Anadil

Aralık 28, 2018

Eski kolileri karistirirken bir dergi buldum.Merakla sayfalarini karistirmaya basladim ve cok hosuma giden bir yaziyla karsilastim.Sizlerle yorumsuz olarak paylasmak istiyorum..

Anadil..Acı çekmeyen , mutluluğun değerini bilmez.Susuzluk çeken bilir , suyun tadini.Anadil de böyledir.Doğuştan getirdiği,kanında taşıdığı diline hasret çekmeyen,onun tadını anlayamaz.Neden derseniz , hergün konuştuğu için alışıyor ve umursamaz oluyor.Başka bir deyişle farkında olmuyor tadinin.Bu şekilde dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmak büyük bir nimet.Ancak bu nimetten mahrum olan,elinden zorla alınan,onu yitiren niceleri var..

Anadilini beğenmeyen onu önemsemeyenlerin ders alacağını umarım.şimdi anlatacağım olaydan.Olayı bize anlatan Türkiyede yaşayan Thazepl Fevzi'dir.Fevzi iki ay önce ata yurduna misafir olarak geldi,akrabalarını bulup,tanıştılar.

Bu Fevzi'nin bizzat yaşadığı,şahit olduğu bir olaydır.

Üçüncü sınıfı bitirip tatile girdiğimizde,babam boş oturmaktansa bir iş bulup çalışsan iyi olurdu deyince ben de pazarlamacilik yapan Türk dostumuzun yanında işe başladım.Köyleri dolaşıp satış yapıyorduk.Mal bitince,dönüp yüklüyor ve tekrar yola çıkıyorduk.

Bu şekilde köyleri gezerken , hiç unutmam yedinci ayın 15. günüydü,hava müthiş sıcaktı,yolda giderken,ağaçları bol,yeşillikler içinde küçük,temiz bir köy gördük.Köyün kenarında durduk ve biraz dinlenmek için gölgeliğe oturduk.Yanımda iki Türk vardı,onlar arabayı bir kenara çektiler, beni de yiyecek,içecek ve sigara almak için köye gönderdiler.Yolda yürürken , iki-üç çocukla karşılaştım,bakkalın yerini sordum,''İşte şu ev'' diye göstermeleri üzerine o tarafa yöneldim.

Bakkala girdim.Türk köylerinde adet olduğu üzere bakkalcinin erkek olduğunu sanıyordum ama bakkala bakan , yaşı seksen civarinda yaşlı bir kadındı.

-Buyur,nasıl düştü yolunuz buraya? diye sordu yaşlı kadın.

Ne istediğimi söyledim , sözüm henüz bitmişti ki,üç çocuk içeri daldılar ve masanın üzerindeki radyonun sesini iyice açtılar.Yaşlı kadın ''Canı çıkmayasicalar,nasıl yürünür,nasıl davranılır hala öğretemedim size'' diye bağırdı çocuklara Çerkesçe.Türk çocukları onu anlamasalarda..

Yaşlı nine Çerkesçe konuşunca irkildim.''Bu geldiğimiz yer bir Çerkes köyümü yoksa'' diye ve ardından sordum :

-Nine sen de Çerkes misin?

Bunu duyunca , nine benden daha fazla irkildi , dondu kaldı,bütün vücudu titriyor,dudakları kıpırdıyor,birşeyler söylemek istiyor ancak konuşamıyor.Bazen bana doğru gelecekmiş gibi yekiniyor,fakat hareket edemiyor,tireyip duruyor.

Öyle olunca,uygunsuz birşey mi söyledim diye kuşkulandım bir an.

-A evladim bir daha konuş Çerkesçe de , şu gördüğüm rüyamı gerçek mi anlayayım dedi.Ninenin durumunu görünce :

-Nine , nedir seni bu kadar şaşırtan şey,ben de Çerkesim diye nineye yaklaşınca , ağlayarak bana doğru atıldı,bağrına bastı sanki yıllarca görmediği yolunu beklediği evladiyla karşılaşmışcasına bağrına basıyor,okşuıyor,öpüyor,ağlıyor..

Nine ağlıyorken söylediği sözleri hiç unutamıyorum.Bugün allah gösterdi bana.Ben diyor,hiçbir sabah yataktan kalkmadığım gibi,kadın erkek kim olursa olsun bir Çerkesle karşılaşmadan,onu görmeden canımı alma Allahım diye dua etmeden.Şimdi Allah canımı alsa da razıyım.Çünkü bugün anadilimi konuşan bir delikanlıyı gösterdi Allah bana.

Ağlaması biraz dinince sordum : ''Nine,Çerkesçeye bu kadar özlem duyman nasıl oldu?Soruma nine şöyle cevap verdi:

-A benim güzel evladim,ben doğduğumda annem vefat etmiş,iki yaşına girdiğimde de babamı kaybedip öksüz kalınca,dayılarım büyüttü beni.16 yaşındaydım,köyümüze at satın almak için bir grup Türk gelmişti.Atları aldılar ve yola çıkacaklardı,benden su istediler,suyu götürdüm suyu uzattığım adam beni kaptığı gibi atının üstüne atıp kaçırdılar ve arkadaşlarından birine gelin getirdiler.Bu köye gelişim böyle oldu.Burası Türk köyü,burada bir tek Çerkes yaşamadı,Çerkesçeye konuşan hiç kimse gelmedi buraya.İşte böyle,yaşım sekseni bulduğu halde,beni kaçırdıkları günden bu yana hiç Çerkesçe duymadım.Bugün senin bana getirdiğim mutluluğun tarifi imkansiz.

Sözlerini bitirince tekrar ağlamaya başladı.Nine ağlıyor , bende ağlıyorum.İçim parçalandı , birşeyler söylemek istiyorum , boğazım düğümlendi , konuşamıyorum..

Bu arada nine gelinlerine haber gönderdi : ''Kıymetli misafirim var,sofrayı kurun.Siz benimle alay ediyordunuz,anadilimin örfümün olmadığını sanıyordunuz.Benim de var lisanım,örfüm,milletim.Size gösteremediğim lisanı konuşan misafirim var bugün,dinleyin dinleyebildiğiniz kadar,sizin dilinizden üstün değilse,aşağı değildir.''

Bunları söylerken sofrayı nasıl kuracaklarına dair öğütler veriyordu gelinlerine.Gelinleri de hamarat olmalıydılar ki,gecikmeden güzel bir sofra hazırlayıp ağırladılar beni.

Bu kadar zaman,hiç bir soydaşını görmediği,konuşmadığı halde anadilini nasıl konuşabildiğini merak edip sordum.Şu cevabı verdi :

- Dilimi unutmamak için,Allah'ın her günü,aynanın karşısına geçip kendi kendime konuşuyordum.Bir Çerkesle karşılaştırsın , birgün Çerkesçe konuşayım diye hep Allah'a yalvariyordum , odamdaki eşyalarla konuşuyordum..

Ayrılırken de , öpüp okşayarak , bağrına basarak , bana doyamadan uğurladı.

Ömrüm boyunca bu nineyi unutmayacağım.

Yazan Wezey AFLİK , Jenğuaze No: 4,Eylül 1990. Çeviren Erdal ÖZDEN
M.Berslan

Anadilde açılacak kurslar nedeniyle geçen yıl İstanbul’da ve Ankara’da yapılanToplantılar da alfabe konusu yoğun şekilde tartışılmıştı. Latin ve Kiril alfabelerini savunanlar argümanlarını sunmuşlardı. Aynı tartışma bu yıl tekrar alevlendi ve sonuçta nisan ayındaKafkas Dernekleri Federasyonu’nun düzenlediği toplantıda Kiril alfabesinden yana kararçıktı. Ancak tartışmalar bitecek gibi görünmüyor. Benzer şekilde 1900’lerin başında daÇerkes aydınları arasında “Arap alfabesi mi olsun Latin alfabesi mi” tartışması yaşanmıştı. Odönemde hem Kafkasya’da hem de Osmanlı’da bazıları Arap harflerini, bazıları da Latinharflerini esas alan çok sayıda alfabe önerisi yapılmıştı. 1936-38’de Kafkasya’da Sovyetyönetiminin tercihi, 1923’te de Türkiye’de yeni rejimin politikası bu tartışmalara son noktayıkoydu.Türkiye’de yaşanan süreç sonucunda bugün yine aynı tartışmanın içindeyiz, fakattamamen farklı koşullarda. 

Yüz yıl önce İstanbul’daki Çerkes Teavün Cemiyeti ve Çerkesaydınları bütün Çerkes dünyasının kültürel öncülüğünü yapıyordu. İstanbul’da hazırlananalfabeler, basılan kitaplar ve yetişen aydınlar hem Kafkasya’ya hem de Suriye’yegönderiliyordu. Cumhuriyet’ten önce, Arap alfabesinin kullanıldığı dönemde Müslüman birhalkın aydınlarının Latin harfleriyle alfabe yapması özellikle ilginçtir.Değişik ülkelerde yaşayan Çerkeslerin bugün dil ve alfabe konusunda bulundukları yerlerçok farklı. Kafkasya’da 1920’lerden itibaren Kafkas dilleri yazılı hale getirildi, eğitim öğretimyaygınlaştırıldı, çok sayıda yayın basıldı, yazarlar, şairler yetişti. Ürdün ve İsrail’dekiÇerkeslerin okul açma, dillerini öğrenme imkanları oldu. Suriye’deki Çerkesler bu konudabiraz daha sıkıntı çektiler. Türkiye’deki Çerkeslerin ise böyle bir şansları hiç olmadı. 

Çerkesçe okuma yazma öğrenmek bir avuç idealistin özel merakı olarak kaldı.Sovyetler Birliği döneminde, 1936-1938 yıllarında Çerkesçe’nin iki lehçesi için Kiril-Rus alfabesinin harflerini esas alan ve bugün hala kullanılan iki alfabe yapıldı. 1970’lerdeAnkara derneğinin çabalarıyla bu alfabeler Türkiye’de de yaygınlaştırılmaya çalışıldı, ancakmevcut siyasi ve kültürel ortam buna imkan vermedi ve öğrenimi sınırlı bir çevrede kaldı.Alfabe bazı toplumlar için ulusal kimliklerinin parçasıdır. Ruslar, Yunanlılar, Araplar,Japonlar, Gürcüler, Ermeniler v.d. için böyledir. Alfabe tartışmaları genellikle ulusallıkzemininde yapılır. Çerkesler için tartışmanın böyle bir zemini yok. Çerkesçe için daha önceyapılan Arap ve Latin alfabeleri, bugün kullanılan Kiril alfabesi Çerkeslerin ulusal kimliğininbir parçası olmadı.

Dolayısıyla tartışma sadece dilsel gerekçeler zemininde yapılabilir. Ancakbugüne kadar yapılan tartışmalardan görüldüğü kadarıyla, bazıları için bu sorun dilselgerekçelerden çok politik ve ideolojik nedenlere dayanıyor.Bugün yaşanan alfabe tartışması olmaması gereken bir tartışmaydı. Çünkü Çerkesçe 70yıldır yazılı bir dil ve nasıl Türkçe Latin alfabesiyle yazılıyorsa Çerkesçe de Kiril alfabesiyleyazılıyor. Fakat Türkiye’de Çerkes halkının bugün bulunduğu noktada her şeyi yeniden veyeniden tartışmak gerekiyor. Birçok konuda olduğu gibi alfabeyle ilgili tartışmalarda da etkiliolan bir ‘kendini tanımlama’, yani kimlik sorunu var. 

Genel bir tespit yaparsak, kendini‘anavatan’ üzerinden tanımlayanlar, yani Kafkasya’yı anavatanı kendini de Çerkes halkınındiasporada yaşayan bir mensubu olarak görenler genellikle Kiril alfabesini daha kolay benimsiyorlar. Artık tamamen ‘buralı’ olanlar ve Ruslarla ilgili her şeyi düşman gören siyasigelenekten gelenler de Kiril alfabesine karşı çıkıyorlar.Bu tartışmada Latin alfabesini savunanlar ‘Kiril alfabesini öğrenmenin zorluğu’, ‘Latinalfabesinin yaygınlığı’, ‘bilgisayarda ve internette Kiril kullanılamaması’ v.b. gerekçeler ilerisürüyorlar.Kiril alfabesinin tercih edilmesinin en önemli nedeni, Kafkasya’da 70 yıldır bu alfabeyleüretilmiş azımsanmayacak bir birikimin olmasıdır. Bugünün koşullarında sadece konuşma diliolarak kalan bir dil varlığını sürdüremez. 

O dilin yazarlar, şairler tarafından işlenmesi, yazılıürünlerinin olması, radyoda televizyonda kullanılması gerekir. Bunların kısa dönemdeTürkiye’de olmasını beklemek hayal olduğuna göre, yapılacak tek şey anavatandaki bubirikimden yararlanmaktır. Yıllardır süren çabalara rağmen Kiril alfabesini çok az kişininöğrendiği biliniyor. 

Yıllardır bunun için çaba harcayan aydınları yılgınlığa düşüren bu durumTürkiye’deki siyasi ortamdan kaynaklanıyordu. Soğuk savaş şartlarının sona erdiği,anavatanla ilişkilerin ve bilinçlenmenin arttığı bugün daha umutlu olmak gerek.Türkiye’de Çerkesçe öğretmeni yetiştiren herhangi bir öğretim kurumu, üniversitelerdebir bölüm yok. Şu anda açılsa bile yetişmesi yıllar alır, ki zaten böyle bir niyet de görülmüyor.Dolayısıyla kurslar için muhtemelen Kafkasya’dan Kiril alfabesiyle Çerkesçe öğreteceköğretmenler getirilecek.Olayın diğer bir boyutu da anavatan-diaspora ilişkisi. 

Türkiye’deki Çerkesler kendilerinianavatanları Kafkasya olan bir diaspora toplumu olarak görüyorlarsa, dönüş söz konusu olsun olmasını anavatanlarıyla ilişkilerini korumak ve geliştirmek durumundalar. Bunun için de enbaşta gelen araç dildir. Burada ayrıca yazının önemini anlatmaya gerek yok. Diğer taraftan,Kafkasya’da ve Türkiye’de konuşulan Çerkesçe arasında 140 yıllık bir ayrılık var.Kafkasya’da yazı dilinin oluşmasıyla iki lehçe standart dil haline geldi. Yaşayan bir varlıkolarak dil gelişti, değişti, Rusça’dan kelimeler aldı. Türkiye’de ise farklı lehçeler ve ağızlarsürekli gerileyerek varlıklarını korudular. Dil standart hale gelmedi ve konuşma dilindenibaret. 

Dolayısıyla Türkiye’deki farklı lehçe ve ağızların Kafkasya’da standart hale gelen dileuyum sağlaması gerek. Ve aradaki 140 yıllık açığı kapatmak Türkiyeli Çerkeslere düşüyor. Kiril alfabesiyle basılmış kitapları Latin alfabesine çevirmek ise hem ekonomik açıdanhem de yukarıda bahsettiğimiz sakıncalar açısından anlamlı görünmüyor. 

Dünyada İngilizce nedeniyle Latin alfabesinin yaygınlaştığı bir gerçek. Ancak hiçbirhalk, farklı alfabe kullananlar da dahil bunun için kendi alfabelerini değiştirmeyidüşünmüyorlar. Sadece Latin (İngiliz) alfabesini de öğreniyorlar. Azerbaycan’ın ve bazı OrtaAsya cumhuriyetlerinin Latin alfabesine geçişi ise politik bir tutum. Ekonomik olarak olduğugibi kültürel olarak da ülkelerini Rusya’nın etkisinden kurtarıp Batı’yla yakınlaşmayaçalışıyorlar. Kafkasya’daki cumhuriyetler için durum çok farklı. Onlar Rusya Federasyonu’nabağlılar ve Rusya hükümeti Tataristan’ın Latin alfabesine geçme teşebbüsü üzerine geçtiğimiz yıllarda Rusya Federasyonu topraklarında Kiril’den başka alfabe kullanılmasını yasakladı. 

Rusya’da Latin alfabesine geçişin tartışıldığı, gelecekte Latin alfabesine geçecekleri iddiası ise rivayetten ibaret. Ruslar için alfabe ulusal kimliklerinin bir parçasıdır. Teknolojinin, internetin Latin alfabesini zorunlu kıldığı iddiası da geçerli değil. İlk başta evet, Latin harfleri hatta İngilizce dışında problem yaşanıyordu. Ama bugün hem internet hemde bilgisayar programları birçok dile uyumlu hale getirildi. Baskça’dan Katalanca’ya kadar

Murat Papşu

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @CaucasusForum: 23 Şubat Çeçen-İnguş Sürgünü Anma Etkinliği https://t.co/EAVH7UmLEv
RT @pinarkutarba: Tarih değişti. :) 16 şubat 15 ile 17 arası Ankara kitap fuarındayım. Hepinizi beklerim. https://t.co/xZ8bogkQw2
https://t.co/MYxFtDO6zm
RT @baglarbasi_xase: Haydi gelin; birlikte bir şarkı söyleyelim, qafe eşliğinde Jıneps'in öyküsünü dinleyelim. Çerkeslerin 100 yıllık diasp…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı

Çerkesler nasıl Müslüman oldu?

Yüz Ellilikler Listesi ve Çerkesler