Masal

Kuyijtsuk Yedi Yinıjı Nasıl Öldürdü

Kuyijtsuk Yedi Yinij

Bir varmış bir yokmuş, Kuyijtsuk Şeker nehrinin kıyısında yaşıyormuş. Yedi başlı yedi Yinıj gelip toprağının kenarına yerleşmişler.Yerleşmişler ama tavukları avludan çıksa yakalıyor, köpeklerini dövüyor, ekinleri olduğunda yiyorlarmış.

Bir gün Kuyijtsuk ot biçmeye gitmiş. Yedi Yinıj gelip kağnısını, dibeğini, sabanını üst üste koyup yakmışlar. Kuyijtsuk eve döndüğünde olanları görünce hiç sesini çıkarmamış. Yanan odun parçalarından düşenleri tekrar ateşin içine atarak iyice yanıp bitmesini beklemiş. Sonra külleri avucuyla rüzgarda savurarak içinden kömürünü temizlemiş, bir çuvala doldurmuş. Yedi Yinıj "bu bacaksızın niyeti ne acaba" diye çitin arkasından izliyorlarmış. Kuyijtsuk çuvalı kağnıya yükleyip bir köye gitmiş, hanın yanına varmış:

- Ey, Hanıj, senden bir ricam var.

- Söyle!

- Senden alacağım amelelik ücretimi istemiyorum. Anzorey'e gitmem gerek, bu çuvalı ağzını açmadan, içindekine göz değdirmeden bir gün bir gece benim için saklar mısın?

Han sevinmiş:

- Elbette, demiş, götür iki kızımın odasına koy. Biri girip bakarsa sorumlusu benim! Kuyijtsuk götürüp çuvalı kızların odasına koymuş:

- Ey, periler, sizden rica ediyorum bu çuvalın ağzını sakın açmayın, demiş. - İçinde altın var, göz değerse kömür olur.

İki kızın gözleri parlamış; Kuyijtsuk'un istediği de bu zaten… Han’ın evinden çıkıp gitmiş.

Altın deyince kadın milletini tutabilir misin? Kızlar birbirini yüreklendirerek çuvalın ağzını açmışlar. Açınca kömür tozu kalkmış, kızların yüzü karaya bulanmış.

- Aman Allahım, yasağı çiğnedik, altın kömür oldu diye iki kız korkup saklanmışlar.

Kuyijtsuk gece Hamşutlar'da kalıp sabah gelmiş:

- Ey, Han'ım, çuvalım selamette mi? diye sormuş.

- Nereye gider sanıyorsun? Kızların odasında duruyor.

- Öyleyse gidip alayım.

- Acele etme, kızlar daha kalkmadı.

- Acelem var. Padişah evini satıyor, geç kalırsam kaçırırım.

- Neyle alacaksın padişahın evini?

- Çuvalımdaki altınlarla.

- Haydi, gel gidip alalım o zaman, demiş Han. İçinden de "Ah, içinde altın olduğunu niye bilemedim" diye kendine kızıyormuş.

Odaya girmişler, bir de bakmışlar ki çuvalın ağzı açılmış, içi tamamen yanmış kömür dolu! Kuyijtsuk ağlanıp söylenmeye başlamış:

- Emanete hıyanet ettin. Ağzını açmadan, içindekine göz değdirmeden koruyacağında söz vermedin mi? Beni mahvettin. Bunu yaptığına göre, ücretimi de ver, altınımı da bul!

Han ne diyeceğini bilemeden bakınırken eli yüzü kapkara iki kızını görmüş.

- Allah aşkına kimseye söyleme, diyerek ücretinin karşılığı olarak on koyun vermiş, çuvalını da ağzına kadar altınla doldurup Kuyijtsuk'u yolcu etmiş.

Şimdi, iş bununla bitseydi Kuyijtsuk'a Kuyijtsuk derler miydi? On koyun önünde, koşulu iki öküzün ipi elinde, kağnı da yüklü, Yinıjların önünden geçip evine gelmiş. Yinıjlar şaşırmış:

- Bu ne acayip şey, savrulmuş kömür götürüp gitti, on koyun getirip geldi, bunda bir iş var, diye gizlice gelip evi gözetlemeye, dinlemeye başlamışlar. Ne gördüler dersin? Kuyijtsuk bir çuvaldan alıp öbür çuvala koyarak altınları sayıyor. Yinıjların gözleri açılmış. Duydukları ne dersin?

- Bu kadar altın için ne verdin, diye sormuş Kuyijtsuk'un annesi.

- Doluya dolu, demiş Kuyijtsuk. - Altın karşılığı yanmış kömür verdim.

- Ah oğlum, o savrulmuş kömürü çok ucuza vermişsin.

Yinıjlar ağızları açık bakışmışlar.

- Sen de ne tuhafsın anne, diye kızar gibi yapmış Kuyijtsuk, - Şu on koyunu da üzerine koydurdum ya! Onu az mı görüyorsun? Yinıjlar seslenip Kuyijtsuk'u dışarı çağırmışlar:

- Nereye gittin? bücür, diye sormuşlar. Kuyijtsuk duymazdan gelmiş. Yinıjlar yumuşamış:

- Bundan sonra tavuğunuzu da yakalamayacağız, köpeğinizi de dövmeyeceğiz, ekininizi de yemeyeceğiz. Yalnız nereye gittiğini söyle. - Peki öyleyse, demiş Kuyijtsuk, - madem o kadar yalvarıyorsunuz söyleyeyim: Mıştrakey'e gittim.

Yinıjlar fırlayıp gitmişler ve yedi kağnıyı, yedi dibeği, yedi sabanı, üzerlerine yedi sofrayı da koyup yakmışlar. Yandıktan sonra kalan kömürü avuçlarıyla savurmuşlar, yedi çuvala doldurup ağızlarını sıkıca bağlamışlar ve atlayıp Mıştrakey'e gitmişler.

- Yanmış kömürü altınla değişiyoruz, diye bağırarak sokakta bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başlamışlar. - Doluyu doluyla, yarıyı yarıyla! Halk sokağa dökülüp aptal Yinıjlarla alay etmeye başlamış.

- Bizim kömürümüz Kuyijtsuk'un kömüründen daha temiz, daha güzel, daha ince… diye bağırıyorlarmış.

Derken bir zaman sonra aldatıldıklarını anlamışlar. Dönüp gelmişler ve Kuyijtsuk evde yokken annesini yakalayıp öldürmüşler. Kuyijtsuk eve gelince ne görsün, zavallı annesini öldürmüşler! Yinıjlara belli etmeden annesinin yasını tutmuş. Sonra Yinıjların göreceği şekilde cenaze yıkayıcı getirerek annesinin ölüsünü yıkatmış, güzelce giydirmiş, arabaya koymuş ve Hamşutey pşısının evine gitmiş. Avluda iki öküzü arabadan çözüp ot vermiş, annesinin katılaşmış ölüsünü arabanın önündeki oturma yerine dayamış, kendisi de gidip haçeşe oturmuş.

- Oo, değerli misafirimiz, hoş geldin, diye ev sahibi karşılamış. - Otur dinlen biraz, soframızı da şimdi getirirler.

- Yalnız değilim.

- Başka kim var?

- Annem.

- Nerede peki?

- Arabada.

"Çabuk", diyerek pşı iki kızını anneyi eve davet etmeleri için göndermiş. İki kız arabanın yanına yaklaşmışlar:

- Hoş geldin, anne, demişler. - Haydi, buyur, eve girelim.

Anneden çıt çıkmamış.

- Haydi, Allah aşkına, utanma, diyerek elini tutunca anne yere düşmüş.

- Aman Allahım, ne oldu? Bir yerin acıdı mı, diye kızlar atılmışlar. - "Kalksana anne, haydi, ne olur!"

Anne küsmüş, kımıldamıyormuş…

- Ver elini, biz seni kaldırırız, diye ellerini uzatmışlar. Ama anne ne kımıldıyor, ne de elini veriyormuş.

Bir şey fayda etmeyince "kalbini kırdık galiba" diyerek kızlar eve dönmüşler. Olanları anlatınca evdekiler "eyvah, mahcup olacağız" diye telaşla koşturmuşlar. Kuyijtsuk en önden koşup annesini kaldırmış ve ağlanmaya başlamış:

- Eyvahlar olsun, ne uğursuz yola çıkmışım, ne uğursuz avluya girmişim. Zavallı anacığımı arabadan düşürüp öldürdüler. Ne yapacağım ben şimdi?...

Kuyijtsuk'u zar zor teselli edip haçeşe götürmüşler. Annesini tertemiz yıkamışlar, ipek gömlek giydirip beyaz patiskadan kefene sarmışlar ve guaşe cenazesi gibi törenle gömmüşler. Anıt gibi bir mezar yaptırıp büyük bir de cenaze yemeği vermişler.

- Rahmetli anacığını geri getiremeyiz, ama bu sana bakar diye, yüklü çeyiziyle birlikte guaşe kızlardan birini verip yolcu etmişler.

Yedi Yinıj hemen çıkıp gelmişler:

- Bu güzel kızla bu kadar malı nereden buldun? söyle, demişler.

- Ne söyleyeyim? Bilinmeyen bir şey değil ki, demiş Kuyijtsuk.- Annemin ölüsünü ölülerin kıymetli olduğu yere götürüp güzel bir kızla değiştirdim. Bu kadar malı da üzerine verdiler.

Yinıjlar aptal millet ya, eve gelmişler, yemek pişirip ocağın başında oturan yaşlı annelerini dışarı çıkarıp öldürmüşler. Temizce yıkayıp giydirmişler, ölülerin kıymetli olduğu yere gitmek üzere yola çıkmışlar. Çıkmışlar ama gidecekleri yeri bilmiyorlarmış.

- Hey, Kuyijtsuk, ölülerin kıymetli olduğu yer neresi, diye koşup gelmişler.

- Muştokua Muştey. Ama köye nasıl gireceğinizi biliyor musunuz?

- Bilmiyoruz, nasıl?

- Büyüğünüz koşulu iki öküzü tutup önden yürüyecek. Arabanın iki yanında ikişer Yinıj durun, kalan ikiniz de arabanın arkasında köye girin. "Güzel kıza kocakarı ölüsü satarız, satarız, var mı alan?" diye bağırarak dolaşın, demiş.

Yinıjlar Muştokua Muştey'e varıp Kuyijtsuk'un dediği gibi köye girmişler. Girmişler ve bağırarak bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başlamışlar:

- Güzel kıza kocakarı ölüsü satarız, satarız, var mı alan?

"Ne kadar aptal bu Yinıj sürüsü", diye Muşteyliler köpeklerini üzerlerine salıp Yinıjları kovmuşlar.

"Yine kandırdı bizi alçak Kuyijtsuk" diye Yinıjlar koşarak eve gelmişler ve Kuyijtsuk'u yakalamışlar:

- Bize malımızı mülkümüzü yaktırdın, annemizi öldürttün, Yinıjlık şerefimizi beş paralık ettin. Seni öldürmeyelim de ne yapalım?

- Peki, demiş Kuyijtsuk, - öldürün o zaman.

Yedi Yinıj kardeş Kuyijtsuk'u sürükleyip ormana götürmüşler, kocaman bir meşe ağacına bağlamışlar. Birer sopa bulmak için ormana girmişler.

"Talihin varsa her zaman seni bulur", derler. Tam o sırada Hamşutey pşısının oğlu kendi kendine şarkı mırıldanarak atla oradan geçiyormuş. Pşının oğlu Karabıhua adında bir kıza aşık olmuş, ama vermemişler. O da başkasıyla evlenmeyip avare olmuş dolaşıyormuş. Onu görünce Kuyijtsuk bağırmaya başlamış:

- İstemem, vallahi, istemem. Güzel Karabıhua'yı istemem. Evlenmem, öldürseler de evlenmem!

Hamşutey pşısının oğlu hemen yanına gelmiş:

- Kim seni güzel Karabıhua'yla evlenmeye zorlayan, diye sormuş.

- Yedi Yınıj kardeş beni yakaladılar, evlenmezsem öldürecekler. Evlenirsem de mahvoldum; öyle bir güzel bana eş olur mu, ben bir garip Kuyijtsuk'um, diye ağlanmış.

- Peki, demiş pşının oğlu, - Şöyle yapalım; ağaca beni bağla, sen de atıma bin git. Ben bu işi hallederim, onları çok yalvartmam.

Anlaşmışlar, giysilerini değiştirmişler. Kuyijtsuk pşının oğlunu ağaca sıkıca bağlamış ve ata binip gitmiş. Yedi Yınıj ellerinde sopalarla gelip pşının oğlunu dövmeye başlamışlar. Pşının oğlu bağırıyormuş:

- Yeter, durun. Kabul ediyorum, güzel Karabıhua'yla evlenmeyi kabul ediyorum, durun artık!...

- Kiminle evlenecekmiş bu bacaksız, diye daha çok kızmış Yinıjlar. "Yine bizi kandırmaya çalışıyor; vurun, ha marje" , diyerek pşının aptal oğlunu döve döve öldürmüşler ve Şeker nehrine atmışlar. - "Tanrı'yı kandırsan da bundan sonra bizi kandıramazsın!"

Yinıjlar Kuyijtsuk'un işini bitirdik diye sevinerek Şeker vadisinden aşağı inerken bir de bakmışlar ki Kuyijtsuk demir kırı bir atın üzerinde nehri geçiyor. Şaşkınlıktan ağızları açık kalmış.

- Vay uğursuz bücür, şimdi seni öldürüp Şeker'e atmadık mı, nereden çıktın?

- Nereden çıkacağım, Şeker'den çıktım. - Nasıl olur, seni öldürmedik mi?

- Öldürmüştünüz, Şeker'e atmasaydınız, diye gülmüş Kuyijtsuk. - Şeker'in suyu can verir diye boşuna mı demişler? Ağzıma su girer girmez dirildim. Gözümü açtıysam, Şeker'in dibinde sürü sürü hayvanlar... Ne yapsam dedim, hepsini sürüp çıkarsam götürecek yerim yok. Bu atı yakalayıp nehrin dibinden çıktım. Ağıl, çit yapacağım, sonra geri gelip hepsini çıkaracağım. Yinıjlar birbirlerine bakmışlar, Kuyijtsuk'a bir kötülük yapmaya karar vermişler:

- Peki, dediğin doğruysa bizi de öldür Şeker'e at, bir bakalım!

- Vallahi, çok kalabalıksınız, sizi öldürüp atıp kaybedecek zamanım yok. Benim ağıl, çit yapmam lazım.

- Peki, son kalanımızı öldür de at o zaman!

Bu şekilde anlaşıp Şeker'in başına çıkmışlar. Yinıjlar büyükten küçüğe sırayla birbirlerini öldürüp suya atmışlar. En küçüğü sona kalmış, onu da Kuyijtsuk öldürüp suya atmış.

Kuyijtsuk böylece düşmanlarından kurtulduktan sonra guaşe karısının yanına dönmüş. Karısı saksağanın karası gibi kara, beyazı gibi beyaz, güzel bir kadınmış. Zamanla çoğalıp kocaman bir köy olmuşlar. Hatuvuey de Anzorey de onlara gıpta edip, onlar kimseye gıpta etmeden Şeker'in Şıguebıkua'ya karıştığı yerde yaşıyorlar. Otobüs gidiyor, tren gidiyor, bir göreyim diyorsan sen de bin git!

Kaynak: Tavurıhişe (Yüz Masal),

Elbrus Yayınevi, Nalçik 1992, s.51-55.

Derleyen: NALO ZAVUR
Çeviren: MURAT PAPŞU
Nart dergisi 73. sayı

 


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.