Абэ – Abe :Müslüman din adamlarının üzerlerine örttükleri pelerin biçiminde örtü.

Агъэн – Ağen : Bir tür Adige atı.

Алаушын – Alawuşın : Sevimsiz,antipatik insan.

АркъанкIэш – Arqank’eş :Yabani at avcılığı için eğitilmiş at. (arqan : kement)

Аршав – Arşav : Beyazımsı ve gümüşi bir tür metal çeşidi.

Арщын – Arşın : 71 santimetre uzunluğunda ölçü birimi.

Арыщ –Arışş : Dağlarda ve yamaçlarda gezmek için özel olarak yapılmış devrilmeyen bir tür çoban arabası.(bu arabanın tekerleri devrilmemesi için alçak ve geniş olurmuş)

Ачэтыр – Açetır : Bir tür Adige atı.

Ашэмыкъу – Aşemıqu : Dağda veya yolculukta yemek yaparken kazanın takılması için kurulan üçlü çatı.

Базыкъ – Bazıq : Şişman iri yapılı insan.

Батхъэ – Bathke : Yırtılmış,parçalanmış harap.

Бэгъудан – Beğudan : Sarı bir sığır türü 

Бэжэкъ – Bejeq : birbirini keser şekilde çapraz olarak dizilmiş. 

Бэкъулауш – Bequlawuş : İki insanın birlikte tutarak bir şey taşıması.

Бэрэздж – Berezc : Hristiyanların dinleri gereği et yemedikleri gün.

Hazırlayan : K’eref X’asanbiy

Çev: Ergün YILDIZ

Anadil

Aralık 28, 2018

Eski kolileri karistirirken bir dergi buldum.Merakla sayfalarini karistirmaya basladim ve cok hosuma giden bir yaziyla karsilastim.Sizlerle yorumsuz olarak paylasmak istiyorum..

Anadil..Acı çekmeyen , mutluluğun değerini bilmez.Susuzluk çeken bilir , suyun tadini.Anadil de böyledir.Doğuştan getirdiği,kanında taşıdığı diline hasret çekmeyen,onun tadını anlayamaz.Neden derseniz , hergün konuştuğu için alışıyor ve umursamaz oluyor.Başka bir deyişle farkında olmuyor tadinin.Bu şekilde dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmak büyük bir nimet.Ancak bu nimetten mahrum olan,elinden zorla alınan,onu yitiren niceleri var..

Anadilini beğenmeyen onu önemsemeyenlerin ders alacağını umarım.şimdi anlatacağım olaydan.Olayı bize anlatan Türkiyede yaşayan Thazepl Fevzi'dir.Fevzi iki ay önce ata yurduna misafir olarak geldi,akrabalarını bulup,tanıştılar.

Bu Fevzi'nin bizzat yaşadığı,şahit olduğu bir olaydır.

Üçüncü sınıfı bitirip tatile girdiğimizde,babam boş oturmaktansa bir iş bulup çalışsan iyi olurdu deyince ben de pazarlamacilik yapan Türk dostumuzun yanında işe başladım.Köyleri dolaşıp satış yapıyorduk.Mal bitince,dönüp yüklüyor ve tekrar yola çıkıyorduk.

Bu şekilde köyleri gezerken , hiç unutmam yedinci ayın 15. günüydü,hava müthiş sıcaktı,yolda giderken,ağaçları bol,yeşillikler içinde küçük,temiz bir köy gördük.Köyün kenarında durduk ve biraz dinlenmek için gölgeliğe oturduk.Yanımda iki Türk vardı,onlar arabayı bir kenara çektiler, beni de yiyecek,içecek ve sigara almak için köye gönderdiler.Yolda yürürken , iki-üç çocukla karşılaştım,bakkalın yerini sordum,''İşte şu ev'' diye göstermeleri üzerine o tarafa yöneldim.

Bakkala girdim.Türk köylerinde adet olduğu üzere bakkalcinin erkek olduğunu sanıyordum ama bakkala bakan , yaşı seksen civarinda yaşlı bir kadındı.

-Buyur,nasıl düştü yolunuz buraya? diye sordu yaşlı kadın.

Ne istediğimi söyledim , sözüm henüz bitmişti ki,üç çocuk içeri daldılar ve masanın üzerindeki radyonun sesini iyice açtılar.Yaşlı kadın ''Canı çıkmayasicalar,nasıl yürünür,nasıl davranılır hala öğretemedim size'' diye bağırdı çocuklara Çerkesçe.Türk çocukları onu anlamasalarda..

Yaşlı nine Çerkesçe konuşunca irkildim.''Bu geldiğimiz yer bir Çerkes köyümü yoksa'' diye ve ardından sordum :

-Nine sen de Çerkes misin?

Bunu duyunca , nine benden daha fazla irkildi , dondu kaldı,bütün vücudu titriyor,dudakları kıpırdıyor,birşeyler söylemek istiyor ancak konuşamıyor.Bazen bana doğru gelecekmiş gibi yekiniyor,fakat hareket edemiyor,tireyip duruyor.

Öyle olunca,uygunsuz birşey mi söyledim diye kuşkulandım bir an.

-A evladim bir daha konuş Çerkesçe de , şu gördüğüm rüyamı gerçek mi anlayayım dedi.Ninenin durumunu görünce :

-Nine , nedir seni bu kadar şaşırtan şey,ben de Çerkesim diye nineye yaklaşınca , ağlayarak bana doğru atıldı,bağrına bastı sanki yıllarca görmediği yolunu beklediği evladiyla karşılaşmışcasına bağrına basıyor,okşuıyor,öpüyor,ağlıyor..

Nine ağlıyorken söylediği sözleri hiç unutamıyorum.Bugün allah gösterdi bana.Ben diyor,hiçbir sabah yataktan kalkmadığım gibi,kadın erkek kim olursa olsun bir Çerkesle karşılaşmadan,onu görmeden canımı alma Allahım diye dua etmeden.Şimdi Allah canımı alsa da razıyım.Çünkü bugün anadilimi konuşan bir delikanlıyı gösterdi Allah bana.

Ağlaması biraz dinince sordum : ''Nine,Çerkesçeye bu kadar özlem duyman nasıl oldu?Soruma nine şöyle cevap verdi:

-A benim güzel evladim,ben doğduğumda annem vefat etmiş,iki yaşına girdiğimde de babamı kaybedip öksüz kalınca,dayılarım büyüttü beni.16 yaşındaydım,köyümüze at satın almak için bir grup Türk gelmişti.Atları aldılar ve yola çıkacaklardı,benden su istediler,suyu götürdüm suyu uzattığım adam beni kaptığı gibi atının üstüne atıp kaçırdılar ve arkadaşlarından birine gelin getirdiler.Bu köye gelişim böyle oldu.Burası Türk köyü,burada bir tek Çerkes yaşamadı,Çerkesçeye konuşan hiç kimse gelmedi buraya.İşte böyle,yaşım sekseni bulduğu halde,beni kaçırdıkları günden bu yana hiç Çerkesçe duymadım.Bugün senin bana getirdiğim mutluluğun tarifi imkansiz.

Sözlerini bitirince tekrar ağlamaya başladı.Nine ağlıyor , bende ağlıyorum.İçim parçalandı , birşeyler söylemek istiyorum , boğazım düğümlendi , konuşamıyorum..

Bu arada nine gelinlerine haber gönderdi : ''Kıymetli misafirim var,sofrayı kurun.Siz benimle alay ediyordunuz,anadilimin örfümün olmadığını sanıyordunuz.Benim de var lisanım,örfüm,milletim.Size gösteremediğim lisanı konuşan misafirim var bugün,dinleyin dinleyebildiğiniz kadar,sizin dilinizden üstün değilse,aşağı değildir.''

Bunları söylerken sofrayı nasıl kuracaklarına dair öğütler veriyordu gelinlerine.Gelinleri de hamarat olmalıydılar ki,gecikmeden güzel bir sofra hazırlayıp ağırladılar beni.

Bu kadar zaman,hiç bir soydaşını görmediği,konuşmadığı halde anadilini nasıl konuşabildiğini merak edip sordum.Şu cevabı verdi :

- Dilimi unutmamak için,Allah'ın her günü,aynanın karşısına geçip kendi kendime konuşuyordum.Bir Çerkesle karşılaştırsın , birgün Çerkesçe konuşayım diye hep Allah'a yalvariyordum , odamdaki eşyalarla konuşuyordum..

Ayrılırken de , öpüp okşayarak , bağrına basarak , bana doyamadan uğurladı.

Ömrüm boyunca bu nineyi unutmayacağım.

Yazan Wezey AFLİK , Jenğuaze No: 4,Eylül 1990. Çeviren Erdal ÖZDEN
M.Berslan

Adige ve Abaza Dilleri

Aralık 28, 2018

Adığece ve Abazaca, Vubıhça ile birlikte Kafkas Dilleri''nin Kuzeybatı Kafkas grubunu oluşturur. Dilbilim literatüründe "Abhaz-Adığe Dilleri" olarak da anılır. Batı literatüründe Adığece için sıklıkla "Çerkesçe" terimi kullanılır. Adığece, Abazaca ve Vubıhça''nın bugün artık var olmayan tek bir anadilden türediği kabul edilir. Adığe, Abaza ve Vubıh dillerinde dilbilimcilerin ilgisini çeken en belirgin özellik ünsüzlerin zenginliği ve ünlülerin çok az olmasıdır. 

Kafkas-Rus Savaşı''ndan ve sürgünden önce, 19. yüzyıl ortalarında Kafkasya''da bu üç Kuzeybatı Kafkas dilini konuşanların sayısı, çoğu Adığe olmak üzere 1,5-2 milyon civarında tahmin ediliyor. Bugün Adığece Kafkasya''da yaklaşık 600 bin, Abazaca ise 130 bin kişi tarafından konuşuluyor. Kafkasya''dan 4-5 kat fazla nüfusun yaşadığı diyasporada ise (Türkiye, Ürdün, Suriye, İsrail, Avrupa ükeleri, ABD) dilin kaç kişi tarafından ve ne oranda konuşulduğu konusunda kesin bilgi yoktur. Vubıhça, konuşan son kişinin, Tevfik Esenç''in 1992''de ölümüyle artık ölü bir dil olmuştur. Vubıhların tamamı Türkiye''de yaşamaktadır ve uzun zamandan beri Adığece''yi ya da Abazaca''yı anadil olarak benimsemişlerdir. 

Adığece 
Adığece''nin Batı (Ç''ahe) ve Doğu (Şhağ) (veya Kabardey) olmak üzere iki lehçesi vardır. Batı lehçesi Abzah, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ ağızlarından oluşur. Doğu (Kabardey) lehçesinin ise Büyük Kabardey, Besleney, Mozdok ve Kuban ağızları vardır. Bu iki lehçe Sovyet ve Rusya dilbiliminde akraba fakat ayrı iki dil kabul edilir ve Batı lehçesi "Adığey dili", Doğu lehçesi de "Kabardey-Çerkes dili" olarak adlandırılır. Batı lehçesi Adığey Cumhuriyeti''nde, Doğu (Kabardey) lehçesi de Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde resmi dildir. Yazı ve edebiyat dili Batı Adığe lehçesinde Çemguy ağzı, Doğu Adığe lehçesinde ise Büyük Kabardey ağzı üzerine kurulmuştur. Bu ayrımdan dolayı küçük farklılıkları olan iki ayrı alfabe vardır. Batı Adığe alfabesinde üçü işaret olmak üzere 64 harf, Doğu Adığe alfabesinde de üçü işaret olmak üzere 59 harf vardır. Batı Adığe alfabesi 1938''den beri, Doğu Adığe alfabesi de 1936''dan beri kullanılmaktadır ve Rus-Kiril harfleri esas alınarak hazırlanmıştır. 

Abazaca 
Abaza dili ve lehçeleri konusuna girmeden önce bu halkın adı konusundaki terminoloji karışıklığını açıklamak gerekir. Türkiye''de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla bilinen halk esas olarak üç gruptan, buna bağlı olarak dil üç ana lehçeden oluşur: 

1. Tarihi anavatanları Abhazya''da yaşayan Apsuvalar; 2. 13-14. yüzyıllarda Abhazya''dan Kafkas Sıradağları''nı geçerek kuzeye, Adığeler''in arasına yerleşen Aşuvalar; 3. Eskiden dağlık bölgelerde yaşayan, daha sonra (17-18.yy.) Kuzey Kafkasya''nın düzlüklerine inerek yerleşen Aşharuvalar. 

Türkiye''de genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşın, bu ad Kafkasya''da ve literatürde sadece Kuzey Kafkasya''da (Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti''nde) yaşayanlar, yani Aşuva ve Aşharuva grubu için kullanılmaktadır (Rusça''da Abazin). Ayrıca Aşuvalar için Osetler Tapanta, Adığeler (Kabardeyler) Bashağ, Nogaylar da Altıkesek Abaza adlarını kullanırlar. Abhaz ise Abhazya''da yaşayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir.

Sovyetler döneminde Abhazya''da Apsuva ve Kuzey Kafkasya''da Aşuva (Tapanta) lehçeleri ayrı ayrı yazı ve edebiyat dili haline getirilmişlerdir. Aşharuva ise yazı ve edebiyat dili olarak Aşuva (Tapanta) lehçesine dahil edilmiştir; Aşuva ve Aşharuva lehçeleri birlikte Abazaca olarak anılmaktadır. Bugünkü Rusya dilbiliminde Abhazca (abhazskiy yazık) ve Abazaca (abazinskiy yazık) iki ayrı dil kabul edilirler ve alfabeleri farklıdır. Dilbilimcilerin çoğu tarafından ise aynı dilin lehçeleri olarak görülürler. 

1936-1938 yıllarında Latin temelli alfabeler yerlerini genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazya''da Abhazca (Apsuva lehçesi), Stalin ve Beria''nın Abhazya''yı Gürcüleştirme politikasının sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953''te Beria ve Stalin''in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat 1940''ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954''den itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. Bugün hala kullanılan bu alfabede 62 harf vardır. Yazı ve edebiyat dilinin temeli nispeten basit fonetik sisteme sahip Abjua ağzıdır. 

Rusya Federasyonu''na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti''nin beş resmi dilinden biri olan Abazaca (Aşuva lehçesi) için genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak hazırlandı. 1938''de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle değiştirildi. Alfabede üçü işaret olmak üzere 68 harf vardır. 

Kaynaklar: 
Chirikba, Viacheslav; Distribution of Abkhaz Dialects in Turkey, Proceeding of the Conference on Northwest Caucasian Linguistics, 10-12 October 1995, İstanbul (edited by A.Sumru Özsoy), Novus forlag, Oslo. 
Hewitt, George; Encyclopedia of the Languages of Europe (edited by Glanville Price). 
Turçaninov G.-Tsagov M.; Grammatika Kabardinskogo Yazıka, SSCB Bilimler Akademisi, Moskova-Leningrad 1940. 
Genko A.N.; Abazinskiy Yazık - Grammatiçeskiy Oçerk Nareçiya Tapanta, Moskova Nauk, 1955. 
Yazıki Narodov SSSR, IV. Tom, Akademiya Nauk SSSR. 
Adığebze Psalhalhe - Slovar Kabardino-Çerkesskogo Yazıka, Moskova 1999. 
Murat Papşu

Txenım Oxu Xelşş

Aralık 27, 2018

Anadilin bilinmemesinin sebebi ailelerin onun öğrenilmesine yeteri kadar önem vermemeleridir. Geçmişte pek çok kişinin Adigece’ye olan bakış açısını yok sayamayız. "Adigece’nin çocuklarımıza ne faydası olacak? Pşıze nehrinin öte yakasına geçtiğinde Adigece’nin geçerliliği yok" söylemlerine kapılmış hiçte azımsanmayacak sayıda aile var. Onlar Rusça’yı iyi bilirlerse çocuklarının kültürlü, eğitimli kişiler olacağını sanıyorlar.

Rusça’nın iyi bilinmesinin gereğinde tereddütte mahal yok. Rusya’nın yanında SSCB döneminin cumhuriyetlerinde de bugün birbirlerinden ayrı olsalar da Rusça insanların anlaştıkları ortak iletişim dilidir. Farklı ulusların anlaşmalarını sağlayan bir dil konumundadır. Sadece Rusça değil, insanın birçok dil bilmesi onun daha eğitimli sayılmasına sebeptir. Ancak anadili bilmemenin hiçbir anlamı yoktur. Bizim söylediklerimizi doğrularcasına Adige gençlerinin anadillerine yeterli değeri vermediklerini, Maykop caddelerinde görebileceğimiz ve duyabileceğiniz şeyler ispat ediyor. İki Adige kızı caddede karşılaşırsa anadillerinde konuşmayı kendilerine yakıştıramıyorlar.Yapmacık bir edayla Rusça konuşuyorlar.

Adigece devlet dili oldu diyorsak da bu hayatta tam olarak karşılığını bulmuyor. Adigece bir ricayı yada bir sorunu ifade eden bir dilekçe yazanı göremeyeceğinizi bir yana bırakın, Adigeler bir araya geldiklerinde Adigece’yi bilmeyen aralarında sadece 1-2 kişi olsa dahi Adigece’yi öteleyerek Rusça konuşuyorlar. Nihayetinde Adigece’yi konu alan toplantılarda da bunu görmek mümkün.

Rusça’yı iyi bilirlerse çocuklarının eğitimli ve okumuş kişi olacaklarını varsayan bu anlamda da Adigece öğreniminin gerekmediğini düşünen anne babaların büyük bir yanılgı içinde olduklarını ispatlayan bir örneği anlatmak istiyorum. Bilim ve sanat alanında ün yapmış insanlarımızın hemen hemen tamamı Adige köylerinde dünyaya geldiler ve oralardaki okullarda eğitim gördüler. Adigece’yi iyi biliyorlardı. Fakat bu onlardan hiçbirine engel teşkil etmedi. Moskova ve benzeri birçok şehirde bulunan yüksek eğitim kurumlarında eğitim görüyorlardı.

Çocuk küçüklüğünde ana dilini bilmemesinin ne anlama geldiğini yeteri kadar idrak edemiyor, ardından dili bilmemenin getireceği sıkıntılarla karşılaşabileceğini düşünmüyor. Adigece’yi bilmese de olur diyen anne babaları çocuk memnuniyette dinliyor.İlerde de bu tutumun sonuçlarından pişman olduğu çokça görülüyor. Fazla uzağa gitmeden buna yakın çevremden bir örnek getireceğim.

Ağabeyim İsa 27 yıl Çeçenistan’da orduda görev yaptı. Grozni şehrine yakın Çernoreçiye denilen yerde ev bark sahibi olmuş orda yaşıyordu. 2 kızı ve 1 oğlu orda dünyaya geldiler. Onların anne babası çocuklar Adigece bilmese de olur diye düşündüler. Rusça’dan başka dil bilmeyen çocuklar sonuçta Maykop’a döndüler. İşte o zaman kızlarda, delikanlıda anadillerini anne babalarının öğretmemelerinin yanlış olduğunu anladılar.

Şu anda anne - baba kızlarının ve oğullarının Adige olmayanlarla evlenmelerini istemiyorlar. Fakat Adigece bilmeden ben Adige'yim demenin ne anlamı olabilir? Buna yönelik ağabeyimin küçük kızı Rita'nın söylediği şeyi sıkça hatırlarım. Adige’den başkasıyla evlenmesinin doğru olmayacağını sıkça tembihleyen annesine Rita'nın yanıtı: "Tamam anladım da hep tekrar ediyorsun ama Adige gençleri benim Adige olduğumu nereden anlayacaklar? Adige’yim ama Adigece bilmiyorum. Fiziksel görünümde Adige kızları gibi değil biraz kızılcayım. Önüme gelen Adige gençlerini Adige'yim, Adige'yim diyerek mi karşılayacağım?"

Ağabeyimin oğlu Yuri Adigece bilmemenin pişmanlığını pek çok yerde yaşıyor. İyi günde kötü günde Adigeler bir araya gelip Adigece konuştuklarında söylenenleri anlamıyor. Konuşmalara katılamıyor, donuk bakışlarla etrafı seyrediyor. Yuri’nin 3 kızı iyi derecede Adigece bilseler de Yuri onlarla Rusça anlaşıyor.

Adigece’nin iyi bilinmesinin gereği onun aile içinde kullanımı yada Adigeler bir araya geldiğinde gereği hasıl olduğunda konuşmakla sınırlı değildir.Dili bilmenin önemini daha derin düşünmek lazım. Her ulusun kültürünün temeli dilidir. Anadilini bilmeden ulusal kültürü derinlemesine kavrama imkanı yoktur.

Çocuğun gelecekte hangi mesleği seçeceğinin bilinmesi oldukça zordur. Adigece bilmemesinin ona getireceği sorunlarla da karşılaşması mümkün. Kötü olan bunun idrakinde olmayan bunu düşünmeyen azımsanmayacak sayıda anne babanın varlığıdır. Çocuk hangi dil olursa olsun ilk önce annesinden duyduğu sözlerle daha sonra aile bireylerinin konuşmalarıyla dili öğrenmeye başlar. Anneler bu konuda kararlı bir tutum içinde olsalardı iyi olurdu. Soydaşımız olmayan çoğunlukla da Ruslardan dilimizi öğrenenlerin olması iyi ancak beni üzen, Rus çocukları Adigece konuşurken Adige çocuklarının Adigece’yi bilmemeleridir.

Dilimizin geleceği adına geleceğe yönelik kaygılarım var. Yapılan iyi şeylerin sonuçları konusunda bir sorun yok.Onlar yok olmayacak. Kaygılanmamız gereken şey ihtiyaç duyduklarımız hakkındadır.Amacım çocukları “Adigece bilmeseler de olur” bakış açısına sahip anne babalara biraz sitem edip onları biraz bilinçlendirmek.Onları düşünceye sevk ederek eğer dünyada ulusal varlığımızı sürdürmemiz gerekiyorsa ulusal anlamda kendilerine gelmenin tam zamanı olduğunun idrakine vardırmaktır.

Adige Mak gazetesinin ilk sayfasının üstünde "Bir aradaysak - güçlüyüz" ifadesi doğru ve haklı olarak yer alır. O derin anlamı olan, güçlü bir sözdür. Evet, birlik ve uyum içerisinde çalışırsan her türlü konuda sonuca ulaşırsın. Herkesin, dilimizin geliştirilmesinde her Adige’nin diline yüksek bir ilgi göstermesinin, dilimizi kaybedersek ulusumuzun da yok olacağının unutulmamasını idrakinde olmasını istedim. Allah şahittir.

PENEŞÜ Sefer Adigey Cumhuriyeti Ulusal Yazarı

Halk, boy adlarında bazen lehçelerden kaynaklanan farklılıklar olabilir. 'Kabardey' kendilerine verdikleri isimken Batı Adığeleri ve Abazalar onlara 'Kabartay' der. (Kaberdey ve Kabartey herhalde yazım yanlışıdır). Çemguylara Şapsığlar 'Kemguy', Kabardeyler 'Kemırguey', Ruslar 'Temirgoy' der. Kabardeyler Abzehlere 'Abadzeh' der. Besleneyler için 'Besney', 'Besniy' de denir. Liste uzayıp gider. Biri diğerine göre yanlış sayılmaz, ancak böyle durumlarda prensip olarak kendilerine verdikleri isimler esas alınır. Yani 'Kabardey', 'Abzeh', 'Çemguy', 'Besleney'…

Adığecenin yazılı dile dönüşmesinin üzerinden, az çok bazı yayınların basıldığı ilk yıllardan alırsak yaklaşık bir asır geçti. Kafkasya'da Kiril alfabesinin esas alındığı 1930'lardan itibaren, birçok ağızdan oluşan Adığecenin iki lehçesi (Doğu (Kabardey) ve Batı lehçeleri) standart hale geldi. Yazım kuralları da (Adıgey'deki Bjeduğ-Çemguy çekişmesini abartmazsak) bugüne kadar olan süreçte yerleşti. Adığecenin her iki lehçesi için de, Türkçede yazım kılavuzu denilen orfografi sözlükleri hazırlandı.

Türkiye'de Adığece eğitim olmadığı ve Kiril alfabesiyle Adığece yazabilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmediği için henüz bir 'yazım kuralları' sorunumuz yok. Olursa da çözümü kolay; bir 'orfografi sözlüğü' edinmek. Türkiye'de yaşanan asıl sorun Adığece (ve diğer Kafkas dillerinde) kelimelerin Türkçede nasıl yazılacağı. Nart dergisi ve Jineps gazetesi başta olmak üzere, hemen bütün yayınlarda ve internette bu konuda bir karmaşa hüküm sürüyor.

Türkçede 1980'lere kadar geçerli yazım kuralına göre, yabancı dillerdeki özel isimler ve alıntı kelimeler okundukları gibi yazılırdı (orkestra, paragraf, trafik, Vaşington, Şekspir). O tarihten sonra ise, İngilizcenin artan etkisiyle olsa gerek, orijinal yazım benimsendi. Şimdi artık Washington yazıyoruz, cafe yazıp kafe okuyoruz. Arapça, Rusça, Yunanca gibi farklı alfabe kullanan dillerden aktarımda ise (İngilizce üzerinden yapılmıyorsa) farklı bir kural işliyor; nasıl okunuyorsa öyle yazılıyor. (Miçotakis, Yeltsin, Çaykovski, Şevardnadze vb.). Adığece de Kiril alfabesi kullandığına göre, sorunumuz farklı alfabe kullanan bir dildeki metni veya kelimeyi başka bir dile nasıl aktaracağımız. Bunun için başvurulan iki yöntem var. Birincisi transliterasyon. 'Yazaç çevrisi' diye bir Türkçe karşılık uydurulan transliterasyon, bir alfabedeki harfleri veya fonetik sesleri başka bir alfabeye sistematik olarak uyarlamak demek. Kelimeler okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılır, yani yapılan bire bir harf çevirisidir. Asıl alfabedeki harflerle, aktarılan alfabedeki harfler arasında bir eşleştirme yapılır. Bu şekilde kaynak dildeki kelimenin tam olarak nasıl yazıldığını çıkarmak da mümkündür.

Adığece bir metni Latin alfabesine aktarmak veya Latin harfleriyle Adığece yazmak için transliterasyon yöntemi kullanılabilir. Fakat çok sayıdaki öneri dışında genel kabul görmüş bir Latin alfabesi yok.* Bir metni bu şekilde aktarabilmek için kelimelerin orijinalinde (Kiril alfabesinde) nasıl yazıldıklarını ya da eşleştirilen harflerin ses karşılıklarını bilmek gerek. Önerilen Latin alfabelerinden biriyle birkaç örnek: habze - xabze (gelenek, töre), jwuagwo - jhuagho (yıldız), cuakwe - chuakhe (ayakkabı), qweojwıy - ssewojhıy (erkek çocuk, oğlan), (Kab.) ş+akhwue-sh'akxhue (ekmek). Görüldüğü gibi dili bilmeyen, bilse de harflerin okunuşunu bilmeyen biri için kolay değil.

İkinci yöntem ise transkripsiyon (çevriyazı, fonetik yazı). Bir dilin kelimelerinin, ki bunlar genelde özel isimler olur, bir başka dilde okunmaya uygun şekilde yazılmasıdır. Mesela Charlemagne'ı 'Şarlmayn', Bordeaux'yu 'Bordo' olarak yazmak transkripsiyondur. Bu yönteme özellikle Arapça, Yunanca, Rusça gibi farklı alfabelerdeki kelimelerin Türkçe yazımında başvurulur. Transkripsiyonda her ses (fonem) aktarılan dilde kendisine en yakın harfe (veya harf grubuna) çevrilir.

Şimdi, bu bilgiler ışığında Adığece kelimeler Türkçede nasıl yazılmalı, örnekler üzerinden tartışalım. Konumuz olan kelimeler genellikle özel isimler (kişi, halk, sülale, yer vb. adları) ile Türkçede ve Türk kültüründe karşılığı bulunmayan veya bulunsa da özel bir önem atfedilip Adığece olarak kullanılması tercih edilen kelimeler. Birinci soru, Adığece özel isimlerin ve kelimelerin Türkçeye aktarılmasında yöntem transliterasyon mu yoksa transkripsiyon mu olmalı? Eğer bu isimler/kelimeler Türkçe bir metin içinde geçiyor ve Türkçe okuyan insanlara hitap ediyorsa, elbette yöntem transkripsiyon yani okunuşa göre aktarım olmalıdır. Bu durumda bire bir harf çevirisiyle Türkçeye aktarım ilke olarak yanlış olduğu gibi, kelimeleri garip şekillere sokarak Adığece telaffuzuyla insanlara okutmaya çalışmak da anlamsız bir çabadır.

En yaygın örnekler üzerinden devam edelim. Görüldüğü kadarıyla Adığece kelimelerin yazımında en sevilen harf 'x' (Abzex, xabze, zexes, xase, xeku). İkinci sırada da 'w' geliyor (Wubıx, wunafe, wored). Hangi harfin karşılığında kullanıldığı çok net olmasa da bazen 'q' ile de karşılaşıyoruz.

1) Eğer bu kelimeleri Türkçe yazıyorsak, Türk alfabesinde bu harfler yok.

2) Batı dillerindeki harfleri (İngilizceyi) esas alıyorsak, x harfi 'ks' ya da bazen kelime başına olduğu gibi 'z' okunur (Xerox - Zeroks, Xenophobia - Zenofobia). Bu yüzden Abzeks, Vubıks, ksabze / zabze diye okunması muhtemeldir.

3) 'X' ile yazılan sesin karşılığı olan harf Kiril alfabesinde de aynıdır (habze, Abzeh). Kiril alfabesinden ödünç alınmış olabilir mi? Öyleyse diğer harfleri neden Latin karakterlerle yazıyoruz?

4) Adığecede hiçbiri Türkçedekinin karşılığı olmayan üç ayrı h sesi var (h, hx, hw). Neden sadece biri için böyle bir tercih yapılıyor? Ayrıca Adığecede Türkçede olmayan çok sayıda ses (harf) var. Onlar için de bir karşılık bulmak gerekmez mi? Böyle yaptığınız zaman da bu transliterasyon, yani harf çevirisi oluyor.

X harfi bazen diğer h'ler (hx, hw) için de kullanılıyor. Bazen de aynı sesin karşılığı olarak kh kullanılıyor (khase, Abzekh, Ubıkh). Rusçadaki 'x' harfinin İngilizce yazılışı böyledir, oradan mı çağrışım yapıyor acaba? Önerilen Latin alfabelerinin bazılarında 'kh' kw harfinin karşılığıdır (Khabardey).

Transkripsiyonu esas alıyorsak yöntem bellidir; Türkçede ses karşılıkları olmayan harfleri en yakın harfle karşılamak. (h, hx, hw harflerini sadece h ile; k, kw, khw harflerini 'k' ile; q, qw, ş, ş+ harflerini 'ş' ile; ç, çw, ç+, k+ harflerini 'ç' ile vb.). Dolayısıyla bu yönteme göre doğru yazım Abzeh, habze, zehes, Vubıh, vunafe, vored vb. olmalıdır. Bazı Adığece harfler (sesler) iki harfle Türkçeye aktarılabilir; c - ts (C<y -Tsey), dz - dz (Dzemıhx - Dzemıh), lw - tl (Lwepş - Tlepş).

Okunuşa göre yazım (transkripsiyon) yöntemini kullanmayanlar, en azından harf aktarımı (transliterasyon) yöntemini uygulayabilirler. Ancak sıkça gördüğümüz yazım örnekleri, ne deve ne kuş misali bu iki yönteme de uymuyor. Türkçe, İngilizce ve Kiril (?) alfabelerinin karışımı yeni bir tarz…

Örnekler üzerinden devam edelim.

Adige, Adıge, Adıghe, Adığe - Orijinali adıge diye yazılır. G harfi Adığece kelimelerde ğ, Rusçadan geçen kelimelerde g okunur. Dolayısıyla Türkçede 'Adığe' diye yazılır ve okunur. Adığece okumayı bilmeyenler de en azından evlerinde, köylerinde öyle telaffuz edildiğini duymuşlardır. Öyleyse yaygın 'Adıge', 'Adige' tercihlerinin nedeni ne olabilir ? O harfin her kelimede g okunduğunun zannedilmesi ya da Türkçeye böyle daha çok yakıştığının düşünülmesi mi? Bir de Adighe ekolü var; o da Batı etkisinden herhalde, İngilizcede Adyghe diye yazılıyor.

Halk, boy adlarında bazen lehçelerden kaynaklanan farklılıklar olabilir. 'Kabardey' kendilerine verdikleri isimken Batı Adığeleri ve Abazalar onlara 'Kabartay' der. (Kaberdey ve Kabartey herhalde yazım yanlışıdır). Çemguylara Şapsığlar 'Kemguy', Kabardeyler 'Kemırguey', Ruslar 'Temirgoy' der. Kabardeyler Abzehlere 'Abadzeh' der. Besleneyler için 'Besney', 'Besniy' de denir. Liste uzayıp gider. Biri diğerine göre yanlış sayılmaz, ancak böyle durumlarda prensip olarak kendilerine verdikleri isimler esas alınır. Yani 'Kabardey', 'Abzeh', 'Çemguy', 'Besleney'…

Cumhuriyetlerin adlarında en yaygın yanlış Adıgey'e 'Adıge Cumhuriyeti' demek; 'Adığe' yazılmalı dedik ama cumhuriyetin adı olarak Adıgey yerleşmiş durumda. "Karaçay- Çerkes Cumhuriyeti"nde en sık görülen yanlış cumhuriyetin adındaki 'Çerkes'le başkentinin adı 'Çerkessk'i karıştırmak (Karaçay- Çerkessk Cumhuriyeti). Sanırım Rusçadan kaynaklanıyor (Karaçayevo-Çerkesskaya Respublika). Bu sondaki - ssk (aya) takıdır; şehir adlarındaki de aynı şeydir ama isimle kaynaştığından takı muamelesi görmez (Kislovodsk, Novorossiysk, Çelyabinsk, Arhangelsk vb.). Bir de yazarken iki öğe arasına tire koymak ve Karaçaylarla Balkarları unutmamak lazım; Kabardey Cumhuriyeti diye bir yer yok. İlk kez geçtiğinde tam olarak yazıp, sonra kısaltmalarını kullanmak da pratiklik sağlar (AC, KÇC, KBC).

Türkçede karşılığı olmayan idari birim adları ('rayon', 'kray') olduğu gibi kalabilir; 'Krasnodar Krayı', 'Tahtamukay rayonu' denebilir.

Kafkasya'da farklı idari birimlerde yaşayan Adığelere Rusçada farklı adlar verilmesi yine bir karışıklık nedeni. Rusçada Adığeler için kullanılan dört etnonim var: Adıgeyets, Çerkes, Kabardin ve Şapsug. Resmi teze göre bunlar tarihteki Adığelerden türemiş dört halk oluyor. Daha çok çeviride karşılaşılan bu sorun, gerekiyorsa nereli olduğu belirtilerek hepsi için Adığe veya Çerkes denerek çözülebilir. Türkiye'de Kafkasya 'uzman'larının "Adığeler, Kabardeyler, Çerkesler ve Şapsığlar" diye sıraladıklarını sık sık görüyoruz. Bunu onların cahilliklerine verebiliriz ama bizim yayınlarda da "Adığeler ve Kabardeyler", "Adığece ve Kabardeyce" az rastlanan bir garabet değil. Bu da 'Adıgeyets'i Adığe diye tercüme etmekten kaynaklanıyor. Biraz yapay görünse de bunu 'Adıgeyli' diye çevirmek daha doğru olur. Dilden bahsederken de batı Adığecesi, batı lehçesi denebilir.

'Abhaz' adının Türkçedeki kullanımı da oldukça sorunlu. Rusçadaki adlandırmayı esas alıyorsanız, Abhazlardan başka bir de Abazinler (Kuzey Kafkasya'da, KÇC'de yaşayan Abazalar) var. Abhazyalı Abazalardan bahsederken 'Abhazlar' demek yanlış değil ama o zaman da diğerleri için 'Abazin' demek gerekir. Bütün Abazaları 'Abhaz' olarak adlandırmak ise etnonimlerin kullanımı bakımından olduğu kadar etik olarak da yanlış. Bu, Türkiye'de pek aşina olduğumuz, birilerini yok sayarak, diğerlerine dahil ederek birlik beraberlik sağlama anlayışına işaret eder ki, tartışma doğurmaya adaydır.

'Asetin' de bir dönem yaygın olan ve artık terk edilmesi gereken bir aktarım yanlışı. Rusçada milliyet adlarının çoğuna -in takısı gelir (Tatarin, Gruzin, Armyanin, Kabardin vb.). Rusçada 'Osetin' diye yazılır ve vurguyla ilgili bir kuraldan dolayı Asetin diye okunur. Türkçeye 'Oset' olarak aktarmak daha doğru olur.

Sülale adlarında 'oğlu' anlamındaki takıya -ka, -ko, -kua, -kue gibi değişik biçimlerde rastlanıyor. İki lehçe arasında küçük bir farkla, Kabardeycede -kwue, Batı lehçesinde - kwo diye yazılıyor. Okunuşa göre aktarma yöntemini esas alıyorsak -ko diye yazılmalı, ki Batı lehçesinde de yazılışı zaten öyle. Gerçi son zamanlarda Kafkasyalıların soyadları Rusça biçimiyle, yani -ov, -ev takılarıyla birlikte yazılıyor. Soyadlarını orijinal şekliyle, yani bu takılar olmadan yazmak ilke olarak daha doğrudur. Kiril alfabesindeki (hem Rusçada hem Adığecede) 'e' harfi kelime ve hece başlarında 'ye' okunur. Özel isimleri Türkçeye aktarırken buna dikkat etmeli (Eziev değil ‘Yeziyev’; Aliev değil 'Aliyev').

Yayınlar başta olmak üzere mümkün olan her ortamda Çerkeslerin sülale adlarını da kullanmalarını teşvik etmek, bunu yaygınlaştırmak gerekir. Kelimelerin yazımında bir standart sağlanamamasının, bu kadar farklılığın nedeni herhalde yazanların bunu başka bir alfabeden aktarım olarak algılamaması. Gerçi her iki yöntemi uygulayabilmek için Kiril alfabesini ve kelimelerin nasıl yazıldığını bilmek, mümkünse el altında bir sözlük bulundurmak gerekiyor. Bu Türkiye için çok idealist bir yaklaşım gibi görünse de, en azından yazı yazanlardan ve editörlerinden/redaktörlerden beklenmelidir

------------

* Bu konuda bir standart sağlamak için Kafkas Derneği tarafından 16-19 Mayıs 2003 tarihlerinde Ankara'da "Anadili ve Alfabe Konferansı" yapılmıştı. Kafkasya'dan dilbilimci akademisyenlerin, Türkiye'den de biz amatör dilcilerin katıldığı toplantı sonunda iki Adığe ve iki Abaza Kiril alfabelerindeki harflere karşılık olabilecek Latin harfleri taslağı ortaya çıkmıştı. Bu taslak Dünya Çerkes Birliği toplantısında görüşülecek ve kabul edilirse ilan ve teklif edilecekti. Ancak, bildiğim kadarıyla hiç gündeme gelmedi ve nafile bir girişim olarak kaldı. 

 

MURAT PAPŞU - Nart Dergisi Sayı 70

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Dzhoxar Dudaev 15 Nisan 1944 - 21 Nisan 1996 https://t.co/QEArL4Iv1j
RT @dergi_mizage: Siyasi, Politik, Kültürel, Düşünce dergisi - Çerkeslere ve gündeme dair... 5. Sayı Çıktı twitter: @dergi_mizage facebook:…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı