Kafkasya Tarihi

Arap Devletlerinin Oluşum Sürecinde Çerkesler

Doğu Ürdün Emirliği ve Çerkesler Şerif Hüseyin'in isyanının ilk zamanlarında Arap dünyasında yaşayan Çerkesler bunun Halife'ye baş kaldırmak, dolayısıyle İslam dünyasında nifak çıkarmak anlamına geldiğini telakki ederek isyana katılmadılar. Bu isyana bir anlam veremediler ve Osmanlı Devleti'ne sadık kaldılar(1). Bu yüzdendir ki, Cemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'nda bölgedeki faaliyetlerine iştirak etmişler hatta isyancı Arap ve İngilizlere karşı Filistin ve Süveyş'teki çatışmalara katılmışlardır. Bu savaşlarda, Mirza Paşa komutasındaki 'Mücahidler' adlı gönüllüler Süveyş'te ve Vadi El Sır'da İngilizler'e karşı yaptıkları çatışmalarda başarılar elde ederken pek çok Çerkes de hayatını kaybetmiştir(2). Bu sadakatleri Osmanlı Devleti bölgeden fiilen çekilinceye kadar devam etmiştir.

Çerkesler daha sonra bölgelerine gelen Abdullah'ın yanında yer almışlardır. Abdullah Amman'a gelip Makar adlı tepede kurulan çadırlara yerleştiğinde Çerkesler O'na refakat ettiler ve O'nu iyi ağırladılar (3). Daha önce bölgeden çekilen Osmanlı kuvvetleri ile İstanbul'a giden Mirza Paşa da Amman'a dönerek Emir Abdullah'ın muhafızlığı işini üstlendi. Geleneksel giysileri ile korumalık yapan Çerkes birliğinin yanında bazı Çerkesler Emir Abdullah'a karşı gelen gruplarla yapılan mücadelelere iştirak etmişlerdir.(4) Bu olguda Amman'da yoğun olmalarının rolü olduğuna inanılmaktadır.(5)

Abdullah, Emirliği'ni ilan ettikten sonra ordu oluşturmaya başlayınca pek çok Çerkes orduya katılmıştır. Peake Paşa komutasındaki Arap lejyonunda Çerkesler içte isyancı kabilelere karşı dışta ise Vehhabilere'e karşı çatışmalara katılmışlardır. Daha sonra Arap lejyonunun başına gelen Glubb Paşa da, içte istikrarsızlık unsuru olan göçebe akınlarını kesmek, düzeni ve güvenliği sağlamak üzere kurumsallaştırdığı orduda Çerkeslere yer vermiştir.

Suriye'de Çerkesler Suriye'de bir Arap yönetimi kuran Emir Faysal, bir Çerkesle evli olduğu için Çerkesler tarafından sevilen ve saygı duyulan biriydi. Fransızlar'ın Faysal Emirliği'ne son vermek üzere Şam'a doğru hareket ettiğini haber alan Çerkesler, Mirza Paşa ve Said El Mufti gibi önde gelen şahısların komutasında oluşturdukları 400 kişilik birlikle Faysal'a yardım etmek üzere Şam'a doğru yola koyulmuştur. Fakat bu gruba, Muzayrib bölgesinde karşılaştıkları Araplar tarafından Şam'ın düştüğü ve gitmelerinin bir anlam ifade etmeyeceği söylenince geri dönmek zorunda kalmışlar ve Faysal bu hareketlerinden dolayı Mirza Paşa'ya şükranlarını ifade eden bir telgraf çekmiştir.(6)

Suriye'de durum Doğu Ürdün'den farklı bir yöne doğru yönelmişti. Faysal'ın emirliğinin Fransızlar tarafından sona erdirilmesi Araplar arasında Fransızlar'a karşı tepkinin oluşmasına sebep olmuştu. Fransızlar Suriye'de isyancı Arapların sebep olduğu huzursuzluğu sona erdirmek, güvenlik ve istikrarı sağlamak üzere 'Doğu Ordusu' adını verdikleri bir ordu oluşturdular. Fransızlar önceleri Dürzileri kendi tarafına çekmek ve onları orduda istihdam etmek istediyse de başarılı olamadılar. Daha sona Golan bölgesindeki Çerkesler, Ermeni, Kürt ve İsmaili gibi azınlıkları orduya alıp Arap isyanını bastırmaya çalıştılar(7). Çerkeslerin bu orduda yer alıp yerel Arap isyanlarının bastırılmasında kullanılmaları, Suriye'deki Çerkeslerin Doğu Ürdün'den farklı olarak yerel halk tarafından ve daha sonra kurulacak olan bağımsız Suriye hükümetlerince itibar görmemesine yol açmıştır(8). Daha sonra Fransızlar, manda idaresinin halk nazarında meşruiyet zemini oluşturması için Faysal'ın kayınbiraderi olan Çerkes Ahmet Naimi'yi hükümetin başına getirdiler. Fakat, bu uygulamanın Fransızların beklediği neticeyi verdiği söylenemez. Zira, şiddete dayalı olmasa da, Fransızlar'ın yönlendirdiği rejime halk nazarında yaygın bir muhalefet vardı. Ayrıca, manda yönetimi Çerkesleri bazı toplumsal sorunların çözülmesi amacıyla kullanmak istemiştir. Mesela, Çerkesleri Lübnan'a aktarıp onları Dürzilerle Lübnan Hıristiyanlar'ı arasında bir tampon olarak kullanmak istediler. Fakat Çerkesler buna mukavemet gösterince onların yerine Ermeniler bölgeye yerleştirildi.(9)

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Suriye halkının Fransızlara karşı vermiş olduğu bağımsızlık savaşında Çerkesler Araplarla birlikte savaşa katılmış ve bağımsızlığın kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuştur. Fransızlar'a karşı isyan hareketini başlatanlar arasında Sefer Kantemir adlı bir Çerkes subay bulunmaktaydı. Bu subay, Fransızların Halep'deki üslerini işgal ederek önemli başarılar kazanmıştır(10). Yine bağımsızlık sonrası Suriye ordusunun oluşturulması sırasında da bir çok Çerkes orduya katılmıştır. Savaş kabiliyetleri ve başarıları sayesinde orduda üst rütbelere yükselmişlerdir. Her ne kadar manda yönetimi sırasında bazı olumsuz olaylar ve uygulamalar Çerkesleri, Suriye Arapları nazarında handikaplı duruma düşürse de zamanla Suriye'nin bölgede vermiş olduğu askeri mücadeleleler, savaşlar ve milli davalarda Çerkeslerin diğer Arap vatandaşlarından farksız olarak çatışmalarda yer almaları ülkedeki itibarlarını arttırmıştır. İsrail'in kuruluşu sırasında Çerkesler diğer Araplar gibi savaşlara katılmışlardır. Suriye ve İsrail ordusunun 36 Temmuz 1951'de Tel Uzeyzat'daki savaşında, Cevat Anzor komutasındaki Çerkes birlikleri kanlı savaşlar yapmış ve büyük bir bölümü hayatını kaybetmiştir.(11)

Ürdün Haşimi Krallığı'nın Kuruluşunda Çerkesler Abdullah'ın yönetimi altındaki Doğu Ürdün'ün nüfusu 1940'da 325 bin kişiden oluşmaktaydı. Ülke nüfusunun % 95'i Arap olup Çerkeslerin nüfusu 10 bin civarındaydı.(12) Emir Abdullah'a 1928'de İngilizler tarafından verilen özerklik, ülkenin bazı hususlar hariç Haşimiler tarafından yönetilmesine imkan vermişti.(13) 1946 yılında Doğu Ürdün Emirliği'nin bağımsızlığını ilan etmesi ve Ürdün adını almasıyla Abdullah'ın idaresi altındaki topraklar Haşimi ailesinin bir krallığı oldu. Çerkesler, bu dönemde de ülkenin milli davalarına askeri ve siyasi olarak katkıda bulunmuşlar ve devamlı ön saflarda yer almışladır. 1948'de Yahudiler'e karşı Kudüs'ün savunulmasında yüzlerce Çerkes Fevzi Kaviku komutanlığındaki Arap Özgürlük Ordusu'na katılmış ve Şaron bölgesindeki çatışmalarda yer almıştır.(14)

Ürdün Krallığı'nın kuruluşundan birkaç yıl sonra, Batı Şeria'nın Ürdün'e ilhak edilmesinin ardından başlayan kargaşa döneminde,(15) Kral Abdullah hükümet idaresini Çerkes olan Said El Mufti'ye bırakmıştır. Tecrübeli Müfti'nin almış olduğu önlemler sayesinde olaylarda durulma gözlenmiştir. Bunun yanında, anavatandan sürülmenin ve göç etmenin anlamını iyi bilen Çerkesler İsrail'in kurulması ile vatanlarından göç etmek zorunda kalan Filistinlilere yardım etmişlerdir. Bu da gösteriyor ki, Çerkesler Arap halkının (İslam dünyasının) ve üzerinde yaşadıkları toprakların tüm sorunlarına içtenlikle ortak oldular ve ellerinden ne geliyorsa en iyisini yapmaya çalıştılar. Örneğin, Arap-İsrail Barış görüşmelerinin bir toplantısında Ürdün delegesi olarak katılan Münir Subar (Şobruko) Filistin halkının davasını savunan bir konuşmasında, '....Filistin halkını yürekten savunuyorum. Çünkü hem bir Ürdün'lü hem de bir Çerkesim. Filistinlilerden yüzyıl önce yurdundan koparılmış olan Çerkes halkının bir çocuğuyum. Bu nedenle de sanırım ki, Filistinlilerin durumunu hepinizden daha iyi anlıyorum'(16) diyerek Çerkes kimliği ile Filistin halkının yanında yer almıştır.

Ürdün Çerkesleri resmi makamlarla çok iyi ilişkiler içinde olmuşlardır. Haşimi Krallığı'nın kurulmasından bu yana hiçbir Çerkesin ayırımcılığa tabi tutulduğu görülmemiştir. Zaten Çerkesler de kendilerini azınlık olarak görmemişlerdir.(17) Anayasal olarak kendilerine siyasi hayatta adil ve eşitliği gözeten haklar tanınması ve parlamentoda 2 kişilik kontenjan sağlanmasına(18) rağmen Çerkeslerin etkinliği Ürdün'deki nüfus oranlarıyla karşılaştırılamayacak düzeydedir. Eğitimi teşvik etmeleri sebebiyle bürokrasi ve devletin çeşitli kademelerinde görev almaya başlamışlardır. Mesela, 1938'de Ürdün Emirliği sırasında İngiliz olmayan memurların %7.3'ünü Çerkesler oluşturmaktaydı.(19) Başbakanlık, bakanlık yapan Çerkeslerin yanısıra silahlı kuvvetlerdeki çeşitli kademelerde, polis teşkilatında, diplomatik görevlerde ve parlamenter hayatta pek çok Çerkes etkili olmuş ve ülke çapında tanınmıştır. Öyle ki, 1947 ile 1965 yılları arasında parlamenter hükümetler sırasında Ürdün'de kurulan 33 hükümetten 26'sında bir veya daha fazla Çerkes görev almıştır.(20)

a) Ürdün'e Son Çerkes Göçü

1948 yılında Abdülkerim Sava Bzuka adlı Ürdünlü bir Çerkes, Roma'dan ülkesine gelerek, içişleri Bakanı Çerkes Abbas Mirza Paşa'dan, Kral Abdullah'a, Roma'da bulunan Çerkes sığınmacılara iltica hakkı tanınmasını rica etmesini istedi. Bu Çerkesler, II. Dünya Savaşı sırasında vatanlarını kurtarmak için Sovyetler Birliği'ni işgal eden Almanlarla işbirliği yapmışlardı. Savaş sonunda Vatikan'dan sığınma istedirler. Vatikan onlara sığınma hakkı tanıdı ve Müttefikler'le Sovyetler Birliği arasındaki değişim anlaşmasına rağmen onları bu anlaşmadan muaf tuttu. Bu sığınmacılar uzun süre Vatikan'da kaldılar. Bzuka'nın girişimleri üzerine Ürdün'e getirildiler. O sırada mali zorluk içinde bulunan Ürdün hükümetinin harcamalarına katkıda bulunmak üzere Ürdünlü Çerkesler yardım kampanyası düzenlediler. İlk olarak getirilen Bjeduğ kabilesine mensup 38 Çerkes'den sonra 86 kişilik Kabardey de Ürdün'e getirilip Ürdün vatandaşı yapıldı. Bunların bir kısmı daha sonra Amerikan Tolstoy Vakfı'nın çabaları ile Amerika'nın New Jersey eyaletinin Paterson şehrine götürülerek yerleştirildiler.(21)

b) Çerkeslerin Ürdün'deki Sosyal Durumları

Eğitim ve Mesleki Durumları

Ürdün'de yerleşik hayatın nüvesini oluşturan Çerkes köylerinin büyüyerek şehirler haline gelmesi Çerkeslerin sahip oldukları arazilerin değerlenmesine, dolayısıyla gelir düzeylerinin yükselmesine sebep olmuştur. Zamanla tarımsal faaliyetleri terk ederek şehirleşmenin sunduğu ticaret, zanaatkarlık ve profesyonel meslekler gibi iş kollarında çalışmaya başladılar.

Ürdün'deki Çerkeslerin eğitim düzeyi genel olarak yüksektir. Birçoğu anadili ve Arapçanın yanında içerisinde Türkçenin de yer aldığı yabancı dilleri konuşabilmektedir. Yüksek öğrenim gören Çerkeslerin bir bölümü diğer Arap ülkeleri, Türkiye, Batı Avrupa ve Amerika'da tahsil görmektedir. Ayrıca bazı Çerkes öğrenciler ise 1970'li yıllardan sonra Nalçık ve Mahaçkale üniversitelerinde yüksek öğrenim görmek için anavatanlarına gitmiştir.(22) Yüksek öğrenim gören Çerkesler daha çok mühendislik ve doktorluk gibi fen bilimlerini tercih etmektedirler.(23) Bunun yanında Ürdün'de Çerkeslerin en çok rağbet ettiği mesleklerden bazıları ise subaylık, polis teşkilatı mensubu olmak ve diplomatlıktır.

Sosyal Faaliyetleri

Ürdün'de yaşayan Çerkesler kimliklerini muhafaza etme, sonraki nesile aktarma ve aralarındaki dayanışma ve yardımlaşmayı artırma amacıyla örgütlenme faaliyetlerine girişmişlerdir. Bu tür örgütlenmelerin en önemlisi 'El Cemiyye'l Hayriyye Eş Şerkessiyye' (Çerkes Yardımlaşma Derneği) adlı dernektir. 1932 yılında kurulan bu derneğin merkezi Amman'da olup Çerkeslerin yoğun olduğu Vad'is Sır, Navr, Suveyleh, Cereş, Ruseyfe ve Zerka'da şubeleri vardır. Son yıllarda üye sayısı birkaç bini bulan bu dernekte daha çok emekli devlet memurları ve profesyonel meslek sahipleri faal olarak çalışmakta ve idarecilik yapmaktadır.(24) Bu derneğin kadınlar kolu da faaliyetleri ile dikkat çekmekte ve fahri başkanlığı Kral Hüseyin'in kızı Aliye yapmaktadır. Ayrıca, Çerkes gençlerinin kurmuş olduğu çeşitli gençlik ve spor kulüpleri de vardır.

Çok yaygın ve güçlü olmamakla birlikte, Çerkeslerin çıkarmış olduğu yayınlar da sosyal faaliyetler açısından önemli bir yer tutmaktadır. Çerkes Yardımlaşma Derneği, 'El Vaha' adlı Arapça bir dergi yayınlamakta ve bu dergi ile hem faaliyetlerini duyurmakta hem de tarihi, kültürel ve sosyal olaylara derneğin bakışını ifade etmektedir. Aynı derneğin Vad-is Sir şubesi de Arapça ve Çerkesçe olarak 'El İhve Zequecsniqh' (Kardeşlik) adlı bir dergi yayınlamaktadır. Bunun yanında Çerkes kültürü ve tarihi ile ilgili çeşitli şiir, roman ve hikaye kitapları da yayınlanmaktadır.

Çerkeslerin Ürdün'de kendilerine ait okulları da mevcuttur. 1974 yılında Amman, Vad-is Sir ve Navr arasındaki bir bölgede Çerkes Yardımlaşma Derneği kadın kolları tarafından bir okul inşa edilmiştir. Bu okula, Kraliyet ailesine olan saygıyı ifade etmek için Kral Hüseyin'in oğlu Prens Hamza'nın adı verilmiştir. Okulda öğrencilere normal müfredatın yanında Çerkesçe dersi verilmekte ve her tatilde öğrencilerin bir bölümü Kuzey Kafkasya'ya gönderilmektedir.

Meclis-i Aşair

Meclis-i Aşair, Arap halkı ile ilişkileri düzenlemek, Çerkesler arasında dayanışma ve birlikteliği sağlamak ve bazı kural ve ritüelleri takip etmek amacıyla bizzat devletin teşvik ettiği bir kurumlaşmadır. Sosyal hayatta Çerkesler arasındaki ilişkilerin sağlanmasında, düğün ve cenaze gibi merasimler için hizmet verilmesinde önemli fonksiyonu bulunmaktadır.' Çerkesler arasındaki anlaşmazlık ve sürtüşmelerin halledilmesinde de rol alan bu kurum, Çerkesler ile devlet arasında organik bir bağ oluşturması bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca kurum, Çerkes geleneklerinin uygulanması ve şekillerinin tespit edilmesine de katkıda bulunmaktadır. Bu tür kurumlaşmalar Ürdün'de sıkça rastlanan bir olgu olup Ürdün'ün kabilesel sosyal yapısı ile devlet idaresini aynı zeminde buluşturma açısından fonksiyoneldir. Nitekim, Ürdün'lü bir Çerkes bu kurumun fonksiyonunu şöyle ifade etmektedir:

"Çerkeslerin yapması gereken bir kabile olmaktı. Çünkü burası kabileler ülkesidir, bu yüzden hükümeti kendileri için kıstıracak ve Çerkeslerin menfaatlerini önde tutacak bir lider seçmek zorundayız. Başka kabileden birisini Kral'a yürürken gördüğümüzde kızmayıp bir de kendi temsilcimizi o tür ortama çıkartıp, ona destek olmalı ve onu cesaretlendirmeliyiz."(25)

ÇERKESLERİN ULUS-DEVLET İÇERİSİNDE BİR AZINLIK OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

Farklı Bir Ulus-Devlet Tecrübesi: Ürdün Örneği

Modern anlamda devletlerin temelinde, uzun bir zaman sürecinde oluşmuş çeşitli birikimlerin toplumdaki geleneksel yapıyı değişmeye zorlaması ve sınıfsal değerlerle örtüşen ideolojilerin siyasal birimleri ortaya çıkarması gerçeği yatmaktadır. Bilhassa kapitalist üretim tarzının siyasi ve sosyal düzen ve sosyal düzen ve istikrar gerektirmesi ve bu üretim tarzının sözcüsü olarak orta sınıfın (Burjuvazi) sosyal yapıyı belirginleştirme arzusu, ortak mirasa sahip toplumları milletleşmeye; geleneksel siyasi birimleri de devletleşmeye doğru sürüklemiştir. XIX. yy'da Avrupa'da ortaya çıkan ulus-devletler bu tür bir süreç sonucunda oluşmuşlardır. Modern devletler, toplumsal özgüllüğü ifade eden 'millet' kavramı üzerinde oturtulduğu için homojenleşme ve merkezileşme ön plana çıkmış ve etnik, kültürel, dilsel ve dinsel farklı unsurların tedriç ve tefrik edilmesi her yönüyle millileşmenin bir zarureti olarak görülmüştür.(26)

Ulus-devletlerin inşa edilmesinde milletin seferber edilmesi, milli ekonomilerin oluşturulması, meşru siyasi düzenin kurulması, milliyetçi ideolojilerin katalizör olarak sivrilmesi göze çarpan en belirgin özelliklerdir. Ulus-devletler kuruluş aşamasında çeşitli sancılar geçirmelerine rağmen, Batı tecrübesinde ortak bir milli kimlik, vatanseverlik, ülkeye itaat gibi kavramlar gelişmiş olduğundan bu sancılar derinlik kazanmamış sadece siyasi ve idari kurumların oluşturulması devletlerin inşası için yeterli olmuştur. (27) Oysa ki, Ürdün'ün durumu bundan çok farklıydı. Sınırları kolonyalist Batılı ülkeler tarafından yapay bir şekilde çizilmiş olan ve millet kavramının çok farklı bir anlam kazandığı bu topraklar üzerinde milli kimlik oluşturmak yine kolonyalist müdahaleyi gerektirmiştir.(28) Başka bir deyişle, Ortadoğu'da Mısır, Türkiye ve İran dışında milli kimliğin oluşmadığı ülkelerde devlet kurma süreci zorluklarla karşılaşırken en büyük zorluğu sınırlarının suniliği ve milliyet-altı ve milliyet-ötesi kimlik ve sadakatlerin mücadelesinin baskın olması dolayısıyla Ürdün yaşamıştır.(29) Bu zorlukların da ötesinde, Ürdün'deki egemen otorite, yapay bir şekilde çizilmiş sınırlarla belirlenmiş olan toprakla organik bir bağ kurulması gereken vatandaşlık bilincinin oluşması için gayret sarfetmek zorunda kalmıştır.(30)

2. Bir Milletin Parçası Olarak Çerkes Azınlık

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Ürdünlü Çerkesler kendilerini azınlık olarak telakki etmemektedirler. Bu tür tavır sergilemelerinde, Ürdün'deki siyasi otoritenin toplumdaki azınlıklara karşı asimilasyoncu bakışa sahip olmaması ve siyasi ve toplumsal alandaki kimlik kaynaklarını daha çok kabilelerin oluşturmasının rolü vardır. Ürdün'deki etnik kimliğin kendini modern anlamda ideolojik zemine oturtulmuş 'milliyet' tanımına dönüştürmeyip daha yaygın ve uygun olan 'kabile' yapısına yönelmesi, azınlık olarak Ürdün'deki Çerkeslerin modern ulus-devletlerde menfi bir unsur olarak algılanıp asimilasyona uğratılan azınlıklarla aynı akıbeti paylaşmamasını sağlamıştır.(31)

Öte yandan, Ürdün'deki egemen otoritenin devletleşme yöntemi ve toplumdaki sui generis yapılaşma Çerkeslerin devletleşme sürecine bir azınlıktan beklenmeyecek şekilde katılmasını tam olarak açıklamaya yeterli değildir. Bunu bir de Çerkeslerin üzerinde yaşadığı topluma bakışı ve egemen otoriteye karşı yaklaşımı cephesinden değerlendirmek gerekmektedir. Ulus-devletlerin oluşması ve milletlerin inşasında baskın etnik, kültürel veya dini çoğunluğun azınlıkları dışlayıp asimile etmeye alıştığı, diğer yandan azınlıkların da millet olma ve devlet kurma sürecinde engelleyici bir öğe olarak ortaya çıktığı genel olarak alışılmış bir durum iken, bir azınlık olarak Ürdün Çerkeslerinin bu genel kabulün tersine bir tavır sergilemeleri dikkatlerin Çerkeslerin üzerine yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Ürdün'deki devletleşme sürecinde, genel teorik kabullerin aksine bir azınlık olarak Çerkeslerin kendilerini egemenin taşıdığı değerlerle özdeşleştirmesi ve ona, egemenliği altında bir devlet kurma mücadelesinde destek olmaları daha çok Çerkeslerin diaspora hayatının ve diasporadaki siyasal tavırlarının incelenmesiyle anlaşılabilir.

Ürdün, devletleşme sürecinin başlarında (Faysal'ın Suriye Krallığı'nın çöktüğü ve Abdullah'ın Ürdün'e doğru yola çıktığı dönemde) toplumsal, iktisadi ve siyasal istikrarsızlık ve kaos içindeydi. Kaos öylesine derinleşmişti ki, bir yanda Faysal Krallığı'nın yeniden canlandırılması için mücadele eden Arap milliyetçileri diğer yanda uzun yıllar Ürdün topraklarında en önemli güç unsuru olan ve bu güçlerini korumaya çalışırken birbirbirleriyle çatışan kabileler ve de önemli bir kısmını Çerkesler ve Hıristiyan köylülerin oluşturduğu kentsel ve kırsal yerleşik halk kendi çıkarlarını korumanın mücadelesini veriyordu. Mallarının ve canlarının güvende olmadığı bu ortamda Çerkesler, herşeyden evvel istikrarı sağlayabilecek kadar güçlü olarak bölgelerine gelen, Şerif Hüseyin'in büyük oğlu Abdullah'a destek olmanın kendileri için bir fırsat olduğunun farkında idiler. Bu yüzden Çerkesler, Abdullah'a Ürdün topraklarına girdiğinden itibaren destek olmuşlar ve devamlı yanında olmuşlardır. Bu tavır, Çerkesler açısından pragmatik bir yaklaşım olarak görünse bile Abdullah için fırsatlar ve kolaylıklar getirmiştir. Zira Abdullah, Çerkeslerin desteği sayesinde bilhassa Ürdün nehri civarındaki muhalif kabilelere karşı denge oluşturmuş ve meşruiyet kazanmıştı. Bir bakıma karşılıklı çıkarlara dayanan bu ittifak, Çerkeslerin Emir Abdullah'ın muhalifleriyle yapmış olduğu çatışmalarda en önlerde yer almaları ile somutlaşmıştır. Diğer yandan, Emir Abdullah da onlara karşı korumacılık ilişkisini kullanmıştır. Bu yüzden Abdullah'ın, daha gelişmiş ve müsait olan Ürdün nehrinin batı kıyısındaki yerleşim yerlerini değil de Çerkeslerin yoğun olarak bulunduğu Amman'ı başkent olarak tercih etmesi tesadüf değildir.

Çerkesler, geleneksel değerleri dolayısıyla kendi aralarındaki bağlara ve çeşitli vesilelerle yakınlık duydukları kişi ve toplumlarla olan ilişkilerine çok önem verirler.(32)

Bu açıdan bakıldığında da Çerkeslerin Şerif Hüseyin'in ikinci karısı (oğlu Zeyd'in annesi) bir Çerkes olan Adleh Hanım'dır.(33) Ayrıca Şerif Hüseyin'in oğlu Faysal da bir Çerkesle evliydi.(34) Bu nedenle Çerkesler, gerek Suriye'de gerekse de Ürdün'de Haşimi ailesinin hep yakınında olmuş ve gönüllü olarak Abdullah'ın muhafızlığını üstlenmişlerdir. Göz ardı edilmemesi gereken önemli bir husus da Şerif Hüseyin'in ailesinin Hz.Muhammed'in soyundan gelmiş olması ve yıllarca Kabe'nin ev sahipliğini yapmasıdır. Diğer yandan, Ürdün'deki Çerkeslerin Kafkasya'dan göç etmelerinin nedeni olarak dini kimliklerini göstermeleri, yaşadıkları Müslüman ülke toprağına daha sadık olmalarına gerekçe teşkil etmiştir.(35)

Diaspora Çerkeslerinin en belirgin özelliklerinden birisi de üzerinde yaşadıkları toprakların menfaatlerini korumada bencil olmamaları ve ülkeye sadık kalmalarıdır. Diğer bir deyişle, bulundukları her yerde azınlık olarak hayatlarını sürdürmelerine rağmen hiç bir zaman iktidarlar için problemler çıkarmamışlardır. Bunun tek istisnası Sovyet rejimi altında yaşayan Çerkeslerdir. Çerkesler, Sovyet rejimi zamanında anavatanları olan Kuzey Kafkasya'da azınlık durumunda idiler(36) ve fırsat buldukça Sovyet rejimi ile mücadele etmekdeydiler. Mesela, II. Dünya Savaşı sırasında bir kısım Çerkes anavatanlarının özgürlüğü için Almanlarla işbirliği yapıp Sovyetler'le savaşmıştır. Bunun dışında, diasporadaki Çerkesler kendilerini sadık vatandaş olarak ispat etmişlerdir. Bir başka çarpıcı örnek de İsrail'deki Çerkeslerin durumudur. İsrail'deki Kfarkama ve Reyhaniye adlı iki yerleşim merkezinde yaşayan Çerkesler sadık birer İsrail vatandaşıdırlar ve sadakatleri İsrail Devleti tarafından da kabul edilmektedir. Nitekim, İsrail'de önemli bir azınlık olan Araplar askere alınmazken Çerkesler Dürzilerle birlikte askere alınmaktadırlar. Diğer yandan, Ürdün nehrinin doğu yakasındaki Çerkesler de İsrail'le çatışan menfaatleri olan Ürdün Haşimi Krallığı'nın sadık vatandaşıdırlar.

SONUÇ:

Bu çalışmada, Çerkeslerin genel hayat tarzları ve toplumsal yapılanmaları tarihsel süreç içerisinde ele alınarak onların bugünkü Ortadoğu toplumlarındaki durumlarının tahlil edilmesi amaçlanmıştır. Azınlıkların toplumsal bütünleşme ve devletleşme süreci içerisine giren devletler için olumsuz faktör olarak öne çıkması, hem modern ulus-devlet oluşturma sürecinin hem de azınlık psikolojisinin birleşik bir neticesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern ulus-devlet oluşturma sürecinde ırka dayalı milli kimlik ve milli devletlerin oluşumu, azınlıkların kimliklerinden feragat ederek oluşturulmaya çalışılan bütünleşmeye katılmasına veya bu sürecin dışında tutulmasına sebep olmuştur. Fransız İhtilali ile başlayan bu süreç Fransa topraklarında yaşayan Brötan, Bask, Alman ve Valonların Fransız; Almanya topraklarındaki Yahudi ve Lehlerin ise Alman olarak kabul edilmelerini gerektirmiştir. Bu süreç, kimliklerini ve kültürlerini korumak isteyen azınlıklar için sorunlar doğurmuştur. Neticede, ulus devletlerdeki egemen otorite ile azınlıkların zımmi veya açık bir çatışması kaçınılmaz olmuştur. Bu olgu XX. yüzyıla damgasını vuran ulus-devletlerin en önemli problemlerinden biri olarak karşımıza çıkmıştır.

Öte yandan, bir azınlık olarak Çerkeslerin bazı ulus-devletlerdeki azınlıkların sergilemiş olduğu tutum ve tavırları sergilemediği gözlenmiştir. Topraklan üzerinde yaşadığı ülkenin sadık vatandaşı olmayı reddetmemeleri hatta, o ülkenin oluşturulmasında çoğunluğu oluşturan toplumsal kesimden geri kalmamaları, XX. yüzyılın önemli olgularından biriyle çelişmektedir. Yeryüzünde anavatanlarının dışında yaşadıkları bütün topraklarda aynı tutum ve davranışı göstermeleri bu farklılığın sebebinin daha çok Çerkeslerin diaspora hayatını algılayışının bir sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Gerçekten de Çerkesler, Kuzey Kafkasya'da yabancıların tahakkümü altına girmeyi her ne şartla olursa olsun reddederken göç etmiş oldukları topraklardaki farklı milli oluşumlara destek olmuşlardır.

Diaspora, Çerkesler için hiçbir zaman anavatanın yerini almamıştır. Üzerinde yaşadıkları ülke neresi olursa olsun onun sadık vatandaşı olmanın yanında anavatanları ile kimliklerini özdeşleştirmişlerdir.(37) Bugün Avustralya'dan Kanada'ya kadar uzanan dünyanın pek çok yerindeki Çerkesler altı veya yedi nesil öncesinden Kuzey Kafkasya'dan ayrılmalarına rağmen hala kendilerini Kuzey Kafkasyalı ve kabile isimleri ile tanımlamaktadırlar.(38) Bu duygulan taşırken üzerinde yaşadıkları ülkelerin sadık birer vatandaşı olduklarını gizlememektedirler. Hatta kendi dedesinin Ürdün'ün devletleşmesinde önemli katkıda bulunuşuyla övünen Çerkeslerin olması, bu iki gerçeğin aynı anda nasıl var olabileceğini göstermektedir.(39)

Çerkeslerin Türkiye Kurtuluş Savaşı'ndaki katkılarını da göz önünde bulundurursak yukarıda izah edilmeye çalışılan olgu daha iyi bir şekilde anlaşılacaktır. Şüphesiz, Çerkeslerin bu tür davranış sergilemelerini sadece Çerkeslerin diaspora hayatını algılayışları ile açıklamak yetersiz kalmaktadır. Bunun yanında, göç ettikleri ülkenin Müslüman olması Çerkeslerin o ülkeye daha çabuk ve kolay bir şekilde uyum sağlamasına ve sadakat göstermesine sebep olmaktadır. Ayrıca, bulundukları ülke yönetimi ile organik bir bağa (evlilik v.s.) sahip olmaları sadakatlerinin daha da kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. Zira, Çerkesler arasında aile, kabile ve yakın çevre ile olan ilişkiler üst düzeyde tutulmakta ve insan ilişkilerinde belirleyici bir rol oynamaktadır.

Çerkeslerin azınlık olarak Ortadoğu'daki durumu bölgenin sosyal yapısı hakkında bazı ipuçlarını da ortaya çıkarmaktadır. Aslında Ortadoğu ülkelerinde, Çerkesler dışında azınlık olan bir çok etnik grup vardır. Ermeniler, Süryaniler, Kiptiler, Dürziler gibi azınlıklar Ortadoğu toplumlarının bir parçası durumundadırlar. Azınlıkların sayısının çok olduğu Lübnan'da azınlıklar toplumsal kaosa sebep olurken yine birkaç azınlığa sahip Ürdün'de azınlıklar düzeni sarsacak bir hareketin içerisine girmemişlerdir. Çerkeslerin azınlık olarak sergilemiş olduğu tavır, ulus-devletlerdeki hakim milli kimlik ile azınlıklar arasındaki teoride kabul edilmiş sürtüşmenin her durum için geçerli olmadığını gözler önüne sermesi bakımından dikkate değerdir.

(*)(M. Celal Sarıçam – Ürdün Çerkesleri, Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı Yay., İstanbul, 1998, s:83-97).
(1) Shauket, Mufti – Heroes and Emperors in Circassian History, Mektebetu Lübnan, Beirut, 1982, s:323. T.E.Lawrence Churcill'e, Abdullah'la görüşmeden önce, Kudüs'te brifing verirken Çerkesler hakkında, '...Yerlerini kılıçla elde tutarlar ve Türkler lehine (l. Dünya Savaşı'nda) yer aldılar' şeklindeki sözleriyle Çerkesler'in Osmanlı Devleti'ne olan sadakatlarını dile getirmektedir. (T.E. Lavrence, Seven Pillars of The Wisdom, Dorset Press, Landon 1988, s:340.
(2) M. Kheir, Haghandouga – The Circassians, Amman, 1985, s:62.
(3) Mufti - a.g.e., s:324.
(4) Haghandouga - a.g.e., s:64. Çerkes Muhafız Birliği günümüzde de kurulduğu andaki şekliyle görevini devam ettirmektedir. Abdullah'a isyan eden Sultan Advan'ın başkente saldırması sırasında Çerkes birliği Emir'i saldırı bertaraf edilinceye kadar korumuş ve Sultan Adan'ın çabaları sonuç vermemiştir. (Mufti - a.g.e., s:325).
(5) Mufti - a.g.e., s:325. Emir Abdullah'ın Amman'ı başkent olarak seçmesinin başka bir nedeni olarak da Emir Abdullah'ın Es Salt bölgesindeki kabilelerin kendisine muhalefet edecekleri hissine kapılarak Çerkes ve Çeçenler'in desteğinde kendisinin daha güçlü olacağını ümit etmesidir. (Nurit Kliot ve Arnon Soffer - 'The Emıergence of a Metropolitan Core Area in a New State - The case of Jordan', Asian and African Studies, Vol: 20, 1986, s:217-235).
(6) Haghandouga - a.g.e., s:63; Mufti - a.g.e., s:324.
(7) Cari, Brockelmann - İslam Ulustarı ve Devletleri Tarihi, (Çev: Neşet Çağatay), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1992, s:406; Mufti – a.g.e., s:326.
(8) Bu durum Ermeni, Kürt ve İsmaili'ler için de aynıdır. Toplumsal olarak göreceli itilmişlik Suriye'li azınlıkların birbirlerine yakınlaşmasına sebep olmuştur. Nitekim kendisi ile görüştüğümüz ve Avusturalya’da yaşamış olan bir Çerkes, Avusturalya’da tanıştığı Suriyeli bir Ermeninin, Çerkes olduğunu söylediğinde kendisine pek saygılı ve sıcak bir şekilde davrandığını hatta daha sonraları onun bulunduğu yerlere her girişinde dostluğunu göstermek için diğer Ermenilerle beraber ayağa kalktığını ifade etmiştir.
(9) Mufti - a.g.e., s:326.
(10) a.g.e., s:237.
(11) a.g.e., s:329.
(12) Celal Tevfik Karapasan - Filistin ve Şark'ül Ürdün, Ahmed İhsan Matbaası, İstanbul, 1942, s:205. Aynı esere göre 10 bin kişilik Çerkes nüfusunun 2 bin kadarını Çeçenler oluşturmaktadır. (a.g.e., s:205)
(13) İngilizler o dönem Ürdün'de dış siyaset ve hazine idaresinde yetkileri üzerine almıştı.
(14) Mufti - a.g.e., s:329.
(15) Ürdün'ün Batı Şeria'yı ilhak etmesi S. Arabistan, Mısır ve Irak gibi diğer Arap ülkeleri tarafından kınanmış ve Filistinliler Ürdün yönetimine karşı kızgınlıklarını yansıtmaya başlamıştı. Bu olaylar neticesinde Ürdün'de bir dönem kargaşa hakim olmuştur.
(16) Sefer E. Berzeg - Gurbette Kafkasya-III, Devran Matbaası, Ankara, 1989, s:5. Aynı yazar, Ürdün'deki gezisi sırasında ziyaret ettiği bir Çerkes okulunda küçük öğrencilerin hazırladığı bir Filistin köşesinden halletmektedir. (a.g.e., s:5).
(17) Haghandouga - a.g.e., s:48.
(18) Kamal Abu Jaber - 'The Jordanian Parliament', Man, State and Society in the Contemporary Middle East, Jacob Landau, (Yay) Praeger Pebüshers. New York 1972, s:94
(19) Kamal Salibi - The Modern History of Jordan, l.B. Tauris, London, 1993, s:41.
(20) a.g.e., s:41.
(21) Haghandouga - a.g.e., s:49. Bu Çerkesler halen Paterson'da yaşamakta olup Adigece-İngilizce yayınlanmakta olan 'Circassian Star' (Zhuaghu) adlı bir dergi çıkarmaktadırlar.
(22) Sefer E.Berzeg - a.g.e., s:7.
(23) a.g.e., s:7.
(24) a.g.e., s:10 Ürdün’deki izlenimlerini anlatan yazar, ziyareti sırasında derneğin başkanının daha önceden Ürdün'ün Ankara Büyükelçiliğini yaptığı sırada tanışmış olduğu eski büyükelçi Birmamıt Fevvaz Mahir olduğunu ifade etmektedir. (a.g.e., s:16).
(25) Bali Bekheş-Disjuncture in Ethnicity:Negotiating Circassian Identity in Jordan,Turkey and The Caucasus New Perspevtives on Turkey, Spring 1995, No:12s:85
(26) Fawzy Mansour - The Arab World: Nation, State and Democracy, Zed Books, London 1991, s:..
(27) James A. Bill & Robert Springborg - Politics in The Middle East, Harper Collins Publishers, 1994, s:38-39; Sami Zubaida - Islam: The People & The State, I.B. Tauris, New York, 1993, s:48.
(28) Benedict Anderson - Imagined Communities, New Left Books, New York, 1991, s:170-174.
(29) Michael C.Hudson - Arap Politics: The Search For Legitimacy, Yale University Press, New Haven, 1977, s:210; Billi ve Springborg - a.g.e., s:39.
(30) Ali Bulaç - Modern Ulus Devlet, İz Yayınları, İstanbul, 1995, s:48.
(31) Shami, Seteney–Disjuncture in Etnicity: Negotiating Circassian Identity in Jordan, Turkey and Caucasus", New Perspectives on Turkey, Spring, 1995, s:86-87.
(32) Osmanlı İmparatorluğunun Çerkeslere gönderdiği Ferah Ali Paşa'nın Çerkeslerle iyi ilişkiler kurmak ve aralarındaki dostluğu sağlamlaştırmak için kendisinin önde gelen Çerkes kabilesinden bir kızla evlenmesi ve askerlerini de bu tür evlilikler yapmaya teşvik etmesi Çerkesler'in bu özelliğinin ehemmiyetini göstermektedir.
(33) Salibi - a.g.e., s:68.
(34) Mufti - a.g.e., s:327.
(35) Setenay - a.g.m., s:87.
(36) Sovyetlerdeki Çerkes sayısının 1989 sonunda yaklaşık olarak 500 bin civarında olduğu belirtilmektedir. Fakat Seteney bunun tam olarak gerçeği yansıtmadığını savunmaktadır. (Seteney - a.g.m., s:83).
(37) Çerkes sülalelerinin Mısır Memlukluları iktidarında taht kavgaları Kuzey Kafkasya'dan çağırılan saygın bir kişinin sultan yapılmasıyla sona erdirilirdi. Bu da diasporadaki Çerkesler arasında anavatan olgusunun ne derece baskın ve belirleyici olduğunu gözler önüne sermektedir.
(38) İnternette oluşturulan Çerkeslere ait web sitelerine dünyanın pek çok yerinden Çerkes katılmakta ve hem vatandaşı oldukları ülkeyi hem de Kuzey Kafkasya'yı hayatlarının bir parçası olarak ifade etmektedirler. Ayrıntılı bilgi için ilgili internet web sitelerinin adresleri: http:/www. geocities.com/home/AbzakhEdris/open.htm http://www.geocities.com/EnchantedForest/3053/
(39) Ünlü Mirza Vasfî Paşa'nın torunu olan Halid Vasfi Mirza Babası Vasfi Paşa Mirza ve dedesinin hatırasına İnternette web sayfası açmıştır.


Yorum yapın