Adigelerde Selamlaşma

Aralık 25, 2018

Selamlaşma geleneği insanlığın yaratılışından bu yana istisnasız tüm toplumlarda müşterek bir davranış biçimi olarak devam edegelir.

İlk çağlarda iki insan karşılaştığında silahlı olmadıklarını, silahlı olsalar bile birbirlerine karşı kullanmayacaklarını göstermek için ellerini uzatır tokalaşırlarmış.

O dönemlerden başlayarak günümüze kadar ulaşan selamlaşma geleneği pek çok ortak özellikler taşımakla birlikte aynı zamanda her toplumun kültürünü, geçmişini, inançlarını ve dünyaya bakışını yansıtan, toplumlara has ipuçlarını da içerisinde barındırır. ''İnsanların görünüşleri gibi kalpleri ve düşünceleri de farklıdır" der bir Adige atasözü.

Bunu genelleyecek olursak milletlerin görünüşleri gibi düşünceleri kültürleri ve yaşayışları da farklıdır

Yine Adige ifade biçimi ile söyleyecek olursak: Dünya bir teker gibi döner, geceler günleri, günler ayları ve yılları, yıllar asırları kovalar gider.

Toplumlar da bu değişen zamana paralel olarak değişirler; yaşayış biçimleri, anlayış ve bakış açıları, kültürleri de bu değişimden payını alır şüphesiz.

Eğer bu süreç içerisinde bir toplumun bireyleri kendilerine ait olan değerleri terk eder, başka toplumların değerlerini, anlayış yaşayış ve davranış biçimlerini benimserlerse bireylerden başlayan bu kendine yabancılaşma, yavaş yavaş toplumun yok olup gitmesi ile sonuçlanır.

Yani o halk süreç içerisinde başka toplumların arasında eriyip yok olmaya mahkum olur.

Adige sözlü kültürü üzerine çok önemli çalışmaları olan ŞORTEN Askerbiy Adige selamlaşma biçiminin sadece bir karşılaşma sözcüğünden ibaret olmadığını, temel olarak insanı yüceltmek ona değer vermek mantığı üzerine kurulmuş olduğunu, aynı zamanda yaşanan hayata, yapılan işe dair düşünceleri ve iyi dilekleri de içerdiğini belirtmektedir.

Bir başka özelliği ile varlıklı/fakir veya sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın tüm cemiyet bireylerine yönelik olan Adige selamı, biçim ve köken olarak incelendiğinde erken dönemlerden bu güne yaşanan sosyal değişimleri de yansıtacak şekilde her döneme hitabeden bir biçim alarak devam edegeldiğini görürüz.

Her türlü olaya ve duruma uygun formları olan Adige selam biçimi geleneğimizde önemli bir yere sahip olması yanı sıra aynı zamanda sözlü edebiyatımız açısından da incelenmesi gereken güzel bir kaynaktır, der Askerbiy.

İşte bu nedenle yaşlı genç kadın erkek ayırımı yapmaksızın her Adige'nin bilmesi gereken temel değerlerimizdendir Adige selamlama biçimleri:

Bir kişi çalışan bir kişinin veya kişilerin yanına gittiğinde "uehu f|eh'u apş'iy" sözü ile selamlar

Selama muhatap kişi/veya grup ise gelen kişiyi "ui uehu f|ı yirik|ue" diyerek cevaplarlar

Ot veya ekin biçen birisinin yanına giden kişi "Şoşh apş'iy" sözü ile selam verir "ui uehu f|ı yirik|ue" sözü ile selamı alınır.

Tanışıp tanışmadıklarına bakılmaksızın bir kişi diğerinin yanına geldiğinde "f|eh'us apşiy" diyerek selam verir, diğer kişi "ue psou apş'iy" diyerek selamı alır.

Selamlaşmadan hemen sonra ise "uzepeş, uuzınşe" sözü ile hal hatır sorulur, buna cevap olarak "zepeş' uh'u , tx|am uiğauzınşe" cümlesidir.

Bir hasta ziyaretinde veya hastalık atlatmış bir kişiyi ziyarette "lhepe mahue k'ıux|aj|ej" diyerek h'ueh'u selamı verilir.

Yoldan dönen kişi "oh'usıj" selamı ile karşılanır. Gelen kişi ise "upsouj" sözü ile selamı alır.

Uzun süredir görüşmemiş kişiler karşılaştığında "ui l'ağuj f|ıue", "ueueri neh'ıf|ıjıue" sözleri ile selamlaşırlar.

Çok samimi veya yakın kişilerin karşılaşmasında ise doğrudan tokalaşılarak hatır sorulur.

Zamana yönelik bir kaç çeşit selam biçimi vardır. Sabah için "ui pşedcıj| f|ıue", gündüz "ui mahue f|ıue", akşam "ui pşıx|aşx|a f|ıue".

Gece bir yerden ayrılırken "nehu l|ef| fık'ik|" sözü ile çıkılır, yolcu eden ise "ğuegu mahue, f|ık|e th|am unix|asıj" sözü ile uğurlar.

Adigelerde hayata, ilişkilere ve zamana yönelik pek çok selamlaşma biçimi vardır. Biz burada onlardan sadece bir kaç örnek verdik. Bizim olanı, bize ait olanı kullanmamakla onun yok olması arasında bir fark yoktur.

Eğer anadilimizi konuşacaksak onu en temiz şekilde konuşmak ve kullanmakla yükümlüyüz.

Eskiler "ata mirası yedi nesil" derler. Bizler de çok eskilerden bize kadar ulaşan bu mirası korumak ve bir sonraki nesile aktarmakla yükümlü olduğumuzu bilmeli sözlü geleneğimize hak ettiği değeri vererek günlük yaşamda kullanmaya gayret etmeliyiz.

 

KlURAŞIN Betal 
Fleh"us Apş'iy isimli kitabından
Çeviri: Ergün Yıldız

Çerkes Mahkemeleri

Aralık 25, 2018

Çok sık bir şekilde Çerkeslerin hapishanesi olmayan bir halk olduğu sözü tekrar edilir cemiyetimizde. Tabii bu genel ifade bazen öyle abartılı bir biçimde anlatılır ki, dinleyenler neredeyse Çerkeslerde hiç suç işlenmediği, toplumda hiçbir problem olmadığı hayatın güllük gülistanlık olduğu yanılgısına düşerler. Elbette Çerkeslerde de iyi ve kötü vardı, hırsızlık cinayet adaletsizlikler vardı.

Fakat toplum o dönemlerde bu gün bile çok medeni kaçan yöntemlerle çözüyordu bu tür meselelerini.

Bu tür cemiyet içi sorunlarda işleyen mekanizmayı ve kuralları Mafedz serebiy ‘Adige Xabze’ isimli kitabında detaylıca anlatıyor.

Bu kurallardan, özellikle toplumdaki anlaşmazlık ve uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili olanlardan şöyle bahsediyor Serebiy:
Çerkeslerde hapishane yoktu, fakat o işi gören başka mekanizmalar, xabzeler vardı.

O Çerkesler ki çocuk 7 yaşına girdiği andan itibaren beline kama takardı ve yaşı ne olursa olsun asla o kama bir daha belden çıkmazdı.

Kendisini erkek sayan her Adige'nin belinde kama olması, erkeğin silah taşıması eski Çerkeslerde xabze idi. Eğer yasta değilse, cenazesi yoksa bir erkeğin belinde kaması olmadan bahçe kapısından dışarı adım atması bile çok ayıp sayılırdı.

Buna rağmen Adigelerde durup dururken silaha davranmak, çok geçerli bir nedeni olmadıkça silah çekmek de aynı derecede ayıplanırdı ve bu çok nadir rastlanan bir şeydi cemiyette.

Bu disiplin ise köylerdeki yaşam biçimlerinin xabze kuralları üzerine yürüyor olmasından ve bu kuralların herkes için bağlayıcı olmasından kaynaklanıyordu.

Aileyi bağlayan kurallar, mahalleyi bağlayan kurallar, köyü ve bölgeyi bağlayan kurallar vardı.

Bu kurallar her aile, mahalle, köy veya bölge, kısacası bütün cemiyet için geçerliydi. Herkes kurallara sadece uymakla değil aynı zamanda korumakla da yükümlüydü.

Tabii ki her şeye rağmen bu kurallara uymayanlar, yalan söyleyenler, ayıp işleyenler hırsızlık arsızlık yapanlar da oluyordu cemiyette fakat zaten xabzeyi gerekli kılan xabzenin güzelliğini belirginleştiren şeylerdi bunlar sadece.

Cemiyetin ezici bir çoğunluğu xabze dışına çıkmaz bu ortak kuralları yaşamında uygulardı.

Artniyet gütmeksizin herkes kendisine yakışanı yapar, kendi gücü oranında komşusuna soydaşına yardım eder, hiç kimse bir başkasına zarar verecek bir işe kalkışmazdı bilerek.

Yardımlar karşılık beklemeksizin yapılır, gençler cemiyetin tümü tarafından eğitilirdi.

Kendisi bir kazanç sağlamışsa bir şeyden fayda görmüşse, mutlaka yakınındakine komşu hakkı götürürdü insanlar.

Köyün yöneticisinin aldığı kararlar uygulanır, yaşlılara her daim saygı gösterilirdi ve herkes bu kurallara uyardı.

Ne zaman ki bu yaşam biçiminin eşitlikçi olmadığı, cemiyetteki bir kesimin diğerini kullandığı veya basit gördüğü, bu tür toplu kuralların kişi özgürlüğünü sınırladığı gibi düşünceler ortaya atılmaya başlandı, işte o zaman xabze toplumdaki değerini kaybetti, onunla da kalmadı yok olup gitti.

“İnsanlar birbirini dinlemeden anlamadan kendi doğrusuna giderse, birisinin elindekini diğeri gözünü kırpmadan kaparsa, yumruğu güçlü olan kuralları koyarsa,yüzsüz pişkin arsız olan itibar görürse, ister aile olsun ister cemiyet olsun o topluluğun ömrü uzun olmaz” diyor Serebiy.

Aşağıda daha ziyade kavga anlaşmazlık cinayet gibi meselelerin çözümü konusunda yürüyen xabze ile ilgili bilgiler bulacaksınız.

Kavga ve cinayet gibi aileler arası anlaşmazlıklar:

Bir şekilde köyde bir kavga bir cinayet olmuşsa önce köyün yaşlıları devreye girerlerdi.

Oluşturulan yaşlılar heyeti önce kendi aralarında adil olacaklarına dair yemin ederdi ve ettiği yeminden dönmüş kişi de görülmemiştir bu güne kadar.

Bu şekilde oluşturulan mahkeme heyeti problemi çözünceye kadar, öncelikle arasında kavga olan iki sülaleye köyün yollarını paylaştırırlardı.
Kavgalı iki aile bireylerinin de gezeceği yerler, geçeceği yollar belirlenerek durum kendilerine bildirilir, böylece arasında problem olan aile fertlerinin karşılaşması önlenirdi.

Eğer mevcut problem çok tehlikeli ve riskliyse, veya hatalı görülen taraf sürekli saldırganlıkta bulunan arsız bir aile değilse, yaşlılar heyeti o sülalenin büyüklerini çağırarak ikinci kez bu tür bir olayla gelmemeleri konusunda uyarır, haksızlığa uğrayan taraf için tazminat belirlerlerdi. 
Olayda yaralanan veya ölen varsa, yine bu yaşlılar heyeti zarar gören kişi için kan parası tayin eder bunu diğer tarafa ödetirdi.

Eğer ölen kişinin küçük çocukları varsa o çocuklar yetişinceye kadar bakımlarını hatalı görülen tarafın üstlenmesine karar verilirdi.

Bu tür bir kavga sonucu ölüm olmamış fakat, yaralı ve iş göremez durumda mağdur kimseler olmuşsa, zarara uğrayan kişinin tedavisini ve iyileşinceye kadar evinin odun su yiyecek gibi ihtiyaçlarını hatalı görülen kişinin veya sülalesinin üstlenmesine karar verilirdi.

Bu tür problemler yaşlılar tarafından çözüme bağlanıncaya kadar kavgalı ailelerden iki kişi bir şekilde karşılaşırsa birbirlerinden uzak durmaları, icap ederse yollarını değiştirmeleri gerekiyordu Çerkes xabzesine göre.
Bu tür durumlarda genellikle de haksızlığa uğrayan taraf olurmuş yolunu değiştiren.

Fakat bunun nedeni eski zamanlarda yaşayan Temir Kasbot’tan rivayetle şöyle anlatılır:

İki ailenin arasında kan davası olmuşsa, zarar gören ailenin yaşlısı kendi sülalesindeki herkesi toplar ve onlara şöyle tembihlermiş:
“Bu gün hasmımız olan sülalede eğer gerçekten sözü geçen yaşlı olsaydı, xabze olsaydı böylesi bir olay başımıza gelmezdi.Bu cemiyette xabze var, yaşlılarımız var ve onların alacağı kararlar geçerlidir.

Bu karar alınıncaya yaşlılar bu işe el atıp çözünceye kadar, şu andan itibaren içinizden hiç kimse hasmımız ile karşılaşmayacak, eğer bir yerlerde rastlaşırsanız yolunuzu değiştirin, tartışmayın saldırmayın muhatap olmayın.Haklıyken haksız çıkmayalım.”

Haksız durumda olan sülalenin yaşlısı da kendi sülalesini bir araya toplar onları şu şekilde uyarırmış:
“Artık olan oldu. Ortalıkta çok fazla dolaşmayın,hasmımızla karşılaşmamaya çalışın. Eğer hasmımız bir saldırıda bulunur, evimizi basmaya kalkarsa acımadan vurmakta serbestiniz.Bunun dışında kendinizi koruyun dikkat edin ve alınacak kararı bekleyin”.

Her ne kadar yaşlılar kendi ailelerini kontrol etmeye çalışsa da, zaman zaman bu tür baskınlar olduğu olurmuş kavgalı aileler arasında.
Buna Çerkesce de wunaje yнажэ deniliyor.

Fakat bu tür bir öfkeye kapılan,bu tür bir hata yaparak hasmına baskına yeltenen aile masum bile olsa saldırgan taraf durumuna düştüğü için,bu hoş karşılanmaz ve baskına yeltenen aile çoğu kez haklıyken haksız duruma bile düşebiliyormuş.

O nedenle bu tür olaylarda oluşturulan yaşlılar heyetinin kararı beklenir, onların kararı netleşip taraflar uzlaştırılıncaya kadar iki hasım sülale birbiri ile karşılaşmamaya dikkat edermiş.

George longvorth anılarında bu konudan bahsederken;
“Bu meselede taraflar o kadar dikkatli o kadar temkinli davranırlardı ki, Çerkes xabzesini bilmeden gözlem yapan bir kişi bunu rahatlıkla hasımların korkaklığına cesaretsizliğine verebilirdi, fakat işin aslı öyle değildir.

Eğer iki kişi arasında bu tür olay olmuşsa, artık o sorun kişilerin değil sülalelerin arasında bir mesele sayılıyordu.

Eğer kişi bir başkasını öldürmüş,yaralamış malını çalmış veya benzer bir zarar vermişse onun cevabını bütün sülale veriyordu ve çoğu kez de haksız olan tarafa karşıya verdiği zarar misli misli ödetiliyordu.

Dolayısıyla kişiler kendi başlarına hareket edemiyorlardı,böyle hareket edenler çıkarsa da kendi sülalesi onu dışlıyor ve yapayalnız bırakıyordu.” diyor.

Bütün bu olayların içerisinde bir önemli detay vardı; hiç bir suçu yokken saldırıya uğrayan, pusu kurularak öldürülen tamamen masum bir insanın öcü mutlaka alınır, hiçbir şekilde bunun affı olmazdı.

Yine Longvorth şöyle yazıyor bu konuda: 
“Tüfek tabanca ve kamanın erkek kıyafetinin bir parçası sayıldığı bu toplumda, silahın herkese bir güven bir cesaret verdiğini görebiliyorsunuz.
Fakat öte yandan aynı kişiler o bellerindeki silahın boyunlarına yüklediği sorumluluğun çok iyi farkındalar ve o nedenle de buna uygun davranıyorlar genellikle.”

Yukarıda anlatılanlara örnek vermek gerekirse : Eğer bir kişi bir cinayet işler ve onun mahkemesi görülüp kan bedeli ödetildikten sonra bu tür bir olayın tekrarı olursa, yaşlılar o sülalenin yaşlılarını çağırırlar ve şu kuralı bildirirler kendilerine: “Arsızınızı kendi kuyunuza gömün, cezasını kendiniz verin.”

Hiçbir sülale bu kararı uygulamazlık edemezdi.

Eğer böyle bir şey olursa o ailenin düğününe cenazesine girilmemek üzere karar alınır ve aileye köy terk ettirilirdi.

Bununla ilgili eski kaynaklarda örnekler de vardır.

Mesela bir sülalenin, tekrar tekrar suç işleyen kendi oğullarından birisini yaşlılar heyetinin kararı ile boynuna taş bağlayarak nehre attıklarını anlatan bir olay vardır eski yazılı belgeler arasında.


Kaza ile ölüme sebep olmak:

Kazaen bir insanın öldürüldüğü olaylarda ise başka bir xabze uygulanıyordu.

Bu xabzeye mate pılhe Матэ пылъэ deniliyordu.

Örneğin, kişi bir kavgayı ayırırken veya bir masumu korumak isterken saldırganın ölümüne neden olmuşsa, iki sülale arasına kan davası girmemesi için kendi evinin bahçe kapısı yanında bir sopaya boş bir sepeti tepe üstü takar çeker gidermiş köyünden.

Bunun anlamı, “ben bir adam öldürdüm ama bilerek isteyerek veya düşmanlık nedeni ile olmuş bir şey değil, tamamen kaza ile ölüme sebep oldum fakat saldırgan ve hatalı olan taraf ölen kişiydi” demekmiş.

Böyle yapıp giden bir kişinin sülalesine düşmanlık eden cemiyette haksız görülürdü.

Fakat ölüme neden olan kişi bir yerlerde bir şekilde yakalanırsa kana kan mı olur, kan bedeli mi alınır, artık o ölü sahibinin vicdanına kalmış bir şeydi.

Kişiyi aşağılamak:

Bir insana kamçı veya sopa ile vurmak hele hele çiğ et ile yüzüne vurmak çok aşağılayıcı bir hareket olarak görülürmüş Çerkeslerde ve bu durumda kama çekilirmiş.

Bu şekilde yüzüne çiğ et ile vurulan bir kişinin kamasını çekerek karşısındakini üstten aşağıya doğradığı ve sonra da matepılhe yaparak çekip gittiği anlatılır eskiler tarafından.

Yine bir başka olayda genç çobanın dalgınlığına gelmediği ve sürünün bir adamın ekinine girdiği, ekin sahibinin öfke ile gelip çobana sopa ile vurduğundan bahsedilerek; çobanın “ben hayvan mıyım bana nasıl sopa ile vurursun” diye kamasını çekerek adamı yaraladığı anlatılır.

Yaşlılara havale olan bu olayda,kurulan mahkemenin çobanı haklı görerek yaralanan adamı suçlu çıkarttığı belirtiliyor.

Böyle durumlarda taraflar arasında dargınlık olmaması için aynı mahkeme önünde hatalı olanın kafası haklı bulunana tıraş ettirilirdi.

Hatalı olan da bir sofra donatarak iki tarafında katıldığı bir ziyafet verir, bu şekilde iş tatlıya bağlanırdı.

Hırsızlık:

Bir hırsızlık olur da mal sahibi çalınan malının izini sürerek bir köye kadar girerse, o malı köyün bütünü ya bulup teslim etmekle veya hep birlikte ödemekle yükümlüydü.

Gizli şahitlik:

Bu tür bir hırsızlık yapan kişiyi gören olur da mal sahibine durumu bildirirse, mal sahibi o kişinin şahitliğini başka üç adama daha dinletirdi, fakat hepsi birlikte kişinin adını açıklamayacaklarına yemin ederlerdi.

Mahkemeye bu üç kişi şahidin söylediklerini duyduklarına dair isim açıklamadan bilgi verirlermiş.

İki topluluk arasındaki sorunun çözümü:

İki köy veya kabile arasında bir sorun çıkmış bir anlaşmazlık olmuşsa, meselenin çözümü konusunda Adige töresi çok önemli bir örnek teşkil eder.

Bu tür anlaşmazlıklarda olayın tarafı olan her köy veya topluluk, kendisini temsil edecek, dürüstlüğüne insanlığına güvenilen, itimat edilen ve her zaman doğrudan yana olabilecek kişilerden oluşan birer vekil heyeti seçerdi öncelikle.

Daha sonra bu iki heyet her iki köye de aynı mesafede olacak şekilde belirlenmiş bir yerde toplanırdı. Fakat iki köyün de heyetleri birbirine yaklaşmaz, karışmaz çok uzaktan karşılıklı otururlardı.

Bu tür bir toplantı olacağına karar verilmiş, sorun bu şekilde çözülmek üzere ele alınmışsa, öncelikle Jı-ak’ue (жыIакIуэ) denilen bir kişi görevlendirilirdi.

Jı-ak’ue aracı veya bir tarafın kararını diğer tarafa bildiren kişi demektir...

Bu göreve seçilmek kişiler için çok önemli bir itibar göstergesi olurdu.Çünkü böyle bir göreve seçilmiş olmak herkesin güvenini kazanmış olmak demekti aynı zamanda.

Hatta bu jıak’ue denilen kişiler vasıtasıyla pşılerin arasında barış sağlandığı, anlaşma yapıldığı zamanlar da oldu eskiden.

Jı-ak’ue (жыIакIуэ) olarak seçilen kişi, karşılıklı olarak toplanmış iki köy heyetinin arasında dururdu.

Anlaşmazlığın her iki tarafındaki heyetlerin kendi arasından seçtiği birer kişi de ona yardımcı olarak verilirdi ve başında Jı-ak’ue (жыIакIуэ)nin olduğu bu arabulucu grup üç kişiden oluşurdu.

Bu üç kişilik grup öncelikle bütün vasıflarını bir kenara bırakıp sadece doğrudan ve adaletten yana olacaklarına dair yemin ederlerdi.
Jı-ak’uenin (жыIакIуэ) yardımcısı olan ve anlaşmazlığa taraf heyetlerden seçilmiş birer yardımcı için bu tarafsızlık bazen zor olsa da onların çok önemli bir görevi yoktu bu işte. Onların bütün görevi, Jı-ak’ue (жыIакIуэ) bir heyetin kararını veya düşüncesini diğer tarafa anlatırken bir şeyi atlar, unutur veya kastedilenin dışında bir mana vererek ifade ederse bu yanılgıyı düzeltmekten ibaretti.

Fakat bu arabulucunun her ne olursa olsun kesinlikle kızmak sinirlenmek, bir tarafa hak verir veya bir tarafı hatalı bulur şekilde davranışlar sergilemek şansı yoktu.

Bu tür bir şaibe doğması bile çok büyük bir ayıp olarak görülürdü.

Oluşturulan bu üç kişilik heyet atlarına biner, Jı-ak’ue (жыIакIуэ) ortada diğer iki yardımcısı ise yaş durumuna göre onun sağında ve solunda yer almak üzere dizilirlerdi.

Öncelikle suçlamayı yapan tarafa gidilerek o köyün temsilcilerinin söyleyecekleri dinlenirdi.

Jı-ak’ue (жыIакIуэ) ve iki yardımcısı, şikayetçi tarafın heyeti ne söylüyor neyi savunuyorsa hepsini dinledikten sonra, üçü birlikte tekrar atlarına binerek şikayetçi adına görevli heyetin düşüncelerini taleplerini diğer tarafa iletmek üzere giderlerdi.

Suçlanan tarafın heyeti, karşı tarafın düşüncelerini suçlamalarını,sorunun çözümü için isteklerini dinledikten sonra kendi arasında görüşme yapar, ya suçu kabul etmediklerini veya kabul ediyorlarsa sorunun çözümü için önerilerini tartışırlar, aldıkları kararı yine bu üç kişilik heyete bildirirler ve onlar da karşı tarafa durumu anlatırlardı.

Arabulucu heyet burada zaman zaman kışkırtıcı veya öfkeli ifadeler olsa bile onu biraz yumuşatarak karşıya anlatır, mümkün olduğunca sorunun her iki tarafın da rızası ile çözümü için çalışırdı

Bu şekilde arabulucu heyetin iki taraf arasında defalarca gidip geldiği, hatta bir toplantıda bir günde, zaman zaman bir ayda sorunun çözülemediği durumlar da olurdu.

Bu süre ne kadar uzarsa uzasın, meselelerin çözülemediği ve bir Adige grubunun veya köyünün diğerine saldırdığı hiçbir zaman görülmemiştir. 
Süre ne kadar uzarsa uzasın,görüşmeler ne kadar çetin geçerse geçsin mutlaka sonunda çözüme ulaşılırdı.

Bu tür çetin geçen görüşmelere en iyi örnek olarak, 18.yy. ortalarında Baksan grubu ve Kaşkataw grubu olarak bölünmüş bölge Adigeleri arasında kan akmadan anlaşma sağlanması gösterilebilir.

Bu büyük çatışma nedeni, yukarıda anlatılan mahkeme yöntemi ile çözümlenmiş ve iki grup arasında yeniden barış sağlanmıştır.

Komşu haklarla olan anlaşmazlıkların çözümünde, pşıler arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde de aynı yöntemi kullanırlardı Adigeler.

Toparlarsak, gücün hükümran güçlünün hükümdar olduğu 17.-18. yy.larda, Adigeler bu gün sorunların çözümünde en medeni usul olarak sunulan ikili görüşmeler yoluyla çözüm arama yöntemini kullanıyorlardı.

Dünün yabani halkları bizi dağlı vahşi eğitilmemiş olarak dünyaya tanıtıyorsa da, gerçek bunun tam aksidir ve Çerkesler toplumsal sorunların çözümünde kendi çağına göre en medeni yöntemi kullanmışlardır.

Xabze bütün cemiyeti altına alan bir şemsiye olarak hükmetmiştir Çerkes yaşamına.

 

MAFEDZ Serebiy
Derleme: Ergun Yıldız

Adıgexem ya xeyaşek’ev şıtar
Xey=Mahkeme, -xeyaş’e=Mahkeme kararı 

Dığum yi pıam ğuez kışhaşexu.
Hırsızın şapkasından alev çıkar. 
Bzacer vi tsey kape tetıshame, pıvupşi kağane.
Kötü adam eteğine oturmuşsa, keste bırak. 

Yer zışem ye xuşılş.
Kötülük yapan kötülük bulur. 
Bane xezısem sane kıpiçkım.
Tiken diken üzüm koparmaz. 
Vımıuvfıama kivfık vuuşenş.
Durmazsan biriyle karşılaşırsın. 
Eski Adıgelerin karar verme yöntemleri, yaşantıları, toplum içindeki xabzeleri gerçek olarak enteresandır. Yabancı dil bilmeden, yazı yazma bilmeden, köylerdeki yaşlılar çıkan her sorun için söz sahibi idiler, çare olabiliyorlardı. Adıge köylerinde nasıl bir olay olursa olsun, yaşlılar o olayı kesin adil bir sonuca bağlarlardı. Bu konuda yetkileri vardı. 
Anlatılanlarla bize ulaşan haberlerin gerisinde kalan zamanlarda, Adıgelerin nasıl mahkeme (xeyaşeke) olduklarını bilmiyoruz. 

Adige topraklarinda gezen Fransız tüccar Taverna Jan Baptist (17. yüzyılın ilk yarısında) xeyaşeke ile ilgili azda olsa bilgi vermektedir. Jan Baptist in dediğine göre evli karı kocada şiddetli geçimsizlik varsa yapılan sorgulamadan sonra hangisi suçlu ise (erkek veya kadı) yurt dışından gelen tüccarlara satılırdı. Mahalleye uyum sağlamayıp herkesi rahatsız eden kimseye de aynı şey uygulanırdı. Böyle yapılmasının nedeni kalanların rahat yaşamaları içindir. Bu xabzenin kesin uygulandığını bilen kimse öyle bir kötü duruma düşme riskini alamazdı. Xabzenin yaptırım gücü çok yüksek, caydırıcı özelliği kesindir. Uygulamalarda adam kayırmadan söz etmek mümkün değildir. 

Adıge xeyaşeke leri ile ilgili araştırma yazıları en çok 18-19. yüzyıllarda yazılmıştır. Bu yıllarda da eski yaşantılarla ilgili yazılabilecek bilgiler azalmıştı. Dünya genelinde çok değişiklikler olmuş idare şekillerinde devrimler olmuştur. 

1. Kafkas Rus savaşlarında Adıgeler çok şeylerini kaybettiler. Nüfusları azaldı evleri arazileri yerleşim yerleri kullandıkları alet edevat yakıldı çoğu yok oldu. Yaşam şartları bozuldu bunlarla birlikte xabzelerin bir kısmı, yaptıkları xey ( yargılama) ler uygulanamaz oldu. Müslümanlıktan gelen hüküm verme şekilleri de topluma girerek eskıden uygulanan xey yavaş, yavaş kayboldu. Xey i uygulayanlar yaşlı Adıge lerdi, sonraki uygulamalarda bunların arasına din adamları da girerek xey aslından uzaklaştı.

2. Adıgeler savaşlardan yenik çıkıp halkın çoğu yurdu terk ettiğinde azıcık kalan Adıgelerede yakılmış yıkılmış boş yerler kalmıştı yaşam şartları da zorlaşmıştı. Yeni kurulan Rusya yönetiminden sonra büyük davalar Rusların sud dedikleri mahkemelerde görülmeye başlandı. Küçük davaları yine köylerde halk kendi yöntemleriyle çözüme kavuşturuyordu.
Soylu Fransız, diplomat Abri dö la Motra 1711 yıllarında Adıge topraklarında bulunmuş, Abri şöyle diyor: adıgeler hırsızlık yapan kimse çaldığı malı veya karşılığı olan parasal değeri ödeyemezse, hırsız mal sahibinin yanında borcunu ödeyinceye kadar azap olarak çalışmak zorunda kalırdı. 

Rusyanın akademilerinde çalışan Alman Palsa Petr Simon, akademide yapılan çalışmalara katılan S imon o çalışmalarla ilgili iki eser hazırladı. Bu eserlerinde Adıgeler deki bir uygulamadan şöyle bahsetmektedir.

Adıgelerde bir insan öldürme olayı olursa bu olaydan öldüren tarafın tüm sülalesi sorumlu tutulurdu. Böyle bir durumda iki sülale arasında sonu olmayan bir düşmanlığın başlangıcı olacağını herkes bilirdi. Ancak iki sülale kan bedeli ile anlaşıp veya aralarında bir düğün olursa düşmanlık son bulurdu. 

Vatanla, milletle ilgili büyük sorunlar olduğunda bu sorunlar pekum (пэк1ум) denilen toplantılarda görüşülürdü. Bu toplantılara pşı thamade başkanlı ederdi, daha önce liyakat sahibi belirlenmiş kişilerde toplantıya üye olarak katılırlar, aynı toplantılarda pşıların ve verklerin lıkue leri de söz sahibi olurlardı, onlarda konuşurlardı. Yapıldığı o dönemlerde bu toplantılara herkes tarafından çok değer verilirdi. Bu görüşleri 1798 yıllarında Adıgeler arsında bulunmuş araştırmacı, polşe den Potoski Yan yazmaktadır. 

1818Yılında kafkasyada bulunmuş araştırmacı Fransız Teby dö Marini de şöyle diyor: Adıgeler anlaşmazlıklarda kararları şahit ve yeminlerle (tharıue) karara bağlarlardı. Bir şeye ellerini basarak yemin ediyorlar, bu ellerini bastıkları değeri olan herhangi bir şey olabiliyordu. Yemin eden kişi dediğini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirecektir. Savaşlardan sonra Sovyetler birliği kurulunca tüm milletler ayrı adet ve geleneklere sahip olsalar da aynı kanunlarla yöneltmeye başlanır. 

Çok eski yıllarda tek tanrılı dinlerden önce Adıgelerde anlaşmazlıklarda kararları yeminle sonlandırırlardı. Yaptıkları yeminleri vaşkhue üzerine yaparlardı. (inkar etmiyorum, yalan söylersem yok olayım!). bunlar: Güneş adına, Ay adına, Ateş, Psetha-can tanrısı, Thağaledj, Axın, Şıble-yıdırım, Zekuetha-gezen tanrı, Mezıtha-orman tanrısı …gibi başka isimlerle de yemin edilirdi. Hıristiyan dini kabul edildikten sonra da Mariya ismi ile dua edilmeye başlandı. Grek dili ile evangel (İncil) e el basarak dua ederlerdi. Müslümanlık kabul edildikten sonrada yemin için kuran diğerlerinin yerini almaya başladı. 

Adıge köylerinde dava nasıl olursa olsun yaşlılar karar verir olayları bir sonuca bağlarlardı. Son zamanlarda anlaşmazlıklarda sonuç için taraflardan biri pek memnun olmayacaksa yaşlılar bu dava Rus işi oldu derlerdi. ( mır vırıs oxu khuas). 

Her köyde anlaşmazlıklara bakmak üzere iki yaşlı ile yanlarında birde din işlerine bakan adam (mola) seçilerek küçük xeyaşe heyeti seçilirdi. Bu küçük kurulu köylü seçerdi. Heyetin içinde mola nın bulunması gerektiğinde yemin ettirmek için kuranı kullanılacağı içindi. 

Köylerde xey de görev yapmak üzere seçilen kişilerin hayat tecrübeleri, yaşantılarındaki örnek davranışları, bilgi, beceri, dürüstlükleri ile örnek insanlar arsından oyla, yapılan toplantılarda seçilirdi. 

Köyde seçilen xey heyeti en fazla 300 som değerindeki davalara bakıyordu. Kişiler arsındaki hukuk anlaşmazlıklarına örnekler verecek olursak: birinin malı kaybolursa, sınır tecavüzleri olursa, dikili arazisine zarar verilmişse, otluğunu başkası biçmişse, borcunu ödememişse gibi benzer davalardı. 

Köyde xey şöyle yapılırdı : Birinin tahılı veya otu çalınsa, malı çalanı ben biliyorum diyen biri olur, veya kendisi birinden şüphelenir, yada mal sahibine biri çalındığına dair şahitlik yapacağını açıklarsa. O durumda mal sahibi köydeki xey heyetine durumu anlatır, şikayette bulunur. Heyet mal sahibinin söylediklerine göre karar vermiyordu. Herkesin dürüstlüğüne güvendiği seçilmiş adamın adı dzıhjеğuke (güvenilir) idi. Bu seçilen adam görevi almadan önce şöyle yemin ederdi: yaptığım görevde işi dürüstlükle,adam kayırmadan, akraba eş dosta kayırmadan, taraf tutmadan, aklımın erdiği kadarıyla herkesi eşit tutacağım derdi. Davalarda xey heyeti onu çağırır durumu anlatılardı. Git otu kaybolan adamın ne kadar malı kaybolmuş incele zararın değerini hesapla sonucu bize bildir. Güvenilir kişi ile malı zarara uğrayan kişi birlikte gider durumu yerinde inceler, zararın değerini o günün şartlarına göre hesaplar sonucu xey heyetine bildirirdi. Ondan sonra heyet şüpheli kişiyi çağırır konuşurdu. Şüpheli şahıs suçu kabul ederse (zimusıjme) iş kolaydı, suçu kabul etmese (zimumısıjme), olayı gören şahitlerinin olduğunu gerekirse yüzleştirileceğini söylerlerdi. Bundan sonra suçlunun yapacak bir şeyi kalmıyordu, çare yok yaptığı hatayı kabul ediyordu. 

Şahitte öyle rasgele kabul edilmiyordu ona da gözümle görmediğimi söylemeyeceğime, yalan bir şeyler katmayacağıma diye yemi ettirilirdi. İlk zamanlar İncil e daha sonraları kurana el bastırırlardı. Şahit in yeminli ifadesinden sonra suçlanan adamın suçu sabit olurdu. Malı çalınan adamın şahidi yoksa şüpheli kişiye yemin ettirilir xey biterdi. Onun yeminine göre karar verilirdi. Şüpheli kişi kurana el basıp yemin edemezse suçlu (mıse) olup zararı karşılamak durumunda olurdu. 
Malı çalınan kişi suçlunun ben almadım diye ettiği yemine inanmazsa, mal sahibi ben inanmıyorum diyerek durumu heyete bildirir, heyetten tharıueşıhal-tharıue şıhat (yemin şahidi) seçilmesini isterdi. Bu seçilen kişide suçlanan adamın sülalesindeki kişileri çağırır olayla ilgili yemine davet ederdi. Bu durumda şüphelinin akrabaları sıkıştırırlardı eğer çaldınsa ödeyelim bize yemin ettirip günaha sokma derlerdi. Bu görüşmelerden sonra akrabalar çalmadığına inanırlarsa yemin ederlerdi. Bu yeminden sonrada yemin şahidi son kararı verirdi, çalmadı derse suçsuz (xey) çaldı derse suçlu (mıse) olurdu. 

Adıgelerde başka şekilde de xey yapılırdı mesela bir adamın atı çalınmış olup şahitte yoksa atın sahibi atın çalındığını gören veya atın yerini bilen biri kendisine bildirirse ona ödül verileceğini ve miktarını ilan eder herkese duyururdu. Koyulan ödül oldukça yüksek olurdu. Bu değer mal sahibine hiç yüksek gelmezdi çünkü at bulunursa bu para atı çalan adamdan tahsil edilecekti. Ödülü alanda sevinecek çünkü verilen ödül cazip olması için az değildi. Bu verilen paraya xeşapşe denirdi. 
Haber yayılınca bir gün adamın biri çıkar gelir, atını çalan adamın kim olduğunu biliyorum koyduğun ödülü vereceksen sana söylerim der. At sahibi sevinir vermez olurmuyum tabi veririm der ikisi anlaşır. Bu gelen adamın atı çalanı açıkladığı gizli kalması gerekiyor. Onun için at sahibi güvenilir iki kişi çağırır, bu adamların yanında atı çalan adamın kim olduğunu nasıl olduğunu, olayı nasıl gördüğünü ödülü alan adama anlattırır. Nasıl çaldı, sattıysa kime sattı, şimdi at nerede gibi bilgileri anlatır. Bu bilgileri anlatan adama xaşe denir. Ödülü alan adamın ismi artık ölünceye kadar, dinleyen iki şahitle mal sahibinden başka kimse bilmeyecektir. Bu konu çok ciddidir, bilgi bu şahıslarla mezara gidecektir. Haberi veren xaşe onların yanından sizleri görmedim, sizde beni görmediniz (fıslağuakım, sıkaflağukım) der ayrılır giderdi. 

Ondan sonra at sahibi hırsızın peşine düşerdi. Xaşeyi dinleyen şahitleri yanına alarak, köyün mahkeme heyetinin (xey) yanına gider, durumu anlatırdı. Huzura çağrılan zanlı karşısında şahitleri de görünce hayır diyemiyordu. Ya atı verecek yada ödeyecekti, başka çıkar yolu yoktu. Ayrıca at için konan ödülü de ödemek zorunda kalırdı. Xaşe veya şahit olursa hırsıza (dığu) yemin (tharıue) yaptırılmazdı. Hırsız hemen ödemek durumunda kalırdı. 

Yukarda bahsettiklerimizin dışındada xey (mahkeme) olurdu: adamın malı çalındığında çalan belli değil, çalanı bilen gören yok, xaşe side yoksa böyle durumlarda da kişi xey e başvuruda bulunabilirdi. Olayı aydınlatacak hiçbir kanıt olmasa bile xey böyle davaları da bulmak (kağabelcılın) için kabul ediyorlardı. 

Böyle olayları da yemin (tharıue) ve şahitle bulmaya çalışırlardı. Eski Adıgeler tharıueden-yeminden çok çekiniyor ve korkuyorlardı. Böyle durumlarda şöyle bir düşünce vardı *kimse görmediyse de yemin ettirirlerse açığa çıktım demektir*. Onun için toplum olarak yanlış şeyler yapmaktan uzak dururlardı. Yalan yere yemin edildiğinin farkına varılırsa öyle kişiler küçük görülürdü toplum içinde değeri kalmazdı, o devirlerde bunlar riskli şeylerdi. Ondan sonra o toplumla barışık yaşaması mümkün değildi. Mesela bir kişi herhangi bir konuda yapacağına dair yeminle söz verip onu savsaklayıp yerine getirmemişse toplum o kişiye hiçbir değer vermez adam yerine koymazdı. (um pem yaşırt). Ondan sonra o kişiye hiçbir konuda şahitlik vermezlerdi, (necneptsş-нэджнэпц1щ) derler, (thar zığaptsam tsıxuri yiğapejınkım)- Allah ı inkar eden insanları da aldatır derlerdi. Toplumun o kişiye güveni kalmazdı, kendiside Allah ı inkar ettim! der kendini adam kabul etmezdi. O kişiyi Allah a affettirmek için ceza (tazır) *bağış-yardım v.s.* verip ödettirirlerdi. Bu günde bir kişiyi küçük, haksız, kalitesiz görüyorlarsa öylelerine thağaptsş-inkarcı derler. 

Ölümle lgili büyük olaylarda Rus sud (mahkeme) larına veriyorlardı. Bu durum Rus yönetimine girdikten sonra olmuştur. 
Adıgeler Ruslarla yönetim ortaklığına girmeden önce bütün işlerini kendileri yapmışlardır. Hukuk ve ağır cezayı ilgilendiren tüm konularda mahkemelerinde, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşları olanlardan daha güzel ve adil bir şekilde sonuca bağlarlardı. 

Günümüzde de Adıge ve abhaz köylerinde köy mahkemeleri kurulup yürütülse devletin üst kademedeki mahkemelerin işi azalacak, olaylar yerinde daha çabuk zaman geçmeden sonuçlandırılacaktır. Adıge kültürü de yeniden değerlendirilecek, bilinmeyen unutulmuş çok xabzelerin uygulamalarda işe yaradığı da görülecektir.


Adıge Xabzelerinden çeviri: Atalık Rafet 

Konukseverlik Çerkeslerin en büyük özelliklerindendir. Bu konuda hata yapanı hiç affetmezler. Bir Çerkes atasözü: “Ün salmak için keskin kılıç ve kırk sofra gereklidir” der.

Savaşta kılıçla, toplantılarda da güzel söylevlerle ün kazanıldığı gibi konukseverliklerde de ün salmaya çalışırlar. Kafkasya’da her evin mutlaka bir konuk odası vardır ve sürekli açıktır. Konuğa yatak ve yemek çıkarmak üzere hazırlıklı bulunmakta her kadının asal görevidir.

Atlı, konuk olacağı odaya yaklaşınca, ev sahibinin mevki ve şerefine göre odadan ne kadar uzaklıkta inmesi gerekeceğini takdir eder. Yaşlı soylu ve Thamadeler ancak odanın önüne kadar attan inmeden gelebilir. Diğerleri ev sahibi sayılır. Her hangi biri ise 30-40 metre uzakta attan iner.

Vücut dik olarak attan süratle ve sol tarafından inmek incelik olmakla birlikte atın omzuna doğru çok eğilmek ayıptır. İnerken sol eli ile yalnız atın başını tutar. Hayvanın yelesini tutmak ayıptır. Konuk attan ineceği zaman etraftaki gençler hemen atı tutarlar. Sağ eli ile dizgini, sol eli ile üzengiyi tutarak konuğun inişine yardım ederler. At, teri kuruyuncaya dek gezdirildikten sonra, yaz ise konuk odasının yanında bulunması gelenek olmuş ağaçların gölgesine, kış ise ahıra bağlanır. Bazı konuk odalarının önünde at bağlamak amaçlı 5-6 çatallı bir ağaç dikili bulunur. 4-5 saat geçmedikçe atın eyerini almazlar. Bunu atın sırtı kabarmaması için yaparlar. Konuk atına bakılmasını ev sahibine bırakır. Kendisinin hayvana gidip bakması güvensizlik gibi görülür ve kabalık sayılır.

Atından inen konuk açık bulunan kamçısı elinde olduğu halde ev sahibine ve hazır bulunanlara yanaşarak selam verir. Ev sahibi de “yeblag” diyerek konuk odasına alır.

Misafir silahları üzerinde olarak konuk odasına girer. Ev sahibi ya da konuğa hizmet edecek aileden gençler hemen konuğun üzerinde, varsa önce başlığını ve yamçısını, sonra kamçısını, tüfeğini, tabancasını, kılıcını sıra ile alarak asar. Sonra konuğa oturması söylense de oda içinde yaşlı biri varsa konuk hemen oturmaz. Önce oturulmasını konuk olarak önerir ve bu öneriyi bir kaç kez yineler. Sonunda konuk oturunca orada bulunanlar bir süre ayakta durur ve bu sırada önce ev sahibi “fesapsi” der. Sonra tanış olsun olmasın “su zepesa” yani iyi misiniz diye sorar. Konuk da “zepaso su sa” mutlu yaşayınız, diye yanıt verir. Konuğa ilk olarak kimliği sorulmaz. Varsa konukla birlikte gelen Pserhe’den konuğun kimliği, gideceği yer ve yolculuk amacı öğrenilir. Yoksa ev sahibi yalnızca “nereden geldiğinizi öğrenebilir miyim?” diye soru sorabilir. Konuk da kimliğini açıklar.

Ev sahibinden başka odaya giren ziyaretçilerin hepsi de “fesapsi” diye konuğu selamlