O yılın kışı işte, o yılın, 
Sivri kama misali,
İnsanın bağrına saplanıp da yaşanan 
Kışı işte o yılın! O yılın hiç yazı olmadı ki...
Kanayan yüreğimin yarası kapanmadı ki hiç!
İçimi kavurarak süren o yılın kışı
On üç buzlu ayaza dönüştü
Ve daha bir başka soğudu
Tamı tamına on üç kez!

Sibirya’da dona dönmüş on üç yıl
Saplanır içime on üç anıt misali.
On üç yıldan uzun süren o tam on üç yaraya
Deva olmaz zaman denen sonsuzluk!

Zelimhan Yandarbiyev

1941 yılının Haziran ayında Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçen Almanlar, hızla ilerleyerek Kafkasya’ya doğru yöneldiler. 1941–42’de, Kafkasya’daki petrol üretim bölgelerine sahip olmayı amaçlayan Almanlar, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan sonraki en zengin petrol rezervlerine sahip Çeçenistan’ın Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için harekete geçtiler. Alman birlikleri, 1942 sonbaharında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen Grozni’ye girmeyi başaramadılar ve Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan çekildiler. Ancak, Almanların Kafkasya’dan çekilmesinin hemen ardından yerel nüfus büyük oranda Kızıl Ordu’ya bağlı kaldığı halde yerel Komünist Partisi saflarında ve devlet kurumlarında hızlı bir tasfiye hareketi başladı. Sovyet yönetimi, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu ve onları ihanet içindeki halklar olarak topraklarından sürme kararı aldı. 7 Mart 1944’te ülkede yaşayan tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı yayımlandı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğu açıklandı. Kararın gerekçesi ise şu şekilde ifade edildi: “Büyük Anavatan Savaşı’nda, özellikle Nazi Almanlarının Kafkasya operasyonları sırasında Çeçen ve İnguşların çoğunluğu anavatana ihanet ederek faşist işgalcilerin tarafına geçmiştir. Çeçen ve İnguşlar, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaşmışlar ve uzun zamandır komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenleyerek Sovyet vatandaşlarını soymuşlar ve öldürmüşlerdir. Bundan dolayı Yüksek Şura Kurulu, Birinci Çeçen-İnguş ÖSSC’sine bağlı ve komşu bölgelerdeki Çeçen ve İnguşları SSCB’nin diğer bölgelerine göndermeye ve Çeçen-İnguş ÖSSC’sini lağvetmeye karar vermiştir.” Kararın ardından, 23 Şubat 1944’te Kızıl Ordu birlikleri Çeçen ve İnguşların yaşadıkları bölgeleri kontrol altına alıp sürgünü başlattılar. SSCB’den Avrupa’ya kaçarak İngiltere’ye sığınmış olan Albay G. Tokayev, sürgünün başlangıç hadiselerini şöyle anlatmaktadır: 

“Daha 1944 yılında Kuzey Kafkasya, özellikle Çeçen-İnguş bölgeleri, NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) mensupları ile doldurulmaya başlanmıştı. Ertesi gün, Kızıl Ordu Günü arifesinde her tarafta mitingler düzenlenmişti. NKVD albayı kürsüye gelerek şöyle dedi: “Esas mevzua girmeden evvel şunu haber vereyim ki, miting NKVD birlikleriyle çevrilmiştir ve bütün firar teşebbüsleri derhal ve yerinde kurşuna dizilerek cezalandırılacaktır.” Ahali neye uğradığını bir türlü anlayamıyordu. Albay elini kaldırarak başının üzerinde bir daire çizdi. Bu bir işaretti. Etraftan mitralyözler şakırdayarak onun sözlerini teyit etti. Birkaç kişi hançerini çekerek albayın üzerine atlamaya teşebbüs etti ise de makineli tüfeklerin ateşi onları bir yaprak gibi düşürdü. Birisi firara kalktı ise de, onu da mitralyöz ateşi biçti. Genç bir İnguş mitralyözcünün üzerine atıldı. O da aynı akıbete uğradı. Sağ elinde bir tabancayı, sol elinde de Milli Emniyet Komitesi’nin kararnamesini tutan albay sözlerine devam etti: “Adil ve âkil Stalin siyaseti sizin çok milliyetli sosyalist vatanında inkişâf etmeniz için her şeyi yaptı.” Herkes başları önünde bu mutat sözleri dinliyordu. Fakat albay bütün Çeçen-İnguşları Almanlarla iş birliği yapmakla suçlayınca, bütün halk bir ağızdan bağırmaya başladı: “Yalan, iftira! Biz Almanlara yardım etmedik!”

Tokayev’in bu anlattıkları, 1954 yılında Batı’ya iltica etmiş sabık NKVD subayı Yarbay Grigori Stepanoviç Burlutskiy tarafından da doğrulanmaktadır. Burlutskiy’e göre alay kumandanı muavini kürsüye çıkmış, kısa ve kuru nutkunda Komünist Partisi ile Sovyet Hükümeti’nin kararını ilan etmiştir. Kararın muhtevası şu şekildedir: “Sovyetler Birliği toprakları Alman faşist orduları tarafından işgal edildiği zaman Çeçen-İnguş Muhtar Sovyet Cumhuriyeti ahalisi Çeçenler ve İnguşlar Alman ordularına yardım ettiler. Bunu nazara alan Komünist Partisi ve Sovyet hükümeti, Çeçen-İnguş ÖSSC halklarını Sovyetlerin başka bölgelerine göç ettirme kararı vermiştir. Herhangi bir mukavemet ve emirlerimizin icrasında boyun kaçırmak yolundaki teşebbüsler partinin ve Sovyet hükümetinin kararlarına itaatsizlik telakki edilecek ve ordu ikaz etmeden silah kullanacaktır.”

Her aileye 20 kg bagaj için izin verildi ve arkalarında kalan evleri, toprakları ve büyükbaş hayvanlarına Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) tarafından el konuldu. Stalin’in verdiği emir gereğince 500 bin ila 700 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2,000 kişi dağlara kaçabildi. Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık %20’si hava koşulları ve açlık nedeniyle hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda pek çok kişi daha hayatını kaybetti ve Çeçen ve İnguş halklarının nüfus kayıpları arttı. Her 10 eve bir gözlemci verilmek suretiyle polis devleti mantığı ile kontrol edilmek istenen Çeçen ve İnguşların her ay kendilerini kaydettirmeleri de zorunluydu. Sürgünde dahi rahat bırakılmayan bu insanların birçok şey için polisten izin alması gerekiyordu. Bulundukları mekandan yalnızca üç kilometre uzaklaşmaları dahi yasaktı. 

NKVD tarafından gerçekleştirilen sürgün büyük bir gizlilik içinde yapılmıştı. Olaydan ancak iki yıl sonra, 26 Haziran 1946’da zorunlu göç “İzvestiya” gazetesinde küçük bir haber olarak yer aldı. Bununla birlikte, sürgün yerleri ve durumları ancak 11 yıl sonra, yani 1955’te anlaşılabildi. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu, Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve Sekreter P. Bahmorov’un imzaladıkları bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB’nin değişik yerlerine sürüldüğünü onayladı. 26 Kasım 1948’de yayınlanan bir bildiri ile de, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olarak, süresiz sürgünde kalacakları bildirildi. Sürgün yerleri, durumları ve yaşayışları hakkında bilgi ancak sürgünden 11 yıl sonra verildi.23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde tamamlanan sürgün Çeçen-İnguş halkının maruz kaldığı en büyük felaketlerden biri olarak tarihe geçti. Cephede savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen böylesine bir sürgünü meşru gösterecek herhangi bir delil mevcut değildi. Nitekim, Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başkanlığına gelen Kruşcev 25 Şubat 1956 tarihinde Parti’nin 20. Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.” ifadesini kullandı. Kararın gerekçesi olarak “Nazi iş birlikçiliği” öne sürülmüştü; ancak Stalin’in amacı geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemekti.

Haybah Katliamı

Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. Bunlardan biri de Haybah köyünde gerçekleştirilen ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 700 kişinin ölümüne neden olan katliamdı. NKVD polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktılar. Adalet Bakanı eski yardımcısı iken, buraya gönderilerek askeri birliğe katılmaya zorlanan Ziyaudi Malsagov, 27 Şubat 1944 günü Haybah’da gerçekleştirilen katliamı şöyle anlatmaktadır: “Cumhuriyet’in diğer bölgelerindeki Çeçenlerle İnguşlar vatanlarından sökülüp Kazakistan’a yollanmaktaydı. Fakat buradakileri nakletmek mümkün değildi. Çevre avullardan toplanan halk yola çıkarıldı. Hastalar, yaşlılar ve zayıflar, ertesi günü helikopterlerle taşınacakları söylenerek arkada bırakıldılar. Kadın, çocuk ve gençlerin bir kısmı da onlarla kaldı. Kalanlar 650-700 kişi kadardı. 27 Şubat 1944 günü sabah saat dokuzda çevre avullardan ve Haybah’tan toplanan bu insanlar bir ahıra sürüldü. Bu ahıra, Lavrentiva Pavloviça Beriya’nın “Örneklik Beygir Ahırı” denilmekteydi. Bu ahıra daha önce, dışardan ateşlenince içeriyi tutuşturacak şekilde kuru ot ve saman yığılmıştı. Bu insanlar ahıra sürülüp üstlerine kilit vuruldu. Ardından ahır ateşe verildi. Ateş tutuştuğu zaman ben fazla uzakta değildim. İnsanlar ahırın kapısını zorlayıp kırdı ve dışarıya çıktı. Gvişiani de o an emretti: “Ateş!” Meğer otomatikler daha önce mevzilenmiş. Otomatların biçtiği ceset yığınları kapı çıkışını tamamen kapattı. Bir iki kişi firara kalkıştı. Onları da öldürdüler. 650-700 insan ahırın içinde cayır cayır yakılarak öldürüldü.” 

Sürgün sırasında çok sayıda Çeçen’in ölümüne neden olan bir başka hadise de Sotni köyünde yaşandı. Çeçen ve İnguşları sürmekle görevlendirilen Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, Sotni köyü erkeklerini topladıktan sonra, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, buzun onları taşımayacağını bildikleri halde buz tutmuş Galanşoh gölünü geçmeye zorladılar ve binlerce Çeçen, Galanşoh gölünde can verdi.

Drau Katliamı
 
Drau katliamında katledilenler anısına yazılan yazıt
Drau katliamında katledilenler anısına yazılan yazıt
Kuzey Kafkasya halklarının İkinci Dünya Savaşı sırasında maruz kaldığı katliamlar Rusya toprakları ile sınırlı kalmamış, Avrupa’ya kadar uzanmıştı. 1944 yılının sonlarına doğru Rus saldırılarından kurtulmak için Avrupa ülkelerine kaçan çoğunluğu kadın, çocuk ve ihtiyarlardan oluşan çok sayıda Kuzey Kafkasyalı, önce İtalya’nın kuzeyindeki Paluzza bölgesinde bulunan İtalyan dağ köylerine yerleştirildiler. Savaşın bitmesinden birkaç gün önce de Avusturya’ya, Carinhia’nın Ober Drauburg bölgesine sürülerek, burada Drau nehri vadisine yerleştirildiler. 11 Şubat 1945’te Yalta Konferansı’nda Rusya, Amerika ve İngiltere tarafından alınan bir karar ile İngiliz işgal bölgesine dahil edilen bu vadideki insanların Rusya’ya iade edilmesine karar verildi. Mülteciler en azından Türkiye’ye gitmeleri için izin verilmesini istediler; ancak bu talepleri reddedildi. Londra’dan gelen 28 Mayıs 1945 tarihli karar, “Mülteciler, Sovyet otoritelerine teslim edilecektir.” şeklindeydi. Kararın uygulanması için, İngiliz tankları, bu insanları Dellah bölgesine sürdüler. Burada “yurtlarına dönmeleri gerektiği ve bunun için kendilerine yardımcı olunacağı” resmen tebliğ edildi.

28 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında yaklaşık 8,000 Kuzey Kafkasyalı silahlardan arındırılarak Ruslara teslim edildi. Teslim edilenler sınırın sadece 200 metre ilerisinde kurşuna dizilerek öldürüldüler. Çok az sayıda Kafkasyalı, Rus askerlerinin elinden kurtularak diğer ülkelere geçebildi. Geriye kadın ve çocukların cesetleri ve Kuzey Kafkasyalıların bir vadiyi dolduran eşyaları kaldı.

Teslim olmanın ölüm ya da Stalin’in acımasız kamplarında mahkumiyet anlamına geldiğini bilen bazıları Ruslara teslim olmaktansa kucağındaki çocuğuyla nehre atlamayı tercih etti. Bu korkunç dramın şahitlerinden çiftçi Martin Nagale gördüklerini şöyle anlatıyordu: “…Çok korkunçtu. Kadınlar teslim edilmemeleri için yalvarırken, her yeri gözyaşları ile yıkıyorlardı. Bu yalvarmaların faydasız olduğunu gören birçoğu da çocukları ile kendilerini Drau nehrine attılar.” Bir başka şahit Mrs. Maria Tiffling, faciada gördüklerini şöyle ifade ediyordu: “Bir ailenin bütün fertleri ile Drau sularında kayboluşunu unutamam. Anne bir yavrusunu sırtına bindirmişti. Diğer ikincisinin de ellerini tutuyordu. Üçüncü ve en küçük çocuk da babasının kollarında idi. Hepsi de kendilerini asi Drau’nun sularına korkunç çığlıklarla attılar.” Dünya tarihinin az bilinen bu katliamından sonra Avusturya’nın güneyinde Spittal Drau kasabasında 24 Ekim 1960 yılında Batı Avrupa Müslümanları Birliği tarafından küçük ama anlamlı bir anıt dikildi. Anıtın kitabesine şunlar yazılmıştı: “Burada 28 Mayıs 1945’te 7,000 Şimali Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet makamlarına teslim edildiler. Ve İslamiyet’e olan sadakatleri ile Kafkasya’nın istiklali ideallerine kurban gittiler.”


İade-i İtibar: Çeçen-İnguşların Geri Dönüşü

Çeçenler sürgün edildikleri yerlerde de boyun eğmemişlerdir. Kazakistan’da sürgünde bulunan Çeçenlerin tavırları Aleksandr Soljenitsin’in “Gulag Takımadaları” kitabında şöyle tasvir edilmiştir: “Psikolojik olarak asla boyun eğmemiş bir halk vardır, bir tanesi, iki tanesi değil bütün bir halk. Bunlar Çeçenlerdir. Onlar istedikleri şeyleri güç kullanarak elde edebilirler. Sadece asilere karşı saygı duyarlar. Herkes onlardan korkar. Onları istedikleri gibi yaşamaktan kimse alıkoyamaz. 30 yıl boyunca hüküm süren rejim onları kendi kanununa baş eğdirmeye muvaffak olamadı.”

Stalin’in ölümünden üç yıl sonra, Kruşcev, 25 Şubat 1956 tarihinde Komünist Parti’nin 20. Kongresi’nde yaptığı konuşma ile ‘de-Stalinizasyon’ kampanyasını başlattı. Kongrede Çeçenler, İnguşlar, Balkarlar, Karaçaylar ve Kalmıkların itibarları iade edildi. Sürgünde yaşayan Kuzey Kafkasyalıların topraklarına dönmelerine izin verildi. İlk önce aşamalı olarak sürgünlerin önemli bir bölümünün kayıtlardan kurtarılması sağlandı. Haziran 1955’te Çeçen ve İnguşlara kendi dillerinde kültür ve eğitim faaliyetleri gerçekleştirme izni verildi. Ancak Çeçenler ve İnguşlar topraklarının iadesini ve özerk cumhuriyetlerinin yeniden kurulmasını talep ettiler. Bu amaçla yaklaşık 30 bin kişi, Sovyet yönetiminin izni olmaksızın geri döndü. 

16 Temmuz 1956’da SSCB Yüksek Şura Kurulu, sürgün edilmiş olan Çeçenlere uygulanmakta olan yasal kısıtlamaları kaldıran bir karar yayımladı. Ancak ülkelerine geri dönme ve müsadere edilen mülkiyet haklarının iadesi konusunda herhangi bir açıklamada bulunulmadı. Ardından Komünist Partisi Merkez Komitesi, 24 Kasım 1956’da Çeçenlerin ve İnguşların ulusal özerkliklerinin yeniden verilmesi kararını aldı. Nihayet 9 Ocak 1957’de Sovyetler Birliği Yüksek Şurası, aldığı bir karar ile 1944 yılında topyekun tehcir ve katledilen Çeçen-İnguşların yurtlarına dönmelerine izin verdi ve Çeçen-İnguşetya’nın RSFSC bünyesinde ÖSSC olarak yeniden kurulmasını karara bağladı. Ancak, bu kararnamede sürgün sırasında ne kadar insanın öldüğü, ne kadarının katledildiği ve maddi zararın boyutu hakkında bilgi verilmedi. 

Groznenskiy Raboçiy gazetesinin 12 Ocak 1958 tarihli nüshasında, aynı yıl 1 Ocak’ta sürgünden dönen Çeçen ve İnguşların sayısının 200 bin civarında olduğu yer aldı. Bu da 1944 yılında sürülmüş olan 700 bin nüfuslu Çeçen-İnguş Muhtar Cumhuriyeti ahalisinin takriben %30’una karşılık gelmekteydi. 1944 sürgünleri arasında, sürgünden birkaç hafta önce doğan Cevher Dudayev ve ailesi de vardı. Dudayev ve ailesi, köylerinden alınarak Kazakistan’a sürüldüler ve kolhozlarda çalışmaya zorlandılar. Dudayev ve ailesi ancak 1957 yılında Grozni’ye dönebildi. Aynı şekilde Çeçenlerin önemli liderlerinden Aslan Mashadov da sürgünde doğup çocuk yaşta anavatana dönenlerdendir. 

Geri dönmeyi başarabilen Çeçenler çok ciddi problemlerle karşı karşıya kaldılar ve sürgünün açtığı yaraları iyileştirmek için zorlu bir mücadele verdiler. 1944’ten 1956’ya kadar devam ettirilen Ruslaştırma politikaları sonucu, kentlerin, kasabaların, köylerin ve bölgelerin adları değiştirilmiş ve Çeçen-İnguş topraklarına on binlerce Rus yerleştirilmişti. Toprakları Ruslar ve diğer etnik gruplar tarafından işgal edilen Çeçenler ve İnguşlar eski köylerine değil, kendileri için kurulan özel kolektif çiftliklere yerleştirildiler. 540 bin nüfuslu başkent Grozni’ye 500 bin kişinin sürgünden dönmesi beklenmekteydi. Böylelikle konut sıkıntısı Rus asıllılarla Çeçen ve İnguşlar arasında gerginlik yarattı ve 1958’de silahlı çatışmalar başladı, çok sayıda insan hayatını kaybetti.

Topraklarına dönen Kuzey Kafkasyalı halklar bir kez daha sistematik baskıyla karşı karşıya kaldılar. Grozni’deki Rus yerleşimciler Çeçen ve İnguşlara yönelik saldırılar düzenlediler. Çeçenler ve İnguşlar, sabotaj, terörizm ve silahlı ayaklanma gibi pek çok suçla itham edildi ve yargılandı. 1958, 1963 ve 1964’te Mohaçkale, Grozni ve Nazran’da geniş çaplı yargılamalar gerçekleşti.

Rusya’nın soykırıma yönelik sürgün planı, Kuzey Kafkasya’da genel kontrolün güvence altına alınması açısından stratejik bir anlama sahiptir. Bu toprakların güneyden gelebilecek tehditlere karşı tampon bölge özelliği taşıması, burada yaşayan halkların sürgün edilmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Öte yandan, dağlık bölgelerde yaşayan Çeçen ve İnguşların dinlerine ve geleneklerine bağlı olması ve Sovyet rejiminin öngördüğü yaşam tarzına uyum sağlamamaları, Sovyet yönetimi tarafından ciddi bir problem olarak görülmekteydi. Bu nedenle Moskova’nın ateist propagandaları zaman zaman dayatmaya dönüşebiliyordu. Sovyetler döneminde yıkılan çok sayıda cami de bunu doğrulamaktadır.

Kuzey Kafkasya halklarının Slav olmaması ve komünizmi desteklememesi de zorunlu göç ve sürgünün nedenleri arasında sayılabilir. Nitekim, Kuzey Kafkasya halkları, parti örgütlenmesine beklenen düzeyde katılmamışlardı. Çeçenistan’da ve İnguşetya’da Ocak 1934’te üye ve adaylarla birlikte parti örgütü 11,966 kişiyken, bu sayı Nisan 1937’de üye kartlarının yenilenmesi sırasında 6,914 kişiye düşmüştü. Özetle ifade etmek gerekirse, soykırıma ve sürgüne maruz bırakılan Çeçen ve İnguşlardan boşalan topraklarda uygulanan Ruslaştırma politikaları, Rusya’nın geçmişten bugüne izlediği Kafkasya politikasının devamı niteliğindedir. Sürgüne sebep teşkil eden Almanlarla iş birliği iddiaları göstermelik bir gerekçe olarak gözükmektedir. Demografik yapıya sürgün yoluyla yapılan bu müdahale, Kafkasya’nın yerel halkları arasında bir çatışma zeminini de beraberinde getirmeyi amaçlamıştır. Nitekim, Rusya bugün geçmişte izlediği bu politikanın meyvelerini toplamaktadır.

SSCB’nin yıkımına hazır olmak gerekiyordu. Ve o zaman yeterli derecede güçlü siyasal örgüte sahip olan ve Sovyetlerdeki genel siyasal süreçlerin yönünü doğru olarak tayin edebilen ve bundan yararlanabilen ulus gerçek bir bağımsızlığa kavuşabilirdi.[1]

Zelimhan Yandarbiy
Ulusal bağımsızlığa ulaşmanın en önemli koşulu, yapılacak savaşta Kafkasya’nın işbirliği içinde hareket etmesidir[2].
Seyit-Hasan Ebumüslim

Kafkas Dağlı Halkları Birliği (KDHB), Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu (KDHK), Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK), 1989 Ağustos’undan itibaren Kafkasya’da, Rusya Federasyonu’nda, tüm dünyada ve Kafkas diasporasında büyük ölçüde tanınan, tartışılan “ve yirmi kadar siyasal hareketi bünyesinde toplamış olan etkili”[3] en önemli siyasi-toplum örgütlerinden birisiydi.

Örgütün ortaya çıkışı, Sovyetler Birliği’nde 1985 yılından itibaren başlayan “Yeniden Yapılanma” ve “Açıklık” politikalarının[4] uygulanma süreci ile birebir bağlantılıdır. Bu süreç iki ana yönde gelişmişti.

Birinci yön, ekonomik alandaydı. Ekonomiyi merkeziyetçi-totaliter sistemin zincirlerinden kurtarmak için liberal reformlar yapılıyordu.

İkinci yön ise politik alandaydı. Daha fazla özgürlük ve demokrasi taleplerinin baskısı ile siyasi reformlar yapılmaya başlanmıştı. Politik alandaki bu yeni atmosfer, özgürlük ve bağımsızlık talebiyle, Baltıklardan Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya kadar olan tüm Sovyet Rus nüfuzu altındaki coğrafyada, milliyetçi akımları da harekete geçirdi ve Kafkasya’da da halk hareketleri kurulmaya başlandı[5].

Bu dönemi Musa Şenibe şu şekilde anlatır: “...Kaosa dönüşmeye başlayan bu belirsizlik ortamında (dünya halklarının gelecekteki işbirliğinin ilk örneği olan) tanrısal ‘mutlu halklar ailesi’ ilkelerinin yıkılması ve totaliter sistemin özgürleşmesinin getirdiği taze hava küçük halkları da canlandırdı. Bütün Rusya’da ve çok yoğun olarak Kafkasya’da kendiliğinden ulusal demokratik örgütler ortaya çıkmaya başladı. Doğal olarak bunlar ilk önce, Sovyet egemenliği yıllarında inşa edilen toplumsal-politik sisteme tepki olarak ortaya çıktılar. Bu sistemde devlet ve hukuk kurumları o şekilde işliyor ki, çelişkili olsa da ulusal devlet yapısı halkları tam olarak asimile etmenin başlıca garantisiydi. Gorbaçov döneminde yaşanan çözülme, devletin şiddet politikasının hafiflemesi, yeni ve cazip sloganlar küçük halkların bitkisel hayata girmiş toplumsal organizmasının canlanmasını sağladı. Genel olarak birkaç yıl, Kafkasya koşullarında ise 4-5 yıl içinde halklar güçlü ve otoriter ulusal demokratik örgütlerine sahip oldular. Komünist etnik kıyımcılıkla ezilen ulusal kimliğin, dilin kültürün ve manevi değerlerin yeniden ihyasıyla ilgili sorunları cesaretle ortaya koydular. Bu örgütler halklarının entelektüel kesiminin önemli bir bölümünü, gençliği, üniversite öğrencilerini, ulusal intelijensiyayı arkalarına alabildiler. Monolitik totaliter sistem onlar tarafından şiddetle sarsıldı ve bazı yerlerinde gedikler açıldı. Milliyetçi rengiyle sivil toplum örgütlenmesi süreci başladı...” [6]

Bu süreçte, Kuzey Kafkasya’daki halk hareketlerinin[7] en önemlileri, Adige Xase[8], Aydgılara[9] ve Bart[10] örgütleridir. Bu örgütler öncelikli olarak kendi bölgelerindeki ulusal problemlere yöneldiler ve buna bağlı olarak da bölgelerinin nomenklaturalarına karşı mücadeleye giriştiler.

Kafkas Dağlı Halkları Birliği (KDHB)’nin kurulması düşüncesi ilk olarak Abhaz halk hareketi “Aydgılara”dan çıktı. “...Abhaz ulusal hareketi “Aydgılara”nın liderleri, 1989 Temmuz’unda ‘üniversite savaşı[11]’ sırasında Abhazlara yardıma koşan Çeçen ve Kabardey ulusal hareketlerinin üyelerine, Aydgılara temsilcileriyle bir görüşme yapılmasını ve ortaya çıkan problemlerin, Kafkasya’daki antlaşmazlıkların ve çatışmaların çözümünde ortak gayretlerin birleştirilmesi için tek bir örgüt kurulmasını teklif etti. İnisiyatif grubu, (bunlardan özellikle Abhaz Genadi Alamiya, Oleg Domeniya, Çeçen Mahradzin Kottoyev’in üstün hizmetleri vardır) kısa sürede Abhaz, Çeçen, Kabardey, Abaza, İnguş, Çerkes, Adige bölgelerinin ulusal hareketlerinin temsilcileriyle bir görüşme sağlamayı başardı...” [12]

Örgütün kuruluş aşamasını Musa Şenibe’de şu şekilde aktarmaktadır:“...Konfederasyonun doğuşuna gelince, ben Kabardey Derneği'nde 2. başkanlık görevini yürütüyordum, yıl 1989, mevsim yazdı. Hem biraz din­lenmek, hem de bazı yazılarımı dinç kafayla ta­mamlamak amacıyla sanatoryumun birinde biraz gözden ırak bir yerde çalışıyordum ki, bir gün kapım çalındı, çıktım: karşımda Rostov'da 6 yıl bera­ber okuduğumuz, 20 yıldır görüşmediğimiz arkadaşım Kattoyev Mahradzin. Hemen kucaklaştık. Kı­sa bir hasbihalden sonra “Abhazya'da olup biten­leri duydun mu?” dedi. Ben de “Biliyorum, gençle­ri gönderdik haber bekliyoruz” dedim. Dostum Mahradzin Çeçendi. O da hukukçuydu. “Abhaz­ya'da toplandık, bu meseleye el atmazsak kötü şeyler olabilir. Destek vermeliyiz Abhazlara. Kaf­kas halkları bir araya gelip yardımcı olmazsak bu işlerin önü alınmaz. Bu yüzden orada büyük bir kongre tertiplemek için gerekli evrakları hazırladık” dedi. “Tamam, ben de derhal Kabardey Derneğinde mevzuu müzakere ettirir, bir sonuca varırız” dedim. Ve hemen derneği toplantıya çağırdım, mevzuu açtım. Karşı çıkanlar olduysa da, ben ısrarla gitmemiz gerektiğini savundum. Bir grup genç de bana destek vererek “biz gitmek istiyoruz” dediler ve o gönüllü genç grubun başında sadece ben vardım. Tam 7 Kafkas halkı Sohum’da toplandık. Abhazlar, Abazalar, Adigeler, İnguşlar, Kabardeyler, Çerkesler (Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’ndeki Kabardeyler), Çeçenler. (Diğer Kafkas halkları sonraki kongrelere katıldılar)...” [13]

Kafkas Dağlı Halklar Birliği 25-26 Ağustos 1989 tarihinde Abhazya Cumhuriyeti’nin başkenti Akua (Sohum)’da, 7 Kafkas halkı temsilcilerinin ortak kararıyla kuruldu.

KDHB’nin Kafkas dünyası için önemini Zelimhan Yandarbiy şöyle açıklar: “... Kafkasya Dağlı Halklar Asamblesi’nin oluşumu, önemli bir tarihsel bir başlangıç ve Kafkasya’nın ulusal kurtuluş mücadelesi tarihinin yeni bir sayfasıydı...”[14]

“Kafkas Dağlı Halkları Birliği”nin üç temel işlevi vardı. Kafkas halkları arasında ekonomik, sosyal, kültürel işbirliğini pekiştirmek; Kafkas halkları arasında olası anlaşmazlıkları barış yoluyla çözüme ulaştırmak, dış saldırıya karşı ortak savunma sistemi geliştirmek.[15]

90’lı yılların başında esen değişim rüzgârları etkisini göstermekte gecikmedi. Çürüyen Sovyet ideolojisi tarihin derinliklerine gömülürken sağ-sol kampların SSCB’ye endeksli soyut Kafkasya tezlerini de beraberinde götürdü. Çöküşle eş zamanlı olarak eski Sovyet coğrafyasında ortaya çıkan bağımsızlık hareketleri, Kafkasya’da da etkisini gösterdi.

Kafkasya’daki son gelişmeler, “Birlik, Dayanışma ve Özgürlük” hareketini yeniden hızlandırdı. 14 Ekim 1990’da Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Psıguven (Nalçik)’de yapılan 2. Kongrede alınan kararlarla birlik daha da güçlendi ve etki alanını genişletti.

Çeçenistan’ın Rusya Federasyonu’ndan ayrılması ve bağımsızlığını ilan etmesi, birlik ve bağımsızlık hareketine ivme kattı. 1-2 Kasım 1991’de yine Abhazya’nın başkenti Akua (Sohum)’da toplanan 3. Kongre kendisini, 1917 ve 1918’deki tarihi 1. ve 2. Kongrelerin[16] devamı sayarak “Kafkas Halkları Konfederasyonu”nu kurdu.[17]

Bu kongre sonucunda, Kafkasya Parlamentosu ve bu çatı altında çalışacak çeşitli alt komisyonlar oluşturuldu. 3. kongre aldığı tarihi kararlarla geleceğin “Birleşik Kafkasya Konfederasyonu”nun temelini attı.

Kasım 1991’deki Çeçenistan-Rusya krizinde ve Mayıs 1992’deki Abhazya-Gürcistan krizinde, Konfederasyon caydırıcı gücünü kullanarak savaşı önlendi. Gürcistan’dan gördüğü şovenist baskılara daha fazla dayanamayan Abhazya, 23 Temmuz 1992’de Gürcistan’dan ayrıldı ve bağımsızlığını ilan etti.

Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun etkisinin ve gücünün bölgede doruğa çıkması, Rusya’yı oldukça ürkütüyordu. Birliğin merkezi Abhazya’yı etkisiz hale getirmek için, şoven Gürcü yönetimi kışkırtıldı ve Gürcistan Abhazya’ya saldırdı. 14 Ağustos 1992’de gerçekleşen bu işgal sonucunda “Kafkas Halkları Konfederasyonu”, bütün Kafkas Cumhuriyetlerinde seferberlik ilan ederek gönüllü birlikler oluşturdu. Konfederasyon’un askeri birlikleri, Abhazya’nın düşman işgalinden kurtulmasında başrolü oynadılar.[18]

Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun Abhazya’daki başarısı Rusya’yı daha da telaşlandırdı. Moskova tüm gücü ile yeni bir planını uygulamaya başladı. Bu sefer hedef Konfederasyon’un yönetimi, Kafkas cumhuriyetlerindeki kadroları ve Konfederasyon’un lokomotifi durumundaki Çeçenistan yönetimi idi.

Abhazya-Gürcistan savaşı sırasında iyice deşifre olan kadrolar Rus istihbaratı tarafından etkisiz hale getirildiler, çalışma alanları ve güçleri yok edildi. Dönem içinde Konfederasyon yönetimine ve kadrolarına sızan Rus yanlıları aktif hale geçtiler.

Bu ön hazırlıktan sonra Rusya 11 Aralık 1994’de Çeçenistan’a saldırdı. Çeçenistan iki yıl süren direnişten sonra Rus birliklerini topraklarından söküp attı ama Konfederasyon hareketi, bu süreç içinde derin bir yara aldı. Bu dönemde Konfederasyon, Abhazya-Gürcistan savaşında olduğu gibi aktif davranamadı. Güç ve prestij kaybetti.

Konfederasyon’un, Çeçenistan’ın bağımsızlık mücadelesine verdiği cılız destek ve örgüt yönetiminin birlik ve bağımsızlık düşüncesindeki derin sapmaları örgütü tamamen etkisizleştirdi.

Konfederasyon’un ikinci başkanı Yusuf Soslanbek’in 26 Temmuz 2000 tarihinde Moskova’da bir suikastle öldürülmesi sonucu örgüt tamamen dağıldı.

[1] Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandarbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 16. Ank. 1996.
[2] a.g.e., s: 72.
[3] a.g.e., s: 73.
[4] 1985 yılında devlet başkanı Gorbacov’un önderliğinde, sembolik içki aleyhtarı bir kampanya ile başlayan, devleti yeniden yapılandırma ve açıklık politikaları(Glasnost ve Prestroika), Sovyet rejimini ıslah etmek amacını taşıyordu. Ama süreç sonunda Sovyetler Birliği dağılmak zorunda kaldı. Daha geniş bilgi için bkz: 1. Darbeden Sonra SSCB’de politika, Roy Medvedev, Birikim Dergisi, sayı: 35, s: 51-57, İstanbul 1992. 2. Türkiye Günlüğü Dergisi, (Ankara 1989), Sayı:7’de, dönemin en önemli politik gelişmesi olan SSCB’nin çöküşü sürecini “Ekim İhtilalinden Glasnost ve Perestroika’ya... Sosyalizmin Büyük Dönemeci” adlı kapak başlığının altında çeşitli makalelerle, detaylarıyla ele almıştı ; Sosyalizm, Demokrasi, Milliyetçilik, Taha Akyol, s: 4-18, Prestroika! Nereden Nereye... ve Türkiye Solu, Mehmet Ali Aybar, s: 19-21, Sovyet Devriminin Nüfuz Kağıdı, Mehmet Ali Kılıçbay, s: 34-39, Prestroika’nın Sosyal Anatomisi, Vedat Bilgin, s: 40-42, İçi Değil Dışa Dönük, Mahir Kaynak, s: 43-44, Her geçen gün eski Bolşevik modele dönülmesi ihtimalini azaltıyor, Yahya S. Tezel, s: 45-51.
[5] Bu dönemde ortaya çıkan ulusal halk hareketleri “ortadoks politik sistem”e karşı tepki olarak kuruldu. Çıkışlarındaki keskinliğe ve sert üsluba rağmen sistem onları yumuşak bir şekilde karşıladı ve aynı zamanda “çizgi dışına çıkmalarını önlemek” ve varolan “sistemin onarılması ve yeniden işlerlik kazanmasında” kullanmak amacıyla sık bir kontrol altına aldı. Zelimhan Yandarbiy “Bağımsızlığın Eşiğinde” adlı kitabında Moskova’daki “Daymokh” (Anavatan) Derneği Kongresi’ni anlatırken bu realiteyi de çarpıcı bir şekilde açıklar: “...Açıkçasını söylemek gerekirse, bu konuşma iki amaçla yapılıyordu: Diyalektik özüyle Vaynahlar için Moskova’nın çekiciliğini açıklamak ve toplantının siyasi içyüzünü KGB’nin her şeyi gören gözlerinden kaçırmak. KGB’nin “üzerimize atlamaya hazır” olarak beklediğini biliyorduk. Onlar da bunu zaten saklamıyorlardı. Üstelik onlardan birisi, MSM (Moskova Suç Masası) temsilcisi kadrosunda, onaların “çalışma arkadaşı” olarak resmen aramızda bulunuyordu...” Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandanbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 14. Ank. 1996. İslam Said’de, çoğu örgütlenmelerin Moskova’nın doğrudan inisiyatifi ile kurulduğunu iddia eder ve buna örnek olarak da “Halk Cepheleri”ni gösterir: “...KGB Halk Cepheleri organize edip bu Halk Cepheleri aracılığıyla Sovyet rejiminden hoşlanmayan insanları belirlemeye başladı. Sovyet gizli örgütü Kafkasya'da suni etnik anlaşmazlıkları çıkartmaya özen gösteriyordu. Bu anlaşmazlıkları körükleyen KGB dağ halklarının ihtirasları ve milli geleneklerini kullanmaya çalışıyordu...” “...KGB Çeçen milleti içinde Sovyet yani Rus rejimi karşıt güçleri belirlenmesi için bir yöntem kullandı. Görünüşte basit bir yöntem idi. 1990 yılında Körfez Krizi patlak verdi. Irak Kuveyt'i işgal etti ve körfezde ABD müdahalesi söz konusu oldu. KGB'nin talimatına uyarak Halk Cephesi Çeçenistan başkenti Grozni'de Irak halkının yardıma koşmak isteyen gönüllüleri çağırmaya başladı. Çeçenler bu gönüllü birliklerinde herkesin gözü önünde Grozni merkez meydanında kayıt olurken, KGB da böylece aktif Çeçen Müslümanları ve savaşacak gücünde olanları tespit etti...” “...Sonuçta sadece bir hafta boyunca Irak'a gitmeleri için gönüllü birliklere yazdırılan Çeçenlerin sayısı 12 bin kişiye ulaştı. Çeçenler Kardeş Müslüman Irak halkına yardım etmek için samimi bir şekilde gönüllü birliklere kayıt olurken KGB’de kendi planını yerine getirdi ve aktif Çeçenleri fişledi...” “...KGB bu gönüllü kayıt işlemlerinden kendisi için bir ders çıkardı. Demek ki Çeçenler akıllarını başlarına toplamadılar ve yine isyan peşinde idiler...” Çeçenistan Gerçeği, İslam Said. Yay. Haz.: Zelimhan Arslangere. CIBE Kafkas Enformasyon Bürosu, s: 53-54. İst. 2002.
[6] Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Musa Y. Şenibe, Nart Yayıncılık, s: 28, İstanbul 1997.
[7] Halk Cephelerinin kuruluşu ile ilgili bilgiler: 1. Çeçen İnguş Halk Cephesi. Kuruluş: 17 Mayıs 1989. Başkanı : H.A. Bisultanov. (Kuzey Kafkasya Dergisi Unutulan Gerçekler. Tamerlen Kunta, Sayı:74-75 İst. 1989. - Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandanbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 11. Ank. 1996.)
[8] Kabardey (Nalçik) Adige Xase, 1985 yılında Musa Şenibe’nin önderliğinde kuruldu.
[9]
[10] Bart, 1989 yılının Temmuz ayı sonunda kuruldu. Çeçenistan’ın bağımsızlığı mücadelesinin lokomotifi durumundaki “Bart” (birlik) örgütü, ülkenin ilk siyasal gruplarındandır. (Çeçenistan’ın ilk toplumsal-siyasal hareketi, 1987’de kurulan “Kafkasya” derneğidir. Bu dernekten “Yeniden Yapılanma Yardım Birliği”, “Halk Cephesi” vd. doğdu.) Kurucuları arasında Zelimhan Yandarbiy, Seyit Hasan Ebumüslim, İsa Arsemik, Musa Temiş, Bek Mecid, Mahradzin Katto, Lema Usman, Movladi Udug’unda bulunduğu örgüt öncelikli olarak Litvanya’da (Riga) bir gazete çıkardı. Bart, Kafkasya Dağlı Halkları Birliği’nin (25-26 Ağustos 1989), Moskova’da Daymohk (Anavatan) Derneği’nin ve Vayhakh Demokratik Partisi’nin (18 Şubat 1990) kuruluşlarında aktif olarak yer aldı. Daha geniş bilgi için bkz: Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandarbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 8-23. Ank. 1996.
[11] “üniversite savaşı”, 1989 yılı Temmuz’unda yapıldı. Gürcistan Yönetimi’nin Akua (Sohum)’daki Abhaz Üniversitesi’ni kapatarak Tiflis Üniversitesi’nin bir bölümü haline getirmesi üzerine olaylar çıktı. Abhazların çeşitli mitinglerle ve toplantılarla yaptıkları protesto eylemlerine karşılık Gürcistan yönetimin önceden hazırladığı 40 bin kişilik milis birliği ile Abhazya’ya saldırdı. Abhazlar diğer Kafkas Cumhuriyetlerinden gelen gönüllülerin de yardımıyla Gürcüleri püskürtüler. Daha geniş bilgi için bkz: Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Musa Y. Şenibe, Nart Yayıncılık, s: 31, İstanbul 1997., Abhazya’da Neler Oluyor, S. E. Berzeg, Kafkasya Gerçeği Dergisi, Sayı: 2, s: 9, 1990, Samsun., Abhazya’da Birşeyler Oluyor, Yismeyl Özdemir, Kafdağı Dergisi, Sayı: 31-32, s: ..., 1989, Ankara., Apsını Kapşı Gazetesi’nden : 24 Mart 1989, Karar. (Çev: Kutelya Erol Kılıç-Yismeyl Özdemir.) Kafdağı Dergisi, Sayı: 33-36, 1990 Ankara., Abhazya Devlet Üniversitesi’nin Haklarını Savunma Komitesi’nin Bildirisi. Kafdağı Dergisi, Sayı: 37-40, 1990 Ankara, Abhazlar Ne İstiyorlar. Y.G.Argun, “Aydgılara” (Dayanışma) dergisinden çev: Suktar Hayri Ersoy. Kuzey Kafkasya Dergisi, Sayı: 76-77-78, 1990 İstanbul, Çağrı, 24 Mart 1989, Apsını Kapşı Gazetesi’nden, Sürgündeki Kafkasya, İstanbul KKD Organı, Sayı: 1, 1990 İstanbul,
[12] Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Musa Y. Şenibe, Nart Yayıncılık, s: 33-34, İstanbul 1997.
[13] Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu Onursal Başkanı Musa Şenibe İle Röportaj (Ağustos 1996), Erdal Özden. Kafkas Vakfı Bülteni, Nisan 2002, Sayı: 11, s. 23.
[14] Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandarbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 71-74. Ank. 1996.
[15] Kuzey Kafkasya Dergisi, Kuzey Kafkasyalılar Kültür Derneği Yayın Organı, sayı:68 , s: 11-13, İstanbul 1990.
[16] I. Kongre; 1-9 Mayıs 1917 tarihleri arasında Vladikafkas (Terekkale)’da, II. Kongre’de 18 Eylül 1917’de Andi‘de toplandı.
[17] Kafkasya Dağlı Halkları Konfederasyonu, Kafkasya Gerçeği Dergisi, sayı: 7, s: 2-4, Samsun 1992
[18] 1. Bu dönem ile ilgili geniş bilgi için bakınız. 1. Kafkasya Gerçeği Dergisi, tüm sayılar, Samsun 1990-1993. 2. Yedi Yıldız Dergisi, tüm sayılar, İstanbul 1994-1995.

Çeçen Cihadı ve Çağdaş Dünyanın SorunlarıNasıl bir savaş yapılıyor bugün Çeçenistan'da? Neden? Kim başlattı bu savaşı? Hangi nedenlerle? Ruslarla Çeçenler arasında mevcut olan sorunun başka çözüm yolu yok muydu? Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti 2. Cumhurbaşkanı Zelimhan Yandarbiyev'in bu kitabı, yakın geçmişin analizini yaparak bu soruların ve ikinci Rus - Çeçen savaşının nasıl bitebileceğinin

Bağımsızlığın Eşiğinde20. yüzyılın sonlarına doğru, "Doğu Bloku" olarak adlandırılan sistemin yerleştiği coğrafya başta olmak üzere, dünyada bir çok yeni siyasal yapılanma ortaya çıktı. Bu siyasal yapılanmalara paralel olarak Çeçenistan'da, kendi kültürüne ve inancına uygun bir yaşam sürmeyi öngören yüzyıllardır vazgeçilmez tercihi doğrultusunda bağımsızlığını ilan etti.

Zelimhan Yandarbiyev

Kasım 27, 2018

Zelimhan YandarbiyevÇeçen-İçkeriya Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı. Kazakistan’da doğdu. Ailesi vatanına dönünce Eski Ataghi auluna yerleşti. İlk okulu da bu köyde okudu. ÇİASSR. Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesini bitirdi. Moskova’da

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery