Kafkasya Tarihi

İç Savaş Sırasında Çerkesler

Rus İmparatorluğu’nun Kafkasya’yı istilası ve bolşevik yönetimin kurulması arasında Kuzey Kafkasyalılar mecburi askerlik hizmetine tabi olmamasına rağmen, savaş süresince cepheye Kafkasya’dan gönüllü birlikler gönderildi. Kafkasyalılar 1905 Japon-Rus savaşında bir alay ve I. Dünya Savaşı’nda ise her Kafkas unsurunun bir alay düzeyinde katıldığı bir tümen oluşturmuşlardı. Dağıstan, Kabardey, Çeçen, Çerkes, İnguş ve Tatarların teşkil ettiği altı alaydan meydana gelen bu kuvvet "Kafkas Süvari Tümeni" olarak adlandırıldı. Tümenin komutası, General Bagration atanıncaya kadar, Çarın kardeşi Mikhail Alexandroviç’de idi. Son komutan ise General Polovtsev olacaktı.

1917 devrimi sonrasında Bolşevik ajanlar müttefiklerine ihanet anlamına gelen Almanlar ile münferit bir barış imzalama düşüncesiyle savaş yorgunu askerleri de kışkırtarak Rus ordusunu dağıtmaya başladı. Ancak Kafkas Süvari Tümeni devrim öncesinde sahip olduğu disiplini korumayı başardı. Bolşeviklerin çevirdiği entrikalarla ordunun önemli bölümünün disiplini tamamen yok oldu ise de; eski gelenekleri çerçevesinde emir komuta zincirine ve disipline bağlı Kuzey Kafkasyalılar üzerinde amaçlarına ulaşamadılar.

General Krimov’un kolordularına bağlı Kafkas Süvari Tümeni (geçici hükümetin talimatıyla) cepheden çağrılarak düzeni yeniden sağlamak üzere Petrograd’a gönderildi. Kuvvetler Petrograd’a yaklaştıkça şehre girişi engellemek için Bolşevik tahriki artırmıştı. Tümenin ilerlememesi için trenlere lokomotif verilmesi engellendi, raylar sökülüp vagonlar bombalandıysa da yaya olarak yola devam edildi. Kuvvetler Dno ve Vyritsa kasabalarının yakınında kamp kurarak Geçici Hükümetin Petrograd’a giriş için vereceği son talimatı bekliyordu. Ancak hiçbir talimat verilmedi. Bir süre sonra da Kuzey Kafkasya temsilcileri ve Rusya Müslümanları Komitesi’nin üyeleri, Geçici Hükümetin tümeni Kafkasya’ya göndermeye karar verdiğini bildirdi.

1917 Ağustosunda tüm alaylar kendi yurtlarına geri gönderildi. Çerkes Alayı da soydaşlarının düzenlediği zafer kutlamalarıyla Yekaterinodar’a ulaştı. Alayın kurmayları ve I. Süvari Taburu şehirde kalırken, diğer kuvvetler kendi bölgelerine gönderildi. O dönemde Rusya’dan ayrıldığını ilan eden Kuban, Çerkeslerin ve Kazakların yerel temsilcileri tarafından idare ediliyordu. En üst yönetim organı Kuban Yasama Radası idi ve üyelerinden Kuban Hükümeti teşkil edilmişti. Hükümet başkanlığı Kuban askeri atamanı tarafından yürütülüyordu. O dönemde bu görev General Filimonov’a aitti.

Kuban Yasama Radası temsilcileri arasında Kasbolat Ulugay, Kuşuk Natırboff, Sultan Şahin Giray, Aytek Namitok, Murat Hatağogu, Şimgokh ve Seferbi Siyukh da bulunuyordu. Bunlar arasından Kuşuk Natırboff Kuban Hükümeti’ne seçildi.

O dönem Kuban’ında yaşam, örnek gösterilebilecek bir idari demokrasiye sahipti. Kimse yaklaşan felaketin tedirginliğini hissetmedi. Fakat sonunda bolşevik kışkırtıcılar, genellikle aralarında daha rahat çalışma ortamı buldukları toprak sahibi olmayan yabancı unsurların yaşadığı alanlardan bölgeye sızdı. Yekaterinodar’da özellikle Poluyan kardeşler ve çocukları faaliyet halindeydi. Caddeler her gün anarşi ve hükümetin düşürülmesi için bağrışan kalabalık gösterici gruplarıyla doluyordu.

Şehirde asayişi sağlama görevi, mümkün olduğunca düzeni koruyabilen bir Çerkes Süvari Taburu ve Kuban Muhafız Tümeni’nin iki müfrezesi tarafından yürütülüyordu. Çok geçmeden başlarında subayları bulunmaksızın Türk cephesinden geri çekilen 39. Piyade Tümeni’nin cepheden kaçarak canlarını kurtaran askerlerinin, şehirdeki 2.000 subaydan intikam almak üzere gelmekte olduklarına dair söylentiler duyulmaya başladı. Bu subayların hepsi gelecek için tasalanmadan, akşamları eğlence yerlerini doldurarak, kaygısız bir yaşam sürüyordu. Ancak onları harekete geçiren bir adam ortaya çıkarak hayatlarını kurtardı. Bu onları bir araya getirerek yaklaşan tehlikeyi anlatan ve düşmanı elde silah hazır şekilde karşılamak üzere kendisine katılmaya ikna eden Kaptan Pokrovsky’den başkası değildi. Çerkeslere ait kuvvetler de Pokrovsky’ye katıldı.

Bu arada askeri düzenle alakası kalmayan bolşevik kuvvetler Novarossisk’den ayrılarak Yekaterinodar’a yaklaşıyordu. Bunlar yağmacı çeteler halinde, karşılarına çıkan herkesi soyuyor ve öldürüyordu. Bolşevik kuvvetlerin şehre ulaşmasına yakın Pokrovsky’nin talimatıyla başlarında iki subay olmak üzere iki Çerkes müfrezesi alelacele saldırıya karşı donatıldı. Bu kuvvetler güneşin doğuşundan hemen önce, iki münferit yağmacı dalgasının önünü keserek silahlarına el koydu. Başarılı operasyon sayesinde Pokrovsky tüm mühimmatı ile beraber 1.500 tüfeğe sahip oldu ve neticede yalnızca kendisine katılan kuvvetleri donatmakla kalmayıp Albay Galaev ve Lisevitsky’nin kuvvetleri için de yeterli silah temin etti. Bolşevik kuvvetlerin başına gelen akibet, kendilerini takip eden yoldaşları tarafından öğrenildi. Bunun üzerine bulundukları trenleri terk ederek hesaplaşmak üzere Yekaterinodar’a ilerlemeye başladılar. Pokrovsky ve Gamlaev yaklaşan yağmacıların önünü kesmek için harekete geçti. Çatışma bir sabah erken saatlerde Ene’de başladı. Birkaç bin kişiden oluşan Kızıl ordu kuvvetleri, bu saldırıda öldürülen Galaev’e bağlı küçük birlik tarafından ele geçirildi. Pokrovsky, Çerkesler ve kendi küçük birliğiyle beraber kızılları kuşatarak arkalarından saldırıya geçti. Beyazların da kayda değer kayıplar vermesine rağmen, düşman tamamen yok edildi ve çok azı kaçmayı başarabildi. Ertesi gün Pokrovsky, kızılların ilk işgal teşebbüsünden şehri kurtaran kişi sıfatıyla coşkuyla karşılanarak Yekaterinodar’a döndü. Elbette herkes bunun geçici olduğunu biliyordu ama yine de özgürlük ortamı içinde, yaşamlarından endişe etmeden bir süre daha ayakta kalacakları için mutluydular.

Çok geçmeden, birliklerine çeki düzen veren kızıllar her taraftan Yekaterinodar’a saldırıya giriştiler. Kuban Atamanı Filimonov, Pokrovsky’yi generalliğe yükselterek şehri savunan kuvvetlerin komutanlığına atadı. İşgale uğrayan kasabalarından kitleler halinde kaçışan sivil Çerkeslerin bulunduğu Tikhoretsk yönünden gelen kızıl saldırıları Çerkes birlikleri tarafından durduruldu. Bolşeviklerin bir kasabayı işgal ettikten sonra, silahsız sivil halkı soyup öldürdüğünü söyleyen mülteciler beyazların safında savaşmak için Pokrovsky’den silah istediler. General Pokrovsky ve küçük birlikleri hiçbir takviye olmaksızın, büyük kayıplar vererek yaklaşık iki ay boyunca Yekaterinodar’ı savundu.

Pokrovsky en sonunda küçük ordusuyla Don-Kuban yolunu zorladığı söylenen General Kornilov’a katılma düşüncesiyle şehri terk etmeye karar verdi. Yaralıların arabalarla düzenli şekilde Tuhtemkuay ve Şinci kasabalarına çekilmeleri sağlandı. Çerkesler, gönüllülerin bu yaralıları bolşevik teröründen koruma çabalarını görmekten mutluluk duyuyordu. Yüzlerce Çerkes, kızıllara karşı savaşmak üzere Yekaterinodar’dan, yaklaşık 2.000 kişinin bir araya geldiği Vochepshchi kasabasına yönelirken, Pokrovsky ve birliği Kaluzhenskaya yönünde ilerledi. Bunların yarısına yakını ateşli silahlardan yoksundu, yaşlıların elinde ise eski çakmaklı tüfekler vardı. Albay Sultan Krımgirey Çerkeslerin dağılmasını önlemek üzere Vochepshchi’ye geldiğinde beyaz kuvvetler henüz kızıllara karşı koyacak yeterli güce sahip değildi ve çok geçmeden geri çekilmeleri kaçınılmazdı. Akabinde de kızıllar Çerkesleri bir saldırıda tamamen yok edeceklerdi. Sultan Krımgirey’in anlattıklarının Çerkesler üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Albay sözlerinin dikkate alınmamasına içerleyerek Çerkesleri bırakıp üç kardeşiyle beraber Türkiye’ye gitmeye karar verdi. Fakat kızıllar Goryachy Klyuch yakınlarında ele geçirdikleri Sultan Krımgirey’in kardeşlerini ağaçlara bağlayarak diri diri yaktı.

Vochepshchi civarındaki Çerkesler, iyi donanımlı kuvvetlere karşı büyük zorlukla karşılaşmış ve birkaç gün süren çatışmalarda çok ağır zayiat vermişti. Çerkeslerden oluşan bir kuvvetle rakiplerinin ortasına yönelen süvari yüzbaşısı Kashnitsky kızıllara ait bir piyade taburuna saldırı düzenledi ama, bütünüyle yok edildi. Pokrovsky, Çerkeslere Kaluzhenskaya’yı savunamayacağını bildirdi ve bunu kendisiyle birlikte daha geri hatlara çekilmeyi arzu edenlere iletti. Etrafı kızıllarla kuşatılmış olmasına rağmen bin kadar iyi donanımlı Çerkes de Pokrovsky’ye katıldı.

Aynı dönemde General Sultan Kılıç Girey Maykop bölgesinden emrindeki birkaç yüz Çerkes ile Pokrovsky’ye ulaşmayı başardı ve altı ay süren Kuban kış seferberliğine katılan gönüllü ordusuyla beraber 1.500 süvariden oluşan Çerkes alayının komutanlığını üstlendi. Pokrovsky’nin etrafındaki çember günden güne daralıyordu ve kurtarılmak için çok az bir umut kalmış gibi görünüyordu. Bu kritik zamanda kızılların arkasından silah sesleri duyuldu ve herkes General Kornilov ile ordusunun çok uzakta olmadığını anladı. Bir anda moraller yükselmişti. Son güçlerini toplayan Çerkesler her cepheden saldırıya geçerek ilk kez General Kornilov’un öncü birlikleriyle buluştu. Pokrovsky’in kuvvetleri Kornilov ile buluşmak için Shendzi’ye gitti. Ertesi gün Kornilov, Pokrovsky ve General Markov’un sorumluluğu altındaki Novodmitrievskaya’daki Kuban hükümeti ile bir görüşme ayarlandı. Markov ve subayları kışın ortasında bellerine kadar suyun içinde nehrin karşı kıyısına geçtiler. Birçok kızılı etkisiz hale getirerek yollarına devam ettiler. Ancak birçok Kızıl Ordu mensubu kasabada gizlenmişti. Ertesi gün Ataman Filimonov başkanlığındaki Kuban Hükümeti üyeleri, Pokrovsky ve Çerkes Alayından bir kuvvetle beraber Kornilov’un karargahının bulunduğu Novodmitrievskaya’ya ulaştılar. Toplantının ortasında kasabada gizlenen kızıllar ortaya çıktıysa da Çerkesler ve bazı subaylar saldırıyı bastırdı. Bu toplantı sırasında Pokrovsky Kuban ordusunun idaresini kendi elinde tutma arzusunu belirtmesine rağmen, General Kornilov iki ordunun da kendi komutası altında birleştirilmesinde ısrar etti. İki ordu birleştirildikten sonra mevcut, yaralı dolu iki bin arabayla beraber beş binin üzerine çıkmıştı.

Kornilov danışmanlarının itirazına rağmen Yekaterinodar’ı geri almaya karar verdi. Çerkesler, gönüllü ordunun geçişinin güvence altına alınması için kızılların bölgesini temizlemek ve Elizeventskaya’ya giden bir yolu zorlamak üzere emir aldılar. Çerkesler görevlerini çok güzel bir örnek teşkil edecek şekilde yerine getirdiler ve Yekaterinodar’ı geri alacak kuvvetlere katılmak üzere ordu karşı kıyıya geçirildi. Şehrin yarısından çoğu beyazların eline geçmişken, çatışmanın kaderi General Kornilov’un kaldığı çiftliğe isabet edip onun ölümüne sebep olan bir top mermisi ile belirlendi. Kornilov’un ölümünden sonra gönüllü ordunun idaresini General Denikin üstlendi ve kuvvetlerini şehirden geri çekti. Akşama doğru gönüllü ordunun düzensiz birlikleri öldürülen Generallerinin cesediyle beraber, cenazeyi toprağa verdikleri Alman kolonisine çekildiler. Mezar yerinin sır olduğu söylenmesine rağmen, Bolşevikler beyazlar bölgeden ayrıldıktan hemen sonra Kornilov’un cesedini mezardan çıkartarak sarhoş kalabalığın aşağılayarak eğlence malzemesi yapacakları Yekaterinodar’a götürdüler.

Gönüllü Ordu oldukça kritik durumdaydı. Yaralılar Elizavetinskaya ve çok kısa süre sonra Bolşevikler tarafından ele geçirilen Alman kolonisinde bırakıldı. Tamamen kuşatılmış durumdaki bakiye kuvvetler Lise Don’a doğru hareketlendiler ama, kızıllar bunu engellemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Beyazlar özellikle kızıllara ait zırhlı trenlerle kollanan birkaç demiryolu hattını geçmekte oldukça zorlandılar. Gönüllüler Mechetinskaya’yı ele geçirirken, büyük zorlukların üstesinden gelen ve ağır zayiatlar veren Çerkes Alayı Don’a ulaştı ve Egorlykskaya’yı aldı. O dönemde Almanların Rostov’u ele geçirmesi sayesinde beyazlar kurtuldular ve bunun sonucunda aylardan beri ilk defa cephe gerisi bir hatta sahip oldular. Almanlar beyazlara yardım teklif etmelerine rağmen, yüksek komuta kademesi bunu onlarla savaşan müttefiklere karşı ihanet olabileceğini düşünerek geri çevirdiler.

Gönüllü birimler Don üzerinde yeniden oluşturuldu ve silah sayısının kısıtlı olmasına karşılık mevcutları arttırıldı. Bu sebeple Çerkesler, kızılların silah stoklarının bulunduğu Sosyka kavşağını ele geçirmekle görevlendirildiler. Sosyka en az iki piyade alayı ve birkaç sıra siperle çevriliydi ama, Çerkesler şehri göbekten bir saldırıyla ele geçirerek çok sayıda tüfek, makinalı ve mühimmat elde ettiler. Bir sonraki gün elde ettikleriyle beraber, savaş alanında tek bir yaralı veya ölü bırakmadan Egorlykskaya’ya geri döndüler. Kuban bölgesinden kaçan Kazaklar, bölgeye ilişkin olarak kızıl terör ve Kazaklar’ı Kuzey Kafkasyalıların ayaklanması hakkında bilgiler verdiler. Yeniden düzenlenen gönüllü ordu Kuban’a dönmeye karar verdi. Birbiri ardına meydana gelen büyük çatışmalardan sonra Çerkes Alayı da geri döndü. Çerkesler General Sultan Kılıç Girey, Kuban Kazak Alayı ise General Naumenko’nun komutası altındaydılar. Gecelemek için, kızıllar tarafından kuşatıldıkları Novopokrovskaya’da durdular. Zhloba, Marusya ve diğer Bolşevik müfrezeleri bu alayları Novopokrovskaya’da kuşatma ve imha etme talimatı almışlardı. Kuşatmada başarılıydılar, ancak kesin bir mağlubiyete uğradılar. Çatışma bütün bir gün boyunca devam etti. Beyazların tüm cephanelerini kullandıktan sonra süvari saldırısı yapmaktan başka bir seçenekleri kalmamıştı. Kızılların ancak çok az bir kısmı yaklaşan gecenin sayesinde buğday tarlalarının içinde saklanarak kaçmayı başarabildi.

Fakat bu zaferin bedeli ucuz değildi. Birçok Çerkes öldürülmüş, subayların tümü de yaralanmıştı. Kızıllar Yekaterinodar’a kadar, özellikle Tikhoretsk, Korenovskya ve Timashevskaya’da çok büyük direnç sergilediler. Çerkes Alayı Kazaklar’la beraber üç gün süren savaştan sonra, kesin başarıyı bir gece süvari saldırısı ile kazanarak Timashevskaya’yı aldılar. Daha sonra fazla direnişle karşılaşmadan kızıllar tarafından kuşatılmış olan Yekaterinodar’a yaklaştılar. 2 Ağustos günü şehire giren Çerkes alayı halk tarafından coşkuyla karşılandı. Civar kasabalardan gelen Çerkesler onlara kızılların birçok kasabayı ortadan kaldıran toplu kıyım, yağma ve aleni ırza geçmelerde bulunduklarını bildirdiler. 28 Şubat - 2 Ağustos arasındaki seferberliği içinde yer alan Çerkes Alayı çok ağır kayıplar verdi. Harekat sonunda 1.500 yetişmiş süvariden geriye sadece 350 kişi kaldı. Diğerleri ya öldürüldü, ya da yaralandı.

Yekaterinodar’ın düşünden sonra Çerkes Alayı kızılları durmaksızın Tuapse’ye kadar geri çekilmeye zorladı. Bu şehrin de düşmesini takiben alayın Yekaterinodar yakınındaki Pashkovskaya’ya gönderilmesine izin verildi. Çok geçmeden General Sultan Kılıç Girey’e beş alay ve altıncı yedek alaydan bir Çerkes tümeni oluşturması talimatı verildi. Birinci Çerkes Alayı Kuşuk Ulugay komutası altında Kelermesskaya’da oluşturuldu. İkincisi Albay Adrianov komutasında Giaginskaya’da, üçüncüsü Albay Kadir Sultan Girey komutası altında Battalpaşa’da, dört ve beşincisi Albay Tambiev ve Krımşamhalov komutasında yine Battalpaşa’da oluşturuldu. Yedek alay ise, Albay Buchkiev komutasında Armavir’de üslendi. Bütün Çerkesler gönüllü olarak bu alaylara kendilerini kaydettirdiler, en iyi kıyafetlerini giyerek kendi atlarıyla bu alaylara katıldılar.

Oluşum için verilen sürenin dolmasından önce tümen acilen Rusların kayda değer faaliyetler içinde oldukları Battalpaşa ve Vorovskolesskaya bölgelerindeki cepheye çağırıldı. Çerkesler bu güçlü düşmana karşı mücadeleye gitmek zorunda bırakıldığında, kışın ortasında, üzerlerinde vücutlarını ısıtacak kışlık giysileri olmaksızın trenlere bindirildiler. Kızıllar yaklaşık bir hafta kadar yerlerinde tutunabilmiş; daha sonra Kabardey, İnguşya ve Çeçenya üzerinden Terek’e, Prokhladnaya’ya, Mineralnye Vody’ye ve sonra da Grozni’ye doğru çekilmeye başlamıştı.

Çerkes Tümeni yakın takipte kalarak kızılları her duruşlarında yenilgiye uğrattı. Kabardey’i geçtikten sonra İnguş sınırındaki Akhlov kasabasında durdular. Alınan bilgiye göre, çok sayıda kızıl asker İnguş kasabalarına gizlenmişti. Bu yüzden Çerkeslerin iki birliğine Keskem, Sagoshi ve Psedakh’ı ele geçirmekleri talimatı verildi. Çerkesler kar fırtınası içinde kasabalara üç verst mesafe yaklaştıklarında her yönden İnguşların saldırısına uğradılar. Üslerine dönmeyi başarabilen çok az sayıda askerin dışındakiler rehin alındı. Çerkeslerden on, İnguşlardan ise beş kişi öldü. Ertesi gün olayların hatadan kaynaklandığını belirterek özer dileyen bir İnguş heyeti Akhlov’daki tümeni ziyaret etti. İnguşlar Kazakların saldırısına uğradıklarını düşünmüşlerdi. Sultan Kılıç Girey üstlerinden Çerkeslerin İnguş kardeşlerine karşı savaştırılmamasını istedi ve tümen başka bir cepheye gönderildi. Çerkesler Sleptso yolunu zorladılar. Kızıllar büyük direnişlerine rağmen kasabadan püskürtüldüler.

Bu dönemde hem Kızıl hem de Beyaz Ordu saflarında tifo salgını baş göstermişti. Salgın, Çerkes tümeninin büyük bir kısmının ölümüne sebep oldu. Her alayda yaklaşık yüz süvari kaldı. Sonuç olarak bütün tümen tek bir alay bünyesinde birleştirilerek Svyatoi Krest’e gönderildi. Çerkesler bu bölgede kızıllara yönelik askeri operasyonlar düzenledikten sonra son kalıntılarının da imha edildiği Maniç’e gönderildiler. Sonunda Çerkes tümeninin tamamı yok oldu. Bu durumda yeni kadroların oluşturulması gerekiyordu. İkinci bir tümen daha oluşturulmasına rağmen, gönüllü ordu çok büyük sıkıntılar çekti. İlk önce Don’a, daha sonra 1919 sonunda Kuban’a kadar genel bir geri çekilme başlattı.

O dönemde Çerkes Tümeni Stavropol cephesinde savaşıyordu ve ortaya çıkan manzara karşısında Armavir’in tahliyesine himaye etmek için bu şehre kadar geri çekildi. Bu savaş sırasında bütün Çerkesler tarafından sevilen Kanamet Şumanuko öldürüldü ve üçüncü Çerkes Alayının komutanı Albay Kadir Girey ağır şekilde yaralandı. Gönüllü kuvvetler buharlı gemilere binerek Kırım’a geçtikleri yer olan Novorossisk’e çekildiler. Kuban Ordusu ve Çerkes Tümeni Karadeniz sahillerine geriledi. Yolda köylerini terk ederek kaçan birçok Çerkes tümene katıldı. Birçoğu kendilerini Belorechensk’e kadar püskürten bir Bolşevik süvari tümeninin ani saldırısı sırasında Giaginskaya yakınlarında öldürüldü.

Kuban Ordusu ve Çerkesler, Don kolordusu ile beraber Karadeniz’e ulaşarak kendilerini kabul edeceklerini umdukları Gürcistan’a doğru çekildi. Ancak bolşeviklerin misillemesinden çekinen Gürcüler geçişe izin vermediler. O günlerde Kırım’dan iki adet buharlı gemi gelmişti. Don ve Kuban grupları alelacele gemilere doluştular. 100 bin kişilik ordu ne yapacağını bilmeden öylece sahilde kalakalmıştı.

Durumun ümitsizliğini kavrayan son Kuban Atamanı General Bukretov, General Morozov’u kızıllarla teslim görüşmeleri yapmak üzere görevlendirdi. Morozov ve harp akademisi yıllarından tanıdığı çarın eski albayı arasında görüşmeler yapıldı. Kızıllar kimsenin ordudan ayrılmaması gerektiğini, aksi takdirde teslimatın kabul edilmeyeceği şartını koştular. Ayrıca bütün talimatlarına uyulduğu takdirde genel af ilan edileceği sözünü verdiler. Bu arada Çerkes Tümeninde moraller gittikçe tükenmekteydi. İçlerinde ne yapılabileceğini bilen kimse yoktu. Kızılların affına inanmadıkları için teslim olmaya çekiniyorlardı ama başka bir çıkış yolu yoktu.

Sonuçta Çerkes Tümeni de Kuban ordusuyla birlikte teslim olmaya karar verdi. Bunların içinden ancak birkaç yüz kişi zorlukla Gürcistan’a girmeyi ve Batum yoluyla, General Vrangel’in ordusuna katıldıkları yer olan Kırım’a geçmeyi başardı. Bir görgü tanığının ifadesine göre, kızıllar silahlarından arındırılan Çerkesleri yürüterek Kuban’a sevk etmişti. Subaylar ise tutuklanarak Rusya’nın içlerinde bir yerlere götürüldü ama görünürde hiçbir infaz gerçekleşmemişti. Bir süre sonra yalnızca Beyaz ordu askerleri değil, hayatlarında orduya katılmamış insanlar bile tutuklanıp infaz edilmeye başlandı.

Beyaz ordu Novorossisk’e, Kuban ordusu Karadeniz kıyılarına çekildiğinde birçok Çerkes kızıllardan kaçabileceğini ümit ederek Yekaterinodar civarında kalmıştı. Bunlar kendilerini Kırım’a geçebilme umuduyla Novorossisk’e götüren General Ulugay’ın idaresi altında bulunuyordu. 2.000 Çerkes ile beraber Novorossisk’e ulaşan Ulugay’a sadece subayların gemiye alınabileceği, askerler için yeterli yer olmadığı söylenmişti.

Ulugay bunu kabul etmedi ve rehin alınmış olmasından tereddüt ettiği Çerkes Tümeni ile buluşmayı umarak müfrezesi ile beraber Karadeniz kıyısı boyunca ilerledi. Karadeniz kıyısı üzerindeki Gelencik yakınında silahlarına el koymak isteyen çok sayıda kızıl tarafından yolları kesildi. Çerkesler yolu açmak için saldırıya geçtiler ancak yolun dar olması süvarilere büyük zorluk çıkarttı. Günler boyu süren çarpışmaların ardından Çerkesler ne yapacaklarını bilemedikleri çok sayıda yaralıyla kalakaldılar. Şans eseri bir İngiliz savaş gemisi kıyıya yanaşarak beklenmedik şekilde bütün yaralıları gemiye aldı. Ulugay yolu açmak için sarf edilecek herhangi bir çabanın faydasız olacağını gördüğü için müfrezesini uzun süre kızıllardan saklayabileceği ormanlara girdi.

Sonuç olarak Ulugay’a bağlı Çerkeslerin çoğu evlerine dağıldılar. Ulugay ancak birkaç yüz kişi ile beraber dağlarda faaliyet gösteren General Khvostikov’un müfrezesine katıldı. General Khvostikov’un müfrezesi Kırım’dan Karadeniz kıyılarına gelen buharlılarla Kırım’a çekildi. Değişik zamanlarda yaklaşık 500 Çerkes Kırım’da General Vrangel’in ordusuna katıldı. Bunların çoğu Feodosia’da üslenen Kaptan Konoplev’in komutası altına girmiş; diğerleri ise değişik yerlere dağılmıştı. Konoplev’in safındaki iki Çerkes birimi Kuban’da hayli ağır kayıp verilen başarısız bir saldırıya katıldılar. Bu taarruzdan dönebilen Çerkesler General Vrangel’in ordusu tasfiye edilene kadar Kırım’da savaşmaya devam ettiler. Kırım’ın tasfiyesi sırasında Çerkesler “Vladimir” buharlısıyla Lemnos adasına taşındılar. Birkaç ay sonra büyük bir çoğunluk topraklarına dönmeden önceki durakları olan Türkiye’ye geçtiler. Aradan yirmi beş yıl geçtikten sonra II. Dünya Savaşında Almanların Kafkaslardan çekilmesi sırasında 1.500 Çerkes Almanlara katıldı. Bu insanlar komünist rejimden ebediyen kaçmak ve özgür insanlar arasında yeni bir hayata başlamak için vatanlarını terk ediyorlardı. Ancak bunların büyük çoğunluğu maalesef müttefikler tarafından zorla geri gönderilmiş ve bolşeviklerin elinde ölüme terk edilmişlerdi.

Gazeteler kızıllara karşı inançlı bir savaşçı olan General Sultan Kılıç Girey’in Moskova’da asıldığını duyurmuştu. Komünistlerin onunla beraber Sovyetler Birliği’ne gönderilen arkadaşlarına da farklı davranmadıklarına pek şüphe yoktur. Bu zoraki teslim sürecinde yaklaşık 300 Çerkes kaçmayı başararak Amerika Birleşik Devletlerine iltica etmiştir.

Çeviri: Cem Kumuk

Yazar Hakkında: İslam Natırboff: Kuzey Kafkasyalı asker ve cemiyet adamı. 1897 yılında Kuzey Kafkasya’da doğdu. Çocuk denilebilecek yaşlarda “Kafkas Süvari Tümeni” saflarına katıldı. I. Dünya Savaşı’nda bu tümenle çeşitli cephelerde bulundu. 1917’deki bolşevik ihtilalini takip eden dönemde Beyaz Ordu saflarında bolşeviklere karşı savaştı. 1919 sonunda albay rütbesini aldı. Beyaz Ordu’daki Çerkes subaylar arasında bu rütbeye en genç yaşta yükselen subay oldu. 1920 yıllarda önce Türkiye’ye, ardından da ABD’ne iltica etti. Buradaki yaşamında, bir yandan Kuzey Kafkasyalı mültecilerin sorunları ile ilgilenirken, öte yandan ülkenin bağımsızlığına yönelik faaliyet gösteren “Kafkasya Dağlıları Halk Partisi” (KDHP) ile paralel çalıştı. KDHP’nin neşrettiği bazı süreli yayınlarda ABD’deki Kuzey Kafkasya kolonisine ilişkin yazıları yayımlandı. ABD'de 19 Haziran 1952’de faaliyete geçen ve sonradan “Circassian Benevolent Association” (New York) unvanını alan derneğin kurucuları arasında yer aldı, 1953-1954 döneminde bu derneğin başkanlığını yaptı. ABD’de vefat etti.


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.