Sürgün & Soykırım

Şimali Kafkasların Esareti

Yeryüzünde güzelliği, verimli toprakları, göklere dek yükselen yüce dağlarıyla yerkürenin parçalarından biri olarak varlığa sahip bulunan Kuzey Kafkasya 18. yüzyıl sonlarına doğru Rusların kirli çizmeleri altında çiğnenmiş, düşmanın çekirge akışını anımsatan istila hırsıyla devamlılık kazanan büyük üstünlüğüne rağmen yarım asır Kadar kutsal toprağın sinesini karış karış savunan masum ve kahraman ahalisi de nihayetinde sonsuz ve kirli istila akışına karşı yenilerek esaret devresine girmişti.

Hala devam etmekte bulunan bu üzücü esareti, kurtuluş ile ancak rahat nefes alabilecek olan Kuzey Kafkasyalı kardeşlerimize hatırlatırken, esaretin ve halen devam edişinin sebeplerini ve daha sonra bu esaretten kurtuluş çaresinin araştırılmasından meydana gelen konumuzu üç aşamaya ayırarak inceleyip detaylandıracağız:

1. Kuzey Kafkasyalılar neden mağlup olmuşlardır?

2. Esaretten sonra nasıl bir sosyal durumla karşı karşıya gelmişlerdir? Ve bu durum toplumsal birliklerine, yaşamlarına ne gibi tesirler yapmıştır, hangi özellikleri kaybettirmiştir?

3. Bu esaretten kurtulmak için takip edilmesi gereken yol ne olmalıdır?


Kuzey Kafkasyalılar Neden Mağlup Olmuşlardır?
Esaretin nedenlerini üç noktada incelemek gerekir:

I- Rus İmparatorluğunun belli bir program altında yeryüzü parçalarını ele geçirmesi ve sonunda dünyaya hakim olması yolundaki düşüncesi.
Rusların tarihe geçen Büyük Petro'ları, vahşi bir şekilde hemen hemen bütünüyle bilinçsizce hayat süren milletini yarı ilmi yarı zor kullanarak uyandırmaya çalışmış, az çok medeni ve insani bir yaşam oluşturmalarına etken olabilmişti. O zamanki belirgin hayat felsefesine karşı Büyük Petro'nun ve onun açtığı ekolü takip eden devlet adamlarının, milletleri üzerine yaptığı etkiler dikkate değerdir.

Özellikle devlet teşkilatında başarı elde edilir edilmez Saray tarafından ilk düşünülen konu toprakların genişletilmesi ve otoritenin yerleştirilmesi oldu. Bu düşünce ile düzenlenen programın başında Kafkasya; sırasıyla Kırım, Ukrayna'nın batı kesimleri, Lehistan, Türkistan vb. yer alıyordu.

Ruslar açısından bu memleketlerden en cazip olanı Kafkasya idi. Çünkü diğerlerine göre zengindi, güzeldi, büyüktü. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'na karşı doğal bir set ve ona saldırmak için mükemmel ve büyük bir hareket noktasıydı.

Rusların bu istila fikrini veren birinci sebep de, saldırmak istedikleri memleketlerin güçlü bir devletin elinde bulunmamaları veya kuvvetli bir devlet tarafından korunmamalarıydı. Zaten öteden beri, kuvvetli olan devletlerin zayıf komşularını çiğnediği, güçsüz bulduğu an, sınırlarını takviyeye bile lüzum görmeden saldırdığı tarihte izlenen olaylardandır.

Fakat güçlü bir komşu devletle karşı karşıya geldiğinde yapacağı ilk iş sınırların sağlamlaştırılmasıdır. Bundan dolayı, askeri bir harekatta, saldırı kararı verilirken, düşmanın zayıf yada güçlü oluşu karar üzerinde etkilidir. Ruslar o tarihlerde Kafkasya basta olmak üzere, belirttiğimiz memleketlerin istila edilmesinde, onların zayıf olmalarını göz önünde bulundurarak ve kalabalık insan sürülerini toplayarak güçsüz bulduğu ülkeleri çiğnemiş, imparatorluk sınırlarına dahil etmiştir.

İşte bu istila düşüncesi ve daha sonraki uygulaması Kafkasyalıların esir olmalarındaki etkenlerden biridir.

II- Kafkasya'nın coğrafi konumu.

Kafkasya'nın coğrafi konum bakımından eski tarihte Asya'dan Avrupa'ya gerçekleştirilen göçlerde bir köprü vazifesi yüklendiği gibi, 18. yüzyıl sonlarında Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu ve İran hükümeti ile ilişki kurma imkanını verecek önemli bir araç ve köprü oluşu... Gerçi o tarihte, şimdiki Romanya-Basarabya'da aynı sınırlar boyunca Osmanlı İmparatorluğu ile ilişki halinde bulunmalarına rağmen, orduların şevki açısından ve özellikle slav ırkına dahil milletlerin başkaldırışını sağlamak ve bunların Osmanlılar üzerine musallat edilip Osmanlı'nın elindeki Avrupa topraklarının kurtarılması fikrini içermesi açısından, yalnız bu yöndeki ilişkiyi yeterli görmüyordu. Rusların, yakınlarındaki zayıf, küçük milletleri ve devletleri yutarak, en güçsüz gördüğü büyük devletlerden olan Osmanlı devleti ile derhal temasını temin etmek için tek yol Kafkasya idi.

Nitekim Rusya, Lehistan'ı kuşattıktan sonra Almanya ve Avusturya devletlerinin karşısında güçlü olmalarından dolayı o cephelere saldırmayı terk etmiş, Türkistan, Kırım ve Kafkasya'yı kuşattıktan sonra, Romanya üzerinden bilinen saldırılarını gerçekleştirerek slav milletlerini kurtarmış, Osmanlıların başına bu küçük slav milletlerini musallat ederek kendisi Kafkasya'dan Osmanlılara saldırmıştı. Ruslar için Kafkasya bir toplanma bölgesi, Tiflis ise bir toplanma noktası olmuştu.

Büyük Petro'nun uyandırdığı Ruslar dünyaya hakim olmak için, küçük milletlerden sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nu yutmak hayalini kuruyorlardı. Osmanlı Asyasının ele geçirilmesi için yegane yol Kafkasya idi ve burada kuvvetli bir devlet olmadığı veya güçlü bir devlet tarafından himaye edilmediği için bölgenin istila edilmesinde zorluk yoktu. İşte, Kafkasya'nın o zamanki coğrafi durumu da, istila nedenlerinden birini oluşturur.

III- Kuzey Kafkasya'nın sosyal, kültürel, politik vaziyeti.
Kuzey Kafkasyalıların, bir milletin fertlerini birbirine bağlayan din, adetler, dil, ırk ve vatan birliği gibi sosyal unsurlardan mahrum bulunması yada bunların eksikliği ve aynı zamanda irfanın da noksan olması esaretin en büyük sebeplerinden biri olmuştur. Daha önce bahsettiğimiz iki önemli sebeple Rusların Kafkasya'yı istila fikirleri ürettikleri zaman Kafkasya halkının sosyal açıdan bir birlik halinde olmamaları da, istila düşüncesini taşıyan kimselere büyük yardımda bulunmuştur.

Şayet Kafkasya bir birlik durumunda olsaydı, istilacı düşmanlara karşı durabilecek bir devlet, bir birlik kurabilseydi, o takdirde vaziyet farklı olabilirdi.

Kafkasya'nın sosyal ve tarihi hayatını anlatan birçok eser basılmış, birçok yazılar yazılmış, fakat bütün bunlar kendileri tarafından değil, yabancılar tarafından yayınlanmış eserlerdir. Bir yabancı hiçbir zaman, bir başka milletin mutluluğuna yön vermeyi düşünmez, sadece bugünkü ve geçmişteki durumlar ile ilgili incelemelerde bulunur. Bu da çok doğaldır. Bu açıdan bakıldığından Kafkasyalıların sosyal, tarihi hayatları tüm yönleriyle ortaya konmamıştır. İstiladan önce Kuzey Kafkasya halkı, çeşitli dillere sahip, birbirinin lisanından anlamaz, birlik, beraberlik, hürriyet, vatan vs. kurtuluş hareketinde vasıta olacak esas unsurlardan da ne yazık ki mahrum durumdaydı.

Bir milletin bireylerini birliğe yöneltecek ve bir bütün haline getirecek sosyal unsurlar şöyle sıralanabilir: Din, dil, kan ve ırk, vatandaşlık, örfe ve adetler. Bütün bu unsurlar incelendiğinde görülür ki, hiçbirisinin de gönüllere rahatlık verecek derecede Kuzey Kafkasyalılarda sosyal bir bağ olma kabiliyeti taşımamaktadır. Şimdi bunları birer birer inceleyelim:

Din o zamanlar Kuzey Kafkasyalıların o zamanki durumlarına göre sosyal bir bağ oluşturamazdı. Çünkü, İslam dini Arap lisanı ile sabit kılındığı için bunu anlayacak halk yoktu. Ancak, yarım yamalak, medrese köşelerinde Arapça öğrenen kimseler tarafından halka din ve inançlar aktarılmaya çalışılmışsa da, maalesef yabancılık ve bilinçsizlik içinde bu da sosyal bir bağ olmaktan çok uzak kalmıştı. Nitekim, Osetya, Abhazya ve Gürcistan'ın bir kısmı Hıristiyan olarak kalmış, saldırı zamanında da, diğer unsurlardan daha çok, bu din bağıyla düşmanlarla savaşan Şeyh Şamil'e katılan fertler de azınlık derecesinde kalmış ve halkın ruh ve adetlerine yabancı gelen bu bağa karşı cazip bir varolma duygusu uyandıramamıştı.

Tarih incelenecek olursa görülür ki, hayret verecek şekilde, büyük kahramanlar, genellikle kendi ırkdaşlarına karşı da savaşmış ve bazen ırkdaşlarını düşman safları içinde Bulmuştu. Aynı dili konuşmayan bazı ırkdaşlar ise bir araya gelerek düşmanın saldırısına karşı durmak, ölmek duygusunu bile duymamıştı.

Eğer o zaman din ve inanç bağlarıyla beraber, bir milletin fertlerini birbirine bağlayan vasıtalardan dil birliği, ırkdaşlık, vatandaşlık vb. duygular da uygulanmaya konsaydı ve millete böyle bir telkin yapılsaydı, hiç şüphe yok ki, dünyaya şöhret salan ve bir avuç inananla Ruslar gibi bitmez tükenmez akıntı haline gelen bir düşmana karşı yarım asır gibi uzun zaman direnirken belki de kutsal toprakları düşmanın kirli çizmeleriyle ezmesine önlem alabilirdi.

Dünya tarihi ile sabittir ki, din ve inanç bağları bir milleti veya milletlerin fertlerini birleştirecek yeterli bir bağ değildir. Hıristiyan tarihindeki örneklere bakılacak olursa, Osmanlıların senelerce askeri kuvvetle yardım ettiği, din ve inanç bağlarıyla bağlanmaya çalışmış olduğu halde, yenmek mümkün olmayarak, genel savaş sonunda çözülmüşlerdir ki, bu da çok açık bir delil teşkil etmektedir.

İşte zavallı Kuzey Kafkasya istila edilirken, insanları birleştirmek ve düşmana karşı savunma kuvvetleri oluşturmak için başvurulan bağlardan biri de, fayda sağlamayan bu din bağı idi.

Adetler ise Kuzey Kafkasyalılarda öteden beri yer etmiş, milli içeriği tam olarak oluşmuş bir durumda bulunmaktadır. Hiç kuşku yoktur ki, Kuzey Kafkasyalıların yaşamları müstakil ve kendilerine has gelişim gösterseydi, dünya milletleri arasında adet ve gelenekler açısın dan "yazılı olmayan kanun" sıfatıyla bilinen kanunlara her zaman örnek olarak gösterilen İngiliz geleneğinin çok daha üstünde ve hatta bütünüyle açıklık kazanmış şekilde adetleri gelişmiş, bunlara bağlı kalınan ve bunlarla hükmedilen bir durum doğacaktı.

İstila sırasında Kuzey Kafkasyalılarda irs ve gelenek bağı bulunmasına rağmen bu adetlerden bir kısmı biraz iptidai olduğu ve yanlış fikir ve amaçlara yönlendirdiği için zararlı hale dönüşmüştü. Ne yazık ki, ilim ve şuuru yüceltmek gayesiyle değiştirilmesi konu edilmemiş ve saldırı zamanında da toptan müdafaa konusunda ters etki yapmış ve düşmana karşı birleşmeleri gerekli olan kişiler bu zayıf adetler sebebiyle anlaşmazlığa düşmüş, neticede bir kabile başkanı Şeyh Şamil ile birleşirken, karşı taraf da düşmanlarla birleşmiştir. Zararlı olan bu çeşit adetleri de insafsız, medeni olmayan, özellikle bugün uygar dünyada nefretle karşılanan sınıf ve tabakalar kabullenirler.

İste saldırılar karşısında bile, sadece zararlı olan adetler ve inanışların etkisi düşman lehine ve Kuzey Kafkasyalıların aleyhine bir etken olmuştur.
Irkdaşlık unsuru açısından ele alındığında, gerek istila zamanında ve gereksi istiladan sonra saf kalan kısmında olsun ırk konusunda şaheserlik gösteren, gezgin, hareketli ve sağlam bir ırka Kuzey Kafkasyalılar sahip bulunmuşlar. Bilginler, yeryüzünün ırklarını sınıflandırırken beyaz ırk olarak Kafkasya ırkını ayırırlar. İstila zamanında, çok önemli unsurlar arasında yer alan sosyal özelliklerin, savunmada olumsuz neticeleri olmasına rağmen yıllarca yalnız ve parça parça kütleler halinde donanımsız mücadeleyi gerçekleştirmeleri, tarihin benzerini kaydetmediği üstün düşmana karşı mücadele etmiş olmaları, savaşmaları ve zaferler kazanmaları ancak ırklarının yüksekliği ile ilgilidir.

Dayanmak, fedakarlık vb. gibi bazı hasletleri ifade eden kelimelerin anlamı ve sınırları, bu ırk için çok geniş ve belki de sınırsızdır. Bu yönden, zor şartlar altındaki karşı koyuş ile diğer savunma olayları arasında bir karşılaştırma yapıldığında gerçek kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Eğer bahsettiğimiz olumsuz sebepler bulunmamış olsaydı, Ruslar gibi sürü halinde yasayan bir millet değil, en gelişmiş bir millet bile topraklarında kendilerine has bu ırk mevcutken Kafkasya'nın bir karış toprağına dahi zor burunlarını sokabilirlerdi. Fakat ne çare ki böyle olmamıştır.

Irk ve kan yüksekliğinin bir sonucu Kuzey Kafkasyalılarda vatan sevgisi çok üstündü. Ancak bu sevgi ve muhabbet, doğal ve bilinçsiz bir durumdan çıkarılıp, bütünüyle bilinçli bir hale sokulamamıştır. Çünkü bu, ancak ilim ve irfanla olurdu, ilim ve irfan ise, başta (müşterek/edebi) lisan yokluğundan dolayı ortaya çıkartılamamıştı. Aslında tabii ve şuursuz bir vatan sevgisi ile, bilinçli bir vatan sevgisi arasında ilk bakışta bir fark yok gibidir ve yoktur da. Fakat aralarında bir farklılığı gerektiren yegane sebep şöyle açıklanabilir.Tabii ve şuursuz bir vatan sevgisi daime kalpte yaşar, fakat, vatana yönelik bir saldırı anında yine kalpte bulunmasına rağmen harekete geçmez. Bütünüyle bilinçli bir vatan sevgisi ise sürekli yürekte bulunur, buna karşılık herhangi bir saldırıdan sadece etkilenmekle kalmaz, harekete geçer; saldırgana karşı şahsi bir eyleme dönüşerek ya öldürür veya ölür, vatanın bir karış toprağını bile kimseye vermeye dayanamaz.

İşte vatan sevgisi açısından ele alındığında, bu noktanın istilaya zemin hazırlayan faktörlerden biri olduğunu unutmamak lazımdır.

Dil bağlamında incelendiğinde; dilin, şahsi iradenin görünür bir aracı olarak insanlar için çok önemli olduğu ifade edilebilir. İnsanoğlunun yaratılışından beri konuşulan diller ve dil anlaşmazlıkları hakkında efsanevi boyutlarda çok şeyler söylenmiştir. Fakat böylesi efsanelerden çok, yaratılış zamanında insanların çeşitli bölgelerde toplu halde yaşayamamaları sebebini kabul etmek lazımdır. Yeryüzünün boş kısımlarına dağılmak, güzel ve daha iyi yerleri aramak ve sonuçta da bir yerde yerleşip, yer sahibi olmak gibi doğal amaçlar neticesinde çeşitli ifade tarzları doğmuştur. Bugün, ileri düzeye gelmiş milletlerde bile dil anlaşmazlığı, az da olsa görülmektedir.

Gariptir ki, insanoğlu ilerleme yolunda hızlı adım atmakta olduğu halde, kendi menfaatine her zaman bir engel, hiç olmazsa bir külfet getiren lisan anlaşmazlığını ortadan kaldırma yolunda hiçbir çaba göstermemektedir. Dil bakımından Kuzey Kafkasya, yeryüzünün en garip ülkelerinden biridir. Kafkasya'yı bu duruma getiren tek sebep, herhalde insanoğlunun Asya'dan Avrupa'ya göçü sırasında bu memleketin bir köprü vazifesi yapmasıdır. Bununla beraber ırk ve kanın yol açtığı benlik duygusu ve Kafkasya'nın coğrafi özellikleri de bu konuda bir etken olmuştur.

Şimdiye kadar Kuzey Kafkasya'da yüzlerce dil konuşulduğu hakkında birçok rivayetler, yazılar varsa da, durum abartıldığı kadar değildir. Ancak durum bazı milletlerinkinden biraz fazladır. Şimdiye kadar bu dillerin düzenleştirilmesi ve birleştirilmesine dair hiçbir çalışma olmadığı için, başlangıçta olduğu gibi kalmıştır. Kuzey Kafkasyalılar arasında lisan farklılığı olduğu halde ırk, vatan sevgisi, adet ve gelenekler, yaşam ve giyim tarzı, dini inançlar vs. gibi özellikler açısından halk arasında müthiş ve kuvvetli bir birliktelik görülmektedir.

Halbuki, asrın çoğu sosyologlarının düşünüş ve araştırmalarına göre, bir toplumun fertlerini birbirine bağlayacak en kuvvetli ve tek bağ, dildir. Son asırlarda yapılan bilimsel araştırmalara göre, Kuzey Kafkasyalılar arasında, doğal olarak bir ayrılık olduğunu görmemek imkansızdır. Ancak bu birlikteliğin başlıca sebebi, örf ve adetlerin kuvvetli ve bir bütün olması nedeniyle aile terbiyesinin de aynı oranda güçlü ve dolaysız şekilde ortaya çıkmasıdır.

Rusların saldırıları sırasında (şimdi de olduğu gibi) Kuzey Kafkasya'da dikkate değer ve Kuzey Kafkasyalıların bütününün isteklerini anlatabilecekleri ortak bir dil yoktu. Bir dili konuşan kişiler Dile yazı bilmeksizin, şifahi olarak konuşurdu. Çünkü hiç bir dil için alfabe bulunamamış, yazılmamış ve düzenlenmemişti. Mücahitler ise, genellikle dinden ilham alarak Arapça okur, yazarlardı. Doğal olarak, herkesin bilmediği bu dil, bütün toplumun ihtiyacını karşılayamazdı, karşılaması da imkansızdır.

İşte saldırılar sırasında Kuzey Kafkasyalılar için resmi ve başlı başına bir dil olup da, toplumun bireylerini bir araya getirememesi önemli sonuçlar doğurmuş, bazı zümreler diğerlerinden ayrı kalarak birliktelik oluşturamamış, sonuçta da bu durum düşmanın lehine, fakat Kuzey Kafkasyalılar aleyhine hiç hissedilmeden istilayı kolaylaştırmıştı.

Bir bütün halinde ele alındığında, işte ayrıntılarıyla anlattığımız 1-Çarın cihanı istila fikri, 2-Kafkasya'nın coğrafi durumu, 3-Kuzey Kafkasyalıların sosyal hastalıkları, istila ve esaret unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Fakat, Kuzey Kafkasyalılar, bu gibi sebep ve hastalıkların etkilerine hayli maruz kalmakla birlikte, üstün durumda bulunan düşmana karşı ezik durumda olmamış; gerek kitle halinde, gerekse kişisel olarak yine vatani ve ırki görevini yerine getirerek dünyada benzeri görülmemiş bir şekilde ülkesini korumuş, olağanüstü acı ve zorluklara katlanmış, köyleri yerle bir edilene, yok olana dek, yüksek dağların zirvesinde yasayan kartalların yuvalarını ev edinerek düşmanla yarım asır mücadeleyi sürdürmüş; sonunda bir kayanın, çağlayan bir derenin veya bir yamacın köşesinde şehit olmuş, böylece Kafkasya'nın da esaret devresi başlamıştır.

Bahsedilen sosyal hastalıklar nedeniyle Ruslar'a sığınan bazı kişiler de, istila tamamlandıktan sonra zorlanmaya başlamışlar, kirli bir düşmanın kirli çizmeleri altında sadece yaşamanın değil, ancak belli bir zamana kadar inlemenin mümkün olduğunu sonradan anlayarak değerlendirmişlerse de, iş işten geçmişti.

Kuzey Kafkasya'nın acılı ve zorlu uğraşı bu surette neticelenirken, asıl felaketin büyüğü olan esaret ve göçü öte yandan başlamaktaydı.

Kuzey Kafkasyalılar Esaretten Sonra Nasıl Bir Sosyal Durumla Karşı Karşıya Gelmişlerdir? Ve Bu Durum Toplumsal Birliklerine, Yaşamlarına Ne Gibi Tesirler Yapmıştır? Hangi Özellikleri Kaybettirmiştir?

Rusların Kafkasya'yı istila etmeleri, Kafkasyalıların hem siyasi, hem de idari açılardan esir duruma düşmelerine ve felakete uğramalarına neden olmuştur. Ancak bu durum bütünüyle bir felaket değildir. Çünkü tarihten de bilindiği ve örnekleri görüldüğü üzere, bir milletin yenik duruma düşmesi ve istila edilmesi, o milletin tamamen ortadan kalkmasını gerektirmez. Ancak burada, nitelik olarak, bir toplum halini sürdürme yeteneği gösteremeyen milletler ve ırklar için aynı şey söylenemez.
Kuzey Kafkasyalılar, esarete düşmelerinin ardından az veya çok zaman geçtikten sonra; yaşamak, hürriyetlerini elde etmek için yenik olmanın getirdiği bazı şartlara uyarak kendi vatanlarında toplu halde siyasi ve idari vaziyetle birlikte sosyal özelliklerini devam ettirme gayreti gösterecekleri yerde, maalesef taban tabana zıt olarak bunun aksine hareket etmişler, toplumsal durumlarını korumaya çalışmadıkları gibi, bünyesel hastalıkların yok edilmesi yoluna da gitmemişler ve bazı sebeplerin etkisiyle, kelimenin başına bir de "kutsal" sıfatı takarak yabancı ülkelere doğru "kutsal göç" akınına başlamışlardır.

Kendileri için asıl hayati kutsallığı bulunan topraklarını düşmanın kirli ahalisine vatan, pis domuzlarına mera olarak bırakmışlardır.
İstiladan sonra başlayan göçün çeşitli sebepleri vardır ki bunların başlıcaları şöyle sıralanabilir:

1) Teşkilatsızlık ve araç yetersizliği nedeniyle, yarım asır düşmanla tek başına çarpışan halkın bir kısmı, istiladan sonra dağlara çıkmaları sebebiyle, bunu fırsat bilen düşman aslında bu halkı yok etmek gayesiyle buralara Rus halkını yerleştirerek köyleri yerle bir etmiş, ocaklarını söndürmüştür. Zaten bu imha hareketi, yakıp yıkmalar savaşın başlangıcından beri devam etmekteydi ki, bu da halk arasında bir ümitsizlik doğmasına sebep olmuştu.

2) O zaman kabul gören sistem ve dini zihniyetin gerektirdiği şartlara göre, kafirlerin egemen olduğu yerlerde azınlıkta kalan Müslümanların yasamasının yasaklanması ve Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göçünü temsilen ve peygamberin vekili durumundaki halifenin ülkesine göç ederek, güya hür yaşama anlayışı. Rusların insani olmayan zorlamaları nedeniyle Osmanlı ülkesine göçün kabul edileceği çok doğaldı.

Osmanlı padişahına gelince, o da çeşitli düşüncelerle bu hicreti reddetmemiştir. Bu düşünceler ise şöyle sıralanabilir: Kendi düzenlemesiyle dünya ve ahirete hakim olan hilafet sarayının kılıç artığı bazı zavallı İslam kitlelerinin ülkeye iltica etmeleri, şefkat gereği ve hilafet makamının yücelmesi düşüncesi, yanı sıra nüfusça az olan bölgelere bunların oturtulması, saray için lazım gelen kadın ve cariye elde etmek, dünyanın en güzel kadınlarına sahip bulunan bu kitlelerden söz konusu ihtiyacı karşılamak...

3) Elbette başlıca ve en önde gelen neden de, gerçek vatan ve millet düşüncesinin bulunmamasıdır. Bu gibi sebepler altında, istiladan sonra Kuzey Kafkasyalıların hemen hemen nüfuslarının yarısına yakın miktarı hicret ederek Osmanlı topraklarına sığınmış, böylelikle hareket bitmiş ve vatanlarını kaptırmak, kendilerini vatandan uzaklaştırmak açılandan büyük bir felaket oluşturan hicret ile, uğursuzluk ve kötülükler katmerleşmişti.

Hicret eden halk Osmanlı topraklarında tek bölgede yerleştirilmemiş, Rumeli'de, Anadolu'nun batısında, ortasında ve doğusunda, Suriye ve Filistin'de birbirinden ayrı guruplar halinde iskan edilmişti. Dağınık olarak yerleştirme politikasını güden Osmanlı saray idaresidir. Kendileri de, cahillikleri yüzünden bu noktayı tartışarak anlaşma yoluna gitmeye bile gerek görmemişlerdir. Tutsak duruma düştükten sonra, Kuzey

Kafkasyalıların sosyal yapılarında meydana gelen durumlar, onların hayatlarına büyük bir etki yapmıştır. Bir kere, göç eden kimseler hayatlarının en önemli unsuru olan vatanlarından ayrı kalmışlardır. Gerçi o zaman dindaştık etkisiyle, Arapların ve özellikle Türk milletinin hicret eden kişilere karşı gösterdiği şefkat, iyi niyet ve yardımseverlik, cidden büyük bir övgüyle bahsedilmesi gereken minnettarlık duygusunu içine alır. Fakat zavallı muhacirler, hicret ettikleri yerlerin havasına ve suyuna alışıncaya kadar, nüfuslarının yarısını kaybetmiş, yokluktan, perişanlıktan mahvolmuş ve nesillerinde çeviklik ile zindelik kalmamıştır.

Çünkü insanı yaşatan çevresidir. Asıl hayret edilecek taraf, esaret ve hicret nedeni ile sosyal özelliklerin değişime uğramasıdır. Genel olarak araştırılırsa; kendi toprağında kalan fertlerin doğal özellik ve vasıflarını kaybetmemiş oldukları, ancak sosyal bir gelişimi yaşamaları gerekirken, bilakis düşmanın bağımsızlık fikirlerini söndürmesi ve kendi yaşayış ve zihniyetine benzetme siyaseti güttükleri, biraz terbiye görmüş ve okumuş olan kimselerin de düşmanın eğitimi altında kalarak, kendi milli sıfatlarının birçoğunu bile kaybetmiş oldukları görülür. Hicret edenlere gelince, çevrenin etkisi altında kalarak bazı özelliklerini az da olsa kaybetmişler, aile terbiyesi dışında okul eğitimi de görenlerin düşünme yetenekleri dahi değişmiştir.

Çünkü eğitim de en büyük etkenler genel (memleket), ve özel (okul ve aile gibi) çevrelerdir. Bugün temsili olarak çeşitli bölgelerde yaşayan Kuzey Kafkasyalıların özellikle özel çevrelerin etkisi altında kalmış birkaç kişi toplanacak olursa, sosyal özellikleri arasında ruhen bir ayrılığın olduğu görülür.

İste bu şekilde, esaret ve hicret Kuzey Kafkasyalıların sosyal özelliklerine etken olmuş, sosyal yetenek ve sıfatlarını darbeleyerek, milli bütünlüklerini bozma derecesine kadar getirmiştir.

Esaretten Kurtulmak İçin Kuzey Kafkasyalıların İzleyecekleri Yol Ne Olmalıdır?

Bugünden itibaren, kutsal memleketin esaretten kurtulup, bağımsızlık ve hürriyete kavuşuncaya kadar, bütün Kuzey Kafkasyalıların ne şekilde ve nerede olursa olsun, izleyecekleri hareket tarzının ne olacağı herkes tarafından bilinmelidir ki, aynı durumda olan ırkdaş ve vatandaşlarının da tek bir yöne ve gayeye yönelmesi de sistematik bir şekilde belirlenmiş olsun. İlk fırsatta bağımsızlık kazanıldığı zaman ve ondan sonra, millet tarafından seçilecek şekil, amacın belirlenmesini sağlar.

Kuzey Kafkasya'nın bağımsızlık elde etme düşüncesi, daha çok Çarlık Rusya'sının zulmünden sonra başlamıştır. Halbuki bu düşünce, bu hareket çok daha önce ortaya çıkmış olsaydı ve gerekli önlemler alınsaydı, büyük savaşın sonlarına doğru dünyaya egemen olmaya başlayan Rus Çarlığı'nın, Almanya ile müttefiklerinin kuvvetli darbelerle dağıldığı sırada Lehistanlılar gibi hemen hürriyetlerini elde edebilirlerdi. Maalesef yukarıda belirtilen sebepler yüzünden Kuzey Kafkasyalılar destek gördükleri halde, bu büyük fırsatı kaçırmışlardır.

Bir gün, Kuzey Kafkasya'nın bağımsızlığını elde etmek için daha güzel bir fırsatla karşılaşacağına şüphe yoktur. Çünkü bundan sonraki savaşlar artık iki taraflı olmaktan çıkmış, milletlerarası görünüm kazanır hale gelmiştir. Gerçekte, yine Rusluğun sınırlarını genişletmek ve tüm dünyanın sosyal düzeni ile kuvvetlerini bozmak gayesiyle, aslında görünüşte çok cazip prensiplerle ortaya çıkan Bolşevizm, buna karşılık Faşizm, sonra müthiş bir şekilde birbirlerini kontrol eden Amerika ve Japonya; daha sonra bu müthiş birlikleri eli altında oynatmayı düşünen İngiltere gibi, daima kazanmayı güden kuvvetlerin günün birinde bir şekilde birbirlerine düşecekleri ve sonuçta dünya nizamının, hayat şeklinin, devlet sınırlarının bambaşka şekil alacağı çok doğaldır. Bu bakımdan Kuzey Kafkasya'nın da kurtuluş fırsatı elde edeceğine hiç şüphe yoktur. Ancak bu kurtuluşun gerçekleşebilmesi bir şart ile kabul etmek gerekir. O da şudur: Fırsat gelinceye kadar, Kuzey Kafkasyalıların kurtuluş, devlet ve yönetim oluşturabilme vasıtalarını elde etmeleri, hatta bundan başka imkanı da yakalayabilmeleri.

Bugün Kuzey Kafkasya'nın esaretten kurtulmasına ve bir Kuzey Kafkasya federal hükümetinin oluşmasına imkan görmeyen bazı muhterem ırkdaşlarımıza rastlanmıyor değil. Bunların gerek gelecek ve gerekse şimdi, çeşitli etkiler altıda kalarak, bir yabancının düşünüş tarzına benzer fikirler taşıdıklarını dikkate alarak, bu gibi kimseler mazur görülmeli; ancak saf bir Kafkasyalı'nın fikri diye de kabul edilmemelidir. Zaten yarın bağımsızlık kazanıldığında bile, gerek yukarıda anlatılan sebeplerden veya asimilasyondan dolayı birçok kimsenin öz-vatanım diyerek Kafkasya topraklarına dönmek istemeyeceği bilinen bir gerçektir. Bir milletin milli cereyanına karşı bu gibi münferit bazı fikir ve hareketlerin bir kıymeti yoktur. Gerçek olan şudur ki; günün birinde Kuzey Kafkasya esaretten kurtularak hürriyetine kavuşacak, kendine özgü organizasyonunu meydana getirerek intikamını mutlaka alacaktır.

Şimdiden özgürlük yoluna girmek isteyen Kuzey Kafkasyalıların amaçlarına zamanında ve tam olarak erişebilmeleri için girişecekleri faaliyetler şunlardır:

1- Öncelikle toplumsal sorunlarına çözüm bulmak,
2- Daha sonra maddi vasıtaları düzenlemek,
3- Nihayetinde yönetim sistemleri seçip oluşturmak.

Bunların "yönetim sistemi oluşturmak" kurtuluş anında düşünülecek bir meseledir. O zaman herkes serbestçe düşünür, millet hangisini isterse o tarz yönetimi kabul eder. Bu konu o zaman dile getirilmelidir. Şimdiden yönetim şeklinin kurcalanması vakitsiz ayrılıklara sebep olacağından bu konuya değinmemeyi prensip kabul etmek gerekir.
Maddi vasıtaları oluşturmak da aynı şekilde daha sonra düşünülecek konulardandır. Asıl bugünden itibaren yapılması gereken çalışma, sosyal hastalıkların çözümlenip yok edilmesidir. Aşağıda, öncelikle yapılması gerekenleri sırasıyla belirtiyoruz.

1) Dil: Kuzey Kafkasya'nın kurtulması ve bağımsız olarak yaşabilmesi için çeşitli dillerle konuşan Kabarday, İnguş, Çeçen, Asetin, Dağıstanlı, Abhaz gibi kavimlerin her zaman birlikte hareket etmeleri gerekir. Zaten Kuzey Kafkasya'nın anlamında bunlar birliktelerdir ve birlikte hareket ederler. Bunlardan bir tanesinin hareketinden bir sonuç çıkmayacağı ve çıkmasının da maddeten mümkün olmayacağı herkes tarafından bilinmelidir.
Bu yüzden, Kuzey Kafkasya lisanının irfan yolunda vasıta olabilecek bir şekilde düzenlenip resmiyet verilmesi lazımdır. Bugün Kuzey Kafkasyalılar için ilk defa ve acilen yapılması gereken en önemli konu dil meselesidir. Eğer düşünülecek olursa, Kuzey Kafkasyalılar için bundan sonra daha önemli problem yoktur.

Söz konusu mühim işi başarmak için konuyu iki noktadan ele almak gereklidir.

a) Evvela Kuzey Kafkasya'da konuşulan dilleri belirlemek; bundan sonra bu lisanların dayandığı harfleri toplayıp ses, çıkış yerleri ve şekillerini tek bir bütün haline getirerek hemen düzenlemek. Bu işi yaparken de harf olarak Latin harflerini kabul etmek ve dünyanın hiç
bir milletinde olmayıp da, Kuzey Kafkasya lisanlarında olan harfleri de aynı şekilde düzenlemek daha iyi olacaktır.
Yazı şeklinin belirlenmesinden sonra bazı dillerin birleştirilmesine sıra gelir. Örneğin Abhazya'daki Askero ve Altıkerek (Adigeler Altıkesek, Siheg; Abhazlar ise Asve derler) aslında tek bir lisandır. Yazı bulunmamasından dolayı birer kol haline gelmişler ve herkes tarafından farklı bilinmişlerdir. Aynı şekilde Adige dili de Kabartay, Bjeduğ, Abzeh kısımlarına ayrılır, fakat farklılıkları Abaza lisanındaki gibi söyleniş şekillerindendir. Diğer diller de az çok böyledir.

Yazının tespiti ve derhal düzenlenmesiyle fertler arasında kuvvetli bir bağ oluşmakla birlikte, ardından ikinci önemli nokta gelir.

b) Kuzey Kafkasya camiasını oluşturan bu dillerin üstünde, ortak kullanılan resmi bir dilin mevcudiyeti. Bu hayli tartışılabilecek bir meseledir. Fakat düşünecek olursak, üç şıktan birini kabul etmek lazımdır.

1- Rus veya Türk dili gibi resmiyet kazanmış bir lisanı kabullenmek.
2- Özellikle Kuzey Kafkasya dillerinden birini resmi dil kabul etmek.
3- Esperanto'dan esinlenerek yeni bir dil meydana getirip, bunun resmiyetini sağlamak.

İlk şıkkın tercihte yerinin olmaması gerekir. Ancak belirli bir süre için resmi olmayan bir şekilde herkes bildiği dil ile konuşur, yazar ve ihtiyacını ifade eder; o kadar.

İkinci şıkka gelince: söz konusu dilerden hiçbiri gelişmemiş ve özellikle çoğunluğa yaklaşmamış olduğuna göre bu da şüphelidir.

Üçüncü şık mümkün olmasına rağmen çok zordur. Ayrıca güzel bir yönü de vardır ki, eğer tekdüze az kelime ile çok anlam ifade eder, otomatikman kullanılabilecek şekilde düzenlenirse herkes tarafından kullanılır ve kendi lisanını bırakarak birkaç asır sonra Kuzey Kafkasya'da bir dil oluşur. Millet de dil derdinden kurtulur, hatta beynelminelleşir.
İşte bugün faaliyet gösteren Kuzey Kafkasyalıların öncelikle yapması gerekenler, yazı oluşturmak, dili düzenlemek ve bu amaçla Kuzey Kafkasyalıların asıl gayelerini insanlarına anlatmak, anlatabilmektir.

2) Faaliyette birlik ve beraberlik temin etmek:
Fertlerin bir araya getirilmesiyle bir toplum oluşturabilmek çok güçtür. Çünkü insanlar arasında bağlayıcı unsurlar bulunmalı ki, bunların etkisiyle bir topluluk meydana getirebilsin. Zaten insanlık tarihine bakılacak olursa, bu unsurların çokluğu oranında fertler birleşebilmiş, bir birlik oluşturabilmiştir. Pek tabii, bu şekilde toplumlaşabilen her millet çıkarlarını koruyabilmiş ve başkalarının esaretinden hayatını kurtarabilmiş, bütün hayati faaliyetini belli sınırlar dahilinde serbest hale getirebilmiştir.

Tarih bize, bir millete ait bütün fertlerin birleşmesinin şuurlu bir şekilde olmadığını gösteriyor. Daha çok, o milletin içinden çıkan, kendi menfaatinden ziyade, milletinin menfaatlerini gözeten bir veya birkaç kişinin bilinçli ve belirli bir amaç ile yürümesinden insanların birleşmesi ortaya çıkar. Bu tarz birliktelikte, şuurla hareket etmekten çok, bilinçli ve erekle yürüyen kimselerin fikirleri hakim olur. Fertler bir birleşme eylemi sonucunda bir toplum meydana getirirler. Bu kuruluş, milli bir idare şekli oluşturursa, milli bir hükümet de oluşur.

Alman milletinin tarihi, organize olma tarzı buna çok güzel bir örnektir. Geçmişte yaşamış ve halen yaşayan bazı hükümetlerin kuruluş şekli ise örnek teşkil etmez. Aslında bu gibi kuruluşların ilmi kıymeti de yoktur. Çünkü, bu çeşit toplum oluşturmada kuvvetli bağların bulunmadığı, daha çok silah zoruyla bir topluluk süsü verilmeye çalışıldığı, silah gücünün gevşemesi ile de toplumun ortadan kalktığı görülür. Büyük savaşın sonunda Avusturya ve Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmaları buna örnektir. Halbuki aynı tarafta yer alan Bulgaristan ve Almanya'da ise, yenilgiden başka, ülkenin ve kişilerin parça parça oldukları görülmemiştir.

İnsanoğlunun geçirdiği bu tarihlerden aslında çok güzel bir şekilde ibret alınır ve bağlılık unsuru olmadan başka faktörler etkisiyle birlik meydana getirmek faydasızdır, bir gün mutlaka bu birlik parçalanacaktır denilebilir.
Kişileri birbirine bağlayan sebepler ve etkenler yukarıda kısaca anlatılmıştı. (Din, adetler, dil, ırk birliği, vatan birliği). Bunlarda, gerçekte başlı başına bir birleştirme unsuru olmamakla birlikte, bu gibi sosyal hareketlerde büyük rol oynayan önemli bir unsur daha vardır ki, o da terbiye ve eğitim birliğidir.

Terbiye, sosyolojik nazariyeler açısından iki kısımda ele alınır.

1- Aile terbiyesi
2- Okul ve eğitim terbiyesi.

Fertler üzerinde, aile terbiyesinin çok etkisi vardır. Bu öylesine etkilidir ki, dünyada herhangi bir kişinin (darülaceze gibi yerlerde aile terbiyesi dışında büyüyen kişiler hariçtir. Çünkü bunlar yine o özel çevreye ait terbiye almışlardır.) bütün hayatında yaptığı hareketler denetlenir ve ahlaki sınırların üzerinde veya taşkın bir şekilde meydana gelir.

Cemiyetin oluşturduğu iyi ve faydalı örf ve geleneklerin etkisi altında bir çevre meydana getiren ailenin yetiştirdiği kişi de, aynı şekilde hareket unsurlarını bilir, ait olduğu topluma ve kişilere karşı hürmetli ve aynı zamanda fedakar olmakta tereddüt etmez. Bu belirlenmiş sınırları kestiremeyen bir aile tarafından yetiştirilen, olgunlaşmayan bir kişi, mensubu bulunduğu topluma ve kişilere karşı olumsuz tavırlar sergiler.

Bu aşamadan sonra kişiler için okul ve eğitim terbiyesi gelir ki, hepsinden daha etkilidir. Çünkü aile eğitimi, kişinin bilinci dışında; okul ve uzman eğitimi ise tersine etki yapar. Bundan başka bu iki eğitim arasında, yalnız eğitim gören kişiyi değil, ait olduğu toplumun bütün fertlerini ilgilendirmesi bakımından önemli bir ayırım daha vardır ki, o da okul ve uzmanlar tarafından eğitilen kişinin, bir amaç edinerek, fikir birliği ve akımına milleti de sürüklemesidir. O şekilde gördüğü okul eğitiminin gerektirdiği anlama ve ilmindeki isabet sebebiyle milletini ya mutluluğa, ya da bir felakete sürükleyebilir. Bunun sebebi çok açıktır. Dünya milletlerinin görüşleri, ilmi bakımdan ilerlemeleri ve gelişmeleri, doğal yetenekleri, gelişmeleri arasında, dilleri derecesinde ayrılık ve anlaşmazlık vardır. Belki her millet kendini her konuda diğer milletlerin üstünde görür ve bu da insanoğlunun duygusal özelliklerinin gereğidir. Fakat hangi milletin birleşme ve sosyal niteliklerinin daha üstün olduğu milletlerarası çarpışmada belli olur.

Şurası gerçektir ki, ilim her yerde ve herkes için aynı olmakla beraber, pratikte her millet için fayda bakımından ayrı ayrı sonuçlar verir. Çünkü her milletin sosyal durumu ve psikolojileri aynı değildir.

Şu durumda denilebilir ki, bir kişi kendi toplumuna ve milletine yararlı bir insan olarak yetişebilmesi için, kendi milletinin kurduğu okulda eğitim ve öğretim görmelidir. Çeşitli milletlerin okullarında eğitim gören kişilerin birlikte ve millet adına olan hareketlerinde daima görüş ayrılıkları ve ruhi bir uyuşmazlık görülür. Çünkü her kişiye aynı derecede milli sevgi ve birleşme sebepleri aşılanamamış, bu hisler normal olarak kurulamamıştır. Maalesef sadece milletin gelişmesine ayak bağı olabilmesi için, en gelişmiş, modern görünen milletler açısından ilim sahibi olmuş kişiler bu durumların dışında kalır. İşte Kuzey Kafkasyalıları ciddi bir şekilde felaketlere sürükleyen etkenlerin en önemlisi, kendi milli okullarında milli ve kişilikli bir okul eğitiminin olmamasıdır.

Milli eğitimin bulunmaması, Kuzey Kafkasyalılar üzerinde bugün de aynı derecede etkilidir. Halen Rusya'da Rusluk aşılanan, Türkiye'de aşağı yukarı bir eğitim gören, sonra Arabistan'da şöyle böyle yetişen ve henüz ırkı karışmamış o ırka benzememiş birçok Kuzey Kafkasyalılar toplansa, başka başka şahsiyetler çeşitli görüş sahibi olarak ortaya çıkarlar.

Rusya'da yetişen bazı kimselerin Kuzey Kafkasya'nın Rus imparatorluğu'nda yaşamasının uygun olduğunu açıklamaları, keza Türkiye'de yaşayan bazı kimselerin Kuzey Kafkasyalılardın bir toplum oluşturarak devlet kurmaları imkanları bulunmadığı inancını savunmaları, Arabistan'daki bazı kimselerin de değişik başka düşüncelere sahip olmaları hep bu sebeplerden dolayıdır.

Bu yüzden, Kuzey Kafkasyalıların esaretten kurtulmak için yapacakları hareketlerden biri de birleşmeye bilinçsizce olumsuz bir etki yapacak olan; çeşitli okul eğitiminin bulunduğunu veya hiç bulunmadığını göz önüne alarak, terbiyeli ve geleceğe yönelik hareket etmek kişiler arasında olumsuzlukların oluşmasına set çekmek, bu gibi durumlar ortaya çıktığında ortadan kaldırmaktır.

Hatta bu eğitim ve öğretim konusu o kadar önemlidir ki, bütün sosyal faktörlerin düzeltilmesi, ancak böylelikle sağlanabileceğinden dil probleminin çözümlenmesi ve bütün fertlere milli duyguların aşılanması ve sonunda bir düşünce ekolünün yaratılmasıyla hürriyetin kazanılması ve bundan sonra yine bağımsız olarak yaşanması da, yüksek seviyeli bir milli, bilimsel eğitimle gerçekleşir. Bu bakımdan, bütün Kuzey Kafkasya kavimlerinin bir araya gelmesiyle federal birliğin meydana getirilip tam hürriyetin elde edilmesiyle, ancak sefalet ve fakirliğin ortadan kaldırılabileceğini bilen ve bilmesi gereken bütün Kuzey Kafkasyalılara düşen görev şudur: Açıklanan tüm noksanlıkların etkisi göz önüne alınarak, birlikte faaliyete engel teşkil eden düşünceleri, dar görüşleri, egoistliği ortadan kaldırmak, herkesin elinden geleni sadece vatanı ve milleti için yapması, her bir kişinin kendi kendini tartması, kırılmaz bir kaya gibi bir birlik oluşturup ilk fırsatta dil problemini ortadan kaldırmak, kültürü ilerletmek.

Kuzey Kafkasyalılar için hayat ve hürriyetin elde edilmesinin başka ülkelerde değil, ancak kendi anavatanında mümkün olabileceğini, perişan ve dağınık halde bulunan Kuzey Kafkasyalılara anlatılması, aşılanması ve her alanda belli bir program altında hürriyete doğru ilerleyip hazırlanılması gerekir.

Tevfik ÇİPER


Yorum yapın