Koşulların Kafkasya’dan doğal olarak oldukça farklı olduğu Diasporada yöntemlerimiz durumu iyileştirebilmek için gereklidir. Genel olumsuz tabloya rağmen, diaspora toplumunun çabaları ile durumun tersine çevirebilecek etkenler olduğunu düşünüyorum. Bu olumlu etkenleri aşağıdaki gibi sıralayabilirim:

— Halen hatırı sayılır miktarda ana dil yetisine sahip konuşmacılar bulunmaktadır.
— Dilin canlandırılması anlamında ulusal ve uluslararası yeni finansal kaynak olasılıkları vardır.
— Diasporada genç nüfusun ana dilini öğrenme motivasyonu vardır. Genç Kafkasların birçoğu vasat ve hatta bazen vasatın üzerinde bir düzeyde ana dil yetisine aile içindeki iletişim yoluyla sahip olduğunun altı çizilmelidir.
— Kafkas anavatanından entellektüel, teknik ve finansal destek sağlanabilmektedir. Tüm bunlar durumun dramatik olmakla birlikte umutsuz olmadığını göstermekte ve finansal destekle birlikte sürekli çabalar olumsuz durumu iyileştirebilecektir. Her şeyden önce, Türk hükümetinin etnik azınlıkların dilleriyle ilgili olarak yeni yürürlüğe koyduğu fırsatlardan maksimum düzeyde faydalanılması gerekmektedir. Durumu iyileştirme amacıyla gerçekleştirilebilecek somut önlemler arasında aşağıdakiler sayılabilir.
— Pazar günlerine has anadil okulların (Moskova da işlevsel olan okullar gibi) ve hatta resmi eğitim programıyla ana dil ve edebiyatı eğitimini birleştiren geniş kapsamlı özel okulların açılması.
— TV de ilginç ana dil programlarının yaratılması
— Ana dilin öğretmensiz öğrenilmesine olanak sağlayabilecek bilgisayar programlarının geliştirilmesi.
— Ana dilde resmi dile paralel Internet sitelerinin tasarlanması
— Kafkasya’ya öncelikle gençlerin yoğunlaştırılmış dil kursları alacağı, ana dil ortamının yaşama koşullarını öğrenecekleri eğitsel turların düzenlenmesi.

Kesin olan şudur ki, hem Kafkasya, hem de Diaspora’da bilimsel araştırma yapmak dil kaybı tehlikesinin gerçek dinamiklerini ortaya çıkarmak ve olumsuz eğilimleri bertaraf etmek açısından önemlidir.

Buna ek olarak, Abhaz ve Adıge dillerinin tarih ve folklorunun belgelenmesinin önemini vurgulanmakta fayda vardır. Bu anlamda birçok çaba gösterilmiş olmakla birlikte, bu çabalar daha organize ve sistematik bir karakter kazanmalıdır. Diasporada kişisel arşivlerin, el yazmalarının, kitapların, gazetelerin, dergilerin, kaset ve videoların ve diğer dokümanların toplanıp saklanacağı, sergileneceği ve yayımlanacağı müzeler açılması düşünülebilinir.

Bunlar diasporada özellikle genç kesimde dil yetisini kabul edilebilir bir düzeye çekmeye ve dil inkârı sürecini yavaşlatmaya yarayacak bazı olası önlemlerdir. Bu hedeflere ulaşabilmek için diaspora toplumu, Türk hükümetinin sağladığı finansal, eğitsel, ve diğer olanaklardan, azınlık dillerinin ve kültürlerinin desteklenmesi için yaratılan uluslar arası fonlardan faydalanmalı ve son olarak ta Kafkasya’daki devlet ve özel kurumlarla işbirliği içerisinde finansal, teknik, ve entelektüel kaynaklarını diasporada ana dil programlarının geliştirilmesi için seferber etmelidir.

Alfabe

Çok kısa olarak değinmek istediğim son konu, Abhaz ve Adıgeler’in ortak kullanabileceği bir alfabe oluşturulması sorunudur. Bu tür bir alfabenin, Kiril yazımına mı yoksa Latin alfabesine mi dayalı bir alfabe olması gerektiği çokça tartışılan bir konu olmuştur.

Türkiye’deki Batı-Kafkas toplumunun sayısını göz önünde bulundurarak, birçok meslektaşım gibi ben de bu tür ortak bir Latin temelli alfabenin Türk alfabesine dayandırılması gerektiğine inanıyorum. Ben, Abhaz ve Adıgelerin ortak kullanımı için bu tür bir Latinleştirilmiş Türkçe temelli bir sistem hazırladım ve yayına hazırlıyorum. Bazı diğer versiyonlar George Hewit ve Dr. Moica Howlig tarafından önerilmiştir. Ayrıca Kafkasya’da Latin temelli Türk yazımına uygun olmayan alfabeler yaratmaya yönelik çabalar da mevcuttur. Ancak bunlar benim kişisel olarak desteklemediğim çabalardır.

Diaspora toplumu içinde tüm Abhaz ve Adıgeler için tek tip bir alfabe oluşturulmasının işlevselliği hakkında ateşli tartışmalar gerçekleşmektedir. Aslında, Abhaz ve Adıgeler gibi birbirlerine çok yakın kültürlerin birliğinin gelişmesine ve Kafkasya ile diaspora arasında iletişimi kolaylaştıracak olması anlamında ortak bir Latin temelli alfabe oldukça anlamlı gözükürken, böyle bir amacın gerçekleşmesi bir çok güçlüğü beraberinde getirecek, bazı finansal sonuçlar doğuracak, köklü bir edebi geleneğin varlığına zarar verebilecek ve kuşaklar arasında istenmeyen bir iletişim boşluğu yaratabilecektir.

Cahit Aslan’ın* sayımlarındaki verilere göre Adana’daki Abhaz-Adıge toplumundaki 1766 denekten %63’ü Latin temelli bir sistemin desteklerken sadece %31.8’i Kiril temelli bir sistemi desteklemektedir. Bu çelişkiyi çözmede tasarlanabilecek bir öneri olarak Moldova örneğinde olduğu gibi, hem Kafkasya’da hem de diasporada birbirine paralel alfabelerin getirilmesini öneriyorum. Zaman Latin temelli bir alfabenin Kiril alfabesiyle girdiği mücadeleyi kazanıp kazanmayacağını gösterecektir.

1 Temmuz 2006 tarihinde Ankara’da,
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonuyla gerçekleştirilen “Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adıge-Abhaz dillerinin Konumu” konulu uluslararası konferans

Konuşmacı: Dr. VIACHESLAV CHIRIKBA Leiden Üniversitesi Hollanda

Anadil

Aralık 28, 2018

Eski kolileri karistirirken bir dergi buldum.Merakla sayfalarini karistirmaya basladim ve cok hosuma giden bir yaziyla karsilastim.Sizlerle yorumsuz olarak paylasmak istiyorum..

Anadil..Acı çekmeyen , mutluluğun değerini bilmez.Susuzluk çeken bilir , suyun tadini.Anadil de böyledir.Doğuştan getirdiği,kanında taşıdığı diline hasret çekmeyen,onun tadını anlayamaz.Neden derseniz , hergün konuştuğu için alışıyor ve umursamaz oluyor.Başka bir deyişle farkında olmuyor tadinin.Bu şekilde dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmak büyük bir nimet.Ancak bu nimetten mahrum olan,elinden zorla alınan,onu yitiren niceleri var..

Anadilini beğenmeyen onu önemsemeyenlerin ders alacağını umarım.şimdi anlatacağım olaydan.Olayı bize anlatan Türkiyede yaşayan Thazepl Fevzi'dir.Fevzi iki ay önce ata yurduna misafir olarak geldi,akrabalarını bulup,tanıştılar.

Bu Fevzi'nin bizzat yaşadığı,şahit olduğu bir olaydır.

Üçüncü sınıfı bitirip tatile girdiğimizde,babam boş oturmaktansa bir iş bulup çalışsan iyi olurdu deyince ben de pazarlamacilik yapan Türk dostumuzun yanında işe başladım.Köyleri dolaşıp satış yapıyorduk.Mal bitince,dönüp yüklüyor ve tekrar yola çıkıyorduk.

Bu şekilde köyleri gezerken , hiç unutmam yedinci ayın 15. günüydü,hava müthiş sıcaktı,yolda giderken,ağaçları bol,yeşillikler içinde küçük,temiz bir köy gördük.Köyün kenarında durduk ve biraz dinlenmek için gölgeliğe oturduk.Yanımda iki Türk vardı,onlar arabayı bir kenara çektiler, beni de yiyecek,içecek ve sigara almak için köye gönderdiler.Yolda yürürken , iki-üç çocukla karşılaştım,bakkalın yerini sordum,''İşte şu ev'' diye göstermeleri üzerine o tarafa yöneldim.

Bakkala girdim.Türk köylerinde adet olduğu üzere bakkalcinin erkek olduğunu sanıyordum ama bakkala bakan , yaşı seksen civarinda yaşlı bir kadındı.

-Buyur,nasıl düştü yolunuz buraya? diye sordu yaşlı kadın.

Ne istediğimi söyledim , sözüm henüz bitmişti ki,üç çocuk içeri daldılar ve masanın üzerindeki radyonun sesini iyice açtılar.Yaşlı kadın ''Canı çıkmayasicalar,nasıl yürünür,nasıl davranılır hala öğretemedim size'' diye bağırdı çocuklara Çerkesçe.Türk çocukları onu anlamasalarda..

Yaşlı nine Çerkesçe konuşunca irkildim.''Bu geldiğimiz yer bir Çerkes köyümü yoksa'' diye ve ardından sordum :

-Nine sen de Çerkes misin?

Bunu duyunca , nine benden daha fazla irkildi , dondu kaldı,bütün vücudu titriyor,dudakları kıpırdıyor,birşeyler söylemek istiyor ancak konuşamıyor.Bazen bana doğru gelecekmiş gibi yekiniyor,fakat hareket edemiyor,tireyip duruyor.

Öyle olunca,uygunsuz birşey mi söyledim diye kuşkulandım bir an.

-A evladim bir daha konuş Çerkesçe de , şu gördüğüm rüyamı gerçek mi anlayayım dedi.Ninenin durumunu görünce :

-Nine , nedir seni bu kadar şaşırtan şey,ben de Çerkesim diye nineye yaklaşınca , ağlayarak bana doğru atıldı,bağrına bastı sanki yıllarca görmediği yolunu beklediği evladiyla karşılaşmışcasına bağrına basıyor,okşuıyor,öpüyor,ağlıyor..

Nine ağlıyorken söylediği sözleri hiç unutamıyorum.Bugün allah gösterdi bana.Ben diyor,hiçbir sabah yataktan kalkmadığım gibi,kadın erkek kim olursa olsun bir Çerkesle karşılaşmadan,onu görmeden canımı alma Allahım diye dua etmeden.Şimdi Allah canımı alsa da razıyım.Çünkü bugün anadilimi konuşan bir delikanlıyı gösterdi Allah bana.

