KUZEY KAFKASYALILARIN KISA TARİHÇESİ

Kuzey Kafkasyalıların büyük bölümü Kafkas Dağları ana sırtlarının kuzey yamaçları ile Kuban ve Kuma nehirlerinin kestiği kuzeye doğru uzanan ovalarda yaşamaktadır. Kuzey Kafkasyalıların bir kısmının ise Gürcistan ve Azerbaycan’da, aynı sırtın güney yamaçlarına yerleştiği izlenir. Kuzey Kafkasyalılara ilişkin ilk bilgilere Homer’in İlyada’sında rastlanabilmektedir. Sonraki dönemlerde ise antik dünyanın tarihçi ve coğrafyacıları (Herodot, Strabo, Scilax, Ammianus, Mercallinus) onlar hakkında yeterince ayrıntılı tanımlamalar yapmıştır. Kuzey Kafkasyalılar asırlarca bağımsız yaşam sürerek, kavimler göçü ve dünya çapındaki fatihlerin tahripkar işgallerine rağmen ayakta kalan bir dizi cumhuriyet ve monarşik idare kurmuştur.

Kuzeyde Rusya’nın ortaya çıkması ve güneye dayanılmaz baskılar yapmasından sonra Kuzey Kafkasyalıların bağımsızlığı ölümcül bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Rusya, iki yüz yılı aşkın süren Kuzey Kafkasya direnişini kırma ve bu ülkeyi işgal etmeye yönelik çabalarında, nihayet Güney Kafkasya’yı (Gürcistan ve Azerbaycan) işgal edip dağ istihkam ve kalelerini kuşatana kadar altmış senede düzenli ve aralıksız şekilde çılgınca hareket etmiş ve sonunda Rus güçlerince etkisizleştirilen Kuzey Kafkasyalıları mağlubiyete uğratmıştır.

Kuzey Kafkasyalılar Mayıs 1918’de, diğer Kafkasya halklarıyla birlikte ulusal bağımsızlıklarını ilan etti ve 350.000 m2 yüzölçüme sahip Kafkasya’nın 165.000 m2’lik kısmında yaklaşık dört milyon nüfusa sahip bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurdu. Sovyet Rusya 1921’de, çetin bir mücadele sonrasında, yeni kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni işgal etti ve o zamandan itibaren bu cumhuriyet Sovyet Rusya’nın bir parçası olarak, halkların büyük hapishanesi haline geldi. 

Said Şamil

KUZEY KAFKASYALILARIN UYGAR DÜNYAYA DEKLARASYONU

Kafkasya Dağlıları Halk Partisi’nin yurtdışındaki bürosu, 1930 Ağustosunun ilk günlerinde, Kuzey Kafkasya dahilindeki organizasyon Milli Savunma Komitesi tarafından kaleme alınmış bir bildiriyi aldı. 

Bu komite, 1920 yılında “Botlikh” kurulunda halkın kendi iradesiyle seçtiği hükümetin bir parçası olarak faaliyet gösteren en yüksek organdır.

Bolşevik işgaline karşı komite tarafından düzenlenen tarihi 1920-1921 ayaklanması Kafkasya’nın geçmişinde büyük bir öneme sahiptir. Bu ayaklanma güç kullanılarak bastırılmasına rağmen komite faaliyetlerini hiçbir zaman durdurmamıştır; Kafkasya’nın Sovyet Rusya tarafından işgali her yıl dökülen kanlarla protesto edilmektedir.

Komitenin bildirisi, aynı zamanda diğer milletlere mensup temsilcilerin Sovyetlerin din-karşıtı siyasetine karşı protestosuyla da bağlantılıdır. Bildirinin dünya basınında yayınlanmasına karar verilmiştir. Bildiri metni aşağıdadır:

Kuzey Kafkasya

17 Temmuz 1930

Dünyanın Uygar Toplumlarına,

Bugün yeryüzü topraklarının altıda biri on üç yıldan beri tarihte daha önce görülmeyen bir dram yaşıyor; on üç yıldır, siyasi fanatiklerle birlikte bazı maceraperestler milyonlarca insanın üzerinde hunharca ve kana susamış metodlarını uygulamaya devam ediyorlar; on üç yıldan bu yana, milletlerin kendi kaderlerini belirlemeleri (ulusal self-determinasyon) düşüncesinin yeryüzünün her tarafında bilindiği bir dönemde, uygar dünyanın gözleri önünde, sayısı düzinelerle ifade edilen farklı uluslar insanlık tarihinin hiçbir evresinde görülmeyen dehşetli bir esaret ve zulümle karşı karşıyadır. Kendini işçi ve köylülerin, çaresiz ve zulüm gören insanların koruyucusu gören ve haksızlığa uğrayanlara iyi bir gelecek vaadeden bir yönetim, bunu yaparken ardı arkası kesilmeyen zorbalık ve terör örnekleri sergilemektedir. Kızıl Moskova’nın esareti altında bugün onuncu yılı geride bırakan Kuzey Kafkasyalılar olarak, Kafkasya Dağlıları Halk Partisi’nin aracılığı ile tüm uygar dünyaya yardım ve dostluk talebimizi sunuyoruz. Kızıl zalimler çetesine karşı savunmasız milyonlarla birlikte on yıldır acı çekiyoruz. Sovyet idaresi on yıldır hiç kimseye ve hiçbir şeye acımaksızın, toplumumuz üzerinde yıpratıcı denemeler yapıyor. Bütün yaşamımız, ailelerimiz, geleneklerimiz, dinimiz, kısacası her şeyimiz ayaklar altında çiğnendi ve saygısızlığa uğradı. Dünya ve ideallerimiz için tehdit oluşturan bu güce karşı tüm uygar toplumların harekete geçtiği, protesto seslerinin ülkemizden dışarıya ulaştığı bugünlerde, ulaştırılacak acil yardım ümidiyle geleceğe güvenle bakıyoruz.

Katolik kilisesinin önderliğinde tüm Hıristiyan dünyasının başlattığı hareketin dindaşlarımızı da uykudan uyandırmasını diliyoruz. Dünya Müslümanları, Hazret-i Muhammed’in öğretisini kabullenen 30 milyon insanın ateist Moskova’nın esareti altında ezilmekte olduğunu unutmamalıdır. Müslümanlar bilmelidirler ki; militan komünizm her ne şekilde olursa olsun, ne Hıristiyanlığa ne de İslamiyet’e yaşama şansı bırakmaz.

Durum böyle iken, Kuzey Kafkasyalılar olarak, bize baskı yapan, zulmeden ve ideallerimizden uzaklaştıran gaspçıların zorbalığına karşı oluşan protesto sesleriyle birlikte, İslama inananları sesimize katılmaya davet ediyoruz. Bir olan Allah’a inanan, insani duygu ve özelliklerini koruyan herkes, özgürlük ve ilkelerini ifade hakkından yoksun bırakılan ve dualarını ederken tüm yaralarını dahi unutma hakkından mahrum bırakılan insanlara yardım elini uzatmalıdır.

Üç milyon Kuzey Kafkasyalı ile birlikte, diğer milletlere mensup milyonlarca insan da yardım ve özgürlük beklentisi içinde.

İnsanlık dayanışması ve medeniyetin korunması adına, dünya zulüm altında ezilen halkların bu sesini duymalıdır.

Milli Savunma Komitesi

KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ’NDE DİNSEL DURUM
Rusya’da yaşayan milyonlarca Müslüman arasındaki Kuzey Kafkasyalıların şüphesiz ki tarihinin bu en dramatik dönemini atlatması gerekiyor. Geçtiğimiz yüzyılda Rusya ile altmış yıl boyunca gerçekleştirilen savaş, sadece gerçek kahramanlığın değil; aynı zamanda sahip olunan idealler uğruna yapılan sınırsız fedakarlığın tüm örneği de değildir. Ülkenin özgürlük ve hürriyetini savunulurken, sahip bulundukları her şeyi özgürlük sunağına koydular. Zulme dayanamayan yüz binlerce kişi Rusya’nın işgalinden sonra ülkeyi terk etti ve günümüzde bunların milyonundan fazlası bir zamanların gücü olan Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm eski eyaletlerine dağılmış durumdadır. Ülkede kalanlar ise kendilerini tanımlanamayacak derecede korkunç bir varlık mücadelesi içinde buldu ve onlarca yıl boyunca intikam ve özgürlük düşüncelerini yüreğinde besledi. Rus ihtilali bu rüyaları gerçeğe dönüştürecek gibi görünüyordu. 11 Mayıs 1918’de, Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığı ilan edilerek, Kafkasya Dağlıları Birliği Cumhuriyeti kuruldu. Fakat Çarlık despotizminin mirasçısı olan Kızıl Moskova, daha önce kendisinin ilan ettiği ulusların kendi kaderini belirleme hakkı ilkesini hiçe sayıyor ve Kuzey Kafkasyalıların özgürlüğünü kan gölünde boğuyordu. Böylece güney yolu Sovyet Rusya’ya açıldı ve sırasıyla güney Kafkasya’daki Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan bağımsızlıklarını kaybetti.

Bolşevikler Kafkasya’nın efendisi oldu, fakat Kafkas halkları komünist emperyalizmin tahripkar doktrini altında yaşamlarını sürdürme tecrübesinden yoksundu. Kafkasya’nın bağımsızlığını ortadan kaldırdıktan sonra bolşevikler geçmişin tüm ideallerine karşı merhametsiz bir savaş ilan etti; yüzyıllar sonra bolşevik jargonu, ahlak ve gelenek hazinelerini “iğrenç kapitalizm”in modası geçmiş adetleri ve davranışları olarak adlandırıyordu. Sonuç olarak, insanları demoralize eden kasıtlı, bilinçli ve iyi planlanmış bir hareket başlatılmıştır. Kızıl Moskova Kafkasya’nın siyasi özgürlüğünü elinden aldıktan sonra, kitleler arasına ahlaki bozulma ve dağılma tohumları atarak Kafkasya’daki konumlarını sağlaştırma çabası içine girmiştir. Dine karşı genel bir saldırı ilan edilmiştir. İslamı kabullenen yerli halk, dinlerinin kendilerine öğrettiği ahlaki prensiplere dayanarak bütün gücü ile sebat ediyor. Güçleri denk olmayan iki taraf arasında mücadele başlamıştır. Bir tarafta, her şeye rağmen geri çekilmeyen, idari ve polis mercilerinin tüm imkanlarından yararlanarak çoğunlukla açık terör uygulayan Sovyet yönetimi; diğer tarafta ise, tek gücü amaçlarının haklılığına dair inançları olan savunmasız bir toplum.

Bu mücadelede militan komünizm Kuzey Kafkasya’ya özel bir ilgi gösteriyor. Halk ve bu halkın köklü dini görüşlere sahip olması, Sovyet yönetim temsilcilerine hayli derin bir korku ve şüphe telkin ediyor. Eski Kuzey Kafkasya’da, özellikle Dağıstan, İslam medeniyetinin 23 merkezinden biri olarak düşünülmektedir. Bu topraklara İslamın ilk yüzyılında ulaşan Arap kültürü ve Müslümanlığın kabulü olağanüstü sonuçlar doğurmuştur. Oluşturulan bir mütefekkirler ordusu, İslam teolojisi ve yasalarının yayılması ve derinleştirilmesine yönelik olarak yüzyıllarını bu amaca adamıştır. Kudutili Hacı Muhammed İbn-i Musa, Yemenli Salih, Mugili Ramazan Efendi, Sogratlı Mehdi Muhammed Efendi, Derbentli Ali Ahunda Efendi, büyük İmam Şamil’in öğretmeni ve Müridizm ideolojisinin kurucusu Kumukhili Muhammed Efendi Yartçi Cemaleddin ile diğer birçok mürid ve bilge umumiyetle tüm İslam dünyasıca yakından tanınmaktadır.

Kuzey Kafkasya’da dine karşı başlatılan savaş öncelikle gücünü aldığı dinin kaynağına yönelik bir savaş şeklindeydi. Bu düşünceyle; Müslüman din adamları ve kültürlü üst sınıfın parlak kısmına acımasızca savaş açıldı. Bolşevikler, Sovyetler Birliği vatandaşlarının dinlerini yaşama ve neşretme hakkını teminat altına alan kendi anayasasını bile bile ihlal ediyor. Moskova kızılları; Kuzey Kafkasyalı din adamları grubunun sadece misyonlarını yerine getiren ve yaşayan, dinsel ibadetleri salık veren vaizler değil, aynı zamanda Kuzey Kafkasya halklarının sosyal hayatı ve diğer tüm meselelerini yönlendirdikleri entellektüel bir merkez olduğunu idrak ettiler. Tüm Kafkasya’nın yakından tanıdığı bir isim olan komünist Necmeddin Samurski din adamları sınıfının tanımlamasını şu şekilde yapmıştır: “Bütün şeyhler, imamlar, büyük imamlar, mutalimler yüksek eğitimli, eski Arap kültünü, öğretisini ve felsefesini oldukça yakından bilen, ayrıca teolojiye bütün incelikleriyle vakıf olan kişilerdir. Bunların çoğu Müslüman Arap dünyasında meşhurdur ve devrime kadar Rusya sınırları içindeki doğu ülkeleri ile ayrıca bu sınırların ötesindeki Türkiye ve İran’dan gelen binlerce mürit ve taraftar bunların etrafında toplanmıştır. Ancak yıllar süren eğitim sonunda elde edilebilecek bir nur halkası başları üzerinde parlıyordu ve kanun gücüyle kelimelerini bahşediyorlardı”.

Bunların yanı sıra, Kuzey Kafkasyalı din adamları grubu devamlı olarak bağımsızlık fikrini aşılıyordu. Rusya’ya karşı gerçekleşen altmış yıla yayılan savaş sırasında yönetim onların elindeydi. İmam Şamil, Gazi Muhammed, Şeyh Mansur ve diğer ünlü liderler bu savaşlarda Kuzey Kafkasyalıların bağımsızlığı adına savaşmıştı. Günümüze kadar ulaşan halk hikayeleri, cenk meydanında yiğitçe hayatını kaybeden din adamlarının isimlerini muhafaza etmiştir.

Sadece bu sebeplerden ötürü bolşevikler, her şeyden önce, Kuzey Kafkasyalı din adamlarını yok etmek istedi ve hiçbir zulüm ve gaddarlıktan geri durmadı. İlk kurbanları Kuzey Kafkasyalıların son İmamı olan Necmeddin Gotinski oldu. Kızıl Moskova’nın insanlık dışı zulmü üç milyonluk bir toplumun dinsel lideri olan bir kişiyi bile affetmedi. Sovyet idaresi uzun bir süreden beri İmam Necmeddin’i arıyordu. Nihayet 1925 yılında, kendisini koruyan müminlerin yaşamlarını tehlikeye atmak istemeyen İmam Necmeddin kendi isteğiyle komünistlere teslim oldu ve Rostov’da G.P.U.’nun bodrumunda yargısız infaz edildi. İmam ile birlikte çevresindeki Derviş Muhammed Hacı, Bilal Hacı, Şeyh Muhammed Emin, İbrahim Şeyh, Ali Bammat Girey Hacı gibi yakınları da öldürüldü. Bu vahşet, Kuzey Kafkasyalılara yönelik zulüm açısından, günümüz Sovyet Rusya’sının geçmişteki Çarlık Rusya’sını geri bıraktığının hayli açık delilidir. Altmış yıl boyunca Çarlık Rusya’sına karşı mücadele sergileyen büyük İmam Şamil bozguna uğratılıp esir düştüğünde yalnız sınır dışı edilmişti; fakat Kuzey Kafkasyalıların sadece en yüksek mertebeli dini lideri olan ve bolşeviklere karşı mücadelede aktif rol yüklenmeyen İmam Necmeddin bedelini hayatıyla ödemek zorunda kaldı.

Sovyet idaresi yaptıkları bu baskılarla yetinmedi. Onlar, dini sınıfı bütünüyle etkisiz hale getirmek ve böylelikle halk üzerindeki nüfuzlarını kaybettirmek istediler. Rus idaresine hiçbir şekilde güven duymayan Kuzey Kafkasyalılar büyük bir özenle tüm önlemlerini almıştı.

Çarlık hükümetinin baştan itibaren Ruslaştırma esasına dayalı eğitim politikası, Rus okulları Kuzey Kafkasyalılar arasında pek fazla rağbet görmemiştir; zaten okulların sayısı da çok azdı. Kuzey Kafkasyalıların kendi destek ve katkılarıyla dini çevrelerin kontrolünde kalan eğitim, camilerle bağlantılı ilkokullardan oluşuyordu. Kuzey Kafkasya’da bu tür okulların sayısı yaklaşık 5.000, buralarda eğitim gören öğrencilerin sayısı ise 150.000 idi.

Hayli yakın zamanda, Kuzey Kafkasyalıların çocuklarını dini ve milli eğitimin tesirinden kurtarmak ve onları uluslararası komünizm ruhu ile eğitmek istedikleri için Sovyet yönetimi bu okulları kapatmaya karar verdi. Bu amaçla, okulları ayakta tutabilme imkanı sağlayan maddi gücü din adamlarının elinden almayı kararlaştırdı. Çıkarılan özel kararname ile “vakıf” adı verilen, İslami cemaatlerin tüm mal ve varlıkları Sovyet idaresi tarafından devletleştirdi. Din adamları ayrıca, “şeriat” kuralları gereği fakirlere verilmesi emredilen “zekat” veya fitre alma hakkından da mahrum edildi. Başlıca gelir kaynakları ellerinden alınan Kuzey Kafkasyalı müslüman din adamları, halka yönelik aydınlatma ve eğitme faaliyetlerini bırakmaya zorlandı.

Kuzey Kafkasya halkı şu an zihni karanlık tehdidi altındadır, çünkü Sovyet yönetimi eğitim alanında dini sınıfın yerini asla tutamayacaktır. Sovyet okullarının sayısı da halkın ihtiyaçlarının onda birini dahi karşılayacak durumda değildir.

Sovyetlerin din karşıtı son kampanyası Kuzey Kafkasya’da da etkisini kuvvetli biçimde gösterdi. Müslüman din adamları topluluğu medeni haklardan mahrum bırakılıp proletarya düşmanları olarak ilan edildi. Dini sınıf Sovyet basınına karşı savaş verdi ve “Militan Ateistler Birliği” tarafından eza ve zulüm gördü. Sovyet baskıları sadece din adamlarına yönelik olmayıp, aynı zamanda onların ailelerini de hedef alıyor. Kapatılmaları talimatı verilen camilerin sayısı her geçen gün artıyor (1925’te 28, 1927’de 36, 1928’de 116 ve 1929’da 213 cami kapatıldı).

Dine karşı sürdürülen mücadelede zaman zaman açık cinayetler de işleniyor ve suçlular genellikle cezasız kalıyor; başlatılan adli soruşturmalar ise herhangi bir sonuç vermiyor. Son olarak, geçen bahar Tetiel köyünde, Kadı Abdul Rahman minarede “ezan” okuduğu sırada kimliği meçhul bir katil tarafından öldürüldü. Bu din adamının birçok kez Sovyet yönetiminin din karşıtı politikaları aleyhine döndüğünü bahsetmeden geçemeyiz. Bu olaylar her geçen gün daha sık yaşanıyor.

Bolşevik yönetimi yerli nüfusu sadece perişan etmek ve sefalete düşürmekle, eşi benzeri görülmemiş vahşetleriyle nam salmakla yetinmeyip, aynı zamanda Müslüman nüfusu her türlü yardımdan mahrum etmeye, halkı uysal ve itaatkar bir hayvan sürüsü haline döndürmeye çabalıyor.

Tüm uygar dünyanın bolşevik cinayetlerini protesto hususunda birlik ve beraberlik içinde bulunduğu, Moskova kasaplarının din karşıtı taşkınlık ve cinnetlerini durdurması için her dinden temsilcinin çaba gösterdiği günümüzde, Moskova’nın zulmüyle acı ve ıstırap çeken ve 30 milyon Müslüman ile birlikte olan üç milyonluk halkımızın sesini duyurmak istiyoruz.

Kuzey Kafkasya halkı, en azından ahlaki ve manevi olarak, kızıl tiranların gerçekleştirdikleri eylemleri kınamalarını isteyerek tüm dünya Müslümanlarına müracaat ediyor. Özgürlük ve dinleri uğruna pek çok kurban veren Kuzey Kafkasyalıların en azından tüm dünyanın sempatisini kazanma çağrısı yapma hakkı vardır.

XIX. yüzyılda Avrupa diplomasisinin Kuzey Kafkasyalıları, Asya içlerine ilerleyen Rusya’yı durduracak bir blok olarak gördüğü ve Rusya’nın bu engeli boş yere kırmaya çalıştığı dönemde, tüm dünya Kafkasya’ya ve onun bağımsızlığına çok daha fazla ilgi göstermişti.

Günümüzde de Kafkasya öneminden hiçbir şey kaybetmedi. Rusya’nın idaresine girmesine rağmen, halen Asya’ya açılan bir kapı olup, insanlık kültürünün beşiğine giden en kısa yol üzerinde bulunmaktadır.

Bolşevikler Kafkasya’ya hakim oldukları sürece, sadece en yakın komşuları için değil, aynı zamanda bütün insanlık aleminin uygarlık ve kültürü için bir tehdit oluşturacak. Tüm dünyaya bir uyarı niteliğinde olması gereken son olaylar bize bunları düşündürüyor.

(Said Samil- The Highlanders of Caucasus, Information Bulletin of the Populer Party, Paris, 5 August 1930)

Malakanlar tarihsel olarak vicdani retçi olmuşlar ve orduya katılıp askerlik yapmayı reddettikleri için yıllar boyu hapis ve sürgüne mahkûm edilmiş, eziyet görmüşlerdir. Pasifist, savaşa karşı, barışçıl inançlarının sonucunda Malakanlar, Çar III. Alexandr’ın 1887-1889 yıllarında zorunlu kıldığı silah altına alınmaya direndiler ve Çar hükümetinin baskılarına boyun eğmektense, 1904-1911 yıllarında yoğun olarak Rusya sınırları dışına, özellikle de Amerika kıtasına göç etmeye başladılar. Süreklilik kazanan göçleri sonunda Amerika’ya yerleşen Malakanlar burada da tutumlarını sürdürerek I. ve II. Dünya Savaşlarına katılmadılar.

1934 yılının Paskalya gunu Malakanlarin ünlü Karol (Kral) ailesi Anne, oglu ve kizi geleneksel uzun Paskalya coregi ve boyali yumurtalar onunde poz veriyorlar. Aslinda bazı Malakan cemaatlerinde kirmizi yumurta gibi sembolik öğeler de reddedilir. Bu fotoğrafta Malakanların önemli özelliklerinden olan temizlik, kolalı örtüler, arkada geleneksel Rus pec sobasi ve evin annesinin tesettürü dikkat çekiyor.

Staroverler (Eski Ahit’e bağlı olanlar), Duhoborlar (Hıristiyanlığı doğa güçleri ve “Kutsal Ruh”la bağdaştırarak paganizmden vazgeçmeyenler), Prigunıler (“Zıplayanlar”, dini ayinlerinde “Ruhla” doldukları için kendilerinden geçercesine zıplayarak Tanrı’ya ulaştıklarına inananlar), Subotnikler (Yahudiler gibi cumartesi gününü kutsal sayanlar) vb. gibi Rus Ortodoks inancına ait mezheplerden biri olan Malakanların Güney Ukrayna’daki Moloçna (Sütlü sular) bölgesinden geldikleri için Malakan diye anıldıkları rivayet olunur. Bir başka yoruma göre de Malakanlar ve Staroverlere Ortodoks kilisesinin emrettiği biçimde oruç tutmadıkları, bu dönemlerde et yiyip süt (moloko) içtikleri için Molakan lakabı verilmiş, bu tanım sonraları yerleşerek, öğretiyi benimseyenlerin adı olmuştur.

1500’lerde Moğol ve Tatar baskınları Rusya’da Hıristiyanlığı öne çıkarmıştı. Saray ve kilisenin koruyamadığı halk, köylü kitleler doğrudan doğruya Tanrı’yla ilişki kurmaya, dinin köklerine inmeye, ilk Hıristiyanlık dönemlerinin saf ilkelerine ulaşmaya uğraştılar. Alman yerleşimciler arasında çok yaygın olan Lutherianizmin etkisinde bir din gruplaşması olan ''Stundis''likte, erken dönem Hıristiyanları gibi haftada bir kez evlerde toplanıp Tevrat okunur ve araştırılırdı. Moloçna bölgesinde Elisabethtal'deki bu törenlerde ekmek kırılıp bölüştürülür ve şarap içilirdi. Oysa bu, İsa adına sadece kilisenin vermeye yetkili olduğu bir kutsama (Kutsal Komünyon) olduğu için törenin özel olarak yapılması din açısından sakıncalı görülerek yasaklanmıştı. Çarlık Rusya’sı bir din devleti olup kilisenin etkisi büyük olduğundan, kilise tarafından yönlendirilen polis, dolayısıyla kilise, din muhalifi sayılan bu kişilerin peşine düşerek, Stundistlere baskınlar düzenlemiş ve kovuşturma başlatmıştı. Sonuçta hem Moloçna hem de Khortitsa bölgelerinde giderek daha çok köylü kendini hapiste buldu. Bunlar ya kürek mahkûmu olarak zorunlu işlerde çalıştırılarak cezalandırıldılar ya da Sibirya’ya gönderilmekle tehdit edildiler.

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, Malakanlar

1900’lerde tipik bir Malakan ailesi: Erkekler saçlı ve sakallı, kadınlar ise daima tesettürlüdür. Doğum kontrolü yoktur, Tanrının verdiği çocuk makbuldür.

Malakanlar geleneksel ataerkil topluluklar olmakla birlikte, dini uygulamalarındaki basitleştirilmiş yapıyla Rus toplumunun başka kesimlerinden farklıydılar. Toplumcu söylemleri ve cinsiyete yüklenen rol (kadın erkek ayırımı olmamasına karşın iki cinse yüklenen görevler), dinsel uygulamalar (toplu dua ve bazı ritüelller) ve mistik uygulamalar (vecd, esrime, peygamberlik, vahiy ve ruhlarla iletişim kültü) Malakanların kendilerinden sonraki kuşaklara geçirdikleri kültürel kimliklerini belirlemişti.

 

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, Malakanlar

Sahipleri 1963'te Rusya'ya geri donüş yapmış bir Malakan ailesine ait tipik bir Malakan değirmeni. Kars bölgesinde akarsular üzerine ilk değirmenleri Malakanlar kurmus ve işletmişlerdir.

 
Birçok tepkisel tarikat gibi Malakan öğretisi ve savları, daha çok 17. yüzyılda, öncelikle köylüler sonra da aşağı ve orta sınıflar içinde hazır bir mürit kitlesi bulmuştu. Rus edebiyatında tinsel arayışlarıyla bilinen ve yapıtlarının düşünsel yanını insan olma kaygısıyla pekiştiren Tolstoy da bu gibi mezheplerden etkilenenlerden biriydi. Onun Malakanlar ve diğer dinsel ayrılıkçı gruplarla dayanışma içinde olduğu, onlarla yazıştığı ve göç etmeleri konusunda yardımcı olduğu da bilinir.

1805’te Malakanların bilgelerinin bir araya gelerek, çektikleri sıkıntıları anlattıkları dilekçelerini Kont Kutuzov ve piskoposlardan oluşan danışma meclisinde görüşmeye açan Çar I. Alexandr onlara kendilerini tanıma garantisi ve ibadet özgürlüğü tanıdığında, Malakanlar ve benzer bir mezhep olan Duhoborlar kısa bir süre rahat yüzü gördüler. Ancak bu durum fazla sürmeyecekti, zulümler, kıyım ve türlü eziyetler 1825’te Çar I. Nikolay’ın tahta geçmesiyle yeniden başladı.

Kafkasya’nın Kolonileştirilmesi

I. Nikolay’ın 1830’da yayınladığı genelge Rus tarihinde daha önce görülmemiş bir çaptadır. Bu genelge, Rusya’nın yeni dahil edilen Kafkasya’daki-1 genişleme sınırında köklü bir değişim öngörüyordu. Böylece imparatorluk içindeki dinsel sapmalar sıkı bir denetim altına alınıyor, “doğru yol”dan sapanlar olarak tanımlananların kaderi değişiyor, dinsel mezhepler kovuşturuluyor, sürülüyordu.

Çar I. Nikolay’ın genelgesinde,2 en tehlikeli ve zararlı unsur olarak belirlenen ve “sektantı” (sekterler, uzlaşmaz, kendini ayrı koyan, bağnazlık yapanlar) olarak tanımlanan Malakanlar, Duhoborlar ve Subotniklerin Kafkasya sınırlarına sürülmeleri ve orada iskân edilmeleri emrediliyordu. Staraverler bu genelgeye dahil edilmemişlerdi. Bu göç ettirilme kendi rızalarıyla olmazsa zorla gerçekleştirilecekti.

Bu politika, Rusları Ortodokslardan ayırmak ve Rusya topraklarını çevreleyen alanı bu amaçla kullanmak konusunda Çarlığın bilinçli bir tercihiydi. 1830’dan başlayarak 1880’lere kadar Çarlık Rusya’sının politikaları, tüm Slavlardan koparmak üzere muhalif unsurları merkezi Rusya dışına iskân etmeyi öngörmüştü.3 Din yöneticileri, Ortodoks müminlerin bu unsurlar tarafından zehirlenerek kiliseden kopmasını engellemek istiyorlardı. 1830’lar öncesinde ufak Rus grupları da Kafkasya’ya göç etmişlerdi, ancak genelge ile bu akım sele dönüştü. İzleyen 50 yılda on binlerce din karşıtı orta Rusya’yı terk ederek Transkafkasya’ya yerleşti. 1890’lara dek Kafkasya’daki Rus topluluklarının çoğu bu şekilde göç ettirilmiş dinsel mezheplerden oluşuyordu.4

1870’lerde bir grup Malakan

Moloçna bölgesinden ayrılmaya zorlanan Malakanlara Rus İmparatorluğu sınırları içinde, Kafkasya dışında hiçbir toprak parçasında yerleri olmadığı bildirilmiş, Malakanlar ve Staroverler yeniden göç yollarına dökülerek Ermenistan, Gürcistan ve Türkiye sınırlarına köyler kurmuşlardı. Malakanlar, kendilerine vahy edilen ''Yürüyüş''ü gerçekleştirmek amacıyla, orta Rusya’daki Tambov bölgesinden kalkıp, menzillerine çıplak ayakla yürümüşlerdi. O dönemde inançlarının çarpıklığını cezalandırmak için Malakanların 180 kez sırttan, 180 kez de göğüsten, ne oturabilecek, ne de yatabilecekleri biçimde kamçılanarak cezalandırıldıklarına dair sözlü tarih anlatıları vardır.

Malakanlar bu yeni vatanlarında din konusunda da oldukça özgür sayılırlardı. Kimse onları dilediklerinden farklı bir biçimde ibadet etmeye zorlamıyordu. Ortodoks kilisesi, zaman zaman Malakanlara misyonerlerini göndererek onları doğru yola iknaya çalışsa da, bunlar kendi kendini yetiştirmiş Malakanlarla girdikleri tartışmalarda püskürtülüyorlardı. Bu sınır bölgelerinde dini tartışmış olmaktan dolayı kimse mahkûm edilmiyor, bu nedenle zarar görmüyordu. Ender örneklerden biri, Prigunılar’ın dini merasimler sırasında manevi yücelmeyi ifade için zıplamaya koyulmalarını engellemeye kalkışan yerel makamların tavrı nedeniyle Çar’ın Kafkasya’daki temsilcisini şikâyet eden bir dilekçe vermeye yeltenen Maxim Gavriloviç’in (1858) hapsedilmesiydi.

Malakanlar Kars ve Erzurum’da

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, Malakanlar1830-1839 yılları arasında Kafkasya'da yeni Rusya sınırları boyunca Rus yerleşkeleri oluşturmak üzere Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan bölgesine iskân edilen Malakanlar 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na taraf olmadılar ve yerli halklarla çok iyi ilişkiler kurdular. Savaştan sonra Kafkasya’daki Rus yerleşimlerinin askeri garnizon ve yerleşim yerleri ve Kazak köyleri bulunduğu Kars’a ve biraz da Erzurum’a yerleştirildiler.

Malakanlar alçakgönüllü ve çalışkan olduklarından, Kafkasya’da yerleştikleri her yerde daha önce mevcut olmayan köyler kurmuşlar, daha önce o bölgelerde görülmemiş ürünleri ekip biçerek hem gıdalarını hem de demiryollarını ve her tür taşımacılığı kullanarak ürünlerini satıp geçimlerini sağlamışlardı. Bu dağlık bölgedeki her akarsuya bir değirmen kurmakta da gecikmediler. Yüzyıl sonlarında genellikle mali olarak kendi kendilerine yeter duruma gelmişlerdi. Aralarında değirmencilik ve tarım ticareti ile oldukça iyi konuma gelenler de vardı.

1889’da bölgedeki Malakanları derinden etkileyen olay, 1839’da orta Rusya’dan çıkarıldıklarında kendilerine garanti edilen askerlik affının üzerinden elli yıl geçmesiyle bu muafiyetin ortadan kalkması ve askerlik konusunun tekrar gündeme gelmesi oldu. Bu konu için bir araya gelen lider konumundaki yaşlılar aracılığıyla Rus hükümeti Malakanlara, 21 yaşına varan her gencin, herkes gibi beş yıllığına asker olarak hemen kaydının yapılacağını bildirdi. Her ne kadar yaşlıların vicdanı elvermese de bu kararı sükûnetle karşılayıp bu durumdan kurtulmak için yeni çare arayışına girdiler.

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, MalakanlarBu arada Hazar Denizi kıyıları ve Türkistan’ı alan Rusya bu bölgede barışı sağlamak, bir yandan da buraları iskân etmek gereksinimi içindeydi. Bunu gerçekleştirmek için en uygun yapı Malakanlardı. Böylece buralara yerleşmeyi kabul edecek Malakanlara 10 yıllık askerlik muafiyeti vaat edildi. Yüzlerce Malakan ailesi bu teklifi kabul ederek Ermenistan, Gürcistan ve Kars bölgesinden toplanarak buralara taşındı. Kars bölgesindeki Meliköy ve Romanovka köylüleri ise 1900 yılının kışında, gece yarısı dua toplatıları düzenleyerek kendilerinin de askerlik görevinden muaf tutulmaları için Çar hükümetine dilekçe sunma kararı aldılar ve aralarından St. Petersburg’a gitmek üzere, Kars’tan Filip Şubin ve İvan Samarin, Erevan bölgesinden ise Simon Şubin ile İvan Holopof adında dört yaşlı kişiyi seçtiler. Bu kişiler uzun yolculuklar sonunda, 1900 yılının baharında olumsuz cevapla geri geldiler.

Kanada ve abd’ye göç

Bunun üzerine, Prigunılar Filip M. Şubin ile İvan G. Samarin’i, Postoyanıye denilen uyumlu Malakanlar ise Feodor T. Buçnef’i, 1000 kişilik bir göçmen gönderme talebiyle Kanada’ya inceleme yapmaya göndermek üzere seçtiler.5 Batum, sonra da Moskova’daki Kanada konsoloslukları vasıtasıyla ve Çardan aldıkları izinle İvan Samarin öncülüğünde göçe koyulan Malakan ve Duhoborlara Kanada’da 99 yıllığına askeri muafiyet tanınmış ve aile başına 160 akr toprak verilmişti.

1890 civarlarında ise askerlik görevi yine dayatılınca, Duhoborların üçte biri 1900 yıllarında Kanada’ya, ardından bazı Malakanlar ve çoğu Prigunı, aslında Kanada’ya gitmek amacıyla yola çıkmış olsalar da bir bölümü fikir değiştirerek Los Angeles’a (ABD) taşındı.6

Rus Emperyalizminin Karakteristikleri

Geleneksel olarak Rus emperyalizmi, askeri fetihler, siyasi-idari makamlar ve makro-ekonomik uyum ile belirlenen jeopolitik ve idari süreç olarak tanımlanır. Tarihçiler, merkezdeki Rusluğun sınır ötesinde de imparatorlukla aynı yönde hareket ettiğini öne sürerler. Birçok tarihçi Rus İmparatorluğu’nun genişlemesinde ve Rus egemenliğinin (siyasi, askeri, kültürel ve dilsel) sağlamlaşmasında, başka yerlerde zorla iskân ettirilen kesimler vasıtasıyla yayılan ulusal benliğin rolü olduğunda birleşirler. Rusya İmparatorluğu’na ait unsurlar olarak sınır boylarına göç etmiş olan milyonlarca yerleşimci, emperyal genişleme emellerinin farkında olmayarak çokuluslu, çokdinli bütün bir emperyal yapının inşaasında ve oluşumunda 9 etkin bir rol oynamışlardı.

Sınır bölgelerinin Rusya ile nasıl uyumlu olduğu ve kaldığı düşünüldüğünde gözden kaçan ve asıl anlaşılması gereken, bunun, Rusya’nın sınır bölgelerine taşınan ve orada imparatorluğun bir ucunda yaşayarak burada farklı halklarla iç içe, kültürel etkileşim içinde, yeni bir çevre, yeni bir ekonomik yapı, yeni bir toplum yapısı oluşturan göçmenlerin sayesinde olduğudur. Rus tarihçi Kluçevski, “Rus Tarihi Dersi” isimli çalışmasında, “Rusya tarihi, yerleşimler kurma tarihidir,” der. Solovlev ise, Rusya’nın Batı Avrupa karşısında geri kalmış olmasını, bir türlü olgunlaşamamasını sürekli koloniler oluşturma kaygısına ve bunu gerçekleştirme sürecine bağlar. Bu sürgünlerin ve yer değiştirmelerin bireysel olarak insanları nasıl etkilediği konusunda pek az bilgi vardır. Çünkü bol sayı ve yasa metinleri içeren kayıtlarda daha çok nüfus hareketinin demografik yönüne odaklanılmış, iskânolgusunun yerleşmeciler açısından ifade ettiği anlam ve neler yaşadıkları göz ardı edilmiştir. Devlet görevlileriyle yerli halk arasında bir alışveriş ilişkisinin ötesinde, Rus yerleşimciler aynı sahnenin hem aktörleri hem de üzerinde oyun oynanan üçüncü kol olarak yaşamsal bir rol oynamışlardı. Çarlık görevlileri bölgeyi yönetmek için sırtlarını bu “zararlı din karşıtları”na dayamak zorundaydılar; çünkü onların dışında Kafkasya’da Rusların sayısı çok azdı. Sürgün yerleşimciler ister istemez pek çok alanda Rusya’nın emperyalist amaçlarına hizmet etmiş oldular, karşılığında da bazı ayrıcalıklar elde ettiler. Bu ayrıcalıklara silah edinebilme, vergi indirimi ve bölge dışına seyahat ve ticaret izni dahildi. Sonuç olarak imparatorluğun ikinci sınıf unsurları Çarlık memurlarınca “örnek Rus yerleşimciler” sayıldı. Toplum dışına itilmiş kesimin örnek yerleşimcilere dönüştürülmesi gayreti değişimin yalnızca göçmenlere özgü olmadığını, Rus emperyalizminin de değişikliğe uğradığını ve Rusya’nın merkezi ile çevresinin çok hareketli bir sistemle karşılıklı etkileşim içinde olduğunu gösteriyor. İç gerilimi çevrede doğan sorunlarla azaltma girişimlerinin de sürekliliği olmadı çünkü Rus İmparatorluğu hiçbir zaman kendini istenmeyen topluluklardan tam olarak koparamadı. Rus kökenli yerleşimciler ve Kafkasya’nın yerlileriyle kurulan ilişkiler sonucunda Rus emperyalizmi biçim değiştirdi.10 Şu bir gerçektir ki, Rusya İmparatorluğu ve daha sonraki SSCB, devlet ajanları, yerli halklar ve Rus yerleşimciler arasındaki ilişkilerden doğmuş ve beslenmiştir. Bu üçlü model, koloniyal tezlerin günümüzde değerlendirilmesinde kolonize eden ve kolonize edilen arasındaki baskıcı, yok etmeye, kesip çıkarmaya dayalı eğilimlerin gözlendiği Avrupa tipi emperyalizmden farklı olarak, dünyada uygulanabilirliği ile ilgili araştırmalarda alternatif bir görüş olarak ele alınmaktadır.11

1905-12 yılları arasında savaştan yılmış olan ve özellikle de askerlik görevinden kaçmak isteyen büyük bir grup Malakan ile Prigunıların çoğu Amerika'ya göç etmiş, Los Angeles civarına yerleşmiştir.7 Türk-Rus savaşları nedeniyle çok karışık olan Kars bölgesindeki Malakanlar, Duhoborlar ve Prigunilardan yarısı göç ederken, Kars'ta bazı köyler nüfuslarının %10'unu yitirmişlerdi.

Malakanların İnanç Dizgesi

Dinsel inanç olarak Ortodoks (GrekRus) kilisesine yakın olmakla birlikte, yukarıda anlatıldığı gibi Stundistlerin etkisiyle gelişen bu mezhepte (Tevrat'ın 1. Bölümü) önceliklidir; Zion (Sion) erektir. Tevrat kaynaklı Eski Ahit, dini ilkeleri belirlemekte önemli bir dayanaktır. Kendilerini Gerçek Ruhani Hıristiyanlar olarak gören Malakanlar İsa’nın Sion dağına ikinci kez geleceğini vaaz eder. İkona ve temsili Tanrı resimlerine tapınmazlar, bunu sapkınca ve yaşamla ilişkisiz sayarlar çünkü Tanrı değil, bir fikir tarafından yaratılmış olduklarına inanırlar. Her insanın ruhunda var olan ve yaşamını insanların içinde sürdüren, her an, her yerde olan bir Tanrı fikrini vaaz ederler. Bütün tapınma araçlarının dinden çıkarılması gerektiğine, simgelerin kutsal olmadığına inanır ve bunları kutsamanın, onlara inanç beslemenin puta tapınma ve yaratıcıya küfür olduğunu savunurlar.

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, MalakanlarYapmacık ritüellere ve yoldan çıkmış saydıkları papazlık sistemine kapalı oluşları, açık kiliseleri ve inanç dizgeleri nedeniyle ve de ibadetlerinde dini yorumlama, tartışma gibi usulleri olduğundan, bazı kaynaklarda Rus Ortodoksluğunun Protestanları ya da Baptistleri olarak değerlendirilseler de tek kabul ettikleri sıfat, ''Evangel''i (Kutsal Kitap: İncil) temel aldıklarıdır. İbadetleri ‘‘Sobraniye’’ (Toplantı) adı verilen ve uzun bir masa etrafında bir araya gelerek din kitaplarındaki ayetlerin, bapların, mesellerin okunmasına, anlatılmasına, özgürce yorumlanıp tartışılmasına dayanır. Bu ayinler sırasında şarkılar, ilahiler büyük yer tutar, ardından kutsal gün şölenle kutlanır, dans edilir, yenir içilir. Malakanların dini inancı içinde yer alan en önemli öğelerden biri de “yürüyüş” (Pohod) adı verilen yer değiştirmedir. Köyden köye misafirliğe gider, vardıkları evlerde, “yeniden doğuş” dua toplantıları düzenleyerek ibadetlerini sürdürürlerdi. Bu dualar sırasında "Pohod" “yürüyüş” konusundaki tebliğler ve vaat edilmiş sığınak/yurt konuşulurdu. Bu toplantılarda tüm Malakan Prigunı cemaati köyün bir başından öteki ucuna dek yürüyüş kolları halinde yürüyüp, dua evine dönerdi. Buna "Ruhsal Manevralar" adı verilirdi.

Dışa sakin ve uyumlu görünüm sergilemelerine karşın, Malakanlar içten içe huzursuzdular ve Kafkasya’daki ikametlerinin nihai olmadığını düşünmekteydiler. Bu ruhsal durumun da, son sığınaklarına (Ubezişça) gitmek üzere her an hazır olmaları gerektiğini anımsatmak üzere onlara ruhen verilmiş, peygamberler tarafından indirilmiş olduğuna inanırlardı. Kimse bu düşüncelerin anlamını çözememiştir: Sığınağın neresi olduğu ve Yürüyüş’e ne zaman geçileceği bilinmese de, ''Yürüyüş'' ve ''Sığınağa ulaşma'' konusu Kafkasya çapında yer yer düzenlenen toplu "Ruhani" (Dukhovnıy) ibadetlerde durmadan yinelenmekteydi. Bu toplantılar sırasında, halkın içinde yer etmiş korku, kaçış isteği ve huzur bulunacak bir sığınak özlemi ilahiler ve şarkılarla da dile getirilmekteydi.

Yeni Türkiye’de Malakanlar

1919'da Kars'ta bir yerel hükümet meclisi kurulmuştu. Bu hükümetin parlementosuna her 10 bin seçmene karşılık 1 milletvekili olmak uzere 64 milletvekili seçilmişti. Bunlardan 60'ı Müslüman, 3'ü Rum, biri ise Kafkasya doğumlu bir Malakandı.

Ancak bu arada 1917 devrimi sonrasındaki belirsizlik döneminde Rusların boşalttığı Kars'ın Türkiye sınırı içinde kalmış olmasıyla biraz huzura kavuşan Malakanlar başta umutlandıysalar da, bu kez burada Bolşeviklerle ilişkide olmakla suçlandılar ve 20 Ocak 1921 tarihine dek Türkiye'yi terk etmedikleri takdirde askere alınmaları meclis kararıyla sabitleşti.8 Çok sayıda Malakan ve Prigunı Rusya'ya Rostov bölgesine taşındı Diplomatik girişimler ve notalar sonucu Kars ve Ardahan'a yerleşmiş olan Malakanlar ve Duhoborlara 1926'da Rusya Rostov bölgesindeki kıraç Sal'ski steplerinde toprak teklif edildi. Bölgedeki Duhoborların tamamı, Malakanların ise yüzde 90’ı geri dönmeyi kabul etti. 1930'larda Türkiye’deki ulusalcı hareket sonucunda Türk adı taşımayan herkesin bir Türk soyadı edinmesi zorunlu kılındı.

Yine 1959-1962 döneminde Manyas civarında yaşamakta olan Kazak Staroverler ile birlikte gerisin geriye Rusya’ya (bu kez Stavropol bölgesine) dönüş yaşandı. Malakanların bir bölümü Rusya’ya, bir kısmı da ABD’ye göçse de 1962’ye kadar Kars çevresindeki Çakmak (Çalgavur), Arpaçay, Meliköy, Zöhrap, Kağızman, Susuz, Taşlıca, Karakala köylerinde yaşamlarını sürdürdüler. Kars'taki Malakan köyleri sonraki on yılda üç köye indi Yalınçayir, Atçılar ve bugün adı Çalgavur olarak değiştirilen Çakmak. 1962'de Türkiye ve Rusya hükümeti arasında varılan bir anlaşma ile Malakanlar Stavropol'skiy Kray bölgesindeki kolhozların bünyesinde ya da Astrahan, Stavropol gibi kentlerde kendilerine önerilen evlere taşındılar. 1962-1964 arasında son Malakanlar da bölgeyi terk edince, Kars'ta 1970'lerde çok az sayıda Malakan ailesi kalmıştı. İstanbul gibi büyük kentlere göç etmiş olanların dışında bugün Kars'ta halen yerlilerle evlilik yapmış olan birkaç Malakan ve üçdört aile yaşamlarını sürdürmekte.

Dipnotlar

1-RGIA f.379 op. 1043, 1830-1837 II.I-lob

2-Rusya’nın Kafkasya’ya Girişi “Korkunç İvan’dan Devrim yıllarına’’ Editörü: Taras Huncak, New Brunswick Rutgers University Press 1974; John F. Bradley, The Russian Conquest of the Caucasus, London, Longmans and co. 1908; Tadeusz Schwietochovski, Russian Azerbaijan 1905-1920, The Shaping of National İdentity in a Muslim Community, Cambridge University Press 1985.

3-Malakanların göçü, doğu ve güney Avrupada kitlesel göçlerin zirveye çıkmasıyla aynı döneme denk gelir. 19. yüzyıl sonu öncesinde ve 20. yüzyıl başlarında Yeni Dünya’ya göçenlerin çoğu İngiltere, İskandinav ülkeleri ve Almanya kökenliydi.

4-Aile tutanakları üzerinde yapılan istatistiklere göre, 1880 ortalarında dinsel muhalif gruplar Kafkasya’daki Rus nüfusun beşte birini oluşturuyordu. Geri kalanın çoğu askerler ve aileleriydi. 1890 ile 1900 yılları arasında bu dinsel cemaatlerin Kafkasya’daki bu nüfus oranı Ortodoks Rusların daha yoğun bir biçimde buralara yerleşmeye başlamalarıyla büyük ölçüde azaldı. Bkz. D.L. İsmailzade, Ruskoe Krestianstvo v Zakavkaze, konets XIX I naçalo XX. Veka (Moskova İzdatelstvo Nauka,1982), Firuz Mostashari, Çarlık Rusyası Kolonizasyon Siyaseti, Ekonomik Değişim ve Azerbaycan Ulusunun Yaratılması: 1828-1905, Doktora tezi, Pensylvania Üniversitesi yayını, 1995.

5-P.V. Young, Pilgrims of Russian Town 1932, yeniden basım 1967, reprinted 1998.

6-Bkz. Berokoff: Bölüm 1, The Migration (Göç).

7-Berokoff: Chapter 1, The Migration

8-Kazım Karabekir, Anılar ve Erkan Karagöz, ''Kars ve Çevresinde Aydınlanma Hareketleri''

9-Bu farkında olmama durumunun sonraları çok bilinen istisnaları da olmuştu Bkz. Willard Sunderlan, Making the Empire, Colonists and Colonisation in Russia, 1800-1850, İndiana Üniversitesi, Doktora tezi, 1997; The Russian Review 52, Ekim 1993 sayısında, “Çarlık Rusyası’nda Köylülerin Devlet Tarafından 1805-1830 Yıllarında Yeniden İskanı”.

10-Tolstoy’un Rus ordusunun Kafkasya seferini anlatan ve Türkçeye Kazaklar, Hacı Murad adları altında çevrilmiş romanlarında bu olgu çok belirgindir.

11-Edward Said “Oryantalizm” NY 1979 ve “Kültür ve Emperyalizm” NY 1993, Ann Stooler and Frederick Cooper, Between Metropole and Colony.

Ludmila Denisenko

 

Çeçenistan Dosyası

Kasım 29, 2018

Çeçenistan DosyasıBu kitapta, bağımsızlığa giden yoldaki, ulusal kurtuluş savaşının aşama aşama izlediği gelişme süreci ve Çeçenistan'ın bağımsızlığını haklı kılan bütün belgeler birarada okuyucuların dikkatine sunulmaktadır. Mafya, terör ve şeirat suçlamalarının ve kara çalmalarının ötesinde, bir küçük ulusun varolma mücadelesi ve bağımsız yaşama kavgası ile ilgili ayrıntılar,

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery