Çerkes köyümü yoksa'' diye ve ardından sordum :

-Nine sen de Çerkes misin?

Bunu duyunca , nine benden daha fazla irkildi , dondu kaldı,bütün vücudu titriyor,dudakları kıpırdıyor,birşeyler söylemek istiyor ancak konuşamıyor.Bazen bana doğru gelecekmiş gibi yekiniyor,fakat hareket edemiyor,tireyip duruyor.

Öyle olunca,uygunsuz birşey mi söyledim diye kuşkulandım bir an.

-A evladim bir daha konuş Çerkesçe de , şu gördüğüm rüyamı gerçek mi anlayayım dedi.Ninenin durumunu görünce :

-Nine , nedir seni bu kadar şaşırtan şey,ben de Çerkesim diye nineye yaklaşınca , ağlayarak bana doğru atıldı,bağrına bastı sanki yıllarca görmediği yolunu beklediği evladiyla karşılaşmışcasına bağrına basıyor,okşuıyor,öpüyor,ağlıyor..

Nine ağlıyorken söylediği sözleri hiç unutamıyorum.Bugün allah gösterdi bana.Ben diyor,hiçbir sabah yataktan kalkmadığım gibi,kadın erkek kim olursa olsun bir Çerkesle karşılaşmadan,onu görmeden canımı alma Allahım diye dua etmeden.Şimdi Allah canımı alsa da razıyım.Çünkü bugün anadilimi konuşan bir delikanlıyı gösterdi Allah bana.

Ağlaması biraz dinince sordum : ''Nine,Çerkesçeye bu kadar özlem duyman nasıl oldu?Soruma nine şöyle cevap verdi:

-A benim güzel evladim,ben doğduğumda annem vefat etmiş,iki yaşına girdiğimde de babamı kaybedip öksüz kalınca,dayılarım büyüttü beni.16 yaşındaydım,köyümüze at satın almak için bir grup Türk gelmişti.Atları aldılar ve yola çıkacaklardı,benden su istediler,suyu götürdüm suyu uzattığım adam beni kaptığı gibi atının üstüne atıp kaçırdılar ve arkadaşlarından birine gelin getirdiler.Bu köye gelişim böyle oldu.Burası Türk köyü,burada bir tek Çerkes yaşamadı,Çerkesçeye konuşan hiç kimse gelmedi buraya.İşte böyle,yaşım sekseni bulduğu halde,beni kaçırdıkları günden bu yana hiç Çerkesçe duymadım.Bugün senin bana getirdiğim mutluluğun tarifi imkansiz.

Sözlerini bitirince tekrar ağlamaya başladı.Nine ağlıyor , bende ağlıyorum.İçim parçalandı , birşeyler söylemek istiyorum , boğazım düğümlendi , konuşamıyorum..

Bu arada nine gelinlerine haber gönderdi : ''Kıymetli misafirim var,sofrayı kurun.Siz benimle alay ediyordunuz,anadilimin örfümün olmadığını sanıyordunuz.Benim de var lisanım,örfüm,milletim.Size gösteremediğim lisanı konuşan misafirim var bugün,dinleyin dinleyebildiğiniz kadar,sizin dilinizden üstün değilse,aşağı değildir.''

Bunları söylerken sofrayı nasıl kuracaklarına dair öğütler veriyordu gelinlerine.Gelinleri de hamarat olmalıydılar ki,gecikmeden güzel bir sofra hazırlayıp ağırladılar beni.

Bu kadar zaman,hiç bir soydaşını görmediği,konuşmadığı halde anadilini nasıl konuşabildiğini merak edip sordum.Şu cevabı verdi :

- Dilimi unutmamak için,Allah'ın her günü,aynanın karşısına geçip kendi kendime konuşuyordum.Bir Çerkesle karşılaştırsın , birgün Çerkesçe konuşayım diye hep Allah'a yalvariyordum , odamdaki eşyalarla konuşuyordum..

Ayrılırken de , öpüp okşayarak , bağrına basarak , bana doyamadan uğurladı.

Ömrüm boyunca bu nineyi unutmayacağım.

Yazan Wezey AFLİK , Jenğuaze No: 4,Eylül 1990. Çeviren Erdal ÖZDEN
M.Berslan


Yorum yapın