Abhaz Tarihi

Aralık 08, 2018

Kuzey Kafkasya' nın batı yöresinde dağlarla deniz arasında uzanan, dört mevsimi bağrında barındıran, kıyılarında subtropikal bitki örtüsü, dağlarında bembeyaz karları eksik olmayan bu masal diyarına eskiden beri "Abhazya" (Apsnı), insanoğlunun yer yüzüne ayak bastığı en eski çağlardan beri insanların yaşadığı bu ülke halkına " Abhaz " ( Apsuva ) derler.

Küçük Asya' da yaşamış Hititlerle, Kuzey Kafkasya' daki Adigeler' in akrabası olan Abhazlar' ın adına ilk kez Prinç Dönemi' ne ait yazılı kaynaklarda " Abeşla " olarak rastlanır. Asıl atalarının " Apsil, Snig ve Abazg " denen antik dönem Abhaz boyları olduğunu bildiğimiz bu halklar Kafkasya' nın Karadeniz kıyılarında feodal beylikler kurdular. Bu beylikler kültürel olarak Bizans ve Roma uygarlıklarına yakın yaşadı. Bizanslılar o döneme kadar Diyoskurya ve Pitunt adında ticari merkezler kurdular. İsa' nın doğumuna dört- beş yüzyıl kala oluşan bu merkezlerde yerleşen kolonistler miladi yılların başlangıcında Roma lejyonerleri tarafında püskürtüldü. Diyoskurya harabelerinin üzerine Sebastopolis adıyla askeri bir kale inşa ettiler. " En büyük " dedikleri İmparatorOktavya' nın anısına buraya Avgust-Sebastos adını koydular. VI. Yüzyılda Abhazya, Bizans Kolonisi oldu. Aynı zamanda da bir Hristiyan ülkesi haline geldi. İşte ozaman yukarıda adını saydığımız Abhaz feodal beylikleri konsolidasyona geçti. VIII. Yüzyılda Abhazlar, tüm Kafkasya' yı titretecek Abhaz Krallığı' nı kurmuş oldular.

X. yüzyılın sonunda Feodisi adındaki Abhaz Kralı' nın çocuksuz oluşu, varis bırakamaması, onu; tahtına kızkardeşinin oğlunu oturtmak zorunda bıraktı. O III. Bagrat adıyla tarihe geçen kraldı. Babası Gürcü, annesi Abhaz olan bu kral dayıları tarafından yetiştirilmiş olduğundan uzun süre bu krallığa Abhaz Krallığı dendi.

Babasının Gürcü olmasına rağmen Bagrat hanedanlığının kurduğu krallığa " Abhaz Krallığı" denmesinin nedeni, bu krallığın temelinin Abhaz kralları tarafından atılmış ve desteklenmiş olmasıdır. XV. Ve XVI. Yüzyıllarda Abhazlar tekrar kendi krallıklarını kurup Abhaz-Gürcü Birleşik Krallığından ayırdılar. Ama bu kez Osmanlı İmparatorlığu' nun gölgesinde yaşamak zorunda kaldılar. Yüzlerce yıl Hıristiyan din kültürünü alan Abhazlar' ın önemli bir kısmı Müslüman oldu.

1810 yılında Abhaz Krallığı, Rusya' nın himayesine girdi. Çok geçmeden Kafkasya' da ulusal bilinçlenme güçlendi. Abhazlar da bu bilinç içindeydi. 47 yıl süren Kafkas Savaşları bitene dek silahlarını teslim etmediler. O yıllarda, yani 1864 yılından itibaren Rus Çarlığı Abhazya' nın batısında yaşayan Abhazlar' ı, Adigeler' le birlikte anayurtlarından sürdü. Abhaz Krallığı' na da son verdi. Abhazya bir uçtan öbür uca Kazak çizmesi altında ezildi. Halk nüfus kaybına uğradı.

1866 yılında Abhazlar bağımsızlık uğruna tekrar silaha sarıldı. Adeta intihar savaşına giriştiler. Ama ne yazıkki buna güçleri yetmedi. Ertesi yıl Ruslar silah zoruyla, kalan Abhazlar' ı da sürdü. Ülke boşaldı. On yıl sonra Abhazlar tekrar silaha sarıldı. Ulusal bağımsızlık adına verdikleri her savaşın ardından bir kez daha sürüldüler. Bu kez ulus tamamıyla yok olma tehlikesi geçirdi.

1918 yılında anayurdunda kalmayı başarabilen Abhazlar kaybettikleri " ulusal devlet " yaşamın dizginlerini yeniden ele geçirdiler. Ama demokratların başındaki Gürcü Menşevikler, dizginlerin yeniden elden kaymasına, ülkenin karanlığa gömülmesine neden oldu.

1921 yılında Abhaz gençleri, Rus Bolşevikleri' nden de destek alarak Abhazya' yı, can yurtlarını bağımsız kıldı. Abhazya, " Sovyet Sosyalist Cumhuriyet " oldu. Bağımsız devlet statüsüne kavuştur. Abhaz ulusu yeniden canlandı. Ama neyazıkki zamanla Abhazya' nın devlet olma konusundaki başarısı engellenmeye, hakları kısıtlanmaya başlandı.

1922 yılında Abhazya, Gürcistan S.S. Cumhuriyeti' ne yalapçalap bağlandı. On yılda böyle geçti.1931 yılında otonom cumhuriyet olarak Gürcistan' a bağlandı. Lakoba' yı öldürdükten sonra Abhazya sadece görüntüde bir otonom cumhuriyet haline geldi. Gerçekte bir otonomi hakkı bile kalmamıştı. Artık Abhazya Gürcistan' ın bir rayonu ( bölgesi ) gibi görülüyordu.

30' lu yılların sonunda Abhazlar' ın derdine tercüman olabilecek tüm Abhaz aydınlarını, gençlerini yok ettiler. Latin alfabesine dayalı Abhaz yazı dilini kaldırıp, Gürcü alfabesini ve dilini yerleştirmeye çalıştılar. Gürcistan' ın doğu bölgesinden insanları getirip Abhazya' ya yerleştirdiler. Savaş yıllarıydı, Sovyet halkının başı tutusa söndürecek hali ve vakti yoktu. Herkes kendi derdindeydi, Abhazlar'ın problemleriyle uğraşacak tek bir merci yoktu.

1944 yılında Abhaz okullarını kapatmaya, Abhaz çocuklarına ana dillerini unutturup, Gürcüce öğretmeye başladılar. Gürcü faşistleri, Abhaz yer adlarını ( toponim ) değiştirmeyi de ihmal etmediler. 1948 yılından 1951 yılına kadar Abhazya' da 147 yer ve köy ismi değiştirilip Gürcüleştirildi. Gürcüler asimilasyonu hızlandırmak, halkı yok etmek için akıl almaz yöntemler uyguluyorlardı.

Bu asimilasyonun ötesinde bir şeydi, adeta bir soykırım, bir ulusu yaşarken yok etme yöntemiydi. Abhaz ulusunun kökünü Abhazya' dan tamamen kazımak istiyorlardı. Abir grup Abhaz' ı II. Dünya Savaşı' nda Almanlar' a yardım etti diye karalayıp imha ettiler. " Abhazya, Sovyetlerden ayrılmak istiyor.", şeklinde provakasyonlar yaparak Abhaz tarihini saptırmaya çalıştılar.

İşte, Pavle İngorakva gibi fanatik teorisyenler " Antik Abhaz boyları olan Abasglar ve Apsiller Abhaz kökenli değil, Gürcü kökenlidir. Abhazlar' ın bunlarla hiçbir ilgisi yoktur. Abhazlar Abhazya' ya iki üç yüzyıl önce kuzeyden geldiler" gibi düzmece tarihlerle Abhazlar' ı yeniden yok etme teorileri üretmeye başladılar.

Abhazya 70 yıl Sovyet egemenliği altındaydı. Ama değişen bir şey yoktu. Her seferinde yeni bir ulusal sorun yaşıyorlardı. Sovyet döneminde Abhazlar, Abhazya' da nüfusun %18' ini teşkil edecek duruma düşürüldü. Her an başlarına kakılan nüfus azlığının nedeninin kendileri olduğunu, bir an olsun akıllarına bile getirmediler.

XIX. yüzyılda tüm Kafkas uluslarının kökünü kurutan sürgün dramını Abhazlar da ziyadesiyle yaşadı. Bu yüzden boşalan Abhaz toprakları yabancı uluslar tarafından yağmalandı. Bütün olumsuzluklara rağmen 1866 yılında Abhazya' da kalan Abhaz sayısı nüfusun % 60' ını teşkil ediyordu. Gürsüler ve Mingreller durmadan gelip yerleştiği halde onların sayısı o tarihlerde 26.000' i geçmiyordu.

Daha sonra Abhazya' da yaşayan Gürcü, Mingrel nüfusu 240.000' e ulaştı. Abhaz nüfusu ise kendi anayurdunda 100.000' e düştü. Bu yüzden Abhazlar demografik anlamda çok sıkıntılar çektiler. Her an karşılarına bir koz olarak çıkarılan bu problemin müsebbibleri, bunu ileri sürenlerden başkası değildi.

Doç. Dr. Valeri Beygua ABHAZYA TARİHİ
Abhazcadan Çeviren Papa-pha Mahinur Tuna As Yayın

Abhaz'lar

Aralık 08, 2018

Abhaz’lar kendilerine "Apsuva", ülkelerine de "Apsnı", yani “Canlar Ülkesi” adını verirler. Türkiye’de genel olarak "Abaza" adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da bu halkın iki grubu ayrı ayrı “Abhaz” ve “Abaza“ (Abazin) olarak adlandırılır. 14. ve 15. yüzyıllarda Abhaz’ların bir kısmı Kafkas dağlarını geçip kuzey Kafkasya’ya, Kuban ve Kuma nehirleri boyuna yerleşmiştir. 

“Tapanta” veya “Bashağ” olarak olarak adlandırılan bu grubu, 17. yüzyıl başlarında "Aşharuva" (Dağlı) adı verilen soydaşları izledi. Onlar da Abhazya’nın dağlık bölgelerinden inerek kuzey Kafkasya’ya yerleştiler. Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan bu grup “Abazin”, tarihi anavatanları Abhazya’da yaşayanlar ise “Abhaz” olarak adlandırılır. Her iki grubun yaşadığı Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde “Abaza” adı böyle bir ayrım içermez, ancak son yıllarda “Abhaz” da ayrım yapılmadan “Abaza” yerine kullanılmaya başlamıştır. "Abhaz’lar" (Abaza’lar) Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak "Çerkes" tanımına dahil edilirler. Abhaz'lar (Abaza’lar) tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri Abhazya’da yaşayan Kafkasya’nın yerli halkıdır. Dil ve köken olarak Çerkes’lerle (Adige) akrabadırlar.

Türkiye’de Abhaz’lar (Abaza’lar) yoğun olarak İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bilecik, Bursa (İnegöl), Eskişehir, Kayseri (Pınarbaşı), Sivas (Şarkışla), Adana (Tufanbeyli), Yozgat, Çorum, Amasya ve Samsun’a bağlı köylerde yaşarlar. 

19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde 40-50 bin “Abhaz-Abaza” yaşıyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus savaşı sonucunda ve daha sonra Abhazya’da yaşanan (1866 ve 1877) ayaklanmalara bağlı olarak çoğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Abhazya’da 120 bin, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin “Abhaz-Abaza” yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş Abhaz köyleri vardır. Türkiye’de ise yaklaşık 100-150 bin Abhaz vardır. Mısır, Ürdün ve Suriye’de de Abaza’lar yaşamaktadır. Eski Abhaz’ların geleneksel uğraşı tarım, otlak hayvancılığı, arıcılık ve avdı. Tipik yerleşim bahçe, bostan, bağ v.b. ile çevrili, birbirinden uzak, çiftlik tipi yerleşimlerdi. 19. yüzyılda Abhaz’lar, genellikle aynı soydan kişilerin oluşturduğu mahallelerden (Ahabla) meydana gelen köy toplulukları (Akıta) halinde yaşarlardı. Eski konutları yuvarlak ya da dörtgen şeklinde, saz çatılı örme evlerdi. Sonradan, yerden sütunlarla kaldırılmış, çok odalı, tahta kaplı eğimli çatısı olan ahşap evler (Akuaskâ) yapmaya başladılar. 

Akuaskâ’nın ön cephesinde ağaç oymalarla süslenmiş geniş bir veranda uzanırdı. Abhaz’ların bugünkü köy evleri genellikle iki katlı, çok odalı, taş veya tuğla evlerdir. Abhaz’lar arasında Bizans aracılığıyla 4. yüzyılda Hıristiyanlık, Osmanlı’lar aracılığıyla da 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlık yayıldı. Bu dinlerin inançları pagan inançlarla kaynaştı. Abhaz’lar bugün de iki dinli bir halktır. Abhazya’daki Abhaz’ların çoğu Hıristiyan, bir kısmı da Müslüman'dır. Kuzey Kafkasya’da, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde yaşayanların ise tamamı Müslüman'dı,. ancak hiçbir din Abhaz’ların toplumsal yaşamına tamamen nüfuz etmemiştir. Toplumsal yaşamı ve kuralları Xâbze denilen Abhaz gelenekleri, örf-adet hukuku belirler. Eski çoktanrılı inançların izleri bugün de görülmektedir. Her soyun kendi koruyucu tanrısı ve kendisine ait “Anıha” denilen kutsal korusu vardı. En üst tanrı “Ançüa”, av tanrısı “Ajüeypş”, yıldırım tanrısı “Afı” vd. ile ilgili inançlar, tek tanrılı dinlerin inançlarıyla birlikte yakın zamanlara kadar korunuyordu. Feodal toplum yapısı 19.yüzyılda büyük ölçüde korunuyordu. Üst feodal kesimi Prens’ler (Tavad - Marşan) ve Asilzade’ler (Aamsta) oluşturuyordu. 

Serf'ler de kendi aralarında üç kategoriye ayrılıyordu: Anhayü, Amatsurazku ve Agırvua (veya Ahuyü). 

Üst feodal kesimle serfler arasında Aşnakuma denilen bir ara sınıf bulunuyordu. en alt sınıfı ise Köle’ler (Ahaşala) ve Azat’lar oluşturuyordu. Abhaz’ların geleneksel aile yapısı da ataerkil özellikler taşır. Her Abhaz, kökleri yüzyıllar öncesine uzanan bir soya (Ajüla) mensuptur. Sayıları binlere ulaşsa bile aynı soya mensup olan ve aynı soy adını taşıyan herkes birbiriyle akraba sayılır ve aralarında evlenme yasağı vardır. Bu yasağa anne tarafından akrabalar da dahildir. Komşuluk ve akrabalık dayanışması, konukseverlik, kan davası, yaşlılara saygı geleneksel Abhaz yaşamında önemli yer tutar. Yaşlılar bugün de ailede ve toplumda özel bir saygı görürler. Bu, Abhaz’ların uzun ömürlülüğünün sosyal nedenlerinden biri sayılır. Abhaz’ların etno-psikolojik yapısı büyük ölçüde, bireyin toplumla ve doğayla ilişkisini düzenleyen geleneksel “Apsuvara” (Abhaz'lık) normlarıyla biçimlenmiştir.

Ortaçağ Avrupa şövalyelerinin seçkin davranış biçimini anımsatan, incelikle işlenmiş davranış-görgü normları Apsuvara’nın ayrılmaz parçasıdır. Abhaz’ların günlük yaşamdaki davranışları bugün de seremonik özellikler taşır.

Murat Papşu, Atlas, Mart 2003

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery