Kabardino-Balkar Republic

Кабардино-Балкарская Республика Республикэ

Къабарты-Малкъар Республика

 

  

 

 

Başkent: Nalçik
Cumhur Başkanı: Arsen Kanoko
Başbakan: Petr İvanov
Nüfus: 901.494 (2002)
Yüzölçümü: 12.500 km2
Nüfus yoğunluğu: 72 kişi/km2
Resmî dil(ler): Kabartayca, Balkarca, Rusca
Saat Dilimi: UTC+3
Milli Marş Dinle-İndir
Resmi Sitesi:

 

 

 

Kabardeylerin Tarihi

Aralık 12, 2018

Erken paleolite kadar uzanan maden kültürünün arkeolojik eserleri antik dönemlerden itibaren Kabardey bölgesinin yerleşim alanı olduğu gerçekliğini göstermektedir. Kabardeylerin etnogenetik başlangıçları Bronz ve Erken Demir çağlarında yaşamış olan Kafkasyalı otokton kabilelere dayanmaktadır. Onlar ( M.Ö. 1-11 yy. ) Kuzey Kafkasya ve ( M.Ö. 11-1 yy.) Kuban kültürlerinin sahipleriydi. Bu kabileler Kuzey Kafkaslarınetekleri ve yüksek bölgelerinde yaşayıp tarım, hayvancılık ve metalurji ile uğraşmaktaydılar. Arkeolojik buluntular oldukça gelişmiş bir maden kültürünü göstermektedir, özelliklede Kuban kültürünün sahipleri kompleks sulama yapıları inşa edebilmekte, taş ve ağaçtan konutlar yapabilmekteydiler.

M.Ö. III. yy.'da ilkel toplum ve askeri demokrasi kavramları yozlaşmaya başlarken aynı dönemde kültürün hızlı gelişimi gerçekleşti. Fakat, antik Kafkas kültürünün kurucuları olan bu kabileler kimlerdi? Karadeniz kıyısının yüksek yerlerinde, Galis nehrinin ağzından Taurida'ya ve Batı Transkafkaslara kadar uzanan bölgede Kaskayanlar olarakta bilinen Kashklar (ya da Kasklar) yaşadılar. Galis nehrinin güneyinde yaşayan Kasklar aynı kültürü paylaşan Knatt kabileler birliğinin bir üyesiydi. M.Ö. III. yy'ın sonu ile II. yy'ın başlangıcına denk gelen dönemde Knattların Puruskhandan, Amkuvan, Kussarah (yada Kushiar), Khattie, Kanish ve diğer şehir devletlerini kurduklarına inanılır. Knatt'lrın ve Kaskların Adige-Abhaz uluslarıyla olan akrabalıkları etnogenetik kaynakların sunduğu kanıtlarla doğrulanmaktadır.

Avrupa ve Asya kıtaları arasında bir sınır bölgesi olan Kafkasların bu özel konumu o kadar önemliydi ki antik dönemlerden itibaren Kafkaslar, oldukça gelişmiş komşu medeniyet ve güçlü devletlerin jeopolitik çıkar alanları arasındaydı. Somut olarak, Kafkasların kendine özgü bu durumu Kafkas ulusları arasında (Adigeleri de kapsayan) Merkezi Devlet sistemi ve kurumlarının oluşmasını engelledi. Aynı dönemde merkezi devlet sistemi kurmaya yönelik girişimler oldu. Örneğin, M.Ö. VI. yy.'ın sonunda antik Adigelerin ataları kölelik düzenine dayalı devlet kurdular. Bu devlet Sindika (Adige kabilelerinden birinin ismidir) olarak adlandırıldı. Sindika günümüz Rusya Federasyonu bölgesinde kurulan ilk devlettir. Sind Devleti (Kuzey'den Güney'e) Taman yarımadasından Gelencik'e ve (Batı'dan Doğu'ya) Karadeniz kıyılarından Kuban nehrine kadar olan bölgede kurulmuştur. Hiponant, Miletli Heatey, Herodot, Karyondlu Skylak ve diğer birçok antik yazar Sind Devleti' nin sosyo-politik sistemi, ekonomik yapısı ve kültürü hakkında eserler vermiştir. Sind Devleti' nin kendine bağımlı gelişimi Kuzey Karadeniz sahilinde Yunanlıların ilk kolonilerini kurmalarıyla durdurulmuştur. Böylelikle, Sind Devleti yavaş yavaş önce Bosfor krallığının (M.Ö. IV-III yy) ve daha sonrada Roma krallığının etkisi altına girmiştir. M.S. I.yy'da Zikh kabileleri Adige kabileler birliğini kurdular. II.yy'dan itibaren Zikhler Romalılarla yakın bir ilişki kurdular, hatta bir Zikh lideri olan Stakhemfak kendisinin Roma İmparatorluğunun bir parçası olduğunu açıkladı.

Adige ulusu oluşturma süreci IV.yy' da bu defada Hun istilasıyla engellendi ve Hunlar Sindika' yı yok ettiler. Arap tarihçisi Mesudi'ye göre Adige kabilelerinin devlet sistemi gelişimindeki bir sonraki dönem Kasog ve Abkhaz (M.S. VIII-X yy'da) birliklerinin ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Kabardeyler Kasogların üyesiydi. Rus tarihi kayıtlarının ilk bilgileri (Temporal Zamanların Hikayesi) ve folklörü (İgor'un oğlunun savaş türküsü) Kasogların Kiev Rusya'sıyla özellikle de Tmutarakan Prensliğiyle olan ilişkilerini karakterize eder. XIII. yy'da Tatar- Moğol istilası Adige örgütlerini yok etti. Daha sonra bölgeye özgü bazı sosyal, ekonomik ve politik gelişmeler (devamlı feodal iç savaşlar ile dış istilacılara karşı yapılan savaşların belirlediği) Adige kabilelerini birleşik merkezi bir devlet kuramaz hale getirdi. XVII-XVIII. yy'larda Kabardey'de devlet sisteminin bütün işaretleri mevcuttu.

Osmanlılar tarafından desteklenen XV. Kırım Hanı'ndan itibaren Kırım Kuzey Kafkasya'ya el koyma ve kendi yönetimini oluşturma planını uygulamaya başladı. Askeri yayılma tehdidiyle bizzat karşı karşıya kalan Kabardey Prensi 1557'de Rusya'yla anlaşma imzaladı.Buna rağmen, Kafkasya kıstağından özelliklede Kabardey' den geçmekte olan önemli stratejik askeri ve ticari yollar ( Avrupa'dan Transkafkaslara, Orta ve Önasya'ya ) üzerinde kendi kontrollerini kurma arayışı içinde olan Kırım Hanlığı ve İran Adige anavatanını işgal etme planlarından vazgeçmediler. Aynı zamanda Rusya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri bölge üzerindeki çıkarlarını deklare ettiler.

Rus- Türk savaşlarının bir sonucu olarak 1739'da imzalanan Belgrat Barış Anlaşması'nın 6. paragrafı uyarınca Rusya ve Türkiye arasında Kabardey bağımsız bir devlet olarak kabul edildi. Fakat daha sonra 1774' de Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasına göre etki alanlarının yeniden dağılımı söz konusuydu ve Kabardey Rus menfaat alanının bir üyesi olarak tanımlandı fakat Kabardey bu anlaşmada yer almadı ve bu anlaşmayı tanımadı.

XVIII. yy.'ın sonlarında Rus Çarlığının savaş yayılmacılığının Kafkaslarda başlamasıyla beraber Adigeler kendilerini savaşın içerisinde buldular. Bu savaş Rus-Kafkas savaşları olarak bilinir ve 1864'e kadar yaklaşık 100 yıl devam etmiştir. Kabardey, yayılmacılığa maruz kalan ilk bölgeydi. Kabardey, 1775'te Azov Mozdok kale yolunun inşasıyla başlayıp 1822'ye kadar Rus Çarlığının büyük askeri güçlerine karşı on yıllar boyunca mücadele etti. Kabardey nüfusunun 10'da 9'u yok edildi. 1822'de Kabardey ilk ve son olarak istila edildi. Ve bundan sonra Çeçenya, Dağıstan ve Batı Adigeler askeri harekatlarla boyun eğdirildi. XIX. yy.'ın ilk yarısında Adige ulusları ( Kabardeyler, Abzeghler, Abazinler, Bjedughlar, Besleneyler, Egarukeyler, Mamkhegler, Makhoşlar, Natukuaylar, Wubıhlar, Hatukauylar, Kemırgoylar, Shapsughlar) Büyük Kafkas Dağlarının Kuzey-Batı uçlarından Hie'ye, platolar sırasının her iki tarafında, güneyde Kafkas Sıra Dağları boyunca Doğu'dan Sunja ve daha da Kuzey'de Terek, Malka, Cuma ve Kuban boyunca genel olarak Çerkesya ismiyle bilinen bölgede yaşamaktaydılar. Çarlık tarafından yürütülen kolonyal politikanın (muhacirlik- Çerkeslerin büyük çoğunluğunun Osmanlı'ya sürülmesi ) bir sonucu olarak milyonlarca insandan geriye sadece 150 bin Çerkes kaldı. Resmi kayıtlarda bile yüzyılın çeyreğinde ( XVIII. yy'ın sonu ile XIX. yy'ın başlangıcı ) Kabardey'in nüfusunun 10 kat azaldığı 300 binden 37 bine indiği görülmektedir. 1 milyondan fazla Adige zorla Osmanlı İmparatorluğuna göç ettirildi. Osmanlı'nın çöküşünden sonra Adigeler Yakın Doğu, Avrupa ve Amerika ülkelerine dağıldılar. Günümüzde Adigeler yoğun olarak Türkiye'de (2 milyon), Suriye'de (80 bin), Ürdün'de (90 bin) , Almanya'da (20 bin), Hollanda'da (10 bin), ABD'de (10 bin) ve diğer ülkelerde yaşarlar.

Kafkas Savaşının bitiminden sonra Çarlık, Kafkasya'nın ilhakı için son olarak yerel yönetim reformunu uyguladı. Ana Kafkas Silsilesinden sonraki bütün kuzey bölge Kuzey Kafkasya olarak adlandırılarak Terek ile Kuban Bölgelerine ve Stavropol Eyaletine ayrıldı. Bütün Kuzey Kafkasya halkları kendi topraklarıyla beraber isimlendirildi ve Terek bölgesine dahil edildi. Kabardeyler ve 5 Balkar partisi bir araya gelerek ülkesel bir birlik olan Kabardey Bölgesini kurdular.1869'da (Terek Bölgesinin yönetim reformuna müteakip) Kabardey Bölgesi'ne yeni bir isim verildi, Georgian (Georgievsky) Bölgesi, (daha sonra Nalçik Bölgesi oldu).


Ekim Devrimi'nden sonra 20 Haziran 1920'de Kuzey Kafkasya' da AUEC'nin kararıyla HASSR kuruldu. Kendine bağımlı ulusal yönetim bölgelerinin haklarına sahip olan Kabardey ve Balkarya' da bu birliğe dahil oldu. 1 Eylül 1921' de Kabardey HASSR' den ayrıldı ve Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (RSFSR)' nin bir üyesi olarak Otonom Kabardey Bölgesini kurdu. Ocak 1922' de birleşik Kabardey-Balkar Otonom Bölgesi (KBOB) kuruldu. 5 Aralık 1936' da KBOB, Kabardey Balkar Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (KBOSSC)'ye dönüştürüldü.


24 Haziran 1937' de KBOSSC' nin ilk anayasası kabul edildi. 1944' te Balkar ulusu Orta Asya ve Kazakistan'a sürülmenin acısını yaşadı. Kabardey- Balkar' ın bazı bölümleri Kuzey Osetya ve Gürcistan' a devredildi. Balkarlar 13 yıl sürgünde kaldılar ve 1957' de temize çıkartılarak geri döndüler. 28 Mart 1957' de KBOSSC' nin Yüksek Sovyeti "OSSC' nin Kabardey- Balkar Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti' ne dönüştürülmesi 'ne ilişkin karar verdi. 31 Ocak 1991' de SSCB' nin dağılmasından sonra KBOSSC' nin Yüksek Sovyeti bağımsızlığın ilanına ilişkin karar aldı. Kendisini Kabardey- Balkar Cumhuriyeti olarak ilan etti (KBC). KBC' nin statüsü KBC ve Rusya Federasyonu anayasası uyarınca belirlenir.

Çeviri: Jankat Kılıç

Kabardeylerin kökeni ve yerleşimi konusu hararetli tartışmalara, arkeolojik bulguların ve belli sayıdaki yazıl çalışmaların varlığına rağmen kesin bir sonuca bağlanamamıştır.1 Bu kısa makalede eldeki verileri biraz daha ayrıntılandırmayı ve olanaklar ölçüsünde onlara bir şeyler katmayı amaçladık.

Ortaçağ sonrası dönemde Adığelerle ilgili araştırmalar yapan Kafkasologlar, genelde Kabardeylerin kökeni konusunda olduğu gibi bizzat ‘Kabardey’ teriminin kökeni konusunda da güçlüklerle karşılaşıyorlar.

L.İ. Lavrov ‘Kabardey’ teriminin ortaya çıkışının belirli tarihi koşullara, Adığe boylarının doğu kolunun Müslümanlaşması dönemine bağlanması gerektiğini, çünkü bu terimin 12-14. yüzyıllardan önce ortaya çıktığın ileri sürmenin hiçbir dayanağı olmadığını yazıyor.2
Kabardey Tarihi3 adlı kitapta yer alan Adığe araştırmacılarının makalelerinde bu terimin kökeni açıklanmıyor ve bir formülle sınırlı kalınıyor: "Kabardey teriminin kökeni bilinmiyor, ancak rivayetlere göre bu terim Kabardey prensi Kabard Tambiy'in adından geliyor."4

‘Rivayetlere göre’ ifadesi bu açıklamanın doğruluğu konusunda kuşku uyandırıyor. Bu terimin kökeniyle ilgili birçok görüş var. Bunlardan ikisi üzerinde kısaca duralım: “Adığe Anıtları” kitabının yazarı A. Kafoyev Kabardey teriminin kökenini, Müslümanların hacca gittikleri yer olan ‘Kaaba’ ve ‘din’ sözcükleriyle açıklıyor;5 bunu da şuraya dayandırıyor: Kabardey'de İslam’ın yayılmaya başlamasıyla (M.S. 14. yy.) Kabardeylerin buraya yerleşmesi zaman olarak uyuşuyor. Bu iki sözcük (Kaaba ve din) kaynaştırma sesi ‘r’ ile birleştirilirse Ka(a)bardin sözcüğü ortaya çıkıyor. Kafoyev'in düşüncesine göre ilk önceleri coğrafi bir isim olarak ortaya çıkan bu terim daha sonra halkın da adı oldu. Kabardeyler kendilerini ‘Adığe’ olarak adlandırırlar. A. Kafoyev'in bu fikrini kabul etmek mümkün değildir. Bu durumda Kabardeylerden önce İslamı kabul eden halkların da (Araplar ve Dağıstanlılar) Kabardin ismini almaları gerekmez miydi? Kabardey terimini, Prens Kabard'ın ismine ‘Kabard'a ait’ anlamını veren ‘-ey’ iyelik takısını ekleyerek halkın kendisi yaratmıştır. Kabardey teriminin kökenini toponomi yardımıyla da açıklamak mümkündür. Örneğin Hatohşokuey köyünün ismi (eski Atajukino) Prens Hatohşokua'nın adından gelmektedir; adının sonuna ‘-ey’ iyelik takısını eklediğimiz zaman ‘Prens Hatohşokua'ya ait olan’ anlamına gelen ‘Hatohşokuey’ olur. Şimdi eski bir kale olan Kuşmazıkuey de Prens Kuşmazokua'nın adından gelmektedir. Birçok Adığe köyünün eski isimleri aynı bu şekilde türetilmiştir. Anzorey, İslamey, Dohuşıkuey, Hatuey, Kuaşırkuey, Aşabey, Mısostey, Tıjey, Tohutamışey, Kundetey, Astemırey, Kunıjey, Dautokuey vd.

Kabardey örneğinde olduğu gibi bu şekilde yapılan köy ve mahalle isimlerine sadece Kabardey'de değil Adığelerin yaşadığı diğer birçok yerde de rastlanmaktadır. (Karaçay- Çerkes'te, Adıgey'de, hatta Türkiye'de ve Suriye'de). Kabardey halkının kökeni konusuna dönersek, dilbilimsel, etnografik, arkeolojik ve toponomik veriler Kabardeylerin, Adıgeylilerin ve Çerkeslerin geçmişte tek bir halk olduklarını ve bugünkü Kabardeylerin eski vatanlarının Karadeniz kıyısı ve Kuban çevresi olduğunu gösteriyor. Fakat yine de bu konuda birçok görüş var:
1) Mısır - Arap görüşü; 2) Hazar görüşü; 3) Kırım kökenli oldukları görüşü; 4) Ukrayna kökenli oldukları görüşü; 5) Stavropol Eyaleti'nin kuzey bölgesinden geldikleri görüşü; 6) Ryazan'dan geldikleri ve son olarak da Kabardeylerin yerli oldukları görüşü.
Öyle sanıyoruz ki bu tezler boş yere ortaya atılmamıştır. Gerçekten belirli tarihi zamanlarda Kabardeyler/Çerkesler adı geçen topraklarda bulunmuşlardır.

Mısır - Arap Görüşü

Eski doğu devletlerinin birçoğunda olduğu gibi Mısır hükümdarları da özel muhafız birlikleri için genellikle Çerkes, Abaza ve Megrellerden genç savaşçılar seçiyorlardı.6 1281 yılında Mısır kralı Kalaunid 12 bin genç Çerkes Memluk askerinin sahibiydi. 14 - 15. yüzyıllarda ordunun Çerkes kadrosu satın alma veya kiralama yoluyla tamamlanıyordu. Yakındoğu devletlerinde çeşitli milliyetlerden paralı asker kullanılması uygulamasının bazen bu devletlerin hükümdarlarını hayal kırıklığına uğrattığı bilinmektedir. Yabancı bir ülkede bulunan bu askerler kendi anavatanların unutmuyorlar ve askeri güç olarak üstünlüklerinin farkına vararak soygunlar, darbeler yapıyorlar ya da diğer devletler tarafından bozguna uğratılmış olarak anavatanlarına dönüyorlardı.7 Aynı olay 1517'de de oldu. Mısır'da Türkler tarafından yenilgiye uğratılan Çerkes Memluklar Kafkasya'ya dönmek zorunda kaldılar.

Bu olay Kabardeylerin Arap-Mısır kökenli olduklar görüşünün ortaya çıkmış olabileceği dönemle denk düşüyor. Arap harfleriyle Kabardey lehçesinde yazılmış, Adığelerin tarihini anlatan bir kitapta Kırım hanları ve Türk sultanları tarafından desteklenen çıkarcı Kabardey feodallerinin, Çerkes Memlukların vatanlarına dönmelerini kullandıklarını ve Kabardeylerin (en başta da prenslerin) kökeninin İslam’ın vatanı Arabistan ve Mısır olduğu görüşünü ısrarla yaydıklarını yazıyor, bu da bizim düşüncemizi destekliyor. Mısır'dan dönen Çerkes Memluklar Müslümandılar. Fakat anavatanları Kafkasya'da o dönemde soydaşlarının bağlı olduğu Hıristiyanlığı veya putperestliği kabul etmek zorunda kaldılar. "…Mısır göçmenleri Kafkasya'daki Adığelerin inancını ve dilini kabul ederek onlarla tamamen kaynaştıkları zaman bütün Adığe kavimlerinin büyük saygısını da kazandılar" diye yazıyor Şora Noguma.8 Göçmenler Karadeniz'in Hahoy (bugün adı kaybolmuş bir nehir) nehrine kadar olan kıyısına yerleştiler.

Kabardeylerin Ukrayna Kökenli Oldukları Görüşü

Birçok Çerkesin Ukrayna'da yaşamış olduğunu doğrulayan belgeler vardır. Doçent D. Kokov bunu Rus vakayinamelerine dayandırıyor. Çerkassk sözcüğünün kökenini de şöyle açıklıyor: "1282 yılında, Rusya'da Moğol egemenliği döneminde Kura Hanlığı yöneticisi Beştav'dan (Pyatigorsk) Çerkesleri çağırdı ve ‘Kozak’ adı altında büyük köyler halinde yerleştirdi. Fakat bu ‘Çerkes Kazakları’ çevrede soyguna ve yağmaya giriştiler. Bunun üzerine Kura Prensi Oleg, hanın izniyle onları Kura Hanlığı'ndan sürüp çıkardı. Uzun süre ormanlarda ve dere yataklarında barınan bu sürgünlere çeşitli Rus hanlıklarından pek çok avare de katıldı. Dnyeper kıyılarına ulaştıklarında buradaki hanlığın hükümdarından, Kanev'in aşağısında yerleşmek için toprak aldılar. Burada kendilerine bir şehir, daha doğrusu bir kale kurdular ve büyük kısmının kökeni Çerkes olduğu için buraya Çerkassk adını verdiler…"

Vakayinamede şöyle deniyor: "XV. yüzyılda Küçük Rusya (Ukrayna) Lehlerin eline geçince burada yaşayanlar (Çerkesler - N.Ş.) Lehler tarafından sıkıştırılmaya ve büyük kalabalıklar halinde soydaşlarının (Adığelerin - N.Ş.) yanına geçmeye başladılar ve kısa sürede o kadar çoğaldılar ki köyleri Bug nehrinden onun ağzına kadar yayılıyordu."

Kabardeylerin Kırım'da Yaşamış Oldukları Konusu Tartışmalıdır

Birçok bilim adamı Kabardeylerin Kırım'da yaşamış olduğunu kesinlikle kabul etmiyor. Yazılı tarihi kaynaklar ve toponomi verileri, "Kabardeylerin Kırım'da yaşamış olduklarını ileri süren hiçbir hipotezin iler tutar tarafı yoktur ve tarihçiler tarafından ebediyen bir kenara bırakılmak zorundadır"9 diyen L.İ. Lavrov'un bu fikrine itiraz etmek için yeterli dayanağı sağlamaktadır. Toponominin her halkın tarihinde birçok konunun aydınlatılmasında önemli rol oynayabileceği unutulmamalıdır. Toponominin de bir dili vardır.

Araştırmacı H.A. Porkşeyan, Kefe'nin 1475 yılında Türkler tarafından ele geçirildiği zamanı anlatıyor. Bu olayın görgü tanıklarından biri olarak şunları yazıyor: "Kefe alındıktan sonra, 7-8 Temmuz’da bütün Vallahlar, Lehler, Gürcüler, Çerkesler ve bütün Hıristiyanlar zincire vuruldular ve köle olarak satıldılar."

Kefe bütün Kırım kolonisinin ve Karadeniz'in başkenti oldu. Adığelerin eski topraklarında 39 koloni vardı. Cenevizliler bütün bu kolonilerle canlı bir ticaret sürdürüyorlardı. Ortaçağ ticaretinin önde gelen araştırmacılarından V. Geyd, Prof. Brun10, G. Bratnau ve diğerlerinin verdiği bilgilere göre ticaretin en karlı kalemi köle ticaretiydi. Kölelerin büyük kısmı Mısır'a ve diğer devletlere gönderiliyordu. Köleleri Çerkesya’dan ve Megrelya'dan Mısır Memlukları'nın orduların ikmal etmek için götürüyorlardı. Bazı Memluklar ilerlemeyi ve devletin önemli mevkilerine gelmeyi başardılar. Son zamanlarda araştırmacılar tarafından gün ışığına çıkarılan belgeler Kırım'ın birçok şehrinde ve bu şehirlerin çevresinde aileleriyle birlikte Adığelerin yaşadığını gösteriyor. Liman şehirleri Adığe savaşçılar tarafından korunuyordu. Birçoğu galyot kölelerinin başında gardiyanlık yapıyordu. Adığeler genellikle filoda ve kalelerin garnizonlarında hizmet ediyorlardı.

1308 yılında Yunan Sinaksir'in sayfa kenarına 161 numara altında buna tanıklık eden bir not düşülmüş. Kefe, Solday ve Çembalo şehirlerinde Varguzi veya Orguzi diye adlandırılan ve her şehirde kendi komutanları olan paralı atlı savaşçılar (muhafızlar) bulunuyordu. 21. bölümde, ilk maddede Orguzilerin komutanları hakkında şu hükümler yer alıyor: "Yasal olarak tespit ediyor ve tanıyoruz ki Kefe şehrinde kendisi ve iyi, sağlam bir at için ayda 150 asper alacak bir Orguzi komutan bulunacaktır. Bu komutan Orguzilerle birlikte konsolosun yanında bulunmak ve emir aldığı her seferinde onunla birlikte gitmekle yükümlüdür." Aynı nizamnamenin 22. bölümünün 1. maddesinde Orguziler hakkında şunlar yazılmış: "Yasal olarak tespit ediyor ve tanıyoruz ki anılan Kefe konsolosunun yanında, ona refakat ve hizmet etmek üzere, mevcut geleneğe göre atı, kalkanı, yağmurluğu ve silahı olan iyi, usta ve güvenilir 20 Orguzi bulunmak zorundadır. Kefe şehri cemaatinden ayda 120'şer asper bağış alırlar ve hiçbiri köle olamaz."

XIV. yüzyılın ilk yarısında Çerko'nun (eski Bosfor, şimdiki Kerç) hükümdarı Çerkes prensi Milen'di. L.İ. Lavrov'un "Kabardeylerin Kırım'da yaşamış oldukları teorisinin dayanağı, bundan bazı efsanelerde bahsedilmiş olması ve orada Kabarda nehri ile Çerkes Kermen adıyla bilinen Ortaçağ kalıntılarının bulunmasından ibarettir. Bunlar en fazla ticari ilişkiler hakkında bilgi verebilir” şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir.11 Çerkeslerin Kırım'da yaşamış olduklarına dair açık ve dolaylı birçok kanıt vardır. Bilgin Pallas Çerkes Kermen ismini "Çerkeslerin Kalesi" olarak tercüme ediyor.12 İngiliz bilgini Profesör Klark bu kaleyi bir zamanlar Cenevizlilerin elinde bulunan bir Çerkes kalesi sayıyor. Adından da anlaşıldığı üzere içinde Çerkesler yaşıyordu.13 Adığelerin bir kısmının Kırım'da yaşamış olduğunu destekleyen ondan fazla isim vardır. Geçmişte bu isimlerin birkaç kat daha fazla olduğuna şüphe yoktur.14 Araştırmacı Ter- Abramyan ‘Çerkes’ adıyla bağlantılı şu yerleşimleri ve yer adların sayıyor: 1) Çerkes Kermen köyü; 2) Kabarda Nehri'nde Çerkes köyü; 3) Yevpatopya Bölgesi'nde bulunan Çerkes köyü;
4) Alma Nehri'nde kurulmuş küçük bir köy olan Çerkes Eli; 5) Feodosya Bölgesi'ndeki Çerkes Togay (Çerkes Kıyısı) köyü; 6) Kara-Özan Nehri havzasında bulunan Çerkes Kir köyü 7) Çerkes Çokrak (veya Çorhah) pınarı 8) Beolok Lambata yakınlarındaki ormanda bulunan Çerkes Ho (veya Koş) vadisi 9) Gurzuf'daki bir derenin adı, Çerkes Dere 10) Polikastra'nın batısında bulunan dağın ve ormanın adı, Çerkes Dağ. Eskiler hala geçmişte ‘Çerkes’ isimleri taşıyan birçok yeri hatırlıyorlar.

Şu halde ‘Çerkes’ isimlerinin Kırım'da, Ukrayna'da, Mısır'da, Altın Ordu'da ve diğer birçok yerde görülmesi tesadüf değil, buralarda Çerkeslerin bir kısmının yaşamış olmasıyla ilgilidir. Bu yerlere iç ve dış sebepler yüzünden teşkilatlı bir şekilde yerleşmiş olmaları mümkündür.
Toktay Han'ın (1290-1312) ve Özbek Han'ın (1312-1340) ve diğer hükümdarların ordularının içinde de Çerkesler bulunuyordu. 1380'de Kuliko meydanında Tatar ordularının içinde Adığeler de vardı.15 1395'de Tohtamış Han'ın orduları içinde de bulunuyorlardı; hatta Adığelerin bir kısmı sürekli olarak Altın Ordu şehirlerinde yaşıyorlardı. Örneğin 1334 yılında hanlığın başkenti Saray Berke'de bir Adığe mahallesi vardı.16

Buralara yerleşen paralı askerler ‘Çerkes Kazakları’, ‘Kazak Çerkesleri’, ‘Memluklar’, ‘Virguziler’ veya ‘Orguziler’ gibi çeşitli isimlerle adlandırılıyorlardı. İleri sürülen bu görüş çok sayıda gerçek olayla da destekleniyor. Hanlık yöneticileri ve diğer yöneticiler ele geçirdikleri toprakları ve sınırlarını korumak için büyük askeri üne sahip Çerkes süvarilerinden yararlanıyorlar ve bu cesur atlı savaşçıları devletin sınır bölgelerine yerleştiriyorlardı veya iyi bir ücret karşılığında taahhüt altına alıyorlardı.

Araştırmacı S.M. Solovyev şunları yazıyor: "Sınırdaki askeri nüfus olarak Kozakların varlığı doğaldı ve eski Rusya'nın coğrafi durumu açısından (sınırların her taraftan açık olması) bütün sınırlarda bulunmaları gerekiyordu ve gerçekten de buralarda Kozaklar vardı."
Çeşitli devletler bu amaçlar için Kozak Çerkeslerini kiralama veya satın alma yoluyla askeri hizmetlerine alıyorlardı. Dilbilimci C.Kokov ‘Çerkes Kozakları’ ismini şöyle açıklıyor: ‘Kozak’ adını Çerkeslere Moğollar vermiş olabilir; bu sözcük Moğolcada (Kalmık dilinde de) ‘sınır koruyan’ anlamına geliyor.

Moğol ve Kalmık dillerinde ‘ko’ zırh, ‘zakiçi’ bekçi, ‘zah’ ise sınır demektir. Bütün bunlar birleştirildiğinde Kozak sözcüğü ‘sınırların sıkı koruyucusu’ anlamına geliyor.

Cenevizli V.G. İnteriano (XV. yy. sonu-XVI. yy. başı) kendi gözlemlerine dayanarak Çerkes savaşçılarını tasvir ediyor: "Çerkes savaşçılar olağanüstü dayanıklı ve cesurlardı. Sayıca üstün düşmanla göğüs göğüse muharebeye girmeden isabetli ve öldürücü oklarla düşmanı ok yağmuruna tutarlardı. (Ağır silahlı süvarilerin toparlanmasına fırsat vermeden düşman kuvvetlerini bölme ve ani hücum taktiği). Bütün bunlar Çerkes süvarisini düşmanın kuvvet olarak üstün fakat hantal ordusu karşısında çok hareketli ve menzil dış kılıyordu. Seyrek de olsa Çerkes birliklerinin içinde yaya savaşçılar da bulunabiliyordu. Fakat bunların süvarilerde bulunan silahları ve binek atları yoktu. Bu piyadeler yöreyi iyi bildiklerinden, özellikle dağlık arazide başarıyla savaşıyorlardı. Köylüler arasından toplanan bu piyadeler yorulmak bilmeden yürüyebiliyor ve kayalara çok iyi tırmanabiliyorlardı.

Kendilerini her taraftan çevreleyen Tatarlarla sürekli düşmanlık halindeydiler; hatta ticaret yapan Tatarları soymak için sık sık buz üzerinden Bosfor'u geçerlerdi. Az sayıda Çerkes, Tatarların bütün bir ordusunu dağıtırdı, zira onlardan daha iyi silahlanmışlardı, daha usta ve daha cesurdular. Zihler (Çerkesler - N.Ş.) genellikle güzel ve endamlı olurlar ve bu nedenle Kahire'de en iyi Memluk sayılırlardı. Son derece konukseverdiler, misafiri ve ev sahibini ‘konak’ diye adlandırırlardı."17
İnteriano'ya göre "aniden baskına uğramamak için zırhlarının içinde ve silahları yanı başlarında uyurlar. Cömertliğe çok önem verirler ve silahlarıyla atlar dışında her şeylerini seve seve başkasına verebilirler; ancak atlarını ve silahlarını kimseye vermezler. Bazen her şeylerini bir at için feda ederler. Bu ülkede bu hayvana böyle saygı gösterilir."

Kabardeyler Karadeniz kıyısından ve Kuban'dan şimdiki topraklarına (Merkezi Kafkasya'ya) ne zaman yerleşmeye başladılar? Eldeki az sayıda belgeye dayanarak Kabardeylerin batıdan doğuya ilerlemesinin iki aşamada gerçekleştiği sonucunu çıkarabiliriz.
Birinci aşama 13. yüzyılın ikinci yarısında, ikincisi ise 14. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşmiştir. Şu gerçekler bunu desteklemektedir:

1) Rus vakayinamelerinde Rusya'da Moğol egemenliği döneminde, 1283 yılında Kura Hanlığı valisinin "Çerkesleri Beştav'dan (Pyatigorsk) çağırarak koruma hizmeti için Kozak adıyla köyler halinde yerleştirdiği" belirtiliyor.18

2) Rus vakayinamesinde Alan19 şehri Dedyakov'un Terek nehrinin öte tarafında, Daryal Geçidi dolaylarında, "Büyük Alan ve Çerkas Dağları'nın altında" kurulmuş olduğu yazıyor. Tatartup'a (Yukarı Culat) en yakın dağlar 1319 yılında ‘Oset’ ve ‘Çerkas’ adlarıyla biliniyordu. Kabardeyler şimdiki topraklarına bu sıralarda yerleşmeye başlamışlardır. ‘Çerkas’ isminin ancak Kabardeyler yeni yerlerine geldikten sonra kullanılmış olabileceğini yazan L.İ. Lavrov'un bu görüşüne tamamen katılıyoruz.

3) Birçok bilgin tarafından 1130 yılıyla tarihlendirilen Etok anıtı da Kabardeylerin batıdan doğuya harekete başlamasının 12. yüzyıldan önce olduğunu gösteriyor.

4) Ortalığı kasıp kavuran ilk Tatar-Moğol dalgası, bilindiği gibi 1222-1223 yıllarında geldi ve onların darbeleriyle Alan Devleti yıkıldı. 1235 yılında Kuzey Kafkasya'da yeni bir yıkıcı Tatar-Moğol istilası oldu. Fakat bu kez Tatar-Moğollar buralara yerleştiler ve 150 yıl süreyle burada kaldılar. Tatar-Moğol ordularının istilası başladığında Alan Birliği feodalleşmenin genel sürecinin sonucu olarak feodal katmanlara ayrılma aşamasını yaşıyordu; bu süreci Adığeler 12-13. yüzyıllarda geçirmişlerdi. Bazı bilginler Kabardeylerin 13. yüzyılda Kuzey Kafkasya'da bulunmalarının mümkün olmadığını, çünkü bu toprakların o sıralarda başka kavimler tarafından işgal edilmiş olduğunu yazıyorlar. Buna cevap olarak E.İ. Krupnov'un şu sözlerini verebiliriz: "Kabardeylerin batıdan doğuya ilerleyişi hiç de barış içinde olmadı."

5) Karadeniz'den başlayıp Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'ndeki Açka-Martinov bölgesine kadar uzanan arazideki Kabardey kurganları ve kurgansız mezarlar 13-15. yüzyıllarla tarihlendiriliyor.
Elde bulunan belgelerin analizi bizi şu sonuca götürüyor: Kabardeyler Merkezi Kafkasya'daki topraklarına yerleşmeden önce Karadeniz kıyısında ve Kuban bölgesinde yaşıyorlardı. Kabardeylerin Merkezi Kafkasya'daki topraklarda yaşadıklarına dair en makul tarih 13. yüzyılın ikinci yarısı, buraya yerleşmeye başlamalarının ise 10. yüzyıldır.

Kabardey kurganları ve toprak mezarları (Adıgey'de, Karaçay-Çerkes'te, Kabardey- Balkar'da ve Çeçen-İnguş'ta bulunmaktadır) 13.-15. yüzyıllarla tarihlendirilebilir ve bu bölgelerin mezar yapılarında temelde bir farklılık yoktur. Kazı yapılan kurganların hiçbirinde atla birlikte gömülme yoktur. Ölüler batı-doğu ekseninde, sağlam bir şekilde yerleştirilmiş olarak ağaç tabutlarda veya ağaç kütükleri içinde silahları, aletleri ve süsleriyle birlikte yatmaktadırlar.

Adığe tarihiyle ilgili mevcut kaynaklar bugünkü Kabardey, Adıgeyli ve Çerkeslerin geçmişte tek bir halk olduklarını tartışmasız ortaya koyuyor. Adığe halkının Kuban'da oluştuğu, yaşadığı yerler ve Kabardeylerin doğuya göçlerinin tarihi tarafımızdan bilindiğine göre, Kabardeylerin kökeni meselesini çözmek de zor olmayacaktır. Kabardeylerin eski yurtlarını gösteren kesin dilbilimsel, arkeolojik ve etnografik veriler vardır.

Kabardeylerin buranın otokton halkı olduğunu ispatlamaya çalışan bazı araştırmacıların fikrine katılmak da mümkün değildir. Bu teoriyi sadece arkeolojik bulgularla değil, diğer bilimlerin verileriyle desteklemek de zordur. Adıgeyliler, Çerkesler ve Kabardeyler geçmişte tek bir halktı ve aynı etnik topluluğu oluşturuyorlardı. Bunu hem dillerindeki hem de maddi ve manevi kültürlerindeki birçok ortak öğe de göstermektedir.

Dipnot
1 L. İ. Lavrov. “Kabardeylerin Kökeni ve Şimdiki Topraklarına Yerleşmeleri”, Sovyet Ansiklopedisi, 1, 1956, s. 19-28.
2 L. İ. Lavrov. A. g. e.
3 Moskova, 1957
4 M. Yermolenko. “Kabarda ve Balkarya Boğazları'nın Destan ve Söylenceleri”, Nalçik, 1929, s. 16-18.
5 Rusçada Kabardeylere ‘Kabardin’ denmektedir. (ç.n.)
6 Helmuld. İnsanlık Tarihi. Sn. Petersburg, 1904, c. III, s. 687 vd.; Eski ve Şimdiki Konumuyla Mısır, kıs. I, St.Pb, 1843.
7 Şora Noguma. İstoriya adıheyskogo naroda (Adığe Halkının Tarihi), Nalçik, 1958, s. 110-111
8 Ş. Noguma. A.g.e.
9 L.İ. Lavrov. A.g.e. s. 28
10 Baron August von Haksthausen. Zakavkazskiy Kray (Kafkas Ötesi Krayı), St.Pb, 1857, s.2.
11 L.İ. Lavrov. A.g.e., s. 21
12 Kırım İçlerinde Gezi. ZOOİD, c. XII, s. 1
13 Ter-Abramyan. Kırım Tarihi. Feodosya, 1865, s. 65
14 A.g.e., s. 65
15 Tizenhausen. Belgeler Külliyatı, c. II, s. 38, c. I, s. 231
16 Rus Vakayinamelerinin Tam Külliyatı, c. III, s. 34
17 "Haftalık". No:32, 14 Eylül 1864. Bell, İnteriano, De Lukk ve Şarde’nin yazılarından.
18 "Rus Devleti'nin Coğrafya Sözlüğü", c. IV, Moskova 1805, s. 32
19 Eski Rus vakayınamelerinde Alanlar ‘Yas’ adıyla anılmaktadır. (ç.n.)

M.A. ŞAFİYEV
Çev. Murat Papşu
Kaynak: Adığe Dil, Edebiyat ve Tarih Bilimsel Araştırma Enstitüsü, Cilt VIII, 1968 Kafkasya Gerçeği, Sayı 9, Temmuz 1992, s. 50-56.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery