Dünya üzerinde yaşam bulan bütün halkların kökeni hakkında genel kabul gören bilgiler mevcuttur. 

Dünya üzerinde yaşam bulan bütün halkların kökeni hakkında genel kabul gören bilgiler mevcuttur. Bu halklardan bazıları, kökenlerine ilişkin bilgiler ile tarihsel başlangıçlarının benzerliği hakkında kimi zaman birbirleriyle tartışma içerisinde olmaktadırlar. Bilinen tarihsel kökenlerine Ulusal tarihlerini, dillerini, kültürlerini bağlamakta ve köklerinin çok eskilere dayandığını bununla özdeştirmektedirler. Yahudileri ve Gürcüleri buna örnek olarak gösterebiliriz.

Tarihsel kökenlerini, dinsel öğelerin başlangıcına ve bilinen ilk Peygamberlere ilişkilendirmekte, yakınlaştırmakta ve diğer halkların tarihi geçmişlerine göre kendi uygarlıklarının daha zengin bir geçmişe sahip olduğunu bağlamaktadırlar. Gerçeği konuşmak gerekiyorsa, yukarıda bahsettiğimiz her iki halkın kökeni de bizleri tarihin çok eski dönemlerine götürmekte ve bu dönemde kazanılmış kültürel zenginliklerini de bugün de beraberinde göstermektedir. Fakat Yahudiler de, Gürcüler de ve diğer halklar da gökten kendi başlarına özel olarak indirilmemiş ve yaşam bulmamışlardır.

İnsanoğlu tüm kazanımlarını, diğer halklarla temas ederek ve etkilenerek elde edebileceğini bilmelidir. Yahudiler bu anlamda Hitit uygarlığı ile yakın planda bulunmaktaydılar. Yahudiler ile Hititlerin bu temasları bizleri M.Ö. dönemlere götürmektedir. Bu tarihlerde her iki halkın da belirgin bir dinleri yoktu, ancak, diğer halklardan belirgin bir şekilde farklı anane ve kültüre sahiptiler. 

Tanrı tarafından Yahudilere indirilen kutsal kitap Tevrat’ta (Talmut’ta)/ eski inanç sisteminde/İncil’de/Kuran’da/ yer aldığına göre yeryüzünde yaratılan ilk insan Adem’dir. Tanrı, Adem’i uyutarak onun kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmıştır. Adem onu gördüğünde beğenerek, kendi bedeninden yaşam bulmasından ötürü memnun olmuş ve onu eş olarak almıştır. Onların çocuğunun ismi Sif (Сиф), Sif’in oğlu Kaynan, onun oğlu Maleleyil, onun oğlu Yiared, onun oğlu Yenoh, onun oğlu Mafusal, onun oğlu Lameh, Lameh’in oğlu Nuh. 

Tevrat’ta belirtildiğine göre Nuh’un yedi çocuğu bulunmaktaydı. Kumer, Yiavuan, Maziy, Mağu, Jubal, Maşih, Kiraş. Fakat İncil’de yer aldığına ve belirtildiğine göre Nuh’un üç çocuğu vardı Sim, Ham, Yiafet. Tanrı tarafından insanları cezalandırmak amacıyla gönderilen büyük felaket Tufan, insanları ve diğer canlıları yok etmişti. Nuh’un çocukları, karısı, çocuklarının eşleri, evcil ve vahşi hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar, her biri dişi ve erkek olmak üzere Nuh’un teknesinde olmaları sayesinde büyük tufandan kurtuldular. Nuh’un çocukları evlendiler, çoluk çocuğa karıştılar. Yeryüzünde yaşayan insanların tamamının soylarını, yukarıda bahsedilenlerin teşkil ettiği söylenmektedir.

Büyük tufanın yaşandığı esnada Nuh 700 yaşındaydı, ardından 350 yıl daha ömür sürdü. Bugün yeryüzünde yaşayan tüm halklar kendi kökenlerini bir şekilde Nuh’a bağlamaktalar. Eğer gerçekten Nuh’un üç oğlu var idiyse, bunlardan hangisi kime daha yakındı ve ilişkiliydi. Bakalım o zaman, Nuh’un torununun torunlarından hangilerinin Hett’lerle akrabalığı vardı. Sim’in oğulları: Yelam, Asur, Arfaksad, Lud, Aram.

Aram’ın çocukları: Vuts, Hul, Gefer, Maş; Arfaksad’ın çocukları: Sal, onun oğlu Falek, onun oğlu Yivoktan, Yivoktan’ın çocukları: Almoral, şalef, Hatsarmavef, Yiyerah, Garoram, Vuzal, Dikle, Voval, Avimanil, şiv, Vofir, Havil, Yivovav. ışte bu saydıklarımız Sim’in soyundan gelenlerdir. Hett’ler henüz konu dahilinde değildir. Yiafet’in çocukları: Ğumer, Magog, Maday, Yiavan, Fuval, Meşeh, Firas.

Ğumer’ın çocukları: Askenaz, Rifat, Fogarma; Yiavan’ın çocukları: Elisa, Farsıs, Kitim, Dodanim. Bunlar Yiafet soyundan gelenler olup, Hett’lere bağlantılı oldukları söylenemez. Hame’nın çocukları: Huş, Misrali, Fut, Hanaan. Huş’un çocukları: Ceva, Havila, Savta, Rama, Savteha, Nimradi, Huşeko Raama’nın iki oğlu oldu, bunlar: şevar ile Dadan’dır. Misrale’nin çocukları: Mudimi, Anamami, Legavili, Niftuhimi, Patrusimi, Kasluhimi; bu son çocuğun soyundan Filimstimlyanhe ve Kaftorim gelmişlerdir. 

Hanaan’ın çocukları: Sidon, onun öncesinde Het, Yiyvusey, Amorrey, Gergesey, Evey, Arkey, Siney, Avradey, Tsemarey, Himafey. Bunlar Ham’ın soyundan gelenlerdir. Ham’ın oğlu Hanaan’ı bunların arasında sayabiliriz. Hanaan hakkında Hanaaney diyerek bahsedenler de bulunmakta. Hanaan’lerin üzerinde yaşadıkları topraklar, onların ülkeleridir aynı zamanda. Ham’ın büyük oğlu Sidon’un oğlunun ismi “Het” idi. Hett halkı onu soyundan gelmektedir. Hett halkı Hanaaney bölge toprakları üzerinde yaşam sürmektedir. Hanaaney ülkesinin yerleşim merkezi Harran olarak bilinmekteydi. Hett’ler burada yaşam sürmekteydiler.

İbrahim Peygamber Tanrı’nın sevgisine mazhar oldu, kendisine bereketli topraklar bahşedileceğini, layık görüldüğü zenginliklere kavuşacağını, kendi soyundan gelenlerin huzur içinde çoğalacağını, bunu elde etmek için Tanrı’nın emri gereği göç etmesi gerektiğini biliyordu. İbrahim karısı, köleleri ve hayvanları olmak üzere Tanrı’nın emri gereği göç etmekteyken Hanaaney Ülkesi toprakları içerisinde yer alan Kiriaf-Arbe/Hebron/ ‘a varmışken karısı Sarre yüz yirmi yedi yaşındayken vefat etti. Bunun üzerine İbrahim Hett insanlarının yanına giderek karısı Sarre’yi toprağa vereceği bir arazinin kendisine verilmesi için onlara: “Ben, topraklarından ayrı düşerek içinize girmiş bir muhacirim, eşimin cenazesini toprağa verebileceğim bir toprak parçasını bana vermeniz için sizden rica ediyorum”.

Hett insanları İbrahim’e cevap vererek “Ey kutsal adam, sen ki Tanrı tarafından bize gönderildin, eşinin cenazesini senin uygun gördüğün en güzel yerde toprağa verebilirsin, bu konuda içimizden hiç kimse sana itiraz etmeyecektir, İbrahim ayağa kalkar ve Hett insanlarını Tanrı adına kutsayarak, şöyle dedi: Cenazemi toprağınıza verebilmem konusunda razıysanız, beni dinleyin, arazisi içerisinde bulunan ve Mahpela olarak bilinen yeri bana vermesi için Efron’a gidip ricacı olun. Mezar yeri için bana vereceği toprağın bedelini ona mutlaka vereceğim, arzu ettiğim şey ise bana o yeri satmasıdır.

Hett insanı Yefron tüm Hett’liler adına ona dönerek, şöyle dedi “burada, halkımın huzurunda diyorum ki –istediğin mezar yerini ve üzerinde bulunduğu araziyle birlikte sana veriyorum, senindir. İbrahim, o topraklar üzerinde yaşayan Hett insanlarına şükranlarını sunarak, Efron’a şöyle dedi: “Eğer beni dinliyorsan, toprağın karşılığında sana gümüş para vermek istiyorum, rica ediyorum al, böylece cenazemi toprağa verebileyim”. Efron, İbrahim’e cevap vererek: “Saygıdeğer kişi, beni dinle lütfen, bahsettiğin o toprağın bedeli dört yüz gümüş sikke, benim için de senin için de bu bedel önem arz etmez, cenazeni gönül rahatlığında toprağa verebilirsin” İbrahim, tüm Hett insanlarının huzurunda dört yüz gümüş sikkeyi bedel olarak Yefron’a verdi.

İbrahim Yahudi/SAMmıt/ halkına mensuptu; ilk sünnet olan kişiydi/bu dönemde 99 yaşında da olsa Tanrı’nın vasiyetine uydu/, Efron, Hett halkına mensup ve HAMmıt idi. Onların tanışmaları ve birbirleriyle olan konuşma şekilleri de aydınlatıyor bizi. Hett halkının başı zorda olan kişilere olan davranışı, yardımseverliği ve İbrahim’e olan insani davranışları, erdemlilikleri dikkat çekmekte. İşte o tarihsel dönemde Hett insanlarının örf, anane ve kültürü bugünün Adıgelerine çok benzemekte/ Adıgelerin Hett insanlarına olan yakınlığını göstermekte/ muhtaç durumda olana yardım etmek, konuk olanı sahiplenmek, ihtiyaçlarını karşılamak, saygı göstermek gibi üstün meziyetler, yüksek Adıge kültürüne işaret eden başlangıç, konusunu işlediğimiz o eski tarihsel dönemlere uzanmakta.

Adıgelerin bugün konuştukları dillerinde Hett halkına mensup olduklarına tanıklık eden kelimelerin varlığı dikkat çekmekle beraber tarihin eski dönemlerinde yaşam sürdükleri yerlerin bugün bulundukları coğrafyaya komşu olmaması, hatta uzak olmasını da göz ardı edemeyiz. 

Yukarıda bahsedilen konular hakkında yazılı birçok dokümanter bilgi ve belge bulunmakta, ancak biz bu makaleye sığdıracağımız şekilde kısa tutmakla beraber yine de okuyucuyu aydınlatmaya çalışacağız.

Yazar B.Prus tarafından kaleme alınan “Firavun” isimli tarihsel romanın içeriğinde anlatıldığına göre, yeryüzünde medeniyetin başlangıcı Afrika’nın kuzey doğusunda Mısır’da yaşanarak başlamıştır. 3 ve 5 bin yıl öncesine dönecek olursak bugünkü Avrupa’nın ortasında yaşayan halkların hayvan postlarıyla giyinerek mağaralarda yaşadıkları dönemde, zamanın Mısır uygarlığına mensup insanların toplumsal yaşama uyum sağlayarak ileri uygarlık düzeyine eriştikleri, gelişmiş tarım yaptıkları, zanaatla uğraşan bilgi beceri sahibi insanların çokluğuna işaret edilmektedir. O dönemde yüksek düzeyde medeniyet seviyesine ulaşan Mısır’a Hett halkı mensupları da gelmekteydi ve sosyal yapıları, davranışları ile belirgin bir şekilde kendilerini ifade ediyorlardı. Firavunun sarayına çok sayıda insan konuk edilmekte ve ağırlanmaktaydı. 

Onlar arasında Hett halkına mensup Harran’lı Phut adında biri de bulunmaktaydı. Makamında bağdaş kurmuş olarak şilte üzerinde oturmaktaydı, önünde yiyecek tabağı ve temiz su bulunmakta, kendisi de yarı uyur vaziyette yer gibi görünmekteydi. Yaklaşık kırk yaşlarında gür saçları vardı, sakalları simsiyahtı, gözleriyle bir şeyleri düşünürcesine bakışları altında, huzurlu ve korkusuz, kimseden çekinmeyen bir yüz ifadesi vardı.

Konakladığı hanın sahibi Fenike’liydi. Hett topraklarından gelen bu yabancıya gıptayla bakmakta ve düşünmekteydi: “Korku salan ürkütücü bir havası var! Ismarladığı yiyeceklerin ücretini fazlasıyla ödemiş olmasına rağmen, önüne koyulan et yemeğini yemiyor, hatta şarap dahi içmiyor… Öyle sanıyorum ki, bu adam büyük bir peygamber ya da büyük bir savaşçı”. Oturdukları salonun önünde çok ilginç gösteriler tertip edilmesine rağmen Phut başını çevirme zahmetine katlanmadı bile, yılan oynatıcısının para koparma bahanesiyle kendisine doğru yaptığı hamleyi iki bakır para atarak savuşturdu.

Konakladığı hanın yöneticisi yaklaştı konuşma arzusuyla ve şöyle başladı:”Haşmetli efendim, size tatsız bir haber getirdim”. Misafir, tepki vermeksizin ve oralı olmayarak, kendisine: ”Tanrılar canları isterse insanlar için yağmur yağdırmaktalar”. Ev sahibi konuşmasına devam ederek: “Biz cambazların gösterilerini izlemekteyken, hırsızlar sizin odanıza girerek eşyalarınızı çaldılar. Üç çuval ve bir sanduka, sanıyorum değeri oldukça yüksek…”

-Kaybolan eşyalarımın bulunabilmesi için senin Kadıya gitmen gerekmekte.

-Kadıya neden söyleyelim? diye mırıldandı işletmenin sahibi.

-Bizim burada çalınan malların toplandığı bir yer var… Hırsızların en kıdemlisine elçi gönderilir, çalınan eşyaların geriye alınabilmesi için ona ayrıca para vermen halinde, eşyalarına kavuşabilirsin, bu konuda sana yardımcı olabilirim…

-Benim ülkemde, diye söze başladı Hett’li misafir. Kimse, çalınan eşyaların geriye alınabilmesi için hırsızlarla muhatap olmaz, ben de bu adeti bozmayacağım, ben şu anda senin konuğunum, malımı, ve eşyalarımı sana güvendiğim için teslim ettim, sen bunları korumakla görevliydin.

-Uzaklardan gelen insan, diyerek söze başladı işletme sahibi, sonra sesini kısarak konuşmalarını sürdürdü. -Sizin Hett’lilerle bizim Fenikeliler kardeş sayılırlar, doğrusunu söylemek gerekirse Mısır’ın Kadılarını dost edinmemeye çalış derim, niye dersen, Mısır’da görev yapan Kadının görev evinde tek bir kapı bulunmakta, bu kapı giriş kapısıdır, ama burasının çıkış kapısı da yoktur, bunu da bilesin.

-Suçu olmayanı Tanrılar duvarın içinden geçirir, diye ekledi misafir.

-Suçu olmayan mı? Var mı bu Ülkede, bunca köle içerisinde öyle birisi. Diyerek söylendi, ev sahibi. İstersen bak, kaz etini midesine indiren şu güvenlik subayına, onun yerinde olsam, ben de isteyerek yerdim. Sen biliyor musun bunu ona niye verdiğimi? Çünkü senin hakkında beni sorgulamak için burada. Sözünü tamamladığında, misafirini göz ucuyla şöyle bir süzdü Fenike’li adam. Onun sanki bir şey olmamışçasına umarsızlığına bakakaldı. 

-Güvenlik subayı bana soruyor, diyerek sözünü tamamladı işletme sahibi.

-Kim bu siyahlarla bezeli giyinen adam? Ben cevap veriyorum: İlginç bir adam, efendi bir adam, adı da Phut.

-Nereden geldi bu adam? 

-Hett Ülkesinden gelmekte, Harran kasabasından, orada üç katlı muhteşem bir malikanesi ve bolca toprağı bulunmakta.

-Buraya niçin geldi peki? -Geldi işte, diyorum. Babasının eski bir alacağını tahsil edebilmek için … -O Harranlı adam, Asur’lu bir ajan olabilir, diye senden bahsedildiğinde, ölüyorum sandım bir an. Cümlesini tamamladı işletme sahibi. 

-Ama bana öyle geliyor ki senin hiç umurunda değil? Asurlu ajan olarak itham edilmek.

…Harran’dan gelen Phute’nın huzuruna birbirinden güzel kızlar gelmiş boy göstermek üzereyken, elini deri kesesine atarak altın bir yüzük çıkararak onları ödüllendirdi.

-Yiştar. Tanrı’nın günü. Alın bunu Tanrı’nın büyük evi için…

Hett Ülkesinden, Harran’dan gelen Phute hakkında B.Prus tarafından kaleme alınan tarihsel roman “Firavun” içeriğinden yukarıda yer alan alıntıda da göstermektedir ki, Phute’nın yansıttığı örf, anane ve sosyal davranışlar bizlere tanıdık gelmekte…Yemek yeme disiplini, şarap veya benzeri içkilere uzak durması, yaşama sevinciyle dolu olması, giyim ve kuşamında farklı ve özgün duruşu, bedenini saran özellikle siyah deri giysilerine, temizliğine, yılan oynatıcısını kendisine yaklaştırmaması, aniden gelişen sürpriz olaylara sakin ve soğukkanlı yaklaşımı, misafire gösterdiği saygı ve hürmeti, yiğitliği dikkat çekmekte…

Bütün bu saydıklarımız “Adıgelik” diye bilinen kültürün temel öğeleridir. Adıgeler Hett’lere, daha önce de Nuh’a, Ham’a, Hanan’a dayanmaktaydı. Söylemek gerekirse Adıgelerin kökleri bugünün Yahudilerinden, Gürcülerinden ve diğer halklarından da daha eskilere dayanıyordu. Bu konuda eğer bir şeyler öğrenmek ve araştırmak istiyorsanız; derim ki: özellikle gençken başlamanızı, sağlıklı olmanızı, yaşama sevinciyle dopdolu olmanızı ve çokça dil bilmenizin gerekli olduğunu bilmeniz ve unutmamanız gerekmektedir… 


Гишев Нух Туркубиевич
Ghış Nuh, Dilbilimleri Uzmanı
Çeviri: Lıperıt

Cherkessia.net

Adigelerin ataları olan hattiler çok geniş bir toprak üzerinde çok güçlü bir devlet kurdular. 

Şu an Türk halkının yaşadığı küçük asya’dan başlayan kafkas dağlarını da devletin sınırları ortadoğuda Mısır’a kadar dayanıyordu. 

Bu güne kadar kurulmuş en büyük medeniyetler arasında kabul edilen Hattiler dönemine ait pek çok bilgi, papirüsler ve yontma taşlar üzerine işlenmiş olarak bize kadar ulaşmıştır. 

Yakın zaman kadar ilk olarak hattiler döneminde yazılan refah ve medeniyete dair kitap ...Bunun dışında bu medeniyet hakkında bu güne kadar bizde pek gündeme getirilmeyen başka önemli örnekler de mevcuttur. 

yrıca tarihte ilk istihbarat çalışması yapan ve bu bilgileri düşmana karşı kullanan halkın hattiler olduğu da tarihe geçmiş bir bilgidir. 

E.B.Çernyak’ın 1985 yılında yayınladığı “beşyüz yıl süren istihbarat savaşı” isimli kitapta Mısırın genç firavunu 2.ramses’in bu günkü Suriye topraklarında kalan Kadeş kalesi yakınlarında hattilerle savaştığını anlatmaktadır. 

Hatti savaşçılarından 2 kişi kaçak olduklarını öldürülmemek için birliklerinden kaçtıklarını söyleyerek Firavun’a sığınmış,firar ettikleri birliklere dair yanlış bilgiler vererek Ramses’i yanıltmışlardır. . 

Bu sayede hatti birlikleri Firavunu ve birliklerini çepeçevre kuşatmışlar ve işgale gelen firavun yanındaki bir kısım birliklerle hatti çemberini yararak kendini zor kurtarmıştır. 

Adigelerin en eski şarkıları arasında bulunan ve Hatt olarak anılan destan da işte bu savaştan bahsedilmekte ,Ramses’in büyük ordusunun nasıl bozguna uğratıldığı anlatılmaktadır. 

(O şarkının sözleri bu yazının sonunda yer almaktadır) 

Hayretle görüyoruz ki yüzyıllardan bu güne ulaşan eski adige şarkısının sözleri ile yukarıda bahsettiğimiz Çernyak’ın kitabında anlatılanlar birebir örtüşmektedir. . 

örtüşme tarihte anlatılan bu savaşın gerçek ve yaşanmış olduğunu gösterdiği gibi aynı zamanda halkımızın köken olarak hattilere dayandığının da inkar edilemez delillerinden birisi olarak geçmişimizi ararken izlememiz gereken yolu da işaret etmektedir. 

Açıkça görülmektedirki bu verdiğimiz örnek gibi tarihe dair ipucu olabilecek pek çok örnekler vardır elimizde. 

Fakat üzülerek söylemek gerekir ki bilimadamlarımızın bir kısmı, geçmiş dönemin tarihçilerinin ulaştıkları sonuçları ve ortaya koydukları tesbitleri olduğu gibi kabul etmeyi tercih etmekte, bu tür tarihe dair belge ve bilgi olabilecek verilere gereken önemi gösterip,konuya gereği gibi eğilmemektedirler. 

Şüphesiz yeni bilgilere ulaşmak,ulaşılan bu bilgileri verilerle destekleyerek kanıtlamak ve yeni bir sonucu ortaya koyarak bunu kabul ettirmek oldukça güç bir iştir. 

İşte bu nedenledir ki bu bilimadamlarımız çıkarttıkları cilt cilt bu kalın kitaplarda başkalarının yazdıklarını tekrarlamaktan öteye gidememekte,ünlü bilimadamlarının ulaştıkları sonuçlar,ortaya koydukları kanaatler üzerine halkımızın tarihini bina etmeyi tercih etmektedirler,çünkü böylesi daha zahmetsiz ve kolay yoldur. 

Şunu net olarak söylemek gerekir ki Adige tarihini yeniden yazacak insanlar,Adige ruhu taşıyan,damarlarında Adige kanı dolaşan bilgi ve akıl sahibi insanlar olmak zorundadır. 

Halkların dili her zaman için onlar hakkında bilgiye ulaşmanın en önemli yoludur . 

Bir halkın dili bize o halkın tarihin hangi döneminde ortaya çıktığının,hangi bölgede yaşadığının,hangi kültür seviyesinde olduğunun ipuçlarını verir. 

Eski sovyet bilimler akademisi ...başkanı rus eğitimci İvanov Adige dilinin çıkış noktasını,köklerinin nerelere ulaştığını açıkladığı araştırması birkaç yıl önce kitap haline getirilerek yayınlanmıştır.Tarihe dair pek çok konunun ele alındığı bu kitapta Yunan dilinin gelişmesine Adige dilinin çok büyük etkisi olduğundan bahsedilmektedir. 

80’den fazla dil konusunda uzman olan ünlü dilbilimci Alfred trambetti’nin yazdığına göre Etrükslerden daha geriye uzandığımızda Adigelerin ataları olan halkın Avrupada ve Asyada yaşadığından,topraklarının Atlantikten başlayarak Pireneleri,Kafkasları,Tibet dağlarını aşarak Çin sınırına kadar dayandığından bahsetmektedir. 

Yine Trambettinin yazdığına göre yerleşik olmayan pek çok halk ortaya çıkmakta geçtikleri bölgelerdeki diğer halklarıda silip süpürerek yerlerinden ederek yollarına devam etmekteydiler.Buna rağmen bu tür işgale uğrayan toprakların yerleşik sahipleri arkalarında pek çok kültürel değer bırakmışlar,enazından tümüyle yokolup silinmemişlerdir. İşte bu kültürel miras göstermektedirki Pirenelerdeki Bask’larla Kafkaslarda yaşayan Adigeler-Abhazlar’ın Tibette ve ve Pamir dağlarında yaşayan Burişler ile Verşik’lerin akraba ve aynı dil kökenine dayanan halklardır. 

Dil alanındaki tüm otoriteler Trambettinin bu öngörüsünü artık hiçbir şüphe taşımaksızın kabul etmektedirler. 

Adigeler ile ilgili bu tür pek çok bilgiye pek çok dönemde rastlanmaktadır. 

Bilim adamlarımızın en önemli görevi bu tür bilgileri toparlamak,değerlendirerek halkımızın tarihini yeniden tam ve doğru olarak ortaya koymaktır. 

Guebeşı Elena. Adige Heku dergisi Çeviri:Ergün YILDIZ

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery