Hikaye

Sürgün Bir Yürek

Tablo: Murat MutluDedemin hikâyelerinden tanımıştım onu. Kim bilir yüzü ne kadar da güzeldi. Kafkasya'mın güzel topraklarında doğmuş, yağmurlarıyla yıkanmıştı teni. Gözleri o cennet ormanların yeşilliğini almıştı. Yanakları al aldı. Babasını, kardeşlerini bırakıp gelmişti. Gelmek mi! Hayır, o Sürgün edilmişti. Ayırmışlardı onu vatanından. Ama tüm sevdiklerini ilmik ilmik işlemişti yüreğine. Kimseye anlatmamıştı, anlatamamıştı geride neler bıraktığını. 60 yaşına geldiğinde gözlerinin feri sönmeye yüz tutmasına karşın, yüreğinde vatan aşkının ateşi sönmüyordu ve şu cümleleri tekrar ediyordu: "Bir gün, eğer bir gün geri dönebilirsem vatanıma, ne kadar zaman geçmiş de olsa elimle koymuş gibi bulurum evimizi. Ah bir aşabilsem şu Karadeniz'i."

Önce vatanının güzel sahillerine pek de benzemeyen bir sahile indirilmişti, kapasitesi yüz kişi olan tekneden üç yüz vatandaşı ile birlikte. Sonra dillerini bilmediği insanların arasında buldu kendisini. Ne yiyecek bir şeyleri vardı ne de gidebilecekleri bir yer. Kim bilir böyle kaç gün geçirmişlerdi. Zaten vatanında nefes almadıktan sonra ne önemi vardı ki geçen zamanın. Annesi vardı bir tek yanında. Yüreğini daraltan bu acıyı dindirmek için omzunda doya doya ağlamak istiyordu. Ama bugüne dek almış olduğu terbiye ne yazık ki buna izin vermiyordu. Çaresiz gözlerle olup bitenleri seyrediyordu. Günler geçiyor ve her gün bir grup insanını alıp bir yerlere götürüyorlardı. Bir yanda açlık bir yanda hastalıkla mücadele etmek ne kadarda zordu. İnsanları gözlerinin önünden yıldızlar gibi kayıp gidiyordu.

 

Bir sabah uyandığında artık sahilden ayrılma sırasının, onun da içinde bulunduğu gruba geldiğini anlamıştı. Ancak o, sahilden ayrılmak istemiyordu. Ya bir sonraki tekneyle babası yahut kardeşi gelirse onları tekrar nasıl bulabilirdi! Ama dillerini bilmediği, donuk yüzlü adamlar söz dinlemiyordu. Kağnılara bindirilip yine bir bilinmeze yol almaya başladılar. Annesinin gözlerinde o puslu bakışlar hiç kaybolmuyordu. Yola çıktıklarından beri tek söz de etmemişti zaten. Bir kaç gün süren zorlu yolculuktan sonra hava kararmak üzereyken kağnılar durduruldu. Bir köye varmışlardı. O köye daha önceden getirilip yerleştirilen Adığeler, soydaşlarının bu perişan haline şaşırmıyorlardı. Çünkü onlar gibi niceleri yol alırken bu köye uğramışlardı. Gece burada konaklayacaklar ve sabah tekrar yola devam edeceklerdi. Yola çıktıkları günden beri hasta olan annesi, bu gece daha da fenalaşmıştı, bütün gece sayıklamıştı vatan topraklarında bıraktıklarının ismini. Kebihan'ın gözüne gece boyunca uyku girmedi, annesinin yüzü gittikçe beyazlıyordu, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir ses duymak ümidiyle annesine seslendi ama ne çare! Artık annesi istese de konuşamazdı. Sabah Kebihan'ın sessiz bakışları arasında defnettiler annesini ve görevliler tekrar yola çıkmak için emir verdi. Bir gün daha yolda geçti ve akşamüstü bir yere ulaştıklarında artık durulup burada yerleşileceği işaret edildi. Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayı da alıp indiler kağnılardan. Herkesin koynunda atadan kalma bir kama ve yüreklerinde koca bir yara: SürgünYarası...

 

Görevliler gitmiş ve bir başlarına kalmışlardı. Kebihan uyumak istiyordu ve uyandığında bu kâbusun biteceğine inanıyordu. Uyudu; işte annesi ve babası "gago Kebihan, zinerdahe (güzel gözlü) Kebihan" diyorlardı ona. Ne tatlı ne sıcaktı sesleri. O güzel bağ evinin bahçesinde koştururken bir baykuş sesiyle açtı gözlerini, o an gerçek tüm soğukluğuyla çarpmıştı yüzüne. İşte yine o zorla getirildiği yerdeydi. Günler geçiyordu, o ve arkadaşları sadece yaşamak için yaşıyorlardı. Artık bu ülkede kalacaktı, anlamıştı bunu. Lakin havası başkaydı bu ülkenin, toprağının kokusu, dağlarının duruşu bile başkaydı. Gökyüzü tüm maviliğini yitirmişti sanki siyah bir örtü kaplıyordu üstlerini. Sevmiyordu burayı sevmeyecekti de.

 

Nice günler geçti böyle, evlendi, çocukları oldu, tabi sonra da torunları. Torunlarından biri olan dedeme diyordu, 60 yaşına gelen Kebihan: "Bir gün, eğer bir gün geri dönebilirsem vatanıma, ne kadar zaman geçmiş de olsa elimle koymuş gibi bulurum evimizi. Ah bir aşabilsem şu Karadeniz'i." Ama gidemedi aşamadı o kapkara denizi.

 

Ama ben şimdi yüreğimden ona verdiğim sözleri bir kere daha yinelemek istiyorum: Döneceğim sinane Kebihan, senin ağlaya ağlaya geldiğin o denizden gözyaşlarını toplaya toplaya geri döneceğim. Döneceğim sinane dahe, bana miras bıraktığın yüreğini geri götüreceğim vatanımıza ve yüreğindeki sevgi tohumlarını ekeceğim bahçemize. Senden sonra solan çiçekler yeniden hayat bulacak. Üzülme! Sen rahat uyu, ben seninle senin için geri döneceğim.

 

EBATUGO ESİN GEZ

Nart dergisi Temmuz-Ağustos Sayısından

kaynak: kafder


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.