Masal

Yüz Yaşındaki Dedenin Bilgeliği

Adıge Pşısexer, s.144. Anlatan: Bilinmiyor. Derleyen: Bilinmiyor, anonim.

Eskiden Adıgeler (Çerkesler) çok uzun ömürlüymüş. İki yüz yıla yakın yaşayanlar bile olurmuş.

Hatta o kadar ki; günün birinde bilgeler adamın birine; “sen yüz elli yıl yaşayacaksın” demişler de, adam, “ömrüm o kadar kısacıksa ev bark yapmak için uğraşmaya değmez” demiş ve kendisine bir ev bile yapmamış, diye anlatırlar.

Töreye göre eski Adıgeler çok yaşlanıp, iyice elden ayaktan düşenleri bebekliklerindeki gibi yeniden beşiğe yatırırlarmış, evin gelinleri de bu yaşlılara küçük bir bebek gibi sırayla bakarlarmış.

İyi gelinler kayınbabalarının beşiklerini sallarken:

“Lay lay beşikteki seherim,

Yoktur senden heç kederim,

Evimizin en kıymetlisi, altını,

Sensin benim kayınpederim”

Türünden ninniler söylerlermiş. Beşiği sallama sırası gelen kötü gelinler ise:

“Lay lay benim kayınpederim,

Çabucak ölmeni beklerim.

Lay lay benim kayınpederim,

Tez zamanda yok olmanı dilerim”

Diyerek ninni söylerlermiş.

Bu sözleri duyup da üzülen beşikteki zavallı ihtiyar de:

“Gelin hanım deme öyle,

Eltin iyi gelin gibi söyle,

Yaşlanırsan benim gibi,

Sen de horlanasın böyle”

Diyerek sızlanırmış.

İnsanlar daha da yaşlanınca onları uzun bir sepete yatırıp, yüksek bir direğe/ağaca asarlarmış. Böyle yapmakla kedi, köpek ve çıyan gibi hayvanlara karşı korurlarmış onları. Asılı sepetin içinden aşağı bakan bazı yaşlılar:

“Gelin hanım güzel kokulu, besleyici yemekler yap, güçlenip düğüne gidesim geldi” diye seslenir, hâlâ hayata bağlılık arzularını belli ederlermiş.

Uzun, yıllar böyle sürmüş. Bir zaman sonra Adıgeler, geleneksel olarak yaptıkları yıllık kabileler arası kurultaylardan birinde yaşlı insanların durumu gündeme getirilmiş. Bir kısım kabile temsilcileri:

“Beşikteki ve sepetteki yaşlılarımız hem eziyet çekiyor, hem de gelinlerimizi çok meşgul ederek işlerimizi aksatıyorlar. Yaşlıların bu sepet ve beşik içinde beslenmesi meselesine bir çözüm getirmeliyiz” demişler. Konu gündeme alınmış. İsteyenlere söz verilmiş, uzun ve tartışmalı görüşmelerden sonra bir karar varılmış ve bir yasa çıkarılmış. Yasanın özü şu imiş:

“Bu tarihten sonra çok yaşlanan insanlar artık evde beslenmeyecek, bir sepet içine konulup yüksek bir uçurumdan aşağı atılacaktır. Atılan sepetteki kişinin sonu ne oldu diye uçurumun dibinde hiçbir araştırma yapılmayacaktır”.

Yasa, ülkenin her yanındaki Adıgeler’e duyurulmuş. Artık yaşlılar sepet veya beşik içinde beslenmeyip,uçurumlardan atılır olmuş. Özellikle gelinlerin pek memnun kaldığı bu uygulama yıllarca yüzyıllarca sürüp gitmiş.

Günlerden bir gün, yaşlanan bir adamı her zamanki âdetleri gereği bir uçurumdan aşağı atmışlar. Yaşlı adamın genç bir torunu varmış, dedesine çok düşkünmüş. Ertesi gün gizlice dedesini kontrole gitmiş. Bakmış ki dedesinin konmuş olduğu sepet, uçurumun dibindeki bir ağacın dalında asılı duruyor. Hemen ağaca çıkmış sepeti aşağı indirmiş. Dedesinin yaşamakta olduğunu görünce sevinçten ağlamış, ona sarılıp öpmüş. Dedesini sepeti ile o cıvadra bulunan bir mağaraya götürmüş, yerlere ot ve kuru yaprak sererek yatırmış. Mağaranın kapısını kuvvetli ağaç dalları ile kapatarak, dedesine gene geleceğini söyleyerek oradan ayrılmış.

Delikanlı, töreye karşı çıkmış olacağından yaptığı işi kimseye anlatamamış, ama her gün ava gitmeye başlamış. Av bahanesiyle çıkıp dedesini ziyaret ediyor, ona yiyecek içecek götürüyormuş. Her gittiğinde de dedesi, köyde olup biten şeyleri merak ediyor, o da anlatıyormuş. Günler böyle geçip giderken bir gün köyde şöyle bir olay olmuş: Köylüler köy kenarından akıp giden ırmağın dibinde bir altın küp görmüş. Onu görenlerin hepsi birden altına sahip olmak için suya atlamış ama bir şey bulamadan sudan çıkmışlar. Suyu bulandırıyoruz onun için bulamıyoruz diye kenarda bekliyorlarmış, ırmağın bulanıklığı geçince gene altın küpü görüyor, gene suya dalıyorlarmış. Ama nafile, küpü bulamayıp tekrar sudan çıkıyorlarmış.

Torun dedesine gittiğinde ona bu olayı ve köylülerin ırmaktaki heyecanlı dalış çıkışlarını bir bir anlatmış. Dede:

“O altın küp kim çıkarırsa onun olacak değil mi oğlum” diye sormuş.

Torun:

“Evet dedeciğim” demiş. Dede:

“Öyleyse o altın küpü sen bulacaksın. Ama altın küp eline geçince onu köy halkına eşit olarak dağıtacaksın” delmiş. Torun:

“Dedeceğim nasıl olur? Kimsenin bulamadığı şeyi ben nasıl bulabilirim? Hem ben suda yüzmeyi de doğru dürüst bilmem ki!..” demiş.

Dede:

“Oğlum, yarın herkes gibi sen de suda altın küpün göründüğü yere gideceksin. Orada mutlaka büyük bir ağaç vardır. O ağacın dalları arasına iyice bir bakacaksın. Altın küp o ağacın dallarından birinde asılı olmalı. Suda görünen altın küp, dalda asılı olan esas altın küpün görüntüsüdür. Senin yapacağın şey, ağaca çıkıp o küpü indirmektir. İşte mesele bu kadar basit oğlum” demiş.

Ertesi gün delikanlı, dedesinin söylediklerini aynen uygulamış. Köylülerle ırmakta altının görüldüğü yere gitmiş. Bakmış ki orada gerçekten büyük bir ağaç varmış. Ağacın altına girmiş, kimseye belli etmeden ağacın dallarını bir bir kontrol etmiş. Bakmış ki dalların kuytu bir yerinde bir altın küp asılı dürüyor. Hemen ağaca çıkmış ve altın küpü indirip köye getirmiş. Köylüler hayret ve merak içinde delikanlının peşinden gidiyormuş. Genç torun yüksekçe bir yere çıkarak bütün köylülerin köy meydanında toplanmasını istemiş, kendilerine altın dağıtacağını duyurmuş.

Köylülerin hepsi telaş içinde meydana koşmuş. Torun, yaşlı genç, kadın erkek, fakir zengin demeden, kendisi de dahil herkese altınların hepsini dağıtmış. Köylüler sevinç içinde dağılmış. Herkes bu gencin altını nasıl bulduğunu ve adil bir şekilde nasıl dağıttığını konuşur olmuş. Olay ülkenin her yanında duyulmuş ve masal gibi anlatılır olmuş. Delikanlı, dedesini ziyarete gittiğinde dede:

“Altın küpü buldun değil mi oğul?” diye sormuş.

Torun:

“Evet dedeciğim, buldum ve tavsiyenize uyarak herkese eşit olarak dağıttım” demiş. Köylülerin hayret ve merakını da, aldığı duaları da anlatmış. Aradan aylar geçmiş, gene bir gün dedesini ziyarete gittiğinde dede:

“Yeni havadis yok mu oğul” demiş.

Torun:

“Var, yeni bir havadis var” demiş.

Dede:

“Nedir bu yeni havadis? Anlat bakalım” demiş.

Torun anlatmaya başlamış:

“Ülkenin kıralı öldü yeni kıral seçilecek. Ancak kimi kıral yapacakları hakkında halk bir karar veremiyor. Thameteler bir toplantı yapmışlar ve sonunda şu karara varmışlar: “Güneşin doğuşunu kim ilk görürse veya fark ederse o kıral olacak”.

Erkeklerin çoğu kıral olmak ümidi ile her gün tepelere, bayırlara, dağlara erkenden çıkıyormuş, ama güneşi ilk gören bir değil, pek çok kişi olduğu için kıral seçimini bir türlü bitiremiyorlar” demiş. Dedesi torununa:

“Yarın sen de o adaylara katıl! Köyün yakınındaki ırmağa bakan yüksekçe bir yamaçta otur ve devamlı suyun içine bak. Güneş ilk doğduğunda evvela semayı aydınlatır. Semanın aydınlığı suya yansır. İşte nehirdeki suyun rengi ışıldadığı an güneş doğmuş demektir. Derhal: ‘Güneş doğdu’ diye yüksek sesle bağır ve elindeki bayrağı jürideki Thametelere doğru salla” demiş.

Torunu dedesinin sözlerine uygun olarak ertesi gün kıral adaylarına katılmış. Herkes gibi dağlara tepelere yüksek ağaçlara çıkmamış. Nehrin kenarındaki bir yamaçta elinde bayrakla oturup devamlı suya bakmaya başlamış. Çok geçmeden:

“İşte güneş şimdi doğdu” diye bağırmaya başlamış ve elindeki bayrağı sallayarak jürideki Thametelere sesini duyurmuş. Öteki adaylarsa ondan çok daha sonra:

“Güneş şimdi doğdu, güneş şimdi doğdu” diye bağrışmaya başlamış. Ama bağıranlar ve bayrak sallayanlar bir iki değil pek çokmuş. Jüri toplanmış. Yüksek dağlara yerleştirilen gözcüleri çağırtıp dinlemişler, aralarında konuşmalar yapmışlar ve güneşin doğuşunu ilk görenin dedesini çok seven bu delikanlı olduğuna karar vermişler. Delikanlıyı çağırıp:

“Ey delikanlı! Ülkenin kıralını seçmek için görevlendirilen bizler, güneşin doğuşunu ilk görenin sen olduğuna karar verdik. Alınan kararları uygulamak töremiz gereğidir. Şu andan itibaren ülkenin kıralı sizsiniz. Hayırlı uğurlu olsun. Ancak halkımızın ve bizim merak ettiğimiz şu iki hususun bize açıklanmasını istiyoruz” demişler, “Bunlardan birincisi, altın küpü herkes nehirde ararken siz onun ağaçta olduğunu fark ettiniz. Ağaca çıkarak onu bulup indirdiniz. Bunu nasıl akıl ettiniz? İkincisi, kıral olmak için adaylara katıldığınızda, otrumuş olduğunuz yer herkesten daha alçak bir yer olmasına rağmen, güneşin ışınlarının bulunduğunuz bölgeye ilk vuruşunu nasıl bildiniz? Bunların açıklanmasını bekliyoruz”.

Jürinin bu isteği üzerine genç:

“Büyüklerimin bu arzularını yerine getirmek b.enim için bir görevdir. Ancak bir şartım var. Ben törelerimizden birini bozdum, peşinen beni af edeceğinize dair söz veriniz. Aksi taktirde bana vermiş olduğunuz kırallık görevinin de kabul edemeyeceğim” demiş.

Jüri ve ülkenin ileri gelenleri kendi aralarında bir konuşma yapmışlar. Aralarında seçtikleri bir temsilciyi konuşturmuşlar. Temsilci yeni kırala:

“Törelerimizden birini bozduğunuzu, ona karşı gelmiş olduğunuzu söylediniz. Bu töreye karşı geliş, haksız bir cinayet değilse, düşman lehine yapılmış bir casusluk değilse, vatana karşı işlenmiş bir suç değilse, ırz ve namusa tecavüz değilse sizi af ederiz. Ancak yukarıda saymış olduğum bu suçlardan birini işleyip bizden saklamışsanız sizi hiçbir şekilde af edemeyiz. Daha önce almış olduğumuz kararlar uyarınca sizi kıral seçtik, bundan da dönemeyiz. Ancak biraz önce söz ettiğimiz suçlarla uzaktan yakından bir ilginiz olmuş ise sizi kalben kıral olarak tanıyamayız ve ilk fırsatta da sizi kırallıktan düşürürüz. Bunu da siz peşin olarak biliniz” demiş.

Kurul temsilcisinin bu sözleri üzerine genç kıral:

“Değerli büyüklerim! Bahsedilen ve tek tek sayılan bu suçlarla hiçbir ilgim yoktur. Benim töreye karşı gelişim şudur: Benim altın küpünü bulmamı sağlayan ve güneşin ilk doğuş vaktini bilmem için akıl veren dedemdir.”

Kıralın bu sözlerini duyan oradaki bütün insanlar “Nasıl olur bu” diye hayret dolu bakışlarla genç adama bakmaya ve aralarında uğultu halinde konuşmaya başlamışlar. Ancak yeni kıral sözlerine devam etmiş; “Birinci olarak sormuş olduğunuz altın küpü bulma meselesi şu şekilde gelişmiştir. Dedem, nehirde görülen altın küpün orada bulunan bir ağacın dalında asılı olan bir altın küpün suya vuran görüntüsü olduğunu ve asıl küpün ağacın dallarından birinde asılı olması gerektiğini söyledi. “Ağacın dallarını kontrol et! Göreceğin altın küpü çık al ve köy halkına eşit olarak dağıt” dedi. Ben de onun verdiği akıl üzerine hareket ettim.

İkinci sorunuz olan güneşin ilk doğuşunu, nasıl bildiğim konusuna gelince; o aklı veren de dedemdir. Dedem bana; “güneş doğarken ilk olarak gökyüzünü aydınlatır, aydınlanan gökyüzünün ışınları yerdeki sulara yansır ve sularda bir aydınlık meydana gelince bil ki güneş doğmuştur” dedi. Benim başarmış olduğum bu iki konuda da akıl veren dedemdir. Şimdi siz, “dedeniz çok önce uçurumdan atılmış ve ölmüş olduğuna göre bu nasıl olur” diyeceksiniz. Onu da anlatayım: Ben dedeme çok düşkündüm. Geçen yıl dedem uçurumdan atıldığında acısına dayanamadım. Ertesi gün gidip uçurumun dibinde cesedini aradım. Baktım ki dedemin sepeti uçurumun dibindeki ağaçlardan birine takılmış duruyor. Hemen indirip parçalanan sepetini onardım, yaralarını sardım ve götürüp bir mağaraya sakladım. Her gün gizlice gidip ona yiyecek içecek veriyordum. Bu yaptığım iş törelerimize aykırı olduğu için kimseye söyleyemedim. Ama görüyorsunuz ki çok yaşlanıp elden ayaktan düşseler de büyüklerimin hayattan aldıkları büyük tecrübeleri ve bilgileri vardır. Onların gösterecekleri yolda gidersek aydınlığa çıkarız. Bu nedenle kıral olarak ilk emrim, bundan böyle yaşlılarımızın uçurumlardan atılmamasıdır. Artık kendi eceliyle ölünceye kadar onlara son derece sevgi ve saygı gösterilecektir. Bu ilk buyruğumun özenle uygulanmasını isterim” demiş.

Yeni kıralın konuşmalarını dinleyen halk onun bu kararını alkışlayarak kabul etmiş.

Genç kıral ilk iş olarak gidip yaşlı dedesini saklı olduğu mağaradan çıkarmış, dedenin dönüşü onuruna bir şölen düzenlemiş.

Bu olaydan sonra Adıgeler’de yaşlıları uçurumdan atma âdetinin kaldırıldığı ve ister kadın olsun ister erkek, tüm yaşlılara koşulsuz saygı göstermenin tartışılmaz kural haline geldiği rivayet edilir.

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.