Kafkasya Tarihi

Çerkeslerin Tarihçesi 5

Aile İçi Roller ve Münasebetler
En yaşlı üye ‘thamade’ (reis) olur, tüm işleri o idare ederdi. Hane toplantısına erkek üyeler katılırdı. İkinci otorite onun hanımı (‘goaşe’) olup ailenin tüm bayanları üzerinde sözü geçerdi. Aile içi ilişkiler ‘büyük-küçük’ ilkesine göre düzenlenirdi (İstoriya Narodov Severnogo Kavkaza, c.1, s.474). Aile reisi ölünce, kalan en yaşlı üye reis olurdu. ‘Ailede illa ki bir kanun olmalı’, ‘ana babanın sözü fiili kanundur’ gibi ata sözleri ‘thamade’nin ne kadar büyük bir yetkiye sahip olduğunu göstermektedir. 1847 yılında kabul edilen bir kanuna (khabze) göre ‘baba tam yetkilidir, hane halkı ona karşı köle gibi davranmalıdır.’ Babadan izinsiz hiç bir iş yapılmaz, o dilediğini yapar, istediği gibi cezalandırırdı. Evlilik izni babadan çıkar, başka türlü kabul edilmezdi. Kızını dilediğine verir, izinsiz kaçarsa evlatlıktan reddedilirdi. Keza oğlu izinsiz gelin getirirse evlatlıktan red olunurdu. Babasından zulüm gören aile bireyi onu sülale büyüğüne şikayet edebilirdi.

Nalçik’te oturan seksenini aşkın Hadiyat Nine okuduğu evradın sevabını peygamber ve ashabından sonra kayın pederi ile kayın validesinin, daha sonra kendi ebeveyninin ruhuna bağışladığını söylüyor. Bu edebi annesinden öğrendiğini belirterek şu açıklamayı yapıyor: Gelin giderken annem bana dedi ki; ‘yavrum, artık sen gittiğin evin insanısın, onlara öncelik vereceksin...’.

Toplumun hücresi mesabesinde olan aile kurumuna Sovyet rejimi boyunca yöneltilmiş bulunan tahripkar uygulamalar neticesinde bugün Kafkasya Adıgelerinin aile yapısı parçalanmış bir tablo görüntüsü arz etmektedir. Bunun sonucu olarak aile içi rol çatışması vs. problemler yoğun şekilde yaşanmaktadır.

Kadın
Kadın erkeğe tabi idi. Kızlar üzerinde annenin salahiyeti daha fazlaydı (Dumanov, 39). Aile ekonomisine önemli bir katkısı olan kadın ev işleri ve çocuk yetiştirme yanında bağ bahçe işlerine yardım eder; yün, deri ve keten işleri yapar, süt mamulleri elde ederdi. Şeriat ve habze kanunlarına riayet konusunda son derece titizlik gösterirlerdi. Yemeği hazırlar ama misafire kendisi götürmez, servisi ya kocası veya oğlu yapardı. Doğum yapan gelin, sair aile kadınları gibi söz sahibi olurdu.

Sovyet rejimi döneminde kadının konumunda önemli değişmeler vuku bulmuştur. Sosyo-ekonomik faaliyetlerin her dalında görev üstlenmesi, geleneklerin zayıflaması ve demografik dengenin bozulması bunun başlıca etkenleri olmuştur. Dünya Bankası’nın 1995 yılında yaptığı ‘Dünya Kalkınma Göstergeleri’ başlıklı araştırmaya göre Rusya Federasyonu genelinde 8.350.000 kadın fazlası vardır ki bu RF genel nüfusunun % 5’i demektir.

Adıgelerde kadın evlendikten sonra da soy adını kullanır. ‘Falanların kızı’ veya ‘filanların gelini’ diye anılır.

Çocuk
Çocuklar nart hikayeleri, habze ve namus kuralları iyice öğretilir, çalışkan, terbiyeli, cesur, dürüst, doğru sözlü, adil, merhametli ve saygılı bir fert olarak yetiştirilirlerdi. Güçlü ve sağlıklı bir bedene sahip olmasına önem verilirdi. "P’ur" denen çocuğu atalığa verme geleneği bu düşünceden doğmuş ve ebeveynin şefkatinin çocuğun eğitimine menfi etki etmesi önlenmiştir.

Erkek çocuk soyun devamını sağlaması ve savaş kabiliyeti sebebiyle önemsenirdi.
‘Bütün anketler, dine karşı tutumları, yaşadıkları çevre (kent yada kırsal kesim), eğitim seviyeleri ve sosyal statüleri ne olursa olsun tüm sovyet aleminde (müslüman) erkek çocuklarının hemen hepsinin sünnet olduğunu göstermekteydi. Çocuklara ad seçerken de dini gelenekler önemli rol oynamaya devam etmekteydi. Şeytanın dikkatini başka yere çevirmek ve çifte kimlikle onu aldatmak amacıyla çocuğa ikinci bir isim verme geleneği doğmuştu.

Eylül 1996 tarihli ropörtajda KHK (Kafkas Halkları Konfederasyonu) fahri başkanı Musa Yure Şenıbe, Yure adını sevmediğini ve artık kullanmadığını, onun işlevinin geride kaldığını belirtmiştir.

Miras
Baba ayrılan oğluna dilediğini verirdi. Kıza pek fazla mülk verilmezdi. Baba hayattayken mirası bölüştürmemişse çocukları arasında eşit oranda bölüşülürdü. Red olunan çocuk mirastan mahrum kalır, haksız red durumunda sonradan itiraz hakkı saklı tutulurdu

Baba ölürse, kalan mülkü çocukları eşit şekilde bölüşürlerdi. Oğlundan olan torunları mirasa katılırdı. Ölenin çoçuğu yoksa miras akrabalara bölüştürülürdü. Akraba varsa kıza miras verilmez, hiç erkek akraba yoksa ancak o zaman kıza verilirdi.

Ev Ekonomisi
Geçim erkeğe ait olup kadının asal görevi erkeğe itaat idi. Ailenin tüm ihtiyaçları aile fertlerince karşılanır, her aile kendine yeterdi (doğal ekonomi). Ailenin bütün bireyleri ev ekonomisine katkıda bulunurdu. Et, süt, yün vb. hammaddeler çok tüketilir, elbise, ayakkabı vs. tüm giyim kuşam ihtiyaçlarını kendileri üretirdi. Ev endüstrisi giderek gelişti ve el sanatları mesleğe dönüştü. İhtiyaç fazlası üretip satmaya başladılar. Yamçı, ayakkabı, eğer yastığı, heybe, halı vb. eşyalar çokça üretilmeye başlandı. Ancak ustalık ve kalite haneden haneye değişiyor, satılmak maksadıyla üretilenlere daha bir özen gösterilirdi. Endüstrileşmenin Çerkes ailesi üzerinde gösterdiği en büyük etkiler, ailenin eskiden icra etmiş olduğu fonksiyonların azalması, boşanma oranlarının eskiye nazaran büyük bir artış kaydederek ailenin parçalanması ve kadınlar ile gençlerin toplumdaki konumlarının değişmesi hususlarında görülmüştür.

Adıge khabze'nin tesisi, davranış kurallarının topluma maledilmesi
Çerkeslerin ‘Adığe Khabze’ dedikleri toplumsal kuralları vardır. Büyük küçük, kral, köle herkes bu kurallara uyar. Bu kurallar her ferdin konumunu (statüsünü), görevlerini ve haklarını belirler. Khabze senelerce, asırlarca toplumu çözülme ve çöküşten koruyan, muazzam bir içtimai düsturdur.

Mefedz Serebi’nin anlattığına göre 1807’de Adıge Khase toplandı, khabzeye giren yabancı unsurlar ayıklandı. Zeki gençleri komşu toplumlara gönderip ‘iyi adetleri varsa öğrenin, biz de uygulayalım’ derlerdi. Halen Nakçik Müzesi arşivinde mahfuz bu belge, Şordan Yakup tarafından da yazılmıştır. Şora da bu hususu kitabında belirtmektedir.

1861 öncesinde köylerde khabze ve şeriat kuralları geçerliydi. Adıgeler khabzeyi önde tutyordu. Rusların gelişiyle onların da tesiri görülmeye başladı. Kanunlar köylerde kan davalarını azaltmak için kullanılmak istendi, ancak pek sonuç vermedi. Adam öldürme, toprak gasbı, misafirini tahkir, yüzüne kara çalma, namusuna dil uzatma, kız kaçırma gibi olaylar kan davalarının çıkış sebepleriydi. İşin uzayıp zincirleme gitmemesi için khabze ile durdurulurdu. Bu adetler tüm Kafkasya’da aşağı yukarı aynı idi.

Çerkeslerin temayüz ettikleri başlıca ahlâkları şunlardır: 1- Eşsiz bir şecaat; Ölüm dahil hiçbir tehlike onu gayesine ulaşmaktan alıkoyamaz. Çerkes tarihi vatanını korumak için yapilmış savaşlar silsilesi tarihidir. 2- Sonsuz cömertlik; ‘Misafirsiz ev bereketsiz olsun’ şeklindeki atasözü bunu isbata kâfidir. Misafire niçin geldiği ve ne zaman gideceği sorulmaz, kendisinin açıklaması beklenir. 3- Ahde vefa; Söz verince mutlaka yerine getirir. Dosdoğru ve açık sözlüdürler. Bu yüzden tüccarlık yaparak büyük servet sahibi olamazlar. 4- Irz ve namusu şiddetle koruma; Bu konuda gevşeklik gösteren kabileden dışlanırdı.

Çerkes toplumu şu özellikleriyle temayüz eder: 1- Fakir ve dilencisi yoktur; Ne kadar zor şartlar içinde olsa da dilencilik yapan bir Çerkese tarih şahit olmamıştır. 2- Kadının saygın bir konumu vardır; Çerkes kadını hizmetçilik yapmaz, ağır işlerde çalışmaz. Bayanların huzurunda kavga edilmez. Bir bayana rastlayan atlı atından iner. Bir bayana sığınan güvendedir. 3- Büyüğe saygı; Baba evin reisidir, sözü herkese geçer. Her ailenin kendine has bir örfü vardır. Büyüğün adı anılınca hürmeten ayağa kalkılır. Çerkesçede iğrenç sözler yoktur: Çerkesler küfretmezler. Birbirlerini çirkin sıfatlarla çağırmazlar. 4- Temizlik; Çerkes erkeği temizdir. Kadının ev tertip ve temizliği ise meşhurdur. En fakir ailelerin bile evleri düzenli ve temizdir. Bir çok yabancı seyyah bunlara şahitlik etmiştir. Vatanlarını kahramanca savunan Kafkasyalıların kahramanlığını Karl Marks, New York Times’da çıkan bir yazısında şöyle özetler: "Ey dünya, ey insanlık! Hürriyetin manasını Çerkeslerden öğrenin! Özgürlüğü isteyen bir toplumun neler yapabildiğine bir bakın! Kudretinin azlığına rağmen özgürlüğünü muhafaza için bu halkın ortaya koyduğu kahramanlığa şahid olun! Onlardan ibret almamız gerekir."

Çerkesler; 1- Muhafazakârdır; kültür (khabze) çözülmeden nesilden nesile aktarılır. 2- Fedakâr ve kahramandır; gerekirse canlarını verirler. 3- Samimi ve dürüsttür, yalanı bilmezler. 4- Sert karakterlidirler; coğrafyadan, fazlaca kendine güvenden ve asırlarca süren savaşlardan kaynaklanan bir salabetleri vardır. 5- Ailenin reisi en yaşlı üyedir. Onun kararları itirazsız uygulanır. 6- Şerefine düşkündür; onun dünya görüşüne göre: hayatta en mühim şey şereftir. Ölümden korkup esarete razı olmak şerefi zedeler. Şerefsiz bir hayat sürmektense şerefiyle ölmeyi yeğlerler.

1861 öncesi şehirleşme, ticari mallar ve para yaygınlaştıkça geleneksel misafirperverlik de azalmaya başladı. Yol ağzı ve pazara yakın yerlerde bu değişim önce gözlendi. Ama insanlar onlara iyi gözle bakmıyorlardı. Başka toplumlarda olmayıp Adıgelere has müstakil misafirhaneler (haçeş) vardı. Haceşler herkese açık idi. Müstakil değilse genellikle en güzel oda haçeş olurdu. Keza, misafirin tam emniyeti (himaye) sağlanır ve bol yemek verilirdi. Dostluk-arkadaşlık yemini edip aynı kaptan süt veya şarap içerlerdi. İçine altın veya gümüş gibi paslanmayan bir para atarlardı. Bu seremoniden sonra birbirini kollar gözetirlerdi.

Kafkasyalıların hepsi misafirperver ve kanaatkârdı. Misafiri iyi ağırlamak ve himaye etmek çok önemli bir khabze kuralı idi. Mesela, 1395’te Pulad, elçi göndererek subayını (Udurak) geri isteyen Timur’a vermemişti. ‘O bana sığındı, ben sağ oldukça onu kesinlikle kimseye teslim etmem’ cevabını gönderdi. Nihayetinde vermedi de.

Misafirperverlik o denli gelişmişti ki can düşmanları bile olsa khabzeye göre ağırlanırdı. En fakir dağlılar bile misafiri sever, bereket getirdiğine inanılırdı. Misafiri üzen veya soyan, ağır cezalara çarptırılırdı.

Çerkes folkloru; kahraman ve yiğit karakterleri yüceltip över, akıllı insanları -fakir de olsa- öne çıkarır, cimri ve korkaklarla alay ederlerdi. Hanımlar becerisini sofra hazırlayışıyla gösterirdi. Üç ayaklı sofranın ayağına kadar temizlik anlayışını ölçerlerdi. Kendini ispatlamış kadının beğenmezse erkeğinden ayrılma hakkı vardı.

16-18. asırlarda Kafkas kabileleri arasında sağlam ilişkiler vardı. Aile içinde, kabile içinde yardımlaşır, birbini korurlardı. F. Engels’in söylediğine göre mensuplarından birini öldüren, yaralayan veya hakaret eden olursa, bunu tüm kabileye addederek, intikam alırlardı. Haksızlığa maruz kalan, tüm kabilesinin arkasında olduğundan emin olurdu. Kabileler arasındaki kan davaları bu sıkı iç irtibattan doğmuştur. İntikam gütmeyenn hor görülürdü. İntikam önemli bir toplumsal görev sayılırdı. İntikamların her yıl taraf değiştirerek kabileleri tüketircesine uzayıp gittiği olurdu. Bu şekilde toplumun nüfusu kırılırdı. Köy cemaatı düşmanları barıştırmaya ne kadar çalışsa da buna yanaşmıyorlardı.

18. Asırda fidye usulü kabul gördü. Sorumluluk alanı da daraltılarak yakın akrabaya inhisar ettirildi. Zamanla sadece suçluya uygulanır oldu; ona kısas uygulanıp mesele kapatılıyordu. Karaçay-Çerkes *****huriyeti’nde (Hagondukoy köyünde) yaşayan Bemırza Mohadin bu hususta şöyle bir görüş beyan ediyor: Rasim Ruşdi’nin de dediği gibi, mantalitemiz ve gururumuz yüzünden hep mahzun kalıyoruz. Yalan dolan ile servet yığan büyük tacirlerimiz çıkmıyor. Finansman olmayınca da kültürümüzü neşredip ilerletemiyoruz.

Adıge khabze'nin komşu topluluklara tesiri
16-18. Asırda Kafkas halklarında kamu efkârı ilerlemiştir. Bu ilerleme sosyal ilişkilerin artması, sınıf çatışmalarının şiddetlenmesi, eğitim ve bilimin gelişmesi sebebiyle olmuştur. Bölge ekonomik yetersizlik ve gelişmiş ülkelerle iletişimsizlik sebebiyle dünya medeniyetinin gerisinde kalmıştı.


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.