Kafkasya Tarihi

Ortaçağda Abhazlar, Lazlar-5

ORTAÇAĞDA ABHAZLAR, LAZLAR - GERG AMİCBA

 

4.  6. yüzyılın 50’li yıllarının başlangıcında İran ile Bizans’ın topraklarındaki mücadeleleri

 

550 yılında Abazgialılar ve Apsilyalılar ayrı ayrı bağımsızlık savaşı verirken, Egrisi toprakları da İran ile Bizans’ın şiddetli savaşlarına sahne oluyordu. 6. yüzyılın başlarından beri Kolkhida ülkesi önemli savaşlar yaşarken bölge halkı da çok sıkıntılı dönemlerden geçiyordu. Bizans’a karşı verdikleri bağımsızlık savaşlarını yitiren Abazgialılara Apsilyalılar da artık Bizans’la birlikte İran’a karşı savaşmak zorundaydı.

 

Petra kalesi hala İranlılardaydı. Kaleyi savunan garnizonun komutanı ise Mermeroes’di. Bizans ve Egrisi savaşçıları Petra kalesini tam bir ablukaya almışlardı.

 

Şah Khosroy kaleyi savunanlara her türlü yardımı yapıyordu. Çünkü Kolkhida’ya sahip olabilmesi için bu kaleyi elinde bulundurması şarttı. Bizans ve Egrisi orduları Abazgia ve Apsilya direnişlerini bastırınca tüm güçlerini bu kaleye yönelttiler. Savaşa Apsilya ve Abazgia savaşçıları da dahil oldu. Zaten başka seçenekleri de yoktu. O dönemde Kolkhida’da yapılan savaşlarda Abhaz ve Laz halkları Bizans’ın yanında tüm güçleri ile yer almak zorundaydılar.

 

551 yılında Acemler ve Alanlardan oluşan güçlü bir ordu Khoryan komutasında Egrisi üzerine yürüdü.

 

‘‘Khoryan ordusuyla Gippis (51) nehri yakınlarında kamp kurdu. Kolkhida Kralı Gubaz ile Rum (52) ordu komutanı Dagisfey durumdan haberdar olunca hızla karar alıp Rum ve Laz ordularını topladılar ve harekete geçtiler…. Önce öncü kuvvet olarak Laz (53) süvarileri ilerliyordu. Arkadan da başlarında Komutan Filegag’ın birliği geliyordu. Filegag soy olarak Mısır halkındandı. Enerjik bir insandı. Sonra Komutan Yoann geliyordu. Yoann Ermeni kökenliydi. Savaş taktikleri konusunda uzmandı…

 

Laz Kralı Gubaz ile Rum komutanı Dagisfey ordularının başında gidiyorlardı. Böyle davranmalarının nedeni belki de savaşçılarının cesaretini arttırmak ve süvarilerinin geri kaçmasını engellemekti.’’ (54)  Savaş Mokherisi yakınlarında, Tskhenskalli ile Riyon nehrileri arasında oldu. Savaşı İran ordusu kaybetti. Askerlerin büyük bir bölümü ile komutan Khoryan öldü.

 

Bizanslılar bu zaferden sonra Petra kalesini tekrar kuşattılar ve bu defa kanlı bir şekilde kaleyi ele geçirdiler. Bizanslılar tekrar kalenin İran’ın eline geçmesinden korktukları için yaktılar. Bizanslıların kaleyi yıkmasındaki bir başka neden de Kolkhidalıların özgürlük savaşı yapmak için bu kaleyi kullanma olasılıklarının olmasıdır. Prokopi Keresyati diyor ki: ‘‘Bess ele geçirdiği her şeyi İmparatoruna gönderip kaleyi yerle bir etti. Kalenin tekrar yapılması olasılığına karşı temelinden itibaren yıkılmıştı. İmparator da bu başarısından dolayı onu ödüllendirdi. Bu ödülü kazandığı zaferden dolayı değil, kaleyi yıktığı için almıştı.’’ (55)

 

İranlılar Petra kalesi ve Mokherisi yenilgilerine rağmen Kolkhida topraklarından caymayı düşünmüyorlardı.

 

İran orduları 551 yılında Hunlarla birlikte Egrisi’ye saldırdılar. Komutanları Mermeroes’in Egrisi’de yapacağı her türlü operasyona yetkisi vardı. Acem komutanı Kür ile Riyon (56) nehirleri arasında onu bekleyen Bizans ve Laz ordularını savaşmadan geçip Abhazya’ya ulaşmak istiyordu. Ama amacına ulaşamadı. Resmi tarihçi mutlulukla anlatıyor: ‘‘Sanki şanslarından, Medyalılar Bizans ve Laz ordusuna dokunmadan tüm güçleriyle Abazgia’ya yöneldiler. Ancak Tzabal kalesini koruyan Rum garnizonu yolu tutmuş olduğundan yollarına devam edemediler… Bunun üzerine hızla geriye dönüp Arkheopolis’e yöneldiler. Mermeroes orayı abluka altına almak istiyordu.’’ (57)

 

İran ordusunun Abazgia yönünde Abazgia yönünde ilerleyememesinin tek nedeni Tzabaldaki Rum garnizonu değildi tabi. Apsilyalılar da İran ordusuna çete saldırıları düzenleyip onları yıpratıyorlardı. (58)

 

Abhazya sınırından geri dönmek zorunda kalan İran ordusunun yeni hedefi Egrisi Krallığı’nın yönetim merkezi Arkheopolis şehriydi. Ancak bunu da başaramadılar. Bizanslılar bu bölge halkının tepkisiyle İran ve Hunlardan oluşan işgalciler püskürtüldüler.

 

İran ve Bizans 552 yılında bir barış antlaşması imzaladılar. Ancak bu antlaşmanın kapsamında Egrisi toprakları yer almıyordu. Orada savaş olanca şiddetiyle sürüyordu. Tarihçi Agafiy Skolastik’in yazdıklarına göre yaptıkları antlaşmanın dostluk temeli yoktur. Aralarındaki mücadeleyi bütün cephelerde bitirmeyi düşünmemektedirler. Amaçları yalnızca Doğu Ermenistan topraklarında sükuneti sağlamaktır. Kolkhida topraklarında devam eden savaşa bu antlaşmanın hiçbir bağlayıcılığı yoktur. (59)

 

Yazılı kaynakların belirttiği, araştırmacıların da onayladığı gibi 552 yılında yapılan antlaşmadan İran Bizans‘a göre daha büyük avantajlar sağladı. Mermeroes‘in ölümünden sonra Şah Kolkhida’daki Acem ordusunun başına Nakhoragan’ı komutan tayin etti.

 

O dönemin koşullarını değerlendiren Şah Khosroy, Karl Gubaz’ı kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek istedi. Bazen gönlünü alarak, bazen de tehdit ederek onu yola getirmeye çalıştı. Onu İran tarafına çekmek amacındaydı.

 

Gubaz böyle bir davranışın kendisi ve ülkesi için nelere mal olabileceğini iyi biliyordu. O nedenle de Şah’ın tekliflerine yanaşmadı. Hem Egrisi, hem de Apsilya halkı o dönemde Bizans tarafında kalmanın kendileri için daha güvenli olacağı düşüncesini taşıyorlardı.

 

Bilindiği gibi Abhaz ve Laz halkları çok uzun zamandır kendilerini yutma hesabı yapan İran’ın bu planlarıyla mücadele içindeydiler. O dönemi yaşamış olan Tarihçi şöyle anlatıyor: ‘‘Lazların büyük çoğunluğu Rumları sevmezdi… Rum ordusunun gücünü bildiklerinden çoğunlukla susmayı tercih ediyorlardı.’’ (60)

 

Abazgialıların, Apsilyalıların, Misiminyalıların ve Svanetyalıların Rumlara bakışı da Lazlardan pek farklı değildi.

 

552 yılında kargaşalıktan önce de Gubaz ve Bizanslı bazı stratejistlerin arasında sorunlar başlamıştı. Önceki sayfalarda Yoann Tsibe’nin politik gücünden söz etmiştik. Dagifey, Bess, Martines, Yoann gibi diğer komutanlar da ondan güçsüz görünmek istemiyorlardı. Kral Gubaz bu komutanların Egrisi’de yürüttüğü politikaları düzenli olarak İmparator Jüstinyen’e duyuruyordu. İmparator da olumsuz bulduğu davranışlarını yasaklıyordu. Örneğin, Gubaz istemediği için Jüstinyen, Dagifey’i görevden almıştı. Yerine Bess getirilmişti. Aslında onun uygulamaları da Dagifey kadar rahatsız ediciydi. Prokopi Keresyati şöyle yazıyor: ‘‘Bess, Petra kalesini ele geçirince başka sorumluluklar altına girmek istememişti. Pontus ve Ermenistan bölgelerine gidip haraç toplama derdine düşmüştü. Bu da Rumların politikalarına zarar veriyordu… Petra’yı ele geçirir geçirmez Lazlarla İberyalıların sınırına girmiş, buradaki önemli geçiş noktalarını ele geçirmiş olmalıydı ki, İranlılar Laz ülkesine giremiyorlardı. Bu büyük komutan kendini sorumluluklardan uzak tutmaya başlayınca, İmparatorun hoşnutsuzluğunu dikkate almadan Laz ülkesini düşmanca kaptırır bir pozisyona gelmişti. İmparator Jüstinyen sorun yaratan komutanlarına hoş bakmazdı. Kendi özel yaşamına ve İmparatorluğun sorunlarına hassasiyet göstermeyen komutanlarını hemen görevden alırdı.’’ (61)

 

Bölge halkının ve liderlerinin bu türden bürokratlarla başı dertteydi. İşgal ordusu ise Kolkhida’yı yağmalıyor, halkı soyuyor ve her türden haksızlığı yapıyordu.

 

Bu arada Bizans’ın bölgedeki rütbeli memurları davranışlarından rahatsız olan Kral Gubaz’a tavır almışlardı. Ayağını kaydırmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Gubaz da boş durmuyor, bu bürokratların Kolkhida’da yaptığı haksızlıkları düzenli olarak İmparatoruna ulaştırıyordu.

 

Stratejistler 553 yılında Kral Gubaz’ı öldürtme kararı aldılar. Durum şöyle gelişti:

 

Tarihçi Agayif Mirineyati’nin yazdıklarına göre 552 yılının ortalarında Acemler Doğu Egrisi’de pozisyonlarını güçlendirdiler. Mokheris ve Ukhimeryon kalelerini ele geçirdiler. 553 yılında Telefis (62) kalesinde şiddetli bir çatışma oldu. Savaşı kazanan Acemler, Bizans ordusunu püskürttüler. Acemler bir süre sonra da Onoguris kalesini kanlı bir şekilde ele geçirdiler. (63) Bu yenilgiler, ülkenin geleceğini tehlikeye düşürdüğü için Gubaz’ı çok üzdü. Yenilgilerin sorumlusu olarak da Bess, Martines ve Rustike’yi gördü.

 

O güne kadar olan olaylarla yeni olayları birlikte değerlendiren Jüstinyen ordu komutanı Bess’i görevden aldı. Yetkilerini de iyice kısarak Abazgia’ya gönderdi.

 

Aslında Gubaz ile Martines ve Rustike arasında kökenleri daha eskilere dayanan bir sürtüşme vardı. Ama bu gizli sürtüşmeyi açığa çıkarmamaya gayret sarf ediyorlardı. Ancak Telefis kalesi de düşünce Gubaz tüm düşüncelerini Jüstinyen’e açtı. Bu yenilgilerin sorumlusu olarak onları gösterdi. Onların bölge halkına bazı insanlık dışı uygulamalar yaptığını söyledi.

 

Bunun üzerine Martines, Rustike ve diğer üst düzey yetkililer Gubaz’ı yok etme kararı aldılar. (64)

 

Bu kararı alanlar bir toplantı yapıp Rustike’nin kardeşi Yoann’ı Konstantinopol’e gitmek üzere hazırladılar. Yoann, Konstantinopol’e varınca İmparator’a çıkıp ona Kral Gubaz’ın döneklik yaparak İran tarafına geçmeye hazırlandığına inandırdı. Jüstinyen de gecikmeden Gubaz’ı Konstantinopol’e gönderilmesi emrini verdi. Emre uymadığı takdirde öldürülmesinde bir sakınca görmediğini de belirtti.

 

Aslına İmparator Jüstinyen’in böyle bir emir vermiş olması şaşırtıcıdır. Agafiy’in yazdıklarına göre, Jüstinyen önce Gubaz’ın İran yanlısı olabileceğine inanmış, ama sonra da öldürülmesine izin çıkarmıştı. Zaten Gubaz o durumda Konstantinopol’e giderse orada da iltifat görmeyeceği kesindi. Jüstinyen’in bizzat onu öldürtebileceği kesindi. Çünkü Gubaz halkı tarafından sevilen güçlü bir liderdi. Böyle bir lider Kolkhida ülkesinin tümden Rumlaştırma politikasına sekte vurabilirdi.

 

Hükümdar Gubaz’ın öldürülme planından Jüstinyen’in haberinin olmamasının olanaksız olduğu düşüncesine bizi getiren bazı olayları Agafiy şöyle yazıyor: ‘‘Egrisi’de görevli bazı Bizanslı stratejistler Justin ve Buze, Gubaz’ın öldürüldüğünü duyunca çok üzülmüşler olayı bir felaket olarak değerlendirmişler ama aktif bir tepki göstermemişlerdir. Çünkü bu işte Jüstinyen’in parmağının olduğu düşüncesindeydiler.’’ (65)

 

İleriki sayfalarda da göreceğimiz gibi Egrisi halkının büyük toplantısında Ayet ve onu destekleyenler, Gubaz’ın öldürülme işinde suçlunun Jüstinyen olduğunu düşünmektedirler.

 

Olayı tezgahlayanlar Gubaz’ın Justinyen tarafından Konstantinopol’e çağrıldığından hiç söz etmediler. Gubaz’a bunun yerine Onoguris kalesinin İran’dan geri alınabilmesi için bizim yanımızda savaş dediler. Gubaz tekliflerine olumsuz yanıt verdi. Hatta Onoguris kalesinin İranlılara geçmesinden onları sorumlu tuttu. Bunun üzerine onun karşı tarafa geçtiğine karar verildi. Karşılıklı konuşma bahanesiyle onu Khobi ırmağı kıyısına götürüp orada öldürdüler (553). (66)

 

Olayı tezgahlayanlar Gubaz’ın öldürülmesi Egrisi halkında Rumlar’a karşı büyük nefret uyandırdı. Egrisi askerleri de olayı protesto ettiler. Egrisi, Misiminya ve Apsilya halkları özgürlüklerini ilan etmek için çalışmalara başladılar.

 

Egrisililer gizlice katılımı oldukça fazla olan bir toplantı düzenlediler. Bu toplantıda ülkenin içinde bulunduğu zorlu durum ve gelecekte henüz özgürlük savaşına hazır olmadığı düşüncesini de tartışılmalıydı.

 

Tarihçi Agafiy’in yazdıklarına göre Egrisililer uzun süre görüşmelerini sürdürdüler. Birçok Egrisili görüşlerini ortaya koydu.

 

Bu bir halk örgütlenmesiydi ama doğaldır ki toplantı da sözü geçen soylular ve zenginlerdi. Ama onlar da ikiye bölünmüşlerdi: Bir bölümü Acemlerle anlaşmayı savunurken, diğerleri ise Bizans tarafına çekiyorladı.

 

İran yanlısı görüşü olan gurubun sözcüsü olan Ayet ortaya çıkıp düşüncelerini ortaya döktü. O önce uzun yıllar boyu Kolkhida topraklarında süren İran-Bizans çekişmesinden söz etti. Her iki ülkenin de birbirine göre avantaj ve dezavantajlarını tek tek ve doğru bir şekilde ortaya döktü. Ayrıca Bizanslıların o güne kadar Kolkhida’da yürürlüğe koyduğu olumsuz politikaları irdeledi. Sonunda Kral Gubaz’ın öldürülmesinin de Jüstinyen’in bir tezgahı olduğunu, bu durumda hiç beklemeden Bizans’tan ayrılıp İran tarafına geçmeleri gerektiğini söyleyip konuşmasını bitirdi. (67)

 

Ayet’in anlattıkları dinleyenleri derin düşüncelere sevk etti. Söyledikleri çoğunluk tarafından doğru bulunup onaylandı.

 

Sonra Bizans’ın yanında kalmasını savunan grubun sözcüsü Fartazi kürsüye geldi. O ülkesinin güçlü bir insanıydı. Herkesin bildiği tanıdığı bir feodaldi.

 

Fartazi söze, kendisinden önce konuşan Ayet’in düşüncelerine katılmadığını belirtmekle birlikte başladı. Sonra daha geniş olarak Egrisi ve Apsilya’nın o günkü politik durumunu anlattı.

 

Fartazi de Kral Gubaz’ın öldürülmesini lanetledi. Bu olayın kim tarafından yaptırılmışsa yaptırılsın onaylanamaz olduğunu vurguladı. Halkın duygularına kapılarak bazı olumsuzluklara kalkışmamasını söyledi. Halkın ve ülkenin geleceğini daha geniş bir perspektifte değerlendirmelerini istedi.

 

Fartazi, İmparator Jüstinyen’in Kral Gubaz’ı öldürülmesiyle ilgisi olmadığını savunuyordu. Onu öldürenler Martines ile Rustike idi. Bu olaydan fayda sağlayanlar da onlardı. O halde hesabı da onlardan sorulmalıydı.

 

Fartazi’nin doğru olarak gözlemlediği şey şudur: Egrisi, Apsilya ve diğer Kolkhida halklarının İran tarafına geçmesi onlar için yeni ve daha büyük felaketler demekti. Fartazi Bizans ile Kolkhidalıların (68) birlikte olmalarını gerektiren başka özelliklerinin de olduğunu vurguladı. Her iki ülke halkı da Hıristiyan’dı. Ortak sayılabilecek birçok kültürel özellikleri vardı. Oysaki Acemler inanç ve kültür olarak tamamen farklı insanlardı. Ayrıca onların ordusu İberya’dadır ve Kolkhida’yı Bizans’tan koruması olanaksızdır. İran ise oldukça uzak bir ülkedir.

 

Fartazi sözü evirdi çevirdi ve sonuçta Egrisi’de son günlerde olan olayların Jüstinyen’e bildirilip suçluların cezalandırılması için ondan yardım istenmesine getirdi. Ayrıca Bizans ile beraberliklerinin sürmesi gerektiğini bir kez daha vurgulayıp konuşmasını bitirdi. (69)

 

Fartazi’nin tüm yalınlığı ve gerçekliği ile ortaya koyduğu günün gerçek politik koşulları halkı daha derin düşünmeye sevk etmişti. Bu durumda yapılabilecek bir tek şey vardı: Kötünün iyisini seçmek. Sonuçta yine Bizans tarafında kalma kararı alındı. (70)

 

Hiç zaman kaybedilmeden Konstantinopol’a Egrisi delegasyonu gönderildi. Elçiler Jüstinyen’e Bizans’tan ayrılmayı düşünmedikleri söylediler. Ayrıca öldürülen Kral Gubaz’ın da böyle şeyler düşünmediğini, düşmanlarının bu yalanı uydurduğunu vurguladılar.

 

Elçiler, Bizans-Egrisi ilişkilerinin daha iyi olması için Egrisi’deki Bizans muhalifleri ile de savaşacaklarını belirtip, Jüstiyen’den Krallığa Gubaz’ın kardeşi Tsate’nin getirilmesini rica ettiler. (71)

 

Aslında Bizans yönetimi de Kolkhida’da yeni problemlerin çıkmasını istemiyordu. Jüstinyen bu nedenle elçilerin isteklerini kabul etti. Çok geçmeden Egrisi Hükümdarlığına Tsate getirildi. O zaten Konstantinopol’de yaşıyordu. Bizans kültürü ile yetişmişti. En önemlisi de Egrisi feodallerinin güvendiği biriydi.

 

Bizans yönetimi Tsate’yi ülkesine törenle uğurladı. Mayster Afonasi ile Staratejist Sotterikh’i refakatine vermişlerdi. Tsate’nin ülkesine dönmesi Kolkhidalıları sevindirmişti. (72)

 

Yeni Kralın yanında gönderilen yeni komutanlara yeni görevler de verilmişti. Mayster Afanasi’nin görevi Gubaz’ın öldürülüş şeklini saptamak ve suçluları cezalandırmaktı. (73) Stratejist Sotterikh’in görevi ise Kafkas dağlı halkların her yıl ödenen harçlarının dağıtılmasıydı.

 

Mayster Afanasi gelir gelmez soruşturmaya başladı. Suçlu bulduğu Yoann ve Rustike’yi Apsar (74) zindanına attırdı. Kolkhida’daki baş stratejist Martines ise görevi başında kalmıştı. Çünkü İranlılarla savaş tüm şiddeti ile yürüyordu. Martines’in orduda büyük otoritesi vardı ve onun cezalandırılması için vakit uygun değildi.

 

Acem ordusu Nakhoragan’ı basıp Misiminyalılar da özgürlüklerini ilan edince Yoann ve Rustike’nin cezalarına ara verildi. (75) Bu sorunlar halledilip ortalık sakinleşince jurnalcilerin cezası yerine getirildi. Konstantinopol’den gelen yargıçlar tarafından ölüm cezasına çarptırıldılar.

 

Böylece, Bizans ve Egrisi arasında Kral Gubaz’ın ölümüne bağlı olarak ortaya çıkan gerginlik de ortadan kaldırılmış oldu. Durumun böyle bir sonuca ulaşması Egrislilerle birlikte Apsilya, Misiminya ve Svanetyalıların da yararınaydı. Abazgia ülkesi ise ayrı bir yönetim halinde Bizans’a bağlıydı ve her geçen gün ülke daha zor şartlar içine sürükleniyordu. Kolkhida’nın tümden Bizans idaresinde olmasının tek yararı beklide Abhaz etnik kökenli halkların bölünmemesiydi. Aksi durumda bir kısmı İran’ın bir kısmı da Bizans’ın egemenliği altında oluyor, aralarındaki tek ilişki de iki süper gücün yanında birbirleriyle savaşmak oluyordu.

 

Bizans ile Egrisi’nin arasındaki sorunlar anlattığımız şekilde halledilince öyle sanıyoruz ki Bizanslılar Kolkhidalılar’a (Apsilyalılar da dahil olmak üzere) bazı politik özerklikler vermişlerdi. Bu kanıya Agafi’nin şu sözlerinden varıyoruz: ‘‘Tsate kral olunca ülkesindeki işleri yoluna sokmak için çalışmalara başladı. Halkını geleneklerine sadık kalarak, kendi istediği gibi yönetiyordu.’’ (76)

 

Ancak bunların Bizanslıların Egrisi’de bozulmaya başlayan pozisyonlarını güçlendirmek için kısa süreli olarak verdikleri tavizlerdi. Tabi bu tavizlerden faydalanabilenler de yalnızca Egrisi’nin feodalleriydi.

 

Tsate’nin krallık yaptığı dönemin şartlarını değerlendirerek olaylara bakarsak, bu kralın güç olarak Gubaz’dan çok daha zayıf kalacağı sonucunu çıkarırız. Çünkü Tsate’nin Bizans’a bağımlılığı daha fazla olduğu gibi iyice güçlenen feodallerin de onun gücünü kısmaya başladığı bir gerçektir. (77)

 

Yine Tsate’nin krallığa getirildiği dönemde Egrisi’nin doğu toprakları İranlıların elindeydi. Mokheris, Kuteş ve Onoguris (78) kalelerinde İran bayrağı dalgalanıyordu.

 

Gubaz öldürülür öldürülmez olayı tezgahlayanlar dikkatleri dağıtmak için Onoguris kalesini kuşatmışlardı. Amaçları bu kaleyi alıp adlarını yüceltmek, bu sayede de yargılanmaktan kurtulmaktı. Ancak kalenin alınması kolay bir iş değildi. Çünkü güçlü bir İran garnizonu vardı. Ancak 554 yılında aralarına Barbarlar’ın da bulunduğu Bizans ordusu Onoguris yolunu tutan 3000 (üç bin) kişilik İran ordusunu yenebildi. Ancak bu defa da kaleyi koruyan İran garnizonu onları yenip geri püskürtmekti. Bizans ve Egrisi orduları bu savaşta büyük kayıplar verdiler. İran bu zaferden sonra Egrisi içlerine kadar sokuldu.

 

Sözünü ettiğimiz 554 yılındaki savaş İran’ın zaferiyle sonuçlanmasına rağmen pozisyonları fazla değişmemişti. Pozisyonu kendi lehine çevirmek isteyen İran 555 yılı başlarında harekete geçti. İran ordusu Nakhoragan komutasında Egrisi üzerine yürüdü. İran ordusu 60.000 (altmış bin) kişiden oluşan dev bir orduydu. (79)

 

Egrisi kalelerini elinde bulunduran İran birlikleri arasında sıkı ilişkiler vardı. İran şahının amacı Egrisi’deki garnizonlarının ve bu yeni ordunun yardımıyla Bizans’ı Kolkhida’da perişan etmekti. Bu nedenle Kolkhida’da yaşayan Abhaz ve Laz-Megrel halklarını kendi tarafına çekmek istiyordu. Bu sayede Karadeniz’in Doğu sahillerini eline geçirebilmesi kolaylaşabilirdi. Nakhoragan’ın komutasındaki İran ordusu Egrisi’ye girer girmez Nesos’a (80) doğru yöneldi. Orada Bizans-Hun-Sabir-Egrisi-Abazgia (81) birleşik ordusu onları bekliyordu. Bu birleşik ordunun başında Martines ile Jüstinyen vardı. (82)

 

Nakhoragan önce kiralık Hun-Sabirleri yok etmeyi amaçladı. Ağır silahlarla donanmış bir ordu Mokheris ovasını tutuyordu. Görevleri Batı Egrisi’yi savunmaktı.

 

Nakhoragan en güçlü savaşçılarını Hunların üzerine gönderdi. En iyi silahlarla donatılmış bu savaşçıların görevi Hunları gafil avlamaktı. Ancak bölge halkı durumdan Hunları haberdar ettikleri için İranlılar amaçlarına ulaşamadı. Hunlar ormanlık sahadan da yararlanarak üzerlerine gelen orduyu yendiler. Baskına gelenlerin birçoğu öldü. Sağ kalanlar panik içinde kaçmaya başladılar. Hunlar, Bizans ve Egrislilerin de desteğiyle onları izlemeye başladılar. (83)

 

Operasyonunun bozgunla sonuçlandığını öğrenen Nakhoragan Nesos (İsula) yakınlarında kamp kurdu. Burada silahlarını sergileyip Bizanslıları ürkütmek amacındaydı. Sonra Bizans komutanı Martines’e elçiler gönderdi. Ondan Bizans ordusunun derhal çekilip gitmesini ve tüm Kolkhida’yı İran’a bırakmasını istediler.

 

Tabi Martines bu teklifi hemen reddetti. Görüşmelerden bir sonuç alamayan Nakhoragan ordusunu alıp Fazis (84) şehrine yöneldi. Bizans, Egrisi ve Çan orduları (85) kestirme yollardan onların peşine takıldı. İranlılardan önce şehri ele geçirmeyi başardılar.

 

Bizanslılar bu kalenin savunmasını önceden güçlendirmişler kalenin yakınlarına da savunma hatları kurmuşlardı.

 

Nakharogan hiç beklemeden Fazis’i kuşattı. Ordu binlerce piyade ve atlı savaşçıya iki bin kadar yardımcı personelden oluşmuştu. Silahları da dönemin en modern teknolojisi kullanılarak imal edilmişti.

 

Tüm bu avantajlarına rağmen Nakhoragan kaleye girmeyi başaramadı. Savaş epey de uzamıştı. İran ordusu bölge halkını sömürüyor, ormanları ve tarlaları yok ediyordu.

 

Fazis’i savunan Bizans ordusu ve müttefiklerinin gücü epey zayıflamıştı. Acil yardıma ihtiyaçları vardı ama İmparatorluktan ses seda yoktu. Martines’in çağrısıyla bir gün bu kaleye bir yabancı geldi. İmparator Jüstinyen’in cesaret veren bir mektubunu askerlere okudu. Bu mektup yardımın yolda olduğunu en kısa zamanda kaleye ulaşacağını söylüyordu.

 

Haber, ümidini yitirmiş olan kale muhafızlarının yeniden dirilişi olmuş moralleri oldukça yükselmişti.

 

Yardım yalanı hemen İran ordusuna da ulaşmış ve hemen inanmışlardı. Orduyu ikiye bölüp yarısını gelenleri karşılamaya gönderdiler. Kaleyi savunanlar da bu fırsatı değerlendirdiler. Geleceği söylenen yardıma da güvenerek İranlılara saldırıp onları yenilgiye uğrattılar.

 

İran ordusunun büyük bir bölümü Doğu Egrisi’ye çekildi. Komutan Nakhoragan İberya’ya (86) geçti.  Şah Khosroy yenilgi haberini alınca onu İran’a çağırıp idam ettirdi. (87)

 

555 yılında Mokheris ve Fazis’teki bu zaferler uzun süredir devam eden İran-Bizans savaşlarında Bizans’ın üstünlük elde edeceği umudunu veriyordu. (88)

 

Önceki sayfalarda belirtmiş olduğumuz gibi, Kral Gubaz’ın öldürülmesinde Martines’in de parmağı vardı. Ancak savaşın sürmesi dolayısıyla onu görevinden almamışlardı. Çünkü kişilik sahibi, emrindeki askerler tarafından sevilen ve güvenilen biriydi. Bu nedenle de İmparator’un savaşlar esnasında onun yerine getirebileceği aynı vasıflarda başka komutanı yoktu. Gerçekten Martines sayesinde önemli zaferler kazanılmıştır. Egrisi’den İran’ın sökülüp atılması onun başarısıdır. Bütün bu olayları dikkate alan Jüstinyen onu öldürtmekten caydı. Ancak savaşlar bitince Ermenistan ve Lazika üzerindeki tek yetkili vasfı elinden alındı. Yerine Jüstinyen’in akrabalarından Jüstin getirildi.

 

Jüstinyen’in stratejistliği sırasında Bizanslılar; Egrisliler, Abhazyalılar ve Svanetyalılar da dahil olmak üzere bir kısmı hala İran’ın elinde olan Kolkhida topraklarına özerklikler verdiler. Ayrıca uzun yıllar önce Acemlerin eline geçen Rodopolis (Vartsikhe) şehri de geri alındı. (89)

 

 

Çeviren: HAYRİ ERSOY, Nart Yayıncılık, 1993


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.