Sosrukonun Doğuşu 1

By Aralık 08, 2018 314 0

Bir gün, ince kaşlı Setenay dere kıyısında çamaşır yıkıyordu. Hep gelirdi buraya; gelir de yiğitlerin savaş zırhlarını temizlerdi. O gün, Nart köyünün çobanı derenin öbür kıyısında inekleri yaymış otlatıyordu. Çoban, Setenay'i gördü, donmuş gibi kalakaldı. Kendine gelince dere boyuna koştu.

Setenay yeni doğmuş ay kadar güzeldi. Beyazdı yüzü, yay kaşları incecikti. Çoban ''Ey güzeller güzeli Setenay. Kaldır gözlerini de bir bak bana'' diye seslendi. Ona büyük bir sevda ile tutulmuştu. Sevginin ateşi ile, kıyıdaki bir taşın üzerine çöküveren ince kaşlı Setenay'i de kara sevda almıştı.

Eli ayağı dolaşarak, çabucak ıslak çamaşırları toparladı, eve gitmek için ayağa kalktı. O vakit Nart köyünün çobanı ''Ey güzeller güzeli Setenay, senin kadın aklın, erkeklerin bilgeliğinden yücedir de niye bırakırsın bu taşı kıyıda? Al, onu da götür! '' Setenay onun bu öğüdünü tuttu. Sevdadan sarsılarak oturduğu o taşı aldı, evine götürdü. Kepek dolu bir sandığın içine koydu.

Zaman geçti, Setenay bir gün evinde bir gürültü duydu. Nereden gelebilir bu ses, diye düşündü, köşeye, bucağa baktı. Tuhaf şey; taşın olduğu yere yaklaşınca gürültü artıyor, uzaklaşınca azalıyordu. ''Hayret'' dedi Setenay, kulağını taşa koydu. Taşın içi uğul uğuldu. Demek, ses buradan geliyordu. Sesi boğsun diye taşın üzerine yün iplik sardı, yumak yaptı. Üç gün geçince bir de baksın ne görsün, iplikler kopu kopuvermişlerdi. Tekrar, tekrar sardı taşı, her defasında da aynı şey oldu. ''Hey, Yaşama Tanrısı Psatha, mutlu kılıyorsun sen beni! Taş büyüyüp duruyor boyuna'', diye Setenay sevinçle bağırdı, aldı taşı, sıcak ocağa koydu.

Taş, dokuz ay, dokuz gün ocakta kaldı, günden güne büyüdü, sıcaklaştı. Sonunda kıpkızıl kesildi. Alevler saçar oldu. O vakit Setenay, Demirciler Tanrısı Tlepş'e koştu. Ona, ''Bir sırrım var, açabilir miyim sana, Tanrım?'' diye sordu. ''Sanatımla, insanlara yardım ederim ben, fakat onlar da bana güvenmeli, şu benim balyozum, kıskaçlarım insanlara mutluluk vereyim diye değil mi? Balyozumun vuruşu, yaşamanın anlamı değil mi? İyilere yardım etmem mi ben?''

Tlepş de böyle sordu; güçlü sesinde alındığı seziliyordu. Setenay şüphesinden utandı, usulca ''Bir zorum var, saklamayı uygun bulmadım, insanlara anlatsam kimse inanmayacaktı. Ne edeyim ben şimdi'' dedi. Demirciler Tanrısı ''Çıkarını düşünmeden biri öğüt verirse, korkulacak bir şey yoktur. Aç bana, derdin neyse söyle'' diye karşılık verdi ''Söylemem, utanırım. Gel benimle, bir mucize göstereceğim sana''. ''Adam verdiği sözü tutar'' diye. Tlepş, gök gürültüsü gibi sesiyle konuştu ''İşi, sözü birdir er kişinin. Gel benimle, dedin. Haydi hazırım ben''.

Araçlarını topladı, demirhaneden çıktı. Setenay onu eve götürdü. Demirciler Tanrısı, kor gibi yanan taşı görünce şaşırıp kaldı. ''Aman Göklerin Tanrısı Uaşha. Ne acayip şey bu böyle? Çok şey gördüm ömrümde, çok şey işittim, böylesini hiç görmedim'' dedi. Alev saçan taşı demirhanesine götürdü. Yüreciği çarparak Setenay’de gelmişti peşinden. Güçlü Tlepş hemen şevkle, taşa balyozla vurmaya başladı. Yedi gün, yedi gece durmadan çalıştı. Setenay, balyozun her inişini sanki yüreğinde duyuyor, ağrılar içinde kıvranıyordu.

Sonunda taş parçalandı, parçaları dört bir yana dağıldı. İçinden bir küçük oğlan çocuğu çıktı. Yavrucuğun kızgın vücudundan kıvılcımlar sıçrıyor, duman yükseliyordu. Setenay her ananın yaptığı gibi yeni doğmuş çocuğu göğsüne bastırmak istedi. Bir çığlık attı birden bire, eli yanmıştı. Çocuk kucağına kaydı, eteğini yakarak bir delik açıp oradan yere düştü. Tlepş koca bir kıskaçla çocuğu boş böğründen tuttu, suya daldırdı, su cızıldadı, buharlar yükseldi. Demirciler Tanrısı, yedi kez suya daldırdı kızgın çocuğu, su yedisinde de fokurdadı durdu. Böylece Tlepş, çocuğa, vücudu çelikleşinceye kadar su verdi. Sadece kıskaçla tuttuğu boş böğürler sertleşmeden kaldı. Demirciler Tanrısı, mutlu Setenay'e ''al bakalım, çelik çocuğunu'' dedi gülerek.

Küçük çocuk, o günden sonra Setenay'in evinde, bir gün içinde öteki çocukların bir ayda büyüyemeyecekleri kadar çabucak gelişiyordu. Bir mucizeydi bu. Bilinen şey mucizeler rivayetlerin kaynağıdır. Nart köyünde çok kötü dedikodular dolaşmaya haşladı. Haber yaşlı Barimbuch’ya da ulaştı. Çok kızdı yaşlı kadın, öyle kızdı ki, hemen eteklerini toplayıp Setenay 'e yollandı. Evine girince ocakta oturan, korlarla oynayan çocuğu gördü. Çocuk yanan kömür parçalarını ağzına atıyor, sonra sönmüş olarak tükürüyordu.

Barimbuch, Setenay'e açtı ağzını, yumdu gözünü ''kötü kadınsın sen, kocan yok da nasıl oldu bu çocuğun? İlk önüne çıkanla ha?'' diye tehdit etti. ''Senin böyle bir çocuğun olsa sövmezdin'' diye sakin sakin cevap verdi Setenay. ''Evlatlığım o benim''. ''Evlatlığınsa, anası kim, peki'' diye bağırdı kocamış Barimbuch Setenay 'in sükuneti onu çıldırtıyordu. ''Öteki çocuklar gibi doğmadı o'' diye karşılık verdi.


Setenay ''Bir taştan doğdu. Adı bu yüzden Sosruko'dur yani yanan taşın oğlu''. O vakit Barimbuch öfkeden titreyerek ''Şeytan doğurdu onu, bütün Nart soyunun kökünü kurutacak. Mavi Göğün Tanrısı, Waşho'nun adına yemin ederim ki, onun hayatının başlangıcı, bir çok hayatın sonu olacak (*) kocakarı, Setenay 'in evinden çıkarken hala mırıldanıyordu. ''Cehennem dölü, keşke doğmasaydın! Madem doğdun, bari hiç büyümesen.''

Halkın dediğine göre Taşın Oğlu Sosruko adlı çocuk, işte böyle gelmiş Setenay 'in evine.

Sosrukonun Doğuşu 2

Setenay Guaşe, Psıj (Kuban Irmağı) kıyısında çamaşır yıkıyordu. Karşı kıyıda da Nartların çobanı ineklerini otlatıyordu. Çoban, ırmak kıyısında çamaşır yıkamakta olan Geaşe’yi görünce, kıyıya yaklaştı, Setenay’ı gözetlemeye başladı. Setenay çok güzeldi. Ondan daha güzel bir kadın henüz yaratılmamıştı. Çoban gözlerini Setenay’dan ayıramıyordu.

-’Ey güzel Setenay, güzellikte benzeri olmayan, bir kes olsun yüzüme bak!’ dedi çoban. Setenay bakınca çobanın kor gibi kızarmış olduğunu gördü. Setenay’ın da kalbine bir cıvgı sıçramış, ateş içinde kalmıştı. Setenay’ın gücü tükendi, bir taşın üstüne oturdu.

Setenay, çamaşır yıkamayı bitirdi, gitmek için hazırlanırken çobanın sesini duydu:

-’Ey güzel Setenay, güzellerin en güzeli! O kadar akıllısın ki, erkekler senden akıl danışır. Üzerinde oturduğun taşı niçin alıp evine götürmüyorsun’’ dedi.

Setenay, çobanın dediğin yaptı, taşı aldı, eve götürdü. Bir köşeye koydu. Aradan çok geçmeden Setenay hareket eden bir şeyin sesini duymaya başladı. ‘Bu ses nereden geliyor’ Bu hareket eden de ne’’ dedi Setenay, etrafına bakındı. Taşın yanına yaklaşınca ses netleşiyor, uzaklaşınca da zayıflıyordu.

-’Çok ilginç!’ dedi Setenay, kulağını taşa dayadı, dinledi. Taşın içinde bir devinim vardı. Ses, oradan geliyordu. Taşı yün ile sardı. Aradan henüz üç gün geçmişti ki yün kavruldu. Yine sardı, bir süre sonra yine yün kavruldu.

-’Bize yaşam veren Psetha,’1 dedi, ‘bu taş her gün biraz daha büyüyor.’ Taşı durmakta olduğu yerden aldı, ocağın sıcak bir yerine koydu. Taş, ocakta dokuz ay, dokuz gün kaldı. Taş koskocaman olmuş, içi deviniyordu, üstü kızarmıştı.

Setenay, Lepş’ın2 işliğine koşarak gitti: ‘Lepş, sana güvenebilir miyim’’ diye sordu.

-’Bana güvenemeyeceksen; maşam hünerini gösteremeyecek; çekicim silahım olmayacaksa ben niçin yaşıyorum ‘!’ dedi, Lepş. Setenay’ın sözlerinden alınmıştı.

-’Kimseye anlatamadığım sorunum var. Anlatsam inanmak zor, anlatmasam tasalanıyorum. Ne yapacağımı şaşırdım,’ dedi Setenay. Zorda olduğu belliydi.

-’Ooo,’ dedi Lepş, ‘Soru, yanıtsız kalmaz; yanıt, sahipsiz kalmaz. Boşuna zaman geçiriyoruz. Söyle ne olduysa. Ne olursa olsun ben yardıma hazırım.’

-’Dilimi utandıracağıma evime gidelim, oradaki harikulade olayı gözünle gör!’ dedi Setenay.

-’Gidelim, diyorsan ben hazırım. Erkeğin sözünden kuşku duyulmaz, erkek sözünden dönmez, ‘ dedi Lepş. Alet, edevatını aldı, işlikten çıktı.

Lepş, Setenay’ın evine gitti.

Lepş, ocakta duran kızarmış taşı görünce, ‘Ooo, bu da ne’! Ben yaşamım boyunca çok şey gördüm, çok şey de duydum. Ama böyle sini ne gördüm, ne de duydum. Vaşhue,3 ne kadar acayip bu!’ dedi.

Lepş, taşı kırmak için yedi gün yedi gece uğraştı. Lepş taşa çekiçle vurdukça Setenay’ın yüreği ağzına geliyordu. Lepş’ın kırdığı taşın içinden bir erkek çocuğu düştü. Setenay çocuğu yerden kapınca eli yandı, çocuk kucağına düştü. Eteği yandı, çocuk tekrar yere düştü. Çocuğun vücudu tutuşmuş gibi yalım saçıyordu.

Lepş, çocuğu uyluklarından maşayla tuttu, yedi kes suya batırdı, çıkardı. Çocuğun vücudu o kadar sıcaktı ki, her batırışında su kaynıyordu. Çocuğun vücudu çelikleşmişti. Fakat Lepş’ın maşayla tuttuğu yerler et olarak kalmıştı.

Taşın içinden çıkarılan çocuk çok çabuk büyüyor, bir ayda atması gereken boyu bir günde atıyordu. Nartlar şaşırmıştı. Setenay’ın taştan çıkarılan oğlunun haberi her yerde anlatılmaya başlanmıştı. Haber Bırımbıhu’a da ulaştı, Setenay’ın yanına geldi. Gelir gelmez de:

-’Kancık köpek gibi ilk karşılaştığın erkekten döl alacaksan Geuaşe4 sanını niçin

kirletiyorsun’’ diye bağırmaya başladı.

-’Bu benim öve oğlum doğrulanlara benzemiyor. Eğer böyle bir oğlun olsaydı kıskançlıktan çatlamazdın,’ dedi Setenay. Bırımbıhu:

-’O senin öve oğlun ise niçin evinde kalıyor, kucağında oturtuyorsun’’ dedi, Bırımbıhu.

-’Bunu taş doğurdu, Lepş su verdi, çelik gibi yaptı. Sos taşından çıkarıldığı için Savsırıko adını verdik,’ dedi Setenay.

Savsırıko ocaktan aldığı korlarla oynuyor, ağzına atıyor, sönmüş olarak ağzından atıyordu. Bırımbıhu, Savsırıko’nın bu halini görünce:

-’Bu belalı bir döl, Nart soyunu yok edecek. Bu doğunca çoklarının ölümü yakınlaştı. Yalanım varsa Vaşhue üzerine ant içerim,’ dedi.

Setenay, oğluna Savsırıko adını vermişti. Savsırıko’nın doğuşu da işte böyle anlatılır.

*: Nartlar, Nalçık, 1995.
1-Psetha: Yaşamı veren tanrı.
2-Lepş: Demirciler ve silah ustalarının tanrısı.
3-Vaşhue: Göklerin tanrısı.
4-Guaşe: Prenses, hanımefendi.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı