Kafkasya Kültürü

Eskişehir ve Yöresinde Kafkasya Göçmenlerinin Giyim, Kuşam ve Süslenme Kültürü

1. GİRİŞ


harita-1Eskişehir, Anadolu topraklarında
Kafkasya’dan en çok göç almış illerimizden birisidir.

19. yüzyıl ortalarından başlayarak 20. yüzyılın ilk yarısına kadar değişik zamanlarda, değişik sayıda Kafkasyalı göçmen Eskişehir ve yöresinde yerleşmişlerdir. Kafkasya’daki kültürel yaşam unsurlarını da beraberlerinde getiren bu göçmenler, zengin kültür unsurları ile çevre halkına da örnek olmuşlar, onları etkilemişlerdir. Özellikle altın, gümüş ve deri işlerinin bolca kullanıldığı, pahalı kumaşlarla yapılmış bol etekli giysiler ve zengin aksesuarlarla çok çeşitli  giyim  kültürüne  sahip  Kafkasyalılar,  zengin giyim kültürlerini yakın zamanlara kadar da sürdürmüşlerdir.  Son  yıllarda  yalnızca  düğün  ve benzeri törenlerde giyilen bu giysilerin unutulmaya ve kaybolmaya yüz tutmuş olduğunu görmek, bu değerli kültür ürünlerinin gün ışığına mutlaka çıkarılması gerekliliğini de beraberinde getirmektedir.

 

2. ESKİŞEHİR’DE GÖÇMEN YERLEŞİMİ:

 

19.  Yüzyılın  başlarından  itibaren  Kafkasya,  Kırım  ile  Makedonya,  Yugoslavya,   Romanya  ve Bulgaristan  gibi Balkan  ülkelerinden gelen göçmen grupları en çok Eskişehir  ve Bursa civarına yerleştirilmişlerdir. Bu dönem Eskişehir yerleşim dönemlerinin içerisinde en hareketli dönem olup göçmen grupların daha çok İnönü, Alpu, Seyitgazi ve Çifteler ovalarına yerleştirildikleri görülür (Harita 1).

Harita2: Türkiye ve Kafkasya

 

İkinci Dünya Savaşı sonrası ve özellikle son 30 yıldan bu yana Yugoslavya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler ise Merkez ilçe ve çevresine yerleştirilmiştir. Eskişehir’deki bu hızlı ve yoğun yerleşme sonucunda Merkez ilçe ve ova bölgelere yerleşenler kentsel kültürden çok fazla etkilenmelerine karşın, dağ ve ormanlık bölgelere yerleşenler bir ölçüde de olsa geleneksel kültür değerlerini koruyabilmişlerdir.

 

3. ESKİŞEHİR’DE KAFKAS GÖÇMENLERİ:

 

Kafkasya’dan değişik zamanlarda ve çeşitli nedenlerle Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğu topraklarına göç etmiş olan Kafkas halkları Türkiye’de Kars – Sarıkamış, Bingöl, Kahramanmaraş – Göksun, Hatay  - Kırıkhan, Adana – Ceyhan, Uzunyayla (Sivas, Kayseri), Çorum, Düzce, Adapazarı, İzmit, Balıkesir, Eskişehir, Afyon, Konya, Ankara, Samsun illeri ve çevresine yerleşmişlerdir. 19. Yüzyılın ortaları ile 20. yüzyıl başlarında yaşanan bu göç olayları sırasında Osmanlı hükümetleri de özel bir yerleştirme politikası izlemişlerdir (HABİÇOĞLU, 1993, s.27) Yerleştikleri köylerde geleneklerini, birbirleri ile de etkileşerek, koruyup yaşatmış ve bazı değişikliklerle günümüze kadar sürdürmüşlerdir.

 

Eskişehir, Kafkasya’dan en çok göç alan illerimizden birisidir. Kafkas halklarından Adige, Abhaz ve Karaçaylılar Eskişehir ili ve çevresinde yaklaşık 39 köye, 1864 -1904 yılları arasında Osmanlı Devleti tarafından bu bölgeye yerleştirilmişlerdir (ANDREWS, 1992, s. 237).

 

Adige ve Abhaz köyleri 1864 ve 1878 yılları arasında, Karaçaylı köyleri ise 1905 yılında kurulmuştur. Kafkas göçmenlerinin köylerinin tamamına yakını Yerli (Manav) ya da Yörük-Türkmen köylerinin aralarına onlarla karıştırılmaksızın yerleştirilmek suretiyle kurulmuştur. Yerli (Manav), Yörük-Türkmen karışık köylerin sayısı pek azdır.

Fotoğraf 4: Türkiye’de Kafkasyalılar. sivrihisar - Ertuğrul Köyü -1905.

 

Eskişehir yöresinde ve ilçelerine bağlı köyler şunlardır:

 

Adige Köyleri: Başara, Ağlarca, Oklubalı, Gökçekısık, Uluçayır, Rahmiye, Poyra, Çukurhisar, Akpınar, Karaağaç, Alibeydüz.

 

Abhaz Köyleri: Ağapınar, Taşköprü, Karaçayır, Musaözü, Tandır, Ahiler, Nemli, Alınca, Sarnıç, Bektaşpınarı, Yeniköy, Karalan, Kartal, Kovalca, Kireç, Çengiş, Kızılcaören, Karacaören, Rüştiye, Hasandere, Elmalı, Mezit.

 

Karaçay Köyleri: Yazılıkaya, Gökçeyayla (Kilise), Akhisar, Belpınar, Yakapınar (Ertuğrul)

 

Eskişehir  bölgesinde tahmini verilere göre yaklaşık 30–35 bin Kafkasyalı göçmen yaşamaktadır

(BEYAZ, 2000, s.60).

 

 

4. KUZEY KAFKASYALILARIN GELENEKSEL GİYİM – KUŞAM VE SÜSLENMESİ

 

Tarih boyunca iki unsur toplumların giyim seçimlerinde önemli rol oynamıştır. Bunlardan ilki “iklim”dir. Dünyanın başlangıcından bu yana insanoğlu kendisini örtmek için yeni fikirler üretmeye çabalamıştır. İlk insan doğa koşullarına göre vücudunu korumak gereğini duymuş, soğuğa karşı kalın, sağlam ve koyu renk malzeme kullanırken sıcağa karşı ince ve açık renkleri yeğlemiştir. Kullandığı ilk malzemeler öldürdüğü vahşi hayvanların derileriydi.  Bu  çağlarda  giysilerin  birbirlerinden  pek  farkı  yoktu.  Bulunabilen  ilk  malzeme  kullanılıyordu. Zamanla sınıfsal farklılıkların da ortaya çıkması giysilerde de doğal olarak büyük farklılık oluşturmaya başladı. (KOÇKAR, 1987, s.215)

 

İkinci önemli unsur ise dindir. Geleneksel giyimde dinsel örtünmenin önemli bir rolü bulunmaktadır. Özellikle orta çağda efendilerine giysi dikmekle görevli kişiler, ortak ve toptan malzeme de kullandıklarından ulusal giysilerin belirlenmesinde büyük rol oynamışlardır (KOÇKAR, 1987, s.215).

Bu dönemde giysilerde güzellik ve biçim çeşitliliğinin ön plana çıktığı, süsleme ve takıların zenginleştiği görülmektedir. Bu etkilenmede bir önceki toplumun ve komşu toplumların kültürel açıdan büyük katkıları vardır.

 

 

Kafkasya’da halk giyim sanatının Kuban ve Elbrus bölgelerindeki arkeolojik kazılar sırasında elde edilen bulgularda ortaya çıkarılan taş kabartma ve oymalarda, duvar resimlerinde çizilmiş erkek ve kadın giysilerinde, mezarlarda ve kurganlarda yapılan incelemeler sonucu ilk biçimini İ.Ö. V. yüzyılda almaya başladığı ve bu oluşumunu İ. S. XIX yüzyıl ortalarında tamamladığı görülmektedir (KOÇKAR, 1987, 215).

 

Kuzey Kafkasyalıların Giyim, Kuşam ve Süslenme geleneklerinin günümüzdeki formlarının oluşumu 18. yüzyılın başlarında başlamıştır. Arkeolojik buluntulardaki figürlerde kadın ve erkek giyiminde kullanılan detayların yerli halka ait olduğu görülmektedir. Kafkasya halklarının geleneksel giyimi çok uzun bir sürece dayanmaktadır. Ancak giyim biçimleri ile ilgili ayrıntılı bilgilerin  elde edilebildiği 18. yüzyılın  sonlarında, organik gelişmesini tamamlamış olduğu söylenebilir.

18. yüzyılda, giyimde daha önceki dönemlere bir çizgi çekilmiş gibi değişiklikler bulunmaktadır. Çarlık Rusya’sının  Kuban  nehrinin  sağ  kıyılarına  kadar  inmesi  Ruslarla  Kafkas  halklarının  birbirleri  ile  iletişim kurmasını ve yakınlaşmasını sağlamıştır. Fakat bu sıralarda Kuzey Kafkasya’da ortamın sakin olmadığı görülmektedir. Rusya ile Osmanlı İmparatorluğunun Kafkasya üzerinde hâkimiyet kurma rekabeti sonucunda zafer Rusya lehine olmuştur. 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca anlaşması ve 1783 yılında Kırım’ın Rusya topraklarına katılması ile Kuban nehri Osmanlı imparatorluğu ile Rusya sınırını oluşturmuştur. Böylece Kuzey Batı Kafkasya, Rusya sınırları içerisine alınmıştır (STUDENETSKAYA, 1989, s.5).

 

Bu sıralarda yerli Kafkas halkları hayvancılık ve çiftçilik ile geçimlerini sağlamaktaydı. Dağlı halklar (Adige,   Kabartay,   Nogay,   Abazin,   Karaçay,   Balkar, Çeçen ve İnguşlar) daha çok hayvancılıkla geçinirler, Kuban nehri kıyıları ile Karadeniz kıyılarındaki halklar ise (Şapsığlar, Abhazlar) daha çok toprakla uğraşır bahçe tarımı yaparlardı. Bu halklar için  avcılık ta çok büyük önem  taşırdı.  Böylelikle  giysileri  için  temel malzemelerini sağlarlardı. Evlerde yapmış oldukları kumaşlarla Keten bezi deri giyim eşyaları, Keçe (Kiyiz) ve Yamçı gibi giysilerini kendileri yaparlardı.

 

 

Aynı zamanda birçok hazır giyim ve malzeme ticari değiş – tokuş sayesinde Kuzey Kafkasya’ya ulaşmaktaydı.  Rusya’dan  sanayi  malzemeleri;  değişik kumaş türleri (Keten, Amerikan Bezi, Basma, Çuha Kumaşı v.b.), İran’dan lüks malzemeler (İpek, Atlas, Kadife Kumaşlar), özel günler için giyilmek üzere ayakkabılık maroken deri, değerli taşlar, Kırım’dan maroken ve ipek, Türkiye ve Batı Avrupa’dan keten, pamuklu kumaş, ipek, tül kumaşlar getirilirdi.

 

Kafkasya’da  18.  yüzyıl  yerli halklarının  sosyal  ilişkileri feodalizme dayanıyordu.  Bu  feodal  yapı, değişik halklarda değişik formlar alıyordu. Örneğin Kabartaylar toprakla uğraşırdı ve kölelerle soylular arasında belirgin bir farklılık vardı. Bu farklılık giyim biçimlerine de açık bir biçimde yansımıştır. Bu güçlü farklılık Asetin, Karaçay, Balkar ve Abazinlerde de görülmektedir.

 

Çeçenler ve İnguşlarda bu feodal farklılık çok belirgin değildi. Ancak bir kısım Çeçenlerin (Akkinler) giyim biçimlerinde bu farklılık görülebilirdi. Kuzey batı Kafkasya’nın bir kısım Adige grupları olan Şapsıhlar, Natuhaylar ve Abadzehler feodalizm karşıtı olarak görülmekteydiler. Sosyal yapıları diğer Kafkasya halklarına göre daha demokratik yapıdaydı. Buna rağmen Beylik düzenindeki ilişkilerde kölelerle olan farklılıklar açıkça göze çarpmaktaydı.

 

16. yüzyıldan 19 yüzyıl başlarına kadar Kuzey Kafkasya’daki kurganlardan bu dönem giyim biçimleri ile ilgili oldukça zengin bilgiler elde edilebilmektedir. Bu mezarlıklarda giyimlerin sağlam oldukları görülmektedir. Bunlara bakarak kumaş türleri, takılar, dikim teknikleri ve giysi parçaları, insanların sosyal statüleri gibi giysilerle ilgili tüm ayrıntılı bilgileri elde etmek mümkün olmaktadır. Ancak bu kurganlar soyguna uğramadan önce çok fazla araştırma yapılmamıştır. Arkeologların bu konu ile ilgilenmemelerinin nedeni onlar için daha yeni zamanlar oluşudur. Etnograflar ise bu kurganların araştırılması işi arkeologların işi olmalıdır diyerek  ilgi  göstermemişlerdir.  Sonuçta  bu  çok  önemli  bilgi  kaynakları  neredeyse  kaybolmak  üzere  iken konunun önemi akıllarına gelebilmiştir. Örneğin Karaçay – Balkar bölgelerindeki kurganlar 20. Yüzyılın başlarında soyguncular tarafından talan edilmişlerdir. Değerli arkeolog L. P. SEMENOV’a Osetya, İnguşetya, Çeçenya’daki kurganlarda 1920’li yıllarda yaptığı ayrıntılı döküm çalışması ve araştırmaları nedeniyle minnettarlık duyulmalıdır. Ancak burada elde ettiği giyim koleksiyonu günümüze kadar kalmamıştır. Bu nedenle yazıya geçirmiş olduğu bilgiler çok değerlidir (STUDENETSKAYA, 1989, s.3).

 

1925 – 1926 yılları arasında arkeolog ve etnolog B. A. KUFTİN, Oset kurganlarından elde edilen giyim koleksiyonunu Moskova Merkez Müzesi’ne getirmiştir (1930 yılında adı SSCB Halk Müzesi ”Muzey Narodov SSSR” olarak değiştirilmiştir). 1948 yılında bu koleksiyon Devlet SSCB Halkları Etnografya Müzesi’ne devredilmiştir.

 

Alan imparatorluğu döneminden kalan heykeller ve Oset Kurganları çok sayıda bilim adamı tarafından araştırılmıştır. Örneğin V. H. TMENOV, Dargavs yakınlarında “Ölüler Şehri” adlı bölgede çalışmıştı. Ancak bu dönemde kurganlarda yapılan yağmalar nedeniyle çalışmak çok zordu. Giysiler parçalanmış olduğundan ancak kumaş parçaları elde edilebilmişti.

 

1960’lı yıllarda Karaçay – Balkar bölgesinde 14. ve 18. yüzyıllara ait kurganlarda Arkeolog G. İ. İONE, H. H. BİCİEV, İ. MİZİEV ile etnograf İ. M. ŞAMANOV çalışmalara başladılar. İnguş ve Çeçen bölgelerinde Vaynah’ların tarihi ile ilgili çalışmaları da E. İ. KRUPNOV, V. İ. MARKOVİNA ve M. B. MUJUHOEVA yürüttü (STUDENETSKAYA, 1989, s.7).

 

V. B. VİNOGRADOV, Ortaçağların daha geç zamanlarında Vaynahlara (Çeçen, İnguşlar) ait giyim biçimleri ile ilgili ayrıntılı çalışma yapılması gerektiğini bildirmiştir. Kültürleri birbirlerine çok benzeyen bu halklar arasında giyim biçimleri açısından birtakım farklılıklar bulunmaktaydı.

 

Birçok halk için örneğin Zakafkasya (İng: Transkafkasya, Arap: Maverai Kavkazia) halkları için araştırmalar sonucu bulunan freskler, minyatürler, tablolarda bulunan resimler ayrıntılı bilgi vermesine rağmen Kuzey Kafkasya’da bu tür bilgiler bulunmamaktadır.

 

Kuzey Kafkasya halklarının giyimleri ile ilgili yazılı ve resim materyalleri 18. ve 19. yüzyıllarda biraz da 17. yüzyılda bulunmaktadır. Bu döneme ait resimlere bu bölgede dolaşmış gezginlerin gravürlerinde rastlanmaktadır. Bu materyaller oldukça önemlidir. Ancak bu bilgilerde de birtakım eksiklikler bulunmaktadır. Böylece bu bilgiler bütün halklarla ilgili eşit olarak verilmemiştir.

 

Giyim kültürü ile ilgili en çok bilgiler Adigeler (Çerkesler) hakkında bulunmaktadır. Bu bilgiler 13. yüzyıldan 19. yüzyıl ortalarına kadardır. İkinci sırada Asetinler bulunmaktadır. Bu bölgede araştırma yapan gezginler 14. – 19. yüzyıllar arasında Asetinlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermişlerdir, Üçüncü sırada Çeçen ve İnguşlarla ilgili bilgiler yer almaktadır. Karaçay – Balkarlar ve diğer halklarla ilgili 19. yüzyıla kadar neredeyse hiç bilgi yoktur.

Ancak, yalnızca tanımlamalarda değil, insanlara bakarak yapılan resimlerde dahi yanlışlıklar bulunmaktadır. Örneğin resimde Çerkes ya da Asetin diye yazmalarına rağmen bu resmin hangi sosyal gruba ait olduğunu ya da resmin ne zaman yapıldığı yazılmamaktadır. Bazı durumlarda resimler kopya ya da ressamın kendi hayal gücü ile yaptığı çalışma olabilmektedir. Bu resimlerdeki giysiler daha çok üst tabakadaki kimselere aitti.

 

Dağ eteklerinde oturan, yaşamlarını dağlarda sürdüren “dağlı” Kafkasyalıların, giysilerinin en önemli özelliği erkek giysilerinin sade ve kullanışlı, kadın giysilerinin ise oldukça süslü olduğu gözlenmektedir. Bakıldığında  giysilerde  hiçbir  fazlalık  göze  çarpmamaktadır.  Giysilerdeki  bu  fonksiyonel  ciddilik,  vücudu düzgün göstermekte, hareketlere doğallık ve özgürlük kazandırmaktadır. Bu nedenle 19. yüzyılda Rusya’da Kazak kökenli süvarilere çar tarafından asker üniforması olarak giydirilmiştir (Fotoğraf: 7, 8, 9, 10)

 

 

A.   KADIN GİYSİLERİ

 

Kadın giyiminde oluşturulan mükemmel kompozisyon, vücudun üst kısmını saran, bele takılan kemerin aşağısında önden açık ve yere kadar uzun dikilen bu giysiyi oldukça zarif ve bol işlemeli bir başlıkla tamamlar. Renkler genellikle yumuşak ve koyu tonlardadır. Yeşil, mavi, lacivert, bordo, kırmızı, siyah benzeri renkler kadın giyiminin ana renkleri olmasına rağmen, krem, beyaz, bal sarısı, açık mavi gibi açık tonlardaki renkler de genç kızlar tarafından kullanılabilir (Fotoğraf: 11, 12,13, 14).

Kafkasyalı kadınların giysileri sosyal yaşantılarının bir parçası olan terzilik mesleğinin birer ürünüdür. Üstün beceri isteyen dikiş tekniği, göz nuru süsleme sanatı, altın, gümüş işlemeciliği bu giysilerde görülür (KOÇKAR, 1987, s.218)

 

Kumaş üzerine yapılan işlemeler bazen altın ve gümüş tellerle yapılır, bazen de savatlı gümüş işlemeli parçalar giysilerin üzerine yerleştirilir. Kadın giysilerinin parçaları şunlardır:

 

Kaftan: Kadın dış giyimi olarak kullanılan kaftanın üzerinde omuzdan ya da kemer altından başlayarak etek  uçlarına  kadar  uzanan  altın, gümüş madeni  düğmeler,  sim  sırma şeritlerle bezenmiş motifler  bulunur (Fotoğraf 5, 11, 12, 13, 14). Kol yenleri çok çeşitli biçimlerde yapılır (Resim 11, 12, 18, 19, 20). Üzerlerinde altın, gümüş, sim sırma işler bulunur.

Kaftan’ın belden aşağı kısmının geniş ve yere kadar, kollarının da geniş ve uzun oluşu rahatlığı, zenginliği ve soyluluğu temsil eder. Göğüs kısmındaki açıklıktan içliğe dikilmiş parmak görünümündeki altın veya gümüş düğmeler (hazırlar) görünür (Fotoğraf 15, 16, 17)

İçlik: Kaftanın içine giyilir. Uzun kollu, yarım ya da kolsuz olabilir. Yaka modeli yuvarlak veya hâkim yakadır. Göğüs kısmında dıştaki kaftanın açık bölümünden görünecek şekilde metal düğmelerle işlenmiştir. Bir ya da iki parçalı olabilir. Tek parçalı olanı kaftana benzer ancak önü kapalıdır. İki parça olanı ise bluz – etek biçimindedir. Her iki biçimde de Kaftanın altından görünen kısmı gümüş ya da altın sim sırma işlemelidir (Fotoğraf 12, 13). İçlik renkleri genellikle kaftanın renklerinden  farklıdır. Kaftana uyumlu ve tamamlayıcı nitelikte renkler ve parlak kumaşlar seçilir. İpek veya atlas türü hafif kumaşlardan yapılır.

 

İçlik Altı (Korse): Kafkasyalı kadınlar giyinmeye çok özen göstermekteydi. Günümüzde artık terkedilmiş bazı geleneklerle vücutlarını da değişik yollarla korumaya çalışırlardı. Küçük yaşlarda “Çuba” denen özel bir korse takarlar ve korseyi evleninceye kadar çıkarmazlardı (Resim 13). Çuba, yandan ya da arkadan “Tuhtüy” denen altın veya gümüş sim sırma tellerden örülmüş onlarca düğmeyle ya da ipek bağcıklarla tutturulur. Ancak evlendikleri gece bu çok düğmeli ya da çok bağcıklı korseyi eşlerinin çıkarmasına izin verirlerdi. Bazıları yaşlandıkları halde korse giyme alışkanlıklarını sürdürürler, böylece ince bel, dik ve orantılı bir vücuda sahip olurlardı.

Başlık (Kep): Çok çeşitli biçimleri vardır. Üzeri altın, gümüş şeritler, taş ve inci işlemelerle süslenir. Kep yükseklikleri 8 – 10 cm.den başlayarak 20 – 30 cm. ye kadar yüksek olanları vardır (Fotoğraf 15, 16). Tepe kısmı düz olduğu gibi konik biçimde olanları da vardır. Başlık başa dik olarak giyilir. Geriye doğru yatık giyilmesi saygısızlık ve bilgisizlik olarak görülür. Üzerine bir ya da bazen birkaç başörtüsü takılır.

 

Baş Örtüsü: Kadın giysilerinin en önemli parçaları başlık, başörtüsü, şal ve son yıllarda zamanlarda kullanılan atkılardır. Başlıkta bazen birkaç başörtüsü birden kullanılabilir. Şallar büyükçe yapılır ve kışın palto yerine de kullanılırdı. Bazen yaşlı kadınlar başörtülerini kemer yerine bellerine bağlarlardı (LAVROV, 1978, s.161). Başörtüsü gelinin evlendiği erkeğe hediye olarak götürdüğü malzemeler arasında en önemli parçalardan birisiydi. Başörtülerinin de çok çeşitleri vardır (Resim: 16, Fotoğraf: 17, 18). Başörtüsü gelinin evlendiği erkeğe hediye olarak götürdüğü malzemeler arasında en önemli parçalardan birisidir.

 

Ayakkabı: Kafkasyalı kadınlar ev içerisinde günümüzde de kullanılan mest benzeri, deriden yapılmış hafif, alçak topuklu, tabanı sahtiyan deriden, yarım konçlu bir tür ayakkabı giyerler. Zengin ve soylu ailelerin genç kızları konukların önüne yüksek, gümüş ve sedef işlemeli takunyalar giyerdi (Resim…).

 

Kemer: Kadın kemerleri Kafkasya gümüş ve altın işlemecilik sanatının en güzel örnekleridir (Fotoğraf 19, 20, 21, 22, 23, 24) Tek parçadan yapılmış tokalı modelleri olduğu gibi, parça parça deri veya kumaş üzerine tutturulmuş veya birbirine geçmiş baklaların eklenmesiyle oluşturulmuş modelleri de vardır. Kemer işlemeciliği Kafkasya’da daha çok Dağıstanlı kuyum ustaları tarafından yapılır.

 

B.   ERKEK GİYİMİ

 

Çerkeska: Kafkasya geleneksel giyiminin sembolü haline gelmiş olan Çerkeska bir dış giysidir. Kaptal (Kar-Bal.), Govtal (Çeç-İng.) ya da Kaptan (Ad.) da denir. Vücudu bele kadar sarar. Belin aşağısından itibaren hareketleri kısıtlamayacak biçimde etek gibi yapılmıştır ve diz altına kadar iner. Göğüs kısmı kadın giysilerinde olduğu gibi önden açıktır. Önden kaytan ipliğinden yapılmış düğmelerle iliklenir. Çerkeska, genellikle lacivert, mavi, gri, siyah, bordo gibi koyu tonlarda çuha ya da kabardin kumaşlardan yapılır (Resim 17, 18)

Avcılıkla geçinen Kafkasyalılar XVIII. Yüzyıldan itibaren göğüs kısımlarında silahlarına doldurmak için barutluk kullanmaya başlamışlardır. Daha önceki yıllarda bele takılan boynuzdan yapılmış barutluklar kullanan Kafkasyalılar, kullanış zorluğu nedeniyle bu yöntemi terk ederek göğüslük kullanmaya başlamışlardır. Böylece Çerkeska’nın da oluşumu tamamlanmıştır.

XIX yüzyılın sonlarında artık son şeklini alan Çerkeska’nın da “hazır”ları içi bir atımlık barut ya da sonraları bir tüfek mermisi alabilecek kadar boş olarak, sert ve dayanıklı ağaçlardan yapılır. Üzeri de altın, gümüş ya da kemik kapaklarla kapatılır (Resim 19).Bu da Çerkeska’ya özel bir form kazandırmaktadır.

 

 

Kalpak: Bugünkü oluşumunun XVIII. yüzyıl ortalarında başladığı sanılmaktadır. Bilinen ilk biçimiyle kenarları çeşitli yaban hayvanlarının kürkleriyle kaplı, yarı çember biçimindeki bu baş giysisi özelliğini günümüzde de korumaktadır. Kalpaklar evlerde kadınlar tarafından dikilir ve çok özenle korunurlardı. Başa giyilen kalpak uzaktan bile giyen insanın hangi Kafkas halkından olduğunu belli ederdi. Çeçen, İnguş ve Dağıstanlılarda geniş, uzun tüylü ve yüksek biçimleri (Resim 20), batıdaki Adige ve Abhazlarda son yüzyıl içerisinde tüm Kafkasya’ya yayılan ve “Kubanka” adıyla anılan kalpak biçimi giyilirdi (KOÇKAR, 1978, s.216).

 

Keçe Şapka: Bahar ve yaz aylarında güneşten korunmak amacıyla giyilir. Yünün dövülerek keçe haline getirilmesiyle yapılır. Çeşitli şekilleri vardır (Fotoğraf 25).

 

Başlık: Özellikle kış aylarında fırtınalardan ve yağışlardan, yaz aylarında da güneşten ve rüzgârdan korunmak amacıyla kullanılan bir baş giyimidir. Ev tezgâhlarında yün ipliklerden sıkı dokuma teknikleri ile dokunan beyaz, krem ya da siyah renkte el dokuması kumaşlardan yapılır. Tepesi külah biçimindedir. (Resim

21)  Başa giyildiğinde uçları 15 cm genişliğinde iki şerit halin başın iki yanından iner. Başa çeşitli biçimlerde giyilebilir. Başa giyilmediğinde omuza atkı biçiminde atılır. Ucunda ipek ipliklerden yapılmış püskül bulunmaktadır (Fotoğraf 9).

 

Gömlek: Gömlek uzun kolludur. Yakası dik, kolları kaytandan yapılmış düğmelerle iliklenir. Aynı kaytan düğmelerden gömleği önden ve yaka kısmından iliklemek için de kullanılır. Genellikle beyaz, krem ya da siyah renkte pamuklu veya ipekli kumaşlardan yapılır. Üzerinde işlemeleri sadedir. Yalnızca yaka kısmında ve kol ağızlarında görülür. (Resim 22).

 

Pantolon: Bel Kısmı bir uçkur bağı ile bağlanır. Paçaları uzundur. Genellikle koyu renkli (siyah, kahverengi) çuha kumaştan yapılır. (Resim 23)

Ton: Koyun ya da keçi derisinden yapılır. Omuzlardan ayak topuklarına kadar uzanan veya dizlere kadar kısa biçimde yapılmış uzun kollu kışlık bir giysidir. Yakalarına kişinin varlık durumuna göre Tavşan, Kurt, Samur, ya da Kuzu derisinden kürk konur. Kış günlerinde soğuktan, kardan ve yağmurdan korur (Fotoğraf 27 ) (Resim 24,25).

 

Yamçı: Çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen Kafkasyalıların özellikle at sırtındayken giydikleri soğuktan, rüzgârdan, kar ve tipiden korunma giysisidir. Anadolu “kepenek” denen keçeden yapılmış benzerleri kullanılmaktadır. Daha çok siyah ya da beyaz keçi kılından veya koyun yününden karışık olarak yapılır. Kıllar dış kısmında bırakılırken iç kısmındaki yünler dövülerek düzleştirilir. Ön kısmı boydan boya açıktır. Boyun kısmından gümüş bir toka yardımı ile birbirine tutturulur. (Resim 26) (Fotoğraf 28,29).

 

Kemer: Beli sıkıca saracak biçimde bağlanır ve üzerinde savatlı gümüş işlemeler bulunur. Bazen zorunluluktan, bazen de inançlar gereği kemere bazı parçalar eklenmiştir. Bu parçalar daha sonraları gümüş süslemelere çevrilmiştir. Kemere takılan bazı toka ve çengellere barutluk, kılıç ve yağdanlık asılırdı.   (Resim 27,28,29) ( Fotoğraf 30,31).

 

Kama: Kafkasya geleneksel giyim bütünlüğünü tamamlayan en önemli aksesuardır. Bele özel biçimde takılır. Kemer tokasının tam ortasından, kının en uç kısmına bağlanır. Kama her iki tarafı keskin biçimde yapılmıştır. Her kamanın üzerinde yapanın adı ve yapım tarihi mutlaka yazılır (Fotoğraf 30,31,32). Kama, iyi su verilmiş çelikten iki tarafı keskin olacak biçimde yapılır. Kını üzerine yapan ustanın el becerisine göre savatlı gümüş, altın işlemeler yapılır. Deriden yapılmış kın üzerinde eğer yalnızca ucunda ve sapa yakın kısmında işleme varsa “Kara kama“ denir (Fotoğraf 33,34). Özellikle Dağıstan’ın Kubaçi köyü gümüş işleme sanatçıları Kama yapımında çok ustalaşmışlardır.

 

Çizme:  Ayağa giyilen çizme yumuşak keçi, dağ keçisi, koyun ya da geyik derisinden yapılır. Taban kısmında ham deri kullanılır. Çorap gibi giyilir. Uzunluğu diz kapağının üzerine kadar gelen biçimleri olduğu gibi mest biçiminde  yapılarak  üzerine  deriden  ya  da  keçeden  yapılmış  tozluk  giyilen  biçimleri  de  vardır  (Resim:

30,31,32,33) ).

 

 

 

KAYNAKLAR

ANDREWS, P. Alford. Türkiye’de Etnik gruplar, Çev: Mustafa KÜPÜŞOĞLU, İstanbul, 1992

BEYAZ, Barış. Eskişehir Yöresinde Kafkas Göçmenleri, Bitirme Tezi, Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat

Fakültesi, Tarih Bölümü, Danışman: Doç. Dr. Selahittin ÖZÇELİK, Denizli, 2000. HABİÇOĞLU, Bedri. Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler ve İskânları, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1993.

KOÇKAR, M. Tekin. Kafkas Halk Dansları, Öğretim Yöntem ve Teknikleri, Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı Yayını, No:2, İstanbul, 1987.

KOÇKAR, M. Tekin. Eskişehir Halkbilim Ürünleri, Anadolu Üniversitesi, ESBAV Yayını, Yayın No:146, Eskişehir, 1999.

KUZNETSOVA, Anna Yakovlevna. Narodnoe İskusstvo Karachaevtsevi  Balkartsev, İzdatelstvo “Elbrus”, Nalçik, 1982.

LAVROV, L. İ. Karaçayevtsı İstoriko–Etnografiçeskiy Oçerk, Stavropolskogo Knijnogo İsdatelsva, Çerkessk, 1978.

STUDENETSKAYA, Yevgeniya Nikolayevna. Odejda Narodov Severnogo Kavkaza XVIII–XX. vv. İzdatelstvo ”Nauka

 

Öğr. Gör. M. Tekin KOÇKAR

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Halkbilim Araştırma ve Uygulama Merkezi (HAMER), Merkez Müdürü.


Yorum Ekle