Hikaye

-"Vorida ..Vooridara

Yüzünü güneşe göstermeyen Kurina

Kim iftira atıyor,yalan sölüyor.

Düşmanlar uzatıyor bu sözleri

Şimdi saathane meydanında toplanıp,

benim için Hadağey yapsınlar"

Kurina benim süt kardeşim.Sirmaguaşe'nin memesini emmişiz ikimiz de.Süt kardeşlik geleneklerimizde çok önemli bir yer tutar. Kimi zaman iki gerçek kardeşten daha yakın olur birbirine süt kardeşler. Bizde birlikte büyüdük. Birlikte su içtik köy çeşmesinden,birlikte tırmandık ağaçlara. İki narin fidan gibi, iki genç kısrak gibi, iki eşsizkız olarak yetiştik. Ben babamı seferberlikte kaybettim Sarıkamış'ta şehit oldu Ruslarla vuruşurken. Kurina'nın babası yaşlı olduğu için gitmemişti savaşa.

O, bana da babalık yapt, gerçek bir babayı aratmadı. Gür kaşlarının altından iki derin çukur gibi beliren gözleri sevgiyle izlerdi bizleri. Özenle yetiştirdi,uçan kuştan,esen yelden sakındı kızlarını. Öyle bir terbiyeyle eğitilir ki Çerkes kızı, müstesna bir varlık olur artık. Eşinin ikbalidir o...İyi bir erkek çocuğu yetiştiren iyi bir insan kazandırmış olur topluma, iyi bir kız yetiştiren ise iyi bir nesil yetiştirmiş olur. Böyle düşünmüş atalarımız. bizde her çerkes kızı gibi el üstünde tutulduk.

Türkmen kızları gibi çalışmadık, yıpranmadık.Kendimizi güneşten sakındığımız için kocaman gürgenlerin,çamların,çınarların gölgesinde yürüdük.Eğlencelerede,düğünlerde yetiştirdik kendimizi.Her şeyimizle gençlik ve hayat dolu olduğumuz vakit masallardaki peri kızıydık, şarkılarda bahsedilen meleklerin senekar olduğu dilberler biz olduk. Saçları geceden daha karaydı Kurina'nın ve gözleri iki parlak akik gibi zifiri...Yüzü ise bembeyaz, pürüssüz. Kaşları şakaklarına kadar kalkık,dudakları ince ve biçimli.

Yanımızda sülalemizin delikanlıları olduğu halde giderdik düğünlere, eğlencelere. Onlar, elleri kamalarında dururlardı yanı başımızda. armonikanın hüzünlü, heyecanlı sesi dalga dalga yayılmaya başladığı zaman bizi saygıyla dansa davet eden delikanlıların önünde nazlı nazlı süzülürdük. Oynayanlar birbirine uzak dururlardı. Askeri bir disiplinle tertip edilirdi eğlenceler. Hiç bir el değmezdi gül dalına benzeyen küçük ellerimize.Gittiğimiz her düğünde el üstünde tutulan iki güzel kardeştik biz. Birimiz sarışın,yeşil gözlü,diğerimiz gece saçlı, zifiri bakışlı...

Herkes "Şu iki nazenin dilber!"diyordu bizim için. Önce Kurinayı istediler.Ona güzelliğini işiten bir kuyumcu talip oldu şehirden. Zengin fakat Çerkes değil.Vase olarak bilmem ne kadar altın sayacağını söledi Kurina£nın babasına.Adetlerimize göre eşini seçme hakkı kıza aitti.Utangaç utangaç gülümsedi Kurina.Başını eğdi ve tabikii kendisine zenginlik ve rahat bir hayat vaadeden kuyumcunun evlilik teklifini kabul etti.

Bir güz günü hazan yapraklarının örttüğü son yeşillikler üzerinde yaptık onun nişanını.Giydiği kırmızı elbisenin içinde gelincikler gibiydi Kurina.Elleri belindeki gümüş kemerin üzerinde birleştirmiş,ayakta duruyordu.Göğsünde yine gümüş işlemeli bir yelek ve saçları alabildiğine zifiri...Talihi gibi.

Kurina'ya yaptığımız nişan pek güzel, coşkulu geçti.Gece olunca samanlıkta devam ettik dansa.Kurina babasının evinde kalıp kendisini tebriğe gelenleri kabul etti.Çünkü geleneklerimize göre gelin ve damat eğlenceye katılamazdı. zengin kuyumcu top top kumaşlar,gümüş takılar göndermişti Kurina’ya. Belli ki o da çok mutlu ve sabırsızdı. Fakat Kurinan’ın ailesi düğünün baharda yapılmasını istiyordu Kurina kışı baba evinde geçirecekti. Maharbiy’i bu nişan töreninden birkaç gün sonra gördük.Uzak bir yerden bizim köyümüzdeki akrabalarını ziyarete gelmişti. Uzun boylu, çıkık çeneli, gösterişli bir Çerkes genciydi. Günlerce kaldı köyümüzde.

Ormandan odun getirenlere kışa hazırlananlara yardım etti.Akşamları düzenlenen küçük eğlentilerde şarkı söyledi, armonika çaldı,dans etti.İşte böyle bir eğlencede gördü Kurina’yı.Yanına gidip oyuna davet etti onu.Kurina nişanlı olduğunu söyledi alçak bir sesle. Nişanlı bir kızla oynamak adetlerimize tersti.Fakat o gece Maharbiy’in gözlerindeki yangını fark etmeyen kalmadı. Güzel Kurina’nın çekingen tavrıyla “ne olurdu iki ay önce çıksaydın karşıma” dediğini herkes anladı. Onlar iki su damlası kadar birbirlerine uyumluydular. Delikanlının kalbinin sesi korkutmuştu kurina’yı

Küçük ayaklarındaki deri ayakkabılarla bastığı kuru yaprakları hışırdata hışırdata kaçtı o günkü eğlenceden. Gece kara ,toprak kara gökyüzündeki yağmur yüklü bulutlar kara,gökyüzündeki yağmur yüklü bulutlar kara …yetmiş sene öncesinin o zifiri sonbahar gecesinde köyün üzerindeki meşe ormanından yayılan koku hala burnumda.Korkuyla bekliyordum evin önünde. önce narin bir siluet belirdi karanlığın içinden.

Adımı fısıldadı.”Mu’mina, kimse görmedi ya.öyle korkuyorum ki..”ona güven vermek için koluna girdim,beklemeye başladık. çitin üzerinden atlayan gölgeyi gördüğümüzde çitin üzerinden atlayan gölgeyi gördüğümüzde ikimizinde yüreği ağzına geldi.

-Kurina!

-Vey Maharbiy!ah zavallı başım. Gelenin beklediğimiz insan olduğunu anlayınca birkaç adım geriye çekilip Kurinay’la Maharbiy’i baş başa bıraktım.Konuşacaklarını duyacak kadar yakındım yinede.

-Maharbiy nereden çıktın karşıma.neden görüşmek istedin benimle?ah zavallı ben,talihsiz ben…

Nasıl böyle bir delilik edip seninle konuşmayı kabul ettim. Delikanlı kızın korkuyla titreyen ellerini tuttu ve kısık sesiyle konuşmaya başladı.

-Seni unutamam.Gözlerimi kör etmem, yüreğimi yerinden sökmem lazım seni unutmak için.Gece saçlı Kurina’m,Hayat verilmiş bir söz uğruna heba edilemeyecek kadar kıymetli. Unut o yabancıya verdiğin sözü.Gel benimle.Hem de şimdi. Arkadaşlarım az ilerde atlarla bizi bekliyor. Kaçalım buralardan. Maharbiy’in bu teklifi karşısında telaşla elini çekti erkeğin ellerinden Kurina.

-Sen nasıl bir Adige gencisin Maharbiy? Nişanlı bir kızın yüreğini çalmak var mıdır Khabze’de?Sana kaçarsam ailemin yüzüne nasıl bakarım.hem ben seninle ilk defa konuşuyorum,elim eline ilk defa değiyor.bunu benden nasıl istersin? Genç adam dinlemiyordu bile kızın söylediklerini ısrarla konuşuyordu.

-Çerkes olmayan birisiyle nasıl evlene bilirsin? Dilinden, adetinden anlamadığın birisiyle… yüreğin khabzesi yok Kurina.

Kaç bana. Kurina Maharbiy’in ellerinden kurtuldu ve geriledi korku dolu sesi karıştı gecenin karanlığına.

-İmanın varsa gelme buralara bir daha.Konuştuğumuz duyulursa ikimizi de vururlar. Ellerimi bugün tuttun ama sakın bir daha tutmaya kalkma.Ben sözümü çiğneyemem. Sonra arkasını döndü Maharbiy’e vwe orada beklemekte olan benim ellerimden eve yöneldi. İşte hepsi bu kadar.

Bu ilk görüşte birbirine sevdalanan gençlerin ilk ve son görüşmesi olduve benden başka kimse şahit olmadı bu görüşmeye. Maharbiy’in aniden köyü terk etmesinin ardından ağızdan ağıza bir söylenti dolaşmaya başladı.önce bu delikanlın kurinaya olan tutkusu anlatıldı,sonra birileri o akşamki buluşmayı gördüklerini söyledi orda burada. Nişanlı bir kız,hem de kurina gibi saygın bir ailenin kızı gizliden gizliye nasıl buluşabilirdi bir delikanlıyla.geleneklerimiz kızla erkeğin arasına bir yasak koymamıştı.

Konuşmak, şakalaşmak , dans etmek psetlixu yapmak serbestti ama her şey aleni olacak. Gizlenen hiçbir şeye müsaade yok,ancak khabze’ye uymayan davranışlar gizlenir. saklanılacak bir şey varsa utanılacak bir şey de vardır çünkü. Bu söylentiler kulağına geldiğinde hüngür hüngür ağladı Kurina. Akik gözlerinden süzülen inci taneleri ıslattı yanaklarını. Kendisine bu söylentinin aslını soran yaşlı babasına”yalan”diyemedi.Köye gelen o genç çalmıştı yüreğini,bu doğru.Ama başka hiçbir şey olmamıştı. Sadece gizli bir buluşma ve “beni unut sözü” ….hepsi bu.

İşte bunu söyleyemedi babasına Kurina.Yaşlı babası başını öne eğdi ve sustu.Güz esintileri de sustu, esintilerle kımıldanan dallardaki kuşlarda.Ak sakallı thamadeler toplandı, karlı dağ doruklarına benzeyen ak saçlı başlarını elleri arasına alıp düşündüler. ”Kamayı kılıfına sokup tehlikelerini engelleyebilirsiniz ama gençliğin deliliğini önleyebileceğimiz bir kılıf yok.”dedi aralarından birisi. Günlerdir dışarı çıkmıyordu Kurina. Evine kadar gidip kaç kere çağırdıysamda açmadı kapıyı.benimle,k ardeşi Mu’minayla bile görüşmek istemiyordu. Yüreğime bir büyük kaya çöreklenmişti.”O konuşmaya ben şahit oldum , Kurina , Maharbiy’in sevdasına gönlünü açmadı.” dedim herkese ama o kahredici suskunluk bozulmuyordu.

Bir sabah kurinanın odasından gelen bir mızıka sesine dikkat kesildi herkes.İçerde içli bir şarkı çalınıyordu.Kurina titrek sesiyle masumiyetini,sevdasını ve bahtsızlığını mırıldanıyordu bu şarkıda.nazlı güvercinler gibi süzüldüğü günlerde olduğu gibi yüreğinin sesini dile getiriyordu mızıkasıyla. Herkes sessizce dinledi şarkıyı.Hıçkırıklar karıştı mızıkanın hüzünlü melodisine, sonra….

Bir el silah sesiyle yırtıldı sükunet. Bir el silah sesiyle bitti bu şarkı.Bir el silah sesi son verdi Kurinan’ın kaderine. Telaşla koşup omuzladılar kapıyı.Kurina’yı mızıkasıyla tam kalbinden vurulmuş buldular.Kapıya bağladığı tüfeğin tetiğine bir ip geçirmiş,bu ipin ucunu da mızıkasına bağlamıştı.önce içindeki ateşi şarkı yapmış,sonra namlunun tam karşısına geçip ipi çekmişti…..

Hulusi Üstün: Gurbetten Çerkes Hikayeleri


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.