Kafkasya Tarihi

Moğolların Kafkasyayı İstilası

Moğol Askerleri13. yüzyıl Avrasya'daki çoğu halk için bir trajedidir. Eski bir köle, amadoğuştan yetenekli Timuçin isimli, bilinen adıyla Cengiz Han farklı Moğol Kabilelerini kendi yönetimi altında birleştirmiş ve komşu devletleriele geçirmeye başlamıştı.

Cengiz Han liderliğindeki Moğol taburlarının öncü grupları Djebe ve Bogatur, 1222 yılında Kral IV. George' un ordusunu hezimete uğratarak Gürcistan'ı istila etti. Moğol güruhu sonra da Gürcistan'dan kuzey doğuya hareket etti, yolu üzerindeki Dağıstan dağlarından savaşarak geçti ve Alan ülkesine ulaştı. Moğol komutanlar kurnaz bir şekilde Alan güçlerini ikiye böldü. İki gün süren çatışmalardan sonra Alan ordusu yenildi, toprakları ise korkunç bir yağmaya maruz kaldı. Moğollar, kendilerine karşı çıkmayanları da barbarca katlettiler.

Gürcistan ve Alanya Moğol saldırısı karşısında oldukça zayıf bir duruma düşmelerine karşın, dağlı Vaynakh kabileleri istila hareketinden bu kadar etkilenmedi ve kendi politik ve kültürel nüfuzlarını koruyabildiler.

Moğol istilası karşısında Alanlar oldukça zayıflamalarına rağmen, güçlerinin tam olarak tükendiği söylenemez. Cengiz Han'ın kuzenleri Meşu, Guyuk ve Kadan liderliğinde, dağ eteklerini ele geçirmek için birkaç Moğol saldırısı daha düzenlendi. Alan ülkesinin başkenti Magos'un kuşatılması bir buçuk ay sürdü ve şehir çok şiddetli saldırılara uğradı. Yağmadan geriye kalan tek şey ise şehrin adıydı. Savaşta öldürdükleri kişilerin sağ kulaklarını koparmak bir Moğol askeri kuralıydı ve bu son saldırının ardından 27.000 tane kopartılmış sağ kulak sayılmıştı. Bu olaydan sonra Batu, Moğol hanına gönderdiği mesajda, bu ülkedeki başarısını anlatmak için, "Meget şehrini yok ettik ve ebedi cennete ulaşmak için adaletinizi 11 ülkeye kabul ettirip halklarına boyun eğdirdik" demiştir.

Moğollar 1239 yılının bahar ve yazında, Avar topraklarını, Dağıstan'ın kıyı bölgeleri ve Lak Krallığı'nın başkenti Kura'nın Lezgi bölgesini ele geçirdiler. Bu tehlikeli girişim Avar Hanı tarafından yardım gördü. Savaştan sağ kalan ve canlarını bu zalim istilacılardan kurtarabilenler ise, daha o zamanlar ağır bir nüfus yoğunluğuna ulaşan dağlara kaçtılar. Ortaçağ yazarlarına göre sadece Alanlar değil, bazı göçebe kabileler de dağlara ve vadilere çekildiler. Düzlüklerde yaşayan ve yağma edilerek topraklarından çıkarılan Vaynakhlar ise Assa ve Fartagi dağlarının daha yüksek kesimlerinde, sığınacak bir yer aramaya başladılar.

Moğollar, Alan Krallığı'nın mağlubiyetinden sonra da, dağlardaki boyun eğmeyen kabilelerle uğraşmak zorunda kaldı. Zamanın yazarlarına göre, 1254 yılına gelindiğinde, dağlarda yaşayan kabilelere boyun eğdirilememişti. Moğol Hanı Sartak'ın bölgedeki başarılarına rağmen, vadilerin, dağlardan inerek sığırları sürüp götüren Alanlardan korunması gerekiyordu. Buradan da anlaşılacağı üzere, Moğollar, mecbur kalmadıkça dağların iç kısımlarına doğru girmeye cesaret edemediler, bunun yerine kendilerinden öncekilerin de yaptığı gibi, vadi çıkışlarını tutmayı tercih ettiler.

13ncü yüzyılda yaşayan İtalyan Seyyah Palono Caprini'nin bildirdiklerine göre Kumuklar, Alanlar, Tarklar ve Çerkesler'in bir kısmı mağlup edilmişti. Fakat bu toprakların arasında, baş edilmez bir karşı koyuş, Alan ülkesinin ele geçirilememiş bir bölgesi bulunmaktaydı ve çirkin Moğollar bu bölgedeki birkaç dağı 12 yıl boyunca kuşatma altında tuttular.

1260'lı yılların başında Moğol İmparatorluğu'na bağlı kabileler arasındaki ilişkiler bozuldu. Hazar kıyısının Altınordu ve İlhanlılar arasındaki topraklarda, bu iki devlet arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. 1263 yılının Aralık Ayı'nda Kulagu liderliğindeki 70.000 kişilik ordu Derbent geçidinden geçerek, 1264 Şubatı'na kadar konuşlanacağı Güney Terek Bölgesi'ne hareket etti. Bu topraklarda yaklaşık üç ay süren tahribat ve işgal hareketi, şimdiki Çeçenistan düzlüklerinden dağlara doğru toplu bir göç hareketine sebep oldu.

Bütün bunlara rağmen çatışmalar dağların iç kısımlarına kadar ilerlemedi ve dağlık Çeçenya hakimiyetini elinde tuttu. Bu dönemde yaşanan olaylar, dağlı halkların nasıl daha uzun süre bağımsız kalabildikleri gerçeğini de açıklayabilmektedir.

Çeçen kabileler kendi dış politikalarını, komşularını dikkate almadan oluşturmuşlardır. Örneğin Kara Kaytaglardan Şeyh Ebu Müslim öncülüğündeki bir grup savaşçı Avar başkentini ele geçirmiştir. Bu olay sonucu, Hunzah'ta Hükümdar Suraka ortadan kaybolmuş, oğlu Bayar Tuşetye'ya kaçmıştı. Ebu Müslim ise İslam dinini Avar bölgesinde ve Çeçenistan'a komşu diğer bölgelerde kabul ettirmeye başlamıştı. Moğollara ait eski kayıtlarda bu yıllarda dağlık Çeçenya hakkında başka hiçbir bilginin olmaması, bu topraklardaki Moğolların görgüden ve incelikten yoksun olduklarını ve ne kadar cahil olduklarını açıklamaktadır.

XIII'ncü yüzyılın son çeyreğinde, Altınordu Devleti bugünkü Dağıstan ve Çeçenistan düzlüklerinde bir sınır bölgesi oluşturdu. Sınır güvenliğini Laşkari-Karavul olarak bilinen özel birlikler sağlıyordu. Bu dönemde Moğolların Dağlı Vaynakhlara karşı giriştikleri çatışmalar hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Fakat bu birliklerin Kuzey Doğu Kafkaslar'da iyi korunan, savaşçı kabilelerin yerleşik olduğu şeritlerde büyük bedel ödeyerek dağ içlerine uzanan Hazar geçidini ele geçirdikleri bilinmektedir.

1299 yılında ise Tagma Tokdayi liderliğindeki Moğol taburları Nogay savaş lordları ile amansız bir mücadele içine girmişlerdi. Tokdayi de bu çatışmalara katılmak üzere Çeçen düzlüklerini terk etti.

Eldeki materyaller değerlendirildiğinde, Moğol güçlerinin Azerbaycan'dan Rusya içlerine uzanan coğrafyada karşılaştığı önemli problemleri çözdüğü fakat Çeçenistan'ın dağlık kısmına söz geçiremediği anlaşılmaktadır.

1301 yılında Moğol taburları Terek Nehri'nin güney düzlüklerine odaklandılar. Tehlikeli komşuya olan yakınlık, dağlıların vadilerini ve köylerini güçlendirmeye itti, savaş kulelerinde yaşayanları sayısında belirgin bir artış oldu. Bu tecrit durumu bölgenin sosyal ve ekonomik gelişimini yavaşlattı ve burada yaşayanları savaş demokrasisine geri döndürdü.

Arkeolojik araştırmalarda dağlık Çeçenistan bölgesinde, herhangi bir Moğol tahribatı ya da yağma izine rastlanmamıştır. Dağlılar sadece Moğolların bazı silahlarına ilişkin detayları benimsemişlerdir. Bununla beraber aşağıda sıralanan sonuçların doğru olduğu konusunda bir şüphe yoktur.

Bir Alan şehri olan Dedyakov, ancak 1278'de düşmüştür. Batı Adigeleri ve Dağıstan'ın dağlık bölgeleri asla boyun eğmemiştir. Altınordu Devleti, Moğol Aşiretler arasındaki sürtüşmelere mahkum olmuş ve İlhanlı Devleti tarafından yıkılmıştır.

Göçebe yağmacıların Ön Kafkas bozkırlarında engellendikleri de oldu. Han'ın kurmayları Sunja nehrinin sol yakasında yerleşmişti. Burası, Akhuluk nehrinin denizle birleştiği koya bakıyordu. Bu tespit, Moğol Hanı Özbek'in kurmaylarının Kuzey Osetya içinde, Sunja nehrine bakan şimdiki Elhotovo Köyü'nde yerleşmiş olduklarını işaret eden eski kayıtlar tarafından da desteklenmektedir.

Borganlar (Bragun)

Borganlar, Çeçenya ve İnguşetya düzlüklerinde oturmuş bir diğer kalabalık etnik gruptur. Bu kabile aynı zamanda Bragun" olarak da bilinir. 14'ncü yüzyılın ikinci yarısında Moğol savaş lordu Mamay zamanında, Ön Sunja düzlüklerinde oturmuş olup, Kırım-Tatar kökenli bir kabiledir. Nogay kaynaklarına göre Mamay, Kırım'ı 1360'larda ele geçirdikten sonra, Kafkas dağ etekleri ve bozkırlarda seyrek bir nüfusa sahip, henüz ele geçirilmiş Hanlığın Tatarları vasıtasıyla kolonizasyona başladı. Yeni gelenlerin arasında çok sayıda Nogay vardı. (Kırım Tatarları kendilerine bugün de Nogay derler). Önceleri kendi sığırlarıyla (hayvanlarıyla) bugünkü Çeçenistan düzlüklerine hareket etmişler ve Borakhan liderliğinde Sunja nehrinin Terek'le birleştiği bölgede yerleşmişlerdir.

Gürcü tarihçi Vakhuşti, XVII nci yüzyılda Sunja Nehri yerine "Bragun (Borganis Zakhali)" adını kullanmıştır. Sunja yakasında Troitzkaya ve Mikhailovitzkaya köyleri arasında, eski haritalarda Bargonnik Dağı denilen bir yükselti de bulunmaktaydı

O zamanlar, kalabalık grupların bugünkü Çeçenistan düzlüklerine gelip yerleşmesi, Çeçenlerin tepkisine yol açtı ve Sunja önü topraklara sahip olma konusunda küçük çaplı yerel çatışmalar oldu. Bu çatışmalar ve Mamay ile mücadeleler Çeçen öyküleri ile günümüze kadar ulaşmıştır. Çeçenler ile Nogaylar arasında geçen mücadeleleri anlatan menkıbeler de vardır.

Bütün bu mücadeleler ölmek üzere olan bir devin (Altınordu) son nefeslerinden başka bir şey değildir. 1395 yılında Altınordu Devleti Temerkan (Timur) tarafından yıkılmış, şehirlerinin birçoğu ve göçebe köylerinin yok edilmesiyle beraber Kafkas Önü, Nogay nüfusunun tamamından hemen hemen temizlenmiştir. Hayatta kalan Bragunlar ise Braguni Köyünü kurdukları Sunja Nehri ağzında, Kabardeyler tarafından sıkıştırılarak kaçmaya mecbur edilmişlerdir.

Çeviri: Aulthe Mustafa Yüksel


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.