23 Şubat 1994'de Çeçenlerin Bolşevikler tarafından Sibirya'ya sürgüne gönderilişinin 50.yıl dönümünde Çeçen Cumhuriyeti İçkerya (ÇİC) Cumhurbaşkanı Cevher Dudayev İçkerya'nın başkentinde ki bir mitingde bundan böyle Çeçen halkı düşmanlarının istediği gibi artık bu cenaze gününü anmayacaktır. Çeçen halkı inanılmaz derecede ağır Rus terörü koşullarında hayatta kalmayı başardı ve dinleri için ve kendileri için ayakta durma kararlılığına sahiptir ve bunu göstermiştir, dedi.

Cevher Dudayev bu anma mitingde "Düşmanlarımız Çeçen halkını daimi yas içinde görmekten hoşlanıyor ve bu artık olmayacak. Bundan böyle, bu gün bizi yok olmaktan kurtaran ve ulusumuzu koruyan iman ve kararlılık günü, Çeçen Ulusu'nun Yeniden Diriliş günü olacaktır." Dedi.
23 Şubat 1944'te Kremlin rejimi insanlığa karşı canavarca bir suç işledi, tıpkı diğer Sovyet İmparatorluğu halkları gibi Çeçen halkının tamamını bir tek adam bırakmaksızın Sibirya'ya sürdü. Şubatın sert soğuğunda yüz binlerce insan hayavan taşımakta kullanılan yük vagonlarına dolduruldu ve Kazakistan steplerine ölmeye gönderildi.

Sürgün Stalin tarafından "Çeçenler Alman birlikleri tarafından oluşturulan oluşumlara gönüllü olarak katıldı ve Kızıl Ordu'ya karşı silah kullandılar" diye açıklandı.

Bu arada, tanınmış Çeçen siyasi uzman Abdurahman Avtorhanov şöyle yazıyor: "Yüz binlerce masum insanı öldüren Stalin'in kararları için açıklama bulmadan önce, 1942-1944 yıllarında savaşın Kafkasya haritasına bakmak ve bu tarihler arasında Almanlar tarafından Çeçen-İnguş topraklarının asla ele geçirilmediğini görmek kötü bir düşünce olmasa gerek. Sadece bu neden tek başına, Almanlarla büyük bir işbirliği olmadığını gösterir." (A.Avtorhanov Çeçen-İnguş halkının katledilmesi. Moskova, 1991, Syf 3-5)

Bunun nedeni oldukça farklıdır. Avtorhanov dağlı halkların yok edilmesinin nedenlerini şöyle belirtiyor:
1.1. Çeçen ve Kafkas Dağlı Halkının ulusal bağımsızlıkları için devam eden mücadeleleri. Sovyet kolonyal rejimin baskıcı sisteminin açık bir reddidir.
2.2 Moskova, eli kulağında olan tüm ulusal Kafkas Cephesinin Sovyet metropolislerine karşı Batıyla birlikte gelecekte ki karşılaşmasında Kafkasya'yı bir arka plan olarak güven altına alma arzusundaydı.
3. 3. [...]
4.4 Kafkasya'yı iç risklerden ve kırılganlıktan serbest sadece stratejik bir üs olarak elde tutmak değil, ayrıca Türkiye, İran, Pakistan ve Hindistan'a yayılacak gelecekte yayılma için güvenilir bir üsse dönüştürmek.

Bu amaçlar duyurulmadı ama Kafkas halklarının ortadan kaldırılması konusundaki Kremlin siyasetinin gerçek motivasyonları bunlardı. Bu vahşi siyasetin ilk kurbanları bir milyon Dağlı halkı oldu- Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar ve Balkarlar..." (syf 66)

Kar yağışı ve yolların kötü olması yüzünden sürgüne gönderilemeyen 6 bin Çeçen infaz edildi, canlı canlı yakıldı ve Galançoj Gölü'nde boğuldu. Bu kişiler arasında aralarında aşır hastalıkları bulunanlar, yaşlılar, hamile kadınlar ve çocukların bulunduğu 700'den fazla Çeçen Galançoj Bölgesi Haybah köyünde diri diri yakıldı.

Buz gibi dondurucu vagonlarla Çeçenler Sibirya'ya gönderildi. Yolculuk 3-4 hafta veya daha fazla sürdü. Sonuç olarak, on bilerce Çeçen yolda tifodan, soğuktan ve açlıktan dolayı öldü. Ölenlerin çoğu çocuklardı (sürgün edilen bütün Çeçenlerin yarısına denk geliyor), hasta kişilerdi ve yaşlılardı. Ruslar ölenlerin yolda gömülmesine müsaade etmedi ve böylece aynı vagonlarla gidilecek olan yerlere kadar getirildiler.
Yeni yerleşim bölgelerinde, yerlerinden edilmiş insanların geçimlerini sağlayacak ve barınacak yerleri yoktu ve bu da ölü miktarının artmasına neden oldu. Deportasyonun (sürgün) sadece ilk aylarında 200 000 kadar Çeçen öldü, yolda ölen Çeçenlerin sayısı ise bilinmiyor ve bu sayıya dâhil değil.

Çeçenlerin ve diğer Kafkasyalıların boşalttıkları yerlere Rusya'nın diğer bölgelerinden kolonyalistler yerleştirildi. Örneğin, 1956 Eylülünde Rusya'nın merkezinden gelen 200 000 üzerinde insan Dağıstan ve Çeçen-İnguşların topraklarının diğer bölgelerinde yaşıyorlardı.

Bir Grozni gazetesi, "Cumhuriyet" 1994 tarihli 17 numaralı baskısında deportasyon sırasında yıkılan bir Çeçen dağ köyü hakkında bir makale yayınladı. Sözü edilen köyün adı Haybah-Aul'du. Köy ortadan kaldırıldı. Bu tarihi materyalden bir pasaj:

"1944 Şubat'ında, İçişleri Halk Komiserliği (NKVD) birlikleri Çeçen-İnguşetya'nın bu küçük dağ köyünde birkaç yüz sivili diri diri yaktı.
27 Şubat 1944 gecesi dağlara düşen kar dağdaki köy yollarını daha da kötüleştirdi hata Sovyet hükümetinin "özel görev gücü" altındaki birlikler için daha da kötü oldu. Cumhuriyetteki düz kesimlerde yaşayan neredeyse yarım milyon insan tren istasyonuna götürüldü, vagonlara dolduruldu ve kendilerini açık bir ölümün beklediği Kazakistan ve Orta Asya'ya gönderildi.

Dağlarda, Ruslar kendilerine savaş sırasında ABD tarafından teslim edilen Studebaker kamyonlarıyla gelemediler, eski taş barakalarda yaşayan insanlar düzlüklerde (ovada) yaşayan insanlara ne olduğu hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Onlarla nasıl baş edilecekti? Yeni birlikler göndererek mi? Bu oldukça zor olur. Buna ilaveten, birlikler zaten komutanlarına operasyonun başarıyla tamamlandığını bildirmişlerdi. Bazı sağlıklı insanlar ovalara diğerlerine katılmaya gönderilmişti. Tek başına ovalara gönderilemeyen kalan insanlar- hastalar, çocuklar ve yaşlılar Ruslar tarafından diri diri yakıldı.
Birkaç gün sonra bir grup (kol) birlik dağlara geldi. Kalan köylüleri, ovalara götürülecek yeni bir konvoy oluşturdukları bahanesi altında Haybah köyü Naşhoyev İdari Bölgesi Tüm Çiftliklerinde topladılar. Dizlerine kadar karlar altında insanlar askeri eskort eşliğinde sıraya dizildi ve yavaş yavaş Lavrentiy Beria'dan sonra adlandırılan bir kolhozdaki ahırlara götürüldü. Ahırlar önceden kuru ot ve samanla doldurularak hazırlandı, böylece "konvoy araçlarını bekleyen insanlar soğuktan üşümeyeceklerdi". Hasta, çocuk ve yaşlılara sevdikleri kimseleri yalnız bırakmak istemeyen sağlıklı yetişkinlerde eşlik etti. Onların tamamı ahırlarda toplandıklarında (700 den fazla insan), kapılar kilitlendi. Katliama liderlik eden NKVD Uzak Doğu Bölge Yönetimi Şefi Albay Gvişiani'nin emriyle ahırlar ateşe verilmeye başlandı.

Kuru otlarla doldurulan ahırlar dört bir yanından hemen alev aldı. Her tarafı dumanlar sarınca insanların akınlarının baskısından kapılar yıkıldı ve çılgın kalabalık dışarıya döküldü. Çocukların korkunç ağlama sesleri, iniltiler ve ateşten derileri yanmış bir vaziyette kurtulmayı başararak kendilerini dışarı atan insanların korku dolu yüzleri vardı. Gvişiani soğukkanlı bir şekilde emretti: "Ateş!". Yüzlerce namludan otomatik silah sesleri gelmeye başladı. Gelen mermi yağmuru yüzünden düşen insanlar çıkış yolunu kapattı. Birkaç saniye sonra oluşan bir ceset dağı, dışarıya çıkmak isteyen hiç kimseye izin vermedi. Hiç kimse kaçamadı.

Hatın, Liditse...zaten haritalardan isimleri silinen köylere Çeçen Haybah köyü de eklendi.

Gvişiani Beria hükümeti tarafından bu iş için ödüllendirildi ve rütbe atladı. Ve generalliğe terfi etti. Ve Stalin Dağlı operasyonuna katılan herkesi Kuzey Kafkasya'da ki önemli hükümet görevlerini başarıyla tamamladıklarından dolayı kutladı.

Kremlin rejimi halen Belarus Hatın kurbanları için ikiyüzlü bir şekilde yas tutuyor, Rusların iddiasına göre orada 149 sivil yanarak ölmüştü ve Haybah işledikleri vahşi suçları hakkında sessizliğini koruyor. Kremlin sessizliğini korumaya ve Çarlık Rusya'sı tarafından başlatılan Çeçen halkına soykırım uygulamaya devam ediyor.


Not: Çeçen tarihçilere göre, 1944'den 1957'ye deportasyon sırasında Çeçen ulusunun toplam kaybı Çeçen nüfusunun %50 siydi. 1994-2004 yılları arasındaki Çeçenlerin kayıpları toplam nüfusun %30'udur.


Ahmed Sardali,
Kaynak: Kavkaz Center

27 Nisan tarihli bir önceki makalemizde, yukarıda belirtilen bir konuda bir yazı ya da bir yazı dizisi konusunda çalışacağımı belirtmiştim. Bu makale bir dizi yazının ilkidir.

Önce şunu belirtmeliyim: Çerkesler ve Osmanlı topraklarına Çerkes yerleşmeleri üzerine Türkçe yazılmış çok sayıda yazıyı bulmak olanaklı. Bu yazılar, Çerkesya'dan ya da komşu yörelerden ülke dışına yapılmış olan göç olayları ile Adıge deportasyonunu (ülke dışına sürgünü) karıştırmaktadırlar. Bu da asıl kurbanlar olan Adıgelere zarar vermektedir.

Üzülerek belirtmemiz gerekir ki, birçok Adıge de, soruna yüzeysel değiniyor, işi ciddiye almıyor ve uzatılan oltalara takılıyor.

Ancak, Batı’da yazılmış ve Türkçe’ye çevrilmiş olan kaliteli yazılar da vardır. W.E.D.Allen ve ölü Paul Muratoff’un Türkçe’ye çevrilen “Kafkas Harekatı 1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi”adlı kaliteli tarih kitabı bunlardandır (Ankara,1966). Çevirinin “Birinci Kitap” bölümünü “Kafkasya ve Kafkasyalılar” (1,2,3,4;internet) adı altında özetlemiş bulunuyorum. Özetlemeye, daha başka güncel çalışmalar nedeniyle, geçici olarak ara vermiş bulunuyorum.

Bir de Vikipedi’nin “Adıge Cumhuriyeti” ve eklentisindeki maddelerde de önemli bilgiler verilmektedir. Bundan sonra olumlu yazıların çoğalacağını umuyorum.

Sonuç olarak Adıge ya da Çerkes sorunu açığa çıkmaya ve bilimsel bir anlamda kavranmaya başlanmıştır.

Ancak şu noktanın da altını önemle çizmek isterim. Bu da şudur: Adıgeler/Çerkesler ve onların sadece bir bölümü -1860-1864 arası Bağımsız Çerkesya toprakları- ile sınırlı olmak üzere deportasyon uygulanmıştır. Adıge (Çerkes) deportasyonu dışında, 1860’larda ve sonrasında, Rus Hükümeti tarafından yapılmış olan başka bir resmi deportasyon (dış sürgün) olayı bulunmamaktadır. Yani deportasyon Adıgelerin bir bölümü -5 topluluk- ile sınırlı olarak uygulanmıştır.

Artık bu gerçeği bilmek durumundayız. Çünkü biz ne yazarsak yazalım, ne denli ‘karşı iddialar’ öne sürersek sürelim, gerçek budur, tarih ve bilim dünyası bunu böyle biliyor. Gerçekleri değiştirme ya da saptırma olanağı kalmamıştır.

***

Deportasyon ve Sürgün nedir?

Soykırım ve etnik temizlik, adı üstünde insanlığa karşı işlenmiş suçlardandır ve zaman aşımına tabi değildir. Bu nedenle yeniden tanımlanmalarına gerek görmüyorum.

Deportasyon da (ülke dışına sürgün de), Uluslararası Hukuk ve Avrupa Birliği Roma Antlaşması hükümlerine göre, insanlığa karşı işlenmiş olan ve zaman aşımına uğramayan suçlardan olarak kabul edilmiştir. Bu gerçeği de iyi bilmeliyiz.

İç sürgün ise tartışmalıdır. Bir sürgün olayının suç kapsamına girmesi için, bir ulusal topluluğun bir ülkenin sınırları dışına, bir ikinci ülkeye zorla ve savaşla bağlantılı olarak gönderilmesi/deporte edilmesi gerekir.

Adıgelere uygulanan sürgün politikası, eksiksiz olarak dış ülkelere sürme (deportasyon) olayı tanımına giriyor.

Şöyle ki, Bağımsız Adıge Ülkesi'nin kuzeyde Kuban Irmağından güneyde Bzıb Irmağına (şimdi Abhazya'da) değin uzanan Karadeniz sahilleri yerli Adıge/Çerkesleri olan Natuhay,Şapsığ,Vıbıh ve Ciget toplulukları ile daha doğudaki Abzah yöresi halkı toprağından sürülmüştür. Bu 5 yöre, 1861-1864 döneminin Bağımsız Adıge/Çerkes ülkesini oluşturuyordu. Bu 5 yöre ya da Bağımsız Çerkesya, saldırı hedefi oldu; ülke, Rus hükümetinin aldığı bir karar ve program gereği, Rus birliklerince kuşatıldı, sivil halka karşı, sistemli olarak soykırım, etnik temizlik ve dış sürgün (deportasyon) politikaları uygulandı ve değişik savaş suçları işlendi. Bu suçların hepsi, tartışmasız bir biçimde ve hukuki olarak soykırım ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına giriyor.

Kuban ve Laba ırmakları solundaki ovalarda barınan Bjeduğ, K’emguy, Besleney, Mahoş, Mamhığ, Yecerıkuay ve Kuban Kabardeyleri gibi Adıge toplulukları ise,1859’da, bağlılık yeminleri vererek Rus yönetimine girmişlerdi. İşin ilginci Abzahlar da aralık 1859’da bağlılık yemini vererek, Naib Muhammed Eminöncülüğünde Ruslara boyun eğmişlerdi. Ancak Rus İmparatoru II.Aleksandr Eylül 1861’de Abzah yöresini de sürgün (deportasyon) kapsamına aldı. Adıge tarihçi Prof.Dr.Ç’ırğ Ashad’a göre, Kafkasya Rus orduları komutanı General Yevdokimov, 1861’de Abzahlara saldırarak bağlılık yeminini bozmuştur.

Diğer yöreler (Doğudaki yöreler), Rus yönetimi altındaydı. Sırası geldikçe bu konulara da değineceğiz.

Etnik temizlik ise, bir etnik yöreyi silah zoruyla yerli nüfusundan arındırma olayıdır ve tartışmasız bir biçimde o da bir insanlık suçudur ve soykırımla iç içe olan bir olgudur, 1860'lı yıllarda sözkonusu yöreler Adıgelerine (Çerkeslere) karşı işlenmiştir.

***

Adıgelere uygulanan deportasyon politikası dışında, ayrıca bir Adıge iç sürgün olayı da var mıdır?

Uluslararası hukuk deportasyonu, yani bir ülkeden ikinci bir ülkeye –egemen tarafın zorlamasıyla- yaptırılmış olan göçü ya da sürgünü,zaman aşımına uğramayan bir insanlık suçu olarak kabul etmiştir. Bu durumda Rus hükümeti tarafından Adıgelere yönelik bir insanlık suçu işlenmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi deportasyonun savaş durumu ile bağlantılı olması da gerekiyor.

Örneğin iki ülke arasında anlaşma sonucu yapılmış olan ve biçim olarak deportasyonu andıran nüfus mübadeleleri de vardır. Bunlar da, uygulanış yönünden dış sürgün biçiminde gerçekleşirler. Barış zamanındaYunanistan ile Türkiye arasında yapılan “Ahali mübadelesi” (1923-1927) bunun bilinen bir örneğidir.Mübadelenin –zorla yaptırılması durumunda- insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına girmesi gerekir,ancak bildiğim kadarıyla,mübadeleler henüz suç kapsamına alınmış değil. Mantıklı düşünecek olursak, iki devlet anlaşmıştır diyerek,insanların doğduğu topraklardan zorla gönderilmeleri deportasyon dışı bir olay olarak değerlendirilebilir mi?..

Ancak konumuz bu değil.

1862-1863 yılları boyunca ve Haziran 1864 ortalarına değin süren deportasyon programı sonucu, sözkonusuKaradeniz kıyıları ile kıyıdaki sıradağların doğusundaki Abzah yöresi (Абдзэхэ шъолъырыр), tek bir yerli köyü kalmayacak bir biçimde yerli nüfusundan tamamen boşaltıldı. Karadeniz yöreleri köyleri,bütün halinde Rus askerlerince ateşe verilip yakıldı.

İşgal komutanlığı tarafından yerli nüfusa,ülkesini terk etmesi, Türkiye'ye ya da Rusya'ya göç etmesi emredildi. Bağımsız Adıge Ülkesi nüfusu için Türkiye de, Rusya da ikinci bir ülke niteliğindeydi. Sonuç olarak, Adıgelere karşı Ortaçağ uygulamalarından da daha vahşice bir program (politika) uygulanmıştır. Ortaçağ’da bile, işgal edilen bir ülkenin nüfus dokusu, bir ölçüde de olsa korunurdu.

Rusya ise bir ülkeyi kendi ulusundan bütünüyle temizlemiştir.

Biliminsanı Dr. Walter Richmond,Çerkes sürgünün “modern zamanlardaki ilk soykırım ve etnik temizlik olduğuna inanıyorum” diyor ve akademisyenlerin “insanlık tarihini yazarken nüfusu ne olursa olsun hiçbir halkı gözardı etmemeleri gerektiğini” vurguluyor (“Dr. Walter Richmond ile Söyleşi”,8 nisan 2011,Cherkessia.net).

Bu saygın biliminsanına, “Doğru ile Eğri” yazarı İ.Kustenko’ya,“Çerkesya Gönül Yaram” yazarıT.Polovinkina’ya ve onlar gibi değerli biliminsanlarına tarih ve insanlık hak ettikleri değeri, elbette birgün verecektir, inanıyorum onlar adına insanlık anıtları dikilecektir. Adıge genç kuşakları da, doğruları araştıran ve ortaya koyan değerli insanları hiçbir zaman unutmayacaktır inancındayım.

***

1860’larda politik durum

1862-1864 arasında Karadeniz kıyılarından göç ettirilen bir bölüm Adıge'nin şimdiki Adıge Cumhuriyeti arazisine ve çevresine (Belaya ve Laba ırmakları arasındaki düzlüklere) yerleştirilmiş olduğunu biliyoruz. Buna bir iç sürgün olayı izlenimi verilmek isteniyor,ama doğru değildir. Çünkü orası –şimdiki Adıge Cumhuriyeti yöresi- bir bölümüyle 1857’den, bir bölümüyle de 1859'dan beri Rusya toprağı haline gelmişti ve oradaki Adıgeler 1859’da Rusya’ya bağlılık yemini vererek Rus yurttaşlığına geçmişlerdi.

Bu açıklamaya şu nedenle gerek görüyoruz: Sözkonusu Roma Antlaşması, dış sürgünü insanlığa karşı işlenen suçlardan biri olarak kabul ediyor, ama iç sürgün konusunda henüz bir karar birliği yok. Yani iç sürgün henüz insanlığa karşı işlenmiş olan suçlar kapsamına alınmış değil. Ancak, Bağımsız Çerkesya toprakları içinde gerçekleşmiş olan ve Adıgeleri ilgilendirecek olan bir iç sürgün olayı sözkonusu edilemez. Bunu belirtmemiz gerekir.

1864 yılına değin Adıge (Çerkesya ya da Circassia), politik anlamda egemen bir ülke idi. Ya da hiçbir ülkeye bağlı değildi. Dış dünya artık bu gerçeği kabul ediyor.1863-1864 yıllarına değin egemen/bağımsız bir ülke olanAdıge/Çerkesya ülkesi, Rus istilası sonucu yok edildi, sadece ulusun egemenliği değil, o ulus ile birlikte, o ulusun ülkesi de yok edildi,etnik kimliği değiştirildi ve o ülke nüfusu bir ikinci ya da üçüncü ülkeye silah gücüyle ve toptan sürüldü.

Bu bir soykırımı olayıdır.

Sonuç olarak, bağımsız bir ülke ve halkı tarihten silinmiş oldu. Bu gerçeğin tartışılacak, eksikliği aranacak bir yanı olamaz. Gerçek, tüm çıplaklığıyla ortada.Binlerce yıllık bir geçmişi olan bağımsız bir ülkenin yok edilmesi ve halkının başka bir ülkeye ya da ülkelere sürülmesi olayı, soykırım dışında, daha başka nasıl açıklanabilir ki?..

***

1860’lardaki uygulamalar

1860'lı yıllarda Adıge Ülkesi nüfusu 2 milyona yakındı. Bu nüfusun en az 500 bini savaş sırasında ölmüş olmalı. Değişik yorumlar o merkezde birleşiyor. Geri kalan nüfusun ezici çoğunluğu Türkiye'ye gönderildi (1 milyonun üzerinde bir nüfus). Daha küçük bir nüfus da -Maykop kentinin içinden geçen- Belaya Irmağı (Şhaguaşe) ile daha doğuda olan Laba ırmakları arasında bulunan ve Rusya'ya ait olan topraklara yerleştirildi. Düzlüklere yerleştirilen bu son/sürgün Adıge nüfusunun 40 bin dolayında olabileceğini düşünüyoruz.

Şimdiki Adıge ve Karaçay-Çerkes yörelerindeki 60 bin, Kabardey’deki 40 bin Adıge nüfusa, bu yeni deporte edilmiş 40 bin Adıge’yi de eklediğimizde, 1864’te Kafkasya’da 140 bin dolayında toplam bir Adıge nüfusunun kalmış olduğunu tahmin edebiliriz. Değişik kaynaklar da bu nüfusu doğruluyor.

Ancak bu nüfusun bir toprak birliği kalmamıştı.

Bu son sürgün,yani Rus egemenliğindeki topraklara yerleştirilme durumu, ayrıntıları ve işin niteliğini bilmeyenler için bir 'iç sürgün' olayı olarak da algılanabilir, biz de bilmeyerek, önceleri öyle yazmıştık. Ancak, işin derinliğine indikçe ve belgelere ulaştıkça yanıldığımızı anladık. Rus egemenliğindeki topraklara yerleştirilme olayı hukuken bir iç sürgün olayı olarak kabul edilemez, bu bir dış sürgün/deportasyon olayıdır.

Çünkü olay, istila yoluyla işgal edilen bir ülkenin (Adıge/Çerkesya’nın) halkını ülkesinden çıkartma ve başka bir ülkeye (Rusya’ya) yerleştirme olayıdır. Yani bir ülkeden başka bir ülkeye sürülme olayıdır.

İç sürgün, örneklere bakarsak, bir suç işlenmesi (ayaklanma) ya da savaş sırasında bir güvenlik önlemi olarak uygulanabiliyor. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ermenileri toptan sürülmüş, yer yer katledilmiş, devşirilmiş ve mal varlıkları yağma edilmiştir. Bir iç sürgün olayı niteliğindeki bu olay, suçlu suçsuz, bir dini ya da ırki topluluğu tümüyle hedef aldığı için,Batılı ülkelerin çoğu tarafından soykırım olarak kabul edilmiştir. Üstüne üstlük, savaş sona erdiğinde Ermenilerin evlerine dönüşlerine izin verilmemiş, mal varlıkları da iade ya da tazmin edilmemiş, mal kapanın elinde kalmıştır. Bu olaya Adıgeleri bulaştırmak isteyenler de çıkmış, ama tutmamıştır. Adıgelerin Ermeniler ile ilişkileri,genellikle dostça idi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon asıllı ABD vatandaşları, güvenlik nedeniyle, Japon istilasına açık olan stratejik yerlerden iç/uzak bölgelere, kamplara taşınmış, savaşın sona ermesi üzerine eski yerlerine dönmelerine izin verilmiş, mal varlıkları korunmuş ve kendilerine iade edilmiştir.Aynı sıralarda 10 Sovyet ulusal topluluğu da toprağından toplu olarak –ırk esası üzerinden- sürülmüş, ulusların 5’i (Karaçay,Balkar,İnguş,Çeçen ve Kalmık) devletçe geri getirilmiş ve eski özerk yönetimleri yeniden kurulmuş (1957), bunlar için yeni konutlar inşa edilmiş, bu insanların üretici konumuna getirilmeleri devletçe sağlanmıştır.

Diğer 5 Sovyet halkının ise hakları iade edilmemiştir. Günümüzde Gürcistan,1940’larda sürülmüş olan Ahıska Türkleri’nin (Mesheti) dönüşüne, Abhazya da Gürcülerin toplu dönüşüne sıcak bakmıyor.1990’larda Abhazya’da yaklaşık 100 bin Abhaz’a karşılık, 240 bin Gürcü nüfusu bulunuyordu. Bunlara benzeyen birçok çözülmemiş insanlık sorunu bulunuyor.

Örnekleri çoğaltabiliriz.

Adıge soykırım, etnik temizlik ve dış sürgün olayı, yukarıdaki bütün bu örneklerden daha ağır ve daha zalimane biçimde bir gerçekleşmiştir.

(Devam edeceğiz)

Hapi Cevdet Yıldız 01.05.2011

cherkessia.net

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery