SSCB’nin dağılmasının ardından, radikal İslâmî ülke ve örgütler, Hıristiyan misyoner teşkilatları, Hindistan'daki Budist mihraklar ile benzeri kuruluşlar; Kuzey Kafkasya’da da mezhep ihracına, cemaatlerini artırmaya, ülkeleri lehine kamuoyu oluşturmaya, ekonomik çıkar sağlamaya ve iç düzenini bozmaya yönelik dinî propaganda faaliyetlerini yürütebilecekleri yeni vasatlara kavuştular. Bu bölgede devam eden misyonerlik faaliyetlerinin planlı bir şekilde sürdürüldüğü, mevcut ekonomik zenginliklerin ele geçirilmesi amacı doğrultusunda, bazı Batılı ülke organizasyonlarının bu türden faaliyetlerinin her geçen gün de çeşitlendiği gözlemleniyor.

Misyonerlik anlayışı çerçevesinde Hıristiyanlar, tarih boyu gittikleri yörelerde hitap ettikleri insanlara Hıristiyan mesajını duyurmayı değil, onları Hıristiyanlaştırmayı hedeflediler. Hıristiyan egemen güçler, egemenlikleri altında yaşayan farklı inanç ve kültür bağlısı halkları hızla asimile etmeyi, İsa’nın kendilerine yüklediği dinsel bir görev bildiler.

Misyonerler, çalışmalarında gittikleri ülkelerde yaşanmakta olan ekonomik sıkıntıları, insanların ekonomik yetersizliğini, kendi ekonomik üstünlüklerini ve diğer psikolojik faktörleri de kullanıyorlar. Ayrıca, her bölgenin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel şartlarını tespit ettikten sonra, inanç boşluğundan ve bu ülkelerdeki inanç özgürlüğünden yararlanarak, bu şartlara uygun çalışmalar yürütüyorlar. Bazı yerlerde aileler, bazı bölgelerde tek tek fertler üzerinde çalışan misyonerler, lehlerine olabilecek her unsuru değerlendiriyorlar.

Kuruluşlarından itibaren gerek Katolik, gerekse Protestan Hıristiyanlık'ta misyonerlik teşkilatları hiç bir dönemde sadece dini amaçlı müesseseler olmadı. Misyonerlik faaliyetlerinin etkileri her zaman dinin kapsama alanının dışına taştı, siyasi, coğrafi, sosyal ekonomik, kültürel bakımlardan geldikleri ülkelerin lehine, gittikleri ülkelerin ise aleyhine sonuçlar doğurdu. Bu kuruluşların bütün faaliyetleri, sadece dindar insanların bağışlarıyla yürütmedikleri, misyonerlik kuruluşlarının, bağışlar, kilise gelirlerinden kesintiler ve gayrımenkul kiraları gibi gelirlerinin yanı sıra, ABD ve Almanya gibi ülkelerin gizli ödeneklerinden de finanse edildikleri ifade ediliyor.

Kafkas halklarının % 55,9'unun Müslüman ve % 49,6'sının ise Hıristiyan olduğu ifade ediliyor.

Misyonerler öncelikle etnik ve dini bağlara sahip oldukları gruplara yöneldiler. Protestan ve Ortodoks kiliseler, Yehova Şahitleri ve diğer misyonerler öncelikle gittikleri bölgedeki Hıristiyanlar üzerinde çalışmalara yöneldiler. Daha sonra yetiştirdikleri bu elemanlar vasıtasıyla diğer topluluklara yöneldiler.

SSCB döneminde tüm bölgede olduğu gibi Kuzey Kafkasya’da da ateizm resmi devlet dini gibi benimseniyordu. SSCB’nin dağılmasının ardından misyonerler ortaya çıkan inanç boşluğunu doldurmak amacıyla bölgeye yöneldiler. Bu kapsamda, Kafkasya’da da etkili olmayı amaçlayan kiliselerin, bölgeye yatırım yaptıkları biliniyor.

Merkezi İsveç'te bulunan IBT (Institute of Bible Translation) tarafından İncil'in Adige, Kabartay, Osetin, Karaçay, Çeçen, Nogay, Avar, Lezgi, Kumuk, Lak, Dargin, Tabasaran, Şor, Rutul, Agul, andi ve Bezhti dillerinin bir kısmına tercüme ettirdiği ve diğerlerine de ettirilmeye devam ettiği biliniyor. Bölgede İslâmiyet'in çok güçlü olmadığını düşünen misyonerler tarafından, bölgedeki Müslümanların, din değiştirmesini sağlamak amacıyla kiliseler inşa ediliyor. Misyonerlerin faaliyetleri sonucunda sayıları az da olsa bazı gençlerin Hıristiyanlığı kabul ettikleri ifade ediliyor.

Moskova'da Nisan 1997’de Kafkas Cumhuriyetlerinden Hıristiyan dinine mensup şahısların katılımıyla yapılan bir toplantıda kurulan Hıristiyan Kafkasya'yı Müslümanlardan Kurtarma Derneği de Kafkasya’da Hıristiyanlığın yayılmasına yönelik faaliyet gösteriyor.

RF’da Ekim 1997’de çıkarılan “Dini Örgütlenme ve Kişisel Hürriyetler” yasasından sonra kiliselerin önemli güç kazandıkları biliniyor. Bu tarihten sonra Adige Özerk Cumhuriyeti başkenti Maykop’ta bulunan ve büyük harcamalar yapılarak restore edilen kiliseler, Hıristiyanlık dininin yayılmasına yönelik faaliyetlerde ve Rusların bulunduğu her köye kilise yapılması için çalışmalarda bulunmaya başladı.


Abhazya’da da Hıristiyanlığın yayılmasını sağlamak amacıyla Rus Ortodoks Kilisesi tarafından Müslüman halkın yoğun olarak ikamet ettiği bölgelere papazlar tarafından ziyaretler düzenleniyor ve özellikle Abhazca basılan İncil ücretsiz olarak halka dağıtılıyor. Ülkedeki kiliseler de RF tarafından maddi olarak destekleniyor. Ayrıca, misyonerler tarafından, bölge halkına yönelik para, kitap ve ücretsiz yiyecek yardımı yapılmasının yanı sıra, fakir ailelerin sağlık sorunları ile de yakından ilgileniliyor. Misyonerler, özellikle, şehirli, entelektüel ve karışık evlilik yapan kişilere yönelik faaliyet gösteriyorlar.

Sohum'da Almanlar tarafından yapılan Protestan kilisesi ve Vatikan tarafından inşa edilen Katolik Kilisesi ile RF Ortodoks Kilisesi tarafından maddi olarak desteklenen Abhazya’daki Hıristiyanlık Eğitim Okulu’nda da Abhaz halkının asıl dininin Hıristiyanlık olduğu yönünde propaganda yapılıyor. Abhazya Ö.C. televizyonunda papazlar tarafından vaaz veriliyor. Rusya Hıristiyan kiliseleri teşkilatı tarafından maddi olarak desteklenen basın organlarında da Abhazlar arasında Rus kilisesine olan bağlılığın arttırılması amacıyla yayın yapılıyor.

Halkının büyük bölümü Müslüman olan Abhazya’da halk, bu tür faaliyetlerden rahatsızlık duyduğunu sık sık dile getiriyor. Hatta zaman zaman Müslümanlar ile ateist ve Hıristiyan gruplar arasında dinsel çatışmaların meydana geldiği biliniyor.

Rusya Çeçenistan’da giriştiği insan hakları ihlallerinin yanı sıra, bölgeye gönderdiği misyonerler vasıtasıyla halkın din değiştirmesine yönelik çalışmalarda bulunuyor. Örneğin, 2007 yılında Hıristiyan nüfusun hiç bulunmadığı Çeçenistan’ın Kurçaloy kasabasında Rus misyonerler tarafından bir kilise açıldı. Rus Provoslav Kilisesi tarafından Kurçaloy’da Çeçenlere yönelik çıkarılan “Provoslav Kurçaloy” adlı bülten, tüm Çeçenlere dağıtılıoyor. Halbuki, SSCB döneminde 1990’da Kurçaloy’da Çeçenistan’ın ilk medresesi ile Rus-Çeçen 1994-1996 savaşı sona erince de bir Kur’an Kursu da açılmıştı.

Diğer taraftan, Çeçenistan’da ve İnguşetya’da 1994-2007 tarihleri arasında gizli olarak, bizzat savaşta yer alan Rus Provoslav Kilisesi’nin papazlarının, adam kaçırma ve FSB teşkilatının sorgularında yer aldıkları ifade ediliyor. Günümüzde ise, Rus gizli servisinin desteğiyle Rus misyonerlere, açık bir propagandayla Çeçenistan ve İnguşetya halkının din değiştirmesini sağlamaya yönelik görevler verildiği kaydediliyor. Misyonerler tarafından FSB’nin de desteğiyle, Çeçenistan’ın her yerleşim bölgesinde bir kilise yapılmasına çalışılıyor. Diğer taraftan, Çeçenistan’ı ve İnguşetya’ya, FSB tarafından özel olarak yetiştirilen uzman misyonerler ile öğretmen Rus aileleri, büyük maaş bağlanarak getiriliyor. Bugün, Kuzey Kafkasya’da bulunan Rus askerlerinin Provoslav mezhebine bağlı kutsal savaşçılar olarak gösterildiği ve vaazlarda Müslümanların öldürülmesine teşvik edildiği ifade ediliyor.

İnguşetya'daki Çeçen mültecilere yönelik olarak Hıristiyan ve Budist misyoner teşkilatları, dini propagandanın yanı sıra, insani yardım adı altında sürdürdükleri faaliyetlerle de dinlerini yaymaya çalışıyor. Mültecilere yardım getiren insani yardım kuruluşlarının beraberlerinde getirdikleri misyonerler, haftalık uyguladıkları yardım programına katılanların dini etkinliklere de iştirak etmesi şartını getiriyor. Etkinlik sonrasında katılımcılara, içinde dini içerikli kitapçıklar ile gıda maddeleri bulunan bir yardım paketi dağıtılıyor.

Dağıstan'daki Müslümanlar ise İslami kimliklerini geri almak için yoğun bir çalışma içerisindeler. Buna karşın, Rus gazetelerinde, Dağıstan'da yaşayan Kumukların “Türk ve Müslüman olmadığı" yönünde temalara yer veriliyor. Dini okullara yönelişin arttığı bölgede, Hıristiyan misyonerlerin son yıllarda önemli çalışmalar yaptığı da biliniyor. Radyo ve TV vasıtasıyla Hıristiyanlığın genç Müslümanlar arasında yaygınlaştırılmaya çalışıldığı Dağıstan'da, Hıristiyan misyonerlerin arkasında önemli bir güce sahip olan Rus Ortodokslar bulunuyor.

Kabartay-Balkar Ö.C.de bir kilisede Rusça Hıristiyanlık propagandasına yönelik yayınlar yapan bir radyo faaliyet gösteriyor. Ancak, radyo yayınları bölge halkı tarafından tepkiyle karşılanıyor. Ancak, Kafkasya’da sürdürülen tüm bu misyonerlik faaliyetlerine karşın, halkın İslâm dinine ilgi duymaya başladığı ve misyonerler tarafından sürdürülen Hıristiyanlık propagandasına tepki gösterdiği kaydediliyor.

SSCB döneminde gerek Müslümanlar, gerek Ortodoks Hıristiyanlar ateist politikalardan mağdur olmuşlardı. Bu nedenle, günümüzde, dinler arasındaki farklılıklara değil ortak yönlere ve birleştirici unsurlara önem verilmesi gerekir. Devlet kontrolünde olmayan, finans kaynakları bilinmeyen, çalışmaları ülke yasaları ile uyuşmayan tüm vakıf ve kişilerin faaliyetleri de gerçek dini kuruluşların çalışmaları ile bir tutulmamalıdır. Hıristiyanlara ve Müslümanlara tanınan haklara ilişkin yapılan uygulamalar arasında fark gözetilmemelidir. Günümüzde misyonerlik faaliyetlerinin etkisiz kılınması için özellikle aydın din adamlarının istihdam sorunu yönetimler tarafından çözümlenmelidir.

Global Yorum İnternet Dergisi Naciye Saraç

Kafkasyalılık

Şubat 28, 2016

Evet, bugün öyle görünüyor ki, halklarımızın yani Kafkasya’nın içinde bulunduğu durumun kurallara uygunluğunu kabul etmek daha objektif olacak. Fakat bu kurallılık doğal ve söylendiği gibi bizim gelişimimizin, hatta devrimci hamlelerin bir sonucu değildir. Ama evrimci bir hareket de olmayıp, halklarımızın kendileri için doğal olmayan, devrime yabancı yaşam biçimlerine, yabancı mücadele bayrakları altında sürüklenmesidir. Evet, bizim doğal olmayan yasallılığımız, halklarımızın- yaşam ve ruhlarının- zor kullanılarak Rus halkının tarihsel sosyo-politik ve ekonomik gelişim sistemine dahil edilmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Kafkasya’nın yüz yıl önce Rusya ile başlayan teması, sürekli var olan çelişkileri, daha önce hiç olmadığı kadar açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu çelişkiler eski yarı vahşi halkların komünist ideolojiyle birlikte sınıf savaşı yapmaları, eski dünyanın yıkım süreçlerine dahil olan Ekim devrimi ve imparatorluğun fetih siyasetinin ilerici rolü sayesinde ortaya çıkmıştır. Marksist-Leninist diyalektik, temasa geçmeleri halinde halkların yakınlaşma eğilimi içine gireceklerini çok iyi kavramış fakat uzun süre dikkate alınmamaları halinde kaçınılmaz bir biçimde çelişkiye dönüşecek olan ulusal özelliklerin değişmezliğini hiç fark edememiştir. Halklar ve özellikleri gibi sürekli olan şeyler arasındaki çelişkilerin değişmezliği ise kaçınılmazdır.

Günümüzde bu dikkate alınabilir. Fakat bunun için halkların kaynaşmasının, özellikle de yapay kaynaşmasının kaçınılmazlığını öne süren Lenin-Stalin dogmasını reddetmek gerekir. Dünyanın gelişimi, bir ulus olarak canlanan etnik grupların diğer uluslarla kaynaşamayacağını, gelişimlerinin ise ulusal bilincin artmasıyla -birlikte gerçekleşeceğini göstermektedir. Bu bilinç, tek başına oluşun gelişmemiş tabakalarından kurtularak, diğer halklara ve bununla birlikte de çoğu zaman değişik savaş biçimlerine dönüşen ulusal bağımsızlığa maksimum derecede açılmaya yöneliktir. Kafkasya buna parlak bir örnektir. Kafkasya tarihi, Kafkas ırkına ait olan, fakat ulus olma formasyonuna ulaşamamış etnik grupların birçok yakınlaşma ve tek başına oluş süreçlerini içeren bir gelişim tarihidir ve ulusal ruhun yok edilemeyeceğinin bir kanıtıdır.

Yalnızca Kafkas ırkında ruh salt bir özdeşliğe ulaşmakta, yalnızca burada ruh doğa ile tam bir kıyaslamaya girişmekte; kendisini salt bir bağımsızlık içinde tanımakta, iki aşırılık arasında kaybolmaktan kurtulmakta, kendini ve özünün gelişimini tanımlamakta böylelikle de dünya tarihini doğurmaktadır. Dünya tarihinin gelişimi “Kafkas ırkından geçmektedir.” Hegel, “Ruhun Felsefesi”nde böyle yazmaktadır. Ne yazık ki, çağdaş Kafkasya’nın ne tarihsel ne de felsefi düşüncesi `henüz böyle bir kendini kavrama derinliğine ulaşamadı. Gerçi Kafkasyalıların davranışları bize, kendi ayrıcalığını sezgisel olarak hissettiğini gösteriyor.

Dünyada Kafkasya da dahil tek yönlü süreçler yoktur. Fakat uzak ve yakın tarihin artılarının ve eksilerinin birçok açıdan benzersiz olan bu ülkenin halkları tarafından değerlendirilmemiş, yani onların yarattığı faktörler tam olarak etkili olamamıştır. Kafkasyalılar jeopolitik üstünlüklerini bilinç altında hissetmişler, bu da onların dirence, en güç koşullarda bile kendini koruma yeteneğine sahip olmalarında bir etken olmuştur. Avrupa Asya halkları, özellikle Rusya, Kafkasya’yı Kafkasyalılardan daha fazla değerlendirmişlerdir. Rusya’nın Kafkasya’ya hakim olma sorununda her tür devlet düzeni ve rejiminde gösterdiği sistematiklik, sebat; sertlik ve sürekliliği bununla açıklayabiliriz. Kafkasya’ya böylesine ısrarla yaklaşmalarındaki birçok nedenden birisi de ülkemizin jeopolitik ve etnik açıdan sınırlılığıdır.

Kafkasya’ya yapılan fetih seferleri tarihini anımsayalım. Bu seferler pratik olarak dünyanın dört bir tarafından yapılmakla birlikte, Kafkasya’ya en aktif biçimde kuzey ve güneyden saldırılmıştır.

Kafkasya’nın benzersizliği, burada Avrupa ve Asya’nın, Doğu ve Batı’nın yalnızca kültürel değil, etnik olarak da birleşmesi ve Kafkasyalılık kavramının kaynaşmasıdır. Kafkasya, böylelikle iki kıtanın, Asya ile Avrupa’nın arasında ve sınırları içinde, siyasi ve hatta coğrafi olarak bulunmaktadır. Bu sıradışı üstünlüğü; yalnızca , etno-kültürel değil, felsefi açıdan da kavramak durumundayız.

Dünyada, tarihin bilinen döneminde fetih amaçlı askeri çatışmalar yaşamayan iki komşu ulus bulmak güçtür. Bu açıdan yalnızca Kafkasya bir istisnadır ve Kafkasya halkları Kafkasyalılığı bir prestij olarak kabul etmişlerdir. Başka bir deyişle, Kafkasya insanlığın bilincinde kendine özgü özellikleri ve bunlardan kaynaklanan durumuyla ayrı bir kıta olarak algılanır ve yaşamını sürdürür. Belki de bu nedenle, bu kabul edilmeyen kıta özgürlük mücadelesinde bu denli ısrarcıdır. Kafkasya’da bazen bir tek halkta olduğundan daha güçlü bir birlik olma bilinci vardır. Ayrıca, Kafkasyalılığın bazen bir ırk özelliği değil de, - bir ulus özelliği olarak düşünülmesi de çok normal görünmektedir. Mantıksal olarak izin verilmemekte birlikte bu akla gelmektedir.

A. Avtorhanov bundan son derece inandırıcı olarak söz etmektedir: Dillerdeki diyalektik farklı boyların mevcudiyetine karşın, dağlılar kültürel ve etnografik tarihsel verilere göre, gerçekte birbirleriyle akraba kabilelerden oluşan tek bir halk oluşturmaktadır. (“Ubiystvo Çeçeno-inguşskogo Naroda, Narodoubiystvo v SSSR” sf: 7) Aynı şeyi Kafkasya kökenli olmayan halkları da dahil ederek tüm Kafkasya için de söylemek mümkündür. Çünkü günümüzde bir çok bakımdan “Kafkasyalılaşmışlardır”. Özellikle günümüzde Kafkasya’da oluşan siyasal süreçleri ve ulusal-devlet olarak kuruluş düşüncesini Kafkasyalılık bakış açısından irıcelemek gerekir. Bu bizim ulus olarak yeniden doğuş mücadelemizde dayanak noktamız olacaktır. Buna özgürlük idealine olağanüstü bağlılığımızı da ekleyebiliriz. Bu, hiç kısıtlamasız, koşulsuz bir ulusal ve kişisel özgürlüktür: Kollektif ve bireysel özgürlüğün birleşmesi, “uygarlık yanlısı” Rusya’nın vahşi göründüğü maksimum bir özgürlük; gerçekte özgür bir ruhun konsantre ifadesi, Kafkasya’nın bir özelliğidir.

Fakat Kafkasyalılık bilincinde, Rus ve Sovyet imparatorluğunun ağır; yok etmeye varan siyasetinin bir sonucu olarak beliren bir deformasyonun varlığını yadsımak da mümkün değildir ve geçmişte herkesin bildiği bu şeyleri anımsatmaya gerek yoktur. Bizim için gerekli oları bugünkü faktörler ve biçimlerdir.

Ulusal olarak yeniden doğuş düşüncesi günümüzde tüm dünyaya mal olmuştur. Fakat Rus İmparatorluğu halkları ve özellikle de Kafkasya açısından değerlendirilmeli ve ulusal özgürlük aracılığıyla da gerçekleştirilmelidir; aksi takdirde salt düşünce olarak kalır. Üstelik ulusal özgürlük, geleneksel anlamda dar bir ulusallık olarak değil, tüm Kafkasya göz önüne alınarak düşünülmelidir.

Bunu; imparatorluk merkezi tarafından açıkça beslenen bazı Kafkas halkları temsilcilerinin savunduğu Kafkas ayrılıkçılığı fonunda vurgulamak önemlidir. Herhangi bir Kafkas halkının, Kafkasya birliğirıi göz ardı ederek ve diğerlerinden koparak özgürlük ve yeniden doğuşa ulaşabileceği gibi yanılgılar, kötü yanılgılar olup; Kafkasya’nın kaderi açısından baltalayıcı ve stratejik özellikler taşırlar. Bu yanılgılar imparatorluk merkezince, Kafkasya halkları arasındaki çatışmalara da dayanarak, (İnguş-Osetin v.b.) kışkırtılmakta ve desteklenmektedir. Bu yapılırken de, her iki tarafta bu sorunun çözümünün tümüyle Rusya’ya bağlı olduğu, çünkü bunun Rusya’nın iç sorunu olduğu havası yaratılmak istenmektedir. Ve her iki taraf da, birbirlerini öldürerek imparatorluğun kucağına düşmekte, böylelikle de Kafkasya’nın ortamını altüst etmektedirler. Her iki tarafta yalnızca bu yolu görebilmekte, bunun özellikle kendileri için bir felaket olacağını fark etmemekte, daha başka güvenli bir yolun olduğundan, yani sorunlarını Kafkasya Ocağı yoluyla çözümleyeceklerinden, ama önce bu ocağı kurmaları gerektiğinden söz etmemektedirler.

Ama bu nasıl yapılacaktır? İşte Kafkasyalılar için en önemli soru budur. Bunun için öncelikle Kafkasya kendisine bakmalıdır: Her Kafkas Cumhuriyeti, fonksiyonu bir süre için kesilmiş Kafkasya devletinin bir üyesi olduğunun bilincine varmalıdır. Daha sonra tüm ilerideki hareketler bu birliğin siyasal, ekonomik ve kültürel yapısını düzenlemeye yönelik olmalıdır. Birlik için çalışan unsurlar olduğu kadar, bu birliği dağıtmaya yönelik unsurlar da ortaya çıkmıştır. Dinsel unsura özel bir dikkat yöneltilmelidir, çünkü bu birleştirici olduğu kadar, parçalayıcı da olabilir. Eğer imparatorluk merkezinin Müslümanları ve Hıristiyanları kıyaslayarak bundan ikinci şıkta yararlandığı dikkate alınırsa, bu konudaki çalışmanın dinlerden birisini ön plana çıkarmak için değil, onların potansiyelini birleştirmek için yapılması gerekir ve bu Kafkasyalılık düşüncesi geçerli olacak biçimde olmalıdır.

Ben Kafkasyalıyım. İşte günümüzde herhangi bir Kafkasyalı yurtseverin konumu ve siyasal olarak öncelik vermek durumunda olduğu konular, sloganı ve düşünsel dayanağı bunlardır. Kafkasyalılık; işte bizim ulusal kurtuluş davasındaki milliyetimiz budur. Ama ancak Kafkasya’nın kurtuluşundan sonra biz Azerbaycanlı, Abhaza, Gürcü, Ermeni, Adigeyli, Balkarlı, Kabardin, Karaçaylı, Çerkes, Osetin, Abazin, İnguş, Çeçen ya da Dağıstan hakları olabileceğiz; ya da hiç bir zaman olamayacağız. Kafkasyalılığın tek alternatifi vardır; o da komünist imparatorluğun asimile olmuş, kişiliksiz halk kitlesi olmaktır.

Ben seçimimi yaptım. Kafkasyalıyım.

Bağımsızlığın Eşiğinde,Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 190-195. Ank. 1996.
Zelimhan Yandarbi(yev)

Hiçbir makul enformasyon politikası, özellikle de devletin enformasyon politikası bölgenin kendine özgü yapısı ve nüfusu azami derecede dikkate alınmadan hazırlanamaz.

Bölgelerinin ("güçlü bölgeler-güçlü Rusya") Rusya'yı kuvvetlendirip kuvvetlendirmeyeceği merak konusu olabilir ama Bütün-Rusya Devlet Televizyon ve Radyo Şirketi (VGTRK) için önemli olan; tüm bölgelerin yerel halkının güveninin kazanılması, çıkarlarının gözetilmesi, "ortalama" kişinin değil, farklı enlemler ve boylamlarda yaşayan insanların ihtiyaçlarının karşılanabilmesidir ve bu kurum stratejisi haline gelmiştir.

Öncelikle bazı terimleri tanımlayalım. “Enformasyon Alanı” terimini kullanırken yalnızca sıradan bilgi pazarını değil, yer parametreleri olan çok karmaşık bir sosyal olguyu kastediyoruz. (Fiziksel bakış açısıyla değerlendirildiğinde bu alan sınırsız sayıda özgürlük derecesi ihtiva eder.) Sosyal olarak önemli bilgilerin kendi noktalarından sürekli olarak hasıl olması ve bu sosyal bütünlüğü koruyup geliştirmek için bu bilginin doğal veya özel olarak meydana getirilmiş mekanizmalarla kendi bölümleri üzerinden dağıtılması gerçeğiyle ayırt edilmektedir. Bu kavramın kullanılması parça parça bir yaklaşımdan, bilgi akış dolaşımı organizasyonunda “mozaik bir resim”den kaçınmayı sağlar, bu dolaşımı tüm bileşenleriyle birlikte bir bütün olarak algılamaya yardımcı olur. Günümüzde kitle iletişim araçları toplumu bilgilendirmede ve toplum iletişiminde görevlerini en etkili biçimde yerine getirmektedir ve bilgi dağıtımının yegane aktif mekanizmalarıdır.

Tabii ki enformasyon alanının tüm bileşenleri (bireyler ya da insan grupları), kitle iletişim araçlarının hem öznesi hem de nesnesi olmak üzere çift role sahiptirler. Öznedirler, zira haberleri oluştururlar ve nesnedirler zira kitle iletişim araçlarından bilgi edinirler ve izleyicisidirler.

Enformasyon alanı, öngörülmüş kriterlerle belirli düzey ve parçalara ayrılarak yapılandırılabilir. Halihazırda, enformasyon alanı yapılandırmasında en yaygın kriter, coğrafi veya daha net ifadeyle ekonomik ve coğrafi kriterdir ki bu da “bölgesel enformasyon alanı” tanımlamasına katkıda bulunur.

Kuzey Kafkasya, Rusya Federasyonu enformasyon alanında çok özel bir yer işgal etmektedir. Diğer bölgesel alanlardan farklılık gösterdiği noktaysa; Kuzey Kafkasya’daki yapılanmanın sosyo-ekonomik, etnik ve dini ve de medeniyet karakteristikleri açısından diğer bölgelerden emsalsiz bir farklılık göstermesidir. Örnek verecek olursak, bölgedeki şehirlerden Rostov, Krasnodar ve Stavrapol ile Dağıstan, Çeçenistan ve Kabardey-Balkar arasındaki farklılıkları önemsememek imkansızdır. Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya’daki federatif yapılarını oluşturan, Kuzey Osetya’daki ılımlı demokrasiyle, Krasnodar’daki Nasyonal-Komünist rejimi, Kabardey-Balkar’daki otoriter diktatörlüğü ve Çeçenistan’daki şeriat yapılanmasını bir tutmak imkansızdır. Tüm bu faktörler mevcut bölgesel yapıların medya kuruluşlarına yanıltıcı bir çok bilgiler (diğer bölgelerle ilişkide tehlikeli) vermesi ve de kitle iletişim araçlarından alınan bilgilerin taraflı şekilde filtrelenerek elde edilmesi sonucunu ortaya çıkartmaktadır.

Kuzey Kafkasya’daki bölgesel gerilim o kadar büyüktür ki, bu durum Kuzey Kafkasya menşeli haber akışının Rusya Federasyonu otoritelerinin bilgi akışından çok daha güçlü olmasına neden olmaktadır. Kuzey Kafkasya ve bölgedeki problemlerin haber bültenlerindeki yansıması dışarıdan bakıldığında başka haberlerin ne kadar seyrek sansürlendiği gerçeğine işaret etmektedir. Aynı zamanda Kuzey Kafkasya konulu bilgi akışı ne nicelik ne de nitelik olarak bölgenin Rusya’nın kaderinde ne kadar önemli olduğu gerçeğini de yadsımaktadır. Bu noktada ülke çapında ve de bölgedeki medya kuruluşlarının kat etmesi gereken uzun bir yol olduğu görülmektedir.

Kuzey Kafkasya enformasyon alanının kendine has özelliği, büyük çapta, uzmanların da işaret ettiği doğal ve sosyal faktörlerden etkilenmeye karşı toplumsal bütünlükteki güçlü mukavemetin bir sonucudur -ki diğer bölgelerden demografik olarak farklı olması uzun ömür, yüksek doğum oranı bunun bir sonucudur–. En çok sanayileşmiş Rostov bölgesinde dahi, erkeklerin yaşam süresi ülke genelindeki ortalamanın 1.5 sene fazlasıdır ki bu da dikkate alınacak bir değerdir. Bu nedenle yaşlı Kafkas kesimi (Ruslar ve bu bölgede yaşamakta olan etnik grupların temsilcileri) çok önemli bir izleyici kitlesi oluşturur ve ilgi alanları mutlak surette göz önünde bulundurulmalıdır. Belki bu onlar için özel programlar hazırlanmasına vesile olabilir. Aynı zamanda unutulmamalıdır ki, bu insanlar Rusya’nın bir çok yerinde görülebilecek işsizler yada emeklilerden oluşmuyor, aksine bunlar istikrarlı sosyal sistemde özel pozisyonlara sahip ve başlı başına istikrarlı geleceği dair kaygılar ve bakış açıları taşıyan insanlardır.

Bölgesel enformasyon alanının spesifik özelliklerinin tanımlamada ikinci faktörse Rusya federasyonu dahilindeki tüm Kafkas Otokton cumhuriyetlerindeki sosyal birliğin yapıtaşı sayılabilecek muhafazakarlık ve de meşhur Kafkas gelenekleridir. Bu muhafazakarlığın en yüzeysel göstergesi minimum orandaki göçtür. Kafkasya izole edilmiş gibidir: Kafkasya mevkilerin gerektiğinde sertçe korunduğu sağlam sosyal yapı sebebiyle çok az göçmen tarafından cazibe alanı olarak algılanmıştır. Diğer taraftan, Kuzey Kafkasya’dan ülkenin diğer bölgelerine göç de çok düşük seviyededir. Kuzey Kafkasyalıların büyük çoğunluğu doğdukları topraklarda yaşamakta, diğer bölgelerde geçici süreler geçirmektedir. Göç edenlerin büyük bir çoğunluğu maddi birikim sağladıktan sonra Kafkasya’ya dönmektedir. Bu, Kafkaslardaki Otonom Cumhuriyetler’e has özel bir durumdur. Rusya’nın diğer bölgelerinde sosyal mevki sahibi olmaları pek mümkün olmamaktadır, genellikle altyapının yasal (pazar) veya illegal dallarıyla bağlantıları görülmektedir. Kafkasya’dan gelenler aynı zamanda nüfusun büyük bölümüne yabancı kalmaktadır. Rolleri, etnik Çinlilerin (Hutsiao) dünyanın pek çok bölgesinde oynadıkları role benzer: altyapının yasal ve yasadışı dallarında aynı kısıtlı konum ve nüfusun kalanıyla kısıtlı ilişkiler. Böylece, “bilgilendirici özerk bölge” olarak adlandırabileceğimiz modelin Kuzey Kafkasya için geçerli olabileceğini söyleyebiliriz. Ki bu model yerel (en dar anlamıyla) haberler ve öğeler özellikle önemlidir ve izleyiciler tarafından özellikle istenirler. Bu durum, bu sene başında düzenlenen bir anketle bir açıdan doğrulanmış, Vesti akşam haber programlarının Rostov’da (ne yazık ki anket, diğer Kafkas şehirlerinde düzenlenmemiştir), Rusya’daki tüm diğer şehirlerden daha az izlendiği ortaya çıkmıştır.

Kuzey Kafkasya’nın bilgi alanının spesifik özelliklerini etkileyen önemli unsurlardan biri, yerel soysal bütünlüğün çok iyi denetlenmiş olması ve süregelen heterojenliğidir. Bu makro bölgenin sosyal bütünlüğü bir taraftan çok sayıda küçük ve muhafazakar özerk devlet, öte taraftan muhafazakar olarak nitelendirilebilecek büyük bir “karışmayan” Slav nüfusu tarafından meydana gelmektedir. Makro bölgenin tüm sistemleri etnik, kültürel, ekonomik ve dil bazlı değişkenler yüzünden çok çeşitlidir. Bu yüzden, nüfus yapısındaki aşırı muhafazakarlık, diğer eksenlerdeki artan çeşitlilikle telafi edilmekte, sistemin yapısını dengelemekte ve sonuç olarak istikrar kazandırmaktadır. Bu bağlamda, Devlet televizyonu ve radyosunun toplum bütünlüğünün parçaları arasında bilgi alışverişini sağlaması ve böylece yerel sistemin istikrarını artırması çok önemlidir.

Kuzey Kafkasya’nın bilgi alanının tanımı bir çok bölgenin ayrılıkçılığına olan ortak katılımı veya merkez ile federatif ilişkilerde özel bir konum iddiaları faktörleri olmaksızın tanımlanamaz. Bu olgunun kökleri, Otonom Cumhuriyetlerdeki geleneksel toplum sisteminin “donması”na ve Rus halkının bu geleneksel sistemin tekrar vuku bulmasına karşı kayıtsızlığına dek uzanmaktadır. Bu nüfusun yakın zamana dek ayrılıkçılığı protesto etmemesinin sebebi budur. Rusya’da altyapının pazara geri dönüş ilişkileri koşulları altında çabuk gelişimi (hem yasal hem yasadışı) bu merkezin temsilcilerine aile ve kabile faktörlerinin yardımıyla bu altyapıda en güçlü pozisyonları elde etme izni vermiştir. Kafkas nüfusunun suç oluşturan aktivitelerde ve Rus şehirlerindeki pazarlarda artan varlığı kaçınılmaz bir gerçektir çünkü Rusya’da Kafkasya, eski tip suç pazarı için uygun olan birkaç bölgeden biridir. Bu konunun bilgisel gelişimi çok karmaşık ve hassas bir meseledir. “Kafkas etnik grup üyelerinin suç içeren ticaret mantığı” şeklinde bir kavram ilan etmenin veya bu kavrama doğal bir olgu gözüyle bakmanın kesinlikle bir faydası yok. Bununla birlikte bu durumu bir pastoral şiir gibi göstermek de doğru değil; bu, büyümekte olan (belki de halihazırda büyümüş) yerel suç organizasyonlarına göz yummak anlamına gelir.

Kuzey Kafkasya’nın enformasyon alanı bazı Otonom Cumhuriyetlerin Devlet desteğine güçlü bağımlılığıyla büyük ölçüde geleneksel olarak belirlenmiştir. Burada var olan kriz, Devlet’in ekonomideki rolünün küçülmesiyle pek çok acılı manzaralar ortaya koymuştur. Ancak tuhaf bir şekilde, belki de “nüfusun köylü çehresi” yüzünden, ulusal kaynakların kullanımının tuhaf özellikleri ve insanların krizi kanıksaması (bazı bölgelerde on yıllardır sürmektedir) sonucu nüfusun büyük bölümünde görülen ciddi yoksulluğun arka planında ortaya çıkan sosyal gerilimde neredeyse hiç ekonomik unsur olmaması durumuyla karşı karşıyayız. Aslında dünya haberlerinde sosyal protesto gösterileri veya toplu işsizlikteki artışa değinilmemektedir. Haberlerde Kuzey Kafkasya’daki ekonomik yaşamın hiç işlenmemesi gariptir. Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerinin sakinleri televizyon izlerken “orada ekonomi var mı yoksa sadece hırsızlık ve kölelik mi mevcut?” diye düşünebilirler.

Kuzey Kafkasya’daki durumda söz konusu olan özel gerilimin çeşitli etnik grupların yaşadığı bölgeler arasındaki başlangıçta şüpheli olan sınırlardan kaynaklandığını tekrar belirtme gereği duyuyoruz. Bu sınırlar, etnik ve tarihi gerçekler göz önünde bulundurulmaksızın belirlenmişti. Günümüzde, Kuzey Kafkasya’da, iki ayrı ulusun birden hak iddia ettiği yaklaşık on “tartışmalı” bölge bulunmaktadır. Aynı zamanda iki büyük Kuzey Kafkasya halkı, Oset ve Lezgi Devlet sınırlarıyla ayrılmıştır. Kuzey Kafkasya’daki gerilimi artıran bir başka faktör sürgün halkların (Çeçen, İnguş, Karaçay ve Balkar) rehabilitasyon sorunudur; bölgesel rehabilitasyon sorunu özellikle çok yoğundur. Bu acılı mesele, sürekli bir enformasyon güçlüğü teşkil eder ama en kabul edilebilir çözüm söz konusu grupların hepsine eşit yaklaşım göstermektir, aksi takdirde Kuzey Kafkasya’nın nispeten daha “sakin” bölgelerindeki istikrar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Aynı zamanda, Rus televizyonu ve radyosu neden kendi iradeleri dışında ve kabahatleri olmaksızın bölünerek farklı ülkelerde yaşamak durumunda kalan Oset ve Lezgi halklarının bütünlük meselelerini haber yapmayı reddetsin?

Kuzey Kafkasya enformasyon alanının spesifik özelliklerinden bir diğeri bu bölgedeki politik mücadelenin, yerel etnik “otoriteler” arasında bir güç kavgasına dönüşmeye başlamasıdır. Aslında mücadele o veya bu politik fikrin savunucuları arasında değil, o veya bu yerel etnik seçkin grubun temsilcisi arasındadır. Bu işlem Rusya’nın pek çok bölgesinde bir yere kadar genel özellik olarak karşımıza çıksa da Kafkasya’da diğer tüm bölgelerden daha fazla gelişmiş ve ön plana çıkmıştır. Yani gazeteciler için tarafsız yaklaşımın dengesini muhafaza etmek ve o ya da bu “etnik politik klan”a hizmet etmemek çok önemlidir.

Kuzey Kafkasya’nın geleneksel enformasyon alanı, yerel halkın çoğunluğunun geçimini tarım ve hayvancılıkla sağladığı gerçeğinin etkileri doğrultusunda oluşmuştur. Anlaşmazlıkların meydana gelme mekanizması büyük ölçüde geleneksel kırsal yaşam tarzından etkilenmiştir. Kuzey Kafkasya’nın mutlak ve izafi aşırı nüfusu ve aynı zamanda dağlıların büyük bölümünün endüstri alanında çalışma imkansızlığı (aslında günümüzde çoğu fabrika yok olmuştur) ortaya aşırı bir sosyal gerilim çıkarmaktadır. Kuzey Kafkasya’daki “sözde” uluslararası anlaşmazlıkların tarıma uygun topraklar için yapılan mücadelelerden kaynaklandığını unutmamak gerekir. Bu konuda pek çok örnek verilebilir. Dağlılar ve Rus halkı arasındaki, Kuzey Kafkasya’nın bazı bölgelerinin (mantıksızca denemeyecek şekilde) “yerel halk” durumu olduğunu iddia ettiği anlaşmazlığın sebebinin toprak sorunu olduğunu söylemekle yetinelim. Kuzey Kafkasya’daki bir başka büyük anlaşmazlığın özü de dağlılar ve Kazaklar arasındaki çekişmedir. Bu bölgedeki gerilimin tarımsal boyutu Federal kitle iletişim araçlarınca derinlemesine işlenmelidir. Değerli Kafkas topraklarının paylaşımı için önerilerde bulunmamalıyız ama bu sorun dünyanın pek çok bölgesi için büyük önem taşımakta ve çeşitli yöntemlerle, çoğunlukla merkezi otoritelerin yardımı ve yine onların maddi desteğiyle çözüme kavuşturulmakta. Gazetecilerin işlemesi gereken konular bunlardır.

Kuzey Kafkasya’nın enformasyon alanında din unsurunun da önemli bir yeri vardır. Tüm Kuzey Kafkasya halkları kendilerini Müslüman olarak kabul ettiğinden (Rus Ortodoksları olan Osetler ve Mezdok Kabardeyleri; bazı Musevi Tatarlar ve Lamacı Budistler olan Kalmuklar hariç) krizin büyüme sürecinde anlaşmazlığa düşen taraflar İslam’a giderek daha fazla başvurmaktalar. Ancak İslam’ın etki oranı bir bölgeden diğerine büyük farklar göstermektedir. Kesin bir düzen vardır; bölgenin nüfusu, batıdan doğuya giderek daha dindar bir portre çizmektedir. Örneğin Çeçenlerin ve Dağıstan halklarının çoğu İslam kanunlarına az çok titizlikle uymakta, buna karşın Batı Kafkasya halkının dine resmi bir bakış açısı bulunmaktadır. Politika ve din arasındaki aktif etkileşimin ve kökten dinci grupların sayısındaki artışın Kafkasya’nın doğu bölgelerinde temel özellik olmasına şaşmamak gerekir. Çeçenistan ve Dağıstan’da gerçek İslam devletlerinin kurulması düşünülebilirken (en azından bir ihtimal olarak) aynı durum Batı Kafkasya için teoride bile mümkün değildir. Kuzey Kafkasya’nın bu özel durumu her yönüyle dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde (kitle iletişim araçlarının faaliyetlerindeki belirli trendlere bakılarak) “İslami patlama” bu bölgede oluşan her şeye hükmedebilir ve “doğru İslam” televizyonda öğretilir.

Kuzey Kafkasya’nın bir diğer özelliği burada, Devlet kitle iletişim araçlarının genel olarak zayıf olsa da gerçek anlamda bir karşı hareket altında çalışmak zorunda olmasıdır. Gazetelerden öğrendiğimiz kadarıyla Çeçen liderler Rusya’ya açık bir bilgi savaşı ilan etmiş durumda. Yakın zamanda Çeçenistan’da, sadece Çeçenistan’da da değil, Baku, Tiflis, Tahran, Ankara ve benzerlerinde de Federal merkezin ideolojik etkisine karşı koyma kapasitesine sahip bilgilendirici ve propagandacı bir yapının faaliyeti ve Kuzey Kafkasya bölgesindeki Çeçen liderlerin askeri ve politik programlarının gerçeğe dönüştürülmesi için uygun bir zemin hazırlamaya giderek daha fazla önem verilmektedir.

Şu anda, Çeçen liderler Çeçenistan’daki kendi ideolojik çalışmalarının birinci Çeçen Savaşı’na nazaran çok zayıf kaldığını hesap etmekteler. Bu durum yerel halk tarafından çok az rağbet gören ve çok zor şartlarda basılabilen Çeçen gazeteleri tarafından dile getirilmektedir. Rus yanlısı hükümete bağlı gazeteler 1500’den az tiraja sahipler. Bu resmi yayınlara ek olarak, karşıt gruplar (İslami ve milliyetçi) tarafından kontrol edilen mevcut gazeteler de mevcut. Çeçenistan’daki gözlemcilerin tahminlerine göre, bu yayınlara da talep oldukça az, yayınlar düzenli olarak dağıtılamıyor ve dağıtım da bir çok zorlukla karşı karşıya. Cumhuriyetin nüfusu daha çok Rus yayınlarıyla ilgili. Aynı zamanda her iki tarafın Çeçenistan’da ve ülke dışında bilgi-propaganda merkezleri (daha emekleme aşamasında) geliştirme çabaları da yok değil.

Yayın istasyonlarının imha edilmesinden önce, Devlet TV-I kanalına ek olarak Kafkas televizyon stüdyosu (M. Ugudov kontrolü altında) ve TV-V televizyon şirketi İçkerya-Çeçen Cumhuriyeti topraklarında faaliyet gösteriyordu.

Zelimhan Yandarbiyev ve Şamil Basayev bölge için kendi elektronik kitle iletişim araçlarını oluşturmada aktif bir rol üstlenmişlerdi. “Içkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi” adı verilen organizasyonun son toplantısında bölgesel televizyon yayıncılığı organizasyonu tatmin edici olmaktan çok uzak bulundu ve bu yasadışı organizasyonun lideri olan Şamil Basayev tarafından ağır bir dille eleştirildi.

Güçlü bir yayın merkezi kurma işleminin hazırlıkları iki yıldan fazla bir süre önce, Kuzey Kafkasya’daki durumun istikrarının sağlanması ve bölgede dini aşırılık ve bölgesel ayrılıkçılık fikirlerinin geliştirilmesine ilgi duyan bir Müslüman devletin eski devlet başkanına yaklaşık bir milyon dolar vermesinin ardından Zelimhan Yandarbiyev tarafından başlatıldı. Aynı zamanda Dağıstan Vahhabileri Çeçen grupların bilgilendirici ve propagandacı eylemlerine maddi destek konusunda aktiftirler. Bu yüzden, Kızılyurt bölgesinin Ichkeria Çeçen Cumhuriyeti’ndeki resmi Grozni’nin kontrolü altında bulunmayan bir islami yerleşim bölgesi kuran Vahhabi lideri Bagaudin Muhammed, Shatoi köyünde bir televizyon merkezi kurulmasına 200 bin ruble yatırmıştır (aynı zamanda Dağıstan’ın sınır bölgelerine yayın yapma amaçlı). Günümüzde aşırı uçların propaganda kapasitesi düşük olmasına rağmen işimizin karşı-propaganda boyutunu görmezden gelemeyiz.

Kuzey Kafkasya’nın enformasyon alanının belirli özelliklerine dair hangi sonuçlara varırsak varalım bu, halihazırdaki olaylara tepki göstermenin önemini ortadan kaldırmaz ve en azından yakın gelecek için enformasyon alanına dahil olacakları tahmin etmeye çalışmamızı engellemez. Kuzey Kafkasya enformasyon alanının en yakın geleceğe dair temel konularına gıda ve petrol ihtiyaçları, seçim öncesi sorunları, tarımsal makine üretimi sorunları, bölgesel askeri ve politik konumda Kazakların rolü, Rusya Federasyonu’nun bölgeleriyle ve merkez ile ilişkiler vs dahildir.

Bununla birlikte yakın gelecekte Çeçenistan ile ilgili meseleler Kuzey Kafkasya’daki bilgilendirici durum için hayati önem taşıyacaktır. Sözde dünya toplumu Rusya’yı Çeçenistan topraklarında askeri faaliyetlerini durdurmaya ve “haydutlarla barış yapmaya” zorlamayı denedi. Elbette Rusya güçsüz ve büyük ölçüde Batı’ya bağımlı ama bu senaryo onlar için kesinlikle kabul edilemez. Yakın gelecekte bu, Kuzey Kafkasya’daki anlaşmazlığın çözümünün uluslararası yönü bölgesel enformasyon alanının önemli bir paçası olacak. Bölgeye pek çok habercinin, uluslararası organizasyonların temsilcilerinin ve yabancı devletlerin resmi temsilcilerinin gelmesi muhtemel. Almanya Federal Cumhuriyeti’nden gelecek “Arabulucular”ın bu meselede özellikle aktif olması bekleniyor.

Bir başka önemli mesele, Çeçen mülteciler sorunu. Uzun vadeli ve karmaşık bir sorun. Çeçen mültecileri Basayev’in “etnik silahı” olarak mı kabul etmeliyiz? Bir keresinde, Karabağ’dan gelen 100 bin mülteci yedi milyon nüfuslu Azerbaycan’ı neredeyse yok edecekti. Onca mülteciyi kabul eden İnguşetya’ya (330 bin nüfusuyla) ne olacak? Bu durumda Kuzey Osetya’nın kırsal bölgelerinde ve tüm Kuzey Osetya’da ne olacak?

Yakın gelecekte Kafkasya haritasında sınırların değiştirilme girişimleri için bilgilendirmeye dayalı sebeplerin sayısında bir artış bekleyebiliriz. Karaçay-Çerkes ve Dağıstan’da bu gelişmeler halihazırda başladı ve konuyla ilgili altyapı (ideolojik merkezler, milliyetçi, halka açık ve yarı askeri organizasyonlar, yabancı sponsorlarla bağlantılar) diğer bölgelerde oluşturuldu. Bu mesele, “Çeçen kampanyasından sonra ne olacak” gibi konuşmalarla “alevlendirilecektir.” Bu şarkının ilk notasını duyduk bile. Çeçenistan Devlet Başkanı Aslan Mashadov’un komşu cumhuriyetlerin liderlerine yazdığı gizli mektupta yazılıydı: “Ruslar Kafkasya’da sonsuza dek kalmayacak, onların yardımına bel bağlamamalısınız. Bu meyanda burada kalacak ve bir arada yaşayacağız.”

Öyleyse bu koşullar altında “Bütün-Rusya” Devlet Televizyon ve Radyo Şirketi ile bölgesel devlet televizyon kanallarıyla radyo şirketleri için özellikle önemli olan nedir? Öncelikle, Kuzey Kafkasya bölgesi Rusya’nın enformasyon yapısından ayrı düşünülmemelidir. Şarta bağlı olarak negatif ekonomik, sosyal ve politik sorunlar bu bölgeyi diğer bölgelerle aynı kapsamda tanımlamalıdır. Aynı durum pozitif bilgiler için de söz konusudur. Nerede? Günümüzde Kuzey Kafkasya’dan gelen bilgiler izleyiciyi korkutup bölge halkına dair negatif izlenimler oluşturmaktadır.

Kafkasya’yı hedef alan enformasyon politikasının oluşumunun zorlu ama önemli bir yönü Moskova’da başlatılan ve en azından temel düzeni sağlamayı hedefleyen tedbirleri anlaşılır ve aktif bir biçimde desteklemektir (ve hatta bu tedbirleri geliştirmek). Bu faaliyetlerin tüm Rus halkı ve Kuzey Kafkas halklarınca kabul görmesi muhtemeldir. Yasa ihlallerine, yolsuzluklara, yasadışı faaliyetlere son vermeyi amaçlayan hareketlere dair bilgiler (bölgesel seçkin kesimin “önde gelenleri” söz konusu olsa bile) öncelikli olmalıdır. Yerel yürütme otoritelerinin gerçek rolü ve Federal Merkez’in hükmü altında olma dereceleri konuya dair bir sorun olarak ortaya çıkacaktır. Ayrıca İnguşetya, Kuzey Osetya, Dağıstan, Stavropol Bölgesi vs’deki yasadışı silahlı gruplara karşı “bilgilendirici” bir savaş başlatmanın ve bu silahlı grupların ortadan kaldırılmasında ısrar etmenin zamanı gelmiştir. Gerçekte aşırı olan organizasyonları ve liderlerini hedef alan bir kötüleme kampanyası, Kafkasya’nın her yerinde bilinen terör ve suç organizasyonlarını ortadan kaldıran yürütme otoritelerinin faaliyetlerini anlatan açık bir haber sayesinde iyi propaganda sonuçları elde edilebilir.

Kafkasya’da şöyle bir deyiş vardır: “Şiş-kebap kokusuna koşup kendini eşeklerin damgalandığı bir yerde bulabilirsin.” Yani Devlet kitle iletişim araçları kolay çözümlerin çekimine kapılmamalı, her adımını kontrol etmeli ve Kuzey Kafkasya olmaksızın Rusya’nın Kutup Dairesine komşu küçük bir kuzey ülkesi haline gelebileceğini aklından çıkarmamalıdır.

(*) Vladikavkaz İşletme Enstitüsü Sosyal ve İnsani Araştırmalar Merkezi ve Rus Bilim Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü Vladikavkaz Etnopolitik Araştırmalar Merkezi Bülteni – 2000 No: 1 (5)

I. Nikolaichuk Çev: Saraha Vedat

Dudayev Çeçen-İnguş Cumhuriyetinin bölündüğü ve Çeçenyanın Rusya Federasyonundan ayrıldığı kararını ilan etti. ( bu süreçte belirleyici rolü Moskovanın çeçen devrimine karşı tutarsız tutumu oynadı ). Kabardey-Balkarda muhalefet Valeri Kokovun Başkanı olduğu cumhuriyet yönetiminin istifasını sağladı. Ancak miting ateşi sönünce, iktidar mekanizmasının iplerini elinde tutmaya devam eden parti nomenklaturası, rövanşı almayı başardı. Ocak 1992'de KBC başkanlığına, yine Kokov seçildi.1991 sonbaharı boyunca süren Mahaçkale’ deki mitingler Dağıstan’ın diğer bölgelerine’ de yayıldı, fakat kısa süre sonra hükümet aleyhtarı gösteriler, halklar arasındaki bir yığın problem karşısında geriledi. Çeçen Avar, Çeçen- Lak, Avar-Kumuk ilişkileri gerginleşti ve Lezgi problemleri şiddetlendi.

1991'in sonu, ilk sırada Çeçen devriminin başarısıyla ve sonrada Grozni' deki olaylara Rusya yönetiminin tutarsız ve düşüncesizce tepkisiyle bağlantılı olarak Kuzey Kafkasya’daki ulusal hareketlerin yeniden radikalleşmesiyle belli etti. Kasım 1991'de Çeçen-İnguşta olağanüstü hal uygulama denemesi, Rus karşıtı ayrılıkçı eğilimlerin sadece Çeçenler arasında değil, diğer dağlı halklar arasında da alevlenmesine yol açtı. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinde ortak ulusal temsil organlarının kurulmasına başlandı. Ekim-Aralık aylarında olağanüstü kongrelerde Kabardey Halk Kongresi,Balkar Halkı Ulusal Konseyi,Karaçay Halkları Genel Ulusal Konseyi, Abaza ve Çerkes Halkları Kongresi, her seviyede İnguşya Milletvekilleri İcra Komitesi, İnguşya Halk Konseyi vd. kuruldu. Bunlar şu veya bu ölçüde ulusun iradesinin ve çıkarlarının müstesna şekilde temsili iddiasındaydılar.

Bununla bilikte ulusal hareketlerin radikalleşmesi, halklar arasındaki anlaşmazlıkların ( özelliklede iki unsurlu cumhuriyetlerin ) artması sonucunu doğurdu. Ulusal Cumhuriyetlerin ilanı, ulusal hareketler arasındaki güvensizliği arttırdı ve gerçekte var olmayan cumhuriyetlerin sınırları konusunda sert tartışmalara yol açtı. Ancak 1992 yılının ilk baharına doğru Kuzey Kafkasyada (Dağıstan da yaza doğru ) durumu biraz istikrara kavuştu. Dağlı halkların ( ilk sırada Adigelerin) ulusal hareketlerinin bundan sonraki gelişim aşaması Ağustos 1992 deki Gürcü-Abhaz anlaşmazlığını şiddetlenmesiyle bağlantılıdır. Gürcistan birliklerinin Abhazya ya girişi, Kuzey Kafkasyada Abhazya nın özerkliğini kaldırma amacı taşıyan ve ileride kaçınılmaz olarak Abhazlar’ ın asimilasyonun getirecek emperyalist bir saldırı olarak algılandı Adige Ulusal Hareketlerihemen Abhazya ya yardım kampanyasına başladılar. Nalçikte, Maykopta ve Çerkesk te kalabalık protesto gösterileri yapıldı; çatışma bölgesine Kabardeyden, Çerkesyadan, Çeçenyadan, Adigeyden ve diğer cumhuriyetlerden gönüllüler gönderildi.

Rusya yönetiminin, Gürcistan ve Abhazya arasındaki anlaşmazlığa müdahele etmemesi,Dağlılar tarafından büyük Politika uğruna küçük halkların çıkarlarına ihanet oalarak değerlendirildi. Federal makamların,Kabardey-Balkar ve Kuzey Osetya ya yargı organları aracılığıyla gönüllü müfrezelerinin Abhazya ya gönderilmesini engelleme girişimi özellikle öfke yarattı.Ulusal hareketin bu yeni radikalleşme dalgası, iktidarı Rusyanın müdahele etmemesi politikasının dümen suyunda giden Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde şiddetli krize yol açtı. Konfederasyon başkanı Yuri (Musa) Şanibovun Eylül 1992 de tutuklanması hükümete karşı kitlesel gösterilerin başlaması için gerekçe oldu. Kabardey Halk Kongresi İcra Komitesi Adige Hase Prezidyumu tarafından Nalçik'in merkez meydanında düzenlenen kalabalık gösteride, 27 Eylülde göstericilerle yerel OMON birliği arasında çatışma çıktı. 32 yaşında bir kadın öldürüldü ve birkaç kişi yaralandı. Ancak Ekim başında cumhuriyet hükümeti ve ulusal muhalafet, çatışmanın sertliğini biraz gidermeyi başardı ve Kabardey-Balkardaki olaylar Çeçen Devrimi senaryosu gibi gelişmedi.

Nalçik'teki Eylül olaylarından sonra Kuzey Kafkasyada Cumhuriyetlerindeki ulusal hareketler, bu günde devam eden gerileme dönemine girdi. Milliyetçilik krizi enbaşta yeni fikirlerin yokluğuyla, bütün Sovyet sonrası coğrafyada, politik aktivitenin genel olarak düşme eğilimi ile bağlantılıdır. Kuzey Kafkasya da milliyetçilik krizinin derinleşmesinde, Nisan 1993'ten itibaren siyasi ve klanlar arası anlaşmazlıkların kemirdiği Çeçenyada durumun gerginleşmesi, Rusyanın bölgedeki politikasını gözden geçirmesi ve aktifleştirmesi önemli rol oynadı.

Küçük halkların milliyetçiliğinin radikalleşmesinin temel nedeni, emperyalist ihtiraslar idi. Ve Rusya’nın oynadığı bazen sessiz ve tepkisiz kalma bazen de sessiz ama tam destek vererek halkların kardeşliğine yapılan her ihanetin ve baskının içinde yer alması sonucudur.

Olga Vasilyeva - Timur Mazeyev
Çeviren: Murat Papşu - Kafkasya yazıları dergisi

Ulusal hareketlerin radikalleşmesi halklar arasındaki anlaşmazlık ların, özelliklede iki süjeli cumhuriyetlerde (Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes) ve çok etnikli Dağıstanda artmasını getirdi. Ulusal Cumhuriyetler 'in ilanı (Balkarya, Kabarda, Karaçay, Çerkesya, Kazak SSC) ulusal hareketler arasında karşılıklı güvensizliği derinleştirdi ve var olmayan cumhuriyetlerin sınırları konusunda sert toprak tartışmaları doğurdu.

Sovyet İmparatorluğunun çöküşü ve komünizm idealinin iflası bütün Sovyet sonrası coğrafyada yeni bir ideoloji arayışını şiddetle ortaya çıkardı. Ulusal devlet yapılarının ortaya çıktığı dönemde bu ideoloji herhalde sadece milliyetçilik olabilirdi. Ancak eski Sovyetler Birliğinde var olan halklar hiyerarşisi, bu halkların ulusal ideoloji edinme sürecine belirli bir damga vurdu.

Yeni politik elitin oluşmasında ve onlar tarafından, egemen birlik cumhuriyetlerinin gelişim ideolojisi olarak milliyetçiliğin ileri sürülmesinde ilk aşama 1987-1988 yıllarına aittir. Benzeri süreç Rusya otonomlarında bir buçuk-ikiyıllık bir gecikmeyle (1989-1990) başladı. Bu gecikme bazı nedenlere dayanıyordu; Rusya daki küçük halkların önemli ölçüde asimile olması,otonom cumhuriyetlerde Slav asıllı ve Rusça konuşan, kalabalık bir nüfusun varlığı, yerel nomenklaturanın büyük baskısı ve halkın asıl kitlesinin yetersiz politik aktivitesi, Rusya otonomlarının en büyük halklarının nüfusunun dağınıklığı.Bu nedenle Rusya federasyonu otonomlarında ilk gayri resmi guruplar, ulusal değil politik emarelerle organize oldular: Çeçen İnguşyada halk cephesi ve tarihi aydınlanma kulübü Kavkaz, Dağıstan da tartışma -politika kulübü Perestroyka; Karaçay -Çerkesde seçmen kulüpleri,Kabardey -Balkarda milletvekili gurubu,Radikal naya Reforma vb. Bir süre sonra bunların ardından ortaya çıkan ulusal örgütler ( Çeçen komitesi Bart, Kabardey derneği Adihe Hase, İnguş birliği Niysho, Balkar derneği Tere, Karaçay örgütü Camağat,Dağıstanda Avar, Kumuk ve Lezgi hareketleri vb.) ilk zamanlarda ulusal taleplerle birlikte ortak demokratik problemleride ortaya koyuyorlardı ve diğer gayri resmi yapılarla sıkı işbirliği içindeydiler. Bu dönemde ortaya çıkan Kuzey Kafkasya halklarının milliyetçiliği ulusal demokrasi biçiminde görünüyordu.

Ulusal-demokrat gurupların ve seçkin demokrat birliğinin oluşmasında, Bölgeler arası Milletvekili Gurubu ve Demokratik Rusya liderleri tarafından ortaya atılan SSCB nin bütün ulusal -territoryal ögelerinin haklarında eşitlik sloganının etkisi fazla oldu.Bu slogan sayesinde 1990 seçimlerinde bütün gayri resmi yapılar ( gerek ulusal gerekse enternasyonal), esas olarak Rusya otonomlarında tek bir blok oluşturuyorlardı ve başında Yeltsinin bulunduğu yeni Rusya Fedarasyonu yönetimi,Rusya otonomlarının ulusal hareketlerinin desteğini almıştı.

Ancak Sovyet sonrası coğrafyanın yeniden yapılanması,enbaşta yeni ferderal merkeze yönelik olarak,çeşitli politik güçlerin ayrışmasını getirdi.Otonomlardaki demokratik hareketler için Rusya nın yeni hükümetine destek karekteristik ,ulusal derneklerin ve partilerin tutumu politik duruma (enbaşta da Rusyalı demokratların taşıyabildiğiniz kadar egemenlik alın ilkesiyle Rusyanın birliği ve bölünmezliği fikri arasında gidip gelmelerine bağlı olarak) ve konjuktüre göre kararsızlık gösteriyordu. Zamanla ulusal demokratların programlarının genel demokrasi ile ilgili bölümü, bazı durumlarda boş bir deklarasyona( Örn. Çeçenya'daki Vaynah Demokrat Partisi ) dönüşerek ikinci plana düşmeye başladı;zira ulusal problemler, ulusal devlet yapısının ( egemenliğin ) onaylanmasıyla daha büyük önem kazanmıştı.

Kuzey Kafkasyada milliyetçi radikallerle seçkin demokratların (bazı durumlarda Rusya eğilimli milliyetçi ilericilerin) ayrışması süreci 1991 de başladı. İlk sinyal Dağıstan Sosyal Demokrat Partisi nın olağanüstü kongresinde geldi.Kongrede cumhuriyetin egemenliğini savunan Svobodnıy Dagestan (Özgür Dağıstan) fraksiyonuyla başında parti başkanı Eduard Urazayevin bulunduğu ve esas meselenin Yeltsinin demokratik yönetimine destek vermek olduğunu savunan seçkin demokrasi yanlıları arasındaki ayrılık iyice su yüzüne çıktı. Sonuçta SDPD başkanı olarak Svobodnıy Dagestan fraksiyonunun lideri Arkadi Ganiyev seçildi. Urazayev taraftarları ise partiden ayrıldılar ve Dem Rossi nin yerel şubesinin temeli olan ayrı bir gurup kurdular.yine 1991 yılı başında İnguş ulusal hareketi,Gürcistan yanlısı radikaller (Niysho Partisi) ve Rusya yanlısı devrimciler İnguşya Devlet Yapısı Kurulması için Organizasyon komitesi,daha sonra ( İnguşya Halk Konseyi ) olarak bölündü. Mayıs-Haziranda Çeçen Halkı Genel Ulusal Kongresi icra komitesinde çatlak meydana geldi ve başında Cohar Dudayevin bulunduğu radikaller ve liderleri Leçi Umhayev olan ılımlı ilerici milliyetçiler birbirinden ayrıldı. Aynı süreçler 1991'in ilk yarısında bütün Kuzey Kafkasya cuhuriyetlerinde başlamıştı.

1991 'deki Ağustos darbesi, kısa süreliğine milliyetçi radikalleri ve demokratları birleştirdi. Nalçikte Demokratik Kabardey-Balkar birleşik hareketi kuruldu.Bunu Kabardey Adige hase,Balkar Tere,KBC Demokrat Partisi ile Radikalnaya Reforma ve Demokrasi yanlısı Komünistler milletvekili guruplarının yemsilcileri girdiler. Dağıstanda cumhuriyetin demokratik,ulusal partilerini ve hareketlerini birleştiren demokrasiyi ve yasaları koruyan Koordinasyon Komitesi ortaya çıktı. Çeçen-İnguşyada milliyetçi radikaller ve ilericiler tek bir blok olarak ortaya çıktılar. Karaçay-Çerkeste demokratik güçlerin Koordinasyon konseyi kuruldu. Milliyetçilerin ve demokratlar la yeni birliğinin oratk paydası, eski nomenklatura yönetiminden hoşnutsuzluk ve cumhuriyetlerin siyasi rejimini değiştirme isteği idi. Ağustos-Eylül de Groznide, Mahaçkalede ve Nalçikte birleşik muhalefet eylemcilerinin, cumhuriyetlerinin yüksek sovyetlerinin istifasını ve yeni seçim yapılmasını talep eden kalabalık mitingler başladı.Groznideki gösteriler, Çeçen -İnguş YS nin devrilmesi ve iktidarın, başında dudayevin bulunduğu OKÇN'nin eline geçmesiyle sonuçlandı.

Olga Vasilyeva - Timur Mazeyev
Çeviren: Murat Papşu - Kafkasya yazıları Dergisi

Milli Tarih Şuuru

Şubat 28, 2016

Sosyal ilimler, “millet kavramını”; din, dil, ırk vatan ve kültür birliği içinde olan, aynı tarihi ve ideali paylaşan, geçmişte olduğu gibi gelecekte de beraber yaşamayı amaçlayan insan toplulukları olarak tarif eder. Ayrıca, bir insan topluluğunun, milli bütünlüğe kavuşması için, belli bir süre birlikte olması tezi savunulur. Aynı vatanı paylaşan insanlar arasındaki ilişkiler, milli kültürü oluşturduğu gibi, dıştan gelen tehlikelere karşı gösterilen tepkiler milli birliği meydana getirir denilmektedir.

Kısaca, millet olma, bir insan topluluğunun müşterek duygu ve düşüncenin doğuşunda, beraber yaşanan hayat, topluluğun geçmişi (ki, ne kadar uzun bir zamanı ifade ediyorsa, o kadar değer kazanır), en önemli unsur olurlar.

“Millet” denen sosyal varlığın, sosyal oluşumun meydana gelmesinde etkili olan en büyük değerlerden birinin, topluluğun tarihi olduğu görülür. İyi veya kötü günlerin beraber yaşandığı, her türlü hatıranın gömülü olduğu zaman.. Müşterek kültürün doğuşuna vesile olan ilişkiler dizisinin, olayların saklandığı geçmiş.. Bütün bunlar, milletin tarih şeridini meydana getirir.

İnsanın, yeryüzünde topluluk halinde yaşamaya başladığı en eski zamandan itibaren Kuzey Kafkasya’da tarihe malzeme bulmak mümkündür. Son ikibin yılın Kuzey Kafkasya’sı daha net görüntüler verir. Yakın çağ ve zamanımız ise, “Kuzey Kafkasya’nın sahibiyim” diyen bir milletin varlığına şahittir. Bu millet, adını tarihe tescil ettirmek üzereyken Ruslar tarafından boğulmak istenmiştir. Dağıtılmış yarı mefluç bir hale getirilmiştir.

Kuzey Kafkasyalılarda milleti meydana getiren değerlerin var olup-olmadığını incelersek, olumlu sonuçlar alırız:

1. Vatan Birliği : Kuzey Kafkasya, doğal bir bütünlüğe sahiptir. Güneyden Kuzeye doğru; Kafkas dağlarının zirvelerinden Maniç Nehri’ne, doğudan batıya doğru; Hazar Denizi’nden Karadeniz’e kadar uzanır. Kabaca hudutları çizilen bu ülkenin gerçek sahipleri, asırlardır orada oturan Kuzey Kafkasyalılardır.

2. Din: Kuzey Kafkasya halkı Müslüman’dır. Ayrıca Kuzey Kafkasyalılar, İslamiyet’in beraberliğinde getirdiği çok geniş bir hoşgörüye sahiptirler.

3. Dil: Kuzey Kafkasya’da düşündürücü olan dildir. Birkaç dil ve bunların lehçeleri konuşulur. Fakat, millet olmak için dil, yeterli bir engel değildir. Yeryüzünde ayrı diller konuşan toplulukların meydana getirdiği milletler vardır. Bu tür milletlerin kurduğu devletler zamanımızda çoktur.

Kuzey Kafkasya, bağımsız kalabilmiş olsaydı, bu güne kadar dil birliğine çoktan yaklaşmış olacaktı. Bu hususun sağlanması gene mümkündür.

4. Irk : Mevcut milletlerin hiçbiri tek bir ırktan meydana gelmemiştir. Kafkasyalıları bölmeğe çalışanlar, bu gerçeği çok iyi bilirler. Evet, Kuzey Kafkasya’da bazı ırklar karışmıştır. Fakat, kendisini yabancı kabul eden hiçbir unsur yoktur. Kan birliğine doğru önemli adımlar atılmıştır.

5. Kültür Birliği : Yüzyıllar boyu sürdürülen müşterek hayat, Kuzey Kafkasya kültürünü meydana getirmiştir. Bugün, gerek anavatanda ve gerekse mucaherette bulunan Kuzey Kafkasyalıları dimdik ayakta tutan bu kültürdür. Kuzey Kafkasya, gelenekleriyle, yazılı ve sözlü edebiyatıyla, müziği ile bir bütünlük arz eder. Bunun aksini hiç kimse iddia edemez.

6. İdeal Birliği : Kuzey Kafkasya’da birlik içinde bağımsız yaşamak, her zaman tek düşünce olmuştur. Milli birlik ruhu, o kadar yaygın ve o kadar eskidir ki, yüzyıllar boyu çok büyük dış güçler Kuzey Kafkasya’nın bu sosyal değerini yıkamamışlardır.

Batu Han orduları karşısında bütün kavimler karton kuleler gibi savrulup giderken Kuzey Kafkasya inatla direnmiştir. Altın Ordu’ya karşı durabilmiştir. Timur Orta Doğu’da kasırga gibi eserken, Kuzey Kafkasya’da hızını kesmek zorunda kalmıştır. Kırım Hanlarının, Nogay ve Kalmuk göçebelerinin her saldırışı püskürtülmüştür. Osmanlı’lar, sadece sahillerde tutunmakla yetinmişlerdir.

Dünyanın en korkunç emperyalist devleti Rusya’ya karşı ise, bir bütün halinde karşı koymuştur. Tek bir vatan, tek bir millet olduğunu cihana ispat etmiştir.

Doğu’da Çeçenler arasından çıkan İmam Mansur, ülkenin en batısındaki Anapa Kalesi’ni savunmuştur. Orada Ruslara esir düşmüştür. İmam Şamil’in, naipleri, Batı’da valilik yapmışlardır. Halk tarafından sayılmış, saygı görmüşlerdir. Vatan müdafaası, tek bir yürek, tek bir yumruk halinde milli güçle yürütülmüştür.

11 Mayıs 1918 tarihinde kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, Kuzey Kafkasya’nın ideal birliği içinde olduğunun en büyük delilidir. Emperyalist Çarların varisçisi kızıllar, bu genç cumhuriyeti yaşatmamışlardır. Kuzey Kafkasyalılar, kurdukları devleti gene milli birlik içinde savunmuşlardır.

Bütün bu olanlara rağmen, Kuzey Kafkasya’nın ideal birliği yok olmamıştır. İdeal birliği bugün de vardır. Gelecekte de var olacaktır.

Bu ideal, gelecekte Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığını sağlayacak şekilde güçlenerek yaşayacaktır.

7. Tarih Birliği : Çok gerilere gitmeğe gerek yok. Son yılların olayları, Kuzey Kafkasyalıları bir bütün halinde etkilemiştir. Her şey birlikte yaşanmıştır. Her acı, her sevinç birlikte tadılmıştır.

Açık ve seçik bu gerçeklere rağmen, bazı imajlar, bazı düşünceler telkin edilmeğe çalışılmaktadır.

“Kuzey Kafkasya’da özerk cumhuriyetler varmış. Kendi dilleri ile yazıp okuyorlarmış. Her cumhuriyetin halkı önemli haklara sahipmiş.”

Bu durum, Rus emperyalizminin Çarlık devrinden beri yürüttüğü yayılımcı politikanın devamından başka bir şey değildir. “ Parçala, yut!” planının değişmez hedefidir.

Kuzey Kafkasya’da tek bir millet vardır. Bu sebeple tek bir cumhuriyet kurulabilir. Bu cumhuriyetin eğitim, kültür, ekonomi planlarını hazırlamak, Ruslara değil, Kuzey Kafkasyalılara düşerdi. Bunun böyle olması gerektiğini elbette zaman gösterecektir. Hiçbir yalan, hiçbir yanlış iş sonsuza kadar devam etmeyecektir.

Telkin edilmek istenen en önemli şeylerden biri de şudur :

“Ruslarla aramızda bazı tatsız şeyler olmuştur. Şimdilik bunları unutmamız gerekir. Bugünkü Rus yönetimi, soydaşlarımıza önemli haklar tanımıştır. Bunlara gölge düşürmek gibi bir hata yapabiliriz. Sonra, Kafkasya’yı Çarlar istila etmiştir. Komünistlerin bunda günahı yoktur.”

Bizi geçmişimizden kimse koparamaz. Tarih, bir milletin boy verdiği verimli bir topraktır. Bir milletin kökleri, tarihinde saklıdır. Yaşamak, dal budak salmak için tarihinden güç alır. Milli gururu, tarih şuuru olmayan yığınlar millet olma vasfını kaybederler.

Yüzyıl süren kanlı savaşları nasıl unutabiliriz? Anapa savunmasını, Dargo’yu, en son Hodz Vadisi’ndeki kanlı boğuşmayı nasıl olmamış kabul edebiliriz? Yüzbinlerin yurtlarından sürülüşünü nasıl inkar edebiliriz?

Ya kızılların yaptıkları… Genç Cumhuriyetin yıkılması. Çeçen ve Karaçayların sürülmesi. Seçkin aydınların yok edilmesi. Bunları nasıl unutabiliriz?

Bütün bunlar, Kuzey Kafkasya’nın gerçek sahipleri olduğumuzun belgeleridir. Tapu ilamlarıdır. Bütün dünya, bu olaylarla bizim gerçek hüviyetimizi öğrendi. Bunlardan nasıl vazgeçebiliriz? Köksüz, tarihinden kopmuş bir topluluk millet olabilir mi?

Geçmişi unutmamız gerekirmiş! O zaman geriye ne kalır? Koca bir hiç!

Biz tarihini bilen bir millet olacağız. Acı da olsa, gerçekleri bileceğiz. Nesillerimize bu acı gerçeği öğreteceğiz.

Böylece kimsenin saptıramayacağı, zaten varolan “Milli Tarih Şuuru”, milletimizin belleğine sonsuza kadar yaşayacaktır.

Bunu yok etmeğe kimsenin gücü yetmeyecektir.

Osman ÇELİK

Dünyanın en geniş ülkesi olarak Rusya bir Avrasya devidir. Petersburg’dan Vladivostok’a kadar uzanan uçsuz bucaksız topraklar, Rusya’yı dünyanın en geniş ve en büyük ülkesi haline getirmektedir. Rusya bu konumu ile, hem Asya’nın hem de Avrupa’nın bütün kuzey bölgelerini sınırları içine almaktadır. İki kıtanın kuzey kısımlarını sınırları içine alacak kadar büyük olan Rusya bu konumu ile bir Avrasya devidir. Avrasya bölgesinin en büyük ülkesi olarak Rusya, bu bölgenin geleceğine en etkili güç olarak gündeme gelmektedir. 20. yy.ın başlarında kurulmuş olan Sovyetler Birliği Konfederasyonu gibi çok büyük bir alana yayılmış olan dünya devletinin dağılmasından sonraki yeni dönemde Rusya bu kez de yine benzeri bir büyüklüğe Rusya Federasyonu olarak sahip bulunmaktadır. Baltık ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin ayrılmasından sonra, kendi içine çekilen Rusya Federasyonu, bugünkü sınırları ile yine de dünyanın en geniş ülkesi konumunu sürdürmektedir. Rusya bugünkü yapısı ile hem dünyanın en geniş ülkesi hem de Avrasya’nın en büyük ülkesi konumlarını var olan yapısında barındırmaktadır.

İlk Rus devleti 9. yy.da Kiev’de kurulduktan sonra Ruslar Slav gücü oluşturabilmenin peşinde koşmuşlar ve bu doğrultudaki mücadele onları doğuya doğru yönlendirmiştir. Avrupa içi kaynaşmalar, o dönemde var olan Hazar Devleti’nden batıya doğru sürüp giden göçler çerçevesinde Ruslar Kiev bölgesinden yavaş yavaş hem doğuya hem de kuzeye doğru kayarak geniş Hazar topraklarını ele geçirmişler ve esas Rus devletini daha sonraları 10.yy. itibariyle Moskova’da kurmuşlardır. Rus devleti Avrupa topraklarında kurulduktan sonra sürekli olarak bir doğu egemenliğine yönelmiştir. Avrupa toprakları dolu olduğu için ve buradaki devletler Rusların Avrupa’nın içlerine doğru yayılmalarına karşı koydukları için, Ruslar daha önceleri Türk boylarının, İskitlerin, Hunların, Avarların ve en son olarak da Hazarların yaptığı gibi batıya doğru göç edememişler ama, Asya ile Avrupa’nın kesişme noktasında devletlerini kurduktan sonra sıkı bir doğu politikası izleyerek doğuya doğru yayılmaya başlamışlardır. Böylece, bugünkü Rusya’nın bulunduğu topraklarda 500 yıl hüküm süren bir büyük Türk İmparatorluğu olan Hazar devletini yıkmışlar, Hazarların aradan çekilmesinden sonra da hem Kafkaslara doğru güneye inmişler hem de doğuya doğru açılarak tarih içinde Hazar İmparatorluğundan sonra, bir Orta Asya Türk İmparatorluğu olan Altınorda İmparatorluğu’nu yıkmışlardır. Böylece 10.yy.dan sonra Ruslar eski Türk imparatorluklarının topraklarında yayılırken Hazar İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra da Türkler güneye inerek, önce Selçuklu İmparatorluğunu Ön Asya topraklarında kurmuşlar, daha sonraları da yine bir Türk imparatorluğu olarak Osmanlı Devleti’ni Anadolu’da kurup yeniden bir Türk imparatorluğunu Avrupa topraklarına yaymışlardır. Hazar Devleti sonrasında Türkler güneye inerek bir Ön Asya gücü haline gelirken, ve bu nedenle Müslümanlığı kabul ederken, Türklerden geri kalan Hazar toprakları Rusların eline geçiyor ve Rusya bir kuzey gücü olarak dünya sahnesine çıkıyordu. Avrupa’ya Hıristiyanlık kuzeyden yayılırken, Rusya’ya geliyor ve Ruslar da Hıristiyanlığı kabul ederek kuzeyin Hıristiyan gücü olarak Avrasya kıtasının önde gelen bir siyasal gücü haline geliyordu. Bu nedenle, Rusya denilince önce bir kuzey gücü akla gelir ve daha sonra da bu gücün hem Avrupa’da hem de Asya’da yaygın olduğu dikkate alınarak Avrasya kıtası hatırlanır. Altınorda İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Rusya bir imparatorluk olarak, Avrupa’nın kuzeydoğusundan sonra bir Asya gücü haline gelmiş ve kendi sınırları içinde bütün Avrupa kıtasını birleştirebilmenin arayışı içine girmiştir. Rusya tarihsel kökenleri itibariyle hem bir Avrupa hem de Asya ülkesi olarak tam anlamıyla bir Avrasya gücüdür.

Avrasya kıtasının kuzeyi Hıristiyan Rusya’nın, güneyi ise Müslüman Türklerin yayılma ve egemenlik alanıdır. Özellikle 15.yy.dan sonra Avrupa topraklarında kurulan Rus devleti doğuya doğru yayılırken, kıtanın bütün kuzeyini kapsayarak Büyük Okyanus kıyısına kadar Rus topraklarını genişletmiştir. Hazar devletinin yıkılmasından sonra ise güneye inen Türkler Horasan merkezli bir siyasal yapılanmaya bugünkü İran ülkesini esas alarak, buradan Kafkasya, Irak, Suriye ve Anadolu gibi Ön Asya bölgelerine yayılmışlardır. Bu süreç içinde önce Selçuklu daha sonra da Osmanlı İmparatorluğu gibi iki büyük Türk imparatorluğu Ön Asya’da kurulmuş ve dünyanın merkezi siyasal gücü olarak batılı emperyal güçlere karşı Avrasya’nın koruyucusu olmuştur. Rus İmparatorluğu kuzeyde doğuya doğru ilerlerken, Selçuklu, sonrasında da Osmanlı İmparatorluğu doğudan batıya doğru yönelmişlerdir. Ön Asya Türk egemenliği Tebriz merkezli kurulduktan sonra hızla bölgeye yayılarak, Türk ve Müslüman bir siyasal güç olarak Asya’nın batısı ile Avrupa’nın doğusunu, kıtanın güneyinde bir araya getirebilmenin arayışı içinde olmuştur. Kuzeyde kurulan Rus İmparatorluğu bir Hıristiyan kuzey gücü olarak, dünyanın merkezinde kurulan Osmanlı İmparatorluğu ise, Müslüman güney gücü olarak, batılı emperyal güçlere karşı sürekli olarak Avrasya bölgesinin hakimi konumunda olmuşlardır. 15.yy.da başlayan bu süreç, 18.yy.a kadar devam etmiş her iki siyasal güç imparatorluklarını genişletme siyaseti içinde bulundukları bölgeleri sonuna kadar zorlayarak genişleme sınırını daha ilerilere taşımak için mücadele etmişler ve savaşmışlardır. 18.yy.a gelince, kuzey gücü olarak yerini sağlama alan Rusya bu kez bir dünya gücü olmak isteyince o zaman Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden güneye inmek istemiş ve bu doğrultuda Osmanlı İmparatorluğu’na saldırmıştır.

18.yy.da başlayan Osmanlı-Rus Savaşları, bir anlamda Avrasya rekabeti olarak hızla ilerleme göstermiştir. Ruslar, Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden dünyanın merkezi coğrafyasına inmek için mücadele ederlerken, Osmanlılar da eski Hazar topraklarına kadar yayılmışlar ve Karadeniz’i bir Türk gölü haline dönüştürme çabası içinde Kırımı ele geçirerek uzun süre denetim altında tutmuşlardır. 19.yy.ın ortalarında başlayan Kırım Savaşı bir anlamda dönüm noktası olmuş, savaşı kaybeden Osmanlı güneye doğru çekilirken, savaşı kazanan Rusya da güneye doğru yayılarak sıcak denizlere ulaşma doğrultusunda Balkanlar ve Kafkaslarda yeni fetihlere kalkışmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına giden süreç Kırım Savaşı sonrasında başlamış ve yarım yüzyıllık bir dönemde hızla ilerleyerek 1. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlıları tarih sahnesinden silmiştir. Avrasya bölgesinin kuzey gücü olan Rusya güney gücü olan Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırınca, Avrasya’nın doğal iki merkezinden biri olan İstanbul konumunu yitirmiş ve güç diğer merkez olan Moskova’nın eline geçmiştir. Moskova’daki imparatorluk da Birinci Dünya Savaşı sonrasında yıkılınca, tarihin dönemeç noktasında Rusya’da bir devrim gerçekleşmiş ve Bolşevik örgütlenmesi Rusya’da bir sosyalist devrim gerçekleştirerek, yıkılmış olan imparatorluğu yeniden canlandırmanın yoluna gitmişlerdir. Bolşevik Devrimi, Moskova’yı ele geçirdikten sonra, hemen askeri güç olarak Kızıl Ordu’yu kurmuş ve bu ordu ile Asya kıtasının bütün kuzey topraklarını, Kafkasya’dan Sibirya’ya, Urallardan Vladivostok’a kadar yeniden fethetmiştir. Eski Rus İmparatorluğu’nun toprakları yeniden fethedilirken, güneyde kalan Türk ve Müslümanların yaşadıkları bölgelere de girilmiştir. Kızıl Ordu kurulur kurulmaz önce Kafkaslara gelmiş ve İran sınırına kadar bütün Kuzey ve Güney Kafkasya’yı ele geçirmiştir.

Eskiden beri Güney Kafkasya’da var olan Osmanlı etkisi silinmiş, Kızıl Ordu tankları bu bölgelere girerek, Rusya sınırları içine katmıştır. Rusya bir anlamda yeniden doğarken Kızıl Ordu tanklarının paletleri ile, Kızıl Ordu askerlerinin çizmeleri Türk ve Müslüman ülkeleri ve bu ülkelerin halklarını çiğneyerek yeni bir Avrasya hegemonyası kurmuştur.

Sovyetler Birliği dünya dengeleri nedeniyle gündeme gelen bir siyasal yapılanmadır. Almanya’nın yeni batı gücü olarak ortaya çıkması ve dünyanın merkezine yönelmesiyle, dünya üstünlüğünü yitirmek isteyen Atlantik güçleri çöken Rus İmparatorluğu’nun yerine bir ideolojik imparatorluğun kurulmasını sağlayarak, merkezi Avrupa’nın batı gücünün Avrasya kıtasını ele geçirmesini önlemiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında hem Almanya çökmüş hem de Sovyet Devrimi ile Rusya üzerinden Avrasya bölgesi Almanya’ya karşı Türk ve Müslüman olmayan bir ideolojik imparatorluğun eline Atlantik güçlerin yardımıyla geçmiştir. Rusya yeni ideolojik imparatorluk ile yine eski Rus topraklarına sahip olduğu gibi, güneye inerek Kafkasya ve Orta Asya’nın Türk ve Müslüman ülkelerini de içine alan bir Avrasya imparatorluğu kurmuştur.

SSCB bir anlamda Rus egemenliğine dayalı olarak kurulan Avrasya İmparatorluğu idi. Rusya’da gerçekleşen bu ideolojik devrim ve yapılanmayı gerçekleştiren Rus halkı değildi ama otorite boşluğu bu aşamada bir çekirdek örgütlenme ile dolduruldu. Bu çekirdek örgütlenme Bolşevik Hareketi adı altında oluşturuldu. Ruslardan daha çok Yahudilerin ön planda olduğu Bolşevik Örgütlenmesi, Almanlara karşı olduğu gibi, Türk ve Müslüman halklara da karşı çıkarak bütün Avrasya’yı bir ideolojik imparatorluğun egemenliği altına alıyordu. Asya kıtasının bütün kuzeyini içine aldığı gibi, bir de buna Orta Asya, Kafkasya ve Baltık ülkeleri ekleniyor, böylece Birinci Dünya Savaşı sonrasında Atlantik güçlerine karşı güç dengesi böylesine bir ideolojik Avrasya yapılanmasıyla sağlanıyordu. Rusya, imparatorluğunu yitirdikten sonra bu kez bir ideolojik yapılanmayla ikinci bir imparatorluğa sahip oluyor ve bu kez aynı zamanda Avrasya kıtasının büyük çoğunluğunu sınırları içine alıyordu. Avrasya ile Rusya dünyanın en geniş imparatorluğunda bir araya geliyordu.

Rusya’nın bir Avrasya ülkesi ve de gücü olması nedeniyle, Rusya’da Avrasya, Rus devletinin doğuya açılmaya başladığı 15.yy.dan sonra sürekli olarak tartışılmış ve gündemde kalmıştır. Ruslar bu nedenle 500 yıllık bir Avrasya bilincine sahip olmaktadırlar. Avrasya denilince Ruslar bu nedenle çok geniş birikime ve bilgiye sahiptirler. Avrasya’nın ikinci büyük gücü olan Osmanlı İmparatorluğu ise bir yandan ipek yolu bekçiliği yaparken diğer yandan dünya ticaretindeki çekişme nedeniyle sürekli olarak Hıristiyan Avrupa güçleriyle bir Müslüman doğu gücü olarak mücadele etmek zorunda kalmıştır. Osmanlı döneminde bu nedenle ana konu Asya ya da Avrasya değil ama Avrupa’dır. Avrupa içi dengelerde Hıristiyan-Yahudi kavgasında Yahudiler Osmanlı gücünü bir Müslüman güç olarak sürekli biçimde Hıristiyan Avrupalılara karşı kullanmış, Müslümanlarla Hıristiyanlar uzun süreli savaşlara kapılıp gittikleri o dönemlerde, dünya ticaretinde Yahudiler en üstün duruma gelmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu tarihi, bu yüzden Rusya’da olduğu gibi bir Avrasya tarihi değil ama daha çok bir Avrupa tarihidir. Osmanlı bu süreçte Viyana önlerine kadar gelmiş ve Avrupa’nın doğu yarısına 500 yıl egemen olmuştur. Osmanlılar Avrupa ile uğraşırken, Ruslar da kuzey bölgelerinde Avrasya’ya girerek, Avrasya’nın Türklerden sonraki egemen gücü olmuşlardır. Avrasya, Türklerin tarih sahnesinde çıktıkları ve uzun süreli devletler kurdukları bölge olmasına rağmen, onbeşinci yüzyıl sonrasında Hıristiyan Rusların hegemonya alanına dönüşmüştür. Bu nedenle bölgenin Türk ve Müslüman halkları sürekli olarak Rus baskısı altında yaşamaya mahkûm olmuşlardır. Ruslar’ın Avrasya birikimi, 500 yıllık deneyim nedeniyle, bütün diğer ülke ve devletlerden daha fazladır.

Çağımızın en büyük devletlerinden birisi olan Rusya’da bugünkü bilim ve düşünce dünyasında Avrasya birikiminin önde gelen bir yeri vardır. 15.yy. sonrası Rus yayılmacılığı devleti yönetenleri ve Rus halkını bölgenin gerçekleriyle yüz yüze getirince Rus düşünce yaşamında doğu ve batı ayrımı tıpkı Türkiye’de olduğu gibi ortaya çıkmıştır. Batıcılar Avrupa’yı merkez almışlar, doğucular ise Çin’in dışında kalan Asya’yı merkez olarak aldıkları için, Avrasya doğal olarak gündeme gelmiştir. Batıcılar Avrupacı, doğucular da bu nedenle Avrasyacı olmuşlardır. Avrupa ve Asya arasında kalan Rusya hangi kıtaya ait olduğunu tartışırken, Rus halkı uluslaşma sürecine girmiş Avrupa’nın dışında kalan Rusya’da Asyalı kimlik ağır basınca Rus düşünce yaşamı Avrasya merkezli bir konuma gelmiştir. İki dünya arasında kalan Rusya halkı Avrupa ve Asya çekişmesi sürecinde bir Avrasya kimliği yakalamaya çalışmıştır. Şizofrenik bir bölünmeye düşmekten kurtulabilmek için Avrupa ve Asya’nın ötesinde yeni bir Avrasya kimliğini sentez olarak gündeme getiren Rus aydınları Avrasyacılık üzerinde epeyce kafa yormuşlar Rusya’nın iki kıta arasında bölünmesine ya da parçalanmasını önleyebilmek için Avrasya merkezli bir düşünce ile merkezi bir senteze yönelmesini savunmuşlardır. Rus kimliği tartışılırken, Avrupa merkezli batıcılığa karşı çıkan Rus aydınları zaman içerisinde Slav ırkçılığına kaymışlar ve bu doğrultuda bir milliyetçiliği örgütlemek istemişler ve bu yaklaşımı da Avrasyacı bir anlayışa oturtmuşlardır. Rusya’nın doğu-batı ya da Avrupa-Asya diye bölünmesine karşı çıkan aydınlar Rusya’nın bölünemez, kendi merkezli bir bütünlüğe sahip olması gerektiğini öne sürmüşler ve bu doğrultuda Avrasyacılığı savunmuşlardır.

Rus Çarlığı’nın sarsılmaya başladığı 19.yy.ın ikinci yarısında Rusya’daki aydınlar arasında tarihselci bir yaklaşım çerçevesinde Avrasyacılık bir fikir akımı olarak gelişmiştir. Doğu yönünde çıkış yolu arayan Rus aydınları Avrasyacı düşünceyi kendi kimliklerinin gereği olarak savunmuşlardır. Avrasyacılık felsefedeki bütünlükçü yaklaşımın siyasal yansıması olarak düşünülmüş, Rusya’nın doğu-batı ya da Asya-Avrupa diye bölünmemesi için bütünlükçü bir yaklaşım çerçevesinde Avrasyacı tutum geliştirilmiştir. Rus düşüncesinde önde gelen Avrupacı batıcılık ile Slav milliyetçiliğine karşı Avrasyacı yaklaşım zaman içerisinde yaygınlık kazanmıştır. Petro’nun başlatmış olduğu batıcı Avrupalılaşmaya karşı Avrasyacılar sert durdular ve bu tür batılılaşmaların Rusların geleneksel karakterini değiştireceğini öne sürdüler. Rusya, Avrupa batı kültüründen çıkmış ama Asya’lı olmuş bir devlet olarak kabul edildi. Avrasyacılar Rusya’nın doğuya açılmayla büyüyebileceğini sonuna kadar savundular. Batıcı Avrupalılaşmanın, Rusların karakteristik özelliklerini ortadan kaldırabileceğini öne sürdüler. Rusya’nın birliği için geleneksel kimliğin korunması konusunda ısrarcı oldular.

Avrasyacılara göre dünyanın kan emici batılı emperyalistlerden kurtulabilmesi için Rusya’nın önderliğinde büyük Avrasya Birliği’nin kurulması gerekmektedir. Asya ve Afrika halklarını batılı sömürgecilerden kurtaracak güç ancak Rusya’nın öncülüğünde oluşturulacak bir Avrasya İmparatorluğu ile sağlanabilecektir. 20.yy.ın başlarında bir siyasal devrim ile başa geçen Bolşevizm Hareketi, Avrasyacılık akımında önemli bir bölünme yaratmıştır. Avrasyacılardan epeyce yararlanan Bolşevikler, Rus milliyetçisi yani kimlikçisi yaklaşım içinde olan Avrasyacıları ise dışlamışlar ve böylece Bolşevizm döneminde Avrasyacılık ikiye bölünmüştür. Sovyetler Birliği sırasında ideolojik imparatorluğun savunulması gündemde olduğu için Avrasyacılık ikinci planda kalmıştır. Sovyet sonrası dönemde yine doğu-batı ekseninde kalan Rusya’da geleneksel olarak Avrupacı batıcılar ile Avrasyacı doğucular çekişmesi Rus düşünce yaşamının ana iki eksenini oluşturmuştur. Günümüzde Slav milliyetçilerine karşı ve batıcılara karşı yeniden bir Avrasyacı gelişme Rus düşünce alanında öne geçmektedir.

Sovyetler Birliğinin çökmesi üzerine Rusya, yeniden toparlanmaya yönelmiş ve kısa zamanda toparlanarak bu kez Rusya Federasyonu’nun yapılanması ile dünya siyaset sahnesine çıkmıştır. Rusya şaşkınlık dönemi geçtikten sonra beş yıl içinde merkezini toparlamış ve yeniden güçlü bir Moskova’nın başkent olacağı yapılanmayla Rusya Federasyonu içinde yer alan ülkelere yönelmiştir. Bütün Rusya’yı yedi yönetim bölgesine ayıran yeni ve formcu yaklaşım ile güçlü merkez ve bölgeler düzeni yeniden kurulmuştur. Rusya, bu yapılanmayı başardıktan sonra yeniden çevresine bakmaya başlamış ABD öncülüğünde Atlantik emperyalizmini Rusya’nın geri çekildiğini Avrasya bölgesine yönelik saldırı planları karşısında, eski Sovyet Cumhuriyetlerinin bulunduğu komşu bölgelerini yakın çevre ilan ederek, bu bölgelerde önemli ölçülerde ulusal çıkarları bulunduğunu Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra da bu çıkarların devam ettiğini, komşu ülkelerin bağımsız olmalarının kendisinin çıkarlarını engelleyemeyeceğini, yeni dönemde de eskisi gibi bu komşu ülkelerdeki çıkarlarını izlemeye, savunmaya ve kullanmaya devam edeceğini, yakın çevre adını verdiği doktrini ile açıklamıştır. Baltık, Balkan, Kafkasya ve Orta Asya’nın eski sosyalist cumhuriyetlerinin hepsi Rusya’nın yakın çevresine girdiği için, ulusal çıkarlar doğrultusunda bu ülkelerle yakından ilgilenmeye devam edeceğini Rusya Federasyonu resmen açıklamıştır. Böylece Rusya geri çekildiği Avrasya bölgesine ilgisinin devam edeceğini ve bu doğrultuda her şeyi yapacağını açıkça bütün dünyaya ilan etmiştir. Rusya, bir Avrasya devi olarak kendi güvenliğinin yakın çevresiyle ilgilenmekten geçtiğini açıkça görüyordu. Rusya Federasyonu’nun egemenlik alanı olan yakın çevre bölgelerine batılı emperyalistler giremezdi.

Avrasya düşüncesinin yeniden Rusya’da canlanması ABD’nin Avrasya saldırısı üzerine gündeme gelmiştir. ABD’nin Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra çeşitli bahanelerle Avrasya bölgesine gelmesi, terörü ve ticari ilişkileri kullanarak buralara yerleşmesi, güvenlik gerekçesiyle üsler kurması Avrasya’nın geleceğinde bir Atlantik egemenliği ihtimalini ortaya çıkarmıştır. Rusya tıpkı Çin gibi bir bölge ülkesi olarak ve daha da önemlisi bir Avrasya gücü olarak böylesine bir Atlantik işgalinin Avrasya bölgesinde gerçekleştirilmek istenmesine açıkça karşı çıkmış ve ABD, Rusya’yı arka bahçesinden çevirirken, Rusya’da ABD’nin arka bahçesi olan Latin Amerika da devreye girerek bu kıtanın ülkelerinde anti Amerikancı sol iktidarların işbaşına gelmelerine destek vermiştir. Rusya’nın bu tepkisi ABD’nin Avrasya saldırısıyla bozulan ve değişen dünya dengelerinde yeni bir arayışı gündeme getirmiştir. Bir Avrasya gücü olan Rusya’nın kesinlikle Avrasya bölgesindeki bir Atlantik saldırısı ya da işgalini kabul etmeyeceğini eğer bu konuda ısrar edilirse o zaman uluslar arası alanda gereken yanıtın verileceği açıkça dile getirilmiş ve uygulanmıştır. Küreselleşme aşaması geçildikten 15 yıl sonra yeni bir döneme girilmiş ve artık soğuk savaş sonrası dönemin manzarası açıkça netleşmeye başlamıştır. Ortaya çıkan net tablo içinde ABD bir askeri güç olarak Irak ve Afganistan’da vardır ve buralardan hareket ederek, Avrasya’nın diğer ülkelerine de askeri üsler aracılığıyla egemen olmak istemektedir. Avrasya’nın içinden çıkmış olan en büyük dünya gücü olarak Rusya’nın ABD’nin Avrasya stratejisini kabul etmediği ve yeni dönemde de açıktan karşı koyduğu görülmektedir.

On beş yıllık bir zaman diliminden sonra ABD’nin stratejisi kesinleşmiş ve bu nedenle bölge ülkeleri tepki vermeye başlamıştır. Kısa zamanda bütün Avrasya bölgesini ele geçiremeyen ABD ciddi bir Rus tepkisi ile karşılaşmıştır. Terör ile giremediği yerlere küresel kapitalizmin desteği ile turuncu devrimleri bahane ederek girme metodu denenmiş ama bu da çok kısa zamanda geri tepmiştir. Özellikle Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan üzerindeki turuncu devrim girişimleri bir yıl içinde geri tepmiş Ukrayna ve Kırgızistan’da geri dönüş başlamış, Gürcistan’da ise bunun göstergesi olarak gerginlik ortamı tırmanmıştır. ABD, Avrasya bölgesinde Rusya’nın arka bahçesinde dolaşırken, Rusya hem Latin Amerika kıtasında anti Amerikancılığa destek vermiş hem de Asya kıtası içinde yeni ittifaklarla Atlantik saldırısını önlemeye çalışmıştır. Özellikle Çin ile geliştirilen Shangai Örgütü ile beraber İran ile de yakın ilişkiler gündeme gelmiş, İran’ın nükleer güç olmasını Rusya, ABD ve İsrail’e karşı desteklemiştir. Çin ve İran ile Avrasya’nın doğu ve batısını tutan Rusya, bu iki güçlü ülkeyle işbirliğini arttırarak Atlantik gücünün Avrasya’da önünü kesmeye başlamıştır. Tam bu aşamada ABD’nin İran’a saldırısı gündeme gelmiştir.

Atlantik güçlerinin Avrasya saldırısına karşı Rusya’nın yanıtlarından birisi de bağımsız devletler topluluğu olmuştur. Eski Sovyet Cumhuriyetlerini yakın çevre doktrini çerçevesinde bir araya getiren Rusya ideolojik imparatorluğun ötesinde bu ülkelere kendi önderliğinde bir ortak dayanışma ve işbirliğine götürmek istemiştir. Ne var ki, Baltık ülkeleri Avrupa birliği üyeliğine öncelik vermişler, Balkan ülkeleri bunları izlemişler, Kafkas ülkeleri ise yine Hıristiyan bağlantısı ile batılı ülkelerle yakın ilişki içine girmişler, Müslüman ülkeler ise Hıristiyan batının dışında bir geleceği ararlarken hem Türk birliği hem de İslam Birliği seçenekleriyle karşı karşıya gelmişlerdir. Türkiye’yle Türk birliği, orta doğunun Müslüman ülkeleri, İslam birliği arayışları içine giren Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan, Rusya’nın önderliğinde bir bağımsız devletler topluluğu yapılanmasına uzak durmuşlardır. Bu nedenlerle, BDT kısa adıyla anılan Bağımsız Devletler Topluluğu girişimi yetersiz bir adım olmanın ötesine gidememiştir. Başından tutmayan bu girişimi Rusya daha sonra da güçlendirememiştir. Avrasya ülkelerinin yan çizmeleri, Amerika’yla beraber Avrupa ülkeleri, Çin, Müslüman ülkeler ve diğer güçlerin Avrasya bölgesiyle girmesiyle beraber bir hegemonya çekişmesi son yıllarda iyice tırmanmıştır.

Rusya, Sovyetler Birliği sonrasında hem yakın çevre doktriniyle hem de BDT girişimiyle Avrasya bölgesinden vazgeçemediğini ortaya koymuştur. Rus devleti vazgeçse, Rusya’daki Avrasyacı birikimin buna izin vermeyeceği anlaşılmıştır. Batıcı ve milliyetçi olmayan Rus aydınları tarihten gelme birikim doğrultusunda günümüzde de Avrasyacılık yapmaktalar ve Rusya’nın geleceğinin yine Avrupa değil ama Avrasya olduğunu savunmaktadırlar. Rusya kamuoyu bu nedenle Avrasyacı bir doğrultuda ilerlemeye devam etmekte ve Rusya’nın geleceğini yine Avrasya’da görmektedir. Bu çerçevede Rusya’nın Avrasya’dan vazgeçmesinin mümkün olmayacağı anlaşılmakta, bu nedenle de Atlantik emperyalistleri Rusya ile savaşmak istemedikleri için bir savaş sonrasında Avrasya’yı ele geçirebilmek üzere İran üzerinden bir savaş senaryosunu, Orta Doğu’daki İran-İsrail gerginliğinden yararlanarak devreye sokmaya çalışmaktadırlar. ABD’nin Irak macerası sonrasında sıranın İran’a geldiğinin açıklanmasının nedeni Avrasya hegemonya kavgasıdır. ABD, Çin ve Rusya ile savaşmadan Avrupa’da egemen olmak isterken gözüne kestirdiği İran’ı, İsrail’in konumundan da yararlanarak hedef almakta ve gelecekte bir Avrasya egemenliği savaşına dönüşecek üçüncü dünya savaşını İran üzerinden başlatabilmenin hesaplarını yapmaktadır. 21.yy.ın başlarında dünyaya egemen olma yarışı, bir Avrasya hegemonyası mücadelesine dönüşmüştür. Rusya eski bir Avrasya gücü olarak kendi güvenliğini koruyabilmek için Avrasya bölgelerinde direnmekte ve Atlantik emperyalizminin önünün kesilebilmesi için bölge ülkeleriyle yeni ittifaklara yönelmektedir.

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Kuzey Kafkasya’nın coğrafi ve siyasi anlamda belki de en ilginç bölgesi Adıge Cumhuriyeti. Kendisi gibi, Kafkas halkının hakim etnik grubu oluşturduğu ve adlarını verdiği diğer Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinden farklı olarak buranın da statüsü cumhuriyet olmasına

Page 7 of 7

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery