Aç Kurdun Serüvenleri

By Aralık 17, 2018 267 0

Kurdun biri bir gün çok acıkmış, öyle acıkmış ki acından ölüyormuş. Ne yapsın, bir yiyecek aramaya çıkmış. Derken köyün çevresinde tek başına otlayan, acemi bir kuzu görmüş. Tam da kurdun aradığı böyle bir şeymiş. Birden üstüne atlayıp yakalamış kuzuyu. 

Neye uğradığını şaşıran kuzucuk: 

“Krut kardeş, hayrola ne yapacaksın bana” demiş. 

“Bri şey yapacak değilim, merak etme, yiyeceğim yalnızca” demiş kurt, iştah ve alayla. 

“Aaaa! Olur mu hiç!” demiş kuzu, “Ben daha ok küçüğüm hem de çok zayıfım. Otlamaya da yenice çıktım. Bırak beni de şu çayırda bir iki hoplayıp zıplayayım. Her zıplayışta avuç avuç etlenir, yağ bağlarım. Sen de etli, yağlı semiz bir kuzu yersin”. 

Öneri çok hoşuna gitmiş kurdun: 

“Peki” demiş, “Haydi bir iki hoplayıp zıpla bakalım!” 

Kurdun elinden kurtulan kuzu, bir daha öyle acemilik eder mi hiç! Öyle hoplayıp zıplamış ki üçüncü zıplamada ağılını bulmuş. 

Kurt da peşinden koşmuş doğal olarak. Ama bir de baksa ne görsün; elinde kocaman bir tüfekle çoban kapıda durmuyor mu!... Korkudan neredeyse açlığını bile unutmuş kurt, fırlayıp kaçmış oradan. 

Ama bir süre sonra yine karnı zil çalmaya başlamış açlıktan. Ne yapsın? Olup bitenden sonra bir köy çevresine de yaklaşamaz artık. Hemen bir plan kurmuş kafasında: Ağzına bir kucak taze, yeşil ot doldurmuş, ölmüş gibi upuzun uzanıp yatmış. Derken bir süre sonra, oralarda otlamakta olan yılkıdan ayrılan koca bir kırat gelmiş yanına. Kırat yeşil otlara uzanınca kurt da saldırıp atı yere yıkmış. 

“Ama kurt kardeş, ne yapacaksın bana” demiş at, korku içinde güçlükle. 

“Bir şey yapacak değilim, merak etme! Yiyeceğim yalnızca” demiş kurt. 

“İyi de” demiş at, “öyle burun kemiğimden başlarsan, kemik kemirmekten yağlı, etli kısımları bırakmak zorunda kalırsın sonra. En iyisi sırtıma çık da oradaki etli kısımlarla doyur karnını. 

Kurt, doğru bulmuş öneriyi, elbette kuru burun ve kafa kemikleriyle uğraşmaktansa, sağrısından başlamak daha iyidir. Bunun üzerine atın burnunu bırakıp sağrısından başlamaya niyetlenmiş. Ama at burnunu kurtarır kurtarmaz dört nala kalkmış, artık bulabilirsen bul, kaçıp gitmiş. 

Kurdun morali iyice bozulmuş. Açlıktan kıvranıyormuş ama bir çare de bulamıyormuş. Bitkin ve çaresiz, uzanıp yatmış. Uzunca bir süre yerinden bile kımıldayamamış. Derken, bu kez koca bir doru at, fark etmeden yaklaşmış kurdun yanına. Kurt, ummadığı bir anda kendiliğinden gelen bu ava pek sevinmiş, saldırıp boynundan kavramış. 

“Ne yapıyorsun, kurt kardeş? Bana ne yapacaksın” demiş doru at. 

“Ne yapacağım, yiyeceğim tabii” demiş kurt, kararlı bir biçimde. 

“İyi de” demiş doru at, “beni nasıl yiyeceğini bilmen gerekir. Beni öyle rast gele yemeye kalkarsan yiyemezsin. Beni nasıl yemen gerektiğini arkamdaki tarifeden öğren de ona göre ye!” 

“Gerçekten” demiş kurt, kendi kendine, “ne zamandır aç dolaşıyorum, bari usulünü öğreneyim de şu atı ağız tadıyla yiyeyim”. 

Bu düşüncelerle tarifeyi öğrenmek için arkaya geçmesiyle ağzının üstüne tekmeyi yemesi bir olmuş. Kurdun iki azı dişini birden kıran at, ipi kırıp kaçmış. 

Dişleri dökülen, ağzı burnu parçalanan kurt, açlığı yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük bir de acılar içinde kıvrana kıvrana, nereye gittiğini bile bilemeden rast gele koşmuş gitmiş. Birden kendisini köyün kenar mahallesindeki bir evin avlusunda bulmuş. Avluda kurdu gören evin annesi korkudan fırlamış, çıkıp tavana sığınmış. Yaralı aç kurt inleye inleye evin açık kapısından içeri girerken, bitkinlikten eşikte yığılıp kalmış. Bir yandan da kendi kendine yüksek sesle yakınıp sızlanıyormuş: 

“Allahım! Tarife okuyacak molla kurt görülmüş şey mi? Ata binen kurt görülmüş şey mi? Kuzunun her sıçrayışta avuç avuç etlendiği, yağ bağladığı görülmüş şey mi? Ben ne akılsız., delinin tekiyim. Doğrusu benim gibi birine layık olan şey, yaş elma dalından yapılmış, adam akıllı iyi bir sopadır. 

Evin annesi bunu duyunca, kendine gelmiş, yüreklenip, tavandan inmiş. Kapının arkasındaki kalın sopasını almış, vermiş sopayı, vermiş sopayı, döve döve kurdu öldürmüş. Hem kurda layığını buldurmuş, hem de kendisini ve herkesi kurttan kurtarmış.
Adıge Pşisexer, s.56. Anlatan: Wıkhuel Hawe. Derleyen: Brant’e Ayub, Yedepsıkhuaye Köyü. Derlendiği yıl: 1960.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Kars’ta Çerkes Mezarlığı https://t.co/huSx2CBZAv
RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı