McMaster Üniversitesi profesörü John Colarusso dünyada Adıge dilleri üzerinde uzmanlaşan birkaç dilbilimcilerden birisidir. Adıgeler ayrıca Çerkesler olarak adlandırılmakta azınlığı tarihi anavatanında Batı Kafkasya’da ve çoğunluğu – göçmenler olarak Yakın Asya’nın ülkelerinde, Amerika’da ve Avrupa’da yaşamaktalar. 

John Colarusso, dünya bilim çevrelerinde bir de, İngilizce’ye tercüme edilmiş tek çalışma olan antik Kafkas “Nartlar” destanlarını yazarı olarak ta tanınmaktadır.  Profesör Colarusso’nun benzersiz başarılardan bir tanesi de yok olmuş sayılan Ubıh dilini bilmesidir. 19. yüzyılda  Rusya’nın Kafkasya’yı kolinize etmesinin sonucunda, Soçi başkenti olarak Kafkasya’nın Karadeniz kıyısında yaşayan Ubıhlar bir Adıge etnik grubu olarak yok oldular.

John Colarusso “Amerika’nın Sesi” Servisinin Rusça bölümüne verdiği demeçte, Harvard Üniversitesi ile Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün (MIT), ve de McMaster Üniversitesinin bir birinden bağımsız yaptıkları araştırmaların sonucunda, genetikte gerçekleşmiş keşifler hakkında bilgi verdi. Profesör Colarusso ile konuşmayı Fatima Tlisova yaptı.

Fatima Tlisova: Profesör Colarusso, hangi keşiflerden bahsedildiğini lütfen açıklayabilir misiniz?

John Colarusso: İki araştırmadan söz ediliyor. Bir birinden bağımsız, ama aynı alanların üzerinde yapıldı: Kuzey Hindistan’da, Merkez Asya’da, İslav bölgelerinde ve Avrupa’da. Araştırmaların bir tanesi McMaster Üniversitesinde yapıldı. Bu araştırma sonucunda genetikçiler, Hint-Avrupa dillerinde konuşan insanlara özgü Y-kromozomun (sadece erkek hattı üzerinden geçen bir gendir)  olağan üstü yüksek yoğunlaşmasını Kuzey-Batı Kafkasya’da Adıgelerde keşfettiler.

İkinci keşfi ise Harvard Üniversitesi ile Massachusetts Teknoloji Enstitüsü beraber yaptılar, son birkaç yılda mitokondriyal DNA (sadece kadın hattı üzerinden geçen bir gendir) araştırmaların üzerinde çalıştılar. Harvard’în ve MIT’in bilim adamları da beklenmedik bir sonuca vardılar - Hint-Avrupa geninin olağan üstü yüksek yoğunlaşmasını Adıgelerde buldular.

Böylece, her iki olayda, iki farklı kromozomun - Y-kromozomun ve mitokondriyal kromozomun bir birinden bağımsız olan ve bir birine bağlı olmayan iki genetik araştırmada, bilim adamları aynı sonuca vardılar: Hint-Avrupa geninin en yüksek yoğunlaşması Adıgelerde bulunmakta. Ama ortaya dilbilim ile bir çakışma çıktı, çünkü Abaza-Adıge dili Hint-Avrupa dilleri grubuna dahil değil.

Belirtmem gerek ki, genetik araştırmalardan çok daha önce bir hükme varmıştım, prehistorik döneminde Hint-Avrupalıların ana dili Rusların, Slavların, İngilizlerin, Yunanlıların, İtalyanların ve diğerlerin bugün Adıgelerin, Ubıhların, Abazaların konuştukları dille identik sayılmasa bile ama çok yakındı.  Bazı Hint-Avrupa bilim adamları benim hükümlerimi inandırıcı buldular, onların içinde dünya biliminde otorite sahibi insanlar bulunmakta Harvard’da Sanskrit profesörü, Chicago Üniversitesinde dilbilim profesörü. Diğerleri teorimi tamamen reddetti, bu da dilbilim keşifleri için gayet normaldir. Hint-Avrupa dalı ile uğraşanlar çok tutucular, yeni iddiaları çok ağır ve yavaş kabul etmekteler.

Yinede, benim teorim genetik bir doğrulamayı buldu. Hint-Avrupalıların bir şekilde Kuzey-Batı Kafkasya ile bir bağlantıları olduğu sonucuna çok daha önce Sovyet arkeologları varmıştı. Böylece elimizde, ortak bir sonuca varan, tamamen birbirinden bağımsız üç tane araştırma yönü bulunmakta dilbilimi, Sovyet arkeolojisi ve iki tane genetik araştırması ABD’de ve Kanada’da. Avrasya’nın prehistorik dönemine daha derin bir şekilde bakabilmemiz için gerçek bir şansımız oldu. Bence bu haber dünyanın haber ajanslarının birinci sayfalarında olması gerekiyordu.

F.T.: Bilimin dışında, genetik araştırmaların potansiyel olarak milliyetçi iddiaları kışkırtabileceğinden çok tehlikeli olduğuna dair toplumun içinde oldukça yaygınlaşmış bir düşünce bulunmakta. Buna da tarihte örnekler bulunmakta. Yalnız sözlerinizden ortaya çıkıyor ki tüm insanlar kardeştir. Sizce ney daha iyi: genetik hakkında konuşulsun mu yoksa susulsun mu?

J.C.: Bu soruyu bana sorduğunuza çok sevindim. Hint-Avrupa araştırmaları 18-19. yüzyıllarında başladı. Araştırmaların başlaması, ulus iddiası ve ulusal devletlerin ortaya çıkış zamanı ile aynı oldu. Ve bu araştırmalar, ulusal devletleri desteklemek için kullanıldı. Bu araştırmaların açık ana mesajı tüm insanlar birbirine derin kökler ile bağlı olmalarına rağmen, halkları bölmek için kullanıldı. Bu süreç asıl çılgınlığa, Nazi rejiminde, Hitler’in Almanyasında ulaştı, aryalar ile ilgili sloganlarla ve şeytani planlarıyla. Genetikte, sadece bir güneş tutulmasıyla kıyaslanabilecek, alçakça bir istismardı. İnsanların artık bu konular hakkında konuşma isteği kalmamıştı, genetik bir şeytan silahı gibi algılanmaya başlandı.

Ancak, benim öğretmenlik tecrübemde karşılaştığım şey, bugünkü gençlerin genetiği tamamen farklı bir şekilde algıladıkları, çünkü gençler artık farklı bir çağda yaşamakta. Onların artık İnternet’i, Facebook’u ,Twitter’i var. Onların düşünme şekli, bağlı oldukları ulusla veya devletle sınırlı değil. Onlar dünyanın insanları. İleride belki bunun politik bir etkiside olabilir, çünkü hükümetler bu yeni gerçeklere göre devlet yapısını değiştirme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacaklar, mesela bu yeni insanlara hangi yönetim formu uygulanabilir?

Bu yeni çağ için genetik, artık bir bölücü değil, tam tersi birleştirici bir faktördür. Ve bugünün mesajının içeriği bir ulus kibir iddiası veya bir ulusun başka bir ulus ile tartışması değil. Ve dünyanın genetik ve dilbilim haritasına baktığımız zaman, antik insanların Kafkasya’dan tüm dünyaya yayıldıklarının açık tablosunu görüyoruz. Birileri tabi ki diyebilir bu bir yanılsamadır, ama ben bu tablodan eminim.

Bu, prehistorik dönemin sırlarının üzerindeki perdeyi kaldırma fırsatıdır ve daha önce hiç hayal bile edemediğimiz kadar hepimizin birbirimize çok daha açık kültürel ve kan bağlığımızın olduğunun bilincine varmaktır. 

F.T.: Nasıl olabilir ki, koca medeniyetler yok olurken  prehistorik zamanlarından küçük bir halk varlığını koruyabildi?

J.C.: Adıgeler tarihi ve coğrafi öyle bir pozisyonda olmuşlar ki, içlerine neredeyse her imparatorluk, her sürü girip geçti. Binlerce senevarlığını sürdürmek için, kimliğini, dilini ve kültürünü korumak için savaşmak zorunda kaldılar.

En yakın komşularına baksak bile - Ruslara, Çerkesçe’den geçen bir sürü kelime var. Mesela, “tamada” Çerkesce’nin “Thamade” kelimesinden çıktı, anlamı başkan veya önde gelen. “Uzkiy” kelimesi ve Çerkesce “uz” aynı anlamı taşımaktalar. Ve böyle kelimelerin sayısı çok. Bu da demektir ki, Rus ulusu ulusal devletinin, imparatorluğunu kurma ihtiyacı olmadığı ana kadar, bu iki halk arasında çok yakın, akrabalık bağları vardı. Yeni Rusya’nın imparatorluk politikası, Çerkesler için dev bir faciaya dönüştü, ben eminim ki, bu Rusya içinde de korkunç bir faciaydı. Özellikle Çerkesler (Adıgeler) için bu çok hüzünlüydü, neredeyse tamamen yok edildiklerinden.

F.T.: Belirttiğiniz gibi, çok az Çerkes kaldı. Bu genetikteki ve dilbilimdeki yeni keşifler Çerkesler için bir şey anlamına geliyor mu, bu halkın geleceği nasıl oluşacak?

J.C.: Ümit ediyorum ki, bu keşifler büyük halkların bu küçük halka olan tavırlarını değiştirecek, ümit ediyorum ki büyük halklar Adıgelerin korunmasına özen gösterirler , en azından bu insanların dünya uluslarının oluşumunda, dilbiliminde ve kültürlerinde oynadıkları rolü için. Bunun örneği -  kayaya zincirlenen Prometeus. Bu imge, eski Yunan mitolojisine hiç şüphesiz Çerkes (Abaza-Adıge) mitlerden gelmiştir. Biraz daha geç tarihten bahsedersek, Venedik ile Çerkesya arasında olan yoğun ticaret ilişkilerin sonucunda, 1200 sene önce İtalya’nın kuzey-batısında tam Çerkes yerleşim yerleri oluştu. 

Veya Hint-Avrupa araştırmalarında kabullenen “arya” terimi bir inceleyelim. Dilbilim araştırmaları bunun Adıgelerin öz adı ile ilişkisi olduğunu açığa çıkarttı. Orijinal ismin seslenişi “ariyhe” olarak geçiyor. Bu terim Hint-Avrupa dillerinde hiçbir anlamı yok, ama proto-batı-kafkasya (Abaza-Adıge dillerin bilimin işaretlemesi ) diline başvurursak “arya” kelimesinin anlamını buluyoruz basitçe “insanlar” olarak tercüme ediliyor. Eğer sizde metni varsa ve nasıl okunacağını biliyorsanız, her şey apaçık oluyor. Söz ettiğimiz metinlerin yaşı da 6000–7000 yıllıktır. 

F.T.:  Şuanda Rusya’da Çerkesler ile ilgili çok zor süreçler sürmektedir, Çerkeslerin 19. yüzyıldaki olayları Soykırım olarak tanınması için taleplerinden ve Rusya devletinin bu talepleri ele almayı  reddettiğinden dolayı. Düşünceniz nedir, taraflar için bu durumdan uygar bir çıkışı yolu var mıdır?

J.C.: Eğer bu son keşiflerin pozisyondan geriye bakılırsa, açığa çıkacaktır ki – Çerkesler (Adıgeler) ve Ruslar (Slavlar) basit bir dille anlatsak – kardeşler.

Tabi ki, yaklaşan Soçi’deki 2014 Olimpik Oyunları Çerkeslerin duygularını şiddetlendirdi, etnik temizliğin ve soykırımın tanınması için talepleri, bu da Rusya devleti ile ilişkilerini daha da zorlaştırdı. Tabi ki, Çerkes ve Rus halkı negatif bir yola koyulabilir ve farklı iki tarihi ve farklı iki mirası konuşabilir. Ama onların alternatif bir yolu da var –pozitif bir fırsat gibi bunu görebilirler. 

Ruslar gene de, Kafkasya’da kalan küçük bir Çerkes grubuna dilini ve kültürünü koruma imkanı verdi. Diasporadaki Çerkesler, hayatlarını kurdukları devletlerin sadık vatandaşı olmalı. Ama bununla beraber kültürlerini kaybediyorlar. Rusya onlara kültürlerini korumaya yardım edebilirdi, tabi bu halkın korkunç trajedisinden dolayı resmi bir özür yapılacağının şartıyla.

Öbür yandan Çerkes diasporasına baktığımız zaman çoğunlukla politikada ve işte çok başarılı, yüksek eğitimli ve zengin insanlardır. Kafkasya’ya yatırımların gelmesine yardımcı olabilirler. Ayrıca Moskova’ya da yardım edebilirler, Kafkasya’da ki Çerkeslerle birlikte çok zor yönetim ve bağımlılık soruların çözümünde. Bence, anlayış ve ödün – karşılıklı bir zorunluluktur. Ve akıllı bir politik iradenin ortada olmasıyla, bu süreç eski ilişkilerin canlanmasına neden olabilir ve iki halka yeni bir ilişki çağına girmesini sağlayabilir, Rusların üzerinde gizli affedilmemiş bir suç hissinin yükü olmadığı ve Çerkeslerin de yok olma korkusu olmadığı bir yeniçağa.

Olayların başka bir gelişimi cepheleşme ve yeni korkunç bir trajedi getirebilir. Çok ümit ediyorum ki sağduyu ve politik iradesi, süreci pozitif çözümlerin arayışına götürecektir.

 

Fatıma Tlisova
Kaynak: Voanews.com
04 Nisan 2011
Çeviri: Cherkessia.net

Koşulların Kafkasya’dan doğal olarak oldukça farklı olduğu Diasporada yöntemlerimiz durumu iyileştirebilmek için gereklidir. Genel olumsuz tabloya rağmen, diaspora toplumunun çabaları ile durumun tersine çevirebilecek etkenler olduğunu düşünüyorum. Bu olumlu etkenleri aşağıdaki gibi sıralayabilirim:

— Halen hatırı sayılır miktarda ana dil yetisine sahip konuşmacılar bulunmaktadır.
— Dilin canlandırılması anlamında ulusal ve uluslararası yeni finansal kaynak olasılıkları vardır.
— Diasporada genç nüfusun ana dilini öğrenme motivasyonu vardır. Genç Kafkasların birçoğu vasat ve hatta bazen vasatın üzerinde bir düzeyde ana dil yetisine aile içindeki iletişim yoluyla sahip olduğunun altı çizilmelidir.
— Kafkas anavatanından entellektüel, teknik ve finansal destek sağlanabilmektedir. Tüm bunlar durumun dramatik olmakla birlikte umutsuz olmadığını göstermekte ve finansal destekle birlikte sürekli çabalar olumsuz durumu iyileştirebilecektir. Her şeyden önce, Türk hükümetinin etnik azınlıkların dilleriyle ilgili olarak yeni yürürlüğe koyduğu fırsatlardan maksimum düzeyde faydalanılması gerekmektedir. Durumu iyileştirme amacıyla gerçekleştirilebilecek somut önlemler arasında aşağıdakiler sayılabilir.
— Pazar günlerine has anadil okulların (Moskova da işlevsel olan okullar gibi) ve hatta resmi eğitim programıyla ana dil ve edebiyatı eğitimini birleştiren geniş kapsamlı özel okulların açılması.
— TV de ilginç ana dil programlarının yaratılması
— Ana dilin öğretmensiz öğrenilmesine olanak sağlayabilecek bilgisayar programlarının geliştirilmesi.
— Ana dilde resmi dile paralel Internet sitelerinin tasarlanması
— Kafkasya’ya öncelikle gençlerin yoğunlaştırılmış dil kursları alacağı, ana dil ortamının yaşama koşullarını öğrenecekleri eğitsel turların düzenlenmesi.

Kesin olan şudur ki, hem Kafkasya, hem de Diaspora’da bilimsel araştırma yapmak dil kaybı tehlikesinin gerçek dinamiklerini ortaya çıkarmak ve olumsuz eğilimleri bertaraf etmek açısından önemlidir.

Buna ek olarak, Abhaz ve Adıge dillerinin tarih ve folklorunun belgelenmesinin önemini vurgulanmakta fayda vardır. Bu anlamda birçok çaba gösterilmiş olmakla birlikte, bu çabalar daha organize ve sistematik bir karakter kazanmalıdır. Diasporada kişisel arşivlerin, el yazmalarının, kitapların, gazetelerin, dergilerin, kaset ve videoların ve diğer dokümanların toplanıp saklanacağı, sergileneceği ve yayımlanacağı müzeler açılması düşünülebilinir.

Bunlar diasporada özellikle genç kesimde dil yetisini kabul edilebilir bir düzeye çekmeye ve dil inkârı sürecini yavaşlatmaya yarayacak bazı olası önlemlerdir. Bu hedeflere ulaşabilmek için diaspora toplumu, Türk hükümetinin sağladığı finansal, eğitsel, ve diğer olanaklardan, azınlık dillerinin ve kültürlerinin desteklenmesi için yaratılan uluslar arası fonlardan faydalanmalı ve son olarak ta Kafkasya’daki devlet ve özel kurumlarla işbirliği içerisinde finansal, teknik, ve entelektüel kaynaklarını diasporada ana dil programlarının geliştirilmesi için seferber etmelidir.

Alfabe

Çok kısa olarak değinmek istediğim son konu, Abhaz ve Adıgeler’in ortak kullanabileceği bir alfabe oluşturulması sorunudur. Bu tür bir alfabenin, Kiril yazımına mı yoksa Latin alfabesine mi dayalı bir alfabe olması gerektiği çokça tartışılan bir konu olmuştur.

Türkiye’deki Batı-Kafkas toplumunun sayısını göz önünde bulundurarak, birçok meslektaşım gibi ben de bu tür ortak bir Latin temelli alfabenin Türk alfabesine dayandırılması gerektiğine inanıyorum. Ben, Abhaz ve Adıgelerin ortak kullanımı için bu tür bir Latinleştirilmiş Türkçe temelli bir sistem hazırladım ve yayına hazırlıyorum. Bazı diğer versiyonlar George Hewit ve Dr. Moica Howlig tarafından önerilmiştir. Ayrıca Kafkasya’da Latin temelli Türk yazımına uygun olmayan alfabeler yaratmaya yönelik çabalar da mevcuttur. Ancak bunlar benim kişisel olarak desteklemediğim çabalardır.

Diaspora toplumu içinde tüm Abhaz ve Adıgeler için tek tip bir alfabe oluşturulmasının işlevselliği hakkında ateşli tartışmalar gerçekleşmektedir. Aslında, Abhaz ve Adıgeler gibi birbirlerine çok yakın kültürlerin birliğinin gelişmesine ve Kafkasya ile diaspora arasında iletişimi kolaylaştıracak olması anlamında ortak bir Latin temelli alfabe oldukça anlamlı gözükürken, böyle bir amacın gerçekleşmesi bir çok güçlüğü beraberinde getirecek, bazı finansal sonuçlar doğuracak, köklü bir edebi geleneğin varlığına zarar verebilecek ve kuşaklar arasında istenmeyen bir iletişim boşluğu yaratabilecektir.

Cahit Aslan’ın* sayımlarındaki verilere göre Adana’daki Abhaz-Adıge toplumundaki 1766 denekten %63’ü Latin temelli bir sistemin desteklerken sadece %31.8’i Kiril temelli bir sistemi desteklemektedir. Bu çelişkiyi çözmede tasarlanabilecek bir öneri olarak Moldova örneğinde olduğu gibi, hem Kafkasya’da hem de diasporada birbirine paralel alfabelerin getirilmesini öneriyorum. Zaman Latin temelli bir alfabenin Kiril alfabesiyle girdiği mücadeleyi kazanıp kazanmayacağını gösterecektir.

1 Temmuz 2006 tarihinde Ankara’da,
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonuyla gerçekleştirilen “Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adıge-Abhaz dillerinin Konumu” konulu uluslararası konferans

Konuşmacı: Dr. VIACHESLAV CHIRIKBA Leiden Üniversitesi Hollanda

Kafkasyanın yerli (otokhtan) Halkları genel olarak konuştukları dil yönünden üç ana grup halinde incelenmektedir. Buna göre;
I. Grup / Kuzeybatı Kafkasya halklarıdır ve üç ana gruba ayrılır.

1.ADİGELER: Kuzey çerkesleri olarak ta adlandırılan bu gruplar dil bakımından birbirlerini anlayabilirler. Adigeler kendi aralarında iki ana grup halinde incelenir.

a)Abzah, Hatukuay, Kemirguvey(Temirgoy - Çemguy), Adamey, Bjedug (Yegerkhoy-Kiray), Mahuş(:Makhoş), Şhapsıg, Natukhaç ve Janelerdir.

b)Kabardey ve Besleneyler(:Besniy): En kalabalık Çerkes kabilesi olan Kabardeyler, Büyük ve Küçük Kabardeyler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Büyük Kabardeyler Nalçik ve çevresinde, Küçük Kabardeyler ise Mozdok (Mezdegü) çevresinde otururlar. Kabardeylerin bir kolu olarak kabul edilen Besleneyler ise batı komşularıdır.

2.UBIHLAR (:Ubuh-Vubıh- Ubukh): Kafkasyada Abhaz ve Adigeler arasında yaşayan bu topluluklar dil bakımından ölü diller arasına girmiştir. Tamamı 1864'de göç etmiş olduğundan Kafkasya'da hiç Ubuh kalmamıştır. Diasporada yaşayan Ubıh kökenli aileler ise komşuları olan Abzahların dilini benimsemişlerdir.

3.ABHAZLAR- ABAZALAR : Kuzeyde Çerkes topluluklarına komşu olan Abazalar (Abazin-Aşuva) ile Karadeniz kıyılarında oturan Abhazlar (Apsuvalar) aynı kökten çıkan iki grup halinde birbirlerinden Kafkas Dağları ile ayrılmışlardır. Karadeniz kıyı kesiminde oturan ana Abhaz kitlesi ile kuzeyde Kabardeylere yakın olarak oturan Abazaların şivelerinde farklılıklar ortaya çıkmış ise de zorluk çekmeden anlaşabilirler. Abhazlar tarih boyunca Gürcüler'le yakın ilişkiler içerisinde olmuşlar, hatta onların tesiriyle büyük çoğunlukla Hıristiyanlık benimsenmiştir.

II. Grup / Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya halklarıdır ve iki ana gruba ayrılır.

1.VAYNAHLAR: Kafkasya'nın stratejik önemi en büyük noktalarından birinde yaşayan dağlı Vaynah toplulukları genel olarak birbirlerinden lehçe farklılıkları ile ayrılan üç ana gruba ayrılır.
a.ÇEÇENLER (Nohçi-Nohçoylar) Vaynahların ana kitlesini meydana getirirler.
b.İNGUŞLAR (Galgaylar) İnguşlar ikinci büyük Vaynah grubudur ve Asa ile Sunja ırmakları arasında ve Terek Nehri'ne doğru kuzeye yayılırlar.
c.KİSTLER (Batslar,Tuşhlar) Gürcüstanın Çeçen sınırında Tuşa ve Alazan ırmaklarının kaynaklarında ve Pankisi vadisinde oturan bu küçük grup daha çok Gürcü unsurları ile etkileşim halindedir. 

2. DAĞISTAN HALKLARI:
Kafkasyanın en çeşitli topluluklarının yaşadığı bölge olan Dağıstan’da Kafkas Dil grubundan olan 4 ana grup yaşamaktadır. Kafkasya'nın yerlisi olan bu halklar (Avarlar, Lezgiler, Laklar ve Darginler) daha çok dağlık bölgelerde yaşarlar.

a)AVARLAR (MAARULALAR): Lezgilerden sonra Dağıstan'ın en kalabalık kabilesı Avarlar'dır. Kendi aralarında ise en kalabalık grubu esas Avarlar meydana getirirler. Dil yönünden üç gruba ayrılırlar; 
ı.Avar (Maarulal), 
ıı..Andi (Bottlih, Godoberi, Karatin, Bagvalal, Çamalal, Tindi ve Açvaçiş gibi alt gruplara ayrılırlar) 
ııı.Dido (Hinuk, Çvarşin ve Kapuçinler gibi alt gruplara ayrılırlar) 

b)LEZGİLER. Dağıstan'ın güney-doğusunda yaşarlar Samur Nehri'nin orta ve yukarı mecralarında ve Şamahı yöresine kadar uzanan alanda yayılmışlardır. Doğu ve güney-doğuda Azeriler ile karışmışlardır bu nedenle Türkçe Lezgiler arasında geniş ölçüde yayılmıştır. Rutul, Kütin, Agul, Budukh, Dzekh, Tabasaran, Tsakhur, Udi ve Khinalug gibi alt kollara ayrılırlar. Kürinler ve Tabasaranlar en kalabalık gruplardırlar.

c)LAKLAR (Gazi Kumuklar) Orta Dağıstanda yaşarlar.
d)DARGİNLER. Lezgi diline yakın bir dil konuşan Darginler bu nedenle Lezgi kabileleri arasında da sayılırlar. Akuşa, Sutkur, Sırhal, Urkarak, Horakan, Kaytak (Haydak) ve Kubaçi gibi gruplara ayrılırlar. 
Dağıstan;daki dağlı kabilelerin aralarında bulunan doğal engeller (dağlar, tepeler, derin vadiler vs.) Batı Kafkasya;daki kadar olmasa da buradaki toplumlar arasında da çeşitli dil farklılıkları doğurmuştur.
III. Grup / Güney-Batı Kafkasya halklarıdır ve dört ana gruba ayrılır.

1.GÜRCÜLER
Çoruh Vadisi'nden doğuda Alazan Irmağı ve Zakatali Mıntıkası'na kadar, kuzeyde Kafkas Dağları'nın güney eteklerinden güneyde Gümrü-Elizavetpol hattında kadar uzanan geniş bölgede yaşarlar. Kuzeyden Abhazlar, Svanlar, Ossetler, Çeçenler ve Lezgilerle komşudurlar. Güney-doğuda ise Azerilerle sınırları aşağı yukarı Nuha yakınlarından geçer. Güneylerinde Ermeniler bulunur.

