Wubıh Dili

Aralık 28, 2018

Wubıh dili denince akla ilk gelen kişi ''Son Wubıh'' olarak isimlendirilen Tevfik Esenç’tir. Manyas'ın Hacıosman Köyünün bu efsane adamı Prof. Georges Dumezil ile yıllarca çalışarak bu dile emek vermiş ve dilin kayda geçirilmesine olanak sağlamıştır ancak ''Bir dile, bir ömür yetmiyor'' diyerek dile ait yapılacak bir çok şey olduğunu dile getirmiştir. 

Dünyada var olan diller arasında öğrenilmesi en zor dillerden biri olan Wubıh dili üzerinde kaynak kişi olması bakımından Tevfik Esenç dilbilimci akademisyenlerin ilgisini çekti. 

Wubıh dili ''Sessiz Harfler Senfonisi'' olarak tanımlanabilir. Diğer Kafkas kültürlerinde olduğu gibi kadına verilen önem dildeki karşılığından da anlaşılabilir. ''Kadın'', ''Sabah Yıldızı'' anlamına gelirken, kadınlara ''siz'' diye hitap edilir, buna karşın erkeğe ise ''sen'' diye hitap edilirdi. 

Ünlü Kanadalı dilbilimci J. Catford, kitabında ''Dillerin Dağı'' diye adlandırdığı Kafkasya için, kendisi dahil olmak üzere bir çok dilbilimci özelde zorluğu nedeniyle Wubıh diline ve diğer Kafkas dillerine ilgi göstermişlerdir. 

Macar J. Von Mészaros, yaptığı araştırmalarda Wubıh dilinde Wubıhların kendilerine, “Paekh” ve lisanlarina da “Paekhy” dediklerini yazmıştır. (J.Von Mészaros: Die Paekh-Sprache. Chicago 1934.) 

Fransız Akademisi (College de France) üyesi 30 civarında dil bilen Prof. Georges Dumezil, 1925 yılında İstanbul'da dinler tarihi dersi vermeye geldiğinde, yok olmaya yüz tutan Wubıh dili hakkında da çalışmalar ortaya koyar. Wubıh dili metinlerin ile diğer Kafkas dilleri ile karşılaştırmalı örneklerinin verildiği çalışmalarda bulunur, ''La langue des Oubykhs'' ve ''Le Verbe Oubykh'' adlı çalışmalarda bulunur. Prof. Georges Dumezil ölmeden önce Wubıh dilinin sözlüğünü çıkarmak istiyordu, fakat ömrü maalesef buna yetmedi. Aynı çalışmalar günümüzde Wubıh dili üzerinde en büyük otorite sayılan adaşı Prof. Georges Cherahidze tarafından Paris'te yürütülmektedir. 

Ubıh dilinin son temsilcisi Tevfik Esenç
Wubıh dilinin son temsilcisi Tevfik Esenç

Wubıh dili ile ilgilenen bir başka dilbilimci de Alman dilbilimci Prof. Adolf Dirr'dir. 1898 yılında İzmit-Kırkpınar'da çalışmalarda bulunan Danimarkalı Age Benediksen'in el yazısı ile tuttuğu notları, 1913 yılında Kafkasya öğretim bölgesi müfettişi ve Adıge dili üzerinde çalışan L. Lopatinsky'den alan A. Dirr, aynı yıl St. Petersburg'daki imparatorluk bilimler akademisi tarafından da Küçük Asya'ya gitmek ve Wubıh dilinde kurtarılabilecek ne varsa kurtarmakla ve korumakla görevlendirilmişti. 

Lopatinsky ve Uslar'ın Wubıh dili ile ilgili çalışmalarını da yakından takip eden Dirr'e göre, her Wubıh üç lisan biliyordu; Adıgece, Türkçe ve göreceli olarak (daha az) Wubıh dilini biliyorlardı. A. Dirr'e göre bu dilde güvenilir materyaller elde etmek oldukça güç bir işti. A. Dirr, 1924 yılında Gerhard Deeters ile beraber çıkarmaya başladığı ''Caucasica'' adlı bilimsel dergisiyle Kafkas biliminin yaygınlaşıp tanınmasına büyük katkılarda bulundu. 1934 yılına kadar yayımlanan Caucasica'nın yönetimini Adolf Dirr'in ölümünden sonra ise Gerhard Deeters üstlendi. 

Wubıh dili ile ilgilenmiş bir başka değerli dil bilgini ise Norveç'li Hans Kampstrup Vogt'dur. İlk makalesini 1930 yılında Ermeni dili üzerinde ''Les deu themes verbaux de l'armenien classique'' ismiyle yayınlamıştır ve bu yıllarda Gürcü dili çalışmalarına da başlayan H. Vogt, 1932-1933 yıllarında Gürcistan'da bulundu. "Esquisse d'une grammaire du georgienne moderne" adlı araştırması, modern Gürcü dilinin ilk bilimsel çalışmasıdır. Asıl ilgi alanı Gürcü dili olmasına rağmen, Hans Vogt'un, Tevfik Esenç ile birlikte hazırladığı Wubıh dili sözlüğü, dile yapılmış en önemli katkıdır. (HansVogt: Dictionnaire de la langue oubykh, Oslo 1963). Tevfik Esenç'in, Wubıh dili üzerine konuşmalarını, şarkılarını ses bantlarına da kaydeden H. Vogt, bize bu anlamda çok değerli yapıtlar bıraktı. 

Bu dili en son konuşan tek kişi olan Tevfik Esenç'le sadece dilbilimciler değil -film dünyası da ilgilenmiştir. Çekimi Eylül 1987'de tamamlanan ''Son Sesler'' adlı, belgesel-film 1-14 Mart tarihlerinde Paris'te gerçekleştirilen “Cinema du Reel Festivali”ne davet edildi. Yapımcılığını İstanbul Film Ajansının üstlendiği, Hasan Gergin'in görüntülediği bu film, anayurtları olan Kafkasya'dan kopan Wubıh halkı ve diline bir ağıttı. 

Wubıh dili ile ilgili Türkiye'de yapılan en önemli bilimsel çalışma Sumru Özsoy'un (Boğaziçi Üniversitesi) evsahipliğinde UNESCO tarafından desteklenen Kuzey Batı Kafkas Dilleri toplantısında gerçekleşti. Günümüzde Wubıh dili ile ilgili olan bir çok dilbilimci bu toplantıya katılmıştır. 

G. Cherachidze, M. Kumakhov, J. Catford, C. Paris, J. Colarusso, R. Smeets, W. Lucassen, G. Hewitt ve S. Chırıkba gibi dilbilimciler bu çalışmaya katılarak Wubıh diline katkıda bulunmuşlardır. Tevfik Esenç'in vefatı ile dili bilen kalmamıştır, kendi deyimiyle; köyündeki asırlık Meşe ağacı onunla birlikte dili bilen tek canlıydı, ancak Tevfik Esenç'in vefatı ile meşe ağacı da kurumuştur. 

Prof. Dr. Georges Dumezil'in, Tevfik Esenç'in Wubıh dilinde anlattığı hikayeyi dinleyerek "Etudes Oubykhs'' (1959) adlı yapıtına aktardığı hikayenin Fransızca’dan çevirisi aşağıda yer almaktadır. 

Kafkasya'da bir zamanlar (Hataqoap) diye biri yaşardı. Bir gün Wubıhlar Ruslara karşı büyük bir savaşa girdiler. Rus ordusunu yendiler ve bir çok askeride yaraladılar. Wubıh olan Hataqoap, yaralı bir Rus'u öldürmek üzere yaralıya eğilmişken, Rus "Beni öldürme!" diye bağırır. Böyle savaşan bir kahramanı öldürmenin utanç verici olacağını düşünen Hataqoap, Rus'u yerden kaldırır ve kendi evine götürür. Yaralarını özenle sarıp iyileşmesini bekler. Bir gün Hataqoap Rus'a "Artık istersen ülkene dönebilirsin" der. "Eğer aramızda yine savaş çıkarsa, kahramanca dövüşürüz" demeyi de unutmaz. 

Buna çok sevinen Rus, "Ben de senin yaptığın bu insanlığı geri ödemek isterim, sana hediye olarak da tabancamı vermek istiyorum" der. Bunu duyan Hataqoap, bu hediyeyi almak istemez "Bir kahramanın silahı alınmaz" der. Fakat Rus ısrar eder ve "Eğer bir gün olur da benim ülkeme gelirsen, beni “Tamaqan” diye ara, ben bir Prensin oğluyum" dedikten sonra ülkesine geri döner. Bir kaç yıl sonra büyük bir düğünle evlenen Hataqoap'ın bir süre sonra bir oğlu dünyaya gelir. Fakat işleri yolunda gitmez. Ve bir gün karısına Rus Prensini görmeye gideceğini söylediğinde, karısının: "Allah bugün rızkımızı vermezse; yarın mutlaka verir" demesine bile aldırmadan yola koyulur. 

Rus ülkesine varır ve sora sora Tamaqan'ı bulur. Tamaqan'ın huzuruna çıktığında, Tamaqan onu tanımasına ragmen adamlarına "Bu adamı baştan aşağı soyun ve Sibirya'ya yollayın, kendisine de 100 domuz vermeyi unutmayın" der. Sibirya'ya ilk gittiği sene Hataqoap'a verilen domuzların hepsi ölür. Bunu duyan Tamaqan ona bir yüz domuz daha yollattırır. 6 yıl boyunca Hataqoap'ın baktığı domuzlar hep ölür ve Tamaqan her sene ona bir o kadar domuz yollamayı ihmal etmez. 

7. sene domuzların ölmediğini hatta yavrulayıp çoğaldığını duyan Prens, "Hataqoap'ı bana getirin, yıkayıp giydirin ve huzuruma çıkarın" der. Tamaqan, Hataqoap Sibirya'dan getirilip de huzuruna çıkarıldığında "Böyle yapmak bana düşmezdi, fakat sen buraya geldiğinde yüzünde insana benzer bir ifade yoktu ve iyilik de yapsam bundan istifade edemeyecektin, bir anlam çıkaramayacaktın" der. "Şimdi dile benden ne dilersen, ben bu ülkenin Prensiyim" diyen Tamaqan'a, Hataqoap ''Aman, bir şey istemem. Bana sadece özgürlüğümü ver ve ülkeme geri gönder beni, başka bir şey istemiyorum'' der. Bu isteğini kabul eden Temaqan, Hataqoap'a silahını geri verir ve "Ateşlemeden önce iyi düşün ve beni hatırla" der. 

Prensin verdiği at ve bir kese altınla ülkesine geri dönen Hataqoap, evine yaklaşıp da pencereden baktığında, yatağında karısının bir başka adamla yattığını görür. "Eyvah, karım ben gittikten sonra yatağımıza bir başka adamı aldı" diyen Hataqoap onları öldürmek ister. Fakat Prensin dediği aklına gelir ve sabahı beklemeyi tercih eder. 

Sabah olduğunda, karısının yanında yatan erkeğe, "Kalk oğlum bir misafir geldi" diyen karısının sesini duyduğunda Hataqoap " İyi ki onları dün gece öldürmemişim; yoksa karımı ve oğlumu öldürecektim" diye sevinir. Bundan sonraki yıllarını rahatlık içinde geçiren ailenin hayatı sadece masal olarak değil şarkı olarak ta söylene gelir; 

"Yamçın omzunun üstünde iken
Lülen de ağzinda iken
Ayağının her tarafı çamurlu iken
Domuz çobanı da oldun zavallı Hataqoap
Verdikleri yüz domuz ölüyor
Bilmiyorum neden ben ölmüyorum
Büyük Allah'ın kahrına uğrayan
Uğursuz Rus dost yapmış olan
Fakir olarak da kalmış olan
Karısının sözünü de dinlememiş olan
Domuz sürüsünün içinde kalan
En büyük domuzun ismi Garji idi
Yüzü gözü, her tarafı çamurluydu
Domuz sürüsünün içinde kalan Zavallı Hataqoap”

Kaynak: Nart Dergisi Kasım Aralık 2001 Sayı:27

Koşulların Kafkasya’dan doğal olarak oldukça farklı olduğu Diasporada yöntemlerimiz durumu iyileştirebilmek için gereklidir. Genel olumsuz tabloya rağmen, diaspora toplumunun çabaları ile durumun tersine çevirebilecek etkenler olduğunu düşünüyorum. Bu olumlu etkenleri aşağıdaki gibi sıralayabilirim:

— Halen hatırı sayılır miktarda ana dil yetisine sahip konuşmacılar bulunmaktadır.
— Dilin canlandırılması anlamında ulusal ve uluslararası yeni finansal kaynak olasılıkları vardır.
— Diasporada genç nüfusun ana dilini öğrenme motivasyonu vardır. Genç Kafkasların birçoğu vasat ve hatta bazen vasatın üzerinde bir düzeyde ana dil yetisine aile içindeki iletişim yoluyla sahip olduğunun altı çizilmelidir.
— Kafkas anavatanından entellektüel, teknik ve finansal destek sağlanabilmektedir. Tüm bunlar durumun dramatik olmakla birlikte umutsuz olmadığını göstermekte ve finansal destekle birlikte sürekli çabalar olumsuz durumu iyileştirebilecektir. Her şeyden önce, Türk hükümetinin etnik azınlıkların dilleriyle ilgili olarak yeni yürürlüğe koyduğu fırsatlardan maksimum düzeyde faydalanılması gerekmektedir. Durumu iyileştirme amacıyla gerçekleştirilebilecek somut önlemler arasında aşağıdakiler sayılabilir.
— Pazar günlerine has anadil okulların (Moskova da işlevsel olan okullar gibi) ve hatta resmi eğitim programıyla ana dil ve edebiyatı eğitimini birleştiren geniş kapsamlı özel okulların açılması.
— TV de ilginç ana dil programlarının yaratılması
— Ana dilin öğretmensiz öğrenilmesine olanak sağlayabilecek bilgisayar programlarının geliştirilmesi.
— Ana dilde resmi dile paralel Internet sitelerinin tasarlanması
— Kafkasya’ya öncelikle gençlerin yoğunlaştırılmış dil kursları alacağı, ana dil ortamının yaşama koşullarını öğrenecekleri eğitsel turların düzenlenmesi.

Kesin olan şudur ki, hem Kafkasya, hem de Diaspora’da bilimsel araştırma yapmak dil kaybı tehlikesinin gerçek dinamiklerini ortaya çıkarmak ve olumsuz eğilimleri bertaraf etmek açısından önemlidir.

Buna ek olarak, Abhaz ve Adıge dillerinin tarih ve folklorunun belgelenmesinin önemini vurgulanmakta fayda vardır. Bu anlamda birçok çaba gösterilmiş olmakla birlikte, bu çabalar daha organize ve sistematik bir karakter kazanmalıdır. Diasporada kişisel arşivlerin, el yazmalarının, kitapların, gazetelerin, dergilerin, kaset ve videoların ve diğer dokümanların toplanıp saklanacağı, sergileneceği ve yayımlanacağı müzeler açılması düşünülebilinir.

Bunlar diasporada özellikle genç kesimde dil yetisini kabul edilebilir bir düzeye çekmeye ve dil inkârı sürecini yavaşlatmaya yarayacak bazı olası önlemlerdir. Bu hedeflere ulaşabilmek için diaspora toplumu, Türk hükümetinin sağladığı finansal, eğitsel, ve diğer olanaklardan, azınlık dillerinin ve kültürlerinin desteklenmesi için yaratılan uluslar arası fonlardan faydalanmalı ve son olarak ta Kafkasya’daki devlet ve özel kurumlarla işbirliği içerisinde finansal, teknik, ve entelektüel kaynaklarını diasporada ana dil programlarının geliştirilmesi için seferber etmelidir.

Alfabe

Çok kısa olarak değinmek istediğim son konu, Abhaz ve Adıgeler’in ortak kullanabileceği bir alfabe oluşturulması sorunudur. Bu tür bir alfabenin, Kiril yazımına mı yoksa Latin alfabesine mi dayalı bir alfabe olması gerektiği çokça tartışılan bir konu olmuştur.

Türkiye’deki Batı-Kafkas toplumunun sayısını göz önünde bulundurarak, birçok meslektaşım gibi ben de bu tür ortak bir Latin temelli alfabenin Türk alfabesine dayandırılması gerektiğine inanıyorum. Ben, Abhaz ve Adıgelerin ortak kullanımı için bu tür bir Latinleştirilmiş Türkçe temelli bir sistem hazırladım ve yayına hazırlıyorum. Bazı diğer versiyonlar George Hewit ve Dr. Moica Howlig tarafından önerilmiştir. Ayrıca Kafkasya’da Latin temelli Türk yazımına uygun olmayan alfabeler yaratmaya yönelik çabalar da mevcuttur. Ancak bunlar benim kişisel olarak desteklemediğim çabalardır.

