Kafkas sürgününde Genellikle deniz yolunu tercih eden Kafkas Halkları için yeterli ulaşım aracı olmadığı gibi ulaşım fiyatlarıda yüksekti. Ulaşım için Fevaid-i Osmaniye, Tersane-i Amire, Tuna Kumpanyası, Bursa Şirketi ve Rus Kumpanyasına ait vapurların yanında Türklere ait eski balıkçı tekneleride kullanılıyordu. Rus yetkililere göre Kafkasyalılar, Türk tekne sahipleriyle doğrudan pazarlık yapıyorlardı. Tekne sahipleri, teknelerinin tonajı üzerinde insanı tekneye tıka basa doldurup karadenize açılmaktaydı. Bu da deniz kazalarına davetiye çıkartıyordu. Pek çok Kafkasyalı yolculuk öncesinde bekleme kamplarında hastalanmıştı. Kış mevsiminde yolculuk sırarında da aç ve çıplak oldukları ve sıkışık durumda seyahat ettikleri için bitkin düşmüşlerdi. Kafkasyalıların pek çoğu ya yolculuk esnasında ölmüş ya da hastalıklı olarak Osmanlı topraklarına ulaşmıştı. Her gemiden 5-10 ölü çıkartılıyordu.

Tüm bu zorluklar içerisinde yapılan deniz yolculuğu sırasında veya Osmanlı limanlarına vardıktan sonra tahminen 500.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bununla birlikte sağ kalanlardan hasta olan yüzlerce Sürgün Kafkasyalı Samsun iskelesine ulaşırken, pek çok ceset te Karadeniz sahillerine vuruyordu. İstanbuldaki rus elçisi İgnatiyef petersburga gönderdiği bir raporda ‘Düşmanlarımız Mahvoluyor’ diyerek Sürgünü yaşayan Kafkasyalıların yolculuk esnasında içinde bulunduğu elim ve vahim durumu özetliyordu. 

Uzun ve yorucu yolculuk sonucunda yüz binlerce Kafkasyalı Osmanlı topraklarına ulaşabildi. Doğrudan Samsun’a ulaşan Çerkeslerin yanında önce Trabzona gelip, sonradan daimi iskan bölgelerine gönderilmek üzere Samsun’a sevk edilen sürgün edilen diğer Kafkas Halklarınada rastlanmaktaydı. 

Sürgün Edilen Kafkas Halklarının Samsunda Geçici iskanı 
Samsun’a gelen Çerkeslerin canik sancağı dahilindeki kasaba ve köylerde, sürgün kamplarında ve kısa süreliğine çadırlarda iskan olunmaktaydı. Kaza Merkezlerinde ve köylerde iskan olunanların hepsi daimi statüde iskan edilen Çerkeslerden oluşmaktaydı. Bunlardan bir kısmı hava şartları dolayısıyla daimi iskan bölgelerine gönderilmeyi bekleyen göçmenlerdi. Örneğin Ekim-Kasım 1860 ile 16 Şubat 1861 tarihleri arasında Samsun’a gelen 3.010 Çerkesden bir kısmı canik sancağı dahilinde iskan edilirken; kalanlar, geçici olarak Amasya Sancağına ve Rumeliye sevkedilmek üzere İstanbula gönderildiler. Bununla birliket Akçay, terme ve Havza’nın köylerine muhtelif tarihlerde Çerkes yerleştirilmiştir. 

AKÇAY KAZASI KÖYLERİ 
Doğan Avcı, Hüseyin Mescidi, İnebeli, Sakarlı, Saray, Tutbıçağı, Aşağıkerfi, Karamahmut, Elmeköy, köbucağı, İmanalisi, Karabahçe, Alişar, Süleymanlı, Koyunlu, Emiryusuf

TERME KAZASI KÖYLERİ 
Şeyhli, Hülya, Küreküs 

HAVZA KAZASI KÖYLERİ 
Nef-si Havza, Arslançayır, Mismilağaç, Ağcamahmud, Kemerez, Çeltek, Salariç, Boyalıca, Yavicek, Mürsel, Kayacık, Hilyas, Yenşce, Karacavirantaş, karga,Karagöçmüş Çiftliği, kamlık, kal’a, Lerdöğe, karahalil, Turnik, Şeyhler, Belek, Elmacık, Çakıralanı, Kidirli, Derehoy, Dere, Sivrikise, Şeyhsafi, Kerem, Susuz, Emir 

Çerkesler, Çarşamba tarafına iskan olunmak üzere önceleri kayıklarla naklediliyordu. Ancak Çerkesleri taşıyan bazı kayıkların batması üzerine karayolu kullanılmaya başlandı. Çarşambada Kumluk mevkiinde yerleştirilen göçmenler için en önemli sorun, arazilerin bataklık olmasıydı. Bu nedenle Çerkesler arasında hastalık ve ölüm vakaları görülmesi üzerine hükümet, Çarşamba tarafındaki Çerkeslerin uygun yer buluncaya kadar kavak’ta geçici iskan edilmelerini sağladı. Kavakta geçici iskan edilen çerkeslerin kabile reislerine mizaçlarına uygun boş arazi bulmaları talimatı verilince, onlarda bir takım zorluklardan sonra Ladik’te Akpınar dağının eteklerine yerleştiler. Ancak Çerkeslerin iskanında devlete ait boş arazileri tapusuz olarak kullanan kişilerin muhalefetiyle karşılaşıldı. Aynı zamanda bu kişilerin siyasi nüfuzlarını kullanarak Çerkeslerin iskanını geciktirdikleri görüldü. 

Sürgün edilen Kafkas Halklarının nüfusunun fazlalığı dolayısıyla kaza ve köylere yerleştirilemeyenler; Kılıçdede, Kurupelit, Dereköy, Derbend veKumcağızdaki kamplara yeleştirildiler. Ayrıca Çerkeslerin sefaletten kurtulup uygun yerlere yerleştirilmeleri için bölgenin önde gelen hanedan veya kişileride arazi bağışlamaktaydılar. 

Samsun’a gelen Çerkeslerin sayısı o kadar fazlaydı ki Kılıçdede Dergahı önündeki kumsaldan Çarşamba Tarafındaki Kabakum Mevkiine kadar yaklaşık 80.000. Çerkes açıkta toplanmıştı. Sonradan gelenler Giresun, Ünye ve Sinop iskelelerine yönlendirilmeye çalışıldıysa da bundan olumlu netice alınamadı. 

Sürgün Edilen Kafkas Halklarının Samsunda Barınma Sorunları 
Sürgün edilen Kafkas halklarının barınma sorunu idari birimlerin mülki amirlerine gönderilern talimat doğrultusunda çözülmeye çalışılmaktaydı. Talimatta Çerkeslerin birer ikişer hane olmak üzere köy ve kasabalara dağıtılarak masraflarının yerli ahali tarafından karşılanması istenmekteydi. Ayrıca miri ve metruk arazi ile sahipsiz hanelere çerkesler yerleştirilecek tamir işlerinde yerli ahalinin desteği sağlanacaktı. Bununla beraber Çerkesler ortakçılık ve amelelik yapacak veya vakti yerinde olan ahali de çerkeslere yardım edecekti. 

Çerkesler münferiden iskan olunmalarına karşı çıkıp, kabile olarak bir arada iskan olunmayı istiyorlardı. Bu isteğe yönelik olarak hükümet, miri ve metruk araziler üzerine her biri 250 kuruşu geçmeyecek şekilde otuzar kırkar hane yapılmasına karar verdi. Hanelerin yapılacağı arazinin suyu ve havası göçmenlerin uyum sağlayabileceği özellikte olacaktı. Masraflar öncelikle kaza halkından toplanacak iaşe ile karşılanacaktı. Eğer halktan toplanan yardımlar yeterli olmasa açık hazinece kapatılacaktı. 

Çerkesler için yapılan evlerde dikkat edilecek bir husus ta evlerin ebniye nizamnamesine uygun yapılmasıydı. Hükümet, canik mutasarrıflığını nizamnamenin uygulanmasına dikkat etmesi için uyarmıştı. Ancak mert ırmağı çevresinde Müslüman göçmenlere ev yapılması için tahsis edilen kumluk mevkiine arsa mülkiyeti ve bina ruhsatı olmadan 54 tane kulube şeklinde kaçak ev yapıldı. Otuz yıl boyunca yıkılmayan bu kaçak evler, II.Meşrutiyetin ilanı ile çıkartılan imar affı kapsamında yalnızca ruhsat teskeresi harcı alınarak yasal hale getirildi. 

Müslüman ahali göçmenlere yardımcı olmakla beraber zamanla ekonomik yükün artması, tapusuz kullandıkları orman ve meraların ellerinden alınıp Çerkeslere verilme olasılığından dolayı çevrelerinde göçmenlerin iskanına karşı çıkmaya başladılar. Ayrıca Çerkeslerin huzur bozucu davranışlarından çekinmeleri bu karşı çıkışa etendi. Hükümet, gelen şikayetler üzerine mahalli yöneticilerden bu tür sorunları çözme hususunda gayret göstermelerini istedi. 

Sürgün Edilen Kafkas Halklarının Sağlık Sorunları
Gelen çerkeslerin yarıya yakını karahumma, tifüs, ve çiçek gibi hastalıklara yakalanmıştı. Hastalarla ilgilenenlere hastalığın sirayet ettiği görüldüğünden Samsunda halk ve görevliler hastalığa yakalanmaktan korkuyorlardı. Mekteb-i Funun-i Tıbbıye’den ısrarla doktor istenmesine rağmen bir doktora 4-5 bin hasta düşmesinden ve hastalık kapma korkusundan bölgeye gitmeye istekli kimse yoktu. Hükümet 1864 ‘ün ocak ayındaki doktor talebine ancak Ağustos ayında Mahmud Yusuf Efendinin görevlendirilebilmesiyle cevap verilebildi. Doktor sıkıntısı çekildiği sırada Samsun Karantina tabibide vefat etti. Samsun karantinası için hükümet, 1.000 kuruş olan karantina doktoru maaşını ancak 2.000 kuruşa çıkarttığında doktor bulabildi. Karantina doktorunun yokluğunda bir kısım hasta çerkes, samsundan posta vapurlarıyla istanbula gönderilip, haydarpaşada karantinaya alındı. Tüm çabalara rağmen 19 mayıs 1864 günü trabzondaki İngiliz konsolosunun raporuna göre, Samsuna yaklaşık 40.000 kişi indirilmiş ve 48 saat içinde 500 kadar Çerkes ölmüştür. 

Mayıs 1864 ten Şubat 1865 e kadar samsundaki ölü sayısı 11.774 tür. Samsun merkezinde 1864 Ağustosunda günde ortalama 15-16 kişi vefat ederken, sonraki tarihlerde bu sayı 2-3 e düşmüştür. Kurupelitte 30-40, Kılıçdede ve Terme de 45-50, Çarşamba da da bu sayı 55 civarındadır. 

Samsunda doktor sıkıntısı çekilmesi ve hasta sayısının fazla olması ölüm oranlarının yüksek olmasının birinci sebebi olarak görülebilir. Ölümlerin bir diğer sebebi Samsunda iskan için yeterli arazi yokluğundan göçmenlerin bataklık bölgelere yerleştirilmeleridir. Hükümet sonradan Çerkeslerin sağlık koşullarının iyileştirilmesine yönelik bir hastane açıp, çocukalara aşı yapmak ve hastalara bakmak için memurlar görevlendirildi. Hükümet 1867 yılından itibaren Abaza kabileleri daha gelmeden Trabzon, Canik ve Sinop’a İstanbuldaki hastanelerden birer doktor göndererek tedbiri önceden almaya çalıştı. Ayrıca bu doktorların Müslüman olmasının daha uygun olacağını özellikle belirtti. 

Sürgün Edilen Kafkas Halklarının iaşe ve Giyecek yardımı
Samsuna gelen Çerkeslerin aç ve çırıl çıplak olup üzerlerinde setr-i avret edecek elbiseleri dahi yoktu. Açlıktan bitkin düşmüş Çerkesler arasında soğuklara dayanamayıp ölenler oldu. Bunun üzerine askeri depolardaki eski askeri kıyafetler Samsuna gönderilerek Çerkeslere dağıtıldı. Ayrıca Tophane dairesinde çalışanlarda yeni elbiseler yaptırıp Canik ve Amasyaya gönderdiler. Samsun yerli ahalisinden toplanan yardımlarla gömlek ve hırka tedarik edilerek Çerkeslere dağıtıldı. 

Çerkeslerin iaşe meselesine gelince 1865 yılına kadar her Çerkes için yüzer dirhemden 12.000 kiyye ekmek pişirilmekteydi. Yerli ahalinin ekmek tüketimi de göz önüne alınarak sıkıntı çekilmemesi için Amasya ve çevre kazalardan ekmek ihtiyacının karşılanması yolunada gidilmekteydi. Ancak Sürgün sayısındaki artışla ekmek üretimindeki artışın paralellik göstermemesi, memurların sorumsuzca davranışları ve bazı fırıncıların hastalığa yakalanma korkusuyla fırınları kapatmaları sonucunda ortaya bir takım sıkıntılar çıkmıştır. 1864’te yaşanan durumu İtalyan doktor Barozzi ‘İnsanlar uzun süre bitkiler, bitki kökleri ve ekmek kırıntılarıyla yetindiler’ sözleriyle ifade etmektedir. 

İaşe tedarikinde yaşanan sorunlardan biri de ekmeğin gramajının eksik olmasıydı. Fırıncılar, üç günde bir kaza meclisine çağırılıp, ekmeğin gramajı ve pişkinliği konusunda uyarılmaktaydı. Buna rağmen Kumcağız mevkiindeki Çerkesler için ekmek üreten Bafralı üç fırıncının ekmekleri eksik gramajlı çıkmıştır. 

1865 yılında yayınlanan talimathanede ekmek ihtiyacının karşılanması sorununa da değinilmiştir. Ekmek ihtiyacının karşılanması için kaza meclislerinden bir katip ile Çerkeslerden hoca veya ihtiyarlarca önce Çerkeslerin sayısı tespit edilecek, on yaşına kadar olanlara yüz dirhem, yukarısınada yarımşar kiyye ekmek verilecekti. Fırınlara yapılan ödemelerin listesi aylık olarak tanzim edilip İstanbuldaki Muhacirin komisyonuna gönderilecekti. 

Çerkeslerin sayısının beklenenin üzerinde olmasından dolayı 1865 yılındaki talimatnamenin 6.Maddesine göre daimi iskan tarihi itibarıyle üç yıl gelmiş olanlar öşür vergisi ödeyecekti. Alınan bu vergi sonradan gelen ve geçici olarak iskan edilen Çerkeslere ekmeklik ve tohumluk ihtiyacını karşılamak üzere verilecekti. 

Samsuna gelen çerkeslerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yapılan çalışmaların düzenli olarak yürütülmesi ve denetlenmesine yönelik bir takım tedbirlerde alınmaktaydı. Bu bağlamda 1860 yılında Canik mutasarrıflığınca liva meclis ağası Numan Ağa çerkeslere yönelik yapılan çalışmaları yürütmekle görevlendirildiyse de hükümet, bu görevlendirmeyi uygun bulmayıp merkezden görevlendirmeler yaptı. 1861 de Binbaşı Davut efendi, 1863 te Salih bey, 1864 te Yaver efendi canik sancağındaki Çerkes işleri için görevlendirilen memurlardı. İskan memurlarının suistimalleri neticesinde Çerkeslere verilen arazilerin 1869 yılında muhacirin talimatında belirtilen miktardan fazla veya eksik verilmesi durumunun düzeltilmesi için Anadolu 4 bölgeye ayrılıp, her bölgeye yeni memurlar görevlendirildi. Bu meyanda Trabzon sancağı, cank sancağı ve lazistan sancağından sorumlu olarak Besim efendi Trabzon vilayetine gönderildi. Besim efendi, vilayet merkezinde ikamet edecek; ancak gerek görürse kazaları ve livaları dolaşacaktı. 

Sürgün Edilen Kafkas Halkları ve Samsunda Asayiş
Samsuna sürgün edilen çerkeslerin gelmesiyle birlikte bir takım asayiş problemleri ortaya çıktı. İlk olarak iskan olunacakları mahallere gitmek istemeyen Çerkeslerle iskan olundukları halde bulundukları arazileri terk edip Samsuna gelenler sokaklarda gezmekteydiler. Bunların sayıları birkaçbini bulmaktaydı. Oysa iskan olunan göçmenlerin Osmanlı tabiyetine geçtikleri için kadim Osmanlı tebaası gibi kanunlara uymaları gerekmekteydi. Kabile şeklinde yaşam tarzını Osmanlı topraklarındada devam ettiren çerkesler, vatan-ı asliyelerine döneceklerini söyleyerek mürur teskeresi almaksızın Sivas ve Konya gibi eyaletlerden kalkıp Samsuna kadar gelebiliyorlardı. Hükümet ise anadoluda iskan olunan göçmenlerin yerlerini izinsiz terk etmelerine mani olunmasını, gerekirse tevkif edilerek uygun mahallere iskanlarının sağlanması talimatını veriyordu. Talimata binaen iskan yerlerini terk etmiş çerkesler, misafir olarak birçok köye ve uygun mahallere dağıtıldılar. Ancak bu önlemler dahi sorunları çözmeye yetmedi. 

Çerkeslerin silah taşımalarıda asayiş bozukluğuna yol açmaktaydı. Silah neredeyse Çerkeslerin ayrılmaz bir parçasıydı. Hicri 1286 tarihli Trabzon vilayet salnamesi, Çarşamba kazasındaki Çerkeslerin altı defa patlar tabanca ve tüfenk ve kama imal edip, Samsun vesair yerlerde sattıkları belirtilmektedir. Silah yapan Çerkesler, silah taşımamaları için defalarca ikaz edilmiştir; ancak bu alışkanlıklarından vazgeçmemişlerdir. 

Osmanlı hükümeti, Samsundaki asayişin sağlanması için 1864 yılında Yüzbaşı Hüseyin Ağa nezaretinde 20 zabıta ile üç teftiş zabitini durumu tahkik etmek ve Çerkesleri kontrol altına almak için Samsuna gönderdi. Ayrıca yapımına önceden başlanmış olup bitirilememiş kışlanın ödenek ayrılarak hemen bitirilmesi hususunda ve IV. Ordu’ya bağlı bir veya iki bölüğün buraya konuşlandırılmasının da asayiş sağlanmasında etkili olabileceği üzerinde fikirler beyan edildi. 1869 yılında Çerkeslerin durumunu denetlemek için trabzona gönderilen Besim Efendi ye kabile reislerini kanunlara ve silaj taşıma yasağına uymaları için ikaz etme görevide verildi. 

Sürgün Edilen Kafkas Halklarının Daimi İskan Yerlerine Nakledilmeleri
Geçici olarak samsunda bulunan Çerkesler, kış mevsimi bitiminde genellikle Anara, Sivas, Konya, Erzurum, izmid ve Amasya’ya sevk edilirken azda olsa Rumeliye gönderilmişlerdir. İskan bölgelerine sevk edilen Çerkeslerin ellerinde varsa pasaportları alınıyor ve isimlerinin yazılı olduğu bir deftere kaydolunup göçmenin komisyonuna gönderiliyordu. 

Çerkeslerin Samsundan daimi iskan bölgesine kadar yapacakları yolculukta rahatlarını temin etmek amacıyla kendilerine yardımcı olmak için hayvan tedarik ediliyor; dilini anlamadıkları bir ülkede, yolunu bilmedikleri topraklara giden Çerkeslere gerekirse mihmandarlarda eşlik ediyordu. Ayrıca yolculuk esnasında ihtiyaçlarının karşılanması için, 15 yaşından büyüklere 2 kuruş, küçüklere ise 1 kuruş yevmiye verilmekteydi. 

İskan edilecekleri bölgelere gönderilecek olan Çerkesler zaman zaman iskan yerlerini beğenmeyip ellerindeki iskan olunacakları yeri belirten pusulaları yok edip, arzuladıkları yönde kabile olarak topluca iskan edilebilecekleri arazi talep ediyorlardı. Bu tür taleplerin de çözümü genellikle kabile reislerinin bizzat istanbula gidip, muhacirin komisyornu yetkilileriyle görüşmeleriyle sağlanıyordu. Bu görüşmeler sonucunda çıkankarar genellikle yerli ahaliye zarar vermedikçe Çerkeslerin istedikleri yerlere iskan edilmesi şeklinde sonuçlanmaktaydı.

Kaynak: Samsun Büyük Şehir Belediyesi Geçmişten Günümüze Samsun

Baylar, Samsun’a 6 gün önce geldim. Kentin ve talihsiz göçmenlerin içinde bulundukları durumu tarif etmeye sözcükler yeterli değil. Kentin hanlarında, harabe binalarında ve ahırlarında yığılan Çerkeslerden (8.000 ila 10.000 kadar) gayri, Irmak ve Dervent’teki kamptan gelen 30.000’i aşkın insan meydanları doldurmakta, caddeleri tıkamakta, sahipli arazilere girmekte, her yeri işgal etmekte ve gün boyu buralarda kaldıktan sonra ancak gün batımından sonra ortalıktan çekilmektedir. Kapı eşiklerinde, dükkân önlerinde, yolların-meydanların orta yerlerinde, bahçelerde, ağaç diplerinde, her yerde, hasta, ölmek üzere ve ölmüş insanlar dolu. Göçmenlerin bulunduğu her yer, her sokak köşesi, uğradıkları her bir nokta bir enfeksiyon yatağı haline gelmiştir. Karantina bürosunun birkaç adım ötesindeki ancak 30 kişi alabilecek bir depo binası önceki güne kadar hepsi hasta veya ölmek üzere olan 207 kişiyi barındırıyordu. Ben bu bulaşıcı hastalık yuvasını boşaltmayı üstlendim. Bu korkunç izbenin içine girmeyi hamallar bile reddetti. Oradan, değerli iş arkadaşım Ali Efendi’nin yardımı ile çürüme halinde birçok ceset çıkarttım. Bu olay kentte kalmalarına izin verilen göçmenlerin acıklı durumu hakkında bir nebze fikir verebilir. Trabzon’da gördüklerim Samsun kentinin sergilediği ürkünç manzara ile kıyas kabul etmez.

Kamplar ise bundan daha az iğrenç bir manzara sergilemiyor. 40.000 ila 50.000 kişi, kesin bir yoksulluk içinde, hastalıkların saldırısı altında, büyük kısmı ölüp giderek, başlarının üzerinde bir çatıdan, ekmekten ve mezardan bile mahrum, buraya atılmış durumdadır.

Mutasarrıfı, donup kalmış ve böylesi bir acil durumda ne yapacağını bilemez durumda buldum. Ata Bey’in ne parası var ne de kredisi. Ölüleri kaldıran adamlara ödeyecek parası bile yok. Pazarda ona peşin parasız hiçbir şey verilmiyor. Kefen için birkaç metre kaput bezi bile. Göçmenlerle ilgilenecek hiç kimse yok. Ölüleri gömmek için bir düzenleme yok. At yok, araba yok, tekne yok, hiçbir şey yok.

Büyük çoğunluğu günlerdir bir şey yememiş olan göçmenleri beslemek için derhal çare bulmak gerekiyordu. Birçok mısır tüccarına ve özellikle de Bay Serkis Kirorkyan’a başvurdum. Onları Mutasarrıfla bir araya getirdim. Şimdi onların sağladığı unu kullanmaktayız. Benimle birlikte buraya gelen İsmail Bey her bir göçmene günde 50 Dram (yaklaşık 200 gr. Ç.N ) ekmek verilmesini gözetiyor. Ayrıca, bir miktar da hint mısır unu buldum ve bu kısıtlı olanaklarla 70.000 ila 80.000 sürgüne biraz rahatlık sağlayabildik.

İkinci sorumluluğum ölülerin kaldırılması için bir düzenleme yapmaktı. Bunun için karantina bürosunun sandığına başvurmam gerekti. Orada birkaç yüz lira buldum. Sonra kentin boşaltılması ve limandaki 11 gemi ve 7 büyük sandalda bekletmekte olduğum Çerkeslerin karaya çıkarılması için girişimde bulundum. Yolcular kentten birkaç mil uzaktaki Kumcuca’da karaya çıktılar. Buraya son üç günde kentteki kovuklardan çıkardığım 3.000 ila 4.000 kişiyi yolladım. Kentin boşaltılmasına devam ediliyor, ancak sandığın kaynakları da tükenmek üzeredir.

Çözmek zorunda olduğumuz sorun mutlak para ve polis gücü yokluğudur. Hükümet kargaşayı önlemek için parasal desteği ve bir polis gücünü sağlamakta acele etmelidir. Şu an burada, yiyecek ekmeği olmayan 70.000 ila 80.000 kişi bulunmaktadır ve bunların kargaşa yaratabilecek davranışlarını denetim altına alabilecek hiç kimse yoktur. Keşke Ekselans Büyük Vezir buraya gelip bu kadersiz kentin ve kampların sergilediği manzarayı görebilseydi.

Türk Hükümetinin bu kadar büyük bir nüfusu başka bir yere çabucak taşımasının kolay olmadığının bilincindeyim. Ne var ki, göçmenler için gerekli para miktarını yollayarak Mutasarrıfa yardımcı olabilecek de yalnızca Hükümettir. Parayla kent ve Irmak boşaltılır, göçmenler Kumcuca veya Dervent’te sağlıklı kamplara yerleştirilebilir, giyecek, çamaşır, sabun hemen satın alınabilir, erzak temini garanti edilebilir. Bir kez daha yineliyorum: Burada 70.000 ila 80.000 göçmen var. Birkaç güne kadar bu sayı ikiye katlanacaktır. Böylesine büyük bir insan kitlesi nasıl denetlenebilir? Nasıl beslenir ve gereksinmeleri nasıl karşılanabilir? Bu göçün bu şekilde kendi haline bırakılması gerçek bir felaket olacaktır.

Limanda, 10.000 Çerkes’i İstanbul Boğazı ağzındaki büyük limana taşıtmak amacıyla kiralamaya teşebbüs ettiğim 10 ila 20 büyük tekne var. Kaynak yetersizliği nedeniyle yola çıkmalarını ertelemek zorunda kaldım.

Sonuç olarak, Mutasarrıfın hiç parasının olmadığını belirtiyorum. Burada günlük ekmeğe gereksinimi olan 70.000 ila 80.000 kişi vardır ve burada yeterli unumuz olsa bile mevcut fırınlar yeterli olmayacaktır; peksimete gereksinimiz vardır. Açlıktan ölenler vardır ve dört gündür günlük tayınlarını alamayanların sayısı da çok fazladır.
Görevli sağlık müfettişi, Barozzi , 
“Çerkes Göçü”, The Times, 13 Haziran 1864, Sayfa 10
Report to the Board of Health of the Ottoman Empire, Samsun, May 20, 1864

Arşivler milletlerin hafızası mesabesindedir. Her bir arşiv belgesi, bir milletin tarihinde cereyan etmiş bir olayı, kronolojik, ekonomik, politik, sosyolojik vb. bir çok açıdan aydınlatır. Osmanlı Arşivleri, gerek tarihi derinlik, gerek muhafaza sistemi ve gerekse belge adedi itibarıyla dünyanın önde gelen arşivleri arasındadır.

Otuz kadar ülkeyi doğrudan, diğer onlarca ülkeyi de dolaylı olarak ilgilendiren Osmanlı Arşivleri, en geniş belge yelpazesine sahip bir hazine olarak, bir çok millet için, özellikle de Kafkasyalılar için hala keşfedilmeyi beklemektedir.

Tehcir, sürgün, iskân, oryantasyon gibi hayati meselelerle ilgili binlerce belge barındıran Osmanlı Arşivleri'nin en büyüğü Başbakanlık Osmanlı Arşivi'dir. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, Şer'iyye Sicilleri Arşivi, Tapu arşivleri ve yerel arşivler yanında Türkiye sınırları dışında kalmış Osmanlı Arşivleri de bulunmaktadır.

İkiyüz milyona yakın belge ihtiva eden Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde tasnif çalışmaları hızla sürmekle birlikte, bu güne dek ancak beşte biri araştırmaya açılabilmiştir. Hizmete sunulan binbeşyüz kadar katalogu senelerce tarayarak Kafkasya ile ilgili belgeleri inceleyen değerli araştırmacı dostlarımızın çalışmalarından siz duyarlı izleyicilerimizi de haberdar etmek istedik. Dört asır süren ve milyonlarca insanın kanına mal olan Rus-Kafkas savaşlarının bittiği ve 'Büyük Çerkes Sürgünü'nün başladığı 21 Mayıs 1864 faciasının 139. yıldönümünde, tarihin karanlıklarında kalmış ve tüm zamanların en büyük nüfus hareketlerinden biri olan bu büyük olaya ışık tutacak belgeleri sizlerle paylaşmak istedik.

Her hafta yeni bir belge bulacağınız bu sayfada Osmanlı Arşivleri'nden, zaman zaman Rus, İngiliz ve Gürcü arşivlerinden örnek vesikalar sunacağız sizlere. Mazi bilgimizin güçlenmesi, hal bilgimizin berraklaşması ve istikbal perspektifimizin büyümesine katkı sağlaması temennilerimle...


BOA, İ.MVL (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade-i Meclis-i Vâlâ),

Belge no: 20949, 23 Şa'bân 1278*

Özet: İskân-ı Muhâcirîn Komisyonu görevlisinin, Kabardey, Hatukay ve Çeçenler'den oluşan yaklaşık bin hane Çerkes muhacirinin Uzunyayla'da yerleştirilmesi husunda yürütmüş olduğu hazırlık çalışmalarını içeren ve Sadaret'e (Başbakanlığa) sunulmuş 1861 tarihli rapor.

"Cânib-i Seniyyu'l-Cevânib-i Hazret-i Sadâretpenâhîye

Ma'rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki Min gayr-i liyâkat mukaddemce Ankara tarafına vukû'bulan me'mûriyet-i 'âcizânem iki esas üzere mübtenî olup onun birisi Uzunyayla'da iskân olunan muhâcirînin tesallut-ı eşkiyâ-yı aşâyirden muhâfazasıyla i'âde ve istihsâl-i vesâil-i âsâyiş ve ma'mûriyeti ve diğeri iskân-ı aşâyir maddesi olduğuna ve bu memûriyetimin merkezi Ankara Eyaleti ve dâiresi Maraş ve Harput sancaklarıyla Konya ve Sivas ve Adana eyaletleri bulunduğuna mebnî olbâbda taraf-ı kemterâneme i'tâ buyurulan ta'limât-ı seniyyeyi istıshâben buradan doğruca merkeze gidilerek Kabartay kabilesinden sekiz yüz elli hâne Uzunyayla'nın Sivas cihetinde teşkîl olunan Mesudiye nâm kazaya ve üçyüzellibeş hânesi dahi Kelmikâd? ve Kazâbâd ve Kazâ-i Erba'a ve Yıldız ve Sivas illeri kazâlarında te'sîs ve binâ kılınan hânelere yerleştirilip sâye-i keremvâye-i cenâb-ı mülûkânede esbâb-ı tavtîn ve terfîhleri istihsâl kılınmış ve yine mezkûr Kabartay kabilesiyle Altıkesek ve Hatukay ve Çeçen kabilelerinden Uzunyayla'nın Kayseriye kıt'asına musâdif olan mahallerinde tevattuna tâlib bulunan binotuzdokuz hâne için geçen sene iki yüz dokuz hâne yapılabilmiş ise de her nasılsa yerleşmek müyesser olamamış olduğu halde bunlar dahi Cemâziye'l-evvel 78 tarihiyle takdîm kılınan lâyihâda arz ve beyân olduğu vechile Afşar'ın terk eylediği hânelerle mezkûr hânelere yerleştirilerek ve Aziziye ve Mesudiye nâmıyla kazâlar teşkîl olunarak ber-vefk-i matlûb îvâ' ve iskân edilmişdir İskân-ı aşâyir meselesine gelince bunların en serkeş ve vahşîsi Afşar aşîreti olarak işe onlardan başlanmak lâzım gelmesiyle beraber ahvâl-i ma'lûmelerine ve nüfusça cem'iyyetlerine mebnî tutulacak tedbirin şu vakitte mûcib-i gâile olacak sûrette olması ehemm ve elzem olduğundan ve muahharan olbâbda şeref-sâdır olan emirnâme-i sâmînin ahkâmı dahi ol merkezde bulunduğundan bu sûret aranılmakta bulunduğu halde zât-ı şevketmeâb-ı hazret-i pâdişâhînin muvaffakiyyet-i seniyyeleri eseri ve diğer taraftan dahi olunan nesâyih ve te'mînât ile muhâcirînin oralara yerleştirilmiş olması te'sîriyle aşîret-i mezkûrede hiçbir gûne vahşet ve şekâvet görülmeyerek bil'aks muhâcirîne haneler terketmek ve i'âneler eylemek gibi hizmetlerde bulundukları gibi mukaddemâ Bâb-ı Âlî'ye arz ve beyân olunduğu üzre emr-i iskânları dahi sâye-i teshîlâtvâye-i pâdişâhîde bi's-suhûle hâsıl olmuş ve binâen'aleyh maslahât gâilesizce bitmiştir.

Sâye-i me'âlivâye-i hazret-i pâdişâhîde işbu icraât havâlî-i merkûmede geşt ü güzâr ve ibâdullaha rahne ve hasâr etmekte olan Tâcirlü ve Delikanlu aşîretlerinin dahi pây-ı hasar ve ziyanlarını oralardan kat' etmiş olmasıyla beraber bu asâyişin devamını istihsâl eylemek lâzımeden olduğundan mezkûr Uzunyayla ve havâlîsinin kapı ve kilidi makâmında bulunan ve Elbistan kazasında Tâcirlü yaylağı denilen mahalle yerleştirilmek için üçyüzseksen kadar muhâcir hâneleri zikr olunan Elbistan'a gönderilmiş ve Sivas ve Amasya ve Bozok taraflarına vürûd eden muhâcirlerden daha beş altıyüz hanenin mahall-i mezbûra gönderilmesi takviyyeti mûcib olacağından avdet-i çâkerânemde bunun dahi îcâbı icrâ olunacağı ve bimennihi Te'âlâ hulûl-ı evvel-i baharda bunların iskânı maddesi tamamıyla hâsıl olarak matlûb olan devam-ı emniyet kaziyyesinin tamamıyla husûle geleceği derkâr bulunmuştur ve bu kâbilden olmak üzere Kayseriye sancağında kâin Köstere? kazasına tâbi' Harmancı nâm arâzî-i vesî'ada Lek ve Garanitli? aşîretlerinin meştâları Adana eyâleti dahilinde ise de müsâ'adelü tutmalarından mı veya bir başka mütâle'adan mıdır her ne esbâba mebnî ise şimdiye kadar iskânları hâsıl olamamış ve bunlar yaz günleri mezkûr Harmancığa geldikçe ahâli-i mezkûrenin mezrû'ât ve harmanlarına itâle-i dest-i te'addî ve hasar ve daha türlü türlü harekât-ı bağiyânede inat ve ısrar edegeldikleri vâsıl-ı sem' ve tahkîk ve istihbâr olunduğundan sâye-i hazret-i şâhânede aşâyir-i merkûmenin dahi insidâtda şekâvet ve mazarratları zımnında oraya dahi biraz muhâcirîn iskânı tasavvurunda bulunduğu halde Aydın tarafından ve Çeçen kabîlesinden ikiyüzkırk kadar hane gelmiş olmasıyla bunlar teşvîkât-ı lâzıme îfâsıyla mezkûr Harmancığa gönderilmesi kararlaştırılarak îcâbı derdest-i icrâ bulunmuş ve bu sûretten bi'l-cümle halk memnun olarak hatta Kayseriyye ahâlisi memnuniyet-i hâsılalarını i'lânen bin kile hınta i'tâ eylemiş ve lazım gelen haneleri bimennihi Te'âlâ evvel-i baharda inşâ olunacağı bedîhî ve fakat burası dahi daha üçdörtyüz hane ikâmesiyle kuvvetlendirilmeğe muhtâc bulunduğundan mevrûd hanelerden buraya dahi ol miktar hanelerin gönderilmesi musammem bulunmuştur.

Mukaddemâ gelmiş olan muhâcirînin lâzim'ut-tesviye daha birçok işleri olmasıyla beraber bir taraftan dahi peyderpey muhâcirîn kabîleleri vürûd etmekte olduğundan Ankara ve Sivas eyâletleri cihetince olan memûriyyet tamamıyla îfâ olunamamış ise de hasb'el-mevsim bunların esbâb-ı iskâniyeleri emrinde bir şey yapmak kâbil olamayacağından ve beyhûde ma'aş alarak emrâr-ı evkât etmekliğimi ubûdiyyet-i âcizânem tecvîz etmeyerek Konya eyâletinde vâki' Beyşehri Gölü'nün Konya Ovasına icrâsı ve keyfiyât ve mesârifâtını keşf eylemek dahi mesâil-i memûriyyet-i bendegânemden bulunduğundan bimennihi Te'âlâ muhâcirîn ve aşâyirce olacak bakiyye-i icra'ât şayân buyurulacak ruhsat-ı seniyyeye göre bi'l-avdet evvel-i baharda ikmâl olunmak üzere mezkûr gölün keşfinden sonra bazı ifâdât-ı şifâhiyye zımnında Dersa'âdet'e avdet-i âcizânem keyfiyyet-i makâm-ı mu'allâ-yı sadâretpenâhîlerinden bi'l-istîzân şâyân buyurulan müsâ'ade-i seniyyeye mebnî mezkûr gölün keşfi zımnında Konya'ya gidilmişti.

Emr-i keşfe Beyşehri Gölü'nden başlanmak lâzım ise de iş bu göl müntehâsı olan Seydişehri'nde diger bir göl teşkil ederek bu göl dahi mukaddemâ ekser seneler Konya ovasına cereyân etmekte olduğu halde muahharan mecrâsı kapanmış idüğünden ve bu mecrânın küşâdı bu sene Konya Ovasına suyun cereyânıyla küllî fevâidi mûcib olacağı derkâr bulunduğundan ve Beyşehri Gölünün başka tarîk ile de akıtılması mümkinâttan görünüyor ise de bunun tesviyesi mevsîm-i sayfa mütevakkıf olmasıyla bunun ba'dehu îcâbına bakılmak üzere mezkûr suyun sâlifu'z-zikr mecrâ-yı kadîminden icrâsı zımnında beraber olan mühendisler ve Konya meclis azasından birkaç zat ile mecrâ-yı mezbûre varılarak taraf-ı 'abîdânemden kırk bin kuruşa yakın akçe sarfı ve ikdâmât-ı kâmile ifâsıyla onüçgün zarfında binikiyüz arşın tûl ve on iki arşın arz ve bir arşından dört arşına kadar 'umkunda bir hendek küşâd olunduktan sonra Beyşehri tarafına azîmet ve ber-muktezâ-yı irâde-i seniyye bu göl dahi lede'l-keşf Dersaâdete avdetle keşf-i mezbûru mutazammın tanzîm olunan haritası leffen takdîm kılınmış ve tafsîlâtı haritaya merbût varakadan müstebân olacağı bedîhî bulunmuştur.

Bâlâda hâme-güzâr-ı arz u iş'âr olduğu üzere sâye-i tevfîkâtvâye-i hazret-i şâhânede mesâil-i memuriyetimin bir takımı bu suretle karîn-i hitâm olmuş ise de gezilecek mahallerin yek diğerini bu'diyeti ve icrâ-yı maslahatın teşettütü ve vaktimin darlığı ve şitânın duhûlü cihetleriyle muhâcirîn ve aşâyirce daha pek çok yapılacak şeyler olduğu gibi çend mâh mukaddem elviye-i merkûmeye vürûd edip müsâferet üzere bulunanların dahi yerleştirilmesi ve bunların ifâdelerine göre ba'demâ vürûd edeceklerin dahi vakit ve zamanıyla iskân kılınması ehemmiyyattan olup şâyân buyurulacak ruhsat-ı seniyye üzerine ba'de'l-'îd 'avdetle tez elden bunların elden çıkarılması ve ba'demâ zuhûr edecekler için mevâki' ve levâzım-ı iskâniye tehyî'e edilmesi lâzım geleceği derkâr olarak fakat Afşar aşîreti ile aşâyir-i sâirede nîmet-i bî-minnetimiz efendimiz hazretlerinin muvaffakiyet-i seniyyeleri eseriyle ber-minvâl-i muharrer şimdilik dâire-i medeniyyete duhûl ederek mukaddime-i emniyet ve âsâyiş hâsıl olmuş hükmüne girmiş ise de bunlar min'el-kadîm hâl-i bedeviyete alışmış ve hırsızlık ve yağmagerlik âdetlerini i'tiyâd edinmiş oldukları cihetle ednâ mertebe fırsat buldukları halde icrâ-yı habâsete cesâret edecekleri misillû muhâcirlerin ehl-i 'ırzından bî-edeb takımı ve söz anlamaz gürûhu daha çok olmak hasebiyle onların dahi arasıra bunlara sarkıntılık ederek bu iki kavim beyninde cidâl ve kıtâl eksik olmayacağı melhûz olduğundan ve her mahalde başka başka zaptiyeler var ise de aşiret takımı her nasılsa onlardan pek de ihtirâz etmemekte ve hükümetlerin icrââtınca dahi bazı mertebe zaaf gösterilmekte idüğünden muhâcirîn ve aşâyir-i merkûmenin emr-i iskânı tamamiyle hâsıl olarak bunlar sahîhan mazhar-ı medeniyet oluncaya kadar es'ârın ucuzluğu cihetiyle Sivas ve Kayseriyye'nin mevki' ittihâzıyla hiç olmaz ise oralarda yedi sekiz bölük suvâri ve mükemmel bir iki tabur şeşhâneci asâkir-i nizâmiye bulundurulması ve bununla beraber Aziziye her ne kadar kaymakamlıkla idare olunuyor ise de muhâcirînin kesreti ve sâlif'üz-zikr Aziziye ve Mesudiye kasabalarının cihet-i teşkili ve aşâyir cevelângahlarına kurbiyyeti mülâbesesiyle hükümet-i mahalliyenin iktidarlı bir halde bulunması mertebe-i vücûbda göründüğünden îcâbının icrâsı verilmesi ve doğrusu Anadolu halkı bunca tekâlif ile mükellef oldukları halde iskân-ı muhâcirîn emrinde pek çok fedakarlıklar etmekte iseler de bazı memûrîn taraflarından istenilen sûrette ikdâmât görülemediğinden 'avdet-i âcizânemde bu yolda teshîlât ve mu'âmelât-ı kâmilenin îfâsı zımnında iktizâ edenlere evâmir-i ekîde gönderilmesi vabeste-i irâde-i hikmet-ifâde-i hazret-i sadâretpenâhîleri olmağla her halde emr u ferman hazret-i men lehu'l-emrindir fî 23 Şaban sene 78 Bende Me'mûr-ı İskân-ı Muhâcirîn (Mühür: Muhammed ...?)"

Belge: 2- BOA, A.MKT.UM, 523/88

Özet: Samsun'a gelen 135 kişilik kafilenin Sivas civarındaki akrabaları yanında yerleştirilme talepleri, ilk bahar gelip hava şartları düzelene kadar yerine getirilemeyeceğinden, Yozgat civarında geçici olarak iskanlarının en güzel şekilde yapılması hususunda Ankara valisine gönderilmiş emir (1861 tarihli).

Ankara Mutasarrıfı Rıdvan Paşa'ya

Muhâcirîn-i Çerâkise'den Samsun iskelesine vürûd eden yüz otuz beş nüfusun evvel-i bahârda Sivas cânibinde meskûn kabileleri nezdinde ivâ olunmak üzre şimdilik Yozgad tarafına sevk ve i'zâm olundukları ifâdesine dâir fî 11 Cemâziye'l-evvel sene 78 tarihi ve otuz dört numrosu ile murakkamen vârid olan tahrîrât-ı sa'adetleri ma'lûm olarak iktizâ-yı keyfiyet Ankara ve Sivas mutasarrıfları sa'adetlü paşalara yazılmış idiğü beyânıyla şukka Canik mutasarrıfı sa'adetlü paşa hazretleri tarafından iş'âr olunarak ve keyfiyet Sivas mutasarrıfı sa'adetlü paşaya bildirilmiş olmağla merkûmların misâfireten ber-minvâl-i hulûl-i mevsim-i bahâra değin orada hüsn-i iskânları esbâbının istihsâliyle havalar kesb-i i'tidâl eyledikde Sivas'a irsâlleri husûsuna himmet eylemeleri siyâkında şukka Sivas Mutasarrıfı Zeki Paşa'ya ve merkûmların alâ tarîki'l-müsâfere şimdilik orada hüsn-i iskânlarıyla havalar kesb-i i'tidâl eyledikde ol-tarafa irsâlleri Ankara mutasarrıfı sa'adetlü paşaya yazılmış olmağla oraya vusûllerinde ber-mûceb-i ta'lîmât-ı emr iskânları esbâbının istihsâline himmet olunması lâzım geleceği beyânıyla şukka

Belge: 3- BOA, A.MKT.UM 523/96-2

Özet: Samsun'a gelen 868 kişilik kafileden Dağıstanlı mültecilerin Erzurum civarındaki akrabaları yanında yerleştirilme talepleri, şiddetli kış sebebiyle yerine getirilemediğinden, ilk bahara kadar Samsun'da kalmaları, Nogay mültecilerin ise Amasya'ya gönderilmesi hususunda Samsun valisinin başkente sunduğu öneri (1861).

Huzûr-ı me'âlim-vüfûr-ı hazret-i vekâlet-penâhîye Ma'rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki

Nugay kabilesinden ve Dağıstan Çerkeslerinden şehr-i sâbıkın on üçüncü günü karşı yakadan Bersüd nâm vapur ile doğruca Samsun'a gelmiş olan sekiz yüz altmış sekiz nüfus muhâcirînin sâye-i şevket-vâye-i hazret-i mülûkânede münâsib yerlere yerleşdirilerek istirahat-ı mümkinelerinin istihsâliyle beraber nüfus defterleri terkîm ettirildikden sonra içlerinde Dağıstan muhâcirlerinden bulunan beş yüz yirmi dokuz nüfusun rüesâsı tarafından i'tâ kılınan bir kıt'a varakada mukaddemce gelerek Erzurum cânibinde tavattun etmiş olan kabileleri nezdinde iskân etmek üzre denizde esnâ-yı râhda Trabzon'a çıkmak arzu etmişler ise de vapur-ı mezkûru süvârisi yolundan saptırmayarak doğru Samsun'a götürmüş olduğundan bahisle yine Trabzon tarîkiyle Erzurum'a i'zâmları husûsu istid'â kılınmış ve eğerçi vakt-i şitânın nefr-i bî-cihetiyle esnâ-yı râhda melhûz olan şakkına düçâr olmamak için bu kışlık buralarda barındırılacakları tefhîm olunmuş ise de kış basmaksızın Erzurum'a dâhil ve müte'ellifâtlarına dâhil olacaklarının serdiyle istid'â-yı meşrûhâlarında ısrâr etmiş olduklarına binâen nüfus-ı mezkûre bi't-tefrîk tesâdüf eden Vâsıtâ-i Ticâret nâm vapura irkâben Trabzon ve üst tarafı olan üç yüz otuz nüfusu dahi istid'â-yı vâkı'âları vechile Amasya'ya sevk ve i'zâm ve keyfiyet Trabzon eyâleti valisi devletlü paşa hazretleriyle Amasya mutasarrıfı sa'adetlü paşa hazretlerine ihzâr kılınmış ve ber-minvâl-i muharrer Trabzon'a gönderilen takımın sağîr ve sağîrelerinden ma'adâsının nısfı i'tibâriyle îcâb eden …. İle Amasya'ya sevk olunanların araba ücretleri ve ber-mûceb-i ta'lîmât-ı cerîde yarımşar kıyye nân-ı azîz bedeli olarak on günlük yevmiyeleri Canik mal sandığından tesviye ve i'tâ ve marrû'l-beyân tanzîm ettirilen nüfus defteri dahi bu def'a muhâcirîn komisyonu riyâset-i celîlesi cânibine isrâ kılınmış idiğü muhât-ı ilm-i âlem-arâ-yı cânib-i vekâlet-penâhîleri buyruldukda ol-bâbda ve kâffe-i ahvâlde emr u ferman men lehü'l-emrindir.

fî 9 Cemâziye'l-evvel sene 278 Bende Mutasarrıf-i Livâ-i Canik Huzûr-ı me'âlim-vüfûr-ı hazret-i vekâlet-penâhîye arîza-i sıdk-ı farîza-i kemterânemdir Bimennihi te'âlâ Samsun'a gelmiş olan sekiz yüz altmış sekiz nefer muhâcirînin içlerinde Dağıstan muhâcirlerinden bulunan beş yüz yirmi dokuz neferi akdemce Erzurum'da iskân ettirilmiş olan kabileleri nezdine göndermelerini istid'â etmeleriyle vapura irkâben ol-cânibe ve küsur üç yüz otuz dokuz nüfusun dahi istid'âları vechile li-ecli'l-iskân Amasya'ya sevk ve i'zâm kılındıkları ifâdesine dâir fî 9 Ca sene 78 tarihli Canik mutasarrıfının tahrîrâtı 1 kıt'a Muhâcirîn Komisyonu fî 23 Ca sene 278

Belge: 4- BOA, A.MKT.UM 524/13

Özet: Samsun'a gelen 727 kişilik Çerkes mülteci kafilesinin Yozgat'a gönderildiği, daha sonra geleceklerin Amasya ve Samsun'un kazalarında yerleştirilmesinin uygun olacağı, iskan esnasında muhacirlerin gönüllerinin hoş tutulması için gerekenin yapılması (1861).

Canik Mutasarrıfı Kâmil Paşa hazretlerine li-ecli'l-iskân Sivas'a gönderilmek üzre Samsun'a vürûd etmiş olan yedi yüz yirmi yedi nefer Çerkes muhâcirleri Yozgad'a sevk ve i'zâm olduğu ve ba'demâ geleceklerin evvel-i bahâr hulûlüne değin Amasya ve Canik sancaklarının münâsib kazalarında iskân ve ivâ olunacakları ifâdesine dâir fî 11 Cemâziye'l-evvel sene 278 tarihi ve otuz üç numro ile murakkamen tevârüd eden tahrîrât-ı sa'adetleri me'âlî ma'lûm-ı senâverî olduğu sûret-i iş'âr-ı sa'adetleri yolunda olduğundan muhâcirîn-i vâridenin ve bundan böyle tevârüd edeceklerin ber-vech-i inhâ icrâ-yı müsâferetleriyle tatyîb-i kulûbları vesâilinin istihsâli ve havalar müsâid olduğu anda li'ecli't-tavtîn iskân olunacak mahallere sevk ve isbâli husûsuna himmet eylemeleri siyâkında şukka

Belge - 5:

Çorum'da Çerkes muhacirler 240 ev inşası İ. MVL-24400-d, 19 Cemâziyelâhir 282 / 27 Teşrîn-i Evvel 281, (no)932

Özet: Çorum'da Çerkes muhacirler 240 evin inşasında istihdam edilen insan ve hayvanlar için ödenmesi gereken meblağın, mal ve hizmet sahiplerinin bağışı olarak Hazine'ye bağışlandığı, bu bağışın kabul edilmesi ve gazetede yayınlanması hususunun padişahın iradesine bağlı olduğu konusunda Meclis-i Vâlâ'dan gönderilen teklif (1865).

Muhâcirîn Komisyonu Riyâset-i Behiyyesi'nin Meclis-i Vâlâ'ya havâle buyurulan tezkiresi meâlinden müstebân olduğu üzere muhâcirîn-i Çerâkise içün Çorum Kazâsı'nda inşâ olunan yüz kırk hânenin bedeli olan otuz beş bin guruş ile hayvânât bahâlarının Hazîne-i Celîle'ye terk ve teberru' kılındığı muhâcirîn iskânına me'mûr yâver Efendi tarafından bâ-telgraf inhâ olunduğu beyânıyla îcâbının icrâsı istîzân olunmuş ve ahâlî-i merkûmenin bu vechile vukû'a gelen hidmetleri eser-i hamiyyet ve musâdakatları olarak şâyân-ı tahsîn görünmüş olduğundan meblağ-ı mezkûr ile hayvânât bahâlarının kabûlü karîn-i müsâ'ade-i seniyye buyurulduğu halde keyfiyetin ahâlî-i merkûmeye tebşîri mahalline emirnâme-i sâmîleri tastîriyle hazînece îfâ-yı muktezâsının Mâliye Nezâret-i Celîlesi'ne havâlesi ve maslahatın Cerîde-i Havâdis'de derc ile i'lân kılınması tezekkür kılındı ise de ol bâbda emr ü fermân hazret-i men lehu'l-emrindir fî 19 Cemâziyelâhir sene 282 ve fî 27 Teşrîn-i Evvel sene 281
Mihrân .......? / Muhammed Rauf / Ahmed Tevhîd / ............? Paşa bulunamadı / Sâmi Paşa bulunamadı / Kâmil Yusuf

Ayşe Kocakoç'un transkribe ettiği bu belge, Fethi Güngör tarafından tashih edilerek yayına hazırlanmıştır.

Sürgün

Aralık 15, 2018

Kanlı yenilgiler üzerine Agustos 1864'de Çar'in kardesi Grandük Misel, yayinladigi fermanla bir ay içinde Kafkasya'nin bosaltilmasini, aksi halde kalan herkesin, harp esiri olarak Rusya'nin muhtelif mintikalarina sürüleceklerini bildirdi. Bunun üzerine vatandan Osmanli topraklarina sürgün basladi. Sürülenler Bulgaristan, Dobrica, Sirbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak hatta Ürdün'e, genel olarak, durumu karisik olan yerlere yerlestirildi. Fakat Rusya kendisine sinir olan ve daha sonra kendisinin olabilecek yerlerde Kafkasyalilari istemiyordu. Bu yüzden 1876 Istanbul Konferensinda "Rumelide Çerkes göçmenlerin iskan edilmemesi" kararlastirildi ve en az 175.000 Kafkasyali ikinci sürgüne ugradi.

Sürgünden sonra Kafkasyalilar Osmanli için "canla basla" çalistilar. Örnegin, Osmanlilarin (bilhassa Kafkas ordusunun) süvarilerinin büyük bir kismi Kafkasyaliydi ve savaslarda sayisiz yararliliklar gösteriyorlardi. Kafkasyalilarin bu kadar çalismasina ragmen, ne kadarinin sürüldügü kesin olarak söylenememektedir. Sürgün edilen Kafkasyalilar 500.000 ile 2.000.000 arasinda tahmin edilmektedir.Fakat resmi kayitlara göre 1855-1863 yillari arasinda 311.330 ve 1864 yilinda Eylül ayina kadar 283.000 kadar göçmen Varna ve muhtelif Karadeniz limanlarina geldi. Ayni resmi belgelerin (Takvim.-i Vekayi) 1281 tarihli sayisinda kis mevsiminden yaz ortalarina kadar toplam 299.068 kisinin geldigini yazmaktadir. Böylece en az 900.000'e yakin göçmen 1855-1864 yillarinda osmanli topraklarina gelmistir.

Bu yillara önce ve sonra gelen, yollarda ölen ve sayima girmeyenlerle, sürgün edilen Kuzey Kafkasyalilarin sayisinin bir milyonu astigi anlasilmaktadir. Osmanli Devleti ise göçmenlere hiç yardim etmemis, gidasizliktan, iklim degisikliginden ve salgin hastaliklardan binlerce Kafkasyali ölmüstür. Öyleki Trabzon Rus konsolosunun raporunda Batum'da, günde 7, Trabzon'da 180-250, Samsun'da 200 kisinin öldügünü bildirmistir. Çerkes koyleri 20-30 yil sonra "Çerkes Mezarlari" haline gelmistir. Ekonomisi tarima dayali olan Rusya ise Kafkasya, Ukarayna, Ortaasya, Urallar gibi bölgeleri sömürerek kendi kalkinmasini sagladi ve bu bölgelerin geri kalmasina neden oldu.

SÜRGÜNDEN SONRA KAFKAS-RUS-OSMANLI ILISKILERI: 
Sürgünden sonra Kafkasya'da, Ruslar, kolonizasyon islerini her sömürgeci ülke gibi, "medenilestirme" olarak gösterdiler. Muhaceretteki Kafkasyalilar ise yurda dönüs isteklerini kaybetmediler ve Osmanli padisahlariyla bir Osmanli - Rus savasinda Kafkasya'da isyan çikartmak için anlastilar. Bu firsat 1877 - 1878 Osmanli - Rus savasinda çikti. Osmanlilar abhazya'da bir sasirtma harekatina girdiler ve kiyiya 3000-4000 Kafkasyaliyi çikarttilar. O sirada Kafkasyalilar bir kurultay toplayarak Abdurrahman Efendi'yi baskan seçtiler. Imamlarinin önderliginde 9 Mayis'ta Dagistan ve Çeçenistan'da, 12 Mayis'ta Kuban'da isyan çikti. Kafkasyalilar 20 yil önce gömdükleri tüfeklerini çikarttilar. Durum Ruslar açisindan ciddilesmisti. Fakat Osmanlilardan gerekli yardim gelmedigi için Adigelerin bir kismi ile Abhazlarin büyük bir çogunlugu Osmanli topraklarina sürüldü.

Bundan sonra 1905'e kadar "medenilestirme" hareketlerine karsi çikan küçük ayaklanmalar disinda önemli birsey olmadi. Bu siralarda dünya siyasetinde önemli degisikler oluyordu. XIX. yy.in sonlarina dogru Osmanlilarin üzerideki Ingiliz etkisi azalmisti. Bunun üzerine Osmanlilarin yeni hamisi gelismekte olan Amanya oldu. 1888'de Deutsche (Doçe) Bank Osmanli Imparatorluguna girdi ve Anadolu Demiryollarinin yapimini eline geçirdi. Osmanli ordusunun teskilatlandirilmasi Alman subaylarina verilmeye baslandi. Bunun üzerine 1907'de Rus-Ingiliz anlasmasi yapildi. 1909'da iktidara geçen Enver, Talat ve Cemal Pasalar Almanlarin hemen her istediklerini yaptilar ve Panslavizm'e karsi Pnaturanizm'i çikardilar. (Panturana Dagistan da giriyordu.)

Bu siralarda Kafkasya'da, 1905 Rus-Japon savasinda Rusya'nin yenilmesi firsat bilinerek bir isyan daha çikarildi ama bu da bastirildi. 1913'de egemenler halka ait genis arazilere el koydular. Bunun üzerine onbini askin Adige "Dzeliko" irmagi mevkiinde feodallerle ve onlari destekleyen çar ordusuyla çarpisti. Ayaklanmanin öndegelenleri Sibirya'ya sürüldü. Bu yillarda, devlet tarafindan "asi, hirsiz, haydut" diye adlandirilan, halkin Abrek dedigi kimseler Çarlik otoritesine karsi koyuyorlardi. Bunlar resmi yerleri ve zenginleri soyup, elde ettiklerini halka dagitiyorlardi.

I. Dünya savasinda Osmanli yöneticileri "romantik" hayalleri gerçeklestirmek üzere (Turan için) IV. Orduyu kurdular, fakat Kafkas cephesinde çesitli yenilgilere ugramaktan kurtulamadilar. Subat 1917'de baslayan devrim üzerine Rus ordusu çözülmeye basladi. Devrim üzerine 3 Mayis 1917'de Terekkale (Vladikafkas) de halk kurultayi toplandi ve bir icra organi (Birlesik Simali Kafkasya ve Dagisatn Daglilari Birligi Merkez Komitesi) kuruldu. 18 Eylül 1917'deki ikinci toplantida kurultay "Kuzey Kafkasya Milli Müessesan Meclisi" adini aldi ve Kuzey Kafkasyalilarin siyasi bir birlik teskil ettigine karar verildi. Kuzey Kafkasya merkez komitesi, 20 Kasmi 1917'de Rusya'dan ayrildigini ve bagimsiz bir devlet oldugunu ilan etti. resmi müesseselere, bankalara, okullara, vs. milli bir sekil verildi. Bundan memnun olmayan Kazaklar ve Ruslarla çestili çatismalar oldu. Güney Kafkasya'da ise Gürcü, Ermeni ve azerilerden olusan Transkafkas federasyonu kuruldu. Bu federasyonun savunmasi (milli kuvvetleri) yok gibiydi.

Brest-Litovsk anlasmasiyla Batum, Ardahan ve Kars'i Sovyetlerden alan Osmanlilar saldiriya geçtiler. Bunun üzerine 22 Nisan'da Transkafkas Federatif Cumhuriyeti bagimsizligini ilan etti. Almanlar ve Ingilizler Bakü'nün Osmanlilar tarafindan isgal edilmesini istemiyorlardi. (Çünkü kendileri Bakü'yü isgal etmek istiyorlardi.25) Bu yüzden Almanlar, kendi istegiyle, Gürcüstan'i "himaye" ettiler ve asker gönderdiler. Osmanlilarin Ermenistani isgali Ingiliz hareketini engelleyecegi için bu hareket Almanlar tarafindan tesvik edildi. Kuzey Kafkasyalilar ise Istanbul'a yardim istemek için bir heyet gönderdiler ve 11 Mayis 1918'de bir nota ile, bütün devletlere Kuzey Kafkasyanin bagimsizligini ilan ettirdiler. Bunu 26 Mayis'ta Gürcüstan, 28 Mayis'ta da Azerbaycan ve Ermenistan'in bagimsizliklarini belirtmeleri takip etti. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, bu üç devlete çesitli kereler konfederasyon teklif ettiyse de kabul edilmedi. 8 Haziran 1918'de Kafkas devletleri ve Osmanlilar arasinda iyi dostluk ve iyi komsuluk anlasmasi yapildi. Fakat bu sirada Osmanli ordusu Kafkasya'ya girdi. Ismail Berkok, Mithat Pasa ve Muzaffer beyler K. Kafkas yerli kuvvetlerini organizeye basladilar. Gürcüstan üzerinden ilerleyemeyen Osmanlilar, Azerbaycan üzerinden ilerlediler ve 15 Eylül'de Bakü'yü isgal ettiler. Sovyetler, Almanlarin savasi kaybetmeleri üzerine Osmanlilarla aralarindaki Brest-Litovsk anlasmasini feslettiklerine ve Osmanlilarin Kafkasyadan çikmalari gerektigini bildirdiler. Fakat 6 Ekim'de Derbent alindi ve 13 Ekim'de sehre Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti bayragi çekildi. Fakat Osmanlilar savasi kaybettiler ve Mondros antlasmasiyla Kafkasya'dan çikmak zorunda kaldilar. Bunun üzerine 17 Kasim'da Ingilizler Bakü'yü isgal ettiler. Ingilizlerin destegindeki Denikin'in isgal ettigi yerlerde 1919'da Inguslar, 1920'de Dagistanlilar isyan ettiler. Fakat bu isyanlar bastirildi. Sovyetler bu savaslarda Kafkasyalilari destekledi. Mart 1920'de Beyaz ordularin mukavemetleri kirildi ve Kizilordu bütün Kafkasya'yi isgal etti.

1917'de Çarlik Rusyasinin, 1923 (24)'de de Osmanli Imparatorlugunun yikilmasiyla, Kafkasyanin bu devletlerle iliskileri sona erdi.

Times muhabiri 28 Nisan'da (1864) Konstantinopol'den bildiriyor: "Üç Kafkas kabilesinin (Şapsığlar, Ubıhlar ve Abzehler) son kişilerine kadar ülkelerini terk etmeye ve Türkiye'ye sığınmaya karar verdikleri artık biliniyor. Göçmen seli şimdi de önceden olduğu gibi o kadar büyük ki Türk hükümetini çok zor durumda bırakıyor. Bu talihsizlerden 27 bini son derece kötü durumda Trabzon'a geldiler.

Yılın bu en uygunsuz mevsiminde yaptıkları yolculukta çektikleri yokluklar bulaşıcı hastalıklara neden oldu ve bu hastalıklar açlıktan bitap düşmüş kavmin arasında korkunç yıkıma yol açtığı gibi yerli halka da aman vermiyor.

Tifo ve çiçek Trabzon'da kol geziyor, bunun üzerine bir de açlık tehdidi var. Türk hükümeti sığınmacılara yurt edindirmeyi ve onları kendi tebaası arasına katmayı çok istiyor. Fakat bu hareket o kadar beklenmedik ve büyük ölçülerde oldu ki, her gün sayısı artan konuklar için erzak hazırlama imkânı olmadı. Önümüzdeki iki veya üç ay içinde en az 300 bin kişinin daha bu ülkeye sığınmaya niyeti olduğu tahmin ediliyor. Ne yazık ki bunun için gerekli nakliye gemilerini hazırlamak son derece zor. Türk hükümeti bu amaçla tahsisat ayırmıştı, fakat pek işe yaramadı. Şimdi hükümet savaş gemilerinden bazılarını silahsızlandırarak bu iş için kullanmayı düşünüyor, ancak zorlukları halletmek için bu da yetersiz kalacak.

Göçmenler arasındaki ölüm oranı hakkında şu olay bir fikir verebilir: Gemiyle gelen 600 Çerkes'ten, üç veya dört günlük yolculuktan sonra 370'i karaya ulaşabildi. Fırtınalı havada Karadeniz'de yolculuğun bütün sıkıntılarına katlanan çocuklu kadınların en temel ihtiyaç maddeleri bile yok; bebeklerini elbiselerinden kopardıkları parçalara sarıyorlar. Güverteler ölüler ve can çekişenlerle dolu. İşte Karadeniz sularında şimdi her gün yaşanan manzara bu.

Kafkas Dağlılarının kısa süre içinde kesin olarak yenileceği ve itaat altına alınacağı belli olunca Rus hükümeti, sultanın vatanını terk etmek İsteyen Kafkas kavimlerini tabiyetine alıp almayacağını öğrenmek amacıyla Babıâli’ye bir teklif yaptı. Türk hükümeti göçün yavaş olması ve yazdan önce başlamaması koşuluyla onları almayı kabul etti. O zamanlar 40 veya 50 bin kişinin bu haktan yararlanmak isteyeceği tahmin ediliyordu. Fakat olaylar öyle hızlı gelişti ki, bu anlaşma tam olarak yerine getirilemedi ve Rus silahının Kafkasya'daki başarıları Dağlılar arasında korku yarattı ve toplu bir göçe yol açtı.

Göçmenlere yiyecek ve barınak sağlamak için mümkün olan bütün acil tedbirler alındı. Fakat bunlar gerçek ihtiyaçlara cevap vermekten o kadar uzaklar ki, gelecek için ciddi endişe uyandırıyor. 100 hanelik her Türk köyüne, gelenlerden onar aile yerleştirilmesi düşünülüyor. Bu tedbir pek makul görünmüyor. Çünkü bu, yerli halkı çaresiz proleterlerin geçimini düşünmek derdine sokacak, zamanla onların kısıtlı imkanları da tamamen tükenecek. Ayrıca bu, artık başkente kadar ulaşan bulaşıcı hastalıkların yayılmasına yol açacak. Bu nedenle bu kararın iptal edileceği umut edilebilir. Doğru bir iaşe sistemi kurulabilmiş olsaydı, Türk hükümeti bu göçten büyük faydalar sağlayabilirdi. Küçük Asya'da ve imparatorluğun diğer kısımlarında nüfusun nispeten az olduğu geniş ve verimli topraklar, ovalar var. Çerkesler'in buralara dağıtılması faydalı olurdu. Pamuk işlemeciliği hızlı şekilde gelişiyor. Hem bunun gelecekteki başarısı için iş gücü gerekiyor, hem de birçok insana iş ve para kazanma imkânı sağlanabilir. Fakat şimdi hemen bir şeyler yapmak gerekiyor. Bu durumda en pratik ve yararlı hareket tarzı yeterli sayıda gemi sağlamak olacaktır. Yokluğun bütün felaketlerine ve sıkıntılarına maruz kalmış bu kadar çok insan bir yerde toplanırsa çabucak memnuniyetsizlik ve isyan çıkar. Trabzon'da ve diğer yerlerde karaya çıkan Dağlılar arasında da bu tehlikeye işaret eden belirtiler ortaya çıktı.

200 bin civarında Dağlıyı Türk ordusunun saflarına katma planı da var. Sadrazam ve Harbiye Nazırı Fuat Paşa bu amaçla Karadeniz kıyılarına, Ali Paşa idaresinde askeri bir komisyon gönderdi. Ali Paşa da Çerkes kökenli ve soydaşları arasında itibarı ve otoritesi olan biri. Bu elbette mükemmel bir fikir, sonradan büyük yararlar sağlayabilir. Fakat şu anda hemen acil yardım sağlamak ve kesin karantina tedbirleriyle, bu talihsizlerin yüzde 20'sini yok eden ve yerli halk arasında da yayılan bulaşıcı hastalıkları önlemek gerekiyor. Hükümet tarafından bu amaçla bir komisyon kuruldu. Sultan bizzat kendi hazinesinden 50 bin funt sterlin bağışta bulundu".

The times

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı