Sürgün & Soykırım

23 Şubat 1944 Sürgünü: Mercimek Operasyonu

23 Şubat 1994'de Çeçenlerin Bolşevikler tarafından Sibirya'ya sürgüne gönderilişinin 50.yıl dönümünde Çeçen Cumhuriyeti İçkerya (ÇİC) Cumhurbaşkanı Cevher Dudayev İçkerya'nın başkentinde ki bir mitingde bundan böyle Çeçen halkı düşmanlarının istediği gibi artık bu cenaze gününü anmayacaktır. Çeçen halkı inanılmaz derecede ağır Rus terörü koşullarında hayatta kalmayı başardı ve dinleri için ve kendileri için ayakta durma kararlılığına sahiptir ve bunu göstermiştir, dedi.

Cevher Dudayev bu anma mitingde "Düşmanlarımız Çeçen halkını daimi yas içinde görmekten hoşlanıyor ve bu artık olmayacak. Bundan böyle, bu gün bizi yok olmaktan kurtaran ve ulusumuzu koruyan iman ve kararlılık günü, Çeçen Ulusu'nun Yeniden Diriliş günü olacaktır." Dedi.
23 Şubat 1944'te Kremlin rejimi insanlığa karşı canavarca bir suç işledi, tıpkı diğer Sovyet İmparatorluğu halkları gibi Çeçen halkının tamamını bir tek adam bırakmaksızın Sibirya'ya sürdü. Şubatın sert soğuğunda yüz binlerce insan hayavan taşımakta kullanılan yük vagonlarına dolduruldu ve Kazakistan steplerine ölmeye gönderildi.


Sürgün Stalin tarafından "Çeçenler Alman birlikleri tarafından oluşturulan oluşumlara gönüllü olarak katıldı ve Kızıl Ordu'ya karşı silah kullandılar" diye açıklandı.


Bu arada, tanınmış Çeçen siyasi uzman Abdurahman Avtorhanov şöyle yazıyor: "Yüz binlerce masum insanı öldüren Stalin'in kararları için açıklama bulmadan önce, 1942-1944 yıllarında savaşın Kafkasya haritasına bakmak ve bu tarihler arasında Almanlar tarafından Çeçen-İnguş topraklarının asla ele geçirilmediğini görmek kötü bir düşünce olmasa gerek. Sadece bu neden tek başına, Almanlarla büyük bir işbirliği olmadığını gösterir." (A.Avtorhanov Çeçen-İnguş halkının katledilmesi. Moskova, 1991, Syf 3-5)


Bunun nedeni oldukça farklıdır. Avtorhanov dağlı halkların yok edilmesinin nedenlerini şöyle belirtiyor:
1.1. Çeçen ve Kafkas Dağlı Halkının ulusal bağımsızlıkları için devam eden mücadeleleri. Sovyet kolonyal rejimin baskıcı sisteminin açık bir reddidir.
2.2 Moskova, eli kulağında olan tüm ulusal Kafkas Cephesinin Sovyet metropolislerine karşı Batıyla birlikte gelecekte ki karşılaşmasında Kafkasya'yı bir arka plan olarak güven altına alma arzusundaydı.
3. 3. [...]
4.4 Kafkasya'yı iç risklerden ve kırılganlıktan serbest sadece stratejik bir üs olarak elde tutmak değil, ayrıca Türkiye, İran, Pakistan ve Hindistan'a yayılacak gelecekte yayılma için güvenilir bir üsse dönüştürmek.


Bu amaçlar duyurulmadı ama Kafkas halklarının ortadan kaldırılması konusundaki Kremlin siyasetinin gerçek motivasyonları bunlardı. Bu vahşi siyasetin ilk kurbanları bir milyon Dağlı halkı oldu- Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar ve Balkarlar..." (syf 66)


Kar yağışı ve yolların kötü olması yüzünden sürgüne gönderilemeyen 6 bin Çeçen infaz edildi, canlı canlı yakıldı ve Galançoj Gölü'nde boğuldu. Bu kişiler arasında aralarında aşır hastalıkları bulunanlar, yaşlılar, hamile kadınlar ve çocukların bulunduğu 700'den fazla Çeçen Galançoj Bölgesi Haybah köyünde diri diri yakıldı.


Buz gibi dondurucu vagonlarla Çeçenler Sibirya'ya gönderildi. Yolculuk 3-4 hafta veya daha fazla sürdü. Sonuç olarak, on bilerce Çeçen yolda tifodan, soğuktan ve açlıktan dolayı öldü. Ölenlerin çoğu çocuklardı (sürgün edilen bütün Çeçenlerin yarısına denk geliyor), hasta kişilerdi ve yaşlılardı. Ruslar ölenlerin yolda gömülmesine müsaade etmedi ve böylece aynı vagonlarla gidilecek olan yerlere kadar getirildiler.
Yeni yerleşim bölgelerinde, yerlerinden edilmiş insanların geçimlerini sağlayacak ve barınacak yerleri yoktu ve bu da ölü miktarının artmasına neden oldu. Deportasyonun (sürgün) sadece ilk aylarında 200 000 kadar Çeçen öldü, yolda ölen Çeçenlerin sayısı ise bilinmiyor ve bu sayıya dâhil değil.


Çeçenlerin ve diğer Kafkasyalıların boşalttıkları yerlere Rusya'nın diğer bölgelerinden kolonyalistler yerleştirildi. Örneğin, 1956 Eylülünde Rusya'nın merkezinden gelen 200 000 üzerinde insan Dağıstan ve Çeçen-İnguşların topraklarının diğer bölgelerinde yaşıyorlardı.
Bir Grozni gazetesi, "Cumhuriyet" 1994 tarihli 17 numaralı baskısında deportasyon sırasında yıkılan bir Çeçen dağ köyü hakkında bir makale yayınladı. Sözü edilen köyün adı Haybah-Aul'du. Köy ortadan kaldırıldı. Bu tarihi materyalden bir pasaj:


"1944 Şubat'ında, İçişleri Halk Komiserliği (NKVD) birlikleri Çeçen-İnguşetya'nın bu küçük dağ köyünde birkaç yüz sivili diri diri yaktı.
27 Şubat 1944 gecesi dağlara düşen kar dağdaki köy yollarını daha da kötüleştirdi hata Sovyet hükümetinin "özel görev gücü" altındaki birlikler için daha da kötü oldu. Cumhuriyetteki düz kesimlerde yaşayan neredeyse yarım milyon insan tren istasyonuna götürüldü, vagonlara dolduruldu ve kendilerini açık bir ölümün beklediği Kazakistan ve Orta Asya'ya gönderildi.


Dağlarda, Ruslar kendilerine savaş sırasında ABD tarafından teslim edilen Studebaker kamyonlarıyla gelemediler, eski taş barakalarda yaşayan insanlar düzlüklerde (ovada) yaşayan insanlara ne olduğu hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Onlarla nasıl baş edilecekti? Yeni birlikler göndererek mi? Bu oldukça zor olur. Buna ilaveten, birlikler zaten komutanlarına operasyonun başarıyla tamamlandığını bildirmişlerdi. Bazı sağlıklı insanlar ovalara diğerlerine katılmaya gönderilmişti. Tek başına ovalara gönderilemeyen kalan insanlar- hastalar, çocuklar ve yaşlılar Ruslar tarafından diri diri yakıldı.
Birkaç gün sonra bir grup (kol) birlik dağlara geldi. Kalan köylüleri, ovalara götürülecek yeni bir konvoy oluşturdukları bahanesi altında Haybah köyü Naşhoyev İdari Bölgesi Tüm Çiftliklerinde topladılar. Dizlerine kadar karlar altında insanlar askeri eskort eşliğinde sıraya dizildi ve yavaş yavaş Lavrentiy Beria'dan sonra adlandırılan bir kolhozdaki ahırlara götürüldü. Ahırlar önceden kuru ot ve samanla doldurularak hazırlandı, böylece "konvoy araçlarını bekleyen insanlar soğuktan üşümeyeceklerdi". Hasta, çocuk ve yaşlılara sevdikleri kimseleri yalnız bırakmak istemeyen sağlıklı yetişkinlerde eşlik etti. Onların tamamı ahırlarda toplandıklarında (700 den fazla insan), kapılar kilitlendi. Katliama liderlik eden NKVD Uzak Doğu Bölge Yönetimi Şefi Albay Gvişiani'nin emriyle ahırlar ateşe verilmeye başlandı.


Kuru otlarla doldurulan ahırlar dört bir yanından hemen alev aldı. Her tarafı dumanlar sarınca insanların akınlarının baskısından kapılar yıkıldı ve çılgın kalabalık dışarıya döküldü. Çocukların korkunç ağlama sesleri, iniltiler ve ateşten derileri yanmış bir vaziyette kurtulmayı başararak kendilerini dışarı atan insanların korku dolu yüzleri vardı. Gvişiani soğukkanlı bir şekilde emretti: "Ateş!". Yüzlerce namludan otomatik silah sesleri gelmeye başladı. Gelen mermi yağmuru yüzünden düşen insanlar çıkış yolunu kapattı. Birkaç saniye sonra oluşan bir ceset dağı, dışarıya çıkmak isteyen hiç kimseye izin vermedi. Hiç kimse kaçamadı.


Hatın, Liditse...zaten haritalardan isimleri silinen köylere Çeçen Haybah köyü de eklendi.


Gvişiani Beria hükümeti tarafından bu iş için ödüllendirildi ve rütbe atladı. Ve generalliğe terfi etti. Ve Stalin Dağlı operasyonuna katılan herkesi Kuzey Kafkasya'da ki önemli hükümet görevlerini başarıyla tamamladıklarından dolayı kutladı.


Kremlin rejimi halen Belarus Hatın kurbanları için ikiyüzlü bir şekilde yas tutuyor, Rusların iddiasına göre orada 149 sivil yanarak ölmüştü ve Haybah işledikleri vahşi suçları hakkında sessizliğini koruyor. Kremlin sessizliğini korumaya ve Çarlık Rusya'sı tarafından başlatılan Çeçen halkına soykırım uygulamaya devam ediyor.


Not: Çeçen tarihçilere göre, 1944'den 1957'ye deportasyon sırasında Çeçen ulusunun toplam kaybı Çeçen nüfusunun %50 siydi. 1994-2004 yılları arasındaki Çeçenlerin kayıpları toplam nüfusun %30'udur.


Ahmed Sardali,
Kaynak: Kavkaz Center


 209,    Sürgün-Soykırım

Yorum yapın