Kafkasya Tarihi

19. Yüzyıl Kafkasya Direnişinde Avrupalıların Rolü

Polonya’daki ayaklanmanın bastırılmasının ardından Rusya 1830 yılında yaklaşık 10.000 Polonyalı asker ve subaydan oluşan özel birlikler meydana getirdi. Büyük bölümü Kafkas cephesine gönderilen bu asker ve subayların yanı sıra Polonyalı politik muhalifler de zorunlu askerlik hizmetine mahkum edilerek Kafkasya’ya gönderildiler. 1840 yılına gelindiğinde Rusya’nın Kafkas Ordusunda yer alan Polonyalıların tahmini sayısı 25 ila 30.000 arasındaydı. Bunlar değişik zamanlarda, değişik yer ve işlerde kullanılmışlardı.

Doğu Kafkasya’daki Polonyalılar arasında firar edenlerin sayısı ciddi boyutlardaydı. Rus askerleri arasında da firar oranı çok yüksekti. Bu firariler ya dağların yüksek kesimlerine ya da İran’a kaçıyorlardı. Bazıları da Şamil’e sığındılar. Polonyalı firarilerin Şamil’in ordusu içinde üstlendikleri fonksiyon tam olarak açıklanamamakta, bazı Leh ve Batı Avrupalı kaynaklar bu konuda abartılı bilgiler vermektedir. İngiltere’nin Kafkasya’daki Rus varlığına karşı tedirginlik duymaya başlaması 1829’lara kadar uzanır. İstanbul’daki İngiliz elçisi Lord Ponsonby 1834’den itibaren Çerkeslerle Ruslar arasındaki savaşa ilgi duymaya başlamıştır.

İngiliz dış istihbarat ofisinin bir ajanı ve kendisini özellikle bu konuya adamış, genç, heyecanlı ve hayalperest bir yapıya sahip olan David Urquhart 1834 sonbaharında Çerkesya’ya gitti. Bir süre Kafkasyalı dağlılarla beraber yaşayan Urquhart onların yaşam biçiminden çok etkilenmiş ve yaşamı boyunca onların sadık bir destekçisi olarak kaldı. İngiltere’ye dönüşünde basın yoluyla yoğun bir propaganda faaliyeti başlatan Urquhart Çerkesya’nın bağımsızlığının tanınması için çaba sarfetti. Çok kısa sürede kamuoyunda var olan Rus karşıtı çevrelerden destek buldu. Urquhart Polonyalı mültecilerin sürgünde kurduğu Muhafazakar Parti’nin liderleri olan Prens Adam Çartoriski ve W. Zamoyski ile de bağlantı halindeydi. Polonya ve Çerkesya sorunlarına odaklı yayın yapan “The Portfolio”nun yayınlanmasında bu kişilerle işbirliği yaptı Prens Adam Çartoriski’nin ve yandaşları daha önceden Kafkasya’da Rus hizmetinde bulunan Polonyalılar arasında bir hareket başlatmanın planlarını yapmaya başlamışlardı. David Urquhart ile girdikleri işbirliği sonucunda bu planları genel politik ortamda meydana gelebilecek olası değişimlere göre geliştirmeye başladılar. Birleşik Krallık, Osmanlı Devleti ve Rusya arasında bir savaşın patlak vermesi, en azından İngiliz Filosunun Karadeniz’de boy göstermesi halinde Yakın Doğu’nun bir savaş arenasına dönüşeceğini düşünerek Kafkas Ordusundan firar eden Leh kaçaklardan lejyonlar oluşturmaya niyetlendiler. Benzer planlar Çarzanovski tarafından da yapılmaktaydı. Dembinski de Kafkasya’ya giderek dağlıların komutasını üstlenmek istemişti.

O dönemde Lord Palmerston Rusya’nın Çerkesya üzerinde egemenlik hakkı iddialarını resmi anlamda kabul etmiyordu. Ona göre Edirne Antlaşması ile Osmanlı sadece kıyıdaki birkaç stratejik noktada sahip olduğunu iddia ettiği hakları Rusya’ya terk etmişti.

Bu resmi görüşe dayanarak Urquhart ve Zamoyski provokatif bir eylem planladılar. Rusların Çerkesya’ya ithalat ambargosu koyduğu Osmanlı mallarından tuz ve cephane yüklü “Vixen” adlı gemiyi Çerkesya kıyılarına gönderdiler. Çerkesya kıyılarını abluka altına alan Rus gemilerinin bu gemiyi rehin alacağını tahmin ediyorlardı. Böyle bir durumda Palmerston en azından Rus ablukasının yasadışılığını ve Çerkesya’nın bağımsızlığını tanımak zorunda kalacaktı. Hatta Rusya ile çok daha ciddi boyutlarda bir çatışmaya dahi girilebilirdi. Rusların İngiliz - Çerkes ticareti üzerinde uyguladığı ablukanın zararlı etkileri iyi vurgulandığı taktirde bu olayın İngiltere’de gündem yaratacağını umut ediyorlardı. O zamana kadar İngiltere’nin Çerkesya ile ciddi anlamda ticari ilişkisi olmamasına rağmen Çerkesya ile ticari menfaatlerden yoksun kalacak İngilizleri hedef alan bu kampanya ciddi bir propagandaydı.

“Vixen” 1836’da Çerkesya kıyılarına ulaştı. Ruslar gemiye el koydular ve bu olay İngiliz basınında İngiltere’ye karşı bir hakaret olarak yorumlandı. Basında başlatılan bir kampanya ile konu Avam Kamarasında tartışma konusu haline getirildi. Palmerston Çerkesya’nın bağımsızlığı üzerine oluşturulmuş prensiplerden vazgeçmemekle beraber somut bir konu olan “Vixen” olayındaki Rus iddialarını kabulleniyordu. Rusya gemiye abluka sebebiyle el konulmadığını, de jure ve de facto anlamda 1829 öncesinde Osmanlı’ya ait olduğunu kabul ettiği bir bölgede Rus yerleşim idaresi kurallarına göre geminin müsadere edildiğini iddia ediyordu. Palmerston da bu açıklamaları tatminkar buluyordu.

Palmerston’un bu kararı David Urquhart ve yandaşlarınca Kafkasya konusunda İngilizlerin Ruslara kapitülasyon verişinin bir göstergesi olarak yorumlandı. Herşeye rağmen bu karar pratik anlamda İngilizlerin 1864 yılına kadar devam edecek olan teorik resmi görüşünün ve Batı Kafkasya’nın bağımsızlığının tanınması anlamına geliyordu.

1836 yılında Kafkasya’daki savaşa karşı Palmerston’un tavırlarında başlıca üç nokta dikkat çekiciydi; Çerkesya konusunda İngiltere ile çatışmaya girmekten korkacak St. Petersburg yönetiminin daha fazla taviz vereceği umudu. İngilizlerin dağlılara verdiğini gizli desteğin farkına varılması. Rusya ile İngiltere arasındaki barış ortamının bozulmasından korkması Bu üç faktör Palmerston’un izlediği politikaların başlıca kaynaklarıydı. Barışın bozulmasından korktuğu için İngiltere’nin “Portfolio”nun yayınları ve Çerkesya’da faaliyet gösteren İngilizlerle olan bağlantılarını inkar etti. Diğer yandan Kafkasya’ya silah ve adam gönderilmesine göz yumması, hatta İran’a giden Mac Neill’a İran hizmetine giren Polonyalı kaçakların Rusya’ya iade edilmemesi için elinden geleni yapmasını söylemesinin gerekçesi Çerkeslere verilen yardımı onaylamasıydı. Bu Polonyalı kaçaklardan lejyon grupları oluşturma fikri ile en azından İngiliz dış istihbarat birimlerinin bir bölümü arasındaki şüphe götürmez dayanışmanın var olduğunun bir kanıtıydı. Rusların yola geleceğine yönelik inanış 1836 yılı sonlarına doğru İngilizlerin Rus-Kafkas çatışmasında arabuluculuk girişimi ile sonuçlandı. İngiltere’nin bu sonuç getirmeyen girişiminde iki faktör etkiliydi; İnsancıl yaklaşım, Bu savaşı Rusların ne derece gurur meselesi yaptığının ve Rus-Kafkas ilişkilerinin geçmişinin İngilizler tarafından anlaşılamaması.

Palmerston’un var olan gerçeklere rağmen bir Rus-Çerkes barışının olabilirliğini nasıl düşündüğü anlaşılamamaktadır. Ancak, Palmerston’un amacının Çerkesya’nın tam bağımsızlığı olduğu kesindir. 6 Ekim 1838 tarihinde St. Petersburg büyükelçiliğine gönderdiği mesajda Palmerston, “karşılıklı iyi niyetle düşmanlıkların üstesinden gelinebileceğini umut ettiğini” belirtmektedir. Eğer tarafların anlaşmasına yardımcı olacaksa Majestelerinin hükümetinin hiçbir masraftan kaçınmayacağını ima etmektedir. Palmerston ayrıca Ponsonby’den İstanbul’daki ajanları aracılığı ile Çerkeslerin Kuban’ın üzerindeki bütün toprakları boşaltarak Ruslara barış önermelerini tavsiye etmesini istemiştir.

İngiltere’nin St. Petersburg yönetimi tarafından kabul edilebilecek bir arabuluculuk yapma ihtimalinin olmadığı gerçeğini vurgulamak gerekir. Bu arada Urquhart ve Polonyalı arkadaşları çalışmalarına devam etmekteydiler. Urquhart, J. S. Bell, Longworth ve J. Hudson’u Yakın Doğu’ya gönderdi. Bu kişiler Sultan’ın desteğini istemek için İstanbul’da bulunan Çerkes delegasyonu ile temas kurdular. Çerkes delegasyonunda yer alan isimlerden en önemlisi Natuhaç soylularından ve etkili bir isim olan Zanıko Sefer Bey idi. Özellikle Hudson, Zanıko Sefer ile Ponsonby arasında haberci vazifesi gördü. Bell ve Longworth 1838 yılında Ruslara karşı direnişi örgütlemek için Çerkesya’ya hareket ettiler.

Yapılan çalışmalar dört grupta toplanabilir Urquhart ve ajanları Prens Adam Çartoriski ile bağlantılı hareket ettiler. Herhangi bir Polonyalı temsilci Kafkasya’ya gönderilmemiş olmasına rağmen Polonya davası İngilizlerin Kafkasya’daki politikalarında çok etkili oldu. En önemli nokta Polonyalılardan lejyon birlikleri oluşturulması olasılığıydı. Bunu başarabilmek için Çerkesleri Rus Ordusundan kaçan Polonyalı firarilere iyi davranmaya ikna etmek gerekiyordu. Çerkesler bu kaçakları ağır işlerde çalıştırıyor, kötü muamele ediyor veya Osmanlı köle tüccarlarına satıyorlardı. Doğal olarak bu davranış biçimi Polonyalı kaçakların cesaretini kırıyordu. Bell ve Longworth’un bu bağlamda harcadıkları bütün çabalar başarısızlıkla sonuçlandı. Dağlıları merkezi bir otorite etrafında birleşmeye ve kendi aralarındaki düşmanlıklara bir son vermeye ikna etmeye çalıştılar.

Dış destek vaad ettiler. Urquhart 1834 yılında dış istihbarat ofisinin bir elemanı olarak Çerkesya’ya geldiğinde dağlılara kendilerine güvenmelerini söylemiş ve kesin söz verememekle beraber İngiltere’nin yardım edeceğini umduğunu belirtmiştir. Bell ve Longworth bu konuda dikkatsiz davranıp, Zanuko Sefer ile beraber dağlıların arasında gizemli ve güçlü bir dış destek beklentisi doğmasına sebep olmuşlardır. Bu beklenti Ruslara karşı düşmanlık duygularını daha da körüklemekle beraber umutları gerçekleşmeyince cesaretlerinin kırılmasına ve güven kaybına sebep olmuştur. İngilizlerin arabuluculuk teklifi Çerkesler tarafından kabul görürken, temas kurdukları Rus generali tarafından rededilmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda Çerkesler İngilizlere çok güvenmişler, hatta kendilerini İngiliz Kraliçesine teslim etmeye dahi hazır hale gelmişlerdir. İngiliz telkinlerinin ilk sonucu Çerkeslerin Karadeniz kıyısında bulunan Rus kalelerine saldırması oldu. 1840 yılında Bell ve Longworth ülkeyi terk ettiğinde bütün Rus kaleleri Çerkeslerin eline geçmişti. Bu başarının elde edilmesinde muhtemelen Polonyalı kaçakların da yardımları olmuştur. Ancak, 1841 yılında Ruslar kaybettikleri yerleri tekrar ele geçirdiler ve kaleler birer birer yeniden inşa edildi.

“Vixen” konusu kapandıktan sonra Palmerston’un politikaları Kafkas-Rus savaşına karışmama doğrultusunda gelişti. Sürekli olarak Ponsonby ile çatışan Urquhart İstanbul’dan merkeze çağırıldı. Bu İngiliz polikalarında yeni bir safhanın başlangıcıydı. Yeni İngiliz politikası Yakın Doğu’daki Fransız gücüne karşı Ruslarla işbirliği yapmak yönündeydi. Bu ortamda Çerkes davasının destekçileri artık Palmerston’dan hiçbir yardım alamayacaklardı. Palmerston’a karşı kin besleyen Urquhart bağımsız hareket etmeye başladı. Prens Adam Çartoriski ve Lord Dudley Stuart da Palmerston’un tarafında gibi görünüyorlardı. Kafkasya’ya yönelik İngiliz politikasında Kırım Savaşına kadar bir değişiklik olmadı.


Buna rağmen Çartoriski ve partisi Kafkasya üzerinde çalışmaya devam etti. 1841 ve 1843 yıllarında A. Werezjinski önderliğinde Kafkasya’ya Çerkeslerden ziyade Gürcüleri ilgilendiren seyahatler düzenlendi. Werezjinski’nin ölümü üzerine bu seferlerden de bir sonuç alınamadı.Polonyalıların sadece Polonya odaklı kalan Kafkasya politikasında yeni dönem Polonya misyonunun önde gelen ajanlarından A.Çaykowski’nin 1841 yılında İstanbul’a gelmesiyle başladı. Bu misyonun Balkan Slavları ve Dobruca Kazakları arasında faaliyet göstermesi gerekiyordu. Yapılan plana göre Polonya’da ayaklanma başladığında Dobruca Kazaklarının bir kısmı Podole’ye girerken diğerleri Kafkasya’da savaşacaklardı. Güney Rusya’dan Polonya’ya geçecek lejyonların örgütlenmesini hedeflemekteydiler. Ayrıca, bu plana göre Kafkasya halkları ve Kazaklar Rusya’yı işgal edecekler ve Rusya’da bir sosyal patlama meydana gelecekti. Bütün bunların Kafkasya’daki Polonya misyonu tarafından hazırlanması öngörülüyordu. Savaştan sonra Don kıyılarında bağımsız bir devlet kurulacak, daha sonra da Polonya bağımsızlığına kavuşacaktı. Müslüman Halklar Federasyonu, Gürcistan ve Ermenistan’ın ayrı ayrı bağımsız birimler halinde yer alacağı bağımsız bir Kafkasya yaratılacaktı. Prens Adam Çartoriski ve çalışma arkadaşları tarafından 1844–1849 yılları arasında geliştirilen Kafkasya politikasının ana hatları bu şekildeydi.

1846–1849 arası dönemde Polonyalılar var olan uluslararası anlaşmazlıklardan faydalanarak planlarını geliştirmek istediler. Özellikle Osmanlı–Rus ilişkilerini bozmaya çalıştılar. 1848 yılında savaşa girişmeyi bile düşündüler ancak tek güvenceleri Padişahdan alınabilecek gizli finansal yardımdı. Rusya’ya karşı açıkça düşmanlık göstermekten korkan Osmanlı Devleti Kafkasyalı ajanların çalışmalarına hoşgörüyle bakıyordu. İstanbul yönetimi Rus karşıtı hareketleri para yardımı ile destekliyordu. Kafkasya’ya büyük bir sefer hazırlığının yapıldığı 1846–1847 yıllarında Hotel Lambert Grubu olanca gücüyle çalışıyor ve masrafların karşılanması için Osmanlı’ya güveniyorlardı. Osmanlı nazırları para yardımı sözü vermekteydiler ama sonuçta pek kayda değer bir yardım yapmadılar. Kafkasya planlarının en heyecanlı destekçisi ve Padişahın kayınbiraderi Bahriye Nazırı Mehmed Ali’nin konumunu kaybetmesinden sonra Prens Witold Çartoriski ve Prens Adam Çartoriski önderliğinde planlanan hareketin gerçekleştirilme hayalleri suya düştü.

Ancak, Polonyalılar yine de Kafkasya’ya yönelik iki sefer düzenlediler. 1844 yılında Lenoir Zwierkowski Kafkasya’ya gitti. Maalesef o günlerde Natuhaç bölgesinde rüzgarlar Ruslarla anlaşma yapılması yönünde esmekteydi. Zwierkowski Rus ajanı olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Şamil’in adamlarından Süleyman efendi tarafından kurtarıldı ama ciddi şekilde yaralanmıştı. Aylarca felçli olarak yattı. Zwierkowski’ye karşı girişilen bu hareketin Ruslar tarafından organize edildiği sanılmaktadır. İyileştikten sonra İstanbul’a döndü ve seferden bir sonuç alınamamış oldu.

İkinci ajan bir piroteknik uzmanı olan K. Gordon’du. 1846 yılında Ubıh topraklarına gitti. Daha önce Ubıhların lideri Hacı Giranduk İstanbul’da Çaykowski ile yazılı bir anlaşma yapmış, Polonyalı kaçaklara dostça davranılacağını ve K.Gordon’un Prens Çartoriski ve Polonya’nın Kafkasya’daki temsilcisi olarak kabul edileceğini taahhüt etmişti. Anlaşıldığı kadarıyla Gordon ya Giranduk’un Çerkesya’da tek lider olması için kendisine yardım edecek, ya da Şamil’in yanına gidecekti. Ancak Hacı Giranduk ne Ruslarla savaşmaya yanaşmış ne de Gordon’un Çeçenya’ya gitmesine izin vermişti. Gordon’un piroteknik uzmanı olduğunu düşünerek belki de hayal kırıklığına uğramıştı. Sonuç olarak Ubıhlar Rus kalelerine saldırdılar ve Gordon bu saldırılarda yer aldı. Bu saldırılarda Gordon’un ne derece önemli bir rol üstlendiği bilinmemekle beraber tahminen 1846 yılı sonunda veya 1847 başında bir suikaste kurban gittiği sanılmaktadır.

Hemen hemen aynı günlerde Şamil’in yeni naibi Muhammed Emin Batı Kafkasya’ya ulaştı. Muhammed Emin son derece inatçı ve örgütleme yeteneğine sahip birisiydi. Muhammed Emin’in öncelikle Abzakhlar arasında başlayan çalışmaları kısa sürede etkisini gösterdi. Din adamlarının desteğini alan Muhammed Emin, feodal yapının direnişi ile karşılaştı. 1851 yılında Avrupalı subay ve madenci bulması için İstanbul’a bir temsilci gönderdi. Bu temsilci Polonyalı ajan Koşsielski ve Çaykowski ile bağlantı kurdu. Bu kişiler Prens Çartoriski’nin de onayıyla Z. Jordan adındaki Polonyalı bir subayı askeri danışman sıfatıyla Kafkasya’ya göndermek üzereyken Osmanlı’dan para yardımı gelmemesi üzerine harekete geçilemedi.

Bu arada Rusların yenilgiye uğrattığı Muhammed Emin neredeyse bütün nüfuzunu kaybetmişti. Natuhaç bölgesinde Rus kolonizasyonu başlamak üzereydi. Kırım Savaşı’nın patlak vermesiyle herşey bir anda değişti.

Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti Kafkasya halklarından destek bekledi ve Çerkesya’ya cephane yüklü gemiler gönderdi. Osmanlı Ordusunun Batum’daki birlikleri Şamil’in kuvvetleri ile birleşecek ve beraberce Gürcistan’ı işgal edeceklerdi. Ancak, bütün bu planlar suya düştü. Asya harekatı Ömer Paşa’nın 1855’de kazandığı bazı başarıların haricinde tamamıyle bir hayal kırıklıkları silsilesiydi. Buna rağmen hala bazı Osmanlı paşa ve nazırları savaştan sonra Osmanlı’nın Çerkesya ve Dağıstan topraklarında egemenlik kurabileceğini umuyorlardı.

Fransa ve İngiltere’nin savaşın ilk aylarında Kafkasya konusundaki tutumlarını incelerken iki noktayı birbirine karıştırmamak gerekir. Birincisi Ruslara karşı yapılan bu savaşta dağlılardan faydalanmak, ikincisi ise bu dağlıların politik geleceğidir. Fransa ve İngiltere birinci noktada ortak hareket etmişler ve dağlılardan azami ölçüde faydalanmak istemişlerdir. İkinci noktada Fransa ile İngiltere arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmaktadır. İngiltere bütün savaş boyunca Kafkasya’daki Rus varlığının önüne geçmek istemiştir. İlk etapta Çerkesya ve Dağıstan’ı Osmanlı’ya vermeyi ve ikinci aşamada da Çerkesya’nın tam bağımsızlığını hedeflemişlerdir. İngiliz ve Fransızların Kırım Savaşı başlamadan önce 1854 Haziran–Temmuz aylarında İngilizlerin Anapa’ya çıkartma yapmayı planladıkları ve Kafkasyalı dağlıların gerçek askeri gücü hakkında araştırma yaptıkları ayrıntısı göz ardı edilmemelidir. Avrupa basınında oluşan genel kanı İngiliz ve Fransızların savaşta dağlılardan kayda değer bir destek alacağı yönündedir. Bu kanı kulaktan dolma bilgilere dayanmakta ve dağlıların verebileceği desteğin gerçek boyutu abartılmaktadır.

İstanbul’daki İngiliz elçisi Sir Stratford Canning Kafkasya sorunu ile yakından ilgilenen bir kişiydi. İngiliz Ordusunun başkomutanı Lord Raglan ise tam tersine konuya çok şüpheci yaklaşmaktaydı. Aralarındaki görüş ayrılığından dolayı Albay Lloyd’un Şamil’e gönderilmesi planı iptal edildi. Daha sonra Yüzbaşı Hughes Kafkasya’ya gitmeye niyetlenmişti.

Bu arada Fransız İmparatoru 3. Napolyon dağlılara onbin tüfek gönderdi. Tüfeklerin sevkiyatının sorumluluğu Yüzbaşı Maudit’e verildi. Ancak, ne yüzbaşı ne de tüfekler hiçbir zaman dağlılara ulaşamadı.İngiliz ve Fransız donanmaları Karadeniz’e girer girmez dağlılarla bağlantı kurdular. Fransız savaş gemisi Vauban Kırım’a karşı düzenlenecek harekatta dağlılardan gelebilecek yardım imkanlarını araştırmak için özellikle gönderilmişti. Gemi komutanı savaştan önce itibarını yeniden kazanmış olan Muhammed Emin ile temas kurdu.

Muhammed Emin’in konumunun Sadrazam Reşid tarafından Osmanlı temsilcisi sıfatıyla gönderilen Sefer ve Behçet Paşaların gelişiyle tekrar tehlikeye düşmesine rağmen Natuhaç ve Şapsığ bölgesi halkı Rus tehlikesine karşı Muhammed Emin’in saflarında birleşmişti. Ancak, Karadeniz kıyıları Ruslar tarafından abluka altına alınınca bölge halklarının Muhammed Emin’e olan sadakati şüphe götürür hale gelmekteydi. Bu belirsiz ortam içinde Muhammed Emin yapabileceğinin en iyisinin ittifak devletleri ile işbirliği yapmak olduğuna karar verdi. Onların koruması altında Osmanlı’dan ve kendi halkından gelebilecek tehlikelere karşı güvende olacağını düşünüyordu. Ancak, tasarladıklarını gerçekleştirmekte başarılı olamadı. Bazı Çerkes ileri gelenleriyle beraber Varna’daki Fransız–İngiliz birleşik güçlerinin komuta merkezine sonuçsuz kalan bir ziyaret gerçekleştirdi. Fransız ve İngilizler Çerkesya’dan almayı düşündükleri yardım konusunda hayal kırıklığına uğramışlardı. Daha sonra İstanbul’a gelen Muhammed Emin Osmanlı Devleti’nden de hiçbir yardım alamadı ve bütün umutlarını kaybetmiş bir şekilde Kafkasya’ya döndü. 1854 Eylül’üne gelindiğinde artık Stratford’un ne Muhammed Emin’e ne de Şamil’e hiç güveni kalmamıştı. Asya’daki Osmanlı Ordusunun yeniden yapılandırılmasından sorumlu İngiliz danışman Williams da Şamil ile hiçbir zaman temas kurmadı.

Şamil’in savaş süresince takip ettiği politikalar, 1853-1854 yılları arasındaki tutarsız tavırları ve neden Osmanlı karargahları ile gerektiği kadar temas kurmadığı anlaşılamamaktadır. Bunun Hıristiyanlarla işbirliği yaptığı için Osmanlıya karşı hoşnutsuzluk veya güven eksiliğinden mi, yoksa teknik zorluklardan mı kaynaklandığına karar vermek çok zordur. Büyük bir olasılıkla her iki gerekçe de Şamil’in tavırlarında etkili olmuştur.

Savaşın ikinci yılına gelindiğinde ne Çerkesler ne de Şamil Ruslara karşı harekete geçmemişlerdi. Asker sıkıntısı çeken İngilizler bu gidişatı değiştirmek için çok uğraştılar. Vivian’ın Hıristiyan gönüllüleri, Alman Lejyonu, İsviçre Lejyonu ve Sardunya Birlikleri yeterli olmuyor, Kafkasya’dan azami miktarda düzensiz süvari gücü almak istiyorlardı. Longworth herhangi bir politik taahhüt altına girmemesi tembihlenerek Clarendon tarafından Çerkesya’ya gönderildi. Fransız Hükümeti de Champoisseau’yu Longworth’unkilere benzer talimatlarla Çerkesya’ya göndermişti. Bu olayda da Fransa ve İngiltere’nin politikalarında farklılık görülmekteydi. İngilizler Longworth’un başarılı olmasını umut ederken, Walewski, Thouvenel, İstanbul’daki Fransız Elçisiyle beraber Champoisseau’nun kendisi de çok karmaşık gördükleri Çerkes sorununa bulaşmak istemiyorlardı.

Rusların 1855 Mayıs ve Haziran aylarında Anapa ve Gelencik’i tahliye etmesini takiben Zanuko Sefer Bey buralara yerleşti. Anapalı olması sebebiyle kendisini bu bölgenin varisi gibi görüyordu. Savaştan önce Muhammed Emin tarafından Rus bölgesine iltica etmek zorunda bırakılan gelenekçi ve soyluları etrafına topladı. Sefer Bey Fransız Ordusunun sığır eti ve mısır ihtiyacını karşıladığı için Fransız karargahında itibar görmekteydi. Longworth’e karşı olumsuz bir tavır takındı ve sonuç olarak Çerkesler Kırım’a gönderilmek üzere gönüllü birlikleri oluşturma fikrini kabul etmediler. O günlerde Sefer Bey’in izlediği politika çok karmaşıktı. Büyük bir olasılıkla yirmi yıl önce İngilizler tarafından hayal kırıklığına uğratılması ve kendi yaveri olan Macar maceraperest Bangya’nın çevirdiği entrikalar Sefer Bey’in bu tavırlarında etkili olmuştu. En sonunda Sefer Bey ve Longworth arasındaki tüm bağlar koptu.

Longworth Muhammed Emin ile de anlaşamadı. Bu anlaşmazlığın sebepleri kısmen eşitlikçi Müslüman teokrasisini savunan Muhammed Emin’in aristokrasi karşıtı sosyal tavırları ve Longworth’un Kafkasya’dan İngilizlere bir yardım gelecekse bu yardımın Çerkes aristokratlarından geleceğine olan inancıydı.Bundan sonra Longworth Osmanlı Devleti ile de bozuştu. Longworth İngiltere’nin sorumluluk duygusu taşıdığı Çerkesya’nın bağımsızlığına yönelik Osmanlı yönetimi tarafından yapılan açıklamaların yine Osmanlı yönetimi tarafından ahlaksızca ihlal edildiğini düşünüyordu. Kısacası, Longworth Çerkesya’daki önemli politik gruplarla işbirliği yapmanın imkansız olduğu kanaatine varmıştı.

1855 Sonbahar’ında Kafkasya’da Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı saldırıları başladı. Mingrelya ve İmeretya üzerine yoğunlaşan saldırıların amacı Rusları Kars kuşatmasını kaldırmaya zorlamaktı. Bunun üzerine Longworth ve Champoisseau Mingrelya’ya doğru yola çıktılar. Longworth Osmanlı Ordusunun ön saflarında yer aldı. Gerek Longworth, gerekse Champoisseau Ömer Paşa’nın Mingrellerle giriştiği pazarlıklarda hazır bulundular. Hıristiyan Mingreller din farklılığından dolayı Osmanlıya karşı düşmanca duygular besliyorlardı. Ömer Paşa’nın düzenlediği seferlerden somut sonuçlar elde edilemedi. Kars Ruslar’ın eline geçti ve ateşkes imzalandı.Çerkeslerin İngiliz beklentilerine cevap verememesinin çeşitli sebepleri vardı. En önemlisi, Çerkesler dağlarda Rus tehditi olmadığı sürece savaşa katılmanın kendilerine bir avantaj sağlamayacağını düşünmekteydiler. Ayrıca Osmanlı’nın politika oluşturmaktaki beceriksizliği ve Sefer Bey ile Muhammed Emin arasındaki düşmanlıktan kaynaklanan iç çekişmeler Çerkeslerin İngiliz beklentilerine cevap verememesinin sebepleri arasındaydı.Barış görüşmelerinde İngilizler Rusların Batı Kafkasya’dan atılması için ısrar ettiler. Fransızlar ise tam tersine Ruslara karşı hoşgörülü bir tavır sergilediler ve bu noktada İngilizler istediklerini elde edemediler. Çerkeslerin savaş sırasında destek vermemeleri İngilizlerin onların bağımsızlığı konusunda ısrarcı olmamasına sebep oldu. 1857–1859 yılları arasında Çerkesya ile ticaret konusunda İngiliz ve Ruslar arasında yine bir diplomatik sorun yaşandı. Ancak, o günkü durum 1837 yılındaki durumdan çok farklıydı. Osmanlı topraklarında bulunan İngiliz tüccarları Kafkasya kıyıları ile yapılacak ticaretle çok ciddi bir şekilde ilgileniyorlardı. Buna rağmen İngiltere bir kez daha Kırım Savaşı’ndan sonra Karadeniz sahillerinde tekrar başlatılan Rus ablukasına karşı hoşgörülü bir tavır takındı. Malmebury’nin 1837 yılındaki söylemlerinde Paris Antlaşması ile Rusların Çerkesya üzerinde herhangi bir yeni hak iddia edemeyeceği vurgulanmasına rağmen Palmerston’unkilere benzer teorik söylemler de bulunmaktaydı.

Kırım Savaşı patlak verdiğinde Polonyalıların Kafkasya politikalarında yeni bir sayfa açılmıştı. Polonyalıların yeni politikalarında başlıca üç unsur göze çarpıyordu;
Çaykowski kişisel bir yaklaşımla Avrupa ile ilgili işlerde yalnız hareket etmek istemiş, diğer politikacıları mümkün olduğunca kendisinden uzak tutmaya çalışmıştı. Bu amacını hayata geçirmek için diğer politikacıların yönlendirileceği en uygun yerin Kafkasya olduğunu düşünüyordu. İşe 1853 yılında Polonyalılardan lejyonlar oluşturma amacıyla Bistrzonowski’yi Çerkesya’ya Sefer Bey’in yanına göndermekle başladı. 1854 yılında aynı politikayı Zamoyski’ye de uygulamak istedi Polonyalıların faaliyetlerine yönelik Avusturya’nın tavrı önemli bir etkendi. Osmanlı Devleti için Polonyalılardan Asya’da faydalanmak Avrupa’da faydalanmaktan daha kolaydı. Özellikle Danubya bölgesinde Avusturyalıların muhalefeti ile karşılaşılması kuvvetli ihtimaldi. Bu Prens Adam Çartoriski, Zamoyski ve İngiliz Hükümeti tarafından da rahatlıkla anlaşılabiliyordu. Polonyalılardan lejyonlar oluşturulması düşüncesinde Avrupa’da zorluklarla karşılaşılması halinde bu planın Doğu’da, özellikle de Çerkesya’da uygulanması daha uygun olacaktı. Hotel Lambert Grubu ve Clarendon arasında devam eden uzun pazarlıklar sonucunda 1854–1855 yıllarında tasarlanan projelerin ana hatları bu şekilde çizildi. Ancak Zamoyski’nin Avrupa’da bir tümen oluşturmayı başarması üzerine Sadık Paşa ve Çartoriski’nin düşünceleri değişti. Çaykowski’nin birliklerinin Ömer Paşa komutasında Çerkesya’ya gönderilmesinden vazgeçildi. Aslında Sadık Paşa Rus Ordusundan firar eden Polonyalı kaçaklardan üçüncü bir tümen oluşturmayı planlamaktaydı. Önce Anapa’daki Sefer Bey’e gitmeyi, daha sonra da Ömer Paşa’nın saldırılarına katılmayı planlamasına rağmen sonunda Avrupa’da kalmayı tercih etti. Kafkasya’da Polonyalı firarilerden kuvvet oluşturmasının kolay olacağı inancı Hotel Lambertçilerin ve Sadık Paşa’nın planlarında oldukça etkili olmuştu.

Çartoriski’nin destekçilerinden Lenoir’da Çerkesya konusunda uzman bir kişiydi. 1855 yılında İngiliz Dış İstihbarat Ofisinin izlediği tüm politikaların ardında Lenoir’in etkisi görülebilmekteydi.

Kırım Savaşı Batı Kafkasya açısından çifte önem taşımaktaydı; Rusların geri çekilmesi Kafkasya dağlılarının bağımsızlığını en azından bir süre daha garanti altına almıştı. 1855 yılından itibaren Fransızların gözdesi haline gelen Sefer Bey’in yeniden ortaya çıkışı Muhammed Emin tarafından başlatılan birlik hareketini engelledi. Bu Rusların işine yaradı.

Savaştan sonra Sefer Bey ve Muhammed Emin Osmanlı Devleti ve İngiltere nezdinde başarısız destek arama girişimlerinde bulunurken diğer Avrupalı güçlerden de profesyonel anlamda askeri destek talebinde bulundular. Bangya Sefer Bey’in temsilcisi sıfatıyla hareket ediyordu. Bangya’nın 1856 ve 1857 yıllarında giriştiği faaliyetler pek net olarak açıklanamamaktadır. Albay Teophile Lapinski komutasında yaklaşık seksen Polonyalı askeri Sefer Bey’in emrine sunan Bangya, Sefer Bey’in kendine ait yarı bağımsız bir bölge kurmasına yardımcı olmakla kendi kariyerini geliştirmeyi amaçlamıştı. Bangya bir Macar devşirmesi olan Ferhat Paşa (Stein) ile beraber hareket ediyordu. Ferhat Paşa bir Rus casusuydu ve Polonyalıların girişeceği harekat ile ilgili hazırlıkları Rus karargahına bildiriyordu. Yaklaşık bin kişiden oluşan bir kuvvetin saldırısını bekleyen Ruslar Natuhaç bölgesindeki kolonizasyon faaliyetlerini durdurdular. Polonyalılar planlarını henüz uygulamaya koymamalarına rağmen yapılan planlardan olumlu bir sonuç elde edilmişti.

Albay Lapinski’nin bataryası Sefer Bey’in Natuhaçları ile Rusların arasındaki savaşta yer aldı. Bangya’nın Ruslarla olan ilşkisini tespit eden Lapinski onu tutuklayarak İstanbul’a gönderdi. Ancak, Lapinski Sefer Bey ile Ruslar arasındaki ilişkilerinden bihaberdi. Bunun sonucunda Lapinski’nin birlikleri arasında iç çekişmeler başladı ve Polonyalı askerler kendilerini Şapsığ–Natuhaç, Sefer Bey–Muhammed Emin çatışmasının içinde buldular. Askerlerin bir kısmı Lapinski’nin Prens Adam Çartoriski adına anlaşma imzaladığı Muhammed Emin’in saflarına geçerken diğer bir kısmı Sefer Bey’in saflarında Kaldı

Bu durum Şamil’in 1859’da teslim olması ve hemen ardından Muhammed Emin’in de direnişi bırakması yüzünden fazla uzun sürmedi. Sefer Bey’in 1860 yılında ölmesi üzerine Polonyalıların harekat planları da rafa kaldırıldı. Lapinski İstanbul’daki Rus elçiliğinin hizmetine girdi.

Hotel Lambert Grubu kendi girişimleri olmamasına rağmen Lapinski’nin hareketlerine sempati ile bakıyordu. Prens Çartoriski’nin İstanbul’daki temsilcileri olan Z. Jordan ve W. Jordan hareketle özellikle ilgileniyor ve destek veriyorlardı. İstanbul’daki Polonyalı ajanlar hala aktif vaziyetteydi. 1862 yılında İngiltere’ye gönderilecek Çerkes delegelerin seyahat organizasyonunda yardımcı oldular. Bu delegeler daha sonra David Urquhart’ın Hotel Lambert Grubu ile bağlantılı olarak organize ettiği toplantıda bulunmuşlardı. 1861 yılında daha çok Bulgar sorunu ile ilgilenen Polonyalılar 1862 yılında İstanbul’daki Polonya misyonu vasıtasıyla Kafkasya’ya yönelik faaliyetlerde kayda değer çalışmalar yaptılar. İlk hedef olarak Kafkasya’daki yeni Polonya temsilcisi Kozieradzki’nin görüşleri doğrultusunda Rus tehdidi altında bulunan Çerkesler birleştirilmeye ve İstanbul’dan destek alınmaya çalışıldı. İkinci hedef ise Polonya’daki devrim hareketi ve Rusya’da ayaklanma beklentisiydi.

W. Jordan Çerkes hareketinin yönetimini üstlendi. Jordan’ın planları 1844 ve 1847’de yapılan planlara çok benziyordu. Tek fark Çaykowski’nin tercihi olan Kazak olgusuna hoş gözle bakılmıyordu. Aynı günlerde Urquhart’ın Çerkesya Komitesi cephane yüklü bir gemiyi Çerkesya’ya göndermeye hazırlanıyordu.1863 yılında Polonya’da ayaklanma patlak vermesi üzerine Kafkasya davası sadece kavramsal bir şekil aldı. Dikkatleri Kafkasya’ya yöneltmek Polonyalı ayaklanmacıların işine yarıyordu.

Batı Avrupalı güçlerin Rusya’ya savaş açacağı söylentisi Kafkasya’da yayıldı. Albay Prezewlocki önderliğinde bir grup Polonyalı subay Çerkesya’ya gönderildi. 1863 Eylül’ünden 1864 Mart’ına kadar Çerkesya’da kalan Prezewlocki dağlı hareketini örgütledi, onların kuvvetlerine öncülük yaptı ve direniş duygularını kamçıladı. Prezewlocki tüm Çerkesya Rusların eline geçene ve Osmanlı topraklarına sürgün başlayana kadar Çerkesya’dan ayrılmadı. Hotel Lambert Grubu 1863 Sonbahar’ında Kafkasya ile bağlantılı diplomatik kombinasyonlara dayanan bazı planlar yapmaktaydı. Planlar Galiçya karşılığında Balkanlarda Avusturya’ya toprak verme olasılığına dayanıyordu. Bu sayede Osmanlı’nın Kafkasya’daki kayıpları telafi edilmiş olacaktı. Fransız Hükümeti bu plan ve Polonyalıların Kafkasya’daki faaliyetleri ciddi bir şekilde ilgileniyordu.

5 Kasım 1863 tarihinde III. Napolyon’un yaptığı bir konuşma ile tüm Fransız politikası bir anda değişti. Konuşma Rusya’ya karşı olası bir savaş beklentisine son veren işaretler içeriyordu. III. Napolyon’un konuşması Kafkasya’daki çalışmalarında Polonyalılara destek veren Osmanlı Devleti’nin verdiği desteği çekmesine sebep oldu. Bu Polonyalıların başarısızlığının dolaylı da olsa gerçek sebebiydi.

1863 yılında İstanbul’da faaliyet gösteren Polonyalı demokratlar, özellikle de Milkowski gibi şahsiyetler Hotel Lambert Grubunun Kafkasya ile ilgili faaliyetlerine karşıydı.1830–1863 dönemi Avrupalı yazarlar arasında genel anlamda Çerkes partizanları ve Rus taraftarları olmak üzere iki karşıt görüş göze çarpmaktaydı. Bu dönemde Avrupalıların ilgisi defalarca bu coğrafyaya odaklanmıştı. Öncelikle 1830’larda Urquhart ve Çartoriski’nin başlattığı basın kampanyası ve daha sonra 1843–1846 arasında Şamil’in Ruslara karşı elde ettiği başarılar bu odaklanmanın sebepleriydi. Kırım Savaşı, Şamil’in mağlubiyeti ve sürgün bu odaklanmasının diğer sebeplerini oluşturmaktaydı.

Çerkeslerin Avrupa’da kazandığı sempatinin kaynakları çok çeşitliydi. Özgürlük için savaşan bir halka karşı duyulan liberal sempati, Doğu’da Rus yayılmasının yarattığı tedirginlik, birçok İngiliz politikacının inandığı gibi Kafkasya’nın yayılmacılığa karşı bir duvar teşkil ediyor olması ve Polonyalıların Rus karşıtı tavrı beslenen sempatinin başlıca kaynaklarıydı. O dönem jenerasyonunun romantik mantığı aslında tüm bu kaynakların temelindeki ana etkendi.

Çerkesya’ya duyulan sempati 1820’lerde Yunanistan’a beslenen sempatiye benziyordu. Bu sempati, mistik ve egzotik doğuya yönelik ilginin romantik unsurlarını içinde barındırıyordu. Şamil örneğinde olduğu gibi üstün nitelikli kişilerin yüceltilmesi ve Çerkeslerin orta çağlardaki idealizmin son temsilcileri olarak görülmeleri duyulan sempatinin artmasına sebep oluyordu. Konunun politik önem arzettiği İngiltere’de ve Polonyalı göçmenlerin muhafazakar kanadında Çerkeslere duyulan sempati doruk noktadaydı. Kırım Savaşı dışında kalan dönemde daha az da olsa benzer duyguların Fransa’da da olduğu söylenebilir. Almanya’da ise bu duygular daha çok edebi bir özellik sergilemiştir. İngiltere’de Urquhart, Spencer ve Oliphant, Almanya’da şair Bodenstedt Çerkesya konusunda eserler yazan popüler yazarlar arasındaydılar.

Diğer yandan Rus taraftarları Rusların Müslüman bir ülkeye medeniyet ve Hıristiyanlığı getirdiğini savunuyorlardı. Yarı resmi Rus yazarların yanısıra Neumann’ı da bu kategoride sayabiliriz. Ruslar tarafından politik suçlu olarak Kafkas cephesinde zorunlu askerlik hizmetine tabi tutulan Polonyalılar arasında dahi bu düşünceyi savunanlar bulunmaktaydı. Elbette iki aşırı ucun arasında orta yolu takip etmeye çalışan yazarlar da mevcuttu.İngiliz ve Polonyalıların faaliyetlerinin ana hedefi Batı Kafkasya’nın Rusya tarafından ele geçirilmesine engel olmaktı. Bu hedeflerini gerçekleştirmekte başarılı olamadılar ama yaptıkları çalışmalar Batı Kafkasya tarihinde çok belirleyici özellikler taşıdı. Ajanların verdiği sözler, dışarıdan gelen kamçılayıcı yaklaşımlar ve yardımlar Çerkeslerin Rusya’ya karşı direnişinin ömrünü uzatan etkenlerden bazılarıydı. Kışkırtıcı dış etkenlerin arasında İngiltere’nin yanısıra Osmanlı Devleti de aktif rol oynadı. Türkler her ne kadar Urquhart ve Çaykowski’nin telkinleri doğrultusunda hareket ettilerse de, Türklerin Kafkasya ile özel ekonomik ilişkileri ve İstanbul saraylarındaki pek çok kişinin kan bağının dağlılar üzerindeki etkisi şüphe götürmez bir gerçektir. Ancak, bu özel ilişkilerin etkisinin analizini yapmak oldukça zordur. Ayrıca Polonyalı ve İngilizlerin yürüttükleri çalışmaların da Kafkas – Rus Savaşı’nın uzamasında tam olarak nasıl bir rol oynadığını açıklamak kolay değildir.

III. Napolyon’un izlediği politikaların Batı Kafkasya’daki direnişin sonunu hazırladığı açıktır. 1856 Paris Konferansı’nda İngiltere’nin destek vermemesinin Çerkesya’nın geleceği üzerindeki etkisi çok olumsuz olmuştur. Rus gücünün Asya’daki yayılımını ve bunun Avrupa’nın izlediği politikalar üzerindeki dolaylı sonuçlarını saymazsak Çerkesya’daki savaşın Avrupa’daki yaşam üzerinde pek etkisi olmamıştır. Kafkasya sorunu Prens Adam Çartoriski ve destekçileri için bir umut kaynağı iken, Avrupa kamuoyu için sayısız gündem maddelerinden sadece birisi olmaktan ve önemsiz bir sempati duygusundan öteye gidememiştir. Burada bir tek nokta vurgulanabilir, o da Rus güçlerinin önemli bir bölümünün Kırım Savaşı boyunca özellikle Şamil’in kuvvetleri tarafından Kafkasya’da meşgul edildiğidir. Pek gözönünde bulundurulmamasına rağmen Rusların Kafkasya’da dağlılara karşı ayırdığı güç ile müttefiklere karşı Kırım Savaşı’nda kullandığı güç arasında bir karşılaştırma yapılırsa Çerkesya’daki savaşın Kırım Savaşı üzerindeki etkisi açıkça görülecektir.Çerkesya odaklı çalışmalar o dönem Avrupasının entellektüel tercihleri ile doğrudan ilintilidir. Çerkeslere duyulan sempati, romantik akım ve milleyitçilik arasındaki sıkı bağlar vurgulanmalıdır. Beslenen sempati duygusunun ardından Urquhart, Lenoir ve Lapinski’ninkiler gibi politik çalışmalar çıkmaktadır. Prens Adam Çartoriski’nin çalışmalarının ise bu duygusal kavramlarla bir ilişkisi bulunmamaktadır. O bu faaliyetlerin sonucunda Polonyalıların gerçek menfaatlerine uygun sonuçlar alınacağına inanmaktadır.

Ancak, yine de Hotel Lambert Grubu tarafından yapılan planlar bu romantik duyguların etkisinden kurtulamamıştır. Rusya’nın Kafkasya halkları tarafından işgal edilmesi düşüncesi bu romantik planların çok çarpıcı bir örneğidir. Bu grup Rusya ile savaşan Kafkasya ve Polonya arasındaki benzeşmeyi görmekten acizdir. Bu yüzden Çerkesya’daki anarşik ortamı başarısızlıklarına bahane etmişler, karşılarına çıkan her sivri yapılı kişiyle bir monarşi düzeni kurabilme hayaline kapılmışlardır.

1935 yılında Varşova’da yayınlanan “Sprawy Kaukaskie w polityce Europejskij” adlı eserden Cem KUMUK tarafından tercüme edilmiştir.

(1) Paris’in St. Louis banliyösünde 17. yüzyılda inşa edilmiş bir otel olan Hôtel Lambert 1843 yılında Prens Çartoriski tarafından satın alınmış ve Polonyalı liberal - aristokrat mülteci
fraksiyonunun (Wielka Emigracja )adı ile özdeşleşmiştir. Rus karşıtı politikalar izleyen ve Polonya ayaklanmasını organize eden bu grubun çalışmaları 1870 yılına kadar devam etmiştir. Grubun önde gelen isimleri arasında Stanislaw Barzikowski, Jozef Bem, Ludwik Bistrzonowski, Wojcieç Çarzanowski, Michal Çaykowski, Henrik Dembinski, Walerian Kalinka, Julian Klaczko, Karol Kniaziewicz, Teodor Morawski, Julian Ursin Niemcewicz, Ludwik Plater, Karol Sienkiewicz, J. Woronicz ve Ludwik Zwierkowski bulunmaktadır. (Çevirmenin notu).
(2) Michal Çaykowski sonradan din değiştirerek Müslüman olmuş ve Sadık adını almıştır.


Yorum yapın