Ağlaması biraz dinince sordum : ''Nine,Çerkesçeye bu kadar özlem duyman nasıl oldu?Soruma nine şöyle cevap verdi:

-A benim güzel evladim,ben doğduğumda annem vefat etmiş,iki yaşına girdiğimde de babamı kaybedip öksüz kalınca,dayılarım büyüttü beni.16 yaşındaydım,köyümüze at satın almak için bir grup Türk gelmişti.Atları aldılar ve yola çıkacaklardı,benden su istediler,suyu götürdüm suyu uzattığım adam beni kaptığı gibi atının üstüne atıp kaçırdılar ve arkadaşlarından birine gelin getirdiler.Bu köye gelişim böyle oldu.Burası Türk köyü,burada bir tek Çerkes yaşamadı,Çerkesçeye konuşan hiç kimse gelmedi buraya.İşte böyle,yaşım sekseni bulduğu halde,beni kaçırdıkları günden bu yana hiç Çerkesçe duymadım.Bugün senin bana getirdiğim mutluluğun tarifi imkansiz.

Sözlerini bitirince tekrar ağlamaya başladı.Nine ağlıyor , bende ağlıyorum.İçim parçalandı , birşeyler söylemek istiyorum , boğazım düğümlendi , konuşamıyorum..

Bu arada nine gelinlerine haber gönderdi : ''Kıymetli misafirim var,sofrayı kurun.Siz benimle alay ediyordunuz,anadilimin örfümün olmadığını sanıyordunuz.Benim de var lisanım,örfüm,milletim.Size gösteremediğim lisanı konuşan misafirim var bugün,dinleyin dinleyebildiğiniz kadar,sizin dilinizden üstün değilse,aşağı değildir.''

Bunları söylerken sofrayı nasıl kuracaklarına dair öğütler veriyordu gelinlerine.Gelinleri de hamarat olmalıydılar ki,gecikmeden güzel bir sofra hazırlayıp ağırladılar beni.

Bu kadar zaman,hiç bir soydaşını görmediği,konuşmadığı halde anadilini nasıl konuşabildiğini merak edip sordum.Şu cevabı verdi :

- Dilimi unutmamak için,Allah'ın her günü,aynanın karşısına geçip kendi kendime konuşuyordum.Bir Çerkesle karşılaştırsın , birgün Çerkesçe konuşayım diye hep Allah'a yalvariyordum , odamdaki eşyalarla konuşuyordum..

Ayrılırken de , öpüp okşayarak , bağrına basarak , bana doyamadan uğurladı.

Ömrüm boyunca bu nineyi unutmayacağım.

Yazan Wezey AFLİK , Jenğuaze No: 4,Eylül 1990. Çeviren Erdal ÖZDEN
M.Berslan

Txenım Oxu Xelşş

Aralık 27, 2018

Anadilin bilinmemesinin sebebi ailelerin onun öğrenilmesine yeteri kadar önem vermemeleridir. Geçmişte pek çok kişinin Adigece’ye olan bakış açısını yok sayamayız. "Adigece’nin çocuklarımıza ne faydası olacak? Pşıze nehrinin öte yakasına geçtiğinde Adigece’nin geçerliliği yok" söylemlerine kapılmış hiçte azımsanmayacak sayıda aile var. Onlar Rusça’yı iyi bilirlerse çocuklarının kültürlü, eğitimli kişiler olacağını sanıyorlar.

Rusça’nın iyi bilinmesinin gereğinde tereddütte mahal yok. Rusya’nın yanında SSCB döneminin cumhuriyetlerinde de bugün birbirlerinden ayrı olsalar da Rusça insanların anlaştıkları ortak iletişim dilidir. Farklı ulusların anlaşmalarını sağlayan bir dil konumundadır. Sadece Rusça değil, insanın birçok dil bilmesi onun daha eğitimli sayılmasına sebeptir. Ancak anadili bilmemenin hiçbir anlamı yoktur. Bizim söylediklerimizi doğrularcasına Adige gençlerinin anadillerine yeterli değeri vermediklerini, Maykop caddelerinde görebileceğimiz ve duyabileceğiniz şeyler ispat ediyor. İki Adige kızı caddede karşılaşırsa anadillerinde konuşmayı kendilerine yakıştıramıyorlar.Yapmacık bir edayla Rusça konuşuyorlar.

Adigece devlet dili oldu diyorsak da bu hayatta tam olarak karşılığını bulmuyor. Adigece bir ricayı yada bir sorunu ifade eden bir dilekçe yazanı göremeyeceğinizi bir yana bırakın, Adigeler bir araya geldiklerinde Adigece’yi bilmeyen aralarında sadece 1-2 kişi olsa dahi Adigece’yi öteleyerek Rusça konuşuyorlar. Nihayetinde Adigece’yi konu alan toplantılarda da bunu görmek mümkün.

Rusça’yı iyi bilirlerse çocuklarının eğitimli ve okumuş kişi olacaklarını varsayan bu anlamda da Adigece öğreniminin gerekmediğini düşünen anne babaların büyük bir yanılgı içinde olduklarını ispatlayan bir örneği anlatmak istiyorum. Bilim ve sanat alanında ün yapmış insanlarımızın hemen hemen tamamı Adige köylerinde dünyaya geldiler ve oralardaki okullarda eğitim gördüler. Adigece’yi iyi biliyorlardı. Fakat bu onlardan hiçbirine engel teşkil etmedi. Moskova ve benzeri birçok şehirde bulunan yüksek eğitim kurumlarında eğitim görüyorlardı.

Çocuk küçüklüğünde ana dilini bilmemesinin ne anlama geldiğini yeteri kadar idrak edemiyor, ardından dili bilmemenin getireceği sıkıntılarla karşılaşabileceğini düşünmüyor. Adigece’yi bilmese de olur diyen anne babaları çocuk memnuniyette dinliyor.İlerde de bu tutumun sonuçlarından pişman olduğu çokça görülüyor. Fazla uzağa gitmeden buna yakın çevremden bir örnek getireceğim.

Ağabeyim İsa 27 yıl Çeçenistan’da orduda görev yaptı. Grozni şehrine yakın Çernoreçiye denilen yerde ev bark sahibi olmuş orda yaşıyordu. 2 kızı ve 1 oğlu orda dünyaya geldiler. Onların anne babası çocuklar Adigece bilmese de olur diye düşündüler. Rusça’dan başka dil bilmeyen çocuklar sonuçta Maykop’a döndüler. İşte o zaman kızlarda, delikanlıda anadillerini anne babalarının öğretmemelerinin yanlış olduğunu anladılar.

Şu anda anne - baba kızlarının ve oğullarının Adige olmayanlarla evlenmelerini istemiyorlar. Fakat Adigece bilmeden ben Adige'yim demenin ne anlamı olabilir? Buna yönelik ağabeyimin küçük kızı Rita'nın söylediği şeyi sıkça hatırlarım. Adige’den başkasıyla evlenmesinin doğru olmayacağını sıkça tembihleyen annesine Rita'nın yanıtı: "Tamam anladım da hep tekrar ediyorsun ama Adige gençleri benim Adige olduğumu nereden anlayacaklar? Adige’yim ama Adigece bilmiyorum. Fiziksel görünümde Adige kızları gibi değil biraz kızılcayım. Önüme gelen Adige gençlerini Adige'yim, Adige'yim diyerek mi karşılayacağım?"

Ağabeyimin oğlu Yuri Adigece bilmemenin pişmanlığını pek çok yerde yaşıyor. İyi günde kötü günde Adigeler bir araya gelip Adigece konuştuklarında söylenenleri anlamıyor. Konuşmalara katılamıyor, donuk bakışlarla etrafı seyrediyor. Yuri’nin 3 kızı iyi derecede Adigece bilseler de Yuri onlarla Rusça anlaşıyor.

Adigece’nin iyi bilinmesinin gereği onun aile içinde kullanımı yada Adigeler bir araya geldiğinde gereği hasıl olduğunda konuşmakla sınırlı değildir.Dili bilmenin önemini daha derin düşünmek lazım. Her ulusun kültürünün temeli dilidir. Anadilini bilmeden ulusal kültürü derinlemesine kavrama imkanı yoktur.

Çocuğun gelecekte hangi mesleği seçeceğinin bilinmesi oldukça zordur. Adigece bilmemesinin ona getireceği sorunlarla da karşılaşması mümkün. Kötü olan bunun idrakinde olmayan bunu düşünmeyen azımsanmayacak sayıda anne babanın varlığıdır. Çocuk hangi dil olursa olsun ilk önce annesinden duyduğu sözlerle daha sonra aile bireylerinin konuşmalarıyla dili öğrenmeye başlar. Anneler bu konuda kararlı bir tutum içinde olsalardı iyi olurdu. Soydaşımız olmayan çoğunlukla da Ruslardan dilimizi öğrenenlerin olması iyi ancak beni üzen, Rus çocukları Adigece konuşurken Adige çocuklarının Adigece’yi bilmemeleridir.

Dilimizin geleceği adına geleceğe yönelik kaygılarım var. Yapılan iyi şeylerin sonuçları konusunda bir sorun yok.Onlar yok olmayacak. Kaygılanmamız gereken şey ihtiyaç duyduklarımız hakkındadır.Amacım çocukları “Adigece bilmeseler de olur” bakış açısına sahip anne babalara biraz sitem edip onları biraz bilinçlendirmek.Onları düşünceye sevk ederek eğer dünyada ulusal varlığımızı sürdürmemiz gerekiyorsa ulusal anlamda kendilerine gelmenin tam zamanı olduğunun idrakine vardırmaktır.

Adige Mak gazetesinin ilk sayfasının üstünde "Bir aradaysak - güçlüyüz" ifadesi doğru ve haklı olarak yer alır. O derin anlamı olan, güçlü bir sözdür. Evet, birlik ve uyum içerisinde çalışırsan her türlü konuda sonuca ulaşırsın. Herkesin, dilimizin geliştirilmesinde her Adige’nin diline yüksek bir ilgi göstermesinin, dilimizi kaybedersek ulusumuzun da yok olacağının unutulmamasını idrakinde olmasını istedim. Allah şahittir.

PENEŞÜ Sefer Adigey Cumhuriyeti Ulusal Yazarı

İnsanlar arasında iletişim ve anlaşma araçlarından en önemlisi "dil" dir. "Dil" i olmayan bir ulus düşünülemez. Çerkesler "Dilsiz ulus ölüdür.", "Dili olmayanların ulusu da olmaz." derler. Bir ulus kendine özgü kültürel değerleri, gelenek ve görenekleri "dil" aracılığıyla yeni kuşaklara aktarır.

"Dil" i yok olan bir halkın tarih sahnesinden silinmesi kaçınılmazdır. Tarihte dili, kültürü ve vatanıyla bağlantısı yok edilerek, asimile olup tarih sahnesinden silinen birçok ulus vardır.

Tarih sahnesinden silinmemek için geçmişte yıllarca mücadele eden Kuzey Kafkasya halklarının (ki, Türkiye'de Çerkeş genel adıyla tanınmaktadırlar), anavatan dışında yaşayan kesimlerinde gün geçtikçe yoğunlaşan "anadilin yok oluşu" sorunu yaşanmaktadır. Anadilin yok oluşu ile birlikte kültürel değerler, gelenek ve görenekler yok olmakta, giderek bir halkın tümüyle asimilasyonu gündeme gelmektedir. Özellikle iletişim teknolojisinin köylere kadar girmesi, hızlı kentleşme, dağınık yerleşim, eğitim vb. gibi doğal etmenlerin yanı sıra 2932 sayılı yasayla getirilen engeller, ülkemizde "anadilin yok oluşu" sürecini hızlandırmıştır. Bu sorunun diğer önemli bir nedeni de hiç kuşkusuz halkın , özellikle de aydınların bu konudaki dirençsizliği ve duyarsızlığıdır.

Anavatan dışında çeşitli ülkelerde yaşayan Çerkeslerin anadilleri yok oluş sürecinde iken, K.Kafkasya'da yaşayanların da, dışarıdakiler kadar olmasa da, "anadil'e ilişkin birtakım sorunları gözlenmektedir.

Çerkeslerde dil sorununa girmeden önce, bir dilin varlığını sürdürebilmesi ve gelişmesi için gerekli olan şartlara değinmek istiyoruz.

Anadilin Varlığını Sürdürme ve Gelişme Koşulları

Dillerin varlıklarını sürdürebilmeleri, gelişmeleri için gerekli şartlar bilimsel olarak şu şekilde açıklanmaktadır:

1) Bir dil o dilin konuşulduğu bir dil bölgesine sahip olmalıdır.
2) Bu dil bölgesi sağlam bir ekonomik temele sahip olmalıdır.
3) Dil, çalışma gününün ve yaşamın tüm alanlarında kullanılmalıdır.
4) Yazı dili oluşturulmalıdır.
5) Dil, kitle haberleşme araçlarında kullanılmalıdır.

Bu açıklamaya göre K.Kafkasya ve diğer ülkelerde yaşayan Çerkeslerin dil sorunlarını irdeleyecek olursak şunları söyleyebiliriz:

Çerkeslerde Anadil Sorunu

1) K. Kafkasya'da Çerkes dili (veya dilleri), Çerkeslerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde hem okullarda öğretim dili olarak okutulmakta, hem de yaşamın tüm alanlarında kullanılmaktadır. Rusça devletin resmi dilidir ve halk Rus dilini de kullanmaktadır. Çerkes özerk yönetim birimlerinde ve çoğunluğunu Çerkeslerin oluşturduğu bölgelerde Çerkesce okutulması ve okunması zorunludur. Bu nedenle yeni kuşaklar zorunlu olarak kendi anadillerini öğrenmektedirler. Kendilerine yetebilen bir ekonomik yapıya da sahiptirler. Fakat gerekli yapı değişikliklerine gitmedikleri sürece mevcut ekonomik sistem ihtiyaçları karşılamakta zorlanacaktır.
Şüphesiz ekonomik yapı değişikliği, beraberinde birçok sosyal değişimi de getirecektir. Nispeten kapalı ve kendine yeten ekonomik yapının değişmesi, pazar ilişkilerine geçiş, "dil"de de bazı değişiklikleri getirecektir. İnsanlar kendilerine ekonomik bir yarar sağlamayan Çerkesce yerine İngilizce, Rusça v.b dilleri, öğrenmeye ağırlık verecek, dolayısıyla bugüne kadar ekonomik bir temel bulan anadil bir-iki kuşak sonra kendiliğinden yok olacaktır. Çünkü dil'e hayat veren ekonomik yapı ve pazar ilişkileri egemen dillerin lehine işleyecektir.
Kuşkusuz burada nüfus çok önemli bir etmendir. Pazarda arz ve talebi belirleyen nüfus oram, konuşulan ve gerekli olan dili de belirleyecektir. Sovyetlerde meydana gelen ekonomik yapı değişikliklerine kadar devletin ekonomik destekleriyle gelişen dil ve kültüre ilişkin çalışmalar, bundan böyle pazar kurallarına göre şekillenecektir. Kuşkusuz bu durum, bugünkü nüfus yapısı dikkate alındığında Çerkeslerin oldukça aleyhinedir. Yakın bir gelecekte anadilin yok oluş sorunu yaşanmasa dahi, uzak bir gelecekte "yok oluş sorunu" ciddi olarak gündeme gelebilecektir.
2) K. Kafkasya dışında Çerkeslerin yaşadıkları diğer ülkelerde dilin konuşulduğu toplu bölgeler yok denecek kadar azdır. Örneğin Türkiye'de Uzunyayla, bir ölçüde Düzce dışında toplu yaşanılan ve dilin tam olarak konuşulduğu bir bölgeye rastlamak mümkün değildir. Bu bölgelerde de sağlam bir ekonomik yapı olmadığından, kentlere hızlı göçler olmakta, bölge nüfusu sürekli azalmaktadır. Ayrıca yazılı eğitime dönüştürme olanağı bulunmayan Çerkes dilleri, yoğun yaşanılan bu bölgelerde dahi hızlı bir şekilde asimile olmaktadır. K.Kafkasya dışında hiç bir ülkede Çerkes dili bir bölgeye ve sağlam ekonomik temele sahip değildir.
3) Çerkesce K.Kafkasya'da köy tipi yerleşim birimlerinde (ki köyler 500-1500 hanelidir) çalışma gününün, yaşamın tüm alanlarında sürekli, kentlerde ise kısmen kullanılmasına karşın, diğer ülkelerde yaşamın ancak çok az bir kesiminde ve birçok yabancı kelime karıştırılarak kullanılmaktadır. Genellikle günlük yaşamda Arapça, Türkçe vb. kullanılmaktadır. Çünkü ihtiyaçlar ancak böyle karşılanabilmektedir. Bu dillerin bir ekonomik temeli vardır ve egemen dil olarak varlıklarını hissettirmektedirler. Kuşkusuz sürekli kullanılmayan bir dil de zaman içinde yok olacaktır.
4) 80 yılı geçkin bir süredir yazılı hale getirilerek yaşamın her alanında kullanılan Çerkes dili K.Kafkasya'da "edebiyat, tiyatro, müzik ve okul eğitiminde" kullanılarak kurumlaşmıştır. Kendi diliyle eğitimin ve kendi devletine sahip çıkmanın bir sonucu olarak Çerkes dilleriyle yapıtlar veren birçok sanatçı yetişmiştir. Dilin yazılı hale getirilme sinden bu yana yığınla sözlü kültür ürünleri derlenmiş ve yeni kuşaklara aktarılmıştır.
5) K. Kafkasya dışında anadiliyle okuma-yazma bilenlerin sayısı nüfusa oranla çok azdır. Özellikle ülkemizde anadil konusunda getirilen yasaklar okuma-yazma olanaklarını yok etmiştir. Örneğin Kafkas kültürünü yaşatmak amacıyla kurulan derneklerde Çerkesce okuma-yazma kursları açmak, yasal olarak, mümkün değildir. Yazıya dökülmeyen bir dilin sadece evde konuşulmasıyla (ki bir çok nedenler yüzünden bu da, ancak kısmi olarak yapılabilmektedir) varlığını sürdürebilmesi ve gelişmesi mümkün olabilir mi?
K. Kafkasya dışında sadece Ürdün ve İsrail'de Çerkesler kendi anadilleriyle öğrenim görebilmektedirler. Öğrenim hakları olmasına karşın oralarda da dilin konuşulma oranı düşüktür. Çünkü o ülkelerde de dilin ekonomik bir temeli yoktur. Dilin günlük ekonomik yaşamda bir işlevi yoktur. Okuma-yazmayı bilmesine karşın konuşamayan insanlara rastlamak mümkündür.
6) Radyo-TV., gazete vb. gibi kitle haberleşme araçlarında Çerkes dillerini kullanma olanakları K.Kafkasya'da belirli sistemlere ve yasal güvencelere bağlanmıştır. Her gün belirlenen sürelerde TV. ve radyolardan anadille programlar yayınlanmakta, günlük gazeteler çıkarılmaktadır, Diğer ülkelerde ise anadili kitle haberleşme araçlarında kullanma olanağı yoktur.

Yaptığımız bu değerlendirmeden Çerkes halkının K.Kafkasya'da anadilinin yok oluş sorunu olmayacağı gibi bir izlenim çıkmaktadır. Kuşkusuz bir-iki kuşak için bu söz konusu olmayabilir. Fakat uzun vadede bu nüfus yapısı değişmediği, yeni bir siyasal yapılanmaya gidilmediği takdirde orada da ciddi bir asimilasyon sorunu yaşanabilecektir. Özellikle, uygulanmaya konulan ekonomik ve siyasal sistem dilde ve kültürel yapıda ciddi asimilasyon sorunlarını gündeme getirebilir. Şu anda dahi Çerkes dilinin varlığını sürdürebilmesi ve gelişmesi için her türlü eğitim olanakları olmasına karşın yazışma ve konuşmalarda oldukça sık Rusça, Balkarca kelimelere Taşlanmaktadır. Yabancı kelime kullanma oranı Radyo, TV., ve gazetelerde daha da çoktur. Çerkes dili alanında eğitim veren kurumların ve dilbilimcilerin olduğu bir ülkede yabancı kelimeler yerine Çerkesce kelimeler üretilmesi çok zor olmasa gerektir.

Ayrıca aralarında çok az şive farklılıkları olan dillerin birleştirilmemesi de bir sorundur. Örneğin; (Abazin-Abhaz), (Abzegh-Bjedugh-Kaberdey-Shapsugh), (Çeçen-İnguş), (Diguron-Yiron) ve bazı Dağıstan şiveleri arasındaki farklılıkların giderilmemesi nedeniyle ileride bu dillerin hemen her birinin, özellikle de nispeten daha az nüfus tarafından konuşulan dillerin, yok oluş sorunları ortaya çıkabilecektir.

Özellikle her şeyin parayla ölçüldüğü serbest piyasa sistemine geçildiği bir ortamda, dil} ve kültürün gelişmesi de bir ekonomik pazar' sorunuyla birlikte ele alınacaktır. Yukarıda sözü edilen şive farklılıklarının ortadan kaldırılmasıyla anadille yazılan eserler daha çok alıcı-pazar bulacak, dolayısıyla satış olduğu sürece de o alanda yapıtlar çoğalacaktır.

Çerkeslerde anadil sorunu konusunda sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

1) K. Kafkasya'da anadilin yaşaması ve gelişmesi için var olan tüm eğitsel, yasal imkanlar yeterince kullanılamamaktadır. Anadili Çerkesce olan bir kimse "etki alanını" kendi ekonomik ve manevi çıkarlarına zararlı olacak şekilde sınırlandırmamak için (Adigece-Rusça olmak üzere) çift dilliliğe muhtaçtır. Şayet genelde devletin resmi dili olan Rusça’nın etki alanı büyür, Çerkesce'nin geçerlilik ve etki alanı bilinçli ve sistemli bir şekilde geliştirilmezse toplum giderek tek dile kayacaktır. Bu nedenle aydınlara, politikacılara, eğitimcilere, yazar ve yayıncılara çok görevler düşmektedir. Eldeki tüm olanaklar sonuna kadar kullanılmalı, Çerkesce'nin önündeki engeller kaldırıl-malıdır. Örneğin şive farklılıkları kaldırılarak tek dilli bir toplum oluşturma çabaları yoğunlaştırılmalıdır. K.Kafkasya'da Çerkes diline ilişkin sorunları çözebilecek güçte bir ulusal bilinç ve potansiyelin olduğuna inanıyoruz.
2) Diğer ülkelerde anadili sorunu çok ciddi boyutlardadır. Özellikle Türkiye'de anadil hızlı bir şekilde yok olmaktadır. Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde 50 yılda anadilini konuşabilen çok kişi kalmayacaktır. Evet acı gerçek budur. Her türlü yasal engel kaldırılsa dahi dilin ve dolayısıyla halkın yok oluşunu kimse önleyemez. Çünkü Çerkes dilinin varlığını sürdürebilmesi ve gelişmesi için gerekli olan şartlar yoktur. Anayurt K.Kafkasya dışında Çerkesce, bir dil bölgesine, sağlam bir ekonomik temele sahip değildir. Peki bu şartlarda bu dil nasıl varlığını sürdürebilir ? Bu konuda neler yapılmalıdır ? Anadilin yaşatılması için bir umut ışığı var mıdır?

Anadilin Varlığını Sürdürebilmesi İçin Öneriler

Anadilin yaşatılması, kültürel varlığın sürdürülmesi her şeyden önce bir ulusal bilinç sorunudur. Sağlam bilince sahip olmayan bir kişi için bunların bir değeri yoktur. Bu bilince sahip olup da şartlar nedeniyle anadilini öğrenememiş, istekli insanlar da vardır. Gerek "kişi gerekse toplumsal düzeyde, bu sorunun çözümü konusunda yapabileceğimiz bazı şeylerin olduğu kanısındayım.

1) Anayurt K.Kafkasya dışında Çerkes halkının varlığını sürdürebilmesi uzak bir gelecekte kesinlikle söz konusu değildir. Sorunun radikal ulusal çözümü Anavatana dönmektir. Orada kendi topraklarında egemenliğini ilan etmiş, Birleşik K.Kafkasya Halkları Federasyonu şeklindeki bir devlet örgütlenmesi içerisinde varlığını sürdürmesi siyasal bir çözümdür.
2) Siyasal çözümlere uzun bir gelecekte ulaşabileceğimiz düşünülürse, o zamana kadar dilin yok olmaması için gerekli çabalar da sarf edilmelidir. Örneğin evlerde Çerkesce okuma-yazma öğrenebiliriz. Dili bilen büyüklerimizi zorlayarak sürekli anadille konuşmalarını sağlayabiliriz. İmkanlar ölçüsünde yaz aylarında çocuklarımızı Kafkasya'ya göndererek orada dil kurslarından geçirebiliriz.
3) Bütün Kafkas Kültür Dernekleri dil öğrenme kampanyası açabilir, dil yasağının kaldırılması konusunda girişimlerde bulunabilirler.
4) Türkçe - Çerkesce bir sözlük hazırlanıp yayınlanabilir.
5) K.Kafkasya'daki dilbilimcileri davet edilerek seri konferanslar verdirilebilinir.
6) Gençlik gruplarının turistik gezileri sağlanabilir. Bu gezilerde dil öğrenmeye ağırlık verilebilir.
7) K.Kafkasya ile mektuplaşmalar yoğunlaştırılabilir.
8) Sadece dil öğrenmeye yönelik geziler ter tip edilebilir. K.Kafkasya'daki yatılı okullardan, yaz aylarında yararlanmak suretiyle bu gezilerin ekonomik maliyeti ve külfeti azaltılabilir.

Çerkes dilinin yok olmaması için K.Kafkasya'da ve dışında yaşayan halka büyük görevler düşmektedir. Her iki kesimin yapabilecekleri katkılar vardır. Sorun bir halkın yok oluş sorunudur, tarih sahnesinden silinmesi sorunudur. Dolayısıyla her iki kesimi de ilgilendirmektedir. Çerkes dil ve kültürü evrensel dünya kültürünün bir parçası olması nedeniyle, "dilin yok oluş= sorunu" tüm uluslararası kültür kurumlarını da ilgilendirmektedir.

Çerkes dilinin yok olmasını istemeyen duyarlı insanlar, bir araya gelerek, bu ciddi sorunun çözümü konusunda kısa ve uzun vadeli planlar yapmalı, güçlerini birleştirmelidirler. Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, Çerkes halkı bir tarih olmaya, kazılarda anılmaya mahkûmdur.

L’ışşe Süleyman
Kafdağı Dergisi, Ağustos 1990-Ocak 1991, Sayı 43-48 Sayfa 7-8-9

“Dilimizi, kültürümüzü, kimliğimizi kaybetmek istemiyoruz” diyen binlerce Çerkes, Ankara’da buluştu. Anadillerinde slogan atan, konuşma yapan, şarkı söyleyen Çerkesler, dillerinin yok olmak üzere olduğuna dikkat çekti, “Çocuklarımızın anadilde konuşmalarını, radyo ve televizyon yayını yapabilme imkanının devlet tarafından Çerkeslere de sağlanmasını istiyoruz” dedi. 

Çerkes Hakları İnisiyatifi’nin çağrısıyla, Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen Çerkesler, kültürleri ve dillerini yaşatmak için anadilde eğitim, televizyon ve radyo yayını talep etti.

Binlerce Çerkes, Abdi İpekçi Parkı’nda miting düzenledi. Sıhhiye Toros Sokak’ta toplanan Çerkesler, “Biz bu topraklar için ölürken Türkçe bilmiyorduk”, “Yaşasın Çerkes kalma mücadelemiz”, “Anadil eğitimi istiyoruz”, “Dayatılmış kimliklere hayır”, “Abızsua zcıdzız zegi yacıdzid-Dilini kaybeden her şeyini kaybeder”, “Eğitimi olmayan dil yaşamaz” yazılı pankartlar taşıdı.

Sıhhiye Köprüsü’nün üzerinde yürüyüş yapan genç, yaşlı, çocuk, kadın binlerce kişi, yıllardır korumaya çalıştıkları dillerini ve kültürlerini kaybetmeye başladıklarını belirterek, “Anadilde televizyon istiyoruz”, “Anadilde eğitim istiyoruz” şeklinde sloganlar attı. Bazıları eyleme at üstünde katılırken, bazılarının yöresel kıyafetleri olan kara kalpak ve siyah yamçi giydiği görüldü. Eyleme Ezilenlerin Sosyalist Partisi üyeleri de katıldı.

Abdi İpekçi Parkı’nda gerçekleştirilen miting, sürgünde ve farklı yerlerde yaşamını yitiren Çerkesler anısına yapılan saygı duruşu ile başladı.

KAPLAN: YOK SAYILMAYA TAHAMMÜLÜMÜZ KALMADI

Mitingin açılış konuşmasını Çerkes Hakları İnisiyatifi yöneticisi Kenan Kaplan yaptı. Kaplan, tarihlerinin, kültürlerinin ve dillerinin yaşadıkları ülkenin kitaplarında yer almasını, anadillerinde kitap okumayı, televizyon izlemeyi beklediklerini söyledi.

Çerkes halkının 1864 yılında Rusya’da Çarlık rejimi tarafından topraklarından koparılarak sürgün edildiğini hatırlatan Kaplan, Çerkeslerin yerleştikleri topraklara uyum sağlamayı bilen bir halk olduğunu söyledi.

2009 yılında AKP Hükümetinin “Demokratik Açılım” politikasını gündeme getirmesi ile Çerkes halklarının umutlandığını dile getiren Kaplan, ancak hayal kırıklığına uğradıklarını vurguladı.

Kaplan, Çerkeslerin, Türkiye’de Kürtlerden sonraki en kalabalık etnik nüfus olduğuna dikkat çekti, “Çerkes halkının artık görmezden gelinmeye, yok sayılmaya tahammülü kalmamıştır. Anadilimiz doğuştan hakkımız, çok kültürlülüğün ve çok dilliliğin bir zenginlik olduğunu yeniden hatırlatarak, Çerkes onuruyla bekliyoruz” dedi.

VARLIĞIMIZI GELECEĞE TAŞIMAK İSTİYORUZ

Sadece sesi çok çıkanların değil, diğer unsurların haklarının da fark edilmesi gerektiğini kaydeden Kaplan, Başbakan Erdoğan’ın, bir gün de “Çerkes kimliğini tanıyoruz, Çerkeslerin sorunlarına sahip çıkıyoruz. Onların yok olmasına göz yummamayız, onlar bizim zenginliğimizdir” demesini beklediklerini açıkladı.

Kaplan, geçmişte olduğu gibi bugün de toplumsal barışı zedelemeden, demokratikleşme sürecine azami katkıda bulunacaklarını belirterek şunları söyledi: “En önemlisi yok olmamak, varlığımızı geleceği taşımak istiyoruz. Artık bizim de renklerimizin bu ülkeye yansımasını istiyoruz. Dilimizi, kültürümüzü, kimliğimizi kaybetmek istemiyoruz. Çocuklarımızın anadilde konuşmalarını, anadilde radyo ve televizyon yayını yapabilme imkânının, devlet tarafından Çerkeslere de sağlanmasını istiyoruz.”

Kaplan, “Demokrasinin geliştirilmesi, toplumsal hakların teslim edilmesi için hemen şimdi adım atılmasını istiyoruz” dedi, çağrılarını hükümetin yanı sıra, tüm muhalefet partilerine ve kamuoyuna yaptıklarını da sözlerine ekledi.

Kaplan’ın okuduğu açıklama metni Kafkas halklarının kullandığı diller olan Osedce, Adigece, Abhazca dillerinde de okundu.

Kendi dillerinde slogan atan, konuşma yapan Çerkesler yine kendi dillerinde şarkılar söyledi. Çerkesler, Kafkasya Devlet Sanatçısı Olgo Sokurava, Münteha Jan Gülsun ve Nurhan Fidan’ın seslendirdiği Kafkas ezgileri eşliğinde Zafax (karşılıklı) oynadı.

Kaynak: dunyabulteni.net

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

Dzhoxar Dudaev 15 Nisan 1944 - 21 Nisan 1996 https://t.co/QEArL4Iv1j
RT @dergi_mizage: Siyasi, Politik, Kültürel, Düşünce dergisi - Çerkeslere ve gündeme dair... 5. Sayı Çıktı twitter: @dergi_mizage facebook:…
RT @DuzceXase: Adıgey Cumhurbaşkanı Kumpıl Murat, 25 Nisan Adıge Bayrak Günü’nde, Düzce’de hemşehrilerimiz ile buluşacak. https://t.co/HlnS…
Son Ubıh Tevfik Esenç’in hayatı film oldu @ajanskafkas https://t.co/dxqCmpAF6j
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı