Neredesin Prometheus

Aralık 02, 2018

Neredesin PrometheusKafkasya en eski çağlardan beri bu coğrafyanın yerlileri ile bu coğrafyaya sahip olmaya çalışan dış güçler arasında bir savaş arenası oldu. Günümüze kadar gelen tarihi süreçlerin yakın ama bilinmezlerle dolu boyutunu hiç kuşkusuz 1917 Rus Devrimi ve sonrasındaki süreç oluşturuyor. Sosyalist uygulamaların pratikte aldığı biçimi değerlendirme sıkıntısı, ideolojik önyargıların çoğu

Kuzey Kafkasya Tarihinden Belgeler 1-Osmanlı Arşiv BelgeleriDünya kamuoyu pek bilmese de, bir avuç Kuzey Kafkasya insanının küçük bir toprak parçasında tutunabilmek için yüzyıllar boyunca verdiği mücadele gerçekten yürek burkucudur.

Bu coğrafyada, milattan yüzyıllar öncesinden beri var olduğu bilinen insanların nüfusunun halen 5 milyonlarda seyrediyor olması; yine o coğrafyaya ait olup vatan

Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklal Davası"Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklal Davası" Kuzey Kafkasyalıların geçmişten 1960'lı yıllara kadar devam eden bağımsızlık mücadelesini anlatan oldukça eski bir kitap.

1961 yılında Ankara'da basılan bu kitap Mustafa Zihni Hızal tarafından yazılmış olup, oğlu Ahmet Hazer Hızal'ın adıyla yayınlanmıştır.

Kafkasya’lı Dağlı Kavimlerin Kısa TasviriAdolf Berje’nin 1858 yılında Tiflis’de yayınladığı bu kitapçık, adından da anlaşılacağı üzere o dönemde az bilinen Kafkasya’yı ve halklarını kısaca tanıtmayı amaçlıyor. Kafkas-Rus savaşının sonlarına yaklaşıldığı, fakat Rusya’nın Kafkasya’yı henüz tamamen işgal edemediği ve iyi tanımadığı 1858 yılında bu kitapçık oldukça önemli sayılabilirdi.

Kafkasya'da ve Kafkasya Dışındaki ÇerkeslerKadir Natho, 25 Mayıs 1927 tarihinde Kuzey Batı Kafkasya'da doğdu. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları; Sovyet Sosyalist sisteminin sıkıntılar ve acılarla dolu en yoğun döneminde Kuban bölgesinde geçti. Henüz 16 yaşındaydı ki, İkinci Dünya harbinin bir başka felaket süreciyle karşılaştı. Köyünde kalan tek erkek olduğu için, mermilere, bombalara hedef olan birçok yakınının

Kafkasya'da Kültürel EtkileşimKafkasya, gerek tarihi gerekse kültürü ile Türkiye’ye ve Türk toplumuna uzak olmayan, içinde barındırdığı etnik unsurları aracılığıyla Türkiye ve Türk Dünyası ile akrabalık bağları taşıyan bir bölgedir. Ancak, Türkiye’de Kafkasya hakkında bilinenler çoğunlukla yüzeysel kalmakta ve bilimsel temele dayanmayan bilgilerden oluşmaktadır. Kafkasya hakkındaki bilimsel araştırmalar

Kafkasya'da Bulunan Antik Eserlerin KeşfiKafkasya'da Bulunan Antik Eserlerin Keşfi ve Yazılarının Çözümlenmesi: Bu kitap, bu zamana kadar Kafkasya'da bilinmeyen bir uygarlığın ve bir zamanlar kendilerini Aşuvalar, ülkelerini de Aşuva olarak adlandıran Abhazların, Abazaların ve Ubıhların atalarına ait, kazılarda ortaya çıkarılmış olan sillabik [heceli] yazının çözümü ve incelenmesini içermektedir. Bu ülke İ.Ö. III.

Geçen hafta Moskova’da Kremlin destekli Birleşik Rusya partisinin konferansında Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’e Aralık ayındaki Duma seçimlerinde parti listesinin başında olmasını önerdi.


Medvedev, Putin’e 2012’nin Mart ayında yapılacak olan devlet başkanlığı seçimlerinde Birleşik Rusya partisinin adayı olmasını teklif ederek cömert bir şekilde karşılık verdi.

Sonuç ortada: devlet başkanlığı seçimleri artık bitmiş durumda. Bu, sürpriz olmamalı. Kremlin ve Lubyanka’daki (FSB’nin merkez bürosu) elitlerin ağır basan politik bir hedefleri vardı: kontrolü ellerinde tutmak. 12 yıldır başarılı liderleri olan Putin başta olmak üzere bu elitlerin işledikleri suçlar için acil bir affa ihtiyaçları vardı ve bu, Putin’in önümüzdeki 12 yıl için devlet başkanlığı koltuğuna tekrar oturmasını gerektiren sebep.

Rusya’da politikacılar görevdeyken işledikleri suçların dokunulmazlığının tadını çıkarıyor. Ancak teorik olarak, görevden ayrıldıktan sonra haklarında iddianameler hazırlanabilir. Görevden atılamayacak ve hakkında suçlama yapılamayacak tek kişi devlet başkanıdır. Yani beladan kaçmak için iyi sebepleriniz varsa, ayrılmak istemeyeceğiniz tek makam devlet başkanlığıdır.

Putin’in hesap vermesi gereken çok şeyi ve bunu yapmamak istemesi için de çok iyi sebepleri var. Tahmini olarak 100 bin kişinin hayatını kaybettiği ikinci Rus-Çeçen savaşının doğrudan sorumlusu. Bu, insanlığa karşı işlenmiş bir suç ve tartışılabilir bir soykırımdır.

Herkes Rusya’da özellikle politik liderlikteki yozlaşmanın devasa boyutlarda olduğunu biliyor. Bir kaç yıl önce politika analisti Stanislav Belkovski, Alman gazetesi "Die Welt"de Putin’in enerji şirketi Gazprom’da % 4,5, Surgutneftegaz’da %37 ve İsviçre’de bir petrol şirketi olan ve Putin’in yakın bir arkadaşı Gennadi Timçenko tarafından yönetilen Gunvor’da %50 hisse sahibi olduğu yönünde sansasyonel iddialarda bulunmuştu. O sıralar bu yatırımların toplam değeri 40 milyar dolar idi. Son zamanlardaki hesap sonuçları % 50 daha fazla, bu da Putin’i muhtemelen dünyanın en zengin insanı yapıyor.

Diğer bir deyişle, Putin’in yargısal denetlemeden kaçmak için çok iyi nedenleri var. O, art arda 12 yıl süren iki dönemlik devlet başkanlığı yaptıktan sonra, herkesin bunları unutacağını veya işlediği suçlara olan ilgilerini kaybedeceklerini ya da sessiz kalmaları için yeterince ‘doyurulmuş’ olacaklarını hesap ediyor olacak. Sonra, dünyanın en geniş ölçümlü ülkesini neredeyse çeyrek asır bir diktatör gibi yönetmiş olarak 71 yaşında politika sahnesinden çekilmeyi planlıyor. Putin’i Stalin ve Brejnev ile kıyaslamak durumu aşağı yukarı doğruluyor.

‘Kimse’likten Devlet Başkanlığına
1999 yazında o zamanki devlet başkanı Boris Yeltsin kötü sağlık durumundan ve aşırı votka tüketiminden ciddi bir şekilde etkilenmiş olarak ikinci görev süresinin sonlarına yaklaşıyordu ve yerine geçecek halefinin bulunması gerekliydi. Birkaç değişiklikten sonra FSB yöneticisi Vladimir Putin nihayet Ağustos’ta başbakanlığa getirildi. Yeltsin, Putin’i tanıştırırken ‘onun kendisinin yerine devlet başkanı olacağını’ ve ‘Çeçen sorununu temelli olarak çözeceğini’ ilan etti. Putin “Evet, onları tuvalette yok etmemiz gerekse bile, bunu yapacağız” diye cevap verdi.

1999 Eylül ayında Moskova ve diğer şehirlerde bir kaç gece boyunca 294 sivil ve masum Rus’u öldüren patlamalar apartmanları harabeye çevirdi. Putin, ayrılıkçı Çeçenleri suçlamada gecikmedi ve Rusya’nın küçük, Kafkasyalı komşusuna karşı tam bir askeri saldırı başlattı.

Bununla birlikte bu bombalamaların Çeçenya’ya karşı yeni bir Rus savaşının bahanesini oluşturmak için FSB tarafından yapıladığına dair çok sayıda rapor var. Bu savaşın amacı ise, 2000 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerinde henüz tanınmayan Putin’in galibiyetini garantilemekti. Sergey Yuşenkov, Yuri Şekoçhin, Anna Politkovskaya ve Aleksandr Litvinenko FSB’nin bombalamalar ile bağlantılarını yazanlar arasındaydı ve hepsi öldürüldü.

Putin’den önceki Rusya başbakanı Sergey Stepaşin İkinci Rus-Çeçen savaşının 1999 Mart ayının başlarında (Putin hala FSB’de yöneticiyken) FSB tarafından planlandığını ifşa etti.

Rusya gerektiği gibi Çeçenya’ya karşı yeni bir savaş başlattı; Yeltsin yeni yılın arifesinde istifa etti, Putin vekaleten devlet başkanı oldu ve bir kaç ay sonra devlet başkanlığına getirilecek kadar tanınır hale geldi. ‘The Times’ın da aralarında olduğu bazı haber kurumlarının seçimlerde Putin’in lehine büyük hilelerin yapıldığını gösteren kanıtları yayınladıkları da not edilmeli.

Eski, kötü günlere dönüş
FSB has adamını nihayet yerine yerleştirdi. Geçtiğimiz 11 yıl (Putinli yıllar) birçok yönden Sovyetler Biriği’ni anımsatan bir liderlik dönemi oldu. Demokratik kurumlar sistematik bir şekilde çökertildi, basına uygulanan sansür ikiye katlandı ve politik muhalefet ortadan kaldırıldı. Muhalifler, insan hakları savunucuları ve gazeteciler baskı gördü ya da öldürüldüler. Güvenilmezliği ile ün salmış ve yozlaşmanın büyümesine göz yuman bir yargı teşvik edildi. Buna, boğucu bürokrasiyi, tarihi geçmiş teknolojiyi ve etkisiz sanayiyi ekleyin. Putin, Sovyetler Birliği’nin dağılışının 20. yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi olduğunu iddia etmişti. Şimdi günümüz Rusyası’nda aynı gösterinin tekrarını planlıyor.

Buna rağmen, Rusya yüksek enerji fiyatlarından kar sağladı ve şu an dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz üreticisi. Bu, devlet borçlarının ödenmesini mümkün kıldı ama yeni altyapıya veya sürdürelebilir ve modern sanayi araştırmaları ve teşvikine çok az para kanalize edildi. Ham petrol ve doğal gaz ihracatı Rusya’nın ihracatının % 75’ni oluşturuyor. Suudi Arabistan’ın ki kadar ‘çeşitli ve gelişmiş’ bir ihracat politikası. Zenginlikler çok az kişi için saklanmış ve Moskova tabiki dünyanın en çok dolar milyarderi sayısına sahip.

Rusların çoğu, tam tersine kırsal alanlarda ve nüfusu 100 binin altında olan ve zorlukların sıradan olduğu kasabalarda yaşıyor. 400 kasaba, sözde sanayi kasabası ve ekonomik felaketlere maruz kalmış durumdalar. 25 milyon insan açlık sınırının altında bir hayat sürüyor.

Rusya’nın parlak politikacıları, aydınları, akademisyenleri, bilim adamları, araştırmacıları, yazarları ve sanatçıları var. Bununla birlikte onların geçrek potansiyelleri, sık sık ve haklı olarak polis, mafya ve gangster devleti olarak adlandırılan mevcut otoriter yönetim altında farkedilmiyor.

Rusya hakkında değiştirilmesi gereken bir kaç efsane var. İlki, Batının yakalandığı Medvedev’in Putin’den daha nazik ve cana yakın biri olduğu ilüzyonu. Gerçek şu ki, Medvedev, Putin’den daha iyi ya da kötü, güçlü ya da zayıf değil. O, patronu dönene kadar sıcak tutması için koltuğa oturtulmuş Putin’in küçük kuklası, hepsi bu. En küçük bir farklılık işareti bile oyundan ibaret ve ikisi de iyi oyuncu.

İkincisi, herkes Putin ve Medvedev’in yerlerini değiştirecekleri varsayımını kabul etmiş. Ben böyle düşünmüyorum. Evet, ikisinin St. Petersburg’daki yıllardan birbirini tanıyan ve birbirine güvenen silah arkadaşları oldukları doğru. Bununla birlikte Putin’in bir değişiklik arayışında olacağına inanıyorum. Medvedev gereğinden uzun süre sahnede kaldı. 27 Eylül’de Washington’da canlı yayında Medvedev ve Ekonomi Bakanı Aleksey Kudrin arasında meydana gelen dramatik soğukluk sonradan gelen Kudrin’in hemen görevden alınmasına yol açtı ve gelecek yıl başbakanlık koltuğu için başka adaylar olması ihtimalini doğurdu. Diğer potansiyel adaylar ise Devlet Başkanlığı Genel Sekreteri Sergey Narışkin ve Moskova belediye başkanı Sergey Sobyanin.

Rusların istediği Putin mi?
Üçüncüsü, herkes Putin’in ve onun ‘maço’ tavırlarının Ruslar tarafından sevildiğine inanıyor. Ancak bu kanı, bunun doğruluğunu nasıl bilebileceğimiz sorusunu göz ardı ediyor.

Putin basın ve kamuoyu yoklama kuruluşları da dahil olmak üzere Rus toplumunu her yönü ile kontrol ediyor. Aynı zamanda diğer kurumları birbirine düşürmede tam bir usta. Duma tamamen Kremlin’in ellerinde ve başlıca görevi Kremlin’in politikalarını desteklemek. Tüm ciddi siyasi partiler ya yasaklandı ya da etkili bir biçimde kenara itildi. Boris Nemtsov, Vladimir Milov, Mihail Kasyanov, Garry Kasparov ve Vladimir Rıjkov gibi muhalif politikacıların seslerini duyurmak için çok az şansları var, politikayı etkileme konusunda ise durum daha da vahim. Putin gerçek popülerliği ölçmede bir ölçü sağlamayan bir politika tekeli işletiyor. Biri size Putin’i sevip sevmediğinizi sorduğunda yanlış cevap vermenin ciddi ekonomik ve şahsi sonuçlar doğuracağını bilirsiniz, cevabınız kendi çıkarlarınız tarafından yönlendirilir.

Putin’in Çeçenya’daki sağ kolu olarak atanan Ramzan Kadirov, Putin’e köle. Onu Çeçenya’nın kurtarıcısı olarak adlandırıyor. Birleşik Rusya ve Kremlin yanlısı Sadece Rusya partileri 2008 Çeçenya parlamento seçimlerinde şaşırtıcı bir şekilde oyların % 99’unu aldılar. Çeçenlerin Kadirov’un şahsına ve son yirmi yılda Çeçen nüfusunun dörtte birini öldüren Rus rejimine karşı olan nefretleri ile bağdaştırması güç bir sonuç.

Çıkardığım sonuç şu ki, Putin adil, eşit ve demokratik şartlar altında Rusların kendisi ve diğer adaylar arasında seçim yapmasına izin vermedikçe, onun ne kadar sevildiğini (ya da sevilmediğni) bilemeyiz. Ama Putin böyle bir riske girmez.

Amerika’da devlet başkanı iki dönem boyunca seçilebilir, sonrasında görevi biter ve bir daha seçilemez. Rusya’da devlet başkanı iki dönem sonra çekilmek zorundadır ama bir aradan sonra tekrar göreve gelebilir. Güçlü biri akıllıca bir planla, teknik olarak, politik egemenliğini sonsuza kadar sürdürebilir ve şu an yaşanan şey tam olarak bu. Rusya’da devlet başkanlığı görev süresi bir süre önce 4 yıldan 6 yıla çıkarıldı, yani tekrar seçildikten sonra Putin, Rusya’nın tartışmasız lideri olarak 12 sene daha görevde olacak.

Bununla birlikte güç yozlaştırır, zaman ve şartlar eninde sonunda en güçlülerin bile üstesinden gelir. Batıda Sovyetler Birliği’nin değiştirilemez olduğu ilüzyonu vardı, yine de 20 yıl önce bir deste kağıt gibi çok kısa bi sürede çöktü. Gerçek bir politik mucize.

Bu yıl Mısır, Tunus ve Libya’da yozlaşmış, baskıcı liderlerin çöküşleri bize cesaret verdi. Yemen, Bahreyn ve Suriye’de de devamı gelebilir. Robert Mugabe yaratıcısı ile tanışabilir, Burma da gevşeyebilir. Çin bile büyük nüfusunun insan hakları ve ifade özgürlüğü konusundaki taleplerine adapte olmak durumunda kalabilir. Dünya oldukça şeffaf olmak durumunda, eski moda diktatörlüklerin çağı sona erdi.

Dünya Putin’in hırsına dikkat ve şüphe ile yaklaşmalı. Bununla bilikte onun Rusya devlet başkanı olarak bir 12 yıl daha görevde kalacağına bir an bile inanmadım. Başarısız politikalar ve ekonomik darboğaz, insanların artan özgüvenleri ve demokrasi ve düzgün yaşam standartları için olan talepleri eşliğinde Putin’in yakasına yapışacak ve onu tahttan indirecek.

Arap Baharı er ya da geç Rusya’ya gelecek. Büyük Rus halkına daha iyi bir gelecek mücadelelerinde iyi şanslar diliyorum.

10 Ekim'de RFE/RL'de yayımlanan bu yazı Cavit Yılmaz tarafından Ajans Kafkas için Türkçeye çevrildi.

Malakanlar tarihsel olarak vicdani retçi olmuşlar ve orduya katılıp askerlik yapmayı reddettikleri için yıllar boyu hapis ve sürgüne mahkûm edilmiş, eziyet görmüşlerdir. Pasifist, savaşa karşı, barışçıl inançlarının sonucunda Malakanlar, Çar III. Alexandr’ın 1887-1889 yıllarında zorunlu kıldığı silah altına alınmaya direndiler ve Çar hükümetinin baskılarına boyun eğmektense, 1904-1911 yıllarında yoğun olarak Rusya sınırları dışına, özellikle de Amerika kıtasına göç etmeye başladılar. Süreklilik kazanan göçleri sonunda Amerika’ya yerleşen Malakanlar burada da tutumlarını sürdürerek I. ve II. Dünya Savaşlarına katılmadılar.

1934 yılının Paskalya gunu Malakanlarin ünlü Karol (Kral) ailesi Anne, oglu ve kizi geleneksel uzun Paskalya coregi ve boyali yumurtalar onunde poz veriyorlar. Aslinda bazı Malakan cemaatlerinde kirmizi yumurta gibi sembolik öğeler de reddedilir. Bu fotoğrafta Malakanların önemli özelliklerinden olan temizlik, kolalı örtüler, arkada geleneksel Rus pec sobasi ve evin annesinin tesettürü dikkat çekiyor.

Staroverler (Eski Ahit’e bağlı olanlar), Duhoborlar (Hıristiyanlığı doğa güçleri ve “Kutsal Ruh”la bağdaştırarak paganizmden vazgeçmeyenler), Prigunıler (“Zıplayanlar”, dini ayinlerinde “Ruhla” doldukları için kendilerinden geçercesine zıplayarak Tanrı’ya ulaştıklarına inananlar), Subotnikler (Yahudiler gibi cumartesi gününü kutsal sayanlar) vb. gibi Rus Ortodoks inancına ait mezheplerden biri olan Malakanların Güney Ukrayna’daki Moloçna (Sütlü sular) bölgesinden geldikleri için Malakan diye anıldıkları rivayet olunur. Bir başka yoruma göre de Malakanlar ve Staroverlere Ortodoks kilisesinin emrettiği biçimde oruç tutmadıkları, bu dönemlerde et yiyip süt (moloko) içtikleri için Molakan lakabı verilmiş, bu tanım sonraları yerleşerek, öğretiyi benimseyenlerin adı olmuştur.

1500’lerde Moğol ve Tatar baskınları Rusya’da Hıristiyanlığı öne çıkarmıştı. Saray ve kilisenin koruyamadığı halk, köylü kitleler doğrudan doğruya Tanrı’yla ilişki kurmaya, dinin köklerine inmeye, ilk Hıristiyanlık dönemlerinin saf ilkelerine ulaşmaya uğraştılar. Alman yerleşimciler arasında çok yaygın olan Lutherianizmin etkisinde bir din gruplaşması olan ''Stundis''likte, erken dönem Hıristiyanları gibi haftada bir kez evlerde toplanıp Tevrat okunur ve araştırılırdı. Moloçna bölgesinde Elisabethtal'deki bu törenlerde ekmek kırılıp bölüştürülür ve şarap içilirdi. Oysa bu, İsa adına sadece kilisenin vermeye yetkili olduğu bir kutsama (Kutsal Komünyon) olduğu için törenin özel olarak yapılması din açısından sakıncalı görülerek yasaklanmıştı. Çarlık Rusya’sı bir din devleti olup kilisenin etkisi büyük olduğundan, kilise tarafından yönlendirilen polis, dolayısıyla kilise, din muhalifi sayılan bu kişilerin peşine düşerek, Stundistlere baskınlar düzenlemiş ve kovuşturma başlatmıştı. Sonuçta hem Moloçna hem de Khortitsa bölgelerinde giderek daha çok köylü kendini hapiste buldu. Bunlar ya kürek mahkûmu olarak zorunlu işlerde çalıştırılarak cezalandırıldılar ya da Sibirya’ya gönderilmekle tehdit edildiler.

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, Malakanlar

1900’lerde tipik bir Malakan ailesi: Erkekler saçlı ve sakallı, kadınlar ise daima tesettürlüdür. Doğum kontrolü yoktur, Tanrının verdiği çocuk makbuldür.

Malakanlar geleneksel ataerkil topluluklar olmakla birlikte, dini uygulamalarındaki basitleştirilmiş yapıyla Rus toplumunun başka kesimlerinden farklıydılar. Toplumcu söylemleri ve cinsiyete yüklenen rol (kadın erkek ayırımı olmamasına karşın iki cinse yüklenen görevler), dinsel uygulamalar (toplu dua ve bazı ritüelller) ve mistik uygulamalar (vecd, esrime, peygamberlik, vahiy ve ruhlarla iletişim kültü) Malakanların kendilerinden sonraki kuşaklara geçirdikleri kültürel kimliklerini belirlemişti.

 

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, Malakanlar

Sahipleri 1963'te Rusya'ya geri donüş yapmış bir Malakan ailesine ait tipik bir Malakan değirmeni. Kars bölgesinde akarsular üzerine ilk değirmenleri Malakanlar kurmus ve işletmişlerdir.

 
Birçok tepkisel tarikat gibi Malakan öğretisi ve savları, daha çok 17. yüzyılda, öncelikle köylüler sonra da aşağı ve orta sınıflar içinde hazır bir mürit kitlesi bulmuştu. Rus edebiyatında tinsel arayışlarıyla bilinen ve yapıtlarının düşünsel yanını insan olma kaygısıyla pekiştiren Tolstoy da bu gibi mezheplerden etkilenenlerden biriydi. Onun Malakanlar ve diğer dinsel ayrılıkçı gruplarla dayanışma içinde olduğu, onlarla yazıştığı ve göç etmeleri konusunda yardımcı olduğu da bilinir.

1805’te Malakanların bilgelerinin bir araya gelerek, çektikleri sıkıntıları anlattıkları dilekçelerini Kont Kutuzov ve piskoposlardan oluşan danışma meclisinde görüşmeye açan Çar I. Alexandr onlara kendilerini tanıma garantisi ve ibadet özgürlüğü tanıdığında, Malakanlar ve benzer bir mezhep olan Duhoborlar kısa bir süre rahat yüzü gördüler. Ancak bu durum fazla sürmeyecekti, zulümler, kıyım ve türlü eziyetler 1825’te Çar I. Nikolay’ın tahta geçmesiyle yeniden başladı.

Kafkasya’nın Kolonileştirilmesi

I. Nikolay’ın 1830’da yayınladığı genelge Rus tarihinde daha önce görülmemiş bir çaptadır. Bu genelge, Rusya’nın yeni dahil edilen Kafkasya’daki-1 genişleme sınırında köklü bir değişim öngörüyordu. Böylece imparatorluk içindeki dinsel sapmalar sıkı bir denetim altına alınıyor, “doğru yol”dan sapanlar olarak tanımlananların kaderi değişiyor, dinsel mezhepler kovuşturuluyor, sürülüyordu.

Çar I. Nikolay’ın genelgesinde,2 en tehlikeli ve zararlı unsur olarak belirlenen ve “sektantı” (sekterler, uzlaşmaz, kendini ayrı koyan, bağnazlık yapanlar) olarak tanımlanan Malakanlar, Duhoborlar ve Subotniklerin Kafkasya sınırlarına sürülmeleri ve orada iskân edilmeleri emrediliyordu. Staraverler bu genelgeye dahil edilmemişlerdi. Bu göç ettirilme kendi rızalarıyla olmazsa zorla gerçekleştirilecekti.

Bu politika, Rusları Ortodokslardan ayırmak ve Rusya topraklarını çevreleyen alanı bu amaçla kullanmak konusunda Çarlığın bilinçli bir tercihiydi. 1830’dan başlayarak 1880’lere kadar Çarlık Rusya’sının politikaları, tüm Slavlardan koparmak üzere muhalif unsurları merkezi Rusya dışına iskân etmeyi öngörmüştü.3 Din yöneticileri, Ortodoks müminlerin bu unsurlar tarafından zehirlenerek kiliseden kopmasını engellemek istiyorlardı. 1830’lar öncesinde ufak Rus grupları da Kafkasya’ya göç etmişlerdi, ancak genelge ile bu akım sele dönüştü. İzleyen 50 yılda on binlerce din karşıtı orta Rusya’yı terk ederek Transkafkasya’ya yerleşti. 1890’lara dek Kafkasya’daki Rus topluluklarının çoğu bu şekilde göç ettirilmiş dinsel mezheplerden oluşuyordu.4

1870’lerde bir grup Malakan

Moloçna bölgesinden ayrılmaya zorlanan Malakanlara Rus İmparatorluğu sınırları içinde, Kafkasya dışında hiçbir toprak parçasında yerleri olmadığı bildirilmiş, Malakanlar ve Staroverler yeniden göç yollarına dökülerek Ermenistan, Gürcistan ve Türkiye sınırlarına köyler kurmuşlardı. Malakanlar, kendilerine vahy edilen ''Yürüyüş''ü gerçekleştirmek amacıyla, orta Rusya’daki Tambov bölgesinden kalkıp, menzillerine çıplak ayakla yürümüşlerdi. O dönemde inançlarının çarpıklığını cezalandırmak için Malakanların 180 kez sırttan, 180 kez de göğüsten, ne oturabilecek, ne de yatabilecekleri biçimde kamçılanarak cezalandırıldıklarına dair sözlü tarih anlatıları vardır.

Malakanlar bu yeni vatanlarında din konusunda da oldukça özgür sayılırlardı. Kimse onları dilediklerinden farklı bir biçimde ibadet etmeye zorlamıyordu. Ortodoks kilisesi, zaman zaman Malakanlara misyonerlerini göndererek onları doğru yola iknaya çalışsa da, bunlar kendi kendini yetiştirmiş Malakanlarla girdikleri tartışmalarda püskürtülüyorlardı. Bu sınır bölgelerinde dini tartışmış olmaktan dolayı kimse mahkûm edilmiyor, bu nedenle zarar görmüyordu. Ender örneklerden biri, Prigunılar’ın dini merasimler sırasında manevi yücelmeyi ifade için zıplamaya koyulmalarını engellemeye kalkışan yerel makamların tavrı nedeniyle Çar’ın Kafkasya’daki temsilcisini şikâyet eden bir dilekçe vermeye yeltenen Maxim Gavriloviç’in (1858) hapsedilmesiydi.

Malakanlar Kars ve Erzurum’da

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, Malakanlar1830-1839 yılları arasında Kafkasya'da yeni Rusya sınırları boyunca Rus yerleşkeleri oluşturmak üzere Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan bölgesine iskân edilen Malakanlar 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na taraf olmadılar ve yerli halklarla çok iyi ilişkiler kurdular. Savaştan sonra Kafkasya’daki Rus yerleşimlerinin askeri garnizon ve yerleşim yerleri ve Kazak köyleri bulunduğu Kars’a ve biraz da Erzurum’a yerleştirildiler.

Malakanlar alçakgönüllü ve çalışkan olduklarından, Kafkasya’da yerleştikleri her yerde daha önce mevcut olmayan köyler kurmuşlar, daha önce o bölgelerde görülmemiş ürünleri ekip biçerek hem gıdalarını hem de demiryollarını ve her tür taşımacılığı kullanarak ürünlerini satıp geçimlerini sağlamışlardı. Bu dağlık bölgedeki her akarsuya bir değirmen kurmakta da gecikmediler. Yüzyıl sonlarında genellikle mali olarak kendi kendilerine yeter duruma gelmişlerdi. Aralarında değirmencilik ve tarım ticareti ile oldukça iyi konuma gelenler de vardı.

1889’da bölgedeki Malakanları derinden etkileyen olay, 1839’da orta Rusya’dan çıkarıldıklarında kendilerine garanti edilen askerlik affının üzerinden elli yıl geçmesiyle bu muafiyetin ortadan kalkması ve askerlik konusunun tekrar gündeme gelmesi oldu. Bu konu için bir araya gelen lider konumundaki yaşlılar aracılığıyla Rus hükümeti Malakanlara, 21 yaşına varan her gencin, herkes gibi beş yıllığına asker olarak hemen kaydının yapılacağını bildirdi. Her ne kadar yaşlıların vicdanı elvermese de bu kararı sükûnetle karşılayıp bu durumdan kurtulmak için yeni çare arayışına girdiler.

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, MalakanlarBu arada Hazar Denizi kıyıları ve Türkistan’ı alan Rusya bu bölgede barışı sağlamak, bir yandan da buraları iskân etmek gereksinimi içindeydi. Bunu gerçekleştirmek için en uygun yapı Malakanlardı. Böylece buralara yerleşmeyi kabul edecek Malakanlara 10 yıllık askerlik muafiyeti vaat edildi. Yüzlerce Malakan ailesi bu teklifi kabul ederek Ermenistan, Gürcistan ve Kars bölgesinden toplanarak buralara taşındı. Kars bölgesindeki Meliköy ve Romanovka köylüleri ise 1900 yılının kışında, gece yarısı dua toplatıları düzenleyerek kendilerinin de askerlik görevinden muaf tutulmaları için Çar hükümetine dilekçe sunma kararı aldılar ve aralarından St. Petersburg’a gitmek üzere, Kars’tan Filip Şubin ve İvan Samarin, Erevan bölgesinden ise Simon Şubin ile İvan Holopof adında dört yaşlı kişiyi seçtiler. Bu kişiler uzun yolculuklar sonunda, 1900 yılının baharında olumsuz cevapla geri geldiler.

Kanada ve abd’ye göç

Bunun üzerine, Prigunılar Filip M. Şubin ile İvan G. Samarin’i, Postoyanıye denilen uyumlu Malakanlar ise Feodor T. Buçnef’i, 1000 kişilik bir göçmen gönderme talebiyle Kanada’ya inceleme yapmaya göndermek üzere seçtiler.5 Batum, sonra da Moskova’daki Kanada konsoloslukları vasıtasıyla ve Çardan aldıkları izinle İvan Samarin öncülüğünde göçe koyulan Malakan ve Duhoborlara Kanada’da 99 yıllığına askeri muafiyet tanınmış ve aile başına 160 akr toprak verilmişti.

1890 civarlarında ise askerlik görevi yine dayatılınca, Duhoborların üçte biri 1900 yıllarında Kanada’ya, ardından bazı Malakanlar ve çoğu Prigunı, aslında Kanada’ya gitmek amacıyla yola çıkmış olsalar da bir bölümü fikir değiştirerek Los Angeles’a (ABD) taşındı.6

Rus Emperyalizminin Karakteristikleri

Geleneksel olarak Rus emperyalizmi, askeri fetihler, siyasi-idari makamlar ve makro-ekonomik uyum ile belirlenen jeopolitik ve idari süreç olarak tanımlanır. Tarihçiler, merkezdeki Rusluğun sınır ötesinde de imparatorlukla aynı yönde hareket ettiğini öne sürerler. Birçok tarihçi Rus İmparatorluğu’nun genişlemesinde ve Rus egemenliğinin (siyasi, askeri, kültürel ve dilsel) sağlamlaşmasında, başka yerlerde zorla iskân ettirilen kesimler vasıtasıyla yayılan ulusal benliğin rolü olduğunda birleşirler. Rusya İmparatorluğu’na ait unsurlar olarak sınır boylarına göç etmiş olan milyonlarca yerleşimci, emperyal genişleme emellerinin farkında olmayarak çokuluslu, çokdinli bütün bir emperyal yapının inşaasında ve oluşumunda 9 etkin bir rol oynamışlardı.

Sınır bölgelerinin Rusya ile nasıl uyumlu olduğu ve kaldığı düşünüldüğünde gözden kaçan ve asıl anlaşılması gereken, bunun, Rusya’nın sınır bölgelerine taşınan ve orada imparatorluğun bir ucunda yaşayarak burada farklı halklarla iç içe, kültürel etkileşim içinde, yeni bir çevre, yeni bir ekonomik yapı, yeni bir toplum yapısı oluşturan göçmenlerin sayesinde olduğudur. Rus tarihçi Kluçevski, “Rus Tarihi Dersi” isimli çalışmasında, “Rusya tarihi, yerleşimler kurma tarihidir,” der. Solovlev ise, Rusya’nın Batı Avrupa karşısında geri kalmış olmasını, bir türlü olgunlaşamamasını sürekli koloniler oluşturma kaygısına ve bunu gerçekleştirme sürecine bağlar. Bu sürgünlerin ve yer değiştirmelerin bireysel olarak insanları nasıl etkilediği konusunda pek az bilgi vardır. Çünkü bol sayı ve yasa metinleri içeren kayıtlarda daha çok nüfus hareketinin demografik yönüne odaklanılmış, iskânolgusunun yerleşmeciler açısından ifade ettiği anlam ve neler yaşadıkları göz ardı edilmiştir. Devlet görevlileriyle yerli halk arasında bir alışveriş ilişkisinin ötesinde, Rus yerleşimciler aynı sahnenin hem aktörleri hem de üzerinde oyun oynanan üçüncü kol olarak yaşamsal bir rol oynamışlardı. Çarlık görevlileri bölgeyi yönetmek için sırtlarını bu “zararlı din karşıtları”na dayamak zorundaydılar; çünkü onların dışında Kafkasya’da Rusların sayısı çok azdı. Sürgün yerleşimciler ister istemez pek çok alanda Rusya’nın emperyalist amaçlarına hizmet etmiş oldular, karşılığında da bazı ayrıcalıklar elde ettiler. Bu ayrıcalıklara silah edinebilme, vergi indirimi ve bölge dışına seyahat ve ticaret izni dahildi. Sonuç olarak imparatorluğun ikinci sınıf unsurları Çarlık memurlarınca “örnek Rus yerleşimciler” sayıldı. Toplum dışına itilmiş kesimin örnek yerleşimcilere dönüştürülmesi gayreti değişimin yalnızca göçmenlere özgü olmadığını, Rus emperyalizminin de değişikliğe uğradığını ve Rusya’nın merkezi ile çevresinin çok hareketli bir sistemle karşılıklı etkileşim içinde olduğunu gösteriyor. İç gerilimi çevrede doğan sorunlarla azaltma girişimlerinin de sürekliliği olmadı çünkü Rus İmparatorluğu hiçbir zaman kendini istenmeyen topluluklardan tam olarak koparamadı. Rus kökenli yerleşimciler ve Kafkasya’nın yerlileriyle kurulan ilişkiler sonucunda Rus emperyalizmi biçim değiştirdi.10 Şu bir gerçektir ki, Rusya İmparatorluğu ve daha sonraki SSCB, devlet ajanları, yerli halklar ve Rus yerleşimciler arasındaki ilişkilerden doğmuş ve beslenmiştir. Bu üçlü model, koloniyal tezlerin günümüzde değerlendirilmesinde kolonize eden ve kolonize edilen arasındaki baskıcı, yok etmeye, kesip çıkarmaya dayalı eğilimlerin gözlendiği Avrupa tipi emperyalizmden farklı olarak, dünyada uygulanabilirliği ile ilgili araştırmalarda alternatif bir görüş olarak ele alınmaktadır.11

1905-12 yılları arasında savaştan yılmış olan ve özellikle de askerlik görevinden kaçmak isteyen büyük bir grup Malakan ile Prigunıların çoğu Amerika'ya göç etmiş, Los Angeles civarına yerleşmiştir.7 Türk-Rus savaşları nedeniyle çok karışık olan Kars bölgesindeki Malakanlar, Duhoborlar ve Prigunilardan yarısı göç ederken, Kars'ta bazı köyler nüfuslarının %10'unu yitirmişlerdi.

Malakanların İnanç Dizgesi

Dinsel inanç olarak Ortodoks (GrekRus) kilisesine yakın olmakla birlikte, yukarıda anlatıldığı gibi Stundistlerin etkisiyle gelişen bu mezhepte (Tevrat'ın 1. Bölümü) önceliklidir; Zion (Sion) erektir. Tevrat kaynaklı Eski Ahit, dini ilkeleri belirlemekte önemli bir dayanaktır. Kendilerini Gerçek Ruhani Hıristiyanlar olarak gören Malakanlar İsa’nın Sion dağına ikinci kez geleceğini vaaz eder. İkona ve temsili Tanrı resimlerine tapınmazlar, bunu sapkınca ve yaşamla ilişkisiz sayarlar çünkü Tanrı değil, bir fikir tarafından yaratılmış olduklarına inanırlar. Her insanın ruhunda var olan ve yaşamını insanların içinde sürdüren, her an, her yerde olan bir Tanrı fikrini vaaz ederler. Bütün tapınma araçlarının dinden çıkarılması gerektiğine, simgelerin kutsal olmadığına inanır ve bunları kutsamanın, onlara inanç beslemenin puta tapınma ve yaratıcıya küfür olduğunu savunurlar.

Rus Emperyalizmi, Kafkasya’nın Ruslaştırılması, MalakanlarYapmacık ritüellere ve yoldan çıkmış saydıkları papazlık sistemine kapalı oluşları, açık kiliseleri ve inanç dizgeleri nedeniyle ve de ibadetlerinde dini yorumlama, tartışma gibi usulleri olduğundan, bazı kaynaklarda Rus Ortodoksluğunun Protestanları ya da Baptistleri olarak değerlendirilseler de tek kabul ettikleri sıfat, ''Evangel''i (Kutsal Kitap: İncil) temel aldıklarıdır. İbadetleri ‘‘Sobraniye’’ (Toplantı) adı verilen ve uzun bir masa etrafında bir araya gelerek din kitaplarındaki ayetlerin, bapların, mesellerin okunmasına, anlatılmasına, özgürce yorumlanıp tartışılmasına dayanır. Bu ayinler sırasında şarkılar, ilahiler büyük yer tutar, ardından kutsal gün şölenle kutlanır, dans edilir, yenir içilir. Malakanların dini inancı içinde yer alan en önemli öğelerden biri de “yürüyüş” (Pohod) adı verilen yer değiştirmedir. Köyden köye misafirliğe gider, vardıkları evlerde, “yeniden doğuş” dua toplantıları düzenleyerek ibadetlerini sürdürürlerdi. Bu dualar sırasında "Pohod" “yürüyüş” konusundaki tebliğler ve vaat edilmiş sığınak/yurt konuşulurdu. Bu toplantılarda tüm Malakan Prigunı cemaati köyün bir başından öteki ucuna dek yürüyüş kolları halinde yürüyüp, dua evine dönerdi. Buna "Ruhsal Manevralar" adı verilirdi.

Dışa sakin ve uyumlu görünüm sergilemelerine karşın, Malakanlar içten içe huzursuzdular ve Kafkasya’daki ikametlerinin nihai olmadığını düşünmekteydiler. Bu ruhsal durumun da, son sığınaklarına (Ubezişça) gitmek üzere her an hazır olmaları gerektiğini anımsatmak üzere onlara ruhen verilmiş, peygamberler tarafından indirilmiş olduğuna inanırlardı. Kimse bu düşüncelerin anlamını çözememiştir: Sığınağın neresi olduğu ve Yürüyüş’e ne zaman geçileceği bilinmese de, ''Yürüyüş'' ve ''Sığınağa ulaşma'' konusu Kafkasya çapında yer yer düzenlenen toplu "Ruhani" (Dukhovnıy) ibadetlerde durmadan yinelenmekteydi. Bu toplantılar sırasında, halkın içinde yer etmiş korku, kaçış isteği ve huzur bulunacak bir sığınak özlemi ilahiler ve şarkılarla da dile getirilmekteydi.

Yeni Türkiye’de Malakanlar

1919'da Kars'ta bir yerel hükümet meclisi kurulmuştu. Bu hükümetin parlementosuna her 10 bin seçmene karşılık 1 milletvekili olmak uzere 64 milletvekili seçilmişti. Bunlardan 60'ı Müslüman, 3'ü Rum, biri ise Kafkasya doğumlu bir Malakandı.

Ancak bu arada 1917 devrimi sonrasındaki belirsizlik döneminde Rusların boşalttığı Kars'ın Türkiye sınırı içinde kalmış olmasıyla biraz huzura kavuşan Malakanlar başta umutlandıysalar da, bu kez burada Bolşeviklerle ilişkide olmakla suçlandılar ve 20 Ocak 1921 tarihine dek Türkiye'yi terk etmedikleri takdirde askere alınmaları meclis kararıyla sabitleşti.8 Çok sayıda Malakan ve Prigunı Rusya'ya Rostov bölgesine taşındı Diplomatik girişimler ve notalar sonucu Kars ve Ardahan'a yerleşmiş olan Malakanlar ve Duhoborlara 1926'da Rusya Rostov bölgesindeki kıraç Sal'ski steplerinde toprak teklif edildi. Bölgedeki Duhoborların tamamı, Malakanların ise yüzde 90’ı geri dönmeyi kabul etti. 1930'larda Türkiye’deki ulusalcı hareket sonucunda Türk adı taşımayan herkesin bir Türk soyadı edinmesi zorunlu kılındı.

Yine 1959-1962 döneminde Manyas civarında yaşamakta olan Kazak Staroverler ile birlikte gerisin geriye Rusya’ya (bu kez Stavropol bölgesine) dönüş yaşandı. Malakanların bir bölümü Rusya’ya, bir kısmı da ABD’ye göçse de 1962’ye kadar Kars çevresindeki Çakmak (Çalgavur), Arpaçay, Meliköy, Zöhrap, Kağızman, Susuz, Taşlıca, Karakala köylerinde yaşamlarını sürdürdüler. Kars'taki Malakan köyleri sonraki on yılda üç köye indi Yalınçayir, Atçılar ve bugün adı Çalgavur olarak değiştirilen Çakmak. 1962'de Türkiye ve Rusya hükümeti arasında varılan bir anlaşma ile Malakanlar Stavropol'skiy Kray bölgesindeki kolhozların bünyesinde ya da Astrahan, Stavropol gibi kentlerde kendilerine önerilen evlere taşındılar. 1962-1964 arasında son Malakanlar da bölgeyi terk edince, Kars'ta 1970'lerde çok az sayıda Malakan ailesi kalmıştı. İstanbul gibi büyük kentlere göç etmiş olanların dışında bugün Kars'ta halen yerlilerle evlilik yapmış olan birkaç Malakan ve üçdört aile yaşamlarını sürdürmekte.

Dipnotlar

1-RGIA f.379 op. 1043, 1830-1837 II.I-lob

2-Rusya’nın Kafkasya’ya Girişi “Korkunç İvan’dan Devrim yıllarına’’ Editörü: Taras Huncak, New Brunswick Rutgers University Press 1974; John F. Bradley, The Russian Conquest of the Caucasus, London, Longmans and co. 1908; Tadeusz Schwietochovski, Russian Azerbaijan 1905-1920, The Shaping of National İdentity in a Muslim Community, Cambridge University Press 1985.

3-Malakanların göçü, doğu ve güney Avrupada kitlesel göçlerin zirveye çıkmasıyla aynı döneme denk gelir. 19. yüzyıl sonu öncesinde ve 20. yüzyıl başlarında Yeni Dünya’ya göçenlerin çoğu İngiltere, İskandinav ülkeleri ve Almanya kökenliydi.

4-Aile tutanakları üzerinde yapılan istatistiklere göre, 1880 ortalarında dinsel muhalif gruplar Kafkasya’daki Rus nüfusun beşte birini oluşturuyordu. Geri kalanın çoğu askerler ve aileleriydi. 1890 ile 1900 yılları arasında bu dinsel cemaatlerin Kafkasya’daki bu nüfus oranı Ortodoks Rusların daha yoğun bir biçimde buralara yerleşmeye başlamalarıyla büyük ölçüde azaldı. Bkz. D.L. İsmailzade, Ruskoe Krestianstvo v Zakavkaze, konets XIX I naçalo XX. Veka (Moskova İzdatelstvo Nauka,1982), Firuz Mostashari, Çarlık Rusyası Kolonizasyon Siyaseti, Ekonomik Değişim ve Azerbaycan Ulusunun Yaratılması: 1828-1905, Doktora tezi, Pensylvania Üniversitesi yayını, 1995.

5-P.V. Young, Pilgrims of Russian Town 1932, yeniden basım 1967, reprinted 1998.

6-Bkz. Berokoff: Bölüm 1, The Migration (Göç).

7-Berokoff: Chapter 1, The Migration

8-Kazım Karabekir, Anılar ve Erkan Karagöz, ''Kars ve Çevresinde Aydınlanma Hareketleri''

9-Bu farkında olmama durumunun sonraları çok bilinen istisnaları da olmuştu Bkz. Willard Sunderlan, Making the Empire, Colonists and Colonisation in Russia, 1800-1850, İndiana Üniversitesi, Doktora tezi, 1997; The Russian Review 52, Ekim 1993 sayısında, “Çarlık Rusyası’nda Köylülerin Devlet Tarafından 1805-1830 Yıllarında Yeniden İskanı”.

10-Tolstoy’un Rus ordusunun Kafkasya seferini anlatan ve Türkçeye Kazaklar, Hacı Murad adları altında çevrilmiş romanlarında bu olgu çok belirgindir.

11-Edward Said “Oryantalizm” NY 1979 ve “Kültür ve Emperyalizm” NY 1993, Ann Stooler and Frederick Cooper, Between Metropole and Colony.

Ludmila Denisenko

 

Genel  Durum

Birkaç tartışmalı husus üzerinde uzlaşıya varılmasının ardından, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katılımına ilişkin uzun ve zorlu müzakere süreci sonunda tamamlandı. Rusya, geride Gürcistan’ın itirazlarını yegane engel olarak bırakarak, 2006’da Amerika Birleşik Devletleri ve 2010’da Avrupa Birliği’yle anlaşma imzalamıştı. Rusya ve Gürcistan Abhazya’nın siyasi durumuna ilişkin, bu iki ülkenin bir mutabakata varmasını engelleyen ve Rusya’nın DTÖ üyeliğini geciktiren taban tabana zıt görüşlere sahip.  Sonunda, etkin uluslararası çabalar ve İsviçre’nin aracılığıyla uzlaşıya vardılar.  Kasım 2011’de Rusya ve Gürcistan nihayet gümrük yönetimi ve ticari izleme mekanizmasına ilişkin bir anlaşma taslağı imzaladılar.

Abhazya’da ise, Rusya’nın DTÖ üyeliği Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan bu anlaşmaya kadar açıkça gündemde değildi ve bu olayın hiçbir kademesinde tartışma konusu olmamıştı. Fakat bu bilginin medyada yer bulmasıyla birlikte, bu meseleye karşı gelişen ani ilgi, zaman zaman hararetli kamuoyu tartışmalarında da kendine yer buldu.

Birçok insan öfke içindeydi, fakat bunun nedeni Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan anlaşma değildi çünkü bu durum Abhazya’ya komşu iki egemen devlete imtiyaz yaratıyordu. Bizatihi Rusya’nın ufuktaki DTÖ üyeliği, stratejik bir ortağın oyunu belirli kurallara göre oynayan bir ülkeler topluluğuna üye olması nedeniyle, Abhazya’da genel olarak olumlu karşılandı. Ayrıca DTÖ üyeliğinin arkasındaki maksat olan Rus ekonomisinin büyümesinin, Abhaz ekonomisi üzerinde de olumlu etki sağlaması muhtemeldir.

Aslında toplumun büyük kısmında bilhassa öfke yaratan hususlar şunlardı;

1.  Anlaşma Gürcistan’ın inisiyatifinde imzalandı;

2.  Rusya, Abhaz kanadı ile ön müzakerede bulunmadı;

3.  Abhazya Cumhuriyeti toprakları belgede “önceden belirlenmiş ticaret koridoru” olarak adlandırılıyor;

4. Anlaşma uluslararası gözlemcilere, Abhazya’ya gelen transit yükleri inceleme ve damgalama (etiketleme) yetkisi veriyor;

5. Gürcü yetkililere, Rus-Abhaz sınırındaki tüm ekonomik ve ticari ilişkilerin tam, ayrıntılı istatistikî istihbaratına erişim izni veriliyor.

Bu olaya gösterilen ilgi, Gürcü yetkili ve uzmanların bu anlaşmaya ithafen yaptıkları “Gürcü diplomasisinin zaferi” [1] ve “kaybedilen bölgelerin kontrolünün yeniden kazanıldığı ” gibi süregelen beyanatlarıyla birlikte de artış gösterdi. Abhaz yönetiminin bu anlaşmaya mahsus herhangi bir resmi metne, hatta içeriğine ilişkin kesin bir bilgiye sahip olmadığı gerçeği bile bu durumda bir işe yaramadı. Abhazya’da  “Rusya bize ihanet etti”, “DTÖ için bizi feda etti" şeklindeki yorumlar gittikçe daha sıklıkla dile getirilmeye başlandı. Abhaz hükümetinden, Abhaz bağımsızlığını korumak için “etkin eylemde” bulunma çağrıları yapıldı. [2]

Anlaşma metninin elde olmayışı, büyük spekülasyonların fitilini ateşledi. Bu spekülasyonlar arasında, anlaşma uyarınca, Gürcü gümrük ve sınır yetkililerinin sınırın Abhaz tarafında, liman ve havaalanında konumlandırılacağı iddiası yer alıyordu. Bunun da ötesinde, yetkililerin gözlemleme yetkisinin yanısıra sınırdan geçişi engelleme yetkisi de olacaktı. Tüm bunlar, anlaşmanın resmi metnine sahip olmayan Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nı, Abhazya bölgesinde yabancı gözlemciler de dahil olmak üzere herhangi bir gözlemcinin varlığının kanuna aykırı olacağına dair bir açıklama yapmaya itti. Rusya Başkanı Dimitry Medvedev de, DTÖ’ye girmek için Ağustos 2008’den beri mevcut olan siyasi gerçekliklerini değiştirmek gibi bir bedel ödemeyecekleri yönünde bir açıklama yaptı: “Eğer DTÖ üyeliği yaftası altında, siyasi şartlarımızı değiştirmek gibi bir duruma zorlanırsak, buna kesinlikle karşı çıkarız. Bu bizim DTÖ için bile olsa ödeyemeyeceğimiz bir bedeldir.” [3]

Muhtemel Kaygılar

Abhazya’daki kamuoyu tartışmaları, Rusya’nın DTÖ üyeliğinin ülke üzerindeki siyasi etkilerinin yanı sıra durumun ekonomik açısına da yoğunlaşmış durumda. Abhazya ekonomisi küçük bir ekonomidir. ( Gayri safi yurtiçi hasılası yaklaşık olarak 800 milyon USD’dir) Bu nedenle dış pazarlara açık ve bağımlıdır. (Ülkenin dış ticaret hacmi 400 milyon USD’nin üzerindedir) [4]

Rusya, ekonomik ve jeopolitik nedenlerden ötürü Abhazya’nın en büyük ticari partneridir. Abhazya’nın toplam ihraç ve ithal mallarının çok büyük bir kısmı Rusya-Abhazya sınırını Psou Nehri üzerinden geçiyor. Bu nedenle, Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan bu anlaşmaya göre oluşturulan bu yeni işleyiş bir şekilde Abhazya’nın dış ticaret akımını büyük çoğunluğunu etkileyecek.

Abhazya’nın Rusya’nın DTÖ üyeliğinden olumlu ya da olumsuz şekilde etkileneceğini söylemek için henüz erken. Nakit değer üzerinden fayda ve maliyet analizi yapmak cesur bir yorum olacaktır. Bir tek şey kesindir ki, Abhazya kısa zamanda DTÖ üyesi ülkelerle çevrilmiş olacak. Bunun ötesinde, Abhazya’nın kısa ya da orta dönemde bu örgütün üyesi olması muhtemel olmasa da, Sohum kabul etmese de oyunu yeni kurallarına göre oynamak durumunda kalacak.

Bu yeni düzenlemelerin Abhazya için olası riski nedir? Birinci risk, Gürcistan hükümeti de dahil olmak üzere,  Rusya-Abhaz sınırındaki ticaret cirosu ve özellikle de mal tedarikçilerinin yapısı ile ilgili detaylı bilginin sunumu ile ilgilidir. Abhazya’nın ithal malları ile ilgili bilgiler şu an için bile saklanmamaktadır. Gürcistan Dışişleri Bakanı Sergi Kapanadze de bu durumu “…bu türden bir istatistikî veri hiçbir önem arz etmiyor.  Bu türden bir bilgiyi bugün de elde etmek zor değildir.” şeklinde teyit ediyor. Mallara yönelik elektronik mühür ve GPS takibi gereksiniminde de fazla bir değişiklik olmayacak.

Abhazya’nın riski, aralarında uluslararası şirketlerin de bulunduğu birçok ciddi şirketin,  Gürcistan’ın doğrudan ya da dolaylı bir şekilde baskı ve müeyyide uygulaması kaygısıyla, Abhazya ile ticarete gönülsüz yaklaşma olasılığıdır. Bu durum hem reel ekonomi hem de finansal sektör temsilcilerini (ticari bankalar, yatırım şirketleri vs.) etki altında bırakır. Ancak bazı eleştirmenler tarafından, Gürcü-Rus anlaşmasının uygulanmasının başlı başına Abhazya’nın ekonomisine müeyyidelerle aynı ölçüde zarar vereceğine yönelik dile getirilen kuruntular, korku tellallığından başka bir şey değildir.

Anlaşmanın uygulanması öncelikle, aracıların anlaşmadan kısmen muaf tutulma olasılığından dolayı,  Abhazya için alım-satım işlemlerinde gecikmelere ve ithal mallarının fiyatlarında artışa sebebiyet verebilir. Böylece, Abhazya dış ticaretinde yeni aktörler ortaya çıkabilir ve mevcut aktörlerden bazılarını yerlerinden edebilirler.

İkinci olarak Rusya-Gürcistan anlaşmasının uygulanması,  “bavul ticareti” ve “küçük spekülatörler” olarak anılan yasadışı ya da kısmen yasal bir zeminde faaliyet gösteren yerli ekonomik aktörlere de darbe indirebilir. Rusya’nın DTÖ üyeliği, sınırlardaki şartların yasallaştırılmasını da kapsayacaktır.  Abhazya’dan ihraç edilen ürünlerin nitelikleri ve malların taşıma koşullarına yönelik şartlar sıkılaştırılacaktır. Gümrük belgelerinin tamamı da zorunlu kılınacaktır.

Üçüncü olarak, Gürcistan’ın Abhazya üzerindeki iddiası göz önüne alınırsa, Gürcistan DTÖ kapsamında bulunan çeşitli anlaşmazlık çözüm mekanizmalarını, itirazlarını dile getirmek için kullanabilir. Gürcistan,  “işgal altındaki topraklar” ile ilgili kanununa istinaden, Tiflis’ten yasal izin almaksızın Abhazya ile işbirliğinde bulunan ülkeler ve devletler hakkında şikayet sunabilir.  Bu durum da vergi ve gümrük vergisi ödemelerinin Gürcistan hazinesine yapılması taleplerine yol açabilir.  Halihazırda bulunan bu talepler, Gürcistan’ın reel baskı mekanizmalarına sahip olmaması nedeniyle şu an için büyük oranda semboliktir.

İyimser Bir Senaryo

Ufuktaki olası zorluklara rağmen olayı dramatize etmemeliyiz. Bu tartışmalı anlaşmanın imzalanması ve Rusya’nın DTÖ üyeliği;  Rusya’nın “Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının tanındığı” Başkanlık Kararnamesini ya da Abhazya ve Rusya arasında imzalanmış olan ekonomik meseleleri de içeren anlaşmaları yürürlükten kaldırmaz. DTÖ’nün yetki alanı, Abhazya ve Rusya arasındaki siyasi ve hukuki ilişkileri kapsamıyor. Rusya Abhazya’nın bağımsızlığını tanımıştır. Sonuç olarak DTÖ üyeliğini müteakiben, bağımsız bir ülke olarak Abhazya’yla olan ekonomik ve ticari ilişkileri gelişmeye devam edecektir.

Şunu da göz önünde bulundurmalıyız ki, Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan anlaşma yalnızca kara sınırları boyunca gerçekleşen mal hareketi ile ilgilidir. Bunun anlamı da, deniz ve hava sınırlarının İsviçreli gözlemcilerin denetim alanının dışında kalacağıdır. Bu nedenle Gürcü yönetiminin deniz yoluyla ithalat ve ihracat yapan şirketler hakkındaki bilgilere erişimi olmayacaktır. Eğer Rusya ile kara sınırında sorun çıkarsa, ithalat imkan dahilinde deniz yoluna hatta hava yoluna kaydırılabilir.

Gürcistan’ın taleplerinin yarattığı riziko nedeniyle Abhazya ile sınır ötesi ticareti yapma konusunda isteksizlik gösteren birçok büyük şirket, Abhazya sınırındaki ithalatçı ve ihracatçıların değişmesine neden olabilir.  Bu durum da, Gürcü hükümetinin öfkesine ya da müeyyidelerine aldırmayan Abhaz girişimciler ya da şirketler için teşvik edici bir eyleme dönüşebilir.

Rusya’nın DTÖ üyeliğinin Abhazya için bir olası olumlu etkisi daha vardır.  Rusya’nın DTÖ üyeliği sonrasında planlanan dış ticarette liberalleşme,  ithal vergilerinin ve kotalarının azaltılması ya da kaldırılması Rusya’dan ithal edilen bazı malların fiyatlarının düşmesine yol açabilir. Bu mallar Abhaz pazarına Rus-Abhaz sınırından girdikleri için, Abhaz tüketiciler için çok daha ucuz olacaktır.

Uluslararası gözlemcilerle ilgili de iyimser bir bakış açısı mevcuttur. Bazı uzmanlar bu durumun, Rus gümrüğünün işleyişinin daha şeffaf olmasını, görevi kötüye kullanma vakalarının azalmasını ve Rus-Abhaz sınırında yolsuzluk ve kaçakçılığın kapsamının daralmasını sağlayabileceğine inanıyorlar. Abhaz-Rus sınırının dışarıdan gözlemlenmesi Abhazya’nın uluslararası kamuoyuna; Tiflis’teki resmi yönetim tarafından “işgal edilmiş toprak”  ya da “kara delik” olarak adlandırılmasının aksine,  güçlü bir şekilde geliştiğini ve şeffaf ve medeni bir şekilde ticaret yaptığını kanıtlamasına izin verecektir.

Sonuç

DTÖ coğrafi olarak genişliyor. Abhazya’nın geride kaldığı bu süreçte, gittikçe daha fazla ülke oyunu belirli kurallara göre oynamaya başlıyor. En önemli ticari partnerleri olan Türkiye ve Rusya şu an DTÖ üyesi. Bu da demek oluyor ki, Abhazya bu ülkelerle ticareti geliştirmek istiyorsa er ya da geç bu örgütün bazı kurallarını kabul etmek durumunda. Dış ticaret mevzuatını bu yabancı partnerleriyle uyumlu hale getirmek için ciddi bir şekilde çalışması gerekiyor. Her şeyden önce,  Abhaz ulusal ekonomisini çağa ayak uydurabilir hale getirmek, uluslararası rekabet gücünü arttırmak ve ihracatı küresel marketlere yaymak için geniş çaplı bir program başlatılmalıdır. Bu noktada “DTÖ faktörü” büyük fayda sağlayacaktır.

[1] Gürcistan Devlet Başkanı Mikhail Saakashvili’nin Tarım Bakanı Zara Goroziya ile 3 Kasım’da Kvareli’de (Kuzeydoğu Gürcistan) gerçekleştirdiği bir toplantıdan edinilen enformasyon

[2] 7 Kasım 2011 tarihli “The Abkhaz Popular Forum” ulusal partisi konuşması

[3] Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev’in 4 Ağustos 2011’deki beyanatı

[4] Abhazya Cumhuriyeti Devlet İstatistik Kurumu’nun resmi verileri

[5] Sergi Kapanadze’nin 9 Ağustos 2011’de verdiği röportaj (www.civil.ge)

 Kaynak: International Alert

Caucasus Dialogues:  Perspectives From the Region

17 Aralık 2011

Rusça Versiyonu: Беслана Барателия: Россия и ВТО: проекция на экономику Абхазии 

Çeviri: Dilek Soykuvvet

kafkasyaforumu.org

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery