Kafkasya Tarihi

Kafkasyada Çerkesler

Kuzey Kafkasya’nın yerli halkı olan Çerkesler bu adı Grekler tarafından batı Kafkasya da yaşayan halklara verilmiş kerket ya da benzeri bir adın değişerek bugünkü adına dönüşmesiyle almışlardır. Fakat Çerkesler kendilerine adığe demektedirler.(1)
Adiğe-abhaz gurubu, vücuda getirilmiş iki antik uygarlık olan Kuban ve Kokhide kültürlerine de imzalarını atmışlardır. Kuban kültürü yaklaşık dörtbin, Kolkhide kültürü ise üçbinikiyüz yaşındadır.(2)

Filoloji doktoru prfesör Turçaninov Kafkas ve doğu Avrupa halklarının yazı ve dillerine ait eserler adlı Sovyetler Birliği bilimler akademisince yayımlanan eserinde, Abhazca’nın Sovyet dilleri arasında ilk yazılı dil olduğunu belirterek Kolkhide ve Kuzey Kafkasya’da ki Maykop kazılarında çıkan Abhazca (Abazaca) tabletlerini yayımlamıştır.(3)

Bu kültür insan uygarlığı tarihinde ilk defa ateşi kullanarak demir, altın gibi madenleri işleyen toplumdur. Bulunduğu gibi bronz dökümü ve demircilik de Kafkasya üzerinden eski Yunan’a geçmiştir. Hephaistos’un daKafkasya da demircilik yaptığı bilinmektedir.(4) Sonlarında ise bölgeden gelip geçen halklar şunlardır; İskitler, Sarmatlar, Alanlar, Gotlar, Hunlar, Moğol Avarları (Dağıstan Avarları ile karıştırılmamalıdır. ) Araplar, (Araplar, Kuzey Kafkasya’yı işgal edememişler, ancak Hazar kıyılarını ve Dağıstan’ın az bir kısmını işgal etmişlerdir.) Moğollar (Cengiz), Timur ve Kırımlılardır.

Kaskaysa’nın Karadeniz ve Kırım kıyılarında ticaret kolonileri kuran Grekleri ve Cenevizlileri işgalci saymak mümkün değildir. Onlarla Kafkasyalılar arasındaki ilişkiler ticaret alanında olmuş, Bu arada karşılıklı kültürel etkileşimler de meydana gelmiştir.(5)
Kaskaysa, tarih boyunca çeşitli akınlara ve işgallere uğramış olmakla beraber bunların çoğu kalıcı olamamıştır. Ancak yüzyıllarca sürmüş savaşlardan sonra 21 Haziran 1864’de tamamlanan Rus işgali kalıcı olmuştur. Diğer işgalciler, ülkenin tamamına sahip olamamış, ancak belli bir bölgesine geçici bir zaman için egemen olabilmişlerdir. İşgal sırasında dağlara itilen yerli halk, işgalcilerin uzaklaşmasıyla yeniden düzlüklere inmiştir. Ancak son savaş olan Rus savaşında, düşman sadece ovaları işgal ile yetinmemiş, son noktasına kadar dağları da işgal altına almış ve bütün ülkeye hakim olmuştur. Bugün de aynı durum devam etmektedir.(6)

Tarihçi İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya kitabında Kaskas-Rus savaşlarını şu dönemlere ayırmaktadır.

Birinci dönem; 968- 1230. Svyatislav’dan Altınordu devletinin kuruluşuna kadar.262 yıl sürdü.

İkinci dönem; 1556- 1864. Altınordu devletinin yıkılışından 1864’de Kafkasya’nın kesi olarak işgaline kadar 308 yıl sürdü.

Bu ikinci dönem de üçe ayrılmaktadır;
hazırlık savaşları; 1556- 1762. 206 yıl
kesin savaşlar;1763- 1845. 82 yıl
Sonuç savaşları; 1846- 1864. 18 yıl

Hem insan sayısı, hem de silah bakımından eşit olmayan güçler arasında yapılan savaş sonunda haklı olan değil, güçlü olan kazandı. Kaskaslıların gücü bittiğinde, savaş da bitti.(7)

Kafkas-Rus savaşları, kanlı ve vahşiyane oldu. Ruslar kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden soykırım (jenoist) uyguladılar. Dağıstan, Çeçenistan, Osetya ve Kabardey bölgelerinden Osmanlı ülkesine göçler oldu, batı Kafkasya halkları ise (Adığı, Wubıh, Abaza halkları) toptan sürgün edildi.( 8 )

Kuzey Kafkasya da egemen olmak ve burayı Rusya topraklarına katmak için çarlık rejimi değişik yöntemler, çeşitli politikalar uyguladı. Bunların tamamı feodal- militer nitelikte idi. Bu politikaların başlıca önemli noktaları bize göre şunlardır; Adığe topraklarına Rus Kazak askerleri ve köylülerinin yerleştirilmesi ve koloniler kurulması,

Yerli feodalleri ve eşrafı kendi tarafına çekme,
Adığeler arasındaki sınıf mücadelesini ve iç sorunları kendi çıkarları için değerlendirme, İslam dini’nin ve din adamlarının Adığeler arasındaki etki ve rolünü sınırlama,(9) Rusların bu politikaları karşısında Çerkeslerin ataları genellikle büyük asalet, akıllılıkla ayrılıyorlardı ve hamaratlıkları, çalışkanlıkları ile ünlenmişlerdi. Zamanla barışçı yaşamları savaş velveleleriyle bozuldu ve onlar, karşı konulmaz bir bağımsızlık aşkıyla birlikte kendilerinde olağanüstü bir savaşçılık geliştirdiler ve komşuları için tehdit oluşturmaya başladılar. Sert ve katı eğitimleri onları hem kızgın sıcağa, hem dağların soğuğuna dayanmaya, hem de yokluklara şikayet etmeden katlanmaya alıştırıyordu. Silah kullanmayı bilmek Çerkes’in en başta gelen yükümlülüğüydü. Yaman bir atın üstünde, yelme giymiş, genellikle hırpani ve kirli, fakat her zaman çok şık silahlanmış, mahir ve dayanıklı olarak ailesini bırakır ve bayrama gider gibi savaşa giderdi. Biniciliğin coşkun ruhu onda tamamen her şeyiyle gelişmişti. Çerkes ölümden değil şerefsiz bir yaşamdan korkar ve cesaretle düşmanın üzerine atılırdı. Ayrıca, savaş meydanında ölenlerin cenazeleri Adiğe halkı için kutsaldı. Atalarının mezarlarına derin bir saygı ve özen gösterirlerdi.(10)

Fakat Çerkeslerin bu üstün savaşçı özellikleri Rusların soykırım ve sürgünleri karşısında günden güne gücünü kaybediyordu. Bu doğrultuda Çerkeslerin uygun şartlarda Rusya ile anlaşıp savaşı bırakması daha uygun olabilir ve belki bu şekilde soykırım ve sürgün önlenebilirdi. 21 Mayıs 1864 tarihinde savaş bitti ve Kafkasya tamamen Rusya’nın eline geçti.

Aralıklı olarak yüzyıllarca sürmüş olan bu savaşların sonunda Kafkasyalıların yenilgisi kaçınılmaz mıydı? Bu soruya; Dışardan yardım alınmaması durumunda evet kaçınılmazdı, diye cevap verilebilir. Çünkü;Rusların güçlü bir devletleri vardı, Kaskasyalıların yoktu. Kendilerine özgü toplum yapılarında geleneklerine göre yaşamlarını sürdürüyorlardı. Ruslar sayıca fazlaydı, Kafkaslılar azdı. İki taraf da iyi savaşıyorlardı, ancak Rusların modern ordularına ve silahlarına karşılık, Kafkaslıların silahları ilkeydi. Tüfek, kama, kılıç gibi silahlardı. Topun üstüne kılıçla saldırıyorlar ve çok kayıt veriyorlardı. Tüfekleri için barut bile bulamıyorlardı. Savaş taktikleri baskın, vur-kaç şeklinde oluyordu. Kesin sonuçlu muharebelere girme olanakları yoktu.

Ruslar’ın genişleme, sıcak denizlere inme ve Hindistan’a girme gibi uzun vadeli bir planları vardı ve bu planı gerçekleştirebilmek için Kafkasya, elde bulundurulması gerekn jeopolitik bir bögeydi. Bu nedenle Rusya, ne pahasına olursa olsun Kafkasya’yı ele geçirmek emelindeydi, nitekim Rus kaynakalrına göre Rusya, Kafkasya savaşlarında 1.5 milyon askerini kaybetmişti.(11)

Rusların bu emellerini nihayet gerçekleşmesi Çerkeslerin umduğu gibi bir sonuç doğurmadı, yani göç ve sürgün devam etti. Tarihte bunun örnekleri çok görülmüştür. Bu bir politikadır. Aynı zamanda, soykırım ve sürgün toplumları ve kültürleri yok etme yöntemleridir. Bu yolla bölge yerli unsurlardan temizlenerek işgalcinin saf yurdu haline getirirler. Bu günümüzde bilgisayara format atmakla aynı anlama geldiğini söylememiz yanlış olmaz. Bu yolla bölge sıfır km araba gibi sorunsuz kullanılmaya hazırdır. Sürülenler ise gittikleri ülkelerde dillerini ve kimliklerini yitirerek asimile olurlar yani tarihten silinirler.(12)

Ruslar soykırımı, savaş boyunca Karadeniz’den Hazar’a kadar teslimi ile Dağıstan ve Çeçenistan’da savaş sona erdi, ancak batıda, yani Çerkesistan’da savaşın devam ettiği beş yıl içinde, 1864’e kadar soykırıa da devam edildi, çünkü Rusya’nın amacı, Kuzey Kafkasya’nın batı dünyasına açılan penceresi olan Karadeniz Kıyılarını kesin olarak Çerkesler’den arındırmaktı. Bunun yolu da savaş sırasında halkı olabildiğince yok etmek (jenosit), kalanları da topraklarından sürmekti. Bu plan, aynen uygulandı. Ölenler öldü, kalanlar 1864’de toplu olarak Osmanlı ülkesine sürüldü. Geride kalan az sayıda halk da (85 bin kişi kadar), bugün Adığey Cumhuriyeti’nin bulunduğu bölgeye sürüldü. Kıyı bölgesinde, 15 civarında Şapsığı köyü kaldı. Bunlarında kıyıya 20 km’den fazla yaklaşmaları yasaklandı. Aşağı yukarı Amerikalıların Kızılderililere uyguladığı jenosit ve iskan yöntemlerinin aynısı Çerkeslere’de uygulandı. Boşaltılan yerlere Ruslar ve Kazaklar yerleştirildi.

Göç, 1864 kesin yenilgisinden önce başlamıştı, ancak 21 Mayıs 1864’de silahların susmasıyla, göç toplu sürgüne dönüştürüldü. Daha sonraki yıllarda da göçler, aralıklı olarak devam etti.

Sürgün sırasında halkın yarısı açlık ve hastalıktan öldü. Çeşitli rakamlar ortaya atılmakla beraber, sürülen Çerkes sayısının bir buçuk milyon civarında olduğu kabul edilmektedir.(13)

Çerkeslerin Müslüman olmaları nedeniyle Osmanlı Devleti, onları kendi ülkesine yerleştirmeyi kabul etmiş ve bu konuda Rusya ile anlaşmıştı. Osmanlı Devletinin Çerkesleri kabul etmesinde, din olgusunun dışında nedenler de vardı. Onları en iyi şekilde kullanmanın hesaplarını yapmıştı. Ruslarla yapılan uzun savaşlar nedeniyle savaş, Çerkesler için artık bir yaşam tarzı olmuştu. Erkekler hep silahlıydı, onların bu savaş deneyimlerinden yararlanmak mümkündü.

Bağımsızlık isteyen balkan halkları( Bulgarlar, Sırplar) Osmanlı devletine karşı başkaldırı içindeydi. Rusya ve Avusturya, Fransa, İngiltere (kısaca hristiyan dünyası onların arkasındaydı. Osmanlı Devleti, Çerkesleri kullanmak için 300 bin Çerkesi balkanlara yerleştirdi. Şimdiye kadar anayurtlarını savunmak için Rusya ya karşı savaşan Çerkesler, artık Osmanlı adına balkanlarda savaşacaklardı. Anadolu’’ya yerleştirilen göçmenler’de Samsun, Amasya, tokat, Sivas, Maraş, Çukurova, Suriye ve Ürdün hattı boyunca yerleştirilmişti. Amaç, Rum, Kürt ve Ermenilere karşı denge oluşturmaktı.(14) Çerkesler, yerleştirildikleri Osmanlı topraklarının dillerini, geleneklerini bilmiyorlardı, sade bir din birliği vardı.

Çerkes kültürünün orjinali ise anayurtları Kafkasya’da binlerce yıllık uzun bir süre içinde oluşmuştur.

Bu kültürün başlıca özellikleri;
1-Çerkesler yerleşik bir toplumdur. Köyler büyümüştür, ancak henüz kent aşamasına gelmemiştir. Tarım ve el sanatları ileridir.
2-Merkezi (örgün) otoriteye dayanan devletleri yoktur, anacak yaygın otoriteli (gelenek-habze), demokratik özgür fakat disiplinli bir sosyal yapıları vardır ki ideal bir örnek olarak gösterilmektedir.
3-Hiçbir dil grubuna sokulmayan dilleri gibi dinleri de sade ve orjinaldir. Tek tanrılı bir anlayış vardır ve bu tanruya THA derler. THA kavramına dayanan Çerkes (Adığe) inancı Musevilikten, Hristiyanlıktan ve İslamiyet’den daha eskidir.
4-Kafkas sosyal yaşamında kadına gösterilen saygı, kız erkek eşitliğine dayalı ilişkiler, düğünler, kıyafet, müzik, folklör Çerkes kültürünün ve kimliğinin özelliklerini oluşturmaktaydı.
5-Kısaca Çerkes kimliği tanrı, gelenek, insanlık (THA,Habze,Zıfiğe) üçlü kavramına ve temeline dayanıyordu ve amaç da insanlık olarak belirlenmiş ve şu kısa cümlede özetlemişti; Çerkeslik insanlıktır(Adığağer zifiğe).

Yukarıda kısaca özetlenen Çerkes kimliğinin köklü olarak değişmesine sebep olan ve dönüm noktasını oluşturan iki önemli tarihsel olay vardır ki birincisi din değiştirmeleri, ikincisi de anayurtlarından sürülmeleridir.

Günümüzde Çerkesler, az bir kısmı anayurtları Çerkesistan’da çoğu Çerkesistan dışında olmak üzere coğrafi bir bölünmüşlük ve dağınıklık içinde bulunmaktadırlar. Abhazların durumu da aynıdır.

Kafkasya’daki Çerkesler’de Ruslar tarafından siyasal olarak üç ayrı birime bölünmüştür. Bunlar Adığey Cumhuriyeti, Karaçay Çerkes Cumhuriyeti (özerk bölgesi) ve Kabartay-Balkar Cumhuriteyi’dir(15)

1-Yaşar Bağ, (Çerkeslerin Dünü Bugünü), 2001, Ankara, sf.47
2- Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, (Çerkes Tarihi), İstanbul, 1994, sf.22
3- Kazım Berzag, (Tarih ve Toplum), İstanbul, 1991, sf.48
4-Tahir Alangu, (Türkiye Folklörü), Ankara, 1990, sf.254
5- Yaşar Bağ, (Çerkeslerin Dünü Bugünü), 2001, Ankara, sf.48
6- Yaşar Bağ, (Çerkeslerin Dünü Bugünü), 2001, Ankara, sf.47
7- İsmail Berkok, (Tarihte Kafkasya), Ankara, 1997, sf.67.
8- Yaşar Bağ, (Çerkeslerin Dünü Bugünü), 2001, Ankara, sf.51
9-Ali-Hasan Kasımov (Çerkes Soykırımı), Ankara, 1991 sf.43.
10- Semen Esadze (Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali), Ankara 1999, sf.19
11- Yaşar Bağ, (Çerkeslerin Dünü Bugünü), 2001, Ankara, sf.50
12- Yaşar Bağ, (Çerkeslerin Dünü Bugünü), 2001, Ankara, sf.51-52
13- Kafkas Derneği, (Çerkesler’in Sürgünü), Ankara,2001, sf 83-85-87
14- Yaşar Bağ, (Çerkeslerin Dünü Bugünü), 2001, Ankara, sf.53
15-Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, (Çerkes Tarihi), İstanbul, 1994, sf.62

Yazan: Ünal karabasan


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.