Abhazya Cumhuriyeti

Aralık 28, 2018

Abhazya Cumhuriyeti

Republic of Abkhazia

Республика Абхазия

Аҧсны

   

 

Başkenti: Sohum - Akua
Cumhurbaşkanı: Sergey Bagapş
Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Aleksandr Ankuab
Başbakan: Sergey Şamba
Nüfus: 215.972 (2003)
Yüzölçümü: 8.600 km2
Nüfus yoğunluğu: 25.11 kişi/km2
Resmî dil(ler): Abhazca, Rusca
Saat Dilimi UTC+5
Milli Marş: Dinle-İndir
Resmi Sitesi: www.abkhaziagov.org
Yönetim Şekli: Cumhuriyet
İdari Bölgeleri: 7 bölgeden oluşmaktadır: Gagra, Gudauta, Sohum, Gulrıpş, Oçamçıra, Tkuarçal ve Gal
Bağımsızlık: 30 Eylül 1993 (Gürcistan' dan)
Anayasa: 26 Ekim 1994'te ülke çapında yapılan referandumla kabul edildi.
Oy Kullanma Yaşı: 18 yaş (tüm vatandaşlar için)

Yürütme Organı:
Bakanlar Kurulu: Bakanlar, başbakanın tavsiyeleri üzerine devlet başkanı tarafından atanır. Abhazya' da yürütme yetkisi devlet başkanına bahşedilmiştir. Cumhurbaşkanı, devletin başıdır ve 5 yıllık dönemler için seçilir.
35-65 yaşları arasındaki Abhaz uyruklu her Abhazya Cumhuriyeti vatandaşı Abhazya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilebilir. Seçimler tüm vatandaşların eşit ve doğrudan oylarıyla yapılır. Başkan, üst üste iki dönemden fazla görev yapamaz

Yasama Organı
Yasama organı Abhazya Cumhuriyeti Parlementosu' dur
(Halk meclisi-Ajular Reilazara). Tüm vatandaşlarının eşit ve doğrudan oylarıyla, 5 yıllık dönemler için seçilen 35 vekilden oluşur.
Parlemento Başkanı: Nugzar Aşuba. Seçimler en son Mart 2007' de yapıldı. Bir sonraki seçim Mart 2012' de olacak.

Yargı Organı
Anayasa Mahkemesi, en yüksek yargı organıdır.Diğer yargı organları: Şehir Mahkemesi, Hakem Mahkemesi, Askeri Mahkeme. Cumhurbaşkanı, Adalet Konseyi'nin başı olup yargı organlarının bağımsızlığında garantör olarak hizmet eder.
Muhalefet: Ulusal Birlik Forumu ( Birkaç partiden oluşmakta);

Resmi Tatil Günleri 
Yeni Yıl : Ocak 1-2 
Noel (Ortodoks): Ocak 7
Ajirnihua (Dünyanın yaratıldığı gün, Yenilenme):14 Ocak
Kadınlar Günü :8 Mart
Zafer Günü ( 2.Dünya Savaşı): 9 Mayıs
Bağımsızlık Günü: 30 Eylül
Anayasa Günü: 26 Kasım
Kurban Bayramı (Müslümanların dini bayramı): Hicri takvime göre 
Paskalya (Ortodoks Hıristiyanlarının dini bayramı): Kilise takvimine göre 

Anma Günleri
Aziz Simon Günü : 23 Mayıs
Kafkas Savaşı' nda Ölenleri ve Kafkas Sürgünü'nü Anma Günü: 31 Mayıs
Anayurdu Savunanları Anma Günü: 14 Ağustos 
1992-1993 Gürcü-Abhaz Savaşı'nda Ölen Çocukları Anma Günü: 14 Aralık

Diğer Tatil Günleri
Abhaz Ordusu Günü: 11 Ekim

Abhazlar (Abazalar)

Aralık 28, 2018

Abhazlar kendilerine Apsuva, ülkelerine de Apsnı, yani ‘canlar ülkesi’ adını verirler. Türkiye’de genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da bu halkın iki grubu ayrı ayrı ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ (Abazin) olarak adlandırılır. 14. ve 15. yüzyıllarda Abhazların bir kısmı Kafkas dağlarını geçip Kuzey Kafkasya’ya, Kuban ve Kuma nehirleri boyuna yerleşmiştir. Tapanta veya Bashağ olarak olarak adlandırılan bu grubu, 17. yüzyıl başlarında Aşharuva (’dağlı’) adı verilen soydaşları izledi. Onlar da Abhazya’nın dağlık bölgelerinden inerek Kuzey Kafkasya’ya yerleştiler. Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan bu grup ‘Abazin’, tarihi anavatanları Abhazya’da yaşayanlar ise ‘Abhaz’ olarak adlandırılır. Her iki grubun yaşadığı Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde Abaza adı böyle bir ayrım içermez. Ancak son yıllarda ‘Abhaz’ da ayrım yapılmadan ‘Abaza’ yerine kullanılmaya başlamıştır. Abhazlar (Abazalar) Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak ‘Çerkes’ tanımına dahil edilirler.

Abhazlar (Abazalar) tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri Abhazya’da yaşayan Kafkasya’nın yerli halkıdır. Dil ve köken olarak Çerkeslerle (Adığe) akrabadırlar. Türkiye’de Abhazlar (Abazalar) yoğun olarak İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bilecik, Bursa (İnegöl), Eskişehir, Kayseri (Pınarbaşı), Sivas (Şarkışla), Adana (Tufanbeyli), Yozgat, Çorum, Amasya ve Samsun’a bağlı köylerde yaşarlar.

19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde 40-50 bin Abhaz-Abaza yaşıyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus Savaşı sonucunda ve daha sonra Abhazya’da yaşanan (1866 ve 1877) ayaklanmalara bağlı olarak çoğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Abhazya’da 120 bin, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin Abhaz-Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş Abhaz köyleri vardır. Türkiye’de ise yaklaşık 100-150 bin Abhaz vadır. Mısır, Ürdün ve Suriye’de de Abazalar yaşamaktadır.

Eski Abhazların geleneksel uğraşı tarım, otlak hayvancılığı, arıcılık ve avdı. Tipik yerleşim bahçe, bostan, bağ v.b. ile çevrili, birbirinden uzak, çiftlik tipi yerleşimlerdi. 19. yüzyılda Abhazlar, genellikle aynı soydan kişilerin oluşturduğu mahallelerden (ahabla) meydana gelen köy toplulukları (akıta) halinde yaşarlardı. Eski konutları yuvarlak ya da dörtgen şeklinde, saz çatılı örme evlerdi. Sonradan, yerden sütunlarla kaldırılmış, çok odalı, tahta kaplı eğimli çatısı olan ahşap evler (akuaskâ) yapmaya başladılar. Akuaskânın ön cephesinde ağaç oymalarla süslenmiş geniş bir veranda uzanırdı. Abhazların bugünkü köy evleri genellikle iki katlı, çok odalı, taş veya tuğla evlerdir.

Abhazlar arasında Bizans aracılığıyla 4. yüzyılda Hıristiyanlık, Osmanlılar aracılığıyla da 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlık yayıldı, bu dinlerin inançları pagan inançlarla kaynaştı. Abhazlar bugün de iki dinli bir halktır. Abhazya’daki Abhazların çoğu Hıristiyan, bir kısmı da Müslümandır. Kuzey Kafkasya’da, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde yaşayanların ise tamamı Müslümandır. Ancak hiçbir din Abhazların toplumsal yaşamına tamamen nüfuz etmemiştir. Toplamsal yaşamı ve kuralları kâbz denilen Abhaz gelenekleri, örf-adet hukuku belirler. Eski çoktanrılı inançların izleri bugün de görülmektedir. Her soyun kendi koruyucu tanrısı ve kendisine ait anıha denilen kutsal korusu vardı. En üst tanrı Ançüa, av tanrısı Ajüeypş, yıldırım tanrısı Afı vd. ile ilgili inançlar, tek tanrılı dinlerin inançlarıyla birlikte yakın zamanlara kadar korunuyordu.

Feodal toplum yapısı 19.yüzyılda büyük ölçüde korunuyordu. Üst feodal kesimi prensler (tavad) ve asilzadeler (aamsta) oluşturuyordu. Serfler de kendi aralarında üç kategoriye ayrılıyordu: anhayü, amatsurazku ve agırvua (veya ahuyü). Üst feodal kesimle serfler arasında aşnakuma denilen bir ara sınıf bulunuyordu. En alt sınıfı ise köleler (ahaşala) ve azatlar oluşturuyordu.

Abhazların geleneksel aile yapısı da ataerkil özellikler taşır. Her Abhaz, kökleri yüzyıllar öncesine uzanan bir soya (ajüla) mensuptur. Sayıları binlere ulaşsa bile aynı soya mensup olan ve aynı soy adını taşıyan herkes birbiriyle akraba sayılır ve aralarında evlenme yasağı vardır. Bu yasağa anne tarafından akrabalar da dahildir. Komşuluk ve akrabalık dayanışması, konukseverlik, kan davası, yaşlılara saygı geleneksel Abhaz yaşamında önemli yer tutar. Yaşlılar bugün de ailede ve toplumda özel bir saygı görürler. Bu, Abhazların uzun ömürlülüğünün sosyal nedenlerinden biri sayılır.

Abhazların etno-psikolojik yapısı büyük ölçüde, bireyin toplumla ve doğayla ilişkisini düzenleyen geleneksel Apsuvara (Abhazlık) normlarıyla biçimlenmiştir. Ortaçağ Avrupa şövalyelerinin seçkin davranış biçimini anımsatan, incelikle işlenmiş davranış-görgü normları Apsuvara’nın ayrılmaz parçasıdır. Abhazların günlük yaşamdaki davranışları bugün de biraz seramonik özellikler taşır.

Murat Papşu Atlas, Mart 2003

“Tanrı bütün insanları özgür ve mutlu kılsın, fakat Abhazya’yı da unutmasın!” 
Geleneksel Abhaz Duası’ndan 

Abhazya Cumhuriyeti; Apsnı, Tanrı’nın kendisi için ayırdığı cennet ülke, 1200 yıllık devlet geleneğine sahip Abhaz ulusunun anayurdu, eski Sovyetler Birliği’nin Rivyerası, Canlar Ülkesi...


Abhazya, kuzeyde Kafkas Dağları ile güneyde Karadeniz arasında kalan, doğudan batıya Karadeniz boyunca dar bir şerit olarak uzanan küçük ve şirin bir ülkedir.1 Yüzölçümü 8600 km², nüfusu 340.000’dir. Ülkenin etnik oluşumu; %40 Abhaz, %18 Gürcü, %16 Ermeni, %16 Rus şeklindedir. Cumhuriyetin başkenti Sohum (Akua), diğer başlıca kentleri ise Gagra, Gudauta, Oçamçıra, Tkvarçal ve Gal’dir. 

Abhazya’nın ekonomisi turizm ve tarım ağırlıklıdır. Başlıca tarım ürünleri; tütün, çay, narenciye, üzüm, mısır, fındık, sebze ve meyvedir. Ekime elverişli çok az alan (yüzölçümünün yüzde 20’si) olmasına rağmen, toplam istihdamın %27’sini karşılayan tarım sektörünün gayri safi milli hasıla içindeki payı yüzde 36’dır. Tarımın yanı sıra hayvancılık ve balıkçılık da Abhazya için önemli bir gelir kaynağıdır.2 

Abhazya eskiden “Sovyetler Birliği’nin Rivyerası” olarak adlandırılırdı. Kıyı şeridi, deniz ve güneş turizmi açısından uzun bir sezona (Mayıs-Ekim) sahiptir. Kıyıdan Kafkas Dağları’na uzandıkça dağ ve kayak turizmine elverişlidir.3 

Zengin bitki örtüsü, çok sayıda kültürün bir arada oluşu, binlerce yıl gerilere giden tarih hazinesi ve insanı şaşırtan doğal oluşumlarıyla birlikte Abhazya, dünyanın önemli turizm merkezlerinden biridir. Abhazya’da otel, motel, kamping, tatil köyü, özel dinlenme ve sağlık merkezleri gibi yüzlerce tesis bulunmakta ve yatak kapasitesi 25 bini bulmaktadır.4 

Abhazya, tarım ve turizm lehine bilinçli bir şekilde sanayiden uzak tutulmuştur. Ülke, zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Yapılan sondajlarla büyük ekonomik değere sahip altın, gümüş, demir, bakır, civa, kömür, barit, dolamit, tebeşir taşı, kalsit, kireç, granit ve mermer rezervleri tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra çok kaliteli seramik toprağı ve maden suyu kaynakları vardır.5 

Abhazya; kara, hava, deniz ve demir yolu ulaşımı bakımından çok avantajlıdır. Eski Sovyetler Birliği’nin hemen her bölgesine havayolu, karayolu ve demiryoluyla bağlantılıdır. Ayrıca, Karadeniz sayesinde, dünyaya açılmaktadır.6 

Abhazya topraklarının otokton halkı olan Abhazların geçmişi, bu ülkenin tarihi ile özdeştir. Arkeolojik bulgular Abhazya topraklarının insanoğlunun en eski yerleşim birimlerinden biri olduğunu göstermektedir. Son yıllarda ortaya çıkarılan eserler taş devrinden beri sözünü ettiğimiz topraklarda insanoğlunun var olduğunu kanıtlamaktadır.7 

Abhazya eski bir Hıristiyanlık diyarıdır. Sonradan, 17-18. yüzyılda İslam’ın etki alanına girse de Abhazya’daki Hıristiyan topluluk her zaman, özellikle bu yüzyılda daha kalabalıktı. Sık sık rastlanan, Abhazların istisnasız Müslüman olduğu iddiası ya tarihi-etnografik cehaletin, ya da “İslam fundamentalizmi” kartının bilinçli olarak oynanmasının sonucudur ki böylelikle Abhaz-Gürcü anlaşmazlığı için basitçe “ebedi Hıristiyanlık-Müslümanlık çatışması” şablonu içinde hüküm vermek mümkündür.8 

M.Ö. 13-12. yüzyıllarda kurulan ve Yunan mitolojisinde çokça söz edilen Kolkhide Devleti bir Abhaz-Laz organizasyonudur. Gürcü tarihçiler her ne kadar bu devletin Migrel-Laz devleti olduğunu savunsalar da Rus araştırmacı Turçaninov, Kolkhide dilinin Abhazca olduğunu ve Abhazca’nın eski SSCB halklarının dilleri arasında ilk yazılı dil olduğunu ispatlamıştır.9 

Tarihsel süreç içinde Abhazların orijinal adından ilk kez Romalılar döneminde söz edildiğini görüyoruz. Kolkhide Krallığı M.S. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yıkıldı. Roma İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a taşınıp Bizans İmparatorluğu olduktan sonra da Kolkhideliler (Abhaz ve Laz halkları) bu imparatorluğa tabi kaldılar.10 

M.S. 4-6. yüzyıllar arasında Abhaz ve Laz halklarının ülkesi olan Kolkhide toprakları Bizans ve İran ordularının boy ölçüşme sahası haline geldi. Bölge bir Bizans’ın bir İran’ın eline geçiyor, savaşı kim kazanırsa kazansın zararı Abhaz ve Laz halkları çekiyordu.11 

6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinyen, Abhaz ve Laz halklarını Hıristiyanlaştırdı. M.S. 550 ile 555 yılları arasında Abhaz kökenli halklardan Abazgi, Apsil ve Misimyanlar tek tek çağın süper gücü Bizans İmparatorluğuna karşı bağımsızlık savaşı verdiler ve bu savaşlarda soykırıma uğradılar.12 

8. yüzyılda Güney Kafkasya Arap istilasına uğradı. Araplar bu bölgeyi yüzyıllardır elinde bulunduran İranlıları darmadağın edip bölgenin tamamını ele geçirdiler. Gürcü prensleri Mir ve Arçil, Arapların önünden kaçarak Abhazya (Abazgia)’ya sığındılar. Arap orduları onların peşinden Abhazya topraklarına girdi. Abazgia’lılar Anakopya kalesinde şiddetli bir çarpışmadan sonra Arap ordusunu yenilgiye uğrattılar. Bu olay, Abhaz tarihinin önemli bir dönüm noktasıdır.13 

Abhazlar bu tarihten sonra Lazika’yı da ele geçirdiler. Ardından birçok Gürcü bölgesi Abhazya Krallığı denetimine girdi. 8. yüzyıl ile 10. yüzyıldaki dönemde Abhaz Krallığı bünyesinde bir araya gelen Gürcü kökenli halkların ortak otorite altında etnik konsültasyona girdiği ve günümüz Gürcü halkının temelini oluşturduğu birçok tarihçinin ortak yorumudur. Yani, Gürcü ulusu Abhaz Krallığı’na çok şey borçludur.14 

Abhaz Krallığı adını taşıyan devlet 10. yüzyılda hanedan değiştirirken adı da “Abhaz, Ran, Kahet, Somet Krallığı”na dönüşmüştür. 13. yüzyılda Celalettin Harzemşah tarafından yıkılan bu devlet hemen ardından gelen Moğol istilasından sonra tamamen dağılmıştır. Bu dağılma sonucunda Gürcü kökenli halklarla Abhazlar ayrılınca Abhaz Krallığı Abhazya’dan ibaret küçük ve sönük bir devlet haline gelmiştir. Ancak bu tarihten sonra da varlığını sürdürmüştür.15 

İspanyol gezgin Villadestes’in 1428 yılında yaptığı dünya haritasında gösterilen 58 devletten biri Abhazya’dır. Bu haritada Abhaz devleti ve bayrağı işlenmiştir.16 

Abhazya, 1578 yılında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlılar Abhazya Kraliyet ailesine dokunmamışlar ve Abhazlar bu ailenin yönetiminde Sohum Sancağı adı ile Osmanlı İmparatorluğu’na tabi bir özerk birim olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.17 

17. yüzyılın sonlarına doğru Migrellerin zayıflamasından yararlanan Çaçba (Şervaşidze) Hanedanı güney sınırlarını tekrar İngur nehrine kadar genişlettiler. Aldıkları topraklardaki Abhaz nüfusunu arttırarak pozisyonlarını güçlendirdiler. Çaçba’lar 1705 yılında topraklarını üçe böldüler: Kardeşlerden biri Kuzey Abhazya’yı (Gagra’dan Kodor’a kadar), ikincisi Orta Abhazya (Abjıva)’yı (Kodor’dan Galidza’ya kadar), üçüncüsü Güney Abhazya’yı (Galidza’dan İngur’a kadar) aldılar. Sözünü ettiğimiz üçüncü bölgenin adı Çaçba Mirza Han veya Murza Khan’dan olmak üzere Murzakhan veya Samurzakhan adını aldı.18 

Rusya 16 Şubat 1801’de Gürcistan’ı ilhak ettiğini ilan etti. Ardından, Migrelistan 1803’te, İmereti ise 1804 yılında Rusya’nın denetimine girdi. Abhazya yönetimi 1810 yılında Rusya egemenliğini kabul etmesine rağmen Abhazların tamamı bu egemenliği kabul etmediler. Çarlık Rusya’sı ile Çerkesler arasındaki son savaş Ahçıpsı ve Aybga Abhazlarının topraklarında cereyan etti. 

Bilindiği gibi, Kafkas-Rus Savaşları’nın bitiminden sonra Çarlık makamlarının teşvik ettiği ve yerel feodal yöneticilerin kışkırttığı bir sürgün yaşandı. Bu sürgün neticesinde Abhazya, tarihinin en büyük nüfus kaybına ve kıyımlara sahne oldu. 19. yüzyılın ikinci yarısında 300.000’den fazla Abhaz Osmanlı topraklarına sürüldü. Sürgünler Osmanlı ülkesinde kök salarak büyük bir Abhaz diasporası oluşturdular. 

Sürgün sonrasında Çarlık, Abhazya’ya farklı etnik unsurları kolonize etmiştir. Esas olarak tek uluslu Abhazya hızla çok uluslu, çok dilli bir bölgeye dönüşmeye başlamıştır. Kolonizasyon ile Abhazya’nın demografik dengesi bozulmuştur. Sürgün ve sonuçları, 20. yüzyılın sonunda bölgede cepheleşmeye ve silahlı çatışmaya kadar varan anlaşmazlık düğümünün atılmasında kendi rolünü oynamıştır.19 

1918 yılı içerisinde Abhazya’da bir yerel Sovyet yönetimi kuruldu. Ancak Gürcü Menşeviklerinin Abhazya’yı kontrollerine geçirmeleri nedeniyle sürekli olamadı. Abhazya Halk Konseyi, Tiflis yönetiminin büyük politik baskısı altında, 20 Mart 1919 tarihinde Abhazya’nın özerklik antlaşmasını kabul etti. Antlaşma Abhazya’nın Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’ne özerk birim sıfatıyla dahil olduğunu ilan ediyordu. 

21 Mart 1921’de Abhazya’da Sovyet egemenliğinin kurulması Gürcü varlığını sona erdirdi. Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti 31 Mart 1921’de ilan edildi. Aynı yılın Aralık ayında Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile “birlik antlaşması” yapmak zorunda kaldı. Dışişleri tamamen Gürcistan’ın yetkisine veriliyordu. Antlaşma Abhazya’nın Transkafkasya Federasyonu’na Gürcistan aracılığı ile girdiğini tespit ediyordu. 

Gürcistan ve Abhazya’nın karşılıklı ilişkilerinin anayasal-hukuki esasları daha sonra, III. Abhaz Sovyetleri Kongresi’nde (1 Nisan 1925) kabul edilen Abhazya Anayasası’nın maddelerinde de yer aldı. Anayasanın 4. maddesi “Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin özel birlik antlaşması temelinde Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile birleştiğini, onun aracılığıyla Transkafkasya Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’ne ve Transkafkasya Cumhuriyeti bünyesinde de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne girdiğini” tespit ediyordu. Aynı anayasanın 5. maddesinde Abhazya’nın egemen yapısı şöyle ifade ediliyordu: “Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, kendi topraklarında devlet iktidarını müstakil olarak ve başka herhangi bir iktidardan bağımsız olarak gerçekleştiren egemen bir devlettir.” 20 

Hukuki sürecin bundan sonraki gelişimi Abhazya’nın egemenlik haklarının sınırlandırılması yolunda ilerledi. 1931 yılında Stalin’in isteği ile Abhazya’nın statüsü düşürüldü ve özerk bir cumhuriyet olarak Gürcistan’a bağlandı. Bu karar Şubat 1931’de VI. Tüm Gürcistan Sovyetler Kongresi tarafından onaylandı. 

1930’lu yıllar boyunca Abhazya üzerindeki Gürcü asimilasyon politikaları resmiyet kazandı. Stalin ve gizli polis şefi Lavrenti Beria, Abhazlar üzerinde yoğun bir baskı oluşturdular. 

Abhaz dilinin öğretimi okul müfredat programından çıkarıldı ve yerine mecburi Gürcüce öğretim konuldu. Abhaz alfabesi Gürcü temelli alfabeyle değiştirildi. Yer adlarının birçoğu Gürcüce adlarla değiştirildi.21 Birçok kent, kasaba ve köyün Abhazca adı kaldırıldı, Gürcüce adlar konuldu. 17 Ağustos 1936’da gerçekleştirilen ad değiştirme operasyonu ile Abhazya’nın başkenti Sohum’un adı “Suhumi” olarak değiştirildi. 1948 yılından itibaren 1951 yılına kadar Abhazya tam kendi istedikleri gibi değişmişti. 147 yer ismi değişti.22 

Stalin’in baskıları Abhaz siyasi ve entelektüel elitini tamamen yok olma noktasına getirdi.23 Birçok aydın ve siyasi önder öldürüldü. 1940’tan itibaren bütün resmi dokümanlarda Abhaz sözcüğü kaldırıldı. Abhazlara isimleri unutturulmaya, şahsiyetleri körletilmeye başlandı. Abhazya sanki Gürcistan’mış gibi gösterilmeye başlandı.24 

Gürcüleştirme politikasının temel öğesi bilinçli olarak uygulanan iskan politikasıydı. 1940’lı yıllarda ve 1950’lerin başında Gürcistan’ın iç bölgelerinden Abhazya’ya on binlerce Gürcü yerleştirildi.25 “Göç” seli sonucunda Gürcüler Abhazya’daki en kalabalık topluluk oldu. Gürcüleştirme politikasının ideolojik dayanağı da, bazı Gürcü tarihçiler tarafından ortaya atılan, Abhazya’yı ezeli Gürcü toprağı, Abhazları da Gürcülerin etnik alt kollarından biri ilan eden teoriydi.26 

Süregelen kolonizasyon politikaları nedeniyle 1886 yılında 3989 olan Abhazya’daki Gürcü nüfusu 1959 yılında 158.221 kişiye ulaşmıştı. Aynı sürede Abhaz nüfusu ise 58.960’dan ancak 61.193’e çıkmıştı.27 

(...) Stalin’in sorumsuz devlet yönetimi döneminde, SSCB bünyesinde statüsü olumsuz yönde değiştirilen tek ülke Abhazya’dır. 10 yıllık süre içinde Abhazya’nın statüsü bağımsız cumhuriyetten özerk cumhuriyete düşürülürken, aynı zaman dilimi içinde diğer uluslarda basitten mükemmele doğru derece derece yükselen statüler kazandırılmıştır.28 

1954 yılına gelindiğinde artık ne Stalin vardı ne de Beria. Dolayısıyla Abhaz halkı için yepyeni bir dönem başlamıştı. Abhazca okullar yeniden açıldı, Abhaz alfabesi Gürcülükten kurtarılarak yeniden ulusal boyut kazandı. Sürgün üzerinden 70 yıl geçmesine karşın asimilasyon ve baskı politikaları yüzünden hiç artmayan Abhaz nüfusunda küçük de olsa artışlar başladı.29 

Stalin’in ölümünden ve Beria’nın kınanmasından sonra Abhazya’daki hızlı asimilasyoncu politika geçici olarak durduruldu. (...) Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi Stalin’in maskesini düşürdü ve sertlik politikalarının bitişiyle simgelendi. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Temmuz 1956’da Cumhuriyetteki ulusal politikaların en belirgin çarpıtmalarını dile getiren “Gürcistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Çalışmalarının Hataları” başlıklı kararı çıkarttı. Kararda şu ifadeler yer alıyordu: “Abhazya ve Osetya’da Gürcü, Abhaz, Ermeni ve Oset halkları arasında yapay düşmanlık tohumları atılmış; Abhaz, Ermeni ve Oset kültürleri kasten yok edilmeye çalışılmış, bu halklara karşı kuvvete dayalı asimilasyoncu politika uygulanmıştır.” 30 

Meşhur Abhaz tarihçiler Z.V. Anchabadze ve G.A. Dzidzaria 1972’de şöyle yazmışlardır: “Beria ve suç ortakları Leninist ulusal politikayı açık seçik tahrif etmişlerdir. Abhaz halkının ulusal gelişimini engellemişler, Abhaz-Gürcü kardeşliğini bozmaya çalışmışlardır. Abhaz okulları kapatılmış, diğer yasadışı politikalar uygulanmış, Abhaz kültürü yok edilmeye gayret edilmiş ve kuvvete dayalı asimilasyon uygulanmıştır. Abhaz tarihi de şovenist amaçlarla çarpıtılmıştır. En iyi siyasetçiler, edebiyatçılar, sanatçılar ve diğer aydın unsurlar ortadan kaldırılmıştır.” 31 

Stalin ve Beria belasından kurtulan Abhazlar bütün güçleri ile varolma savaşına girişince Gürcü şovenistleri geri adım atmak zorunda kaldılar. 1978 yılında Gürcistan yönetimi “anayasa tadilatı” adı altında özerk cumhuriyetlerin yetkilerini kısmaya kalkınca Abhaz halkı ayaklanmış, mitingler yapılmış, 130 Abhaz aydını ve ileri geleninin imzaladığı bir protesto mektubu SSCB Yüksek Sovyeti’ne ulaştırılmıştır. SSCB Yüksek Sovyeti bu mektupta sıralanan şikayetleri dikkate alarak Abhazlar lehine bazı kararlar alınca ortalık durulmuştur.32 

1989 yılında Tiflis yönetimi Sohum’daki Dil Bilimleri Akademisi’ni Tiflis Üniversitesi’ne bağlamaya kalkınca Abhazlar bu olayı protesto etmek için bir miting düzenlediler. Bu mitinge 1000 kadar fanatik Gürcü silahlarla saldırınca olaylar çıktı ve bu olaylarda 20 kişi hayatını kaybetti.33 

Gürcistan ile Abhazya arasındaki ilişkiler sürekli gergin kalmıştır. Abhaz halkı Abhazya’nın Gürcistan bünyesinden çıkması için aralıksız gayret göstermiştir, ki bu, totaliter Gürcistan rejimi için eşi benzeri görülmemiş toplu protesto eylemlerine yol açmıştır, 1931, 1947, 1956, 1967, 1978, 1980, 1989, 1991 yıllarında... 

1992 Şubat’ında Gürcistan Geçici Askeri Konseyi, SSCB yasalarından sonra Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti yasalarını da ortadan kaldırarak 1921’deki Menşevik anayasasına döndü. Bu anayasa Abhazya Cumhuriyeti’nin hukuki varlığını içermediği için Abhazya Cumhuriyeti bir anayasa krizi ile karşı karşıya kaldı ve Gürcistan ile ilişkilerini belirleyen hukuksal temeller ortadan kalktı. Şöyle ki; 1921 yılında Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti ile eşit statüde bir cumhuriyet olan Abhazya, 1931’de SSCB yasaları dahilinde Gürcistan’a bağlı bir özerk cumhuriyet yapılmıştı. SSCB yasaları yürürlükten kalkınca, hatta Gürcistan Cumhuriyeti 1921 anayasasına dönünce Abhazya Cumhuriyeti’nin Gürcistan’a bağlılığı da bitmiş oluyordu.34 

Gürcistan yönetiminin uygulamalarından biri de, Gürcistan’ın Sovyet dönemi devlet yapılarını ve bunlar tarafından kabul edilmiş devlet-hukuk aktlarını yasal olarak geçersiz sayan bir dizi hukuki kararları kabul etmesi oldu. Gürcistan’da “Komünist ve Sovyet Kolonyal Mirasıyla Mücadele” sloganı altında gürültülü bir kampanya yürüten rejimin sorumsuz yöneticileri, bununla Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni bir arada tutan anayasal-hukuki esasları yıktıklarını anlamadılar, zira Gürcistan ve Abhazya’nın birliğine esas teşkil eden (1921) ve Abhazya’nın özerklik esaslarıyla Gürcistan’a dahil olduğu (1931) hukuki anlaşmalar geçerliliğini yitiriyordu.35 

Şubat 1992’de Gürcistan mevcut 1978 Anayasası’nı yürürlükten kaldırıp Sovyet öncesi 1921 Anayasası’na dönünce, Abhazya karşı adım atarak 1978 Abhazya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Anayasası’nı yürürlükten kaldırdı. Yeni anayasa kabul edilinceye kadar Abhazya’nın özerklik öncesi statüsünü tespit eden 1925 Anayasası’na dönüldüğü ilan edildi ve aynı tarihte Abhazya Parlamentosu egemenlik kararı aldı.(23 Temmuz 1992) 36 

Bu Anayasa’nın II. Bölümü’ne göre Abhazya, uluslararası hukukun öznesi, egemen bir devlet sayılıyordu. Aynı zamanda Abhazya Parlamentosu, federasyon antlaşması temelinde eşit özneli ilişkilerin kurulması için görüşmelere başlanması teklifiyle Gürcistan Yönetimi’ne çağrıda bulundu. Ancak Gürcistan Yönetimi, Abhazya ile siyasi diyalog kurmak yerine, 14 Ağustos 1992’de Abhazya’ya silahlı saldırı başlatarak güç kullanmayı seçti.37 


Abhazya-Gürcistan Savaşı 

Sohum televizyonu 13 Ağustos’u 14 Ağustos’a bağlayan gece Gürcistan Devlet Konseyi’ne bağlı bini aşkın Gvardiya askerinin tank ve helikopterler eşliğinde Gürcistan sınırını geçerek egemen Abhazya Cumhuriyeti’ne haince saldırdığını haber verdi.38 

Gürcistan Devlet Konseyi 14 Ağustos günü öğleden sonra saat 4’te duruma hakim olduğu kanısıyla gerçek amacını açıkladı ve “Abhazya’nın Gürcistan’ın ayrılamaz bir parçası olduğunu, bu nedenle birliklerini Abhazya’ya karşı harekete geçirdiğini” bildirdi. 

Dünya Çerkes Birliği Başkanı Yurıy Kalmık, Nalçik’te bir bildiri yayınlayarak “Kuzey Kafkasya halklarını, Güney Rusya’daki Kazakları, özgürlük, şeref ve bağımsızlığa değer veren tüm insanları” Abhazya Cumhuriyeti’ne yardıma çağırdı. Yurıy Kalmık aynı zamanda, Abhazya’yı yalnız bırakmayacaklarını açıklayarak, gönüllüleri kardeş Abhaz halkını savunmaları için göreve çağırdı. 

15 Ağustos günü Adıgey Cumhuriyeti başkenti Maykop’ta Adıge Halk Cephesi ve Adıge Halkının Genel Kongresi öncülüğünde büyük bir miting yapıldı. Halk arasından çıkacak 20-45 yaş arasındaki gönüllülerin savaşmak üzere Abhazya’ya gönderilmesi kararlaştırıldı. Tüm Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde Abhazya Halkı ile Dayanışma Komiteleri oluşturuldu. 

Abhazya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba 17 Ağustos’ta bir bildiri yayınlayarak tüm dünya ve Kuzey Kafkasya halklarından yardım istedi. Aynı gün Türkiye’de Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi resmen faaliyete geçti. 

Abhazya başkenti Sohum ile “Kardeş Kent” ilan edilmiş olan Adapazarı’nda büyük bir miting düzenlendi. Binlerce kişi E-5 karayolunu trafiğe kapatarak haykırdı: “Abhazya Yalnız Değilsin!”, “Katil Şevardnadze!”, “Abhazya, seni kan gölüne çevirenleri içinde boğacağız!”. Abhaz ve Adıge bayrakları Türkiye’de ilk defa evlerden miting alanlarına çıkarılıyordu. İlk olarak 50 gönüllü Abhazya’ya gitmek üzere hareket etti. 

Ankara’da bir grup Çerkes, Gürcistan’ın Abhazya’yı işgalini ve Rusya’nın bu işgali destekler tutumunu protesto etmek için Rusya Federasyonu Büyükelçiliği’ne siyah çelenk bıraktı. 

Maykop’ta ilk Adıge gönüllüleri 4 otobüsle silah almak üzere Çeçenya başkenti Grozni’ye hareket ettiler. Adıgey Devlet Başkanı Aslan Carım ise, Abhazya’ya yardıma gitmek isteyen gönüllülere hitaben, Abhazya’ya göndereceği kurulun dönmesini beklemelerini söylüyordu. Daha önce kendilerine silah veremeyeceğini, gitmelerini de istemediğini bildiriyordu. Bir kardeşi Gürcüler tarafından öldürülmüş olan Abhaz genci ise kitleye şöyle hitap etti: “Sevgili kardeşlerimiz, toprağımız kana bulandı, insanlarımız öldürülüyor ve sizlere ihtiyacımız var.” 

Adıgey’de yayınlanan Adıge Makh gazetesi 19 Ağustos’ta şöyle bir manşet attı: “Abhazya Cumhuriyeti’ne yardım edeceğiz. Kalkın, kardeşlerimiz bizden yardım istiyorlar!” 

Kabardey Ulusal Kongresi’nin 19 Ağustos 1992 tarihindeki basın toplantısında Yönetim Kurulu üyesi Şokuy Muhammed şu açıklamada bulundu: “(Abhazya’da) Rusya Başkanı, Yüksek Sovyet Başkanı ve diğer üst düzey yöneticilerin bilgisi dışında hiçbir şey olmadı. Bu tutumlarını değiştirmezlerse, bu zor günlerinde Abhaz halkına yardımcı olmazlarsa, bunun anlamı biz Adıgelerin de hiçbir öneminin olmadığıdır. Bizim de bu durumda mutlak surette Federasyon’dan çıkmamız gerekir” 39 

Rusya Parlamentosu’nun Çeçen Başkanı Ruslan Hasbulat, Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin devlet başkanlarına telgrafla başvurarak “Halka, yasalara saygılı ve sakin olmaları çağrısında bulunmalarını” istedi. 

Savaşın başladığı bu ilk süreçte Gürcistan ordusu Abhaz halkını boğmak ve Abhazya bağımsızlığını yok etmek için elinden geleni yapmaktaydı. İnsanlar öldürülüyor, kadınlara tecavüz ediliyordu. 12 yaşında bir kıza ebeveynlerinin gözleri önünde tecavüz edilmişti. “Beyaz Çoraplılar” adı verilen Litvanyalı paralı kadın askerler de Gürcü ordusunun saflarındaydı. Gürcü komutanlığı keskin nişancı olan bu paralı askerlere öldürdükleri her Abhaz için 1000 ruble “ikramiye” ödüyordu. Gürcü ordusu çivi ve fosfor bombaları kullanıyordu. Yaşanan tam anlamıyla bir katliamdı. Ayrıca; Abhazya Devlet Arşivi, Bilimsel Araştırma Enstitüsü, Abhaz Milli Müzesi, Abhazya Üniversitesi, okullar, tiyatrolar ve birçok bilimsel kuruluş yakılıyordu. 

Vladislav Ardzınba ise Abhazya’nın işgal edilmeyen kuzeybatı bölgelerinde direnişi örgütlemekteydi. Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinden Abhazya’ya yoğun bir gönüllü akını başlamıştı. Savaşın ilk döneminde Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Gürcistan’dan yana tavır aldılar. Rus ve Türk medyasında Gürcistan’ın yaydığı maksatlı haberler dışında bir habere rastlamak mümkün değildi. Rus ve Türk medyasında, “Asi Ardzınba”, “Ayrılıkçı Abhaz Teröristler” türünden ifadeler yer almaktaydı. 

Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin yetkilileri ilk etapta biraz pasif tavır takındılar. Bu cumhuriyetlerdeki asıl destek halk cephe ve kongrelerinden, sivil toplum örgütlerinden geliyordu. Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu ve Dünya Çerkes Birliği ise Abhazya’nın yanındaki en büyük güçtü. Bu kurumların halk üzerinde devlet yetkililerinden daha yüksek bir etkisi vardı. 

Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu 21 Ağustos’tan itibaren Gürcü kuvvetlerinin Abhazya’dan çekilmesini ve bu ülkeye verdiği zararı tazmin etmesini istedi. Ayrıca, Abhazya özgür olmadıkça Kafkas halklarının Gürcülere karşı savaşa katılacaklarını ve kendi isteğiyle Abhazya’ya gitmek için Grozni kentinde 4000 kişinin yazıldığını bildirdi. 

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Hükümeti kendi bütçesinden 3 milyon ruble değerinde ilaç ve gıda maddesini Abhazya’ya yolladı ve yardım için bir banka hesabı açtı. 

Grozni’de toplanan Adıge gönüllüler kendi yöneticilerine hitaben bir bildiri yayınladılar: “(...) isteklerimiz yerine getirilmezse, Adıgey’e döndüğümüzde, bu zor anında kardeş Abhaz halkını desteklemeyenlere karşı savaş ilan edeceğiz.” 

Tüm Kafkas diaporasında büyük bir hareketlilik yaşanmaktaydı. Diasporalı Çerkesler, Abhazya olaylarına uygulanan enformasyon ambargosunu kırmaya çalışıyorlardı. Hükümetlere, devlet adamlarına, parti ve basın organlarına mektup ve telgraflar yağıyordu. Kafkas diasporası tek yürek halinde Abhazya’daki kardeşlerine sahip çıkıyordu. 

Türkiye’de ilk kez Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit Türkiye Hükümeti’nin Abhazya politikasını kınayarak şu açıklamada bulundu: “Türk Hükümeti’ni Abhazya ile Gürcistan arasındaki sorunla daha etkin biçimde ilgilenmeye çağırıyorum.” 

Aynı günlerde Adıgey Cumhuriyeti Parlamentosu olağanüstü bir toplantı yaptı. Gürcistan Devlet Konseyi’nden, tüm güçlerini Abhazya’dan çekmesinin istenmesine karar verildi. 

Bir grup Adıge genci, Abhazya’ya daha etkin destek verilmesi talebiyle açlık grevi başlattılar. Adnan Huade ve Abdülkadir Çemişo’nun başlattığı açlık grevine daha sonra Tehutemıkuay Rayonu’ndan 30 kadar genç de katıldı. Maykop’ta repatriant (anayurda dönen) ailelerin küçük çocukları kendi aralarında topladıkları 40 dolar ve 2500 rubleyi Abhazya ile Dayanışma Komitesi’ne teslim ettiler. 

Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu parlamento üyesi Taras Şamba Abhazya’nın özgürlük mücadelesine karşı takındığı tutum nedeniyle Rusya Hükümeti’ni kınayarak “Bu tutum devam ederse Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin Rusya Federasyonu’ndan ayrılabileceklerini” ifade etti. 

Boris Yeltsin, Moskova’da bir araya gelerek kendisiyle görüşme talebinde bulunan Kuzey Kafkasyalı liderlerle görüşmekten kaçınıyordu. Liderler ancak, Başkan Yardımcısı A. Rutskoy’la görüşebildiler ve Gürcistan’ın hukuk dışı eylemlerini protesto ettiklerini bildirdiler. 

Türkiye’de Kafkas Kültür Dernekleri tarafından ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadelere yer verildi: “Çağımızın yüzkarası Eduard Şevardnadze’yi tüm Kuzey Kafkasya halklarının ulusal düşmanı ilan ediyoruz... Tüm Kuzey Kafkasya halkları, Güney Osetya ve Abhazya’ya yapılan saldırıları kendilerine yapılmış kabul ederler... Oset ve Abhaz kardeşlerimizin özgürlük ve demokrasi mücadeleleri sonuna kadar desteklenecektir!” 

Adıgey’de halk tarafından oluşturulan Abhazya ile Dayanışma Komitesi, Adalet Bakanlığı tarafından resmen tanınarak tescil edildi. Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin liderleri Boris Yeltsin’e Rusya Federasyonu ile imzalamış oldukları Federasyon Anlaşması’nı 24.08.1992 tarihi itibariyle yeniden gözden geçireceklerini bildirdiler. Dağıstan Cumhuriyeti başkenti Mahaçkale’de binlerce kişinin katıldığı bir miting düzenlendi ve Gürcistan şiddetle kınandı. 

24 Ağustos gecesi alelacele toplanan faşist Gürcü cuntası “Abhazya Özerk Cumhuriyeti” ve Batı Gürcistan’da genel seferberlik ilan etti. İşgalci Gürcü ordusunun başında olan G. Karkaraşvili, Abhazya Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba’nın 26 Ağustos 1992 günü saat 12’ye kadar teslim olmaması halinde Abhazya’da kitlesel operasyonlara başlayacakları tehdidini savurdu. 

25 Ağustos’taki TBMM oturumunda Türkiye Hükümeti Gürcistan’a verdiği ekonomik ve politik destek nedeniyle eleştiriler aldı. Acaristan Özerk Cumhuriyeti merkezi Batum’da 300 genç, Abhaz halkını destekleyen bir miting yaptılar. Gürcü gençliğine çağrıda bulunarak genel seferberliğe katılmamalarını istediler. Çıkan olaylar sonunda Gürcistan Devlet Konseyi Batum’da sıkıyönetim ilan etti. 

26 Ağustos’ta Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığı ve Rusya Başsavcılığı bir bildiri yayınlayarak Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu’nun son eylemleriyle sosyo-politik bir organizasyon olmaktan çıktığını, askeri eylemlere girdiğini, bölgesel anlaşmalar içeren belgeler imzaladığını, bu nedenle de yasaların dışına çıktığını belirtmekteydi. Bu günlerde Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu’nun Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerindeki prestiji Rusya Federasyonu yöneticilerinin de yerel hükümetlerin de üzerindeydi. 

Gürcü işgal birlikleri komutanı G. Karkaraşvili 27 Ağustos’ta “97.000 Abhaz’ı yok etmek için gerekirse 100.000 Gürcü’yü feda edebiliriz” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu ruh hastasının sözleri, Gürcü saldırısının asıl hedefinin Abhazya’nın yerli halkını tümüyle yok etmek olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştu. 

Adıgey Devlet Başkanı Aslan Carım, “Abhazya’ya artık resmen gönüllü kuvvetler gönderebileceklerini” bildirdi. Türkiye’deki Çerkeslerden bir kurulu kabul eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, “ilk Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Abhazya’nın durumunu gündeme getireceğini” ifade etti. 

Boris Yeltsin, Gürcü ve Abhaz liderlerinin 3 Eylül’de bir araya geleceği Moskova toplantısında Abhazya Sorunu’nun ele alınacağını bildirdi. Abhazya Parlamentosu ise bunun üzerine, Gudauta’dan yaptığı bir açıklama ile Abhazya halkının geleceğinden endişe duyan Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri temsilcilerinin de Moskova’daki görüşmelere katılması gerektiğini bildirdi. 

Rusya Federasyonu’nun arabuluculuğu ile Soçi kentinde bir araya gelen Abhazya Devlet Başkanı Vladislav Ardzınba ile Gürcistan Savunma Bakanı T.Kitovani 31 Ağustos 1992’de yürürlüğe girmek üzere bir ateşkes anlaşması imzaladılar. 

ABD Başkanı George Bush’un Şevardnadze’yi desteklediğini belirten bir demeci ve Abhazya’daki soykırım girişimine karşı takındığı kayıtsız tavır tüm Çerkes dünyasında nefret uyandırdı. Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi’nin İstanbul ve Ankara’da düzenlemek istediği mitinglere hükümet tarafından izin verilmedi. Bu durum Kafkasyalı kitlelerde büyük hoşnutsuzluk yarattı. 

Abhazya Direnişi gün geçtikçe yoğunluk ve güç kazanmaktaydı. Tüm Kafkas halkları Gürcü saldırganlığına karşı tam bir politik ve askeri cephe oluşturmuş durumdaydılar. 1 Eylül’den itibaren Türkiye basını ve kamuoyu da Abhazya’daki olaylarla tarafsız biçimde ilgilenmeye başladı. Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi’nin çabalarıyla Türkiye basını konuya geniş olarak yer vermeye başladı. Türkiye’nin büyük gazeteleri Abhazya’ya muhabirlerini gönderdiler. Pek çok yazar, Abhazya’nın onurlu direnişini doğru bir şekilde okuyucuların önüne koyarak Çerkesler’in sevgisini kazandı. 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Balkanlar ve Kafkasya’da odaklanan gelişmeler karşısında Türkiye’nin ağırlığını koyması gerektiğini” söyledi. Başbakan Süleyman Demirel ise TBMM’nin açılış oturumunda “Türkiye’nin, Gürcistan’ın Abhazya’ya askeri müdahalesinden rahatsızlık duyduğunu” belirtti. 

Gürcistan Devlet Konseyi Başkanı Eduard Şevardnadze, Rus birliklerinin de Gürcü askerlerine roket saldırısında bulunduklarını ifade etti. Moskova bu iddiayı yalanladı. Şevardnadze, 3 Eylül’de Moskova’da yapılacak görüşmelere katılmayabileceklerini söyledi. 

Abhazya’da savaşmakta olan 5000 kadar gerillaya ek olarak Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinden toplanmış olan 15.000 gerilla daha silahlandırıldı ve Abhazya’ya geçmeyi sürdürdüler. 

Moskova’da oluşturulan Rusya-Gürcistan Komisyonu adına A. Murilev ve Levan Şeraşenidze, 3 Eylül’de, bazı Gürcü iddialarının aksine bölgedeki Rusya birliklerinin Abhazları hiçbir şekilde desteklemediklerinin tespit edildiğini bildirdiler. 

Boris Yeltsin, Eduard Şevardnadze ve Vladislav Ardzınba arasında yapılan görüşmelerde 3 Eylül 1992 tarihli Moskova Nihai Belgesi imzalandı. Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri başkanlarının manevi baskısı altında imzalanan nihai belge Abhazya açısından politik bir yenilgiydi. Nitekim Ardzınba, belgenin imzalanmasından hemen sonra yayınlanan bildirisinde bu durumu açıkça ifade etmişti. 

3 Eylül’de imzalanan ve taraflar arasında ateşkes öngören bu anlaşma uygulanmadı. Gürcü birlikleri işgal ettikleri mevzilerde kalmaya devam ettiler ve çatışmalar olanca şiddetiyle devam etti. 

8 Eylül’de Türkiye, Gürcistan’ın talepleri doğrultusunda bu ülkeye göndermeyi vaat ettiği 50 bin tonluk buğday yardımının 4 bin 527 tonluk son partisini de Gürcistan’a sevk etti. 

Rusya Federasyonu Parlamentosu 25 Eylül’de Abhazya’da meydana gelen olaylarla ilgili bir karar aldı. Kararda, etnik gruplar arası ilişkilerdeki sorunları şiddet yoluyla çözmeye kalkışan Gürcistan liderlerinin politikası şiddetle kınandı. Gürcü hükümet yetkililerinden askeri güçlerini Abhazya bölgesinden çekmesi, askeri harekâta derhal son vermesi, özgürlüklere ve temel insan haklarına uygun davranması talep edildi. Parlamento, Rusya Federasyonu Hükümeti ve Başkanı’na da bir dizi önerilerde bulundu. Bunlar arasında, Rusya’nın Gürcistan’a silah sevkıyatını durdurması, Abhazya’ya insani yardımın devam etmesi ve Abhazya sorunu halledilinceye kadar Gürcistan ile olan ekonomik anlaşmaların yürürlükten kaldırılması gibi hususlar vardı. Rusya Federasyonu Parlamentosu’nun aldığı bu karar Gürcistan’ın faşist yöneticileri, Rusya Hükümeti ve Başkanı üzerinde tokat etkisi yaptı. 

26 Eylül 1992’de Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Başkanı Yurıy Musa Şenıbe, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde tutuklandı ve Rostov’a götürüldü. Yurıy Musa Şenıbe halklar arası ilişkileri bozmakla suçlandı ve Abhazya’ya savaşa gitmiş olan Konfederasyon gönüllülerinin de yargılanacakları bildirildi. Kuzey Kafkasya’nın tüm cumhuriyetlerinde bu durumu protesto eden mitingler yapıldı. Özellikle Nalçik savaş alanına döndü. Cumhurbaşkanı Valeriy Koko ve Hükümet’in işbirlikçi tutumunu protesto eden binlerce kişilik halk kitlesi Başkanlık binasına saldırdı. Güvenlik güçleri olaylara müdahale etmek zorunda kaldılar ve çıkan çatışmalarda üç kişi öldü, pek çok kişi yaralandı. Cumhuriyet’te olağanüstü hal ilan edildi. 

Savaşın bu döneminde Abhazya’daki Gürcü kayıpları artmaya başlamıştı. Merkul kasabasında çıkan çatışmalarda 100 kadar Gürcü askeri öldürüldü. 2-3 Ekim tarihleri arasında ise 800 kadar Gürcü askeri öldürüldü, Abhazlar Gagra, Leselidze ve Gantiadi’yi ele geçirdiler. Gürcü tarafında panik artıyordu. Şevardnadze, Rusya’yı Abhazlara silah vermekle suçlamaya başladı. Gürcistan ile Rusya arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. Gürcistan Devlet Konseyi durumun BM’de ele alınması çağrısında bulundu. Abhaz birliklerinin elde ettiği zaferler Tiflis kaynaklarınca da doğrulanmaya başladı. Faşist Gürcü yönetimi seferberlik ilan etti ve tüm yedeklerini silah altına çağırdı. 40.000 kişilik bir orduyu Abhazya’ya yığmaya çalışan Gürcü yönetimi Abhazları AGİT, NATO ve BM’ye şikayet etti. 

Aralıklarla sürekli olarak devam eden çatışmalar 1993 yazında yeniden şiddetlendi. Abhaz güçleri Sohum’a dayandılar. Rusya’nın Abhaz tarafına yaptığı baskılar sonucunda 27 Temmuz 1993’de Soçi’de ateşkes antlaşması imzalandı. 16 Eylül 1993’te Rusya’da anayasa krizi yaşanırken Abhazya’da savaş yeniden başladı. 27 Eylül’de Sohum tamamen Abhazların kontrolüne geçti. O sırada şehirde bulunan Eduard Şevardnadze, Boris Yeltsin’in özel emriyle Karadeniz Filosu denizcileri tarafından kurtarıldı. Abhaz kuvvetleri gönüllülerle birlikte geri çekilen Gürcü birliklerini kovalayarak 30 Eylül’de, bir yıl önce savaşın başladığı İngur nehrindeki Abhazya-Gürcistan sınırına çıktılar.40 

Gürcistan ve Abhazya arasında bir çözüme ulaşmak amacıyla görüşmeler muharebe faaliyetlerinin sona ermesinden 2 ay sonra başladı. İlk görüşmeler 30 Kasım-1 Aralık 1993’de Cenevre’de yapıldı. Ardından 11-13 Ocak 1994 ve 22-25 Şubat 1994 tarihlerinde görüşmelere devam edildi. 

4 Nisan 1994 tarihinde Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının politik çözümü için önlemler deklarasyonu Moskova’da yayınlandı. Buna göre, Gürcistan, BM, AGİT ve Rusya Federasyonu tarafından Abhazya’nın egemen devlet olarak varlığı tanınıyordu. 

4 Nisan 1994 Antlaşması Gürcistan Parlamentosu’nda tamamen semptomatik bir havada görüşüldü. Bu antlaşma yasa koyucuların düşüncesine göre Gürcü devletini federatif ve dahası konfederatif yapıya mahkum ederek ünitarizmini bozuyordu; bu yüzden sert eleştirilere uğradı.41 

15 Mayıs 1994’te Moskova’da imzalanan ateşkes antlaşması ise 4 Nisan 1994 Anlaşması’nda verilen taahhütlere kesin hükümler getirme amacını taşıyordu. Görüşmelere Abhazya adına S. Jinjolia ve Gürcistan adına J. Ioseliani katılmıştı. 

26 Kasım 1994’te Abhazya Parlamentosu tarafından Abhazya Anayasası kabul edildi. 3 Ekim 1999 tarihinde Abhazya’da savaş öncesi dönemde toplam seçmenlerin hemen hemen %60’ının katıldığı bir referandum yapıldı. Katılanların ezici çoğunluğu Abhazya’nın bağımsızlığından yana tavır aldıklarını gösterdiler. Bu irade beyanına dayanarak 12 Ekim 1999’da Parlamento tarafından “Abhazya Cumhuriyeti’nin Devlet Bağımsızlığı Aktı” kabul edildi.42 

Devlet Terörizmi ve Gürcistan 

5 milyon civarında bir nüfusa sahip olan Gürcistan’da nüfusun %70’e yakını Gürcü’dür. Gürcistan Aralık 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Azınlıklara karşı çok sert politikalar uygulayan Zviad Gamsahurdiya, Mayıs 1991’den Ocak 1992’ye kadar cumhurbaşkanı olarak görevde kalmıştır. Darbe ile iktidarı ele geçiren askeri cunta, SSCB’nin son dışişleri bakanı Eduard Şevardnadze’yi devlet başkanı olarak göreve getirmiştir. Zviad Gamsahurdiya Aralık 1993’te şüpheli biçimde ölmüştür. Taraftarları ise Zvadistler adı altında mevcut hükümetin gücünü sarsıcı eylemlere girişmişlerdir. 

Eduard Şevardnadze; Abhazya ve Güney Osetya’da meydana gelen olaylar, Abhazya’dan gelen Gürcü mülteci akını ve Zvadistlerin ülkenin batısını ele geçirmesi sonucu oldukça zor durumda kalmıştır. Bu gelişmelerden sonra ülkeye Rus askerini çağırmak zorunda kalmış ve Mart 1994’te BDT’ye üye olmuştur. 

1995’te yeni Gürcistan Anayasası kabul edilmiştir. Yeni anayasaya göre Abhazya ve Acara’ya özerklik verilirken, Güney Osetya’ya sadece kültürel ayrıcalıklar tanınmıştır. Ayrıca, yasama ve yürütme arasındaki yetki karmaşasına son verilmiştir. 

Kasım 1995’teki seçimlerde %5 barajı uygulanmış ve 56 partiden 3’ü meclise girebilmiştir. 

14 Ağustos 1992’de Abhazya’ya saldıran Gürcü birlikleri Eylül 1993’te yenilgiye uğrayarak geri çekilmişlerdir. Gürcistan, var olduğu günden bu yana sürekli olarak Abhaz ulusal varlığını yok etmek istemiştir. Abhazya’yı ezeli Gürcü toprağı, Abhazları ise Gürcü ulusunun bir alt boyu olarak kabul ettirmek çabasında olmuştur. Bu konuyla ilgili olarak Gürcü resmi tarihçileri Gürcü şovenizmine kaynaklık edecek uydurma tezler üretmektedirler. Abhaz Krallığı sayesinde etnik konsültasyonunu tamamlayan Gürcü ulusunun faşistleri bugün tüm Abhaz kültürel varlığına sahip çıkmakta ve Abhazları Gürcü ilan etmektedirler. Aslında Gürcü resmi tarihçileri tarafından üretilen iki şovenist tez vardır ve bunlar birbiriyle çatışmaktadır. Birinci teze göre Abhazlar Gürcü değildir, tarihin hiçbir döneminde devlet kurmamışlardır, bağımsız olmamışlar ve her zaman Gürcü yönetimi altında yaşamışlardır. İkinci tez ise, Abhazların güçlü bir halk olduğunu, 8. yüzyılda güçlü bir devlet organizasyonu kurduklarını, Abhazya’nın gerçek sahibi olduklarını, ama Gürcü olduklarını ve günümüz Abhaz halkı ile hiçbir bağlantıları olmadığını savunan tezdir. Bu teze göre, bugünkü Abhazlar üç yüzyıl kadar önce Kuzey Kafkasya’dan Abhazya’ya göçmüşler ve Gürcülerin hem topraklarına hem de kültürel miraslarına konmuşlardır. Böylesi gülünç tezlerle Gürcistan, Abhaz ulusal varlığını yok etmeyi amaçlamaktadır. 

Abhazya-Gürcistan Savaşı döneminde Gürcistan’a sığınan mültecilerin durumundan yararlanmak isteyen Gürcü yönetimi, konuyu asıl problem olarak lanse etmektedir. Gürcü yönetimine göre diğer tüm sorunların çözümü bu sorunun Gürcistan’ın isteklerine bağlı şekilde çözülmesine bağlıdır. Durumu gerginleştirmek için Gürcü yönetimi mültecilerin sayısını açıkça abartmaktadır. Gürcü yönetiminin iddiasına göre mülteci sayısı 300.000’den fazladır, hatta 320.000 sayısı telaffuz edilmektedir. Oysa, 1989 sayımına göre Abhazya’da yaşayan Gürcülerin sayısı 238.000’dir. Bunlardan 20 bini Abhazya topraklarını terk etmemiştir. Gal bölgesine 70 binden fazla Gürcü dönmüştür. 2 bin civarında Svan da Abhazya’nın Kodor bölgesinde bulunmaktadır. Ayrıca, Abhazyalı 20-30 bin Gürcü Rusya Federasyonu topraklarında yaşamaktadır. Dolayısıyla mültecilerin sayısı Gürcü yönetiminin iddia ettiği kadar fazla değildir. Gürcistan yönetimi, mültecilerin dönüşünü sağlayarak Abhazya’da Gürcü nüfusu yeniden çoğunluk haline getirmeye çalışıyor. Üstelik, mültecilerin varlığı ve sayılarının olduğundan yüksek gösterilmesi, bütçesinin üçte ikisini oluşturan Batı’nın insani yardımını almak için Gürcistan’a gerekli. Mültecilerin dönüşünün hukuki temeli 1994 yılından beri mevcut. Gürcü mülteciler Abhazya topraklarına dönebilirler elbette ama, Abhaz ulusal varlığına ve Abhazya’nın bağımsızlığına saygı göstermeleri şartıyla… 

Gürcistan kendini bile yönetemeyen terörist bir devlettir.43 Uluslararası paralı askerleri, teröristleri beslemektedir. Bugün Gürcistan denilen yer istikrarsız, terörist bir devlettir.44 Pankisi vadisinde uluslararası teröristler bulunmaktadır. Bunlar zaman zaman Abhazya’ya Kodor vadisinden giriş yapmakta, Abhazya’nın iç huzurunu bozmakta ve güvenliğini tehdit etmektedirler. 

Gürcü yönetimi, güç ve tehdit unsurlarını kullanmayacağına dair imzaladığı bütün anlaşmaları ihlal ederek, Abhazya Cumhuriyeti’ne karşı terör eylemlerini organize edip yönlendirmektedir.45 BM İnsan Hakları Komisyonu gözlemcisi, Gürcü tarafın bütün itirazlarına rağmen, “(Terörist-Y.B.K.) Gerilla grupları ile Gürcistan İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı arasında ilişki bulunduğu” yönünde bölgeden sürekli bilgilerin geldiğini rapor etmiştir.46 

Gürcü yönetimi terörist gruplara direkt finansman sağlamaktadır. Eski Gürcü Devlet Güvenlik Bakanı İgor Georgadze, Rus ORT televizyon kanalında 20.09.2001 günü saat 12’de yayınlanan “Odnako” adlı televizyon programında yaptığı açıklamada, Şevardnadze’yi, Abhazya topraklarında terör eylemlerinde bulunmak üzere, İçişleri Bakanlığına 10 milyon Amerikan doları aktarmakla suçlamıştır.47 

22 Haziran 1998’de, “Bağımsız Gürcistan” gazetesinin 183 no’lu sayısında, Gürcü yanlısı Abhazya Özerk Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Mamuki Naçkebiya ile yapılan bir röportaj yayınlanmıştır. Naçkebiya yaptığı açıklamada, “Abhazya Özerk Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığına bağlı timler tarafından, işgal altında bulunan topraklarda gerçekleştirdikleri başarılı operasyon sonucunda, Gürcü nüfusuna karşı suç işleyen insanlar tutuklanarak Gürcistan’a aktarıldı” demiştir. Naçkebiya, verdiği demeçte, Abhazya topraklarına gönderilen terörist grupların Gürcü Güvenlik Birliklerine bağlı olduğunu ve bu birlikler tarafından fidye için insanların kaçırıldığını ve katledildiğini kabul etmiştir.48 

Abhazya yönetimi birçok kez, barış görüşmelerinde denetim yapan BM ve arabulucu devletlerin dikkatini, bölgedeki durumun gerginleşmesine neden olan Gürcü terörist grupların faaliyetlerine çekmeye çalışmıştır. Ama maalesef, uluslararası kamuoyu tarafından Gürcistan’a yönelik etkili girişimlerde bulunulmamıştır. Tersine, Gürcistan Avrupa Konseyi’ne alınmıştır.49 

“Beyaz Lejyon” ve “Orman Kardeşler” gibi en çok bilinen (terörist-Y.B.K.) grupların liderleri, yaptıkları açıklamalarda açıkça, amaçlarının Abhazya’yı zorla geri almak olduğunu söylemişlerdir.50 

7 Ağustos 1995 tarihli BM Genel Sekreteri raporunda, Gürcü topraklarında terörist kampların bulunduğu vurgulanmıştır: “İngur nehrinin Gürcü tarafında bulunan Şamgona köyü halen radikal silahlı grupların merkezi olmaya devam ediyor.” 51 

24 Eylül 2001’de, Abhazya’nın Gülripş bölgesinde, Gürcü terör grubu tarafından iki Abhazya vatandaşı kaçırılmıştır. Gürcü terör grubu içinde Gürcü ve Çeçenler vardı. Abhaz istihbaratı tarafından elde edilen bilgilere göre, silahlı grupların Kodor bölgesinde toplanması, çatışmaların başlamasından bir ay önce başladı. Kasım 2001’de, Gürcü gizli servisleri tarafından Kodor geçidinde, Ruslan (Hamzat) Gelayev’in komutasında, Gürcü silahlı birlikler ve terörist gruplar nakledildi (yaklaşık 500 kişi). Bu terörist grubun içinde bulunan Gürcü savaşçıların başında, Şevardnadze’nin Svaneti bölge temsilcisi, Emzar Kvitsiani bulunuyordu. 3 Kasım’da bu terörist grup Georgiyevskoye köyüne saldırdı. Saldırı sırasında, acımasız bir şekilde, dört sivil öldürüldü. Grubun içinde Arap, Azeri ve Kabardey savaşçılar vardı. Grup milletlerarası içerikli olmasına rağmen, herkesi terör ideolojisi birleştiriyordu. Bu birlikler, medeni dünyanın savaş açtığı tarafın saflarında yer aldı. 8 Kasım 2001’de, yerel saatle 21:15’te, Abhazya’nın Kodor bölgesinde bu gruplar tarafından, BM’ye ait bir helikopter düşürüldü. Olayda BM Misyon görevlisi altı kişi ve üç pilot hayatını kaybetti. Abhazya Savunma Bakanlığı ve yedek askeri güçleri sayesinde, teröristler kısmen yok edildi ve kalanlar Gürcü topraklarına çekildi.52 

Sonuç olarak, Abhazya Cumhuriyeti halkına karşı terörist savaşını sürdüren Gürcistan, barış görüşmelerini bilinçli olarak uzatarak, savaşa hazırlanıyordu.53

Gürcü yasadışı grupların Abhaz halkına yönelik yaptığı faaliyetler, Gürcü yönetimi tarafından uygulanan bilinçli terör politikasıdır. Bu politikanın asıl amacı korku havası oluşturmak ve barış görüşmeleri sürecini durdurmaktır. Abhazya’ya karşı siyasi çıkarlarına ulaşma aracı olarak terörü kullanan ve uluslararası terörü yaygınlaştıran Gürcü yönetimine karşı, uluslararası kamuoyu tarafından kararlı adımlar atılmadığı taktirde bölgede terör devam edecektir.54 

Son trajik olaylar, Gürcistan’ın Abhazya’ya karşı geniş çaplı saldırı planları içinde olduğunu ortaya çıkarmıştır. Siyasi amaçlarına ulaşmak için terörizmi kullanan Gürcistan zor durumda kalmıştır. Tiflis’in, Abhazya’ya karşı geniş çaplı askeri operasyon planları, uluslararası teröristlerden oluşan ön saldırı gruplarını daimi silahlı kuvvetlerini kullanarak desteklemesi mümkün olmadığından, büyük tehlikeye girmiştir. Yeni siyasi ortam içinde, Batı ile Rusya arasındaki görüş ayrılıklarını kullanarak, Gürcistan tarafından kurulan oyunlar boşa çıkmaya mahkumdur. Gürcistan Devlet Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan operasyon, Abhaz ordusu ve dünyadaki yeni siyasi durum nedeniyle başarısız olmuştur.55 

Gürcü faşistleri Abhaz halkını yok etmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Uluslararası teröristleri kullanarak Abhazya’da huzursuzluk yaratmakta ve dünya kamuoyunu yanıltıcı demeçler vermektedirler. Gürcistan’da “Kadife Devrim” ile iktidarı ele geçiren Mihail Saakaşvili de Abhazya konusunda aynı anlayışı sergilemektedir. Tarih boyunca Gürcü yöneticilerinin Abhazya konusunda sergiledikleri tavırlar değişmemiştir. 

Stalin = Beria = Gamsahurdiya = Şevardnadze = Saakaşvili 

Anlaşmazlığın barışçı çözüm olanakları Tiflis’te ancak Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün korunması çerçevesinde görülmektedir.56 

Gürcistan yönetimi, monoetnik-üniter-büyük Gürcistan hayaliyle kan akıtmaya devam etmektedir. Bu durumun diğer sorumluları, akan kan karşısında suskunluğunu koruyan dünya kamuoyu, Gürcistan’a askeri, ekonomik ve politik destek veren ABD başta olmak üzere Batılı emperyalistler ve Türkiye’dir. ** 

“Canlar Ülkesi” Abhazya 

Abhazya otoktonu Abhaz halkı, tarihsel süreç içerisinde sürekli Gürcü saldırılarının hedefi olmuştur. Bu durum Sovyet döneminde de değişmemiştir. Stalin ve Beria ikilisinin kuvvete dayalı asimilasyon politikası Abhaz halkının yok edilmesini amaçlamaktaydı. Sovyet sonrası dönemde Abhazya, bağımsızlığını korumak amacıyla Gürcü faşizmiyle çatışmaya girmiş, uzun bir savaş dönemi yaşanmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Abhazya onurlu direnişiyle bağımsızlığını kazanmıştır. Abhazya 10 yılı aşkın bir süredir “de facto” bağımsızdır. 

Abhaz ulusal sorunu ve Abhazya’nın demografik problemlerinin kökeninde 19. yüzyıl Rus kolonyalizmi ile Sovyet dönemi Gürcü kolonizasyonu vardır. 19. yüzyılda Çarlık Rusya’sı tarafından bölge halkı üzerinde soykırım politikaları uygulanmıştır. Abhazya’nın Kafkas-Rus Savaşları’ndaki yenilgisiyle birlikte Çarlık makamları tarafından gerçekleştirilen yoğun bir sürgün dönemi yaşanmıştır. Bu sürgün ile 300.000’den fazla Abhaz/Abaza, Abhazya topraklarından Osmanlı ülkesine sürülmüştür. Bu sürgün tam anlamıyla bir katliam, bir soykırımdır. Ardından bölge üzerindeki kolonizasyon politikaları ile ülkenin demografik dengesi Abhazlar aleyhine bozulmuştur. Stalin döneminde kolonizasyon politikaları devam etmiş ve ülkeye yoğun bir Gürcü göçü yaşanmıştır. Abhazya’nın demografik sorunlarının temelinde tarihte yaşadığı soykırım, sürgün ve kolonizasyon uygulamaları vardır. 

Tüm bunların bilincinde olan Abhazya Parlamentosu 15 Ekim 1997’de Abhaz diasporasına vatana dönüş çağrısı yapmış ve repatriantlara (anayurda dönenlere) kolaylıklar sağlayan “Dönüş Yasası”nı kabul etmiştir. 

14 Aralık 1994’te Rusya Hükümeti, “Çeçenya’ya askeri ve lojistik destek sağlıyor” gerekçesiyle Rusya-Abhazya sınırını oluşturan Psou nehri boylarını sıkı denetime alarak giriş çıkışı durdurmuştur.57 

19 Ocak 1996’da BDT Devlet Başkanları Kurulu’nca alınan “Abhazya-Gürcistan anlaşmazlığının çözümlenmesi için alınacak tedbirler” uyarınca, Abhazya resmi makamları ve Abhazya’daki bütün tüzel ve gerçek kişilerle ekonomik ilişkiler kurulması yasaklanmıştır.58 

Nisan 1996’da Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanlığı tarafından Abhazya’nın uluslararası telefon bağlantılarına sınırlamalar getirilmiştir. 1996 yılının Nisan ayına kadar mevcut olan 151 giriş ve 182 çıkış hatlarının sayısı 16 çıkış ve 24 girişe düşürülmüştür.59 

15 Şubat 1997’de Rusya Federasyonu ve Gürcistan Ulaştırma Bakanlıkları arasında Tiflis’te bir anlaşma imzalanarak Abhazya Cumhuriyeti’nin dış dünyayla iletişimini sağlayan telefon hatlarının Gürcistan’a devredilmesi kararlaştırılmıştır. Anlaşma Abhazya tarafından protesto edilmiştir.60 

15 Nisan 1997’de Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanlığı, Abhazya’nın dış dünya ile telefon bağlantılarının tümünü kesmiştir.61 

Abhazya 10 yıl boyunca ekonomik ambargo uygulaması ile karşı karşıya kalmıştır. Abhazya üzerindeki ambargo yalnızca Rusya Federasyonu’nun değil tüm BDT ülkelerinin uygulamasıdır. Dış dünya ile tüm irtibatı kesilen Abhazya’nın bu sayede boğulması ve bağımsızlığından taviz vermesi istenmiştir. Buna rağmen Abhazya, her türlü zorluğa direnerek bağımsızlığını korumuştur. 

Askeri alanda, cephede özgürlüğünü kazanan bu halkın ekonomik ambargo gibi kısıtlama ve caydırma metotlarıyla bağımsızlığından taviz vermesi beklenemez. 

Abhazya’da, 3 Ekim 2004 tarihinde yapılan başkanlık seçimleri sırasında ve sonrasında yaşanan iç siyasal gerginlik, 12 Ocak 2005’te seçimlerin yenilenmesiyle büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Hatırlanacağı üzere, ilk seçimler sırasında, aynı zamanda işadamı olan muhalefet lideri Sergey Bagapş ile seçime kadarki Başbakan Raul Hajimba arasında sert mücadele yaşanmıştır. Muhalefet lideri Bagapş, Abhazya bölgesindeki mevcut iktidarın adayı olan ve Rusya tarafından da desteklenen Hajimba’yı seçimlerde yenilgiye uğratmasına rağmen, başlangıçta bunu resmen kabul ettirememiştir. Sonraki süreçte, Bagapş’ın seçimi kazandığı, bölgedeki resmi kurumlar tarafından da ilan edilince, bu defa Hajimba ve mevcut iktidar seçimlerin yenilenmesi konusunda ısrar etmiştir.62 

Sergey Bagapş, iktidarın tüm engellemelerine rağmen, 6 Aralık 2004’te yemin ederek göreve başlayacağını duyurunca, toplumdan ve Abhazya’daki güç merkezlerinin önemli kısmından destek bulmuştur. Bu defa devreye dış etkenler girmiş, Rusya, bölge ile arasındaki sınır kapılarının kapatılabileceğinin ve bölge ile Rusya arasındaki ulaşımın durdurulabileceğinin sinyallerini vermiştir.63 

Bölge, büyük ölçüde Rusya (kısmen de Türkiye) ile geliştirdiği çeşitli boyutlardaki ilişkilere dayanarak ayakta durabilmektedir. Deyim yerindeyse, Rusya Abhazya için tek yaşam kaynağı durumundadır. Bu şartlar altında Sergey Bagapş’ın, bazı iç dinamiklere ve Rusya’ya rağmen Abhazya’da oluşturacağı iktidarın uzun ömürlü olmayacağı açıktı. Nitekim, Bagapş’ın ısrarını sürdürmesi üzerine, Krasnodar Valisi Aleksandr Tkaçev, Abhazya ile aralarındaki sınırın kapatılacağını duyurmuştur. 2 Aralık 2004 tarihi itibariyle Sohum-Moskova tren seferleri durdurulmuş ve sınır kapatılmıştır. Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Gennadi Bukayev, bu kararın Abhazya’daki istikrarsızlık ve gerginlik dolayısıyla demiryolu çalışanlarının can güvenliğinin bulunmamasından kaynaklandığını dile getirmişse de, Moskova’nın asıl amacının Bagapş üzerinde baskı oluşturmak olduğu herkesçe bilinmekteydi. Seçimleri tanımayan Gürcistan yetkilileri bile Rusya’nın bu tavrından rahatsız olmuştur. 3 Aralık 2004’te bir açıklama yapan Gürcistan Dışişleri Bakanı Salome Zurabişvili, “Rus güç birimleri temsilcilerinin Sohum’u ziyareti, Gürcistan-Rusya sınırının Psou bölgesindeki Abhaz sınırının kapatılması, Sohum-Moskova demiryolu seferlerinin durdurulmuş olması, Rusya’nın bugün için Abhazya’ya bir baskı uygulamak istediğini gösteriyor” ifadelerini kullanmıştır. Aynı gün açıklama yapan Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili ise Bagapş ile görüşmelere hazır olduklarını dile getirmiştir.64 

Bagapş ile Hajimba 5 Aralık 2004’te bir araya gelerek, yeni başkanlık seçimleri yapılması ve seçimlere ortak çatı altında katılım konusunda protokol imzalamışlardır. İmzalanan protokol, seçimlere Bagapş’ın Başkan adayı, Hajimba’nın ise Başkan Yardımcısı adayı olarak girmesini, Başkan Yardımcısı’na, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, Devlet Güvenlik Hizmetleri Bakanı, Devlet Gümrük Komitesi Başkanı adaylarını Devlet Başkanı’na sunma yetkisinin tanınmasını öngörmekteydi. Protokolün imzalanmasının ardından, 9 Aralık 2004 itibariyle Rusya, Moskova-Sohum tren seferlerini yeniden başlatmıştır.65 

Seçimlerin yenilenmesi sürecinde iki liderin söylemlerinde bazı değişiklikler yaptığı gözlemlenmiştir. İlk süreçte Rusya’nın adamı imajını taşıyan ve Abhazya’nın bağımsızlığından çok Rusya’ya entegrasyonunun savunucusu görüntüsü veren Hajimba, 11 Ocak 2004’te, “hiçbir zaman Rusya’ya katılma düşüncesinde olmadıklarını, her zaman bağımsızlıktan yana tavır sergilediklerini açıklamıştır. Önceden Rusya’nın istemediği adam imajına sahip olan Bagapş ise, yenilenen seçimlerin hemen öncesinde ve hemen sonrasında Rusya’nın kendileri açısından çok önemli olduğunu, Rusya ile ilişkilere özel önem vereceklerini dile getirmiştir.66 

Abhazya’da hangi iktidar göreve gelirse gelsin, Abhazya’nın bağımsızlığından taviz vermeyeceği açıktır. Kolkhide kültürünün yaratıcısı ve 1200 yıllık devlet geleneğine sahip Abhaz ulusu tercihini bağımsızlıktan yana kullanmıştır. Nitekim, Abhazya Cumhuriyeti Meclis Başkanı Nugzar Aşuba, “Özgürlüğü tadınca vazgeçmeniz mümkün olmaz… Bağımsızlığımızı asla pazarlık konusu yapmayız…” 67 diyerek Abhazya’nın bu konudaki kararlılığını ifade etmiştir. 

Abhazların resmi ideolojisinde ve toplumsal bilincinde, Abhaz halkının Gürcü işgalcilere karşı yürüttüğü savaşın vatan savunması olduğu görüşü kökleşmiştir. Buna göre savaş, işgalcilerin kovulması, vatanın kurtarılması ve Abhazya’nın ulusal-devlet bağımsızlığı hakkının savunulması anlamına gelmektedir ve mücadele Abhazya’nın zaferiyle bitmiştir.68 

Buna rağmen Gürcü tarafı tüm gayretini Abhazya’yı sıkıntıya sokmak ve Abhazya’nın iç huzurunu bozmak üzerine yoğunlaştırmıştır. Gürcistan’ın örgütlediği “Beyaz Lejyon” ve “Orman Kardeşler” gibi terörist örgütler Abhaz sınırını geçerek saldırılarda bulunmaktadır. 15-16 Mart 2001 Yalta Bildirisi gibi, taraflar arasında güven tazeleyen anlaşmalara rağmen Gürcü tarafı bu tutumunu sürdürmektedir. Dolayısıyla Abhazya halkı Gürcistan’a güvenmekte zorluk çekmektedir. 

Abhazya’nın bundan sonraki statü tercihi; bağımsız devlet, konfederal veya federal devlet, Rusya Federasyonu’na katılım, tarafsız devlet veya birleşik devlet seçeneklerinden biri olabilir. Ancak statüsü ne olursa olsun, Abhazlar otokton halkı oldukları Abhazya Cumhuriyeti Apsnı’da özgür ve bağımsız olarak yaşamlarını sürdüreceklerdir. “Canlar Ülkesi” Abhazya’da “Can”lar yaşamaya devam edecektir. Abhazları kimse vatansız bırakamaz, hele Gürcistan, hiç bırakamaz! 

Gürcistan, Abhazların ulusal bilincinde anılardaki küçük emperyalist olarak kalmaya mahkumdur. *** 

Dipnotlar 
1 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.105 
2 Özdemir Özbay, Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara 1999, s.64-65 
3 Özdemir Özbay, A.g.e, s.66 
4 Özdemir Özbay, A.g.e, s.66 
5 Özdemir Özbay, A.g.e, s.67 
6 Özdemir Özbay, A.g.e, s.68 
7 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.105 
8 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.12 
9 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.105 
10 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105 
11 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105 
12 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105 
13 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.105-106 
14 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.106 
15 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107 
16 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107 
17 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107 
18 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.107 
19 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.13 
20 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), A.g.e, s.13 
21 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), A.g.e, s.13-14 
22 Lıhnı Deklarasyonu, Gudauta 18 Mart 1989, Nart Dergisi, sayı 14, s.19 
23 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.13 
24 Lıhnı Deklarasyonu, Gudauta 18 Mart 1989, Nart Dergisi, sayı 14, s.19 
25 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.14 
26 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), A.g.e, s.14 
27 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.109 
28 Lıhnı Deklarasyonu, Gudauta 18 Mart 1989, Nart Dergisi, sayı 14, s.17 
29 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.109 
30 Belgelerin Işığında Abhazya (1937-1953), Nart Dergisi, sayı 13, s.28-29 
31 Belgelerin Işığında Abhazya (1937-1953), A.g.e, s.29 
32 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı (Abhazya Dosyası), Kafkasya Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.109 
33 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.109 
34 Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, A.g.e, s.109-110 
35 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.14 
36 Anri Cergeniya (Abhazya-Gürcüstan İlişkilerinin Hukuki Yapısı ve Gelişimi), Nart Dergisi, sayı 24, s.17 
37 Anri Cergeniya, A.g.e, s.17 
* Bu bölüm hazırlanırken Kafkasya Gerçeği adlı derginin 10. sayısında Sefer E. Berzeg imzasıyla yayınlanan “Kafkas-Abhazya Direnişinin Kronolojisi” başlıklı çalışmadan yararlanılmıştır. 
38 Şıharhan Neğuç (Felaket Nasıl Başladı?), Kafkasya Gerçeği, Ekim 1992, sayı 10, s.9 
39 Anayurt Basınından (Adıge Makh-21 Ağustos 1992), Marje Dergisi, Eylül 1992, s.32 
40 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.15 
41 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), A.g.e, s.17 
42 Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu Halk Meclisi’nin TBMM’ye Çağrısı (S. Cincolya, 7 Aralık 2001), Nart Dergisi, sayı 30, s.39 
43 Argun Yura (Abhazya Milletvekili, Absadgil Başkanı), Nart Dergisi, sayı 28, s.35 
44 Argun Yura, A.g.e, s.35 
45 Aleksander Studenikin (Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Basın Sekreteri), Günümüz Gürcüstan’ı ve “Devlet Terörizmi”, Kafkas Vakfı Bülten, sayı 12, s.23 
46 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.23 
47 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.24 
48 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.24 
49 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.24 
50 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.25 
51 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.25 
52 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.25 
53 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.25 
54 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.25 
55 Aleksander Studenikin, A.g.e, s.25 
56 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.17 
** Türkiye, Gürcüstan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkedir. 
57 Özdemir Özbay, Dünden Bugüne Kafkasya, s.100 
58 Özdemir Özbay, A.g.e, s.100 
59 Özdemir Özbay, A.g.e, s.100 
60 Özdemir Özbay, A.g.e, s.100 
61 Özdemir Özbay, A.g.e, s.101 
62 Araz Aslanlı (TUSAM Kafkasya Araştırmalar Masası), Cumhuriyet Strateji, sayı 30, s.19 
63 Araz Aslanlı, A.g.e, s.19 
64 Araz Aslanlı, A.g.e, s.19 
65 Araz Aslanlı, A.g.e, s.19 
66 Araz Aslanlı, A.g.e, s.20 
67 Nugzar Aşuba ile röportaj, Nart Dergisi, sayı 43, s.20 
68 BDT Ülkeleri Enstitüsü (Gürcüstan-Abhazya Anlaşmazlığı), Nart Dergisi, sayı 25, s.17 
*** “Anılardaki Küçük Emperyalist” ifadesi İngiliz araştırmacı Behofer’in “Denikin Rusya’sı”(1920) adlı kitabında kullanılmıştır. Aktaran Mefewud F. (Ğuaze, Kafkas Derneği İletişim Bülteni, Eylül 2004, sayı 6, 12)

Abhazya Tarihi

Aralık 28, 2018

Abhaz halkının tarihi çok eskilere dayanır. Abhaz tarihi Antik Yunan kaynaklarından izlenebilmektedir. Antik Grekler, ayrım yapmadan Doğu Karadeniz kıyılarında yaşayan herkese „COLCHIS“ demişlerdir. Strabo'ya göre M.Ö. 1.yy da Abhazya'nın sınırları bugünkü Pitsunda kentinin bulunduğu yerden, Trabzon'a kadar uzanmaktaydı. Hekataios (M.Ö.500) Heniokhai'yi (Wubıh Yurdu) Abhazya'nın sınırları içinde göstermektedir. Karyanda ise (M.Ö. 500) Akhaioi (Achaenos) olarak belirttiği toplumu ve bölgeyi yine Abhazya ile çakıştırmaktadır.

Bu yöreler, Ortaçağ başlarında, Bizans İmparatorluğu'nun nüfuz alanı olarak görülmektedir. Dolayısi ile İmparator Justinyanus döneminde Hıristiyanlık dini ile tanışmışlardır. Özellikler Pitsunda yöresi, Abhaz Hıristiyanlığının dini ve kültürel merkezi olmuştur. Bu dönemim Hıristiyan kaynakları ve Ortaçağ Gürcü tarihçileri Abhazların varlığından söz etmektedir. 8. yüzyıl sonlarında Bizans İmparatorluğu'nun gücü azalınca, Abhaz Kralı 2.Leon, Abhazya, Egrisi, Likhe'yi de kendi tacı altında Abhaz Krallığı olarak birleştirmiştir.

Giderek Abhaz Krallığı bugünkü batı Gürcistan'ı da içine alan bir genişliğe ulaşmıştır. Bu durum 200 yıl sürmüştür. Bu dönem Abhaz Kralı 3.Bagrat’in Gürcü tahtına çikarak iki devleti birleştirdiği tarihe kadar sürmüştür. 790-975 tarihleri arasında ''Abhazia'' adı, bütün Gürcistan'a verilen ad olarak kalmıştır. 13.yy'da Moğolların batıya yürüyerek Selçuklu devletini yıkmaları sonucu Gürcistan'ın özellikle doğu ve orta kısmı Moğolların eline geçmiştir. Tiflis yakılıp yıkılmış, Moğol vahşetinden kaçan Gürcüler batıda yoğunlaşmıştır. Bu olaylar sonucu devlet yönetimi çökmüş, devlet, eskiden olduğu gibi yine Abhaz ve Gürcü prenslikleri olarak ikiye bölünmüştür.

Abhazların Müslüman oluşu

14. yy'da Mingrel (Laz) Prensi Georgi Dadiani, Abhaz Hanedanı Çaçba’ları kuzeye sıkıştırarak Abhazya'nın güneyini, bugünkü Gal ve Oçamçıra bölgelerini ele geçirmiştir. Bu zaman dilimi içinde sıkışan nüfusun bir kısmı, kuzeydekileri de iterek harekete geçmiş, küçük bir grup Abhaz ile, Abhazya ve Wubıh bölgesi arasında oturanlar, bugünkü Adler, Loov Mitesta (Abazacada Mıtsaşta-ateş yolu) ile Mızımta vadisinden kalkarak ve Kulhor geçitlerinden kuzeye, bugünkü Çerkessk ve Kabardey topraklarına doğru yayılmışlardır. Abhazya topraklarında kalanlar ise, zaman zaman Mingrelya egemenliğine başkaldırarak çatışmalara girmişlerdir. Tam bu sıralarda,16. yy'ın başlarında Osmanlılar, Abhaz Halkı ile İslamiyet'i tanıştırmışlardır.

1500-1800 arası 300 yıl, Türk-Abhaz ilişkilerinin yoğun yaşandığı dönem olarak tarihte yer almaktadır. Abhazya'da Osmanlı egemenliği, Rus saldırıları sonucu 1810' da sona ermiştir. Bu dönemde Abhaz nüfusunun büyük bir çoğunluğu İslamiyet'i kabul etmiştir. Bu tarihten itibaren Rus-Abhaz çatışmaları başlamaktadır.  Abhaz halkı, Çar yönetimini her fırsatta ayaklanarak kabul etmediğini belirtmiştir.

Abhazya Cumhuriyeti'ne doğru

1864'te biten Kafkas-Rus savaşları, bütün Kuzey Kafkasya'da olduğu gibi Abhazya'da da halka çok büyük felaketler getirmiştir. Bu dönemde Abhaz tahtında bulunan ve Rus ordularında generallik yapmış olan Çaçba Hamid (Mikhail Şervaşidze) 11-12 Mayıs 1864'deki intihar savaşlarını engelleyememiştir. Felaket, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşıyla büyümüş ve Abhazya tarihinin en büyük nüfus kaybına ve kıyımına sahne olmuştur. Ülkede bugün yaşayan Abhazlar 120 bin civarındadır. Türkiye'de yaşayan Kuzey Kafkasyalıların 500 bin kadarının Abhaz kökenli olduğu dikkate alındığında, bu trajik sürgünün boyutları açıkça gözler önüne serilecektir. 1918 yılı içerisinde Abhazya'da ilk Sovyet yerel yönetimi kurulmuştur. Kırk gün süren bu yönetim, Menşevik Gürcü hükümetinin saldırısı sonucu ortadan kaldırılmıştır. Yeni yönetim kurulduktan hemen sonra Mahalli Askeri Devrim Komitesinin yöneticileri olan Efrem Eşba, Nestor Lakoba , Platon Agiyaşvili, N. Akırtaa, V.I. Lenin ve J. Stalin'e, Abhazya'ya ilişkin kararlarında ağırlık noktalarının şu üç şeyi kapsamasını bildirmişlerdir.

-Abhazya'nın birinci derecede bir devlet olarak ilan edilmesi,

-Abhazya'nın Sovyet Federayonu içerisinde yerini alması,

-Halkın kendi kaderine terk edilmemesi ve Sovyet Rusya ile bağdaşlaştırılması (henüz Gürcistan'a bağlı değil)

Özgür Abhazya Cumhuriyeti'nin kurulmuş olduğu 31 Mart 1921' de Lenin'e bildirilmişken Gürcistan ancak 21 Mayıs'ta, “Bağımsız Abhazya Cumhuriyeti'ni” tanıdığını açıklamıştır. Bu gelişmeleri tehlikelerde bekliyordu.

5 Temmuz 1921' de Komünist Parti Merkez Bürosunda toplanan Stalin'in verdiği karar şöyleydi: Parti çalışmaları açısından Abhazya'nın Özerk Cumhuriyet statüsünde ve Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalması gerekmektedir.

Stalin'in bu müdahalesi, Abhazya Cumhuriyeti'ne ve Abhaz halkına duyduğu ve saklayamadığı kin ve düşmanlığını da belirtmektedir. Stalin'in bu tutumunun, Sosyalist Rusya Federatif Cumhuriyeti'nin (RSFSR) ve Sovyetler Birliği Sendikaları Komitesinin (VISK) tepkisiyle karşılaştığı, 8 Eylül 1921'de açıklanmıştır. Bütün bu direnmelere karşın, Abhazya, 1922 yılında, başlangıçta anlaşmalı bir federatif statüyle Gürcistan devletine bağlanmıştır.

1931 yılında ise, “Karşılıklı Anlaşma ve Özel İttifak“ tek yanlı olarak bozulmuştur. Abhazya yalnızca özerklik hakkına layık görülerek Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanmıştır .

Абхазия  Abhazya Tarihi

 

 

Abhazya Geri Dönüş Komitesi Başkanı Anzor Mukba Abhazya Cumhuriyeti gazetesinden Zaire Tsvijba’nın sorularını yanıtladı.

Kafkas Abhazya Dayanışma Komitesi’nin Türkçeye kazandırıp Ajans Kafkas’a gönderdiği röportajda Mukba diasporadan dönüş süreciyle ilgili ayrıntılı bilgiler verdi.

Repatriant (anavatanına geri dönen) kimdir? Geri Dönüş Komitesi yardımıyla Abhazya Cumhuriyetinin vatandaşlığını kimler alabilir?

1998 yılında Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu tarafından anayasaya yeni bir kanun eklendi - “Geriye Dönüş Yasası” Bu yasaya göre Abhaz (Abaza) kökenli olan, Rus-Kafkas savaşında, Rusya-Türkiye savaşında ya da 19. yüzyılda herhangi bir değişik olaylardan sonra ana vatanını terk etmek zorunda kalanlara ‘Repatriant’ denir. Bu insanların çocukları ve torunları dünyanın birçok ülkelerinde yaşıyorlar. Tüm Repatriantların, Abhazya Cumhuriyetinin vatandaşı olma ve Abhazya’da yaşama hakkı bulunuyor.

Bildiğiniz gibi 19 yüzyılda Adıge halkları de Osmanlı İmparatorluğuna sürgüne gönderildi. Onlar bizim kan kardeşlerimizdir. Onların içinden birçok kişi Kafkasya’ya, özellikle Abhazya’ya dönmek istiyorlar. Neden onlara Abhazya vatandaşlığı verilmesin?

Haklısınız, Adigeler bizim kan kardeşlerimizdir, onlarla ortak köklerimiz var, tarihi kaderimiz de aynı. Ancak, bir insan sadece kendi tarihi anavatanında ‘repatriant’ olabilir.

Peki Ubıhlar? Bildiğiniz gibi Ubıhya adli ülke çoktan haritalardan silindi. Onlar Kafkasya’ya geri dönmek istedikleri zaman nereye yerleşmeli?

Ubıhların sorunu- özel bir sorun dur. Maalesef Ubıhlar bu günlerde toplu halde yaşamıyorlar, ancak belli yerlerde ayrı yaşayan ve eski gururlu milleti temsil eden bir kaç aileler ile karşılıyoruz. Ubıhların ülkesi yeniden kurulamaz. Ubıhların sorunu, eski ve gururlu milletin yeryüzünden silinmesi ve sürgüne gönderilmesi 19. yüzyılın en dehşet verici olaylarından biridir. Bu olay, sürgüne sebep olan 19. yüzyıl imparatorluğunun üzerinde kara ve utandırıcı bir iz olarak kalacaktır.

Birçok Ubıh kökenli insan tanıyorum - hepsi değerli insanlardır. Kafkasya’nın herhangi bir ülkesine dönmek isteyen Ubıhlar için hiç bir engel olmamalıdır. 21. yüzyıl insanının düşünceleri 19. yüzyılın insanının düşüncelerinden farklı olmalıdır diye düşünüyorum. Biz Ubıhları kabul ediyoruz ve Ubıhlara verdiğimiz pasaportlarda millet ismini ‘Ubıh’ diye yazıyoruz. Amacımız Ubıhların varlıklarını korumak.

Son iki senede Diaspora insanları için Abhazya’ya giriş-çıkışlar kolaylaştı. Bu kolaylıkların geri dönüş hareketine herhangi bir katkısı oldu mu?

Son iki sene içersinde Türkiye’den, Suriye’den ve Ürdün’den yaklaşık 300 kişi karşıladık. 2000den fazla Kuzey Kafkasya’dan gelen Abazin, Abhazya vatandaşı oldular ve Abhazya’ya yerleşiyorlar. Onlarca kişi Eski Acaristan otonomisinde bulunan muhacirler, Abhazya’ya gelip yerleştiler.

Rusya Federasyonu, Abhazya Cumhuriyetinin bağımsızlığını tanıdıktan sonra Abhazya’ya yurt dışından gelip yerleşmek isteyen Diaspora insanlarının sayısı arttı. Abhazya Diasporası uzun zamandır beklediğimiz Abhazya’nın bağımsızlığını sevinçle karşıladılar. Diaspora, Rus milletine ve Rus hükümetine, tarihi Ana-Vatanı’nın özgürlüğünü ve bağımsızlığını tanıdığı için teşekkür ediyor.

Diasporamızın çoğunluğu diyor ki: ‘Bizim atalarımız Kafkas savaşında özgürlük ve bağımsızlık için savaşıyorlardı, ama Rusya imparatorluğu bizi kendi vatanımızdan sürgün etti. Ancak yeni Rusya farklıdır,- yeni Rusya kardeşlerimize ‘yardım eli’ uzattı. Bundan sonra Rusya’ya karşı duygularımız değişecektir, geçmişteki olayları unutmaya çalışacağız. Rusya’ya güveniyoruz. Bundan sonra Abhazya’nın güvende olacağına ve her geçen gün daha da gelişeceğine inanıyoruz’.

Tarihi Ana-Vatanına geri dönmek isteyenler hangi ülkelerden geliyorlar? Bu soruya ayrıntılı yanıt almak isterdim.

Kısa bir zaman önce Abhazya’ya ailelerle yerleşmek isteyen ve yerleşmek için olanakları öğrenmek için Ürdün’de yaşayan Abhaz Diasporasından bir grup geldi. Bu kardeşlerimiz Abhazya’nın her yerini gezdiler, Abhazya’nın tabiatına ve insanların sıcaklığına çok şaşırdılar, beklediklerinden daha da güzeldi. Onlara Oçamçıra bölgesindeki arsaları teklif ettik ve onların hoşlarına gitmiş. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu arsaları onlara ücretsiz vereceğimizi öğrenince çok şaşırdılar. Ve dedilerdi: ‘Bize ücretsiz arsaları veriyorsanız biz kendi olanaklarımızla evleri inşa edeceğiz ve Abhazya’nın imalat sektörüne yatırımda bulunacağız’.

Suriye’den de bir grup kardeşlerimiz de geldiler, onlara da arsaları teklif ettik.

Kafkas Abhazya Dayanışma Komitesi Ahaldaba köyünde yerleşim konusunda güzel teklifte bulundu.

Yazın Türkiye’den bir grup kardeşlerimiz geldi ve Kındık köyündeki boş arsaları gezdiler. Oçamçira bölgesinin ve Kındık köyün idaresiyle bu arsaları kardeşlerimize vermeye anlaştık. Bu yerde Türkiye’den gelen Diasporalı kardeşlerimiz bir kasaba inşa etmeye planlıyorlar. Yaklaşık 100 aile o bölgede eve sahip olacak.

Trabzon-Suhum arasında gemi seferleri düzelirse daha çok kardeşlerimiz Abhazya’yı ziyaret ederler, bazıları yerleşmek için, bazıları turistik gezi amacıyla ve diğerleri de iş ve yatırım amacıyla gelirler.

Geriye Dönenleri karşılamaya ne kadar hazırsınız? İş bulma ve evlere yerleştirme sorularını nasıl çözüyorsunuz?

2008 yılın sonunda Sohum’da, Eşba caddesinde tamir ettiğimiz apartmanda 44 aile daire sahibi oldu. Bu sene de 9 katli 54 dairelik evin inşaatını bitirdik. Bu günlerde bu daireleri de hazırladık, daireleri alanların çoğu Türkiye’den gelen repatriantlardır. Başka apartmanlar de inşa edeceğiz. Bu evleri maddi durumları zayıf olan repatriantlara veriyoruz. Maddi durumları iyi olan repatriantlara hemen bir kaç dönüm arsa veriyoruz, tabii ki ücretsiz. Verdiğimiz arsalarda repatriantlar kendi evleri inşa edebilirler.

Abhazya’ya yerleşmeye karar verenler bize önceden haber vermeli ve davetiyemizi beklemeliler. (Bu sadece maddi durumu zayıf olanlar, ve kendi gücüyle evi satın alamayanlar içindir). Bize internet üzerinden, e-mail den (This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.) ya da İstanbul’da bulunan Abhazya Tam Yetkilli Temsilcisinin yardımıyla ulaşabilirsiniz. Temsilcimizle sürekli ilişki halindeyiz. Repatriantları onun vizesiyle ve izni ile karşılıyoruz. Bizim için habersiz yapılan göç, kardeşlerimizin yerleştirilmesi konusunda ekstra sorun yaratıyor. Bunun için önce davet karşılığında gelen kişilere yardım edeceğiz.

Bildiğim kadar Diasporada söylentilere göre, maddi durumlara bakmadan Abhazya herkese ücretsiz ev veya daire vermeye mecbur dur.

Bu yanlış bir düşüncedir. Abhazya hiç kimseye yardım etmeye mecbur değildir- Abhazya’ya yardım etmeye mecbur olan biziz. Herkese konut verilecektir, diyen yasamız yoktur. Allaha şükür ki Diasporamızın yaşadığı ülkelerde savaş yok ve onları oradan kimse sınır dışı etmiyor. Diasporamız mülteci konumunda değildir! Kardeşlerimizin yaşadığı ülkelerde belli bir sermayeleri vardır. Abhazya’ya yerleşmeden önce, kardeşlerimiz bu ciddi adımı atmaya hazır olmalılar. Herkese ücretsiz anahtar teslimi ev verme olanağımız yok. Buna benzer olaylar dünyanın hiçbir ülkesinde yapılmıyor, İsrail gibi zengin ülkede bile. Şimdilik gayrimenkul yardımını sadece maddi durumu zayıf olan repatriantlara yapıyoruz. Tabi ki diğer repatriantlara da yardım ediyoruz. Bu yardım danışmanlık ve bilgilendirme alanlarındadır.

Biz savaştan çıktık, çok sorunlarımız var, biz Diasporamızdan ve Abhazya’ya yerleşmeye gelenlerden yardım ve destek bekliyoruz. Anavatanına, Apsnıya yardım etmenin repatriantların borcu olduğunu düşünüyoruz.

Demek ki Diaspora temsilcilere hiç bir maddi destek vermiyorsunuz.

Anayasanın ‘repatriantlar’ yasasına göre, geriye dönenler Abhazya vatandaşı olma hakkı kazanıyorlar. Abhazya vatandaşlığı onlara kendi milletini ve tarihi sülalesini korumaya ve Abhaz pasaportu almaya olanaklarını sunuyor. Abhazya’da yaşamak isteyen yabancı ülke vatandaşları Abhazya vatandaşı olmak için senelerce beklemek zorunda, ama Diasporadan gelen kardeşlerimiz birkaç gün içerisinde Abhazya vatandaşı olabiliyorlar. Bu bir maddi destek değilmidir? Geri dönenlerden herkes kayıt işlemleri yaptıktan sonra 5 yıl boyunca repatriant statüsü taşıyor. Maddi durumu zayıf olanların yerleşmesi için maddi yardım sunuyoruz. Anadilini bilmeyenler için bedava Abhazca dil kurslarımız var. Abhazya Devlet Üniversitesi, gençlere bedelsiz eğitim olanakları sunuyor. Geriye Dönüş Komitesinin fonu repatriant çocuklarının anaokulu ve okul masraflarını karşılıyor. Repatrıantların çocuğu doğduğunda ya da repatriantlar evlendiğinde maddi yardim yapıyoruz. Kardeşlerimizden biri hastalandığı zaman, elimizden geldiği kadar hastane masrafları karşılıyoruz. Yani yaptığımız maddi destek az değildir.

Geriye Dönüş Komitesi’nin satın aldığı arsaları ve inşa ettiği apartmanların masraflarını kim karşılıyor?

Abhazya’da çalışan herkesin maaşından % 2 Geri Dönüş Komitesinin Fonunda birikiyor. Bu halkın parasıdır.

Peki herhangi bağımsız bir kişi Fonunuza finansal katkıda bulunabilir mi?

Evet. İsteyen herkes, Diaspora temsilcileri dahil Fonumuza maddi katkıda bulunabilir. Ama maalesef, bu güne kadar çok az kişi bağımsız olarak maddi katkıda bulundu.

Uzun zamandan beridir Dünya Abhaz Fonu açmaya gerek duyuyoruz. Bunun oluşturulması gereklidir.

Son zamanlarda Geriye Dönüş Devlet Programı oluşturmasının geciktiği konuşuluyor. Bu gereken bir programdır ve olacak bir şeydir, ancak anlamamız gereken şu ki, bu programı gerçekleştirmek için ciddi paraya gereksinimimiz var. Maalesef Devletimizin bu günlerde bu programı gerçekleştirmesi için olanakları yok. Ama söylemem gereken şu ki, Abhazya Cumhuriyeti Hükümeti geriye dönüş sorunlarının Abhazya için en stratejik ve önemli sorulardan biri olduğunu düşünüyor ve yapabildiği kadar yardım ediyor.

Bir İnsanın Repatriant olup olmadığını nasıl çıkartıyorsunuz? Türkiye’nin yada Arap ülkelerinin pasaportlarında vatandaşın ‘milleti’ yazılmıyor.

Kayıtın başında her biriyle teke-tek görüşüyoruz. Birinden şüphelendiğimiz zaman sürekli temasta olduğumuz İstanbul’daki Kafkas Abhazya Dayanışma Komitesinden o kişi hakkında bilgi alıyoruz.

Eski repatriantlardan veya Kültür Derneklerinden bilgi alıyoruz. Ancak toplu göçlerde hatalarımız olabiliyor.

Bu tarz problemlerle 2007 Uluslararası Abhaz-Abazın Birliği Kongresinde ve 15.ci zafer günümüzde karşılaştık. Bir kaç gün içerisinde birkaç yüz kişiyi kontrol etmek çok zordur. Bence bu tür işlemlere son vermeliyiz. Dünyanın hiç bir ülkesinde yabancı vatandaşlarına bir kaç günde pasaport verilmiyor, biz de istisna olmamalıyız, diye düşünüyorum. Muhacir kardeşlerimiz Abhazya’ya geldikleri zaman vatandaşlık için başvuru yapsın ve bir sonraki gelişte pasaportunu alsınlar. Bu şekilde olursa her kişiyi kontrol etme şansımız olacaktır. Bu konuda hata yapmamak için yakın zaman içerisinde bir çalışma uygulayacağız: Abhazya’ya yerleşmek isteyen kişiden yaşadığı yerde olan Abhaz (abaza) derneğinden, o kişinin Abhaz (Abaza) olduğunu ispatlayan belge isteyeceğiz. Bir de Abhazya’ya göç edenlerin kanun kaçağı olup olmadığını kontrol etmeye planlıyoruz. Demek istediğim, Diaspora üyesi yaşadığı ülkede kanunla problemi varsa Abhazya’ya yerleşmek istediğinde engel olmaya çalışacağız. Bu sorun üzerinde de çalışıyoruz.

Türkiye’de yaşayan Abhazların sayısı hakkında değişik söylentiler vardır, 200, 500, 700 bin kişi. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Maalesef Türkiye’deki Abhazları hiç bir zaman saymadılar. Türkiye’de etnik azınlıkları hiç bir zaman ayrı saymıyorlardı.

Şüphesiz, Türkiye’de yaşayan Abhazların sayısı Abhazya’da yaşayan Abhazlarin sayısından daha fazladır, ama eminim ki, fark bir kaç kat değildir.

Demek ki yurtdışında yaşayan Abhazların sayısı, Abhazya’da yaşayanlardan daha fazladır. Kalabalık göç beklenmiyor. Bunun için hiç bir sinyal görmüyoruz. Abhazların bir kısmı göç etse bile, çoğunluğu yaşadıkları yerlerde kalacaktır. Onlar nasıl bir katkıda, yardımda bulunabilirler, sizin önerileriniz nelerdir?

Abhazya bağımsız ülke olarak ilk adımları atıyor. Olan sorunları çözmek için hepimizden maksimum katkı bekleniyor. Bu yüzden Diasporadaki kardeşlerimizin yardımına gereksinimimiz var. Abhazya’nın hepimizin vatanı olduğunu anlamalıyız, dünyadaki tüm Abhazların ateşidir. Ateşin sönmemesi için ve hepimizin ısıtılması için desteğe gereksinim var. Rusya Federasyonu sayesinde bugünlerde Abhazya’da yeni savaş başlama korkusu ortadan kalktı. Barış içerisinde Demokratik Sosyal Devletimizi geliştirme şansımız oldu. Gürcistan ve Abhazya arasındaki savaş ve Ekonomik ambargo Abhazya’nın gelişmesine engel oluşturuyordu. Savaş onlarca milyon ABD doları zarar getirdi. Yardımlaşarak her şeyi düzeltmeye ve geliştirmeye mecburuz. Bu nedenle ilk başta diasporamızdaki iş adamlarına sesleniyoruz, Abhazya Devletinin güçlendirilmesinde, ekonomik ve sosyal gelişiminde katkılarınızın olmasını isteriz. Çok önceden sözlerden çıkarak harekete geçmeliydik. İş adamlarının sayesinde yeni iş yerleri açılırsa, diğer diaspora yaşayanları için Abhazya’ya geri dönmeleri daha da kolay olur. Birleşmek için tarihi bir şansımız var ve bu şansı kaybetmemeliyiz.

Yurt dışındaki Diasporamızın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayrı bir millet olarak kendi kimliğini koruyabilecekler mi?

Maalesef, Diasporanın geleceği hakkında düşündüğüm zaman üzülüyorum. Bu konu bana acı veriyor ama yaşananlar durumu anlatıyor. Bir milleti ulus olarak korumak istiyorsanız, o ulusun dilini korumalısınız. Dil yoksa ulus da yok! Türkiye’de ve Diasporanın yaşadığı diğer ülkelerde azınlıkların anadili korumaları çok zordur. Ürdün’deki Abhazlar anadilini kaybetmişler: Arapça ya da Çerkesce konuşuyorlar. Suriye’de durum hemen, hemen aynı, ana dilinde konuşan sayısı yok denecek kadar az. Türkiye’de durum biraz daha iyi: Yaşlı ve Orta nesil ana dilini koruyabildiler, ancak sorun olan şudur ki, gençler anadillerini konuşmuyorlar.

Size göre, Kardeşlerimiz yaşadığı Ülkelerde anadilleri öğrenmek ve korumak için olanak ve ortam yaratılabilirler mi?

Bulundukları ülkeler olanakları ve ortamları yaratmaya gerek duymuyorlar ve kimsenin bunu talep etme hakkı yoktur. ‘Anadilinizi korumak istiyorsanız, konuşun. ’ derler ‘engel olan mı var’ derler. Türkiye’de yabancı dili konuşmak ve o dilde şarkıları söylemek çoktan serbest. Azınlıklara kültür merkezlerde anadili öğretmek serbesttir. Milli Folklor ekipleri düzenlemeye hakları var. Diasporamızın de ekipleri vardır. O ekipler değişik şenliklere, festivallere ve gösterilere çıkıyorlar. Bu konuda Diasporamız için hiç bir engel yok.

Ama buna rağmen bu her şey dili ve kültürü korumak ve geliştirmek için yeterli değildir. Ana dilde devlet dili statüsü ancak devlet dili olarak kullandığı ülkede olabilir. Bu sadece Abhazya’da mümkündür. Türkiye’deki büyüklerimiz zamanla Türkiye’de Abhaz Dilinin kaybolabileceğini anlıyorlar. Elbette çoğu çok üzülüyor, acı veriyor. Yapacak bir şey olmadığını anlıyorlar. Sonunda bu duruma razı oldukları görünüyor. Ancak sevindiren şudur ki gençler Abhaz dilini öğrenme ve Abhazya’ya göç etme konusunda ilgili görünüyorlar. Bu da bizi sevindiriyor.

İstanbul Kafkas–Abhazya Dayanışma Komitesi’nin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kimilerine göre komitede bir reforma gidilmeli, kimileri ise savasın artık bittiğini ve bu yüzden de komitenin fesih edilmesinin gerekliliğinden söz ettiğini biliyoruz.

Reformlar, zamanın getirdiği zorunluluklardandır, her alanda gerekirler. Bilindiği gibi Kafkas Abhaz Dayanışma Komitesi halkımızın en zor döneminde, Gürcü-Abhaz savası zamanında Diasporamız tarafından kurulmuştur. Abhazya’nın Kurtuluş Savaşında kurulan Dayanışma Komitesi bu süreçte Abhazya‘nın bağımsızlık ve tanınma mücadelesine, büyük katkı sağlamıştır. Evet! savaş bitmiştir ve ekonomik ambargo kalkmıştır. Abhazya Cumhuriyeti Rusya Federasyonu ve birkaç ülke tarafından bağımsız olarak tanındı. Lakin Abhazya‘nın ve Abhaz halkının sorunları bununla sınırlı değildir. Dayanışma Komitesi bugünde, bağımsız bir devlet olarak kalkınmaya çalışan Abhazya‘ya yardımlarına devam ediyor.

Dayanışma Komitesi‘nin feshedilmesi ise akılcı bir düşünce değildir. O, bugünde, yarında, Abhazya ve Abhaz Diasporası için gerekli bir kuruluştur. Bu benim düşüncemdir. Çalışmalarını daha aktif hale getirmek ise, o ayrı bir sorudur.

Peki, orta ve yaşlı nesil Abhazya’da yaşamayı istemiyorlar mı? Dönmeyi düşünmüyorlar mı?

Biliyorum ki, bazıları Abhazya’ya yerleşmeye düşünüyorlar. Ancak düşünmek ve hareket etmek arasında büyük fark vardır. Maalesef aktif hareketlenme göremiyoruz. Geriye dönüş sorunu çok zor bir sorundur. Bir yeri bırakıp ve başka bir yere (ana vatanına da olsa) taşınıp yerleşmenin kolay olmadığını biliyoruz. Bu bir kahramanlıktır. Ama bildiğimiz gibi herkes kahraman olamıyor. Tabii ki bu sorun sadece kahramanlıkla ilgili değil, bir sürü global nedenleri de vardır.

Şimdi Türkiye’de yaşayan Abhazlar göçmenlerin beşinci ya da altıncı nesildir. Onlar Türkiye’yi, doğdukları, büyüdükleri, aile oluşturdukları, işe ve bir işe başladıkları, arkadaşları, akrabaları, evleri ve geniş arsaları oldukları ülke olarak görüyorlar. Kısaca kendileri için iyi yaşamları bulunuyor. Türkiye onların için, sürgüne uğrayan atalarına kapılarını açan ve yardım eden ülkedir. Binlerce Abhaz, Türkiye Cumhuriyeti için yaşamını verdi. Türkiye’deki Abhazlar gururla duruyorlar. Bu sadece Abhazların etnik özelliklere bağlı olan bir şeyi değildir Onlar diyorlar ki: ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan sosyal topluluğun bir parçasıyız ve bu ülkede mutlu yaşamaya hakkımız var’. Bunda doğru olan çok.

Diaspora insanlarımızdan askerler ve politikacılar belli zamanlarda Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinde önemli görevlerde yer almışlardır. Abhazlar ve diğer Kafkas Göçmenler Türkiye Cumhuriyeti oluşmasında önemli yer almışlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün yoldaşlarının arasında Abhaz kökenli kardeşlerimiz de vardı. Rauf Orbay (Aşharua) onlardan biridir. Görünen her şey Diasporadaki kardeşlerimizin Türkiye ile bağlarını güçlendiriyor.

Onlar için Türkiye vatan oldu, bunda zamanında bir katkısıdır. Ama vatandan daha önemli bir şey vardır, bu da Anavatandır. O da Kafkasya’daki Abhazya’dır. Abhaz halkının derin kökleri buradan başlıyor. Dünyanın sadece bu ülkede gururla ve emin bir biçimde ‘bu bizim ülkemiz, burada eski tarihimiz ve kültürümüz başlıyor ve biz bu toprakların sahipleriyiz’ diye söyleyebiliriz. Eminim ki, yabancı ülkede mutlu olabileceğine inanan insan, hatalı düşünüyor ve yeryüzünden kaybolma ihtimali çok yüksektir. Bu konuda Tanrı bile güçsüz kalır. Efsaneye göre Tanrı kendine sakladığı toprağı Abhazlara verdi. Bu doğruysa kendi mutluluğumuzu sadece bu Tanrının cennet topraklarında bulabiliriz.

Abhazya - Abhazların ülkesidir. Sadece bu ülkede ulus olarak kendimizi koruyabiliriz, sadece Abhazya’da kendi kimliğimize sahip olabileceğiz ve sadece burada asimile olmadan kendimizi dünyaya tanıtabileceğiz.

Abhazya’da tarihi eski olan halkımız, tüm gücüyle kültürünü geliştirip, Abhazya’yı modern dünyanın eski medeniyeti olarak tanıtabilecektir. Her şey bize bağlı, bizim inancımıza, düşüncülerimize ve kendi bilinçlerimize! Allah bizi korusun.....!

Kaynak: Ajans Kafkas

Gürcistan ile sıcak ilişkiler nedeniyle Abhazya’yı tanımayan Türkiye’ye ülkenin Cumhurbaşkanı Bagapş’ın mesajı var: “Biz bu bölgenin İsviçre’siyiz, sevimli bir ülkeyiz. Türkiye’den gelenlere ev ve arazi tahsis ediyoruz. Ülkemizde Türk işadamlarını da görmek istiyoruz”

Abhazya’nın en önemli gelir kaynağı turizm. Karadeniz’de 250 kilometreyi bulan bakir sahilleri, Türkiye’nin Karadeniz’deki sahil şeridinin aksine ılıman iklimiyle yaz turizmine, içeride muhteşem doğası ve 4 bin metreyi bulan dağlarıyla da kış turizmine elverişli bir ülke. Başta Rusya olmak üzere, Orta Asya cumhuriyetlerinden çok sayıda turist yazın Karadeniz sahillerine akın ediyor. Kış sporları ve doğa yürüyüşlerine de elverişli ülkenin yüzde 75’i dağlardan oluşuyor.Gagra en önemli turizm kentlerinin başında geliyor.

Abhazya Cumhurbaşkanı Sergey Vasileviç Bagapş, “Biz bu bölgenin İsviçre’siyiz. Sevimli bir ülkeyiz ve haddimizi biliyoruz” dedikten sonra, ülkesinin Rusya ile stratejik ortak olduğuna özellikle vurgu yapıyor. Bu vurgunun nedeni, Rusya sayesinde artık ülkesinde hiçbir güvenlik sorununun bulunmaması, bu nedenle de yabancı turiste ve yatırıma hazır olduğu mesajını vermek istemesi:“Ülkemizde artık bir güven sorunu, bir savaş ortamı yok.

Türkiye’den ülkelerine gelip yerleşecek kardeşlerimize her türlü kolaylığı sağlamaya hazırız. Türkiye’den gelenlere ev ve arazi tahsis ediyoruz. Biz ülkemizde Türk işadamlarını da görmek istiyoruz. Abhazya’yı resmen tanımamanız ekonomik ilişkilerimizi geliştirmemize engel değil. Benim tek isteğim altı yıldır gidemediğim Türkiye’ye gelmek ve orada halkımla, diasporamla kucaklaşmak.”

KİMSE KİMSEYE DİNİNİ SORMAZ

Türkiye doğumlu Cumhurbaşkanlığı Köşkü Müdürü İbrahim Aüzba’ya göre ise Abhazya bir barış ve hoşgörü ülkesi: “Abhaz olmamız bizim için ilk sırada gelir. Geleneğimizi kültürümüzü yaşatmayı önemseriz. Kimse kimseye ‘Hıristiyan mısın, Müslüman mısın, Şaman mısın’ diye sormaz” diyor. Abhayza’nın bayrağında yeşil şerit Müslümanları, beyaz şerit ise Hıristiyanlığı ve diğer inançları temsil ediyor. Bayraktaki sağ el avuç içi ise dostu selamlamayı, düşmanı durdurmayı, elin üstündeki yedi yıldız ise Kafkasya’daki diğer toplumları temsil ediyor.

TÜRKİYE’DEKİ SAYILARI ABHAZYA’DAN FAZLA

Abhazya’nın başkenti Sohum’dayız. Türkiye’nin birçok yerine yayılmış, en fazla da Sakarya, Düzce ekseninde yerleşik, Abhaz kökenli vatandaşların anayurdu burası. 1990’lı yılların başında Gürcistan’la yaşanan ve binlerce insanın öldüğü savaş sonrası 1994 yılında bağımsızlığını ilan eden Abhazya, Türkiye’nin Kafkasya’daki çıkmazlarından biri.
Abhazlar, Gürcü birliklerini ülke topraklarından nasıl çıkardıklarını sabah kurulup gece yarılarına kadar devam eden ünlü Kafkas sofralarında anlatmaktan ayrı bir haz duyuyorlar.
Türkiye ise Ermenistan ile başlattığı yakınlaşma sürecini bir türlü sonuca ulaştıramadığı için Kafkasya’ya ve dolayısıyla Orta Asya’ya açılabilmek hatta Ermenistan ile dolaylı ilişkileri yürütebilmek için Gürcistan’a mahkûm. İşte bu nedenle Abhazya’dakinden daha fazla Abhaz kökenli nüfusa sahip Türkiye, Abhazya’yı tanıyamıyor. Abhazya’yı dünyada tanıyan beş ülke var: Rusya, Nikaragua, Venezuela ve 2008 savaşı sonrası Rusya’nın desteğiyle Gürcistan’dan kopmuş Güney Osetya ile Transdinyester.

AB ile tam üyelik müzakeresi yürüten ülke konumunda olması Türkiye’nin bu konudaki bir diğer çıkmazı. Çünkü AB, BM ve AGİT gibi birçok uluslararası örgüt Abhazya’yı Gürcistan’ın bir parçası olarak görüyor. Bir Dışişleri diplomatının “Abhazya, Karadeniz’deki Kıbrıs’tır” tanımı, durumu özetlemeye yetiyor.

Türkiye’nin bu tutumuna Abhazya halkı içerliyor. Ancak yönetim meseleye gerçekçi bakıyor. İşte ülkenin Cumhurbaşkanı Bagapş’ın söyledikleri: “Türkiye’yi çok iyi anlıyoruz. Her ülkenin kendine özgü durumu var. Türkiye’ye gelmek istememin tek nedeni, oradaki kardeşlerimle kucaklaşmak. Resmi olarak değil, bir turist gibi... Ama benim Türkiye ziyaretim Türkiye’ye zarar verecekse gelmemeye de razıyım.”

Cumhurbaşkanı Bagapş’a “Gürcistan’la hep böyle kanlı bıçaklı kalacak değilsiniz herhalde” diye sorduğumuzda, yanıtı Tiflis’deki Saakaşvili yönetimini hedef alıyor:
“Dünyada kötü millet yoktur, kötü yönetimler vardır. Ben Gürcülerle çalıştım. Benim eşim de Gürcü. Gürcistan halkı ile hiçbir sorunumuz yok. Sorun Gürcistan’daki kötü politikacılar. Aklı başında bir yönetim olsa, tüm Karadeniz’i çevreleyen karayolu, demiryolu ulaşımı ile doğalgazın Batum ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevki mümkün olabilirdi.”

BALIĞA KARŞI ÖNYARGININ NEDENİ

Ülkede ancak son dönemde balıkçılık yapılmaya başlandı. Bunun nedeni, Abhaz halkının balığa karşı önyargılı olması. 1877’deki Osmanlı Rus Savaşı sonrası topraklarını terk edip Karadeniz üzerinde Türkiye’ye göçmek zorunda kalan Abhaz halkı, gemilerin ve sandalların batması sonucu çok sayıda çocuğu Karadeniz’e kurban vermiş. Abhazlar’daki “Çocuklarımızın yem olduğu balıkları yiyemeyiz” anlayışı ancak son yıllarda kaybolmaya başlıyor.

Uğur ERGAN 20.03.2011

Kaynak: Hürriyet

Direnen Abhazya

Temmuz 21, 2008

ABHAZYA:
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği Konseyi gibi uluslararası örgütler Abhazya’yı Gürcistan’ın bir parçası olarak tanıyor. Ancak 1993’ta bağımsızlığını ilan eden Abhazya’da nüfusun büyük bölümü ülkeyi egemen bir devlet olarak kabul ediyor. Abhazya sınırları içinde kalan Yukarı Kodori Vadisi ise Gürcistan yönetiminin kontrolü altındadır. Burada Gürcistan hükümetinin desteğiyle kurulan “Abhazya Özerk Cumhuriyeti Hükümeti” bulunmaktadır.

Abhazya Cumhuriyeti’nin başkenti: Sohum
Devlet Başkanı:Sergey Bagapş
Başbakan:Aleksandr Ankuab
Parlamenter Sayısı:35
Dil:Abhazca ve Rusça
Din: Hıristiyan Ortodoks ve Müslüman
Para Birimi:Rus Rublesi
Nüfusu: 350 bin. Kilometrekareye 29 kişi düşmektedir.
Yüzölçümü: 8 bin 600 kilometrekare. 240 kilometre sahil şeridi.
Yaşayan halklar: Abhazlar, Ruslar, Ermeniler ve Türkler
Sınırlar: Batıda Psou Nehri (Rusya Federasyonu Krasnodar eyaleti), doğuda İngur Nehri (Gürcistan), kuzeyde Kafkas Dağladı (Karaçay-Çerkesk Cumhuriyeti), güneyde Karadeniz. 

Tanrı dünyayı yarattıktan sonra ülkelerin dağılımını yapmak için bütün halkların temsilcilerini huzurunda toplanmasını buyurmuş! Ama Abhaz, o gün misafiri geldiği için Tanrı’nın huzuruna çıkamamış! Geç saatte toplantıya yerine giden Abhaz’a Tanrı, “Abhaz nerelerdesin, herkes ülkesini belirledi, bütün topraklar dağıldı. Sana toprak kalmadı” demiş! Bunun üzerine Abhaz, “Misafirim vardı, onu bırakıp gelemezdim” diye konuşmuş! Tanrı ise “Madem misafire bu kadar önem veriyorsun ben de seni topraksız bırakmam. Dünyada kendim için ayırdığım küçük bir toprak parçası vardı. Orası da senin ülken olsun” karşılığını vermiş! İşte Abhazya, bu efsanedeki gibi Tanrı’nın kendine saklayacağı kadar güzel ve etkileyici bir coğrafya...

2008 Ekonomik Forumu için İstanbul Dostluk Kulübü’nün davetlisi olarak Abhazya’ya gidenlerin çoğu bu efsaneyi düşünürken uçak, Karadeniz üzerinden Soçi’ye inmeye başladı. Dağların yeşiliyle denizin mavisinin dans ettiği bu coğrafyaya 1.5 saatlik bir yolculukla ulaşılıyor. Rusya’nın Soçi Havaalanı ise zamanda yolculuk yapmış hissi yaratıyor. Bu köhne ve küçük havaalanında işler yavaş ilerliyor. Çalışanların görev aşk ve aşırı disiplin işlemlerin uzamasına yolaçıyor. Rusya’nın resmen tanımadığı Abhazya’ya girenlerin pasaportlarına yalnızca çıkış mührü vuruluyor. Soçi'deki sınır kapısından çıktıktan sonra artık nereye gittiğiniz Rusları pek ilgilendirmiyor! Çünkü Abhaz sınırından geçenlerin pasaportuna bir giriş mührü bile vurulmuyor! Burada birkez daha anlaşılıyor ki, her ne kadar devletlerin yöneticileri uluslararası toplantılarda, ekranlarda bağımsızlık konusunda büyük büyük laflar etseler de, tanınmayan sınırlarda işler şaşırtıcı biçimde farklı yürüyor.

Karadeniz kıyısında Akdeniz

Türk heyeti bir köprüden Abhazya tarafına yürüyerek geçiyor ve 1990’lardaki Gürcü-Abhaz savaşı döneminde adı sıkça duyulan Gagra’ya doğru yol alıyor. Yolun sağındaki mavilik Akdeniz’deki bir sahil beldesini anımsatıyor. Çevrede palmiyeler, okaliptuslar, manolyalar, turunç ağaçları... Yolun solunda yükselen tepeler ise Karadeniz’e özgü gür ormanlar, kızılçamlar, meşeler, göknarlarla süslü... Çevredeki muhteşem görüntü coğrafya kitaplarındaki bilgilerle çelişiyor. Abhazya’da geçirdiğimiz 5 gün boyunca her kentte aynı manzarayla karşılaşmak, özellikle portakal bahçelerini görmek insanı şaşırtıyor. Bir an için Abhazya'ya “Kaf Dağı'nın ardındaki masal ülkesi” denildiği akla geliyor.

Zamanın tanığı saat!

Soçi'ye yarım saat uzaklıktaki Gagra Abhazya’nın önemli bir kenti. Yol üstünde kocaman bir saat, Alice Harikalar Diyarı’ndaki olağandan farklı boyutlardaki eşyalar gibi dikkat çekiyor. 1902’de Fransa'dan parça parça taşınan ve Abhazya’da birleştirilen bu saat ahşap bir binanın üzerinde tarihin eski zamanlarının tanığı gibi duruyor. O görkemli saatin bulunduğu bina artık Gagripş Restaruant olarak kullanılıyor. Bir tek çivi kullanılmadan inşa edilen bina Çarlık Rusyası’na, Abhazya’nın kuruluşuna ve kim bilir daha nice önemli anlara tanıklık etmiş! Taş ve ahşap işçciliğinin muhteşem uyumu üzerine inşa edilen binaya iki yanını palmiyelerin süslediği geniş ve yüksek taş merdivenlerden çıkılıyor. Büyük avizelerin bulunduğu geniş salonunda kimler dans etmişti acaba? 1864’teki Abhaz sürgününden 30 yıl sonra inşa edilen binanın yerinde acaba daha önce ne vardı? Tarihleri boyunca sürekli mücadele vermek zorunda kalan Abhazlar da bu binada dans etmiş miydi? Yansa bile küllerinden yeniden doğmak için mücadele eden Zümrüd-ü Anka kuşu gibi… 

Her yıkımın ardından diriliş

5 bin yıllık kültürel birikimin ardından 8. yüzyılda kurulan Abhaz Krallığı 11. yüzyılda Moğol istilasıyla yıkılmış. Bölge daha sonra Araplar, Persler ve Bizanslıların istilalarına uğramış. 1555’te Osmanlı, 1810’da da Rusya’nın kontrolüne geçen Abhazlar 19. yüzyılda en büyük direnişlerini Ruslar’a karşı başlatmışlar. 1864’te sona eren savaş, Abhazlar için büyük bir yıkım olmuş. Nüfusun yüzde 70’i sürgün edilmiş. Karadeniz’de binlerce kişinin ölümüne yol açan sürgünün duraklarından biri de Osmanlı olmuş. Türkiye’de yaşayan Kafkas kökenlilerin dedeleri de bu tarihlerde Türkiye’ye ulaşmış. 1917 Ekim Devrimi’nin ardından Abhazlar, 1921’de yeniden devletlerine kavuşmuşlar. Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti o dönemde kurulmuş. Ancak Stalin’in göreve gelmesiyle birlikte Abhazya, özerk cumhuriyet statüsüne düşürülerek Gürcistan’a bağlanmış. Bu tarihten itibaren yıllarca yanyana yaşayan Gürcüler ile Abhazlar arasındaki kavga başlamış. 1990’lara kadar süren kavga, bu tarihten sonra savaşa dönüşmüş. Bağımsızlığını ilan eden Abhazya’ya Gürcistan’ın müdahalesi sert olmuş. 1993’e kadar süren savaşta 10 binden fazla kişi ölmüş. Savaşın ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan Abhazya’yı bugüne kadar hiçbir ülke tanımıyor.

Ülkeyi 15 yıllık dönemde en çok ekonomik ambargo vuruyor. Yani Abhazlar bir kez daha küllerinden doğmaya çalışıyor. Başkent Sohum’da adım başı savaşın izlerini taşıyan binalar görülüyor. Her biri delik deşik. Abhazlar bir yandan karınlarını doyurmaya çabalarken, diğer yandan da bu binaları restore etmeyi hedefliyor. 

Yeni bir umut

Bu yıl Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasının ardından Rusya Devlet Başkanı Putin’in 16 Nisan’daki açıklamaları Abhazya için yeniden bir umut olarak değerlendiriliyor. Rus devlet yöneticilerinin açıklamaları Gürcistan’la yeniden gerginlik başlatmış. Ancak bu kez Avrupa ülkeleri ve Gürcistan’ın en yakın müttefiki ABD, Abhazya’ya karşı ilgisiz kalmıyor. AB büyükelçileri, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza peşpeşe Abhazya’ya ziyaretler düzenliyor. Rus yöneticiler ise öncelikle Abhazya’ya karşı yıllardır uyguladıkları ambargoyu kaldırıyorlar, ardında da peşpeşe destek açıklamaları yapıyorlar. Son olarak başkent Sohum’da temsilicilik açmaya karar verdiklerini söylüyorlar. 

Bağımsızlık hakkımız

Abhazya Parlamento Başkanı Nugzar Aşuba da Abhazya’da son dönemde yaşanan gelişmeleri, bağımsızlık mücadelelerini, AB ve ABD’li yöneticilerle yaptıkları görüşmeleri ve Türkiye’den dileklerini Cumhuriyet’e anlattı:

- Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi Abhazya’yı da cesaretlendirdi. Bu aşamada bir gelişme kaydedildi mi?

Kosova’nın bağımsızlığının Abhazya’yı etkileyeceğini beklemiyorduk. Ama Kosova, Abhazya için bir örnektir. Abhazya’nın tanınması konusunu gündeme getirdi. Ancak Kosova bağımsız olsa da bağımlı olsa da bağımsızlık bizim hakkımızdır.

- Kosova’nın bağımsızlığının ardından Rusya’nın daha yakın ilgisi oldu. Rusya dışında diğer ülkelerden de böyle bir ilgi gördünüz mü?

Rus yetkililer, Kosova’nın tanınmasının ardından Abhazya için bazı işlemlerin halledileceğini açıkladılar. Ancak bunu açık açık söylemediler. Avrupa ülkeleri ve ABD’li yetkililer Abhazya’ya yeteri kadar önem vermiyorlar.

-AB ülkeleri büyükelçilerinin ziyaretlerinde yaklaşımlar nasıldı?

Son zamanlarda çok sık görüşüyoruz. Solana da burayı ziyaret etti. O bizi anlamaya, tanımaya geldi. Dünyada bizim hakkımızda konuşuluyor. Ziyaret ederek bizi kendileri anlamak istediler. Avrupa, ABD bizim yeniden Gürcistan’la konuşmamızı istiyor. Solana’nın ilk sorularından biri, “Gürcülerle yeniden irtibata geçecek misiniz” oldu. Kendi şartlarımızı koyduk. Kodori bölgesinin boşaltılması ilk şartımız. İkinci şart olarak ateşkes anlaşması yapmamız gerek. Gürcistan bu şartlara uyarsa biz de görüşmeye hazırız. Biz her girişimde, her insanla kendi haklarımız hakkında konuşuyoruz. Bizim hakkımız şudur. Biz kendi devletimizi kuruyoruz. Biz kimseye bağlanmak istemiyoruz. Biz ne Gürcistan’a ne Rusya’ya ne Türkiye’ye bağlanmak istiyoruz. Biz herkesle iyi komşu olmak istiyoruz.

- Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı. Abhazya’ya karşı tavrını nasıl buluyorsunuz?

Türk yetkililerinin yerinde olsam ben de Kosova’nın bağımsızlığını tanırdım. Onları anlayabiliyorum. Kıbrıs Türkleri’ni, Karabağlılar’ı da destekliyorum.

-Peki ya Abhazya’ya karşı tavırları?

Ben Türk politikacıları hakkında konuşmak istemiyorum. Bu onların tercihi.

-Türkiye Devleti’nden bir beklentiniz var mı?

Beklentimiz değil dileklerimiz var. Türk politikacıları bizi komşu olarak bilmeliler. Bizim ülkemizden çok kişi Türkiye’de yaşıyor. Büyük bir diasporamız var. Türkiye'yle güzel bir komşuluk ilişkimizin olması gerekiyor. Sadece şunu anlamıyorum. Türk politikacıları deniz yoluna niye izin vermiyorlar. Türk politikacılar 3 milyonluk Gürcistan’dan izin mi alıyorlar? Peki Türkiye’de 10 milyon Abhaz, Çerkes, Kafkas kökenli yaşıyor. Kendi ülkelerinde yaşayan bu halkların taleplerini niye dikkate almıyorlar?

Yollar açılsın

-Türkiye’deki Abhazlar, Çerkezler hükümete baskı yapmakta yetersiz kalmıyor mu?

Diasporamız orada çok aktif çalışıyor. Onlar Türkiye’de yaşıyorlar ve oranın kurallarına göre hareket ediyorlar tabi ki. Oradaki diasporadan da dileklerim var. Türk politikacılar sorunları çözmedikleri zaman Avrupa’yla beraber sorunların çözülmesi için girişimde bulunabilirler. Mesela Abhazya’ya gelmek için Rusya konsolosluğu üzerinden gelmenize, önce Soçi’ye gitmenize ne gerek var ki. Oraya para vermenize gerek yok. Samsun, İstanbul, Trabzon’dan gemiye binerek buraya gelebilmeniz gerek. Eğer bu yola biri karşı çıkıyorsa bu insan haklarına karşı bir durumdur. Kıyımızın olduğu Karadeniz’den biz geçemiyoruz. 

-Türkiye’deki Abhazlar’a ve Abhazlar dışındaki Türk vatandaşlarına son olarak söylemek istediğiniz var mı?

Türkiye komşu bir devletimiz. Biz demokratik bir ülke olan Türkiye'nin herkesle eşit şekilde iletişim kurmasını bekliyoruz. Eskiden güzel bir tarihimiz olduğunu da unutmasınlar.

Cumhuriyet Gazetesi I. Bölüm – 17 Temmuz 2008

Vuruldu ama yıkılmadı
Savaştan sonra başkent Sohum yeniden ayağa kalkmak için mücadele verirken, Ana meydandaki eski emniyet binası, üzerindeki kurşun izleriyle savaş anıtı gibi yükseliyor

Başkent Sohum yeniden ayağa kalkmak için mücadele veriyor. Kentte savaşın izleri halen görülüyor. Ana meydandaki eski emniyet binası, üzerindeki kurşun izleriyle savaş anıtı gibi yükseliyor. Caddelerdeki mağazalar, küçük bir beldedeki dükkânları anımsatıyor. Sohum et kombinası, şekerleme, süt, ayakkabı, tekstil ve kimyasal madde fabrikaları eski günleri özlüyor. Modernizasyon için her biri yatırımcı bekliyor. Ülkenin dört bir yanındaki meyve bahçelerinde üretim son sürat devam ediyor ama ürünlerin değerlendirileceği sanayi tesisi bulunmuyor. Sadece birkaç şarap ve meyve suyu tesisi faaliyete devam edebiliyor. Bu nedenle Abhazlar gelirlerinin büyük bölümünü turizmden sağlıyor. Ancak burada da potansiyelin çok küçük bir bölümü değerlendiriliyor. Abhazya’nın 350 bin olan nüfusu yaz dönemlerinde 1 milyonu aşıyor. Sadece 18 bin yatak bulunması nedeniyle birçok kişi evlerini pansiyon olarak değerlendiriyor. 

Abhazlar, siyasi gerginlikten çok, ekonomik sorunlardan yakınıyor. Türkiye kökenli milletvekili Soner Gogua da yeni neslin Gürcistan’a karşı kızgınlığının bitmemesinin nedeninin şu anki siyasi krizler olmadığını belirterek şu tespitte bulundu: “Eğer savaşın bittiği zamanlarda Gürcistan ve Bağımsız Devletler Topluluğu Abhazya’ya bu ambargoyu uygulamamış olsaydı şu an yeni yetişen nesiller Gürcistan’a çok farklı bakarlardı. Çünkü işin içine ekonomi girince bazı şeyler zamanla ister istemez unutuluyor. Ama bugüne kadar Gürcistan’la yapılan savaş unutulmadı. Çünkü savaştan sonra da yıllarca ambargo uygulandı. Her dışarıya çıkamayan, ekonomik anlamda kendi ihtiyacını karşılayamayan bunun sebebinin ambargo, dolayısıyla savaş ve Gürcistan olduğunu hatırladı. Eğer o dönemde ambargo kaldırılmış olsa siyasi problemler çözülmeden evvel Gürcistan’la, Rusya’yla ve diğer ülkelerle yapılacak ekonomik programlar yapılmış olsa, belki olaylara biraz daha olumlu yaklaşım olabilirdi.”

Soçi olimpiyatların umudu

Türkiye heyetinde katılımcı sayısı az da olsa Abhazların forumdan büyük beklentileri vardı. Konuşmacıların büyük bölümü 2014 yılında Soçi’de yapılacak kış olimpiyatlarının bölge için sağlayacağı fırsatları işaret etti. Cumhurbaşkanı Sergey Bagapş da konuşmasında bu süreçte havayolları, demiryolları ve karayollarının kullanılmasının çok önemli olduğuna dikkat çekerek Abhazya’dan geçen demiryolu hattının Türkiye’ye kadar açılması projesinin önemine değindi.

2000 yılından bu yana Abhazya ekonomisinin kat ettiği mesafeyi anlatan Bagapş, vergi oranlarının yüzde 30, dış ticaretin yüzde 37 oranında arttığını anlattı. Dış yatırımı cazip hale getirmek için bütün girişimleri yapmaya hazır olduklarını ifade eden Bagapş, Rusya Federasyonu’ndan gelen yabancı yatırımcı sayısının yetersiz olduğunu belirterek katılımcı diğer ülkelere de çağrıda bulundu. Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası yöneticisi de Abhazya’yla ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi için kararlar aldıklarını vurguladı.

Diğer bütün katılımcılar da Abhazya’daki yatırım olanaklarından yararlanmak için fırsat kolladıklarını, ilişkilerin geliştirilmesi için girişimlerde bulunacaklarını söylediler. Forum için hazırlanan dosyada da meyve yetiştiriciliğinden hayvancılığa, çiçek seracılığından tavukçuluğa, turizmden inşaata, ulaşımdan hizmet, enerjiden lojistik sektörüne kadar yatırımların dikkate alınması gerektiği teklifler sıralandı.

Ekonominin kaptanları

Abhazya’da hangi alana baksanız kadınlar çalışıyor. Bütün restoranlarda, otellerde, mağazalarda, bahçelerde, devlet dairelerinde hep kadınlar. Çalışan erkek görmek o kadar zor ki. Ülke ekonomisini kadınlar sırtlamış. Bu nedenle olsa ülkenin Ekonomi Bakanı da genç ve güzel bir kadın Kristina Ozgan. Ozgan, konuşmasında bütçenin yüzde 30, turizm gelirlerinin de yüzde 25 oranında arttığını anlattı, doğal güzelliklerin, tıbbi amaçlı doğal kaynak çamurlarının Abhazya’yı daha cazip hale getirdiğini söyledi. 

Taşımacılık sektörünün de ülke ekonomisinin can damarlarından biri olduğunu vurgulayan Ozgan, tarım ve sanayideki çöküşün nedenini ekonomik ambargo olarak açıkladı. Ozgan, röportajımızda da kısa bir süre önce kalkan ambargonun ekonomiyi rahatlatacağını belirtirken, Rusya Federasyonu’nun yapılacak yatırımlara garantör olduğunu anımsattı. 

Ambargo kalktı gümrük sistemine geçildi

Ambargonun kalkmasının ardından kısa süre içinde Rusya Federasyonu’yla ortak gümrük sistemine geçme kararı aldıklarını vurgulayan Ozgan, “Gümrüklerin sıfırlanması ve çifte vergilendirmenin kaldırılması söz konusu. Bu bize çok büyük bir perspektif açacak. Bütün bunlar yatırımcının önünde en büyük engel olan maliyeti düşürecek” dedi. Ozgan, ülkenin en büyük işgücü olan kadınların istihdamına da büyük önem veriyor. 

Bakanlık, Kadın Girişimciler Derneği’yle ortak projeler yürütüyor, kadınlara kredi kolaylıkları sağlıyor, meslek kursları düzenliyor. Bakan Ozgan, “Yasalarda kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık var mı” sorumuza ise “Burada kadın erkek her zaman eşit konumda olduğu için pozitif ayrımcılığa gerek kalmıyor” diye yanıt verdi.

HER ALANDA ONLAR Abhazya’da her alanda kadınlar çalışıyor. Bütün yük kadınların üzerinde. Belki de bu nedenle Ekonomi Bakanı da bir kadın. Bakan Kristina Ozgan da ülkenin genel ekonomik sorunlarının çözümünün yanı sıra çalışan kadınların haklarının korunmasına da büyük önem veriyor.

Erkeklerden daha hızlılar...

Ekonomik forumun asıl amacı her ne kadar Abhazya’daki yatırım olanaklarını tanıtmak olsa da bir yandan da bölgedeki girişimcilerin birbiriyle iletişim kurmalarını, ortak iş yapmalarını da hedefliyor. Ancak burada da kadınlar erkeklerden daha hızlı davranıyor. Ekonomi Bakanı Kristina Ozgan, Kadın Girişimciler Derneği Başkanı Yulya Gumba, Türkiye heyeti başkanı ve İstanbul Dostluk Kulubü Başkanı Handan Demiröz ile kadın girişimciler hemen bir araya geldiler ve yapılabilecekler üzerine konuştular. 

Demiröz, kadınların öncü olmasını, “Dünyanın her yerinde kadınlar her zaman küçük parçalardan bir bütün oluşturmaya daha yetenekliler. Burada da her şey küçük parçalar gibi. Bir sistem oluşmuş değil. Bir şeyleri bir araya getirmemiz gerekiyor. Bu alanda da kadınlar daha becerikli zaten. Dolayısıyla kadınlardan daha umutluyum” diye değerlendirdi. Demiröz, Abhazya’nın sadece Çerkezler için değil iş dünyasında belli bir birikime sahip olanlar ya da yeni pazar arayışında olan Türkiyeli girişimciler için de bir cazibe merkezi olmaya başladığını söyledi.

Yulya Gumba da heyecanla Abhazya’da yatırım yapmak isteyen kadınlara önerilerde bulundu ve yardım teklif etti. Yatırım yapmak isteyenlere danışmanlık hizmeti veren, aynı zamanda uluslararası ticaret yapan işkadını Zümran Özdilek ise görüşmelerin ardından hemen projeler hazırladı. Şirketi adına iki proje geliştirmeyi hedefleyen Özdilek, şunları anlattı:

“Turizm ciddi bir potansiyel. Buraya yapılacak her türlü turizm yatırımının size artı olacağını görüyorsunuz. Ayrıca otel yapmak değil, buradaki her türlü yan sanayi, hizmet sektörü, buna bağlı olarak saf malzeme ihracatı konusunda da ciddi açıklar var. Bunlar hakkında mutlaka bir şeyler yapacağım. Yulya Gumba, görüşmemiz sırasında burada matbu evrak yapacak bir yerin olmadığını, olan yerin de çok küçük olduğunu ve çok az adetlerin çok yüksek meblağlara bastırıldığını söyledi. İleriki dönemde burada bir matbaa kurabiliriz.”

Abhaz kökenli Türkiyeli işkadını Gülnur Kap da Abhazya’yı ziyaretlerinin nedeninin öncelikle duygusal olduğunu ancak forumun ardından yatırım planları yaptıklarını söyledi. Ağaç sektöründe faaliyet gösteren bir şirkette çalışan Kap, bu alanın yanı sıra Abhazya’nın en büyük pazarlarından olan inşaat sektöründe yatırım için araştırma yaptıklarını anlattı. Kap, kadınların işdünyasında çok güçlü bir yeri olduğunu işaret ederken “İnşaat alanında yapacağımız çalışmalarda kadınlar teknik eleman olarak ya da ofis bölümlerinde çalışabilir. Ama burada erkekler için de iş alanları yaratmak gerek. Kadınlar zaten çalışıyor, biraz da erkekleri çalıştıralım” diye konuştu.

Cumhuriyet Gazetesi II. Bölüm – 18 Temmuz 2008

Sürgünden Geriye Dönüş
Tarihçilere göre 10 Temmuz 1864’e kadar yaklaşık 1 milyon Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Bu zorlu yolculuk sırasında on binlerce kişi de gemilerde yaşamını yitirdi. Birbirinden trajik öykülerin yaşandığı sürgünün ardından Kafkas halkları için hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Uzun yıllar süren Kafkas-Rus savaşları Kafkas halklarının yenilgisiyle sonuçlandı. 1859’daki Paris Konferansı’yla Rusya, Kafkasya’da istediğini yapabilme hakkı kazandı. Bundan sonraki yıllar Kafkas halkları için daha da zorlu geçti. 1864 yılına kadar süren savaşlarda on binlerce kişi öldü. 21 Mayıs 1864’te ise Rusya kalan Çerkeslerin Osmanlı topraklarına sürgün edilmesini kararlaştırdı. Tarihçilere göre 10 Temmuz 1864’e kadar yaklaşık 1 milyon Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Bu zorlu yolculuk sırasında on binlerce kişi de gemilerde yaşamını yitirdi, cesetleri Karadeniz’e atıldı. Karadeniz’e küsen Çerkesler de yıllarca bu denizden çıkan balıkları yemedi. Birbirinden trajik öykülerin yaşandığı sürgünün ardından Kafkas halkları için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. 

‘Anavatanlarını hep özlediler’

Sürgün edilenlerin bir bölümü Karadeniz’den güneye doğru giderek Suriye ve Ürdün’e yerleşti, bir bölümü de Osmanlı’nın iskân politikası gereği başta Sakarya, Düzce, Eskişehir, Kayseri olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına yerleştirildi. Türkiye’de yaşayan Abhazlar, çok değil birkaç kuşak öncesi bu acıları yaşadı. Dedelerinin, ninelerinin Abhazya üzerine anlattıkları hikâyelerle büyüdüler. Her zaman bulundukları devlete bağlılıklarıyla bilinen Abhazlar, yüreklerinin bir yerindeki anavatan sevgisini hiçbir zaman kaybetmediler. 

Türk milliyetçisi yapılanmaların içinde bulunan Abhazlar bile bir gün anavatanı görme isteğinden vazgeçmediler. 

1990’lı yılların başındaki Gürcistan-Abhazya savaşında ülkenin zor durumda olduğunu öğrendiklerinde bir kez daha harekete geçtiler. Birçok Abhaz genci savaşa katıldı, bir kısmı yaşamını yitirdi, bir kısmı yaralandı. Şimdi sert çatışmaların olduğu yerlerde, Abhaz gençlerinin fotoğrafları bulunuyor, önlerinde her zaman şaraplar ve taze çiçeklerle...

‘Dedemin dedesi burada’

75 yaşındaki Nazım Akoyba da Abhazya’ya geri dönenler arasında. İnegöl’de yaşarken 15 yıl önce Abhazya’ya yerleşme kararı alan Akoyba, “Dedelerimin dedesi burada. Toprağımız burası bizim. Buraya geldikten sonra bize bir ev verildi. Burada sağlığıma kavuştum, evlendim” dedi. Düzce’de yaşarken savaşın bitmesinin ardından Abhazya’ya yerleşen Ramazan Kapba da bunun nedenini “5 yaşındayken bile Abhazya’yı bilirdim. Burada her adımda dedelerimi hissediyorum” diye açıkladı.

1992 yılında Abhazya’da savaşa katılan Tayfun Çelik ise Tkuarçal bölgesinde kömür madeni işletiyor. İstanbul’da yaşarken savaşmak için Abhazya’ya giden Çelik, şunları söyledi: “Savaş çıkmasaydı da zaten Abhazya’ya gelmeyi düşünüyordum. Dolayısıyla savaş çıktı bir mecburiyet oldu. Savaş sonrasında da burada kaldık. Evlendim. Çocuklarım ise İstanbul’da yaşıyor. Ben sürekli gidip geliyorum. Çocuklarım da yazları, ara tatillerde gelip gidiyorlar. Abhazya’da yaşamayı kanıksayan birinin sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum. Özellikle Türkiye’den gelenlerin bir kere Türkçeleri oluyor, burada Abhazcaları oluyor ve ister istemez Rusça öğreniyorlar. Dolayısıyla bu üç dili bilenler Abhazya’da sadece bu özellikleriyle bile, turizm olduğu için bu konuda istihdam edilebilir. Üniversitede İngilizce öğrenme şansınız da var. Buraya geldiğim için mutluyum. Yoksa dünyanın herhangi bir yerinde de bir şeyler yapardım ama Abhazya’yı seviyorum.”

Anavatanda anadil sorunu

Abhazya’da artık savaş bitti, yeni bir mücadele dönemi başladı. Savaşın yıkımıyla, ekonomik ambargoyla mücadele için de dinamik bir nüfus gerekiyordu. Ancak sürgünler nedeniyle Abhaz nüfusu Türkiye’deki diyasporadan daha az hale geldi. Ülke nüfusu 350 binken bunun yaklaşık 50 binini Ermeniler, 100 binini Ruslar oluştururken Abhaz nüfusu 200 binlerde kaldı. 1950’li yıllarda Gürcistan, ülkede Abhazca konuşulmasını yasakladı, Abhaz isimlerini değiştirdi. Bir nesil kendi anavatanında kendi dilini gizlice konuşarak yaşadı. 

Abhazların yurtlarına dönmesi için çalışmalara hız verildi

Bir kısmı Gürcüleşti, bir bölümü Rus etkisinde kaldı. Kültürel değerlerini de yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Abhazlar, bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından ekonomik kalkınmanın yanı sıra külterel kalkınma hamlesi başlattı. Önce bölge isimleri yeniden Abhazca oldu, yönetimin birçok kademesinde anadilde konuşulması sağlandı. 

Ardından geri dönüş programları uygulanarak dünyanın dört bir yanına dağılmış Abhazların anavatanlarına dönmesi için çalışma yürürlüğe kondu. 

Abhaz yasalarına “Nerede doğmuş ya da yaşamış olursa olsun Abhaz ve Abazin kökenliler Abhazya vatandaşı sayılır” maddesi eklendi. Bu programın yürütülmesi için de Geri Dönüş Komitesi oluşturuldu. Komitenin çalışmaları sonucunda savaş sonrasında Türkiye’den yaklaşık 200 kişi Abhazya’ya yerleşti. Abhaz ya da Abazin kökenli olduklarını şahitlerle kanıtlamaları, fotoğraflarını vermeleri ve gerekli anketleri doldurmaları Abhazya vatandaşlığına geçmeleri için yetti. Geri Dönüş Komitesi Başkanı Anzor Mukba, Abhazya’ya dönenlere sağladıkları olanakları şöyle anlattı:

“Geldiklerinde karşılıyoruz, konaklama problemlerini çözüyoruz. Kendi başına konut temin edenlere tamirat yardımı yapıyoruz. Evlenmek isteyenlerin düğünlerine yardımcı oluyoruz. Çocukları olanlara yardım yapıyoruz. Birinci, ikinci, üçüncü çocuğa farklı oranlarda yardımlar yapılıyor. Çocukların ilkokuldan üniversiteye kadar olan eğitimlerine madden yardımlar sağlıyoruz. Sağlık problemleriyle karşılaşanları burada tedavi sağlanabiliyorsa burada, gerekirse yurtdışına gönderilmesine yardımcısı oluyoruz. Ekonomik açıdan sıkıntıya düşen herkese yardımcı oluyoruz. Herkese iş imkânı sağlamaya çalışıyoruz. Geçen yıllarda iş bulmak zordu. Artık bu sorunları aşmaya başladık. Türkiye’den Suriye’den gelip iş bulamayan kimse kalmadı.”

Bizi ayıran deniz...

Abhazya 2008 Ekonomik Forumu için Pitsunda’daki Şamyitavaya Roşa Oteli’nin konferans salonunda toplanan birçok katılımcı da “barış için en önemli aracın ticaret” olduğu konusunda hemfikir. Bu nedenle Türkiye’nin de buradaki barış sürecine ticaret aracılığıyla katkı vermesini bekliyorlar. Devlet yöneticileri, uluslararası stratejiler gereği siyasi ilişki kurmaktan çekinen ve Gürcistan’a her anlamda destek olan Türkiye’nin Abhazya’ya da en azından yatırım yaparak katkıda bulunmasını istiyor. 

Bu dilekler, forum organizasyonunu İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yapması nedeniyle daha da büyük umutlara dönüştü. Forum için yaklaşık 80 yatırımcı kayıt yaptırdı. Ancak foruma 10 gün kala İTO yönetiminin kurulunun organizasyonun iptal olduğunu açıklaması, Abhazya tarafından hayal kırıklığı yarattı. Resmi olarak herhangi bir açıklama yapılmasa da iptal kararının Gürcistan’ın baskısı sonucu direkt Dışişleri Bakanlığı’nın İTO yöneticilerini aramasından kaynaklandığı söylendi. İTO yöneticileri de bu iddialar karşısında sessiz kaldı. Rusya’dan Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan, Karadeniz’e kıyısı olan birçok ülkeden, Bulgaristan’dan ve hatta Almanya’dan çok sayıda yatırımcının katıldığı foruma Türkiye heyetinin katılmayacak olmasını kabullenmeyen İstanbul Dostluk Kulubü organizasyonu üstlendi. Son anda yapılan çalışmalarla Türkiye’den 20 yatırımcı forumda yer aldı. 

‘Abhazya ekonomisini uçururuz’

Abhaz yöneticiler, resmi açıklamalarda “Bu durumu anlayışla karşılarız” deselerde, bire bir konuşmalarda bu tavrın mantığını çözememekten yakındılar. “Bâkir bir pazar ve birçok yatırım olanağı bulunan Abhazya’ya Türk işadamlarının gitmesinin Türkiye’ye nasıl bir zararı olabilirdi? Ticaret odası gibi bir sivil toplum örgütünün organizasyonunda ne gibi bir sakınca vardı” sorularını sormaktan kendilerini alamadılar. Bir Abhaz yöneticinin “Biz ne kadar Türkiye’yle iletişim kurmaya çalışsak da Türkiye bizi Rusya’nın kucağına doğru itiyor” şeklindeki açıklaması, Türk politikasını sorgulamaya yol açtı. Foruma davetli olarak katılan İTO Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Dişli ise forumun kapanışında yaptığı konuşmayla bir nebze de olsa Abhazların gönlünü aldı:

“Bizler buraya Karadeniz’in diğer kıyısından geldik. Karadeniz’in beri tarafından, iç bölgelerinden ve hatta Almanya’dan gelen işadamları ve sayısız dostumuz şu an buradalar. Her şeyden önce şunu söyleyebilirim ki bu kadar yüksek katılım herhangi bir rekabete konu olmamalı, çünkü Abhazya’da herkese yetecek kadar yatırım olanağı var. Bu anlamda da işbirliği yapmalıyız. Karadeniz bizi ayıran deniz olmasın, bizi birleştiren deniz olsun. İTO 276 bini aktif olmak üzere 350 bin üyeye sahip bir kurum. Abhazya nüfusundan daha fazla. Dolayısıyla bizler buradan geriye döndüğümüzde burada yaşadıklarımızı ve buradaki ekonomik imkânları aktaracağız. Umarım ki burada bulunan öteki dostlarımızla birlikte önümüzdeki yıllarda büyük işbirlikleri gerçekleştirir, Abhazya ekonomisini deyim yerindeyse uçururuz.”

Cumhuriyet Gazetesi III. Bölüm – 19 Temmuz 2008

İçimizdeki uzak ülke

Tanınma mücadelesi veren Abhazlar ve diğer bölge halklarıyla birlikte ülkemizde yaşayan Kafkas kökenlilerin nüfusu 1 milyona yaklaşıyor

Türkiye’den Abhazya’ya 2 saatlik bir uçak yolculuğuyla ulaşılabiliyor. Bu komşu ülkeyle ilgili son dönemlerde hemen hemen her gün gazetelerde irili ufaklı haberler çıkıyor. Genelde yabancı ajanslar kaynaklı bu haberlerde Gürcistan’ın “ayrılıkçı bölgesi” diye nitelense de Abhazya, devletleşmeyi tamamlamasının ardından tanınma mücadelesi veriyor. Türkiye’de de binlerce Abhaz yaşıyor. Diğer bölge halklarıyla birlikte Türkiye’deki Kafkas kökenlilerin nüfusu 1 milyona yaklaşıyor. Ancak yine de Türkiye’de birçok insan Abhazya’dan söz edildiğinde “Orası neresi” diye sorabiliyor. Üniversite mezunları bile Güney Amerika’daki devletlerde, Afrika’daki birçok ülkede, binlerce kilometre uzaklıktaki coğrafyalarda neler olup bittiğini yakından takip etmesine karşın Abhazya konusunda fikir sahibi olmadıklarını söylüyor. Hatta birçoğu bu ülkeyi Çeçenistan’la bile karıştırıyor.

Türkiye ve Türk halkı bu kadar kayıtsız kalmasına karşın resmi söylemlerinde “Abhazya’yı tanımadıklarını” söyleyen Batı ülkelerinin yöneticileri ilgilerini bu ülkeden esirgemiyor. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD’den heyetler peş peşe Abhazya’yı ziyaret ediyor. Rusya, temsilcilik açmayı bile gündeme getiriyor. Rus Barış Gücü askerleri bölgede faaliyet yürütüyor. Ülke nüfusunun yüzde 95’i yurtdışına çıkabilmek için aynı zamanda Rus pasaportu taşıyor. Bu ülkede yapılan seçimlerde de oy kullanabilen Abhazlar, günlük yaşamlarında bile genelde Rusça konuşuyor. 

Türkiyeli milletvekili

Abhaz Parlamentosu’nda Türkiye’den iki kişi de milletvekili olarak bulunuyor. Bunlardan biri üniversite eğitimi için Abhazya’ya giden ve Gürcistan’la savaş çıkınca geri dönmeyen Soner Gogua. Savaşa katılan Gogua, bu sırada evlenerek Abhazya’ya kesin olarak yerleşmiş. 

Savaş sonrasında ağaç sektöründe birtakım işler yapan Gogua, geçen seçimlerde de milletvekili seçilerek Meclis’e girmiş. Talih Hötiş’le birlikte Meclis’te iki Türkiyeli milletvekili olarak faaliyet gösteren Gogua bir yandan da Yurtdışındaki Soydaşlarla İlişkiler Komitesi Başkanı.


Göçün tek nedeni ekonomik

- Geri dönen aile sayısının az olmasını neye bağlıyorsunuz?

S.G - Dünyadaki göç tarihlerine bakarsak insanlar bir yerden bir yere göç ederken sıkıntılı bölgelerden sıkıntısız bölgelere göç etmişlerdir. Olay kesinlikle ekonomik mesele. Eğer siz bir ülkeden bir ülkeye insanları göç ettirmek istemiyorsanız ekonomik problemleri çözmeniz gerekir. Çünkü insan ne kadar vatan millet duygusu içerirse içersin geldikten sonra cebindeki birikimini üç, altı ay sonra yitirdikten sonra o ülkede para kazanamıyorsa, kendini geçindiremiyorsa, çocuklarına bakamıyorsa orada tutanamayacaktır. O açıdan da ülkenin ekonomik durumu, gelişmesi çok önemli. Abhazya’nın sıkıntıları belli. Ekonomimizin gelişmesiyle beraber geriye dönüşümüzün de gelişeceğini düşünüyorum. Bunun sinyallerini almaya başladık. 

- Gelecek kaygısı en büyük sorun galiba. Özellikle çocuklar için. Dönen ailelerin çocukları için özel bir program var mı?

S.G - Tek mesele ekonomi değil tabi. Gelen insanların uyum sağlamaları, adapte olmaları, diyasporadaki propaganda çalışmalarına bütün olarak bakıldığında sonuç alınabilir. Bunları uzun yıllardır dile getirmeye çalışıyorduk. Bu sene parlamentoya girmemizle birlikte sesimizi daha yüksek çıkarma olanağı bulduk. İlk defa hükümeti bu konuda bir devlet programı olması konusunda ikna ettik. Geriye dönüşle alakalı bir devlet programı hazırlanması kararı alındı. 

- Uyum sorunu yaşanıyor mu?

S.G - Yaşanıyor tabii ki. Yaşanmaması mümkün değil. Çok uzun yıllar geçmiş aradan. Bırakın 150 yıllık geçmişi, savaş sonrası Abhazya’dan Rusya’ya 30-40 bin kişi göç etti ekonomik sebeplerden dolayı. Savaş sonrası insanlar geçim derdine düştüklerinden dolayı Rusya Federasyonu başta olmak üzere birçok yere gitmek zorunda kaldılar. Oradaki insanların bile dönüşü bugün problem. Aynı dili konuşmaları, aynı kültürde büyümüş, çok yakın mesafede bulunmalarına rağmen. Onun için uyum konusunda mutlaka sıkıntı yaşanıyor, yaşanacaktır da. Onun için bunun profesyonelce çözümlenmesi gerek. Yapılacak olan bu devlet programı için biz bütün bu teklifleri verdik.

- Buradaki Abhazlar Ortodoks, dönenler ise Müslüman. Bu sorun yaratıyor mu?

S.G - Abhazlar hiçbir dönem kendi aralarında dini konularda birbirleriyle savaşmamışlardır. Bu konuda belki de bulunduğumuz coğrafyadaki en demokratik insanlardır. Mesela Abhazların en kalabalık sülalerine baktığımızda bir kısmının Hıristiyan, bir kısmının Müslüman, bir kısmının da Ateist olduğunu görürüz. Ama bunlar kendi aralarında bunu hiçbir problem yapmadan, kendi aralarında beraberce yaşayabilmişler. O açıdan ben bunu bir problem olarak görmüyorum. 

SONER GOGUA ÜLKEMİZE GÖÇ EDEN ABHAZLARLA İLGİLİ SORULARIMIZI YANITLADI

Türkiye Abhazların sütannesi

Milletvekili Soner Gogua, Abhazya’daki son gelişmeler ve Türkiye’den göç edenlerle ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

- Kosova’nın bağımsızlığının ilanı Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasını yeniden gündeme getirdi. Bundan sonraki süreç için planlar nedir?

S.G - Tanınmayla ilgili olarak belli bir program vardı zaten. Bundan 3 ay önce Sayın Cumhurbaşkanı hepimizi toparlayarak Kosova’nın tanınmasının ardından yeni bir çalışma sürecine girmemiz gerektiğini söyledi. Diyasporaya yönelik çalışmalar için beni ve milletvekilimiz Talih Bey’i görevlendirdi. 

- Bu program sadece Türkiye’yi mi kapsıyor?

S.G - Hayır. Suriye’ye de ziyaret yapıldı. Önümüzdeki günlerde bir ziyaret daha yapılacak. Ürdün’le görüşmelerimiz var. Avrupa’yla sıkı ilişkiler içinde çalışıyoruz. Orada bir enformasyon merkezi kurduk. 

‘Türkiye’deki Abhazlarla birlikte hareket ediyoruz’

-Avrupa’da da Türkiye’den giden Abhazlarla mı görüşüyorsunuz sadece?

S.G - Onlar aracılığıyla orada yaşayan diğer halklarla da görüşüyoruz. Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de ve birçok Avrupa ülkesinde Türkiye’den giden çok sayıda Abhaz var. Onlarla birlikte hareket ediyoruz. Buradaki amaç, Abhazya’nın sürekli gündemde olması, tartışılır durumda olması. İddia ediyoruz ki, tanınmak için Kosova’dan daha sağlam dayanaklarımız var. Hem tarihsel hem de politik olarak. Abhazya açısından da Avrupa’nın benzer bir yaklaşım göstermesini istiyoruz. 

- Abhazya’nın Rusya’nın küresel politikalarının değişebilme olasılıklarını göz önüne alarak bir B planı var mı?

S.G - Mutlaka planlar vardır. Direkt olarak bir şey söyleyemem sadece kendi fikrimi söyleyebilirim. Abhazya her türlü politikayı yakından takip ediyor. Şu an itibarıyla Abhazya ile Rusya’nın ilişkilerinin en iyi olduğu dönem. Ama nihayetinde ülkeler arası ilişkileri sevgi saygı değil, çıkarlar üzerine kurulu politikalar belirler. Bugün itibarıyla, uzun bir vadede baktığımızda yaptığımız analizlerde bölgesel anlamda Rusya’yla bizim çıkarlarımız uyuşuyor. Biz de bundan yararlanmak istiyoruz. Ancak ilerisi için biz yine Avrupa’yla da Amerika’yla da komşu olan Türkiye’yle de çalışmalarımıza devam edeceğiz.

‘Rusya Abhazya’yı kaybetmeyi göze alamaz’

- Eğer Gürcistan’ın NATO üyeliğinden önce Abhazya’yı tanımazsa Rusya’nın geri adım atma gibi bir durumu söz konusu olabilir mi?

S.G - Bence mümkün değil. Bugün itibarıyla Rusya’nın stratejik anlamda Abhazya gibi bir ülkeyi kaybetmesi demek Rusya dış politikasının bitmesi demek. Daha önce bunu Irak’ta, Gürcistan’da, Ukrayna’da her bölgede yaşadı. Olaylardan sonra Rusya dış politikasını değiştirmeye başladı zaten. Daha önce çok pasif politikası vardı. Baktı ki bu pasif politikaların karşısında karşı güçler bu dengeleri bozarak halen çalışmalara devam ettiler. 

- Bu süreçte Kosova’nın bağımsızlığını hemen tanıyan Türkiye ise Gürcistan’la sıcak ilişkiler kurarken, Abhazya’ya karşı kayıtsız.

S.G - Türkiye kökenli bir insan olarak belki de en çok bundan sıkıntı duyan insanların başında geliyorum. Çünkü ister istemez bütün ilişkilerimiz, bağlarımız Türkiye’yle alakalı. Türk halkına, devletine bizim başka bir şekilde bakmamız da söz konusu olamaz. Ben her zaman şuna benzetmişimdir Türkiye’yle olan ilişkileri. Türkiye Devleti ve zamanın Osmanlı İmparatorluğu bize sütanneliği yapmıştır aslında. Bu ülkenin en sıkıntılı günlerinde bizim insanlarımıza kucak açan bir devletin bugünkü yaptıklarını anlamış olmak mümkün değil. 

Kafkasya bölgesiyle ilgili Türkiye’nin bir dış politikası olduğuna inanmıyorum. Sadece NATO’nun, Amerika’nın politikalarının gerektirdiğini yapıyorlar. 

Bunun da uzun vadeli Türkiye’nin çıkarlarına ek bir getiri sağlayacağını düşünmüyorum.

‘Güven ortamı şart’

- Türkiye’den somut beklentiler nelerdir?

S.G - İlk adım güven ortamı sağlanması lazım. Ben burada daha önceden bulunan biri olarak şunu çok iyi biliyorum, savaştan önce buradaki insanların Türkiye’ye bakışını biliyordum. Ama maalesef bu ortam değişti. Savaştan önce bakış açısı çok olumluydu. Ama olumsuzlaştı. Bunda buradaki insanlarımızın hiçbir suçu yok. Tamamen Türkiye’nin dış politikasından kaynaklanan bir durum. Maddi, manevi, askeri anlamda Gürcistan’a çok büyük yardımlar yapıyor. 

Abhazya’ya Kızılay aracılığıyla bile en ufak bir yardım gelmedi. En basitinden bir sivil toplum örgütüyle bile bir destek gelmedi. Bir ticaret odasıyla yapılacak bir organizasyon bile engellendi. Karşılıklı güveni kaybettik. İşte bu anlamda Türkiye gerçekten Kafkasya bölgesini kaybetmek istemiyorsa, çünkü Abhazya Kafkasya’nın anahtarıdır, tüm Kuzey Kafkasya’daki dost ve kardeş halklarımız savaş zamanında da bunu göstermişlerdir. Kafkasya bölgesinde daha aktif rol oynamak istiyorsa kesinlikle bu güven ortamını sağlaması lazım. Bunun ilk adımı her iki taraf için de hatta diğer komşu ülkeler için de uygun olacak proje Türkiye ile Abhazya arasındaki gemi seferlerinin başlamasıdır. İnsanların birbirleriyle buluşması, görüşmesidir. 

-Türkiye’deki Abhazların tavrını pasif buluyor musunuz?

S.G - Onu çok ayrıntılı söylemek zor olur benim için. Uzun yıllardır Abhazya’da yaşayan biri olmamama rağmen ilişkilerim, bağlantılarım çok sıkı. Ama örgütlenmelerde eksiklikler var. Daha iyi lobi çalışmaları yapabilirdik. Eğer 15 yıldan sonra halen gelen giden insan sayısıyla Türkiye’yle ilişkiler de kötü durumdaysak demek ki bazı şeyleri doğru yapamamışız. 

Cumhuriyet Gazetesi IV. Bölüm – 20 Temmuz 2008

Abhazya’da ilk defa Adıge Bayrak Günü kutlandı. Adıge Bayrak Günü kutlamaları başkent Sohum’da yapıldı.

Abhazya Cumhuriyetinde Dışişleri Bakanlığında yapılan resmi törene Dışişleri Bakanı Viaçeslav Çirikba, Türkiye ve Ortadoğu Bölümü Başkanı Inar Gitsba, Abhaz Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Cengiz Koç, Genel Başkan Yardımcısı

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery