Hikaye

Müthiş bir atlamayla düşmüştü son topçu atışı birkaç metre ileriye. O kör topçu onca isabetsiz atışın ardından şans eseri bu kez hedefi tutturmuştu ne yazık ki. Aslan bu isabetsiz atışları Allah’ın bir lütfü olarak görüyordu çünkü en az otuz yapmıştı aynı topçu ama hiçbirinde kendisinin yakınına yada siper arkadaşlarına isabet etmemişti ancak bu son atış birkaç metre ilerisine, günlerdir birlikte savunma yaptıkları arkadaşlarının üzerine düşmüştü. Orada iki arkadaşının yaralandığını görüp hemen yanlarına gitti. İlk ulaştığı arkadaşının bedeni derin yaralar almıştı ve daha müdahale edemeden arkadaşı şehit düşmüştü. hemen diğer arkadaşının yanına yöneldi Aslan. Diğer arkadaşı şanslı olsa gerek top mermisi düştüğünde mermiyle arasında şehit olan arkadaşı vardı ve onun sayesinde ölümden kurtulmuştu. Aslan yanına vardığında o çoktan toparlamaya başlamış ve kendini kontrol ediyordu. Aslında kendisinden ziyade silahının sağlam olup olmadığını kontrol ediyordu. Silahı bulur bulmaz hemen kaptı ve cephesini savunmak için yerine dönmeye yeltenmişti ki Aslan’ın şaşkın bakışını üzerinde hissettiği için ona dönüp;

-Ne oldu Aslan, neden bekliyorsun, dön yerine! Diye bağırdı.

Aslan halen şaşkın bakışlarla;

-El !!! Elin !!! diyebildi sadece

Yaralı adam anlamadığı için biraz kızgın tavırla;

-Ne eli ne diyorsun sen! Diye cevap verdi.

Aslan biraz zorlanarak ta olsa eliyle adamın elini işaret etti. Adam Aslan’ın işaret ettiği eline bakınca kısa, sessiz ve basit bir çığlık attı ama korkudan değil üzüntü ve kızgınlıktandı. Yine de hiç zaman kaybetmeden cebinden çıkardığı bez parçasını az önceki patlamada kaybettiği geç olsa fark ettiği üç parmağının yerinden akan kanı durdurmak için eline sarmıştı. Öyle ki adam başparmağı ve işaret parmağı üç parmağını kaybetmişti ama yinede cepheyi terk etmiyordu son gücüne dek savaşıyordu.

Akşam olunca çatışmalar oldukça hafiflemişti. Aslan ve siper arkadaşları tedavi olmak için cephe arkasına çekildiler.Aslan yaralı arkadaşının yanından biran olsun ayrılmamış ve onun için elinden geleni yapıyordu. Aslan bu adamı tanıyordu tıpkı onun Aslan’ı tanıması gibi ama gündüz yaşadıkları onu öle şaşırtmıştı ki adamın ismini unutmuştu. En sonunda dayanamayıp bu arkadaşına söyledi. Arkadaşı biraz şaşkınlık içerisinde gülerek;

-Cemaleddin diye cevap verdi.

Aslan bu soruyu sorduğu için utanmıştı. Daha önce tanıdığı kimsenin ismini unutmamıştı. Dahası hafızası çok kuvvetliydi ve çevresinde takdir edilirdi. Ne yapsın ki böylesi şaşkınlık verecek ve normal dışı olayla ilk kez karşılaşmıştı. Sonra Cemaleddin’in köyünü bilmediği hatırladı ve sormaya karar verdi. Nasıl olsa bundan sonra hiçbir sorusu bu kadar garip olmazdı.

Cemaleddin de Aslan gibi savaştıkları bölgenin iç kesimlerindeki bir köydendi. Ancak köyleri birbirine yakın sayılmazdı. Aslan ve Cemaleddin çoktan koyu bir sohbete dalmışlardı bile. Bu sohbet sabaha kadar sürmüş, birbirlerine köylerinden ve oralara duydukları özlemden bahsetmişlerdi.

Aslan sabaha karşı Cemaleddin’e içinde bulundukları durumu ve savaşın nasıl sonuçlanacağı sordu. Onun fikirlerini almak istedi. Cemaleddin Aslan’ın bu soruları karşısında biraz durgunlaştı ve sonra sakince yanıtlamaya başladı;



-Aslına bakarsan düşman sayıca bizden çok fazla ve onların topları var cephane sıkıntıları yok. Bizde ise oldukça eski silahlar, yedekleri hiç yok ve sayılı cephaneyle savaşıyoruz. Ancak inancım o ki Allah bizim yanımızda ve savaşı kazanacağız. Her ne kadar kazanma şansımız yokmuş gibi görünse de kazanacağız.

Aslan aldığı cevaptan hiç mutlu olmamıştı ve kalbine içten içe bir korku saplanmıştı. Kaybedecekleri fikrine kapılmıştı duyduklarından ve Cemaleddin’in de böyle düşündüğünü ancak moralini bozmamak için umutlu konuştuğuna karar verdi.

Her şeye rağmen bugün o top mermisi düştüğünde karşılaştığı durum onu hayrete düşürmüştü. İçinden;

-Ne olursa olsun sormalıyım bunu o diye geçirdi

Ve az sonrada sordu bunu Cemaleddin’e;

-Peki Cemaleddin bugün seninde bu savaşı kazanamayacağımızı düşündüğüne eminim, buna rağmen siperde üç parmağın koptu gidebileceğin yerde kalıp savaşmayı seçtin. Bu durum bence mantıklı değil, neden halen bir şeylerin mücadelesini veriyorsun. Bundan böyle elinin yarısı olacak ömrün boyunca?

Cemaleddin bu soruya çok kızmıştı ama gene sakin bir üslupla ve öğretmen edasıyla yanıtladı;

-Bak Aslan ben bu savaşı kaybedeceğimizi aklımın uçundan bile geçirmedim. Bunu iyi anla. Savaşlar inançsız kazanılmaz ve biz bu savaşı kazanacağız.siperdeki olaya gelince dün benim yerimde biri vardı o siperde. O benim köylümdü tam iki hafta savundu burayı ve şehit düştü. Bugün yanımda can verende o adamın küçük kardeşiydi. Abisinin yerini doldurmaya geldi ve şehit düştü. O da görevini yaptı. Ben üç parmağımı kaybettim diye cepheyi bıraksam hangi yüzle köyüme dönerim. Onların yüzüne nasıl bakarım. Orada ne durumda olsam ölümüne dek veya savaşı kazana dek duracağım terk etmem siperi !!!

-Üç parmağımı yada elimi, iki elimi, ayaklarımı kaybedebilirim. Ben ellerim yada ayaklarım olmadan yaşamayı başarabilir, öğrenebilirim. Ancak cepheyi terk edersem onursuz ve belki de vatansız kalırım. Aslan sen bana onursuz veya vatansız yaşamayı öğretebilir misin?

Aslan böyle vatan ve hürriyet aşığı insanlarla aynı siperde vatan savunması yaptığı için gurur duyuyordu artık. Gündüz gördüğü olaylar ve Cemaleddin’den duyduğu bu şeyler onun zafere olan inancını zirveye ulaştırmıştı bile.


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.