Diaspora toplumu içinde tüm Abhaz ve Adıgeler için tek tip bir alfabe oluşturulmasının işlevselliği hakkında ateşli tartışmalar gerçekleşmektedir. Aslında, Abhaz ve Adıgeler gibi birbirlerine çok yakın kültürlerin birliğinin gelişmesine ve Kafkasya ile diaspora arasında iletişimi kolaylaştıracak olması anlamında ortak bir Latin temelli alfabe oldukça anlamlı gözükürken, böyle bir amacın gerçekleşmesi bir çok güçlüğü beraberinde getirecek, bazı finansal sonuçlar doğuracak, köklü bir edebi geleneğin varlığına zarar verebilecek ve kuşaklar arasında istenmeyen bir iletişim boşluğu yaratabilecektir.

Cahit Aslan’ın* sayımlarındaki verilere göre Adana’daki Abhaz-Adıge toplumundaki 1766 denekten %63’ü Latin temelli bir sistemin desteklerken sadece %31.8’i Kiril temelli bir sistemi desteklemektedir. Bu çelişkiyi çözmede tasarlanabilecek bir öneri olarak Moldova örneğinde olduğu gibi, hem Kafkasya’da hem de diasporada birbirine paralel alfabelerin getirilmesini öneriyorum. Zaman Latin temelli bir alfabenin Kiril alfabesiyle girdiği mücadeleyi kazanıp kazanmayacağını gösterecektir.

1 Temmuz 2006 tarihinde Ankara’da,
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonuyla gerçekleştirilen “Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adıge-Abhaz dillerinin Konumu” konulu uluslararası konferans

Konuşmacı: Dr. VIACHESLAV CHIRIKBA Leiden Üniversitesi Hollanda

Kafkasyanın yerli (otokhtan) Halkları genel olarak konuştukları dil yönünden üç ana grup halinde incelenmektedir. Buna göre;
I. Grup / Kuzeybatı Kafkasya halklarıdır ve üç ana gruba ayrılır.

1.ADİGELER: Kuzey çerkesleri olarak ta adlandırılan bu gruplar dil bakımından birbirlerini anlayabilirler. Adigeler kendi aralarında iki ana grup halinde incelenir.

a)Abzah, Hatukuay, Kemirguvey(Temirgoy - Çemguy), Adamey, Bjedug (Yegerkhoy-Kiray), Mahuş(:Makhoş), Şhapsıg, Natukhaç ve Janelerdir.

b)Kabardey ve Besleneyler(:Besniy): En kalabalık Çerkes kabilesi olan Kabardeyler, Büyük ve Küçük Kabardeyler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Büyük Kabardeyler Nalçik ve çevresinde, Küçük Kabardeyler ise Mozdok (Mezdegü) çevresinde otururlar. Kabardeylerin bir kolu olarak kabul edilen Besleneyler ise batı komşularıdır.

2.UBIHLAR (:Ubuh-Vubıh- Ubukh): Kafkasyada Abhaz ve Adigeler arasında yaşayan bu topluluklar dil bakımından ölü diller arasına girmiştir. Tamamı 1864'de göç etmiş olduğundan Kafkasya'da hiç Ubuh kalmamıştır. Diasporada yaşayan Ubıh kökenli aileler ise komşuları olan Abzahların dilini benimsemişlerdir.

3.ABHAZLAR- ABAZALAR : Kuzeyde Çerkes topluluklarına komşu olan Abazalar (Abazin-Aşuva) ile Karadeniz kıyılarında oturan Abhazlar (Apsuvalar) aynı kökten çıkan iki grup halinde birbirlerinden Kafkas Dağları ile ayrılmışlardır. Karadeniz kıyı kesiminde oturan ana Abhaz kitlesi ile kuzeyde Kabardeylere yakın olarak oturan Abazaların şivelerinde farklılıklar ortaya çıkmış ise de zorluk çekmeden anlaşabilirler. Abhazlar tarih boyunca Gürcüler'le yakın ilişkiler içerisinde olmuşlar, hatta onların tesiriyle büyük çoğunlukla Hıristiyanlık benimsenmiştir.

II. Grup / Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya halklarıdır ve iki ana gruba ayrılır.

1.VAYNAHLAR: Kafkasya'nın stratejik önemi en büyük noktalarından birinde yaşayan dağlı Vaynah toplulukları genel olarak birbirlerinden lehçe farklılıkları ile ayrılan üç ana gruba ayrılır.
a.ÇEÇENLER (Nohçi-Nohçoylar) Vaynahların ana kitlesini meydana getirirler.
b.İNGUŞLAR (Galgaylar) İnguşlar ikinci büyük Vaynah grubudur ve Asa ile Sunja ırmakları arasında ve Terek Nehri'ne doğru kuzeye yayılırlar.
c.KİSTLER (Batslar,Tuşhlar) Gürcüstanın Çeçen sınırında Tuşa ve Alazan ırmaklarının kaynaklarında ve Pankisi vadisinde oturan bu küçük grup daha çok Gürcü unsurları ile etkileşim halindedir. 

2. DAĞISTAN HALKLARI:
Kafkasyanın en çeşitli topluluklarının yaşadığı bölge olan Dağıstan’da Kafkas Dil grubundan olan 4 ana grup yaşamaktadır. Kafkasya'nın yerlisi olan bu halklar (Avarlar, Lezgiler, Laklar ve Darginler) daha çok dağlık bölgelerde yaşarlar.

a)AVARLAR (MAARULALAR): Lezgilerden sonra Dağıstan'ın en kalabalık kabilesı Avarlar'dır. Kendi aralarında ise en kalabalık grubu esas Avarlar meydana getirirler. Dil yönünden üç gruba ayrılırlar; 
ı.Avar (Maarulal), 
ıı..Andi (Bottlih, Godoberi, Karatin, Bagvalal, Çamalal, Tindi ve Açvaçiş gibi alt gruplara ayrılırlar) 
ııı.Dido (Hinuk, Çvarşin ve Kapuçinler gibi alt gruplara ayrılırlar) 

b)LEZGİLER. Dağıstan'ın güney-doğusunda yaşarlar Samur Nehri'nin orta ve yukarı mecralarında ve Şamahı yöresine kadar uzanan alanda yayılmışlardır. Doğu ve güney-doğuda Azeriler ile karışmışlardır bu nedenle Türkçe Lezgiler arasında geniş ölçüde yayılmıştır. Rutul, Kütin, Agul, Budukh, Dzekh, Tabasaran, Tsakhur, Udi ve Khinalug gibi alt kollara ayrılırlar. Kürinler ve Tabasaranlar en kalabalık gruplardırlar.

c)LAKLAR (Gazi Kumuklar) Orta Dağıstanda yaşarlar.
d)DARGİNLER. Lezgi diline yakın bir dil konuşan Darginler bu nedenle Lezgi kabileleri arasında da sayılırlar. Akuşa, Sutkur, Sırhal, Urkarak, Horakan, Kaytak (Haydak) ve Kubaçi gibi gruplara ayrılırlar. 
Dağıstan;daki dağlı kabilelerin aralarında bulunan doğal engeller (dağlar, tepeler, derin vadiler vs.) Batı Kafkasya;daki kadar olmasa da buradaki toplumlar arasında da çeşitli dil farklılıkları doğurmuştur.
III. Grup / Güney-Batı Kafkasya halklarıdır ve dört ana gruba ayrılır.

1.GÜRCÜLER
Çoruh Vadisi'nden doğuda Alazan Irmağı ve Zakatali Mıntıkası'na kadar, kuzeyde Kafkas Dağları'nın güney eteklerinden güneyde Gümrü-Elizavetpol hattında kadar uzanan geniş bölgede yaşarlar. Kuzeyden Abhazlar, Svanlar, Ossetler, Çeçenler ve Lezgilerle komşudurlar. Güney-doğuda ise Azerilerle sınırları aşağı yukarı Nuha yakınlarından geçer. Güneylerinde Ermeniler bulunur.

Dil bakımından "Güney-Batı Kafkasya Dilleri Grubu"Gürcüce çeşitli gruplara ayrılır. 
a-Asıl Gürcüler: Tiflis çevresinden ibaret olan Kartli ile doğusunda bulunan Kakheti'de otururlar. Zakatali civarında oturan İnguiller'de bu gruba dahil edilirler. 
b-İmeretler: Riyon ile Yukarı Kura ırmakları arasında otururlar. 
c-Gurienliler: Kutais yakınında yaşarlar. 
d-Acaralar: Batum civarında yaşarlar. 
e-Pşavlar: Tiflis'in kuzey doğusunda otururlar, 
f-Kevsurlar Kazbek doğusunda dağlık bölgelerde Tuşlarla komşu olarak yaşarlar. Tuşlar gibi dillerinde Çeçen, Oset etkileri bulunan küçük bir halktır.

2.MEGRELLER İngur ve Riyon Irmakları arasında oturan Bu halk asıl Gürcülerle birlikte bölgedeki en kalabalık toplumlardan birisidir.

3.LAZLAR Çoruh Vadisi'nde oturan Lazlar tamamen Müslümanlığı kabul etmiş bir halktır.

4.SWANLAR Elbruz Dağı'nın güney eteklerinde Gürcüstanın dağlık bölgelerinde yaşayan Swanlar, Gürcüce'ye bağlı ama farklılıkları olan bir dil kullanırlar vardır. 

DİĞER KAFKAS HALKLARI;
Kafkasya;da yerli (otokhtan) Halkları dışında tasnif edilen ama en az yerli halklar kadar artık Kafkasyalı olan başka toplumlarda yaşamaktadırlar. Kültürel açıdan yerli halklarla aynı özeliklere sahip bu topluluklar genel olarak konuştukları dil yönünden ayrı bir grup olarak tasnif edilirler.

A.İrani Dil Konuşan Kafkas Toplumları:
1 .OSETLER (ASETİNLER)
Aslen Alanlardan geldikleri kabul edilen bu toplum dil açısından Kafkas dillerinin etkileri altında önemli değişiklikler geçirmesine karşılık İran diline çok yakın bir dil kullanırlar.
Kafkasya'da Daryal Geçidi'nin güney ağzında otururlar. Doğularında Çeçenler, kuzeylerinde İnguşlar ve Kabartaylar, batılarında Gürcüler bulunur. Güneyden de yine Gürcülerle komşudurlar. Onlara diğer Kafkas halkları Kuşha, kendileri ise Iron derler.
Daryal Geçidi'nden başka Liakkva ve Ksa vadilerinde, güneyde Kura'ya doğru Uruk, Fiag-Don ve Ardon ile Yukarı Terek boylarında da yaşarlar. Yine bir ayrı grupları da Yukarı Kura'nın sağ kıyısı ile Trialet Dağı'nda ve Borjom'un doğusunda otururlar.
Osetinler başlıca iki gruba ayrılırlar; 
1- İron, 
2- Digor. 
Osetlerin çoğunluğu Hıristiyan olduğu için ne Rusya'ya karşı olan mücadeleye, ne de göç hareketine etkili bir şekilde katılmamışlardır. Yalnız sayıca çok az sayıda Müslüman olanları aslen Oset olan General Musa Kundukhov öncülüğünde Çeçenlerle birlikte göçe katılmışlardır. 

2.TATLAR (PADARLAR) Safeviler tarafından Kafkasyada Bakü, Kuba, Şamahı, Derbent ve Zakatali mıntıkalarında yerleştirilmiş olan İranlılardır. Pehlevi Dili'ni konuşurlar.

B. Türk Dili Konuşan Kafkas Toplumları:
1. KARAÇAY-BALKARLAR (MALKARLAR) 
Kaynakları hakkında çeşitli görüşler ileri sürülen Karaçayların genel olarak, Kafkasya’da belirli dönemlerde bulunmuş olan Hazar, Bulgar ve Kıpçak gibi Eski Türk topluluklarının bir devamı olduğu kabul edilmektedir. Ancak Alanlarla tıpkı Osetler gibi ortak kültürel özelliklere sahip olmaları bu konuda kesin bir hüküm verilmesine de engel olmaktadır. Kıpçak Türkçesinden geldiği bilinen bir dil kullanırlar. Karaçay ve Balkar (Malkar) olarak iki grup halinde anılmalarına rağmen gerçekte tek bir halktırlar.

XIII.-XV.yüzyıllar arasında Kabartayların doğuya doğru yayılmalarına kadar Kuban, Terek ve Kuma nehirlerinin orta ve yukarı mecralarında ve onlara katılan akarsuların boylarında geniş bir sahada yaşadıkları bilinen Karaçaylar daha sonraları Kafkas Dağları'nın zirvelerine doğru çekilerek Elbruz Tepesi'nin etrafındaki sarp ve yüksek bölgelere yerleşmişlerdir. Çevrelerinin genel olarak Çerkes-Abaza kabileleri tarafından çevrili olmasından dolayı, kültürel açıdan komşu kabilelerle aynı özelliklere sahiptirler. 

2. KUMUKLAR
Kuzeyde Terek Nehri'ne kadar, güneyde de Makhaçkale'nin güneyine kadar uzanan alçak arazide otururlar. Genel olarak Dağıstan'ın kuzey-doğu ve doğusundaki Hazar Denizi'ne kadar uzanan düzlüklerde yaşarlar. Kafkasya'ya ne zaman ve nasıl geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Onları Hazarlara, Kimaklara, Gazi-Kumuklara ve hatta Karaçay-Balkarlara bağlayanlar bulunmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi kıyılarında oturdukları ve kıyıdaki "kum"dan kaynaklanan "Kumuk" ismini aldıklarını ileri sürenler dahi vardır. Makhaçkale, Kaspiiski, Hasavyurt, Babayurt, Buynakski ve hatta İzberbaş şehirleri Kumukların yaşadıkları alana dahildirler. Ovalık yerlerde yaşayan çeşitli Kafkas kabileleri genellikle Türk kabileleri ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunmalarından dolayı Kumuk Türkçesini de bilirler. Bu nedenle Türkçenin bir lehçesi olan Kumukça Doğu Kafkasya'da ortak bir anlaşma vasıtası olarak kullanılmaktadır. 

3. NOGAYLAR 
Kazak ve Karakalpak Türkçesine yakın bir dil konuşan bu topluluklar XVIII. Yüzyıldan sonra Kafkasya bölgesine yerleştirilmişlerdir. Dağıstanda Hazar Denizi'ne doğru uzanan düzlükte ve daha kuzeyde step görünümü alan bozkırlarda Türk asıllı kabilelerle (Kumuklar, Azeriler, Türkmenler) karışık olarak yaşarlar.

Edebiyatımızda kendi yolunu açmış usta isimlerden birisidir Qağırmes Boris. 
Onun eserlerinde zamanı yakalıyoruz, günümüzün önemli sorunlarına, yaşamın kendisine dair ipuçları buluyoruz. İnsanların duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde ifade eden sanatçı kendi duygularını da aynı ustalıkla aktarıyor bize. 

O, Adıge diline mükemmel denecek derecede hakim, dilin tüm inceliklerini ve sırlarını bilen bir üstat. Qağırmes Boris’in samimi duyguları, sağlıklı düşünceleri ile harmanladığı eserleri edebiyatımızda çok önemli bir yere sahiptir. 

Bu gün röportaj yaptığımız sanatçı aynı zamanda gazeteciler ve yazarlar birliğine üye,20 yıla yakın zamandır da Oşx’emaxue dergisinin şiir bölümünün başında bulunuyor. 

Dil halkın en büyük zenginliğidir, dilimizin hakkettiği değeri bulduğuna inanıyormusunuz? 

Cumhuriyetimizdeki üç dil devlet dili olarak tanınmış olmasına rağmen onların imkânları açısından eşit olduklarına inanmıyorum. 
Çünkü devlet dili dediğinizde o ülkede/bölgede yürütülen tüm resmi işlemlerde kullanılan tüm yazışmalara taban olan dildir devlet dili. 

Bu amaçla kullanılan dil ise Rusçadır, fakat bu bizim Adıge diline küsmemiz sırt dönemiz için bir neden değildir. 
Bahsettiğimiz durum dilimizin bir kusuru eksiği olduğu anlamına gelmesin, fakat insanların dilindekidir, okudukları yazıştıkları dildir gelişen. 

Ben 50 yıldır duygularımı düşüncelerimi anadilimle yazıyorum, kendimi ana dilimle ifade ediyorum. Bu güne kadar ana dilimin sözcüklerinin yetmediği, dilim ile bir şeyi ifade edemediğim ve tıkandığım bir an hiç olmadı. 

Çoğu kişinin Adıge dili ile duygularının tümünü ifade edemedikleri yönünde şikâyetlerini duyuyoruz, bu asılsız bir yalandır bana göre. 

İfade yeteneği, kavrama yeteneği olmayan insan hangi dil ile olursa olsun duygularını ve düşüncelerini yansıtmakta yetersiz kalır. 
Adıge dilinin yetersiz olduğunu söyleyenler düşünceleri yetersiz kavrama ve tanımlama yetenekleri yetersiz, ifade zaafı olan insanlardır. 

Bilmediğiniz anlamadığınız her hangi bir iş ne ise, dil de ondan farklı değildir. 

Onu kullanmak için kurallarını, inceliklerini sırlarını bilmek gerek, o dile, o dilin sahibi halkın tarihine kültürüne edebiyatına hakim olmak gerek. 

Ne yani! Ormana odun kesmeye gidiyorsunuz fakat yanınızda balta yok. Bu sözlerim Adıge yazarlarımızın bir kısmına yöneliktir. 
Adıge gazetelerinde hayatı geçmiş, uzun yıllardır Oşx’emaxue dergisinde çalışan birisi olarak ben çok rastladım bu dili kullanmaya kalkışan fakat dilin kurallarını dahi bilmeyen insanlara. Bu işler böyle yürümez.

“Dil olmazsa ulus olmaz”deniyor. Dilimizin bu günkü durumu size neler düşündürüyor? 

Bana kalırsa dilimizin bu günkü kadar geliştiği yükselişe geçtiği hiç bir dönem olmadı bu güne kadar. Bir kısım araştırmacıların “Dillerin yarısı yakın zaman içerisinde yok olacak” dediklerini duyuyoruz, Adıge dilinin bu risk ile karşı karşıya olmadığını söyleyemeyeceğim ne yazık ki. 

Bu konuda canla başla çalışan bilim adamlarımızın araştırmacılarımızın yeteneklerine ve sayılarına baktığımda ancak “Dilimizi korumanın geliştirmenin ilk adımlarını atmış bulunuyoruz” diyebiliyorum. 

Eskiden Adıge dilinin eğitimini verecek doktor, profesör, akademisyenlerimiz varmıydı? 
Edebiyatın teorik temelini atacak yazarlarımız eleştirmenlerimiz araştırmacılarımız varmıydı? 

Aynı şekilde şairlerimiz, tiyatrocularımız ve sanat adamlarımız da bu grubun içerisindedir. Bunca belayı, bunca sıkıntıyı, bunca olumsuzluğu atlatabilen dilimiz hala ayaktadır. 

Bu gün bu dili konuşan bu halkın eskiye kıyasla sahip olduğu imkânlar ve özgürlük, dilimizin ve halkımızın daha binlerce yıl yaşayabileceği yönünde bize ümit veriyor. 

Halkın anlama ve kavrama yeteneği doğrudan ana diline olan bağlılığı ve hakimiyeti ile ilişkilendiriliyor. 
Bu gün bilim adamları ve araştırmacılar ne kadar bu konuda çalışıyor olsalar da ana dilin korunması ailede başlar. 

Ben birçok aile tanıyorum ki büyükleri anadilimiz konusunda çalışırken çocukları iki atasözünü dahi söylemekten aciz bir biçimde yetişiyorlar, bu tür aileler için ne düşünürsünüz? 

Adıge dilinin en iyi korunduğu alanlar köylerimizdir. Şehirlerdeki ailelerde bu konu bir biçimde ihmal edilir oldu. Fakat Adıgeyim diyecekseniz ve kendinizi bu halkın mensubu sayacaksanız her şeyden önce ana dilinizi bilmek, bu dil ile okumak yazmak zorundasınız. 

Adige kültürü, Adıge dili, Adıge yaşam biçimi hayatınızın pusulası değilse kendinizi Adıge olarak görmenizin bir gereği yok. 

Adige Psalhe Röportaj: Jılase Marite Çeviri: Ergun Yıldız

Dil Bilim ve Dil

Aralık 28, 2018

Genel Dil Bilime Dair 

20.yy. başından itibaren dil bilim alanında yapılan çalışmalar, bu bilim dalında önemli mesafelerin alınmasına yol açmıştır. Kuşkusuz bu çalışmaların en önemlisi, SAUSURE ve sonrasında onun takipçileri tarafından yapılana çalışmalardır. Bu çalışmalar, dil bilimin alt bilim dallarında branşlaşmasını sağlamış ve daha da önemlisi dil bilim çalışmaları; Gösterge Bilim, Anlam Bilim ve Yapısalcılık gibi yeni bilim dallarınında doğmasına ön ayak olmuştur.

Sausure'cü Dil Bilim; tespitleri, öngörüleri, önerileri ve metodolojik yaklaşımları bakımından önemli bir bütün sunuyor olsa da araştırma konuları özellikle Hint-Avrupa dilleridir. Bu, diğer diller için geçerli olacak tespitleri –ne yazık ki- içerecek sonuçlar doğurmamaktadır. Esasen Sausure'ün kendisi de nesnel dil bilim, öznel dil bilime göre araştırılan dilde önemli tespitler yapmakta yetersiz kalacağını, söz konusu dili bilen bilimcinin yapmış olduğu öznel dil bilimin dilin bilimsel ele alınmasında başat olduğunu ve gramerin de bu dil bilim çalışmalarıyla ancak bir değer ifade edebileceğini belirtmiştir. 

Sausure'ci dil bilimin öne sürdüğü ve genel konsensüs gören kimi tespitler: «Dil durumunun rastlantısal olduğu, göstergelerin nedensiz olduğu ve olsa olsa görece nedenleri taşıyabileceği, kavramın anlatımı için dilin dizgeleştirilen bir düzenek olamayacağı, bir kökün anlamlı bir sözcük olamayacağı ve çekim oluşturamayacağı vb.» kesinlemeleri Adığece de geçerli olacak tespitler gibi gözükmemektedir.


Adığe Diline Dair 

Genel olarak bu dil tek ses köklü, kökü, ön eki ve son eki ile birlikte tam ekli, tam dizgili göreceli olarak çok sesten oluşan ve telaffuz zenginliği olan –dolayısıyla güçlü olan- bir dildir. 

Kök, önek, sonek durumları, aynı seslerin yer değiştirmeceli olarak üstlendikleri roller olup, bu sesler dilin alfabesini oluşturan seslerdir. Alfabedeki seslerin çaprazlanması ve eklemlenmesi dilin ihtiyacı olan sözcükleri meydana getirmektedir.

Bu her bir ses bir anlam imidir ve bu anlam eylemseldir. Neredeyse her bir ses bir fiildir, yarı fiildir veya yardımcı fiildir. Başka bir deyişle bu dil, tek sesli göstergelerden oluşur ve göstergelerin dizisel eklemlenmesi başka göstergeleri oluşturur. Böyle bir eklemleme olanağı, çok geniş bir gösterge-sözcük kapasitesini dilin hizmetine sunar.

Bu tek seslerin kök olması ve bununla bir fiil bir eylem olması, bunların bir ilk ses -ya da ilk sesin devamı- olduğu düşüncesini çağrıştırır. Ancak burada, bu seslerin çıkarılmış ilk sesler olduğu iddiası değildir söz konusu olan; nitekim bu dil lehçeleri olan bir dildir. Dil değişir. Ne var ki, bu dilin orijinal bir dil olduğu kendi kuralları içerisinde gelişim olanağı gösterdiği ve bu olanağa bu gün de sahip olduğu düşünüle bilinir. 

Bu dilde yazılmış orfografik-dizisel bir sözlük, 90 bin maddeli ve yaklaşık 300 bin kelime kapasitesindedir. Bu kelimelerin anlamlarının ifade edilmesi halindeki anlam çoğunluğunu düşününüz. Bu dili konuşan toplumun, kendi sosyal yaşamında tüm her şeyi anlamlandırarak bir göstergeler imparatorluğu yaratmış olmasının alt yapısı kendi dili olsa gerektir. 

Bu dil, 1800'lerin başına kadar gelişmiş olduğu şekilde kalmış olan bir dildir. O tarihten sonra geçen 200 yıl özellikle son yüzyıl üretimin, anlam çoğalmasının, dilin gelişiminin ve modernizasyonla birlikte dilsel gösterge üretmenin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dil, bu gelişmelerden nasibini almamıştır. 


SONUÇ NİYETİNE

Dil bilimin 20. Yy.'da gelişimi ve başka bilim dallarına yaptığı katkılara rağmen, araştırma dışı kalmış alanları bakımından henüz alacağı pek çok mesafe ve edineceği yeni görme biçimleri mevcuttur ve girmiş olduğumuz yüzyılda kendisini beklemektedir. Bu meyanda Adığe dili de, öznel dil bilimsel yaklaşım ile kendi dil bilimcilerini bu dili bilenler arasında beklemektedir. Bir ikincil ve tali dil durumuyla kendi mekanında, bilim-felsefe ve pazardan uzak tutulan bu dil, haksız muameleye tabidir. Şu anda kendisine giydirilmeye çalışılmış olan dil bilgisinin (gramerin) uymadığı açıktır. Uyumsuzluk nedeni, dilin kendisinden kaynaklanmamaktadır; farklılıktadır. Dil bilimi doğrultusunda grameri de kendisini gösterecektir. 

Yukarıdaki bölümde yapı ve parametlerine dair kısaca değindiğimiz bu dilin, dil bilim çalışmaları yapılması ve felsefece kullanımının bir insanlık görevi olduğunu söylemek abartı gibi gelmemelidir. Bu dil latince ve eski Yunanca eş değerinde, eskiliğinde ve ondan da öte (!) olabilir. Eski Yunanca için «tek rasyonel dildi» diyen Heideger'e yaşayan bir rasyonel dili gösterebilmek gerekirdi. 

Tek sesli göstergelerden oluşmuş olan bu dilde, bu tek seslerin bir eylemi imlemesi; bir tavrın, bir davranışın, bir hareketin, bir enerji biçiminin ilk seslendirilişini akla getirmektedir. Dil, ilk sesler ile ilgili ip uçları verecek ses özelliklerindedir adeta. Ve bu, ses ve söz arketiplerinin bulgulanmasının olanak dahilinde olduğunu düşündürtmektedir. Eski Yunanca da «Arke» sözcüğünün hem «İlk» hem de «Enerji» anlamına geliyor olması da ilginçtir. Bu dil, araştırılmasını yalnız dil bilimcilerden ve mevcut dil bilimsel yaklaşımlardan değil, arkeolojik yaklaşımlardan da beklemektedir. 

Birinci bölümde verdiğimiz Adığece yazılar, dildeki uyuma, dilin oluşumuna dair köklerle ilgili düşünceye, dilin felsefeye yatkınlığına ve dilin kendi felsefesine dair çok açık «İde»'ler verebilmektedir. Birinci bölümdeki metinler incelendiğinde; felsefenin, başlangıcından itibaren oluşumunda ve sonraki zamanlarda izlemiş olduğu süreçte oluşmuş olan kilometre taşlarının ve felsefe akımlarının «öz'ünün» bu dilin kendisinde yattığını görmek; bu dilin adeta bir «felsefe sağlaması» niteliğinde olabileceğini çıkarsamak mümkün gibi durmaktadır.

O halde bu dil, dili bilen kendi felsefecilerini de beklemektedir.

Evet, 21. Yüzyıl kendisinden beklenen şeyleri karşılayabilecek, gerçekleştirebilecek gibi durmaktadır. Bu enformatik çağ, insan arşivlerini de ortaya çıkarabilecek gibidir. Daha şimdiden insanın kendi «İçkin» fonksiyonunun (düşünme) arşiv kapılarını aralamış gibidir; beyin araştırmaları, bilgide soyut olagelen çok şeyi somuta dönüştürmekte, yeni gerçekleri serimlemektedir. Insanın aşkın (transandantal) fonksiyonun (konuşma) arşivi de dildir. Insan için konuşmanın «kendini aşkınlık» olduğunu, PSAL'E (PSE-L'E) den daha somut ne gösterebilir. Bu şekilde eklemlenmiş bir dil, bu arşivin en güzel örneğidir.

Ama arşive kalkmasın bu dil ve bu ilk sesler, «son sesler» (!) olmasın.

Bu yazı geç kalmış bir erken yazıdır.

Geç kalmış bir yazıdır, çünkü: ...

Erken bir yazıdır, çünkü: henüz...

-İleri gittiğimi düşünüyorsunuz!- ... 

Bir adım daha atıyorum ve duyacak kulaklara sesleniyorum:

Kaynak: Nart Dergisi

Page 1 of 3

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı