Kafkasya Tarihi

Ortaçağda Abhazlar, Lazlar-3

ORTAÇAĞDA ABHAZLAR, LAZLAR - GERG AMİCBA

 

2. Abazgialıların Özgürlük Savaşı

 

6. yüzyılın önemli olaylarından biri de Abazgialıların Bizans’a karşı bağımsızlık savaşı başlatmasıdır. Bu mücadele Abhazların bağımsızlık savaşları tarihinde eşsiz bir yere sahiptir.

 

Önceki bölümlerde belirtmiş olduğumuz gibi Abazgia önceleri Politik olarak Egrisi birliğine dahildi. Ancak 6. yüzyılın ilk yarısında Abazgia bu birlikten ayrıldı. Bizans imparatorluğunun bünyesinde ayrı bir politik güç olarak ortaya çıktı.

 

Öyle sanıyoruz ki, Abazgia’nın Kuzey-batı komşusu olan Sanigya (Asadz Ülkesi) de Abazgia yöneticilerinin denetimindeydi.

 

Tarihçi Prokopi Keresyati’ye göre Abazgia ülkesi her zaman iki liderle yönetilen bir ülkeydi. Bu liderler, yine aynı tarihçiye göre biçimli gürbüz erkek çocuklarını Rum ülkesine satıyorlardı. (11)

 

Bu nedenle de Rum ülkesinde Hükümdar’ın sarayında görevli birçok Abazgialı vardı. (12) Keresyati’nin yazdıklarından da kolayca anlaşılacağı gibi Abazgia ileri gelenleri ve feodal beyleri ile Bizans sarayı arasında insan alışverişi oldukça yoğundur.

 

6. yüzyılda Abazgia’da kendi ‘‘basilevs-lider’’ olan iki prenslik görüyoruz. Bu beyliklerin dış ülkelerden başka gelirleri olmadığı için insan satışıyla gelir sağladıklarını da biliyoruz. Ancak incelemelerimizden de biliyoruz ki, diğer Kolkhida halkları gibi Abazgialılar da Bizans’la alış veriş yapmak zorundaydılar. Bu ticaret sonucu ortaya çıkan açık insan satışıyla kapatılmak durumundaydı. (13) Abazgialıların da diğerleri gibi bu konuda başka seçenekleri yoktu. Bizanslılar Abazgia’da önceleri daha lokal politikalar uyguluyorlardı. Bu nedeni de ülkedeki pozisyonlarını iyice güçlendirmek istemeleriydi. Prokopi Keresyati’nin sözünü ettiği, Abazgia’nın iki başlı yönetimi Bizans’ın da işine geliyor olmalıydı.

 

6. yüzyılın 30-40’lı yıllarında Bizans ve İran çıkarları Egrisi’de şiddetle çatışmaya başlayınca, Jüstinyen Abazgia’nın sahil bölümünde pozisyonunu güçlendirmek zorunda kaldı. Ayrıca, İran ile Egrisi’nin bazı ilişkilere girmeye başlaması Abazgia’nın Bizans için önemini iyice arttırdı. İmparator Jüstinyen bu ülkedeki varlığını kalıcı kılabilmek için başka bazı girişimler de bulundu. Bir taraftan Hıristiyanlığın bu ülkede yayılmasını sağlamaya çaba harcarken, bir yandan da Abazgia yönetiminin yetkilerini iyice kıstı.

 

Bizans resmi tarihçisi Prokopi Keresyati, İmparator Jüstinyen’in Abazgia’da yaptıklarını överek anlatırken şöyle diyor: ‘‘Büyük İmparator Jüstinyen, Abazgia’daki yaşam formlarını oldukça iyileştirmiştir. Abazgia halkı bu sayede Hıristiyanlığı benimsemiştir. İmparator Jüstinyen, Abazgia ülkesine soy olarak Abazgia halkından olan Evfrata adında birini göndermiş, o da Abazgia liderlerinden tüm yetkilerini devralmıştır. Abazgia halkı İmparator’un nu kararını sevinçle karşılamıştır. Böylesine adil bir imparatorun bu davranışlarından cesaret alan halk yöneticilerinin yaptığı kötülüklere göz yummamaya başlamıştır. Kısa bir süre sonra da beylerini başlarından atıp sakin ve huzurlu bir yaşama geçmişlerdir. Bu ülkedeki işler işte böyle yürüyordu.’’ (14)

 

Ancak iller uzun süre böyle yürümedi tabi. Jüstinyen bu ülkeye asker çıkarıp sahildeki stratejik noktalara yerleştirdi. Sonra yerli halk tutuklanıp köle yapılmaya, sürgün ve istilaya başlandı. Bu davranışlar tepki görmekte de gecikmemişti. Halk ayaklanıp Bizans güçleri ile savaşmaya başladı. Ancak güçleri istilacıları ülkelerinden söküp atmaya yetmiyordu. ‘‘Güçleri yetersiz olmasının yanında her geçen gün direnme umutlarını da hızla kaybediyorlardı. Tüm Rimilyanlar’a (15) köle olmaktan korktukları için ülkenin Doğu topraklarına Opsita’yı, Batı topraklarına da Skeparna’yı lider seçtiler. Sonra Bizans’a karşı tek başlarına savaşmanın olanaksızlığını anlayıp İranlılardan yardım istediler.’’ (16)

 

Bu şekilde Egrislilerden sonra Abazgialılar da bir istilacıdan kurtulmak için diğer istilacıdan yardım istemek zorunda kalmışlardı. Gücü sınırlı küçücük halkın Bizans’ın ülkesinde yürüttüğü olumsuz politikalar karşı pek fazla bir caydırıcılığı olamamıştı. Doğu Abazgia lideri Opsita, Bizans’a karşı savaş hazırlığına başlarken, Batı Abazgia lideri Skeparna da bir elçi grubu ile birlikte İran’a gitti.

 

Abazgialıların Bizans’a başkaldırıp İran’dan yardım istemesi Şah Khorsroy’un çok hoşuna gitmişti. Bu aslında önemli bir olaydı. Çünkü İran Bizans’la savaş halindeydi. Uğruna savaştıkları Egrisi ise Bizans’ın yanında yer almıştı. Bu nedenle de Abazgia’nın İran tarafına geçmiş olması Khosroy için bulunmaz bir fırsattı. Böylece Karadeniz’in Doğu sahillerinde sağlam bir müttefik kazanmış olacaktı.

 

Fırsatı hemen değerlendirme kararı aldılar. Khosroy ile Abazgia elçileri dostluk antlaşmasına karşılıklı olarak imza koyunca ittifak resmen işlev kazanmış oldu. Ancak İranlılar işlerini sağlama almak istiyorlardı. Bu nedenle de elçi gurubunun başkanlığını yapan Skeparna’yı İran’da alıkoydular.

 

Çok kısa sayılabilecek bir sürede hazırlana İran ordusu Komutan Nabed komutasında hızla Egrisi üzerine yürüdü. Egrisi ve Apsilya’yı süratle geçip Abazgia’ya kadar ulaştılar. Komutan fillerini de birlikte getirmişti. Nabed Apsilya ve Abazgia’yı dağ yoluyla aştı. O yol Anakopya’dan Kuteş doğrultusunda geçip Suram dağlarının geçitlerine doğru gidiyordu. İlk çağların önemli bir yoluydu. Çünkü bu yol izlendiğinde dağları aşan geçitlere ve yaylalara kolayca ulaşılabiliyordu. (17)

 

Ancak İran ordusu Abazgia ve Apsilya topraklarında fazla bir süre kalamadı. O kadar hızla geri çekilmişlerdi ki onlarla savaşmak amacıyla buraya gelen Bizans ordusu karşısında İran ordusu yerine Abazgialı direnişçileri bulmuştu. Zaten Nabed’in yaptığı tek şey yağma ve talandı. Abazgialılara yardım etmek amacıyla gelmiş görünen Nabed gelir gelmez ülkeyi yağmalamaya başlamıştı. Halkın direnişiyle karşılaşınca da ordusunu toplayıp hızla kendi ülkesine döndü. Geri dönerken Abazgialı 60 (altmış) çocuğu yanına rehine olarak almış, ayrıca Apsilya’nın soylularından birinin karısını da kaçırmıştı. (18)

 

O günün tarihçileri Nabed’in neden bu kadar çabuk çekip gittiği konusunda ortak bir görüş beyan etmemektedirler. Ancak bu konuda edinilen en sağlıklı kanı halkın sert tepkisi karşısında böyle davranmak zorunda kaldığıdır. Zaten Şah Khosroy da Abazgialılara güvenmediğinden Skeparna’yı rehin almıştı. Ancak komutan Nabed bunu da yeterli görmemiş olacak ki Abazgialıların soylu ailelerinden topladığı 60 çocuğu alıp götürmüştü. Bu soylu aileler özellikle Acemlerin güvenmediği aileler olmalıdır. Ne çocukların ne de Skeparna’nın akıbeti hakkında en küçük bir kayıt elimize geçmemiştir. Herhalde Acemler, Abhazlarla araları bozulunca çocukları köle olarak satmışlardır.

 

Kısaca söylersek Acemler askeri kandırmaca hareketleri sırasında Abazgia topraklarında kendileri için güvenli bir atmosfer bulamamışlardı. Çünkü Abazgialılar ve Apsilyalılar tıpkı Egrisililer gibi özgürlük peşindeydiler. Ülkelerinde Bizans’ı görmek istemedikleri gibi İranlıları da görmek istemiyorlardı.

 

Bizans’tan bağımsızlığını ilan eden küçük ülke Abazgia, yukarıda da anlatmış olduğumuz gibi İran’dan beklediği dostluğu ve yardımı alamamıştı. Bu girişiminden kazandığı tek şey: Koca Bizans İmparatorluğu ile tek başına savaşmak zorunda kalmasıydı. Egrisi ise İran belasından yeni kurtulmuş, Bizans’a sığınmaktan başka çaresi kalmamıştı. Apsilya’da durumlar daha değişikti. Bizans’a karşı hoşnutsuzluk had safhadaydı. Ancak aktif direnişe henüz geçilmemişti. Zaten Apsilya’nın o dönemdeki konumu Egrisi birliği içinde özerk bir ülkeydi.

 

Abazgia ve Sanigya’nın Kuzey-Batı komşuları Bruhlar, (20) Zikh yada Azokh (Adige)ler soy ve dil olarak Abhazlarla aynı kökenden gelme kardeş halklardı. Prokopi Keresyati’nin yazdıklarından şu sonuçlara varmaktayız: Batı Kafkasya’nın bu bölgesi için ne İran, ne de Bizans’ın mücadelesi vardır. Bu topraklar bazen İran’ın oluyor, bazen de Bizans’a geçiyordu. Abazgialıların bağımsızlık savaşına başladıkları 550 yılının başlarında bu bölgede ne İran ne de Bizans’ın kalıcı yönetimi vardı.

 

O dönemde Abazgia, Brukhya, Zikhya ve Sanigya’nın birbirlerine göre politik konumlarını eski kaynaklardan hiç biri net olarak vermemektedir. Ancak Prokopi Keresyati’nin notları dikkatle incelendiğinde bazı sonuçlara varmak olanaklı olmaktadır. Bu tarihçinin Abazgia’dan söz ettiği yazılarında anlattıklarından Abazgia’nın Kuzey-batı sınırlarının yerini anlayabiliyoruz. Şöyle diyor Keresyati: ‘‘Abazgia’nın Kuzey-batı sınırları Kafkas dağlarının yamaçlarına kadar uzanmaktadır.’’ (21)

 

Yine aynı yazar eserinin bir başka bölümünde, ‘‘Abazgialıların ilerisinde, Kafkas dağlarına kadar olan bölgede, Evkisi’den Pont (22) sahillerini izleyerek Brukhlar, Zikhler, Sanigler (23) yaşamaktadır.’’ diye yazıyor.

 

Yazılarından anlayabildiğimiz kadarı ile Abazgialıların, Brukhların, Zikhların Sanigyalıların sınırları üst üste çakışmaktadır. Bir başka deyişle, hepsinin Kuzey-batı sınırı Kafkas Dağları’dır. Burada ilk tanımında tarihçinin anlatmak istediği Abazgialıların etnik sınırları değil politik sınırlarıdır elbette. Eğer bu yaklaşımımız doğru ise akla başka detay gelmektedir. Kuzey-batı Kafkas halkları Abazgia’nın politik sahasında birlik oluşturarak yaşamaktadırlar.

 

Tezimiz doğrular nitelikte başka olaylar da vardır. Sonraki bölümlerde göreceğimiz gibi Abazgia lideri Opsita, Bizanslılara karşı yaptığı bağımsızlık savaşını kaybedince ülkesinden ayrılıp gidiyor, ama yakın komşuları Brukh, Zikh veya Saniglere sığınmayıp Kuzey Kafkasya’daki Hunlara geçiyor. Sanıyoruz ki bunun nedeni Abazgia’nın yenilmiş olması onunla birlikte hareket eden yani aynı politik sahada olan Brukh, Zikh ve Saniglerın de yenilmiş olmasını getirmiştir. Bu nedenle de Bizans toprağı sayılan bu ülkeler ona yeterince güvenli görünmemiştir.

 

Bizanslıların Abazgia ülkesi için bu denli çaba göstermelerinin nedeni sadece Abazgia’nın değeri değildi. Onlar biliyorlardı ki, Abazgia ellerinden çıkarsa politik olarak ona bağlı olan, onunla birlikte hareket eden Sanig, Brukh ve Zikh ülkelerini de kaybedeceklerdi. Ama Abazgia’nın ellerinde bulunması Kuzey-batı Kafkasya’nın onlar için sürekli olarak güvenilir olması demekti. Bundan başka da birçok politik ve ekonomik çıkar elde edebileceklerdi.

 

Tüm bu hesaplarla Bizans yönetimi Abazgia’nın, bedeli ne olursa olsun kaybedilmemesi gerektiğine inanıyorlardı. Dolayısıyla da bağımsızlığını ilan edip onlarda ayrılan Abazgiya’yı bu kararından caydırmak için her türlü çabayı harcamaya kendilerini hazırlamışlardı. Onlar bölge halkının özgürlüğe düşkünlüğünü ve bu uğurda kolayca canlarını verebileceklerini de biliyorlardı. Yine Bizans İmparatorluğunun savaş uzmanları Abazgia’nın arazi yapısından dolayı istila edilmesinin çok zor olacağının bilinceydiler. Ülkenin bu özelliklerini iyi bilen o dönemin tarihçisi Prokopi Keresyati şöyle anlatıyor: ‘‘Apsilya ülkesiyle Abazgia arasında, Abazgia topraklarına düşen yüksek tepeler vardır. Bu tepeler merdiven basamakları gibi kademeli olark alçalmakta ve Evski’den Poti’ye kadar uzanmaktadır. Bu tepelerin eteğinde Abazgialıların daha eski tarihlerde yaptıkları büyük bir kale vardır. Boyutları oldukça büyüktür. Bu kalede ülkelerini işgal etmeye gelen istilacıları durdurup geri püskürtmüşlerdir. Bu kaleye Abazgia’nın diğer taraflarına gidebilmek için çok dar geçitten geçmek gerekir. Bu geçit iki kişinin yan yana yürüyemeyeceği kadar dardır… Geçidin bir tarafı denize kadar ulaşan bir uçurumdur. Buranın uçuruma yakışan bir adı vardır. Rumlar buraya Trakhea demektedirler.’’ (24) Yazar bu yerin Abhazca adını kitabında yazmadığından geçidin bugün tam olarak nereye düştüğünü bilememekteyiz. Bazı araştırmacılar Prokopi’nin sözünü ettiği Trakhea’nın Gagra olduğunu savunmaktadırlar. Ancak bilimsel araştırma verileri adı geçe yerin bugün Psırdzkha (Afoncıtz) diye adlandırılan yer olduğunu göstermektedir. Günümüzde Afoncıtz’ın sırtını verdiği dağın yamaçlarında eski tarihlerden kalma, günümüze kadar bozulmadan gelebilmiş büyük sığınaklar vardır. Onlara Anakopia Kalesi denmektedir. Ortaçağ’daki Gürcü kaynakları da şehri böyle tanımlamaktadır. (25)

 

Bu kale-şehir’in en sağlam yapılmış olan bölümleri denizden 250- 300 m. yükseklikte olan bölümleriydi ve ayakta kalabilmişlerdir. Sözünü ettiğimiz kale, arkeolojik verilere göre (26) oldukça sağlam yapılmıştır. Yüksek kuleleri ve içerisinde çeşitli binaları ve sokakları vardır. (27)

 

İşte burasıdır Bizans ile Abazgia ordularının 550 yılında savaşmak zorunda kaldıkları yer.

 

Bizans ordusu komutanı Franyati Bess ordusunun yönünü Abazgia’ya çevirip gemilerle hareket etti. Ordu iki büyük kola ayrılmıştı: piyadeler ve başlarında komutan olarak Wuligag ve Yoann bulunuyordu. Her iki komutan da Kolkhida’yı iyi bilen kişilerdi. Çünkü daha önceleri bu ülkede savaşmışlardı. Örneğin Wuligag, 6. yüzyılın başlarında Bizans ile İran’ın Egrisi için yaptıkları savaşlara katılmıştı. Yoann da tanınmış bir komutandı.

 

Bizans ordusu Abazgia’nın Doğu sınırlarında karaya çıktı. Kara ordusu da yürüyerek yola çıktı. Denizciler de sandallarla deniz yolundan onları izlemeye başladılar. Sahile çok yakın ilerliyorlardı. Büyük gemiler ise açıktan olayı izliyorlardı. Trakhea yakınlarına geldiklerinde Abazgia ordusunu savaşa hazır şekilde karşılarında buldular. Bizans ordusu baskın yapmayı düşünürken hazır bir ordu ile karşılaşınca oldukları yerde durdular ve ne yapacaklarını şaşırıp bir çıkar yol aramaya başladılar. (28)

 

İstilacıların komutanları bu pozisyonda savaşmanın yenilgi ile sonuçlanacağını anlayıp taktik değiştirdiler. Ordunun yarısını bu durumda bekletip diğer yarısını da gizlice sandallara bindirdiler. Sandallara binenler Abazgialılara görünmeden gizlice Trakhea’nın arkalarında karaya çıktılar. Sonra Kuzey-batı’dan tüm güçleri ile kaleye saldırdılar. Güney-doğu’da bekleyen ordu da aynı anda harekete geçmişti. Trakhea dört bir yandan kuşatılınca aldatıldıklarını anlayan Abazgia savaşçıları bu şekilde istilacılara karşı koyamayacaklarını anlayıp hızla Trakhea kalesine doğru çekilmeye başladılar. Ancak istilacılar da kaleye onlarla birlikte girmeyi başarmıştı. Kale içinde korkunç bir boğuşma başladı. Abazgialılar o güne dek hiçbir istilacının almayı başaramadığı kalelerini Bizanslılara da kaptırmak istemiyorlardı.

 

Bu korkunç boğuşma esnasında Bizanslı savaşçıların sayısı Abazgialılardan oldukça fazlaydı. Ayrıca kullandıkları silahlar o dönemin en gelişmiş savaş araçlarıydı. Modern ordu olmanın verdiği taktik üstünlükleri de bu avantajlarına eklenince Abazgialıların işinin ne denli güç olduğu ortaya çıkmaktadır. Sonuçta kale Bizanslıların eline geçti. Bizanslı komutanlar ve askerler zafer sarhoşluğu yaşarken umulmadık bir şey oldu. Kale yakınlarında evleri bulunan Abazgialılar ayaklanıp Bizans ordusuna saldırdı. Trakhea kalesini almakla sonuca ulaştıklarını sanan Bizanslı komutanlar şaşkınlığa düşmüşlerdi. Prokopi Keresyati bu durumu şöyle anlatıyor: ‘‘Bizanslılar şimdi daha güçlü bir durumla karşı karşıya kalmıştı. Abazgia evleri sayıca fazla ve birbirine oldukça yakındı. Bundan başka evlerin bahçeleri duvarlarla çevriliydi. Abazgia halkı evlerinden oluşturdukları doğal savunma hattı ile güçlü Bizans ordusuna karşı kahramanca direniyorlardı. Kazanmaları tamamen olanaksız olan bu savaşı ailelerini korumak için inatla sürdürüyorlardı. Halkın bu kahramanca direnişi yüzünden bit türlü sonuç alamayan Bizanslıların aklına sonunda evleri tutuşturmak geldi. Evlerin ateşe verilmesiyle de savaş Bizanslıların lehine sonuçlanmış oldu.’’ (29)

 

Abazgia halkı bu ölüm kalım savaşını kaybetmelerine karşı o döneme kadar yazgısını kabullenip Bizans egemenliği altında yaşamaya çalışan sömürge halklara özgürlük kıvılcımını çakmışlardı. Önemli bir nokta da bu ölüm kalım savaşını gerçekleştirenler Abazgia’nın Doğu topraklarında yaşıyorlardı. Batı Abazgialılar savaşta yerini almamışlardı. Belki de ülke istilacılar tarafından daha önce ikiye bölünmüştür. Böylece de Batı Abazgialılar savaş dışında kalmışlardır. Bu durum elbette ki Bizanslıların işini kolaylaştırmış, bir avuç Doğu Abazgialı kahramanca savaşmalarına rağmen savaş Bizans’ın istediği gibi sonuçlanmıştır. Profesör Z.V. Ançabadze detayları irdeleyerek şu kanıya varıyor: ‘‘Toplayarak söylersek küçücük Abazgia ülkesinin zamanın askeri devi karşısında kazanma şansı olmadığı belliydi. Herhalde Abazgialılar da durumun farkındaydılar. Ama yine de ülkelerinin özgürlüğü için savaşmaktan kaçınmadılar.’’ (30)

 

Abazgialılar bu bilinçle İranlılardan destek beklemişler, İranlılar da onlara destek vaat etmişler ama en küçük bir yardımları olmamıştı. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Abazgialılar bir avuç insanları ile koskoca bir İmparatorluğun güçlü ordusu ile savaşmaktan kaçınmamışlardır.

 

Fazla söze gerek yok aslında bu onurlu bir mücadeleydi ve bedeli de oldukça ağır olmuştu. Trakhea yakınlarında oturanların evleri yanarken bir çok insan evleri ile birlikte yanıp kül oldu. Geri kalanlar köle yapılıp Bizans ülkesinin dört bir yanına satıldı. Abazgialıların gururu olan Trakhea Kalesi Bizanslılar tarafından yıkıldı. Abazgia lideri Opsita sağ kalan adamları ile birlikte Kuzey Kafkasya’ya geçip Hunlara sığındı. Sanıyoruz ki onlarla geçmişe dayanan dostluğu vardı.

 

İranlıların rehin aldığı Kuzey Abazgia lideri Skeparna’nın bahsi o olaydan sonra bir daha hiç duyulmadı. Onun ülkesi de Trakhea savaşlarında kardeşlerine yardımcı olmadı. Hatta savaşta yerini almadı. Onlar da Abazgialı olmalarına rağmen acaba niye savaşmamışlardı? Kardeşlerine Bizans karşısında niye yardımcı olmamışlardı? Acaba bu olayın Skeparna’nın İran’da rehin tutulmasıyla bir ilgisi var mıydı? Bunlar henüz yanıtlanmamış sorulardır.

 

Bizanslılar bu savaştan sonra Abazgia liderlerinin yetkilerini ellerinden alıp ülkeyi direkt olarak merkeze bağladılar. Bundan sonra da Abazgialıların Kuzey komşularını egemenlikleri altına aldıklarını sanıyoruz.

 

Abazgialıların 550 yılındaki bağımsızlık savaşı Kolkhida özgürlük savaşları tarihinde önemli bir yere sahiptir. Abhazlarla Lazların İran ve Bizans’a karşı yaptıkları özgürlük mücadelelerinin sembolü sayılabilecek bir destandır.

 

 

Çeviren: HAYRİ ERSOY, Nart Yayıncılık, 1993


Yorum yapın