Kafkasya Tarihi

Dünden Bugüne Rus-Kafkas Mücadeleleri

Kafkasya jeostratejik konumu ve doğal zenginlikleri nedeniyle tarihin bilinen bütün dönemlerinde emparyelist güçlerin ilgisini çekmiştir.

Rusya bu amaç uğruna katliam, cebren ve ikna yolu ile Hıristiyanlaştırma, deportasyon(yurt dışına sürülme) gibi yollara başvurmuş deportasyon planına ise Dağıstan halkının tamamını, Çeçenler, İnguşlar, Malkarlar, Karaçaylar’ı dahil etmiştir. Burada değinmek gerekir ki, deportasyona sebep olarak Rusya resmi açıklamalarında sözü geçen halkların Almanlarla işbirliği içinde olduğunu ileri sürerek Çeçen-İnguş, Karaçay-Malkarlarda 1939’dan beri devam eden direniş hareketlerini göstermiştir. Ancak fiilen bakıldığında böyle bir durumun oluşu ihtimal dahilinde değildir çünkü eli silah tutan erkekler cephede Rus üniformalarıyla Almanlara karşı savaşırken köylerde kalan yaşlı, çocuk ve harp malullerinin siyasi bir işbirliği oluşumu içine girmesi mümkün değildir. Ayrıca Almanların Grozni petrollerine gelmeden çekilmek zorunda bırakılmaları da Çeçen Alman işbirliği iddialarını temelsiz bırakmaktadır.

Varolduğu günden itibaren sınırlarını genişletme eğiliminde olan Rusya; Karaçay-Malkarlıların yaşadığı Elburus dağının Şimal etekleriyle tabiat güzellikleri, kaplıcaları, maden suları ve ılıman iklimi nedeniyle ilgilenmeye başlamıştır. Stalin-Beria dönemlerinde sürgün sonrasında dağ Gürcülerinin Karaçay topraklarında iskânı sağlanmış ve Ahıska Türklerinin deportasyonu gerçekleştirilerek Şimal eteklerinin de Rus topraklarına katılması amacı güdülmüştür.
Azerbaycan ve Çeçenistan’daki zengin petrol kaynaklarının Rusya’ya akıtılması da deportasyon için geçerli bir nedendir.

Rusya’nın bu emelleri doğrultusunda yaptığı saldırılarla Kafkas Halklarının dirençlerinin tüketildiği 21 Mayıs 1864 tarihinde sürgün başlamıştır.
Kırım Savaşından sonra Ruslar kaybettikleri yerleri ve prestijlerini tekrar kazanmak amacıyla Kafkasya’ya saldırılara başladılar.1859’da Doğu Kafkasya’nın direnci kırıldığında ve Ruslar Batı Kafkasya’ya iki yol teklif ettiler. İlki Stavropol bölgesiyle Salstepine’ye göç etmek ikincisi Osmanlı topraklarına göç etmek. Rus ajanları Kuzeye göç edeceklerin Hıristiyanlaştırılacaklarını ve 25 yıl askere alınacaklarını söylemekteydiler. Buna istinaden Rus hükümetinin, Batı Kafkasyalıları özellikle Osmanlı topraklarına göç ettirmek istedikleri yargısına varılabilir.

Kafkasyalıların ardı ardına aldıkları yenilgiler üzerine Ağustos 1864’de Rus Çar’ının kardeşi Grandük Mişel tarafından yayınlanan fermanla bir ay içinde Kafkasya’nın boşaltılmasını istediğini ve vatanda kalan herkesin, harp esiri olarak Rusya’nın belirli bölgelerine sürülecekleri bildirildi ve vatandan Osmanlı topraklarına sürgün başladı.

21 Mayıs 1864’te 4 asırlık Rus-Kafkas Savaşının batı kesiminde de mağlubiyetle sonuçlanmasıyla başlayan büyük sürgün süreci Kafkas halkı için çilelidir. Sürgün yolunda telef olan binlerce insan mevcuttur. Bu durum Trabzon’daki Rus konsolosunun, sürgün işlerini idare etmekte olan General Katraçef’e yazdığı raporda şöyle anlatılmaktadır: “Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a 70 bin Çerkez geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon’a çıkarılan 24bin700 kişiden şimdiye kadar 19 bin kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63 bin 900 kişiden her gün 180- 250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110bin kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul’a götürülen 4bin 650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım.” (Geçmişten Günümüze Kafkas Trajedisi, Uluslar arası konferans, 21 Mayıs 2005)

9 Mayıs 1857’de sürgün kanununu çıkaran Osmanlı Devleti bu arada da Rus Çarıyla gizlice anlaşma yapmış ve bu anlaşmada Osmanlı ve Rus çıkarları gözetilmiştir. Anlaşmaya göre göçenlerin mal, can ve hürriyetleri dahil tüm hakları sultan garantisi altında olacak ve göçenlere her türlü vergiden muaf olarak arazi verilecek anadoluya yerleşenler 12 yıl askerlikten muaf tutulacaktır. Ayrıca 1860 yılında kurulan İskan-ı Muhacirin Komisyonu ile ekonomik ve politik çıkarlar da gözetilmiştir.
Bu dönemde Osmanlıya genç ve savaşçı nüfus gerekirken Rusya’nın da bu nüfustan kurtulması gerekliydi. Rusya bu nüfusu Osmanlıya yollarken kati olarak Kafkasya’dan gelen nüfusun Rus sınır boylarına yerleştirilmemesini istemekteydi. Osmanlı arşivinden elde edilen bilgilere göre Kars’a yerleştirilen 100 hane Çeçen olduğu için Rusya Osmanlıya bir ültimatom yollayarak Kars’ta ki halkı çekmelerini aksi takdirde yolladıkları göçerleri durduracaklarını belirtmiştir. Doğu Anadolu ve Kars’a Kafkasyalıların yerleştirilmesine şiddetle karşı çıkan Rusya aynı hassasiyeti Balkanlar içinde göstermekteydi. Osmanlı’nın da bu dönemde göçerler için uyguladığı bilinçli bir iskân politikası vardır. Gelenlerin bir grubu Karadeniz’den bu gün ki Bosna-Hersek’e kadar olan hatta yerleştirilmiş bir kısmı da Marmara bölgesine İstanbul’u kuşatacak şekilde yerleştirilmiştir. İskân planlaması yapılırken yerleşik halkın etnik kökenleri göz önünde tutularak olası ayaklanmaların da engellemesi hedeflenmiştir.

Sürgün yıllarından bahsederken; Rus Tarım Uzmanı İ. N. Klingen, 1870 yılında “Çerkezler yurtlarını çok seviyorlardı ama özgürlüklerine olan bağlılıkları ondan bile üstündü. Ya üstün güçler karşısında boyun eğecekler yada ölünceye kadar savaşacaklardı. Onlar boyun eğmektense ölmeyi seçtiler. Kendileriyle birlikte binlerce yılın birikimi olan kültürleri de 30yılın içinde yok edildi.”sözlerini kullanırken, Rus Savaş Bakanı Mikhail Yevdokimov, 1865 yılında verdiği demeçte, “Tehlikeli halkın azalması bizi birçok uğraştan kurtaracaktır…442 ailenin gitmesinden dolayı üzülmeyin onlar iki kat daha fazla gitseler de bundan dolayı bölge hiç zarar görmez… Tüm halkın gidebileceği yönündeki endişeye gelince, böyle bir şeyin gerçekleşmesi bize hoşnutluğun yanı sıra önemli bir fayda sağlardı.” Demiştir. P.P. Kordenko, 1874 yılında “1825 yılı boyunca bizim müfrezeler Kuban ötesini ezip geçiyorlardı ve dağlıların köylerini yok ediyorlardı. Yangın ve baskınlarda binlerce Çerkez hayatını kaybettiği gibi yiyecek ve yakacak rezervleri de imha edildiği için sağ kalanlarda açlık ve hastalıktan ölüyorlardı.”sözleriyle savaşın insanlık ötesi boyutunun resmini çizmekteydi. Tarihçi Yazar ve Kafkasya Uzmanı Ploton Zubov,1834 yılında yaptığı açıklamada; “Çeçenler haydut, hırsız, hain, son derece cesur, korkusuz, kararlı, zalim, kibirli, alaycı, gururlu ve kontrol edilemez insanlardır. Bunlardan kurtulmanın tek yolu hepsini toptan imha etmektir” ifadesini kullanarak savaşın kendince haklı olduğunu savunmaktaydı.

Tarihte yaşanan felaketin acıları ve izleri Kafkasyalılarda halen devam etmektedir. Geçmişten günümüze Kafkasların Trajedisi başlığıyla 2005 yılında yapılan uluslararası konferansta savaştan ve sonuçlarından bahsedilirken; “1994’ten bu yana Çeçenistan da bütün acımasızlığıyla devam eden saldırılar günümüzün somut soykırım suçlarıdır. Son 10 senede Çeçenistan’a yönelik Rus saldırıları sonucu 42 bini ilkokul çağındaki çocuklar olmak üzere nüfusun dörtte birini oluşturan 250 bin sivil en barbarca yöntemlerle öldürülmüş 20 bin kişi Rus askerleri tarafından evlerinden alınıp götürülerek yargısız infaza tabi tutulmuştur. Çeçenistan’da ki 424 köyden Rusların yaşadığı üç tanesi hariç 421’i havadan bombardımanla enkaz haline getirilmiştir.400 bin insan komşu cumhuriyet ve bölgelere sığınmıştır.” sözleri kullanılmış ve günümüze kadar yansıyan sonuçlarının ve yarattığı sorunların çözümü için arayışlarda bulunulmuştur.

Kafkasya halkları Rusya’nın bölgeye yönelik işgal girişimleri, uğradıkları saldırı ve uygulanan gayri insani politikalar sonucu bu gün yok oluşun eşiğine gelmiştir. Vladimir Putin de dahil olmak üzere Rusya’nın başında olan yöneticiler ülkenin var olmaya başladığı günden bu güne topraklarını genişletmeyi hedef seçmiştir.
Rus yönetimleri bu süreçte işgal edilen topraklarda tüm insanlar ile onların yaşam koşullarını ortadan kaldırma maksadı gütmüş yerleşim birimlerini hedef alan saldırılar da sivil halk katledilmiştir. Soykırım suçu açık bir şekilde işlenmiştir ve yenilgiyle çıkan Kafkasyalıların hayatta kalanları da sürülerek ikinci bir soykırıma tabi tutulmuştur.

Soykırım kavramı; Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ve Uluslararası Ceza Statüsü olmak üzere başlıca iki uluslararası hukuk metninde tanımlanmıştır.

Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme
Md.1. Soykırım Birleşmiş Milletler ruhuna ve amaçlarına aykırı ister savaş ister barış zamanında işlenmiş olsun devletler hukuku suçu olarak kabul edilmiş ve bu suçu önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt etmiştir.

Md.2. İşbu sözleşmede jenosit, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun kısmen veya tamamen imha edilmesi maksadıyla az sayıdaki fiillerden birinin intikap olması demektir.

a. Gurup üyelerinin katli
b. Gurup üyelerinin bedeni ve akli melekelerine ciddi surette zarar verişi
c. Gurubun bedeni varlığının kısmen veya tamamen imhası sonucunu doğuracak hayat şartlarına kasten tabi tutulması.
d. Gurup için de doğumları sekteye uğratacak tedbirler alınması
e. Bir grup çocuklarını diğer bir gruba zorla nakledilmesi.

Md.5. Taraf devletler sözleşme hükümlerinin uygulanmasını sağlamak üzere kendi anayasalarına uygun olarak gerekli yasal tedbirleri almayı bilhassa soykırım fiilini işlemekten suçlu bulunacak kişilere uygulanacak etkili cezayı yaptırımları yasalaştırmayı taahhüt etmektedir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü

Md.5. Soykırım suçu mahkemenin yargı yetkisine dahil edilmiştir.

Md.6. Soykırım suçu bu maddeyle düzenlenmiştir.

Md.25. (3)(b) Soykırım suçu işleyen yada yeltenen birine bu suçun işlenmesini emreden suça teşvik yada tahrik eden herkes soykırım suçlusudur.
mad.23. (3)(e) Bir kimsenin doğrudan yada alenen diğerlerini soykırım suçunu işlemeye kışkırtması soykırım suçu olarak kabul edilir.
Tarihteki Rus-Kafkas İlişkilerine, savaşlarına ve Kafkas departosyonuna bakıldığında Rusya’nın Kafkas halkına uyguladığı eylemlerin Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ve Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme belgelerine dayanılarak soykırım suçu olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Öyle ki sivil halk katledilmiş tehcire zorlanmıştır ve bu olaylar alenen meydana gelmiştir.

Soykırımla ilgili suçlar, soykırım anlaşmasının imzalanmasından sonra 1945 ten günümüze hukuki olarak ele alınabilecek yargıya tazminata tabi tutulabilecek suçlardır. Siyasal olarak geriye yürüme söz konusu olabilse bile hukuki olarak ceza-i müeyyide getirilen hiçbir hukuki düzenleme geriye yürüyemez. Evrensel hukukilik prensibine aykırıdır. Yarı kalmış ceza olamayacağı gibi bunu yasaklayan bir kanun uluslar arası bir sözleşme olmadan işlenmiş suçlara ceza verilemez.
Siyasal alanda ise soykırımın kabul edilişi devlet ve o devletin mensubu insanları için utanç kaynağı olarak kabul edilmektedir.

1864’de Rusya’dan sürülen bir buçuk milyon Kafkasyasalının en az 600binin sürgün sırasında öldüğü tahmin edilmektedir.1917–1920 yıllarında ne kadar insan öldüğü bilinmemektedir. 1944 yılında tüm Çeçen-Inguş nüfusu Sibirya’ya sürülmüş 13 sene sonra 300bin kişi geri dönmüştür.

Hukuksal olarak gerek BM teşkilatının veto yetkisine sahip beş ülkesinden bir tanesinin Rusya olması, gerekse büyük devletlerin aralarındaki siyasal paslaşmalar ve devlet çıkarlarının ön planda tutuluşu nedeni ile geçmişte yaşanan olaylar göz ardı edilmekte ve günümüz de devam eden olaylara hiçbir uluslararası kurum müdahale etmemektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1948 yılında onaylanıp 1951 yılında yürürlüğe giren Soykırımın önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmeler’de verilen örnekler arasında Kafkas soykırım ve sürgününden bahsedilmemiştir. Ve yine Ankara Ticaret Odasının Soykırımlar Tarihi: Iki Yüzlü Kriterler Raporu adını taşıyan Mayıs 2005 tarihli raporda 50’yi aşkın soykırım örneğine yer verilmiş ancak orada da ne tarihte ne de günümüzde Rusya’nın Kafkaslarına uyguladığı soykırımlardan bahsetmemiştir. Amerika’daki Soykırım Anma Müzesi Vicdan Komitesi tarafından 7 Mart 2005’te yayınlanan son yılın soykırımları listesinde Kafkas haklarından bahsedilmemiştir. Oysaki komünist dönemde ve 1944 sürgünleri sırasında öldürülen Kafkas halkları ile 1994’ten bu yana Çeçenistan’da sürdürülen soykırıma kurban giden 250 bin sivilden hiç söz edilmemiştir.

Günümüz şartlarında bakıldığında Rusya’nın Çeçenistan’ı istemesi ve hala savaşların devam edişine şöyle bir açıklama getirilebilir. Rusya’nın değer kaynakları ele alındığında petrol ülkesidir ancak 100 yıldır petrolü çekilmektedir. Rusyanın diğer kaynakları gözetildiğinde petrol açısından dikkate alınabilecek değeri yoktur. Rusyanın binde biri kadar toprağa sahip yüzde biri kadar nüfusu bulunan çeçenler toprak zenginliği ve doğal kaynakları olarak kendi halkını refah için de yaşatabilir ancak Rusya’ya getirisi pek fazla olmaz. Çeçenistan’ın stratejik önemi kuzeyin güneye geçiş ve güneyin kuzeye çıkış yolu üzerinde bulunmasıdır. Ve yine günümüz şartlarında stratejik olarak enerji hatlarını kesiştiği bir nokta bulunmaktadır. Dünyanın ekonomik çıkarlarının döndüğü noktaya çok yakın oluşu Rusya’nın hâkimiyetini etkilerini stratejik çıkarlarını sürdüre bilmesi için önemlidir.

Çarlık döneminden beri sıcak denizlere inme politikasının önünde set ihtiva edişi Sovyet döneminde aynı politikanın ideolojik versiyonun sürdürülebilmesi için tampon bölge oluşu konum olarak güneye geçişte bir yol olması 20–21 yüz yılın yeni paylamışındaki Orta Asya, Avrasya enerji kaynaklarının yakınında bir kısmınında üzerin de oluşu önemli kılar Çeçenya’yı.

Yüzeye kadar çıkan gravitesi yüksek petrol verimli Kafkas ovaları ikinci hatta üçüncü plandadır. Ancak Rusya’nın imparatorluk olarak birkaç yüzyıldır işgal ettiği alanlarda kalabilmesi için önemlidir. Ve Rusya federasyon olarak kaldığı sürece de önemini koruyacaktır.

Çeçenler de mücadelelerini, 1550’lerden itibaren sömürgeciliğe karşı yapılan bağımsızlık mücadelesi, işgal üzerine çıkan bir savaş, direniş olarak tanımlamaktadırlar ve istemlerinde kendi sınırları dışına taşan bir düşünce yoktur. Savaş nedenleri arasında ulusal, etnik, dini, kültürel dinamikler de mevcuttur. Bu dinamikler mücadeleyi beslemektedir.

Sonuç itibariyle Rusya ile Kafkas Cumhuriyetleri ve halen sıcak çatışmaların devam ettiği Çeçenistan arasında barışın sağlanması uzlaşmaya varılması tarih sahnesinden de görüldüğü üzre askeri yöntemlerle mümkün değildir. Süregelen savaşın iki tarafın da çıkarlarını gözeten çözümü dünya kamuoyu ve uluslararası örgütlerin duyarlılığından geçmektedir. Avrupa Birliğine üye devletler ve ABD sorunun çözümünde anahtar görevi üstlenebilir. Savaşın devamı iki tarafında uluslararası toplum otoriteleri açısından yıkıcıdır ve iki tarafta bunu kabullenmelidir.

Bir çözüm yolu daha vardır ki uygulanması mümkün gözükmemektedir. Dünya devletlerinin siyasal çıkarları yüzünden Kafkasya da halen devam etmekte olan olaylara ses çıkartamamasının alternatifi saldırıda bulunan devlete karşı insanların organize olup bu devleti uzun bir süre ekonomik olarak boykot etmeleridir.
Diğer bir yol da elde edilebilinecek güçtür. Ancak küçük devletlerin büyük devletlerle baş edebilecek gücü olmadığından o günkü konjekture göre bağımsız olmaları hangi devletin lehineyse o devletten destek alınır. Ancak günümüzde Kafkas milletlerinin bağımsızlığı onlara destek verebilecek güçteki devletlerin lehine değildir...

KAYNAK:Kafkaslar-Orta Asya-Ortadoğu Çalışma Grubu:Dünden Bugüne Rus-Kafkas Mücadeleleri


Yorum yapın