Dil bakımından "Güney-Batı Kafkasya Dilleri Grubu"Gürcüce çeşitli gruplara ayrılır. 
a-Asıl Gürcüler: Tiflis çevresinden ibaret olan Kartli ile doğusunda bulunan Kakheti'de otururlar. Zakatali civarında oturan İnguiller'de bu gruba dahil edilirler. 
b-İmeretler: Riyon ile Yukarı Kura ırmakları arasında otururlar. 
c-Gurienliler: Kutais yakınında yaşarlar. 
d-Acaralar: Batum civarında yaşarlar. 
e-Pşavlar: Tiflis'in kuzey doğusunda otururlar, 
f-Kevsurlar Kazbek doğusunda dağlık bölgelerde Tuşlarla komşu olarak yaşarlar. Tuşlar gibi dillerinde Çeçen, Oset etkileri bulunan küçük bir halktır.

2.MEGRELLER İngur ve Riyon Irmakları arasında oturan Bu halk asıl Gürcülerle birlikte bölgedeki en kalabalık toplumlardan birisidir.

3.LAZLAR Çoruh Vadisi'nde oturan Lazlar tamamen Müslümanlığı kabul etmiş bir halktır.

4.SWANLAR Elbruz Dağı'nın güney eteklerinde Gürcüstanın dağlık bölgelerinde yaşayan Swanlar, Gürcüce'ye bağlı ama farklılıkları olan bir dil kullanırlar vardır. 

DİĞER KAFKAS HALKLARI;
Kafkasya;da yerli (otokhtan) Halkları dışında tasnif edilen ama en az yerli halklar kadar artık Kafkasyalı olan başka toplumlarda yaşamaktadırlar. Kültürel açıdan yerli halklarla aynı özeliklere sahip bu topluluklar genel olarak konuştukları dil yönünden ayrı bir grup olarak tasnif edilirler.

A.İrani Dil Konuşan Kafkas Toplumları:
1 .OSETLER (ASETİNLER)
Aslen Alanlardan geldikleri kabul edilen bu toplum dil açısından Kafkas dillerinin etkileri altında önemli değişiklikler geçirmesine karşılık İran diline çok yakın bir dil kullanırlar.
Kafkasya'da Daryal Geçidi'nin güney ağzında otururlar. Doğularında Çeçenler, kuzeylerinde İnguşlar ve Kabartaylar, batılarında Gürcüler bulunur. Güneyden de yine Gürcülerle komşudurlar. Onlara diğer Kafkas halkları Kuşha, kendileri ise Iron derler.
Daryal Geçidi'nden başka Liakkva ve Ksa vadilerinde, güneyde Kura'ya doğru Uruk, Fiag-Don ve Ardon ile Yukarı Terek boylarında da yaşarlar. Yine bir ayrı grupları da Yukarı Kura'nın sağ kıyısı ile Trialet Dağı'nda ve Borjom'un doğusunda otururlar.
Osetinler başlıca iki gruba ayrılırlar; 
1- İron, 
2- Digor. 
Osetlerin çoğunluğu Hıristiyan olduğu için ne Rusya'ya karşı olan mücadeleye, ne de göç hareketine etkili bir şekilde katılmamışlardır. Yalnız sayıca çok az sayıda Müslüman olanları aslen Oset olan General Musa Kundukhov öncülüğünde Çeçenlerle birlikte göçe katılmışlardır. 

2.TATLAR (PADARLAR) Safeviler tarafından Kafkasyada Bakü, Kuba, Şamahı, Derbent ve Zakatali mıntıkalarında yerleştirilmiş olan İranlılardır. Pehlevi Dili'ni konuşurlar.

B. Türk Dili Konuşan Kafkas Toplumları:
1. KARAÇAY-BALKARLAR (MALKARLAR) 
Kaynakları hakkında çeşitli görüşler ileri sürülen Karaçayların genel olarak, Kafkasya’da belirli dönemlerde bulunmuş olan Hazar, Bulgar ve Kıpçak gibi Eski Türk topluluklarının bir devamı olduğu kabul edilmektedir. Ancak Alanlarla tıpkı Osetler gibi ortak kültürel özelliklere sahip olmaları bu konuda kesin bir hüküm verilmesine de engel olmaktadır. Kıpçak Türkçesinden geldiği bilinen bir dil kullanırlar. Karaçay ve Balkar (Malkar) olarak iki grup halinde anılmalarına rağmen gerçekte tek bir halktırlar.

XIII.-XV.yüzyıllar arasında Kabartayların doğuya doğru yayılmalarına kadar Kuban, Terek ve Kuma nehirlerinin orta ve yukarı mecralarında ve onlara katılan akarsuların boylarında geniş bir sahada yaşadıkları bilinen Karaçaylar daha sonraları Kafkas Dağları'nın zirvelerine doğru çekilerek Elbruz Tepesi'nin etrafındaki sarp ve yüksek bölgelere yerleşmişlerdir. Çevrelerinin genel olarak Çerkes-Abaza kabileleri tarafından çevrili olmasından dolayı, kültürel açıdan komşu kabilelerle aynı özelliklere sahiptirler. 

