Masal

Kedinin Hacılığı

İyice yaşlanıp güçsüz kalmış bir kedi, eskisi gibi fare avlayamadığına üzülür dururmuş. Bir gün ayaklarını altına toplamış yatarken, “ne yapmalı ne etmeliyim ki, fareler benim yanıma gelsin” diye düşünmüş. Aklından türlü türlü hileler geçirmeye başlamış. Derken bir şeytanlık gelmiş aklına ve bunu gayet masum bir görünümle uygulamaya karar vermiş.

Bütün farelere bir duyuru yapmış:

“Ben artık hacı oldum, çok da yaşlandım. Ölümüm bugünlü yarınlı, günlerim sayılı. Artık benden kimseye zarar gelmez bundan sonra. Doğru, gençliğimde kiminizin anasını, kiminizin babasını, kiminizin yavrusunu yedim. Yaptıklarım için büyük pişmanlık duyuyor, vicdan azabı çekiyorum. Toplanıp gelin yanıma, hepinizden af dilemek, herkesle helalleşmek istiyorum. Bağışlamanızı diliyorum.”

Arsan ile Avcec, iki çelimsiz fare, “kediden hacı olmaz, büyük küçük demeden, yakaladığını yeyip yutan bu kedinin sözlerine inanmayın Bu davette bir iş var. Sakın gitmeyin” diye çok çabalamış. Ama dinleyen olmamış, fareler toplanıp gitmişler, kedinin yanına. Avcec ile Arsan katılmamışlar davete, olup bitecekleri görmek için yakındaki bir yüksekge çıkıp beklemeye başlamışlar. Kedi farelerin birer ikişer yanına gelmekte olduklarını görünce pek sevinmiş.

Herkes geldikten sonra:

“Kusura bakmayın, toplantı yerimiz biraz büyük ve dağınık, Şuradaki fırında toplanırsanız, kapıdan hepinizi rahatlıkla görür, her birinizle ayrı ayrı ilgilenebilirim. Biliyorsunuz çok yaşlandım. Artık gözlerim iyi görmüyor, kulaklarım da ağır işitmeye başladı” demiş. Çok kibar ve saygılı davranıyormuş herkese. Fareler de bu içten ilgiye seviniyorlarmış.

Fareler fırına girince hacı kedi: “şimdi birer birer yanıma gelin, helalleşelim” demiş. Helaleşmek için gelen fareleri tek tek yakalayıp yutmaya başlamış. Fareler öyle korkmuş ki; ödleri kopmuş zavallıların, gözleri fırlamış... Kaçacak yerleri de olmadığından, fırının içinde korku ve telaşla bir öteye bir beriye koşuşmaya başlamışlar. Kedi, keskin ve sivri pençeleriyle yakaladığını yutuyormuş. Hepsini tek tek yakalayıp yemiş, bitirmiş. Son bir minik fare kalmış. Onun da kulaklarını ısırmış ve “Seni haberci olarak bırakıyorum. Git Arsan ile Avcec’e söyle; sıra onlara da gelecek, benim aleyhimde atıp tuttuklarını unuttum sanmasınlar.”

Kulakları koparılmış, başı kanlar içinde, bitkin bir halde kurtulan minik fare, doğruca Arsan ve Avcec’e gitmiş. Arsan ve Avcec çıktıkları yüksek yerden, fırının içinde olup biteni görmediklerinden, merakla bekliyormuş. Farelerin başına gelenleri duyunca fenalık geçirmişler, bayılıp aşağı düşmüşler. Arsan’ın başı, Avcec’in ayağı kırılmış. Yaralı iki fare güçlükle evlerine götürülmüş.

“Bizi dinlemediler, mahvoldular. Bu ülkede artık farelerin kökü kuruyacak. Kardeşlerimizin uğradığı bu soykırımdan sonra, yaşamak bize haramdır” diyerek iki fare yuvalarına kapanmışlar. Toplum içine karışmaz, kimselerle görüşmez olmuşlar, ölüm orucuna başlamışlar, yardım için gelenlere, yiyecek filan getirenlere de kapılarını açmıyorlarmış.

Arsan ile Avcec’in bu durumlarını duyan yaşlı fare nine bir gün ziyarete gitmiş. Kapıyı çalmış, çalmış ama içeriden ses gelmemiş.

Fare nine:

“Yavrularım! Biliyorum, kapıyı çaldığımı duyuyorsunuz. Ama kapıyı açmadıkça buradan gitmem, bilesiniz. Evet, sizler haklıydınız, fareler sizi dinleselerdi bu felaket başımıza gelmezdi. Hata ettiler, yanıldılar. Hatalarını hayatlarıyla ödediler. Ama bunun için sizler yemeden içmeden, kendinizi ölüme bırakamazsınız. Bunda da siz hata ediyorsunuz. Açın kapıyı da, size başımdan geçenleri anlatayım. Sonra isterseniz yine kapınızı kapatıp kilitler, istediğinizi yaparsınız” demiş.

Yaralı iki fare, isteksiz, gönülsüz, fare nineye saygısızlık olmasın diye, kapıyı açmışlar. Fare nine Arsan ile Avcec’in yaralarını silmiş, temizlemiş, onlara yiyecek vermiş ve başlamış anlatmaya:

“İlk dokuz yavrumu kartal kaptı götürdü. Sonraki on yavrum peynir suyunda boğulup öldü. On dokuz yavrumun acısına dayanamaz oldum, kendimi yerden yere vurdum. Ellerimle boğazımı sıktım, ölmek istedim, ölemedim. Çatının üstüne çıkıp kendimi oradan aşağı attım, yine ölmedim. Kuru peynire kafamı vurdum, dişledim, kendimi sakatlayıp öldürmeye çalıştım. Yine olmadı. Boğulayım diye kendimi yağ tulumuna attım, yine başaramadım. Sizin başınıza gelenler benim başıma gelenlerden daha acı ve dayanılmaz değil. İşte görüyorsunuz hâlâ yaşıyorum.

Kendinizi ölüme terk etmekle ne kazanacağınızı sanıyorsunuz? Dostlarınız üzülür o kadar. Yalnızca dostları üzmek mi amacınız? Zamanla sizin de acılarınız geçer, alışırsınız. Size düşen görevler var. Sizden sonrakilerin size ihtiyaçları var. Bu olup bitenleri bütün farelere anlatmalı, onları uyarmalısınız. Ayrıca, o sahtekar hacı kediden de öcümüzü almalıyız. Bunun için sizin gibi akıllı ve genç farelere ihtiyacımız var. Başka hiçbir nedenle olmasa bile, öcünüzü almak için yaşamalısınız. Sizin önderliğinizde birlik olup, mücadele etmeliyiz. Hadi, yemeklerinizi yiyin! Ben yaralarınızı sararım, merhem getirir sürerim. Kısa sürede sizleri diğer farelerin arasında görmek istiyoruz. Evet, benim diyeceklerim bunlar.”

Arsan ile Avcec, fare ninenin söylediklerini dikkatle dinlemişler, çok da haklı bulmuşlar. Onun öğütlerine uyarak kısa zamanda ölüm orucunu bozmuş, beslenip toparlanmışlar, kısa zamanda ayağa kalkmışlar. Fareleri toplayıp bir örgüt kurmuşlar. Yaşadıkları sürece kedilere asla güvenmemişler, onlardan korunmak, onlarla mücadele etmek için dikkatle çaba göstermişler, yaşayıp gitmişler.
Adıge Pşisexer: 27 Anlatan: Aşşıne Axhmet Aslançerıy oğlu (1896 doğumlu) Anlatım yeri ve yılı: Ğuebekhuaye Köyü, 1935 Derleyen: Hatkue Ahmed


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.