Masal

Serçe İle Tilki

Bir varmış, bir yokmuş... Çok eskilerde yaşlı bir karı-koca varmış. Bir gün ihtiyar adam tarlaya çift sürmeye gitmiş. Yaşlı adam eşine: “Ben şu tarladayım. Azığımı oraya getir” demiş.

Aynı gün o tarlaya giden yolun üzerinde bir tilki bir serçeyi yakalamış. Serçe bir yandan tilkiden kurtulmak için çırpınıyor, bir yandan da “Bana ne yapacaksın” diye soruyormuş. Tilki:

“Seni yiyeceğim tabii ki!” demiş. Serçe yalvararak:

“Ben çok zayıf ve küçüğüm. Etim budum nedir ki? Bir lokma bile gelmem. Beni yemekle karnın doymaz, ama bırakırsan senin karnını iyice doyururum. Sonra güldürür, eğlendiririm, ondan sonra da sana müthiş bir koşu sporu yaptırırım. Böylece hem karnın doyar, hem eğlenir, hem de koşu rekoru kırarsın” demiş.

Tilki bunun üzerine:

“Peki, haydi göster bakalım şu marifetlerini” demiş ve serçeyi bırakmış.

“Sen beni takip et” demiş serçe. Birlikte yola devam etmişler. Serçe yol kenarında bulunan bir çalı yığınının olduğu yerde durmuş. “Şimdi şu yumuşak toprağı kaz” demiş, kazdırmış, “içine yat” demiş, yatırmış tilkiyi ve üzerini toprakla iyice örtmüş.

Biraz sonra kocasına sırtında küçük bir çıkınla azık götüren yaşlı kadın görünmüş. Kadın tam tilkinin saklı olduğu yere gelince, serçe kadının bir önünde, bir arkasında, bir sağında bir solunda ona çok yakın olarak uçmaya başlamış. Kadına o kadar yakın uçuyormuş ki serçe, neredeyse kadın elini uzatsa tutacak gibiymiş. Yaşlı kadın:

“Şu güzel minik kuş ne kadar da cana yakın! Şunu yakalayayım da evde besleyeyim. Hem bana arkadaş da olur” demiş ve hemen yakınında uçuşan minik kuşu yakalamak için azık çıkınını yere koymuş. Serçe yine kadının etrafında uçuşarak onu yemek çıkının olduğu yerden uzaklaştırmış.

Tilki yattığı yerden olan biteni gizlice izliyormuş. Kadın uzaklaşınca, üstündeki toprağı atarak kalkmış, azık çıkınında ne var ne yoksa hepsini silip süpürmüş. Karnı iyice doyduktan sonra tekrar saklandığı çukura yatmış, üstünü toprakla örtmüş.

Yaşlı kadın uçan serçeyi bir türlü yakalayamamış ve yakalamaktan ümidini kesince dönüp azık çıkınının olduğu yere gelmiş. Bakmış ki kocasına götürdüğü yiyeceklerden bir lokma bile kalmamış.

“Aman allahım başıma gelene bak! Ben ne yaparım şimdi? Kocama ne derim? Eyvah ki eyvah!” diye dövünmüş. Hemen koşarak eve dönmüş, tekrar yemek hazırlamış ve hızlı adımlarla tarlaya doğru yola koyulmuş.

Kadının eve döndüğünü gören serçe tilkinin yanına gelmiş; “Haydi kalk, gidiyoruz” demiş. Serçe tilkiyi almış, tarlada çift süren adamın yakınındaki ormana götürmüş. Onu çiftçinin göremeyeceği bir yere oturtmuş, kendisi de bir dala konmuş. Tilkiye:

“Beni bırakırsan karnını doyuracağım, sonra da gülüp eğlendireceğim, ondan sonra da koşu yaptıracağım demiştim ya... Birincisini yerine getirdim, şimdi sıra ikincisinde. Yaşlı kadın biraz sonra kocasına yiyecek getirmek için gelecek. O geldiği zaman sen bulunduğun yerden bizi izle” demiş. Adam:

“Nerede kaldın be kadın? Açlıktan öleceğim. Bu kadar geç kalınır mı?” demiş.

“Ah başıma gelenleri sorma! Üç saat önce çok yakına kadar gelmiştim. Karşıma bir serçe çıktı. O kadar cana yakın, o kadar sevimli ve güzeldi ki! Bir sağımda bir solumda, bir önümde bir arkamda tepeme konacak gibi uçuyordu. Şu kuşu yakalayayım dedim ve azık çıkınını yer bırakıp uzaklaşmışım. Yakalamaktan ümidi kesip geri dönünce bir de ne göreyim, azık çıkını bomboş değil mi? İçinde bir kırıntı bile kalmamış, birisi her şeyi yemiş bitirmiş. Koşarak eve gittim, sana tekrar yemek hazırladım ve getirdim. Bu yüzden geciktim. İstemeden oldu, beni bağışla” demiş.

“Peki” demiş kocası, “Önemli değil, olur böyle şeyler üzme tatlı canını!”

Olan biteni uzaktan izleyen serçe uçarak gelmiş ve kadının başına konmuş. Cik cik diye ötmeye başlamış. Kadın kuşun sesini tanımış. Heyecanla kocasına:

“Bak işte yine o serçe! Şimdi de gelip başıma konmuş, ötüyor!” demiş. Yaşlı adam uzunca bir sopa almış, karısının başındaki serçeye vurmak için sopayı hızla indirmiş. Serçe son anda uçup gitmiş tabii, kadın da neye uğradığını anlamadan yere yuvarlanmış. İhtiyar çiftçi karısına:

“Vah vah! Yazık oldu. Kuşa vurayım derken sana geldi sopa, kusura bakma! Çok üzgünüm” demiş ve kadını kaldırmış. Biraz sonra serçe tekrar uçup gelmiş ve bu kez adamın omzuna konmuş. Adam hiç kıpırdamadan karısına seslenmiş:

“Bu serçe de çok olmaya başladı artık. Yeter bizi oynattığı. Yerdeki sopayı al da arkamdan yavaşça yaklaş. Şu yaramaz kuşa bir haddini bildir!”

Kadın uzun sopayı almış, arkadan yaklaşarak bütün gücüyle kocasının omzundaki serçeye indirmiş. Serçe pırr diye uçup gitmiş, sopayı yiyen adamcağız da yere serilmiş.

Ormanın kenarında bunları seyreden tilki gülmekten kırılıyormuş. Yanına gelen serçeye, “çok eğleniyorum” demiş. Serçe:

“Haydi! Şimdi başka bir yere gideceğiz” demiş. Yola koyulmuşlar. Bir süre gittikten sonra karıncaların yığdığı bir tümseğe rastlamışlar. Serçe tilkiye:

“Şu yumuşak toprağı kaz! Kendini içine göm! Üstünü de ört!” demiş.

Tilki söyleneni yapmış. Kendini toprağa gömmüş, ama kuyruğunun ucunun dışarıda kaldığını fark etmemiş. Serçe de dışarıda kalan kuyruğun ucuna oturmuş. Bir süre sonra bir grup atlı avcı, yanlarında köpekleriyle o tarafa doğru gelmeye başlamış. Avcılar kendilerine doğru yaklaşınca serçe telaşla ötmeye, tilkinin gömülü olduğu toprağı ayaklarıyla eşelemeye başlamış. Köpekler oraya gelince serçe uçup gitmiş. Ortada kalan kurluğu gören ve koku alan köpekler tümseğin yanına gelmişler. Bazıları tilkinin kuyruğunu ısırmaya, bazıları da toprağı eşmeye başlamış. Tilki birden ok gibi fırlamış, öyle bir kaçmaya başlamış ki ardından atlılar bile yetişememiş. Canını zor kurtararak kendini ormanın derinliklerine atmış. Dili dışarıda, nefes nefese, bitkin bir halde yere uzanmış. Kalbi küt küt atarak başından geçen korkulu anları düşünüyormuş. Olan biteni havada izleyen serçe, yerde yatan tilkiye:

“Dilin de amma uzunmuş ha!.. Hem neden öyle upuzun yatıyorsun” demiş. Tilki:

“Biz tilkiler için kurnaz diyorlar ama sen kiklileri de geçtin. Bundan sonra ne senin, ne de başka serçelerin sözüyle hareket etmeyeceğim. Bir daha elime düşersen koşu nasıl yapılırmış sana gösteririm!” demiş ve ormanın içlerine doğru uzaklaşıp gitmiş. Serçe de konduğu dalda keyifli keyifli ötmeye devam etmiş.
Adıge Pşısexer, s.33 Anlatan: ŞAŞ’E Bıy, Pçıhal’ıkhuay Köyü. Derlendiği yıl: 1935. Derleyen: TSEY İbrahim


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.