2. KUMUKLAR
Kuzeyde Terek Nehri'ne kadar, güneyde de Makhaçkale'nin güneyine kadar uzanan alçak arazide otururlar. Genel olarak Dağıstan'ın kuzey-doğu ve doğusundaki Hazar Denizi'ne kadar uzanan düzlüklerde yaşarlar. Kafkasya'ya ne zaman ve nasıl geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Onları Hazarlara, Kimaklara, Gazi-Kumuklara ve hatta Karaçay-Balkarlara bağlayanlar bulunmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi kıyılarında oturdukları ve kıyıdaki "kum"dan kaynaklanan "Kumuk" ismini aldıklarını ileri sürenler dahi vardır. Makhaçkale, Kaspiiski, Hasavyurt, Babayurt, Buynakski ve hatta İzberbaş şehirleri Kumukların yaşadıkları alana dahildirler. Ovalık yerlerde yaşayan çeşitli Kafkas kabileleri genellikle Türk kabileleri ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunmalarından dolayı Kumuk Türkçesini de bilirler. Bu nedenle Türkçenin bir lehçesi olan Kumukça Doğu Kafkasya'da ortak bir anlaşma vasıtası olarak kullanılmaktadır. 

3. NOGAYLAR 
Kazak ve Karakalpak Türkçesine yakın bir dil konuşan bu topluluklar XVIII. Yüzyıldan sonra Kafkasya bölgesine yerleştirilmişlerdir. Dağıstanda Hazar Denizi'ne doğru uzanan düzlükte ve daha kuzeyde step görünümü alan bozkırlarda Türk asıllı kabilelerle (Kumuklar, Azeriler, Türkmenler) karışık olarak yaşarlar.

Diller Ülkesi Kafkasya

Aralık 28, 2018

Karadeniz'den Hazar Denizi'ne kadar Kafkas Dağları boyunca uzanan Kuzey Kafkasya, yüzyıllardan beri kendinden "Diller Ülkesi" olarak bahsettirmiştir. Bu bölgede yaşayan irili ufaklı birçok halk değişik dil ailelerine mensupturlar. Savunma gerekçesiyle dağlık bölgelere çekilen küçük halk toplulukları uzun yıllar kendi ana dillerini korumayı başarmışlardır. 

Yaklaşık 125.000 kilometrekare olan bu topraklarda 50'yi aşkın dil ve 100'den fazla lehçe konuşuluyor. Bu bölgede yaşayan halklar Kafkas folklorunu, gelenek ve görenekleri paylaşırlar. Güneyinde Gürcistan, Ermenistan ve Azerbeycan, Kuzeyinde ise Rusya'nın yeraldığı bu bölgede 9 cumhuriyet bulunmaktadır. Bunlar Abhazya, Adigey, Karaçay-Çerkes, Kuzey Osetya, Güney Osetya, İnguşetya, Kabardey-Balkar, Çeçenistan, Dağıstan'dır. Abhazya ve Çeçenya bağımsızlığını ilan ederken Güney Osetya Gürcistan'ın diğerleri ise Rusya Federasyonu'nun bünyesinde bulunuyor. 

Kuzey Kafkasya'da 17. yüzyıl sonrasında yerleştirilen Slav kökenli Rus ve Kazakların dışında kalan halkların konuştuğu çok sayıda dil esas olarak üç grupta toplanır: 

Bölgenin 3000 yıllık aydınlık tarihi boyunca burada yaşadığı bilinen yerli halklar olan Avar, Lezgi, Dargi, Lak, Tabasaran, Çeçen-İnguş, Adige-Karbardey, Abhaz-Abaza halklarının dilleri Kafkas Dil Grubu'nu oluşturur. 

Bölgeye M.Ö. 7. yüzyılda gelen İskit, Alan ve daha sonra Sarmatların bakiyesi olan Osetler ve Tatlar Hint-Avrupa(Iron)Dil Grubu'ndandır. 10. yüzyılda bölgeye yerleşen Kumuk, Karaçay, Malkar ve Nogaylar ise Türk-Kıpçak halklarından olup Ural-Altay Dil Grubu içinde yeralırlar. 19. yüzyılın sonlarından itibaren başlatılan zorla göç politikası sonucu bölgede nüfus dengesi Rusya lehine dönmüştür. Şimdi Kuzey Kafkasya'da ana dili Slav dillerinden Rusça olan azımsanamayacak bir nüfus vardır.

Kaynak: www.kafkas.org.tr

Edebiyatımızda kendi yolunu açmış usta isimlerden birisidir Qağırmes Boris. 
Onun eserlerinde zamanı yakalıyoruz, günümüzün önemli sorunlarına, yaşamın kendisine dair ipuçları buluyoruz. İnsanların duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde ifade eden sanatçı kendi duygularını da aynı ustalıkla aktarıyor bize. 

O, Adıge diline mükemmel denecek derecede hakim, dilin tüm inceliklerini ve sırlarını bilen bir üstat. Qağırmes Boris’in samimi duyguları, sağlıklı düşünceleri ile harmanladığı eserleri edebiyatımızda çok önemli bir yere sahiptir. 

Bu gün röportaj yaptığımız sanatçı aynı zamanda gazeteciler ve yazarlar birliğine üye,20 yıla yakın zamandır da Oşx’emaxue dergisinin şiir bölümünün başında bulunuyor. 

Dil halkın en büyük zenginliğidir, dilimizin hakkettiği değeri bulduğuna inanıyormusunuz? 

Cumhuriyetimizdeki üç dil devlet dili olarak tanınmış olmasına rağmen onların imkânları açısından eşit olduklarına inanmıyorum. 
Çünkü devlet dili dediğinizde o ülkede/bölgede yürütülen tüm resmi işlemlerde kullanılan tüm yazışmalara taban olan dildir devlet dili. 

Bu amaçla kullanılan dil ise Rusçadır, fakat bu bizim Adıge diline küsmemiz sırt dönemiz için bir neden değildir. 
Bahsettiğimiz durum dilimizin bir kusuru eksiği olduğu anlamına gelmesin, fakat insanların dilindekidir, okudukları yazıştıkları dildir gelişen. 

Ben 50 yıldır duygularımı düşüncelerimi anadilimle yazıyorum, kendimi ana dilimle ifade ediyorum. Bu güne kadar ana dilimin sözcüklerinin yetmediği, dilim ile bir şeyi ifade edemediğim ve tıkandığım bir an hiç olmadı. 

Çoğu kişinin Adıge dili ile duygularının tümünü ifade edemedikleri yönünde şikâyetlerini duyuyoruz, bu asılsız bir yalandır bana göre. 

İfade yeteneği, kavrama yeteneği olmayan insan hangi dil ile olursa olsun duygularını ve düşüncelerini yansıtmakta yetersiz kalır. 
Adıge dilinin yetersiz olduğunu söyleyenler düşünceleri yetersiz kavrama ve tanımlama yetenekleri yetersiz, ifade zaafı olan insanlardır. 

Bilmediğiniz anlamadığınız her hangi bir iş ne ise, dil de ondan farklı değildir. 

Onu kullanmak için kurallarını, inceliklerini sırlarını bilmek gerek, o dile, o dilin sahibi halkın tarihine kültürüne edebiyatına hakim olmak gerek. 

Ne yani! Ormana odun kesmeye gidiyorsunuz fakat yanınızda balta yok. Bu sözlerim Adıge yazarlarımızın bir kısmına yöneliktir. 
Adıge gazetelerinde hayatı geçmiş, uzun yıllardır Oşx’emaxue dergisinde çalışan birisi olarak ben çok rastladım bu dili kullanmaya kalkışan fakat dilin kurallarını dahi bilmeyen insanlara. Bu işler böyle yürümez.

“Dil olmazsa ulus olmaz”deniyor. Dilimizin bu günkü durumu size neler düşündürüyor? 

Bana kalırsa dilimizin bu günkü kadar geliştiği yükselişe geçtiği hiç bir dönem olmadı bu güne kadar. Bir kısım araştırmacıların “Dillerin yarısı yakın zaman içerisinde yok olacak” dediklerini duyuyoruz, Adıge dilinin bu risk ile karşı karşıya olmadığını söyleyemeyeceğim ne yazık ki. 

Bu konuda canla başla çalışan bilim adamlarımızın araştırmacılarımızın yeteneklerine ve sayılarına baktığımda ancak “Dilimizi korumanın geliştirmenin ilk adımlarını atmış bulunuyoruz” diyebiliyorum. 

Eskiden Adıge dilinin eğitimini verecek doktor, profesör, akademisyenlerimiz varmıydı? 
Edebiyatın teorik temelini atacak yazarlarımız eleştirmenlerimiz araştırmacılarımız varmıydı? 

Aynı şekilde şairlerimiz, tiyatrocularımız ve sanat adamlarımız da bu grubun içerisindedir. Bunca belayı, bunca sıkıntıyı, bunca olumsuzluğu atlatabilen dilimiz hala ayaktadır. 

Bu gün bu dili konuşan bu halkın eskiye kıyasla sahip olduğu imkânlar ve özgürlük, dilimizin ve halkımızın daha binlerce yıl yaşayabileceği yönünde bize ümit veriyor. 

Halkın anlama ve kavrama yeteneği doğrudan ana diline olan bağlılığı ve hakimiyeti ile ilişkilendiriliyor. 
Bu gün bilim adamları ve araştırmacılar ne kadar bu konuda çalışıyor olsalar da ana dilin korunması ailede başlar. 

Ben birçok aile tanıyorum ki büyükleri anadilimiz konusunda çalışırken çocukları iki atasözünü dahi söylemekten aciz bir biçimde yetişiyorlar, bu tür aileler için ne düşünürsünüz? 

Adıge dilinin en iyi korunduğu alanlar köylerimizdir. Şehirlerdeki ailelerde bu konu bir biçimde ihmal edilir oldu. Fakat Adıgeyim diyecekseniz ve kendinizi bu halkın mensubu sayacaksanız her şeyden önce ana dilinizi bilmek, bu dil ile okumak yazmak zorundasınız. 

Adige kültürü, Adıge dili, Adıge yaşam biçimi hayatınızın pusulası değilse kendinizi Adıge olarak görmenizin bir gereği yok. 

Adige Psalhe Röportaj: Jılase Marite Çeviri: Ergun Yıldız

Page 1 of 10

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Dzhoxar Dudaev 15 Nisan 1944 - 21 Nisan 1996 https://t.co/QEArL4Iv1j
RT @dergi_mizage: Siyasi, Politik, Kültürel, Düşünce dergisi - Çerkeslere ve gündeme dair... 5. Sayı Çıktı twitter: @dergi_mizage facebook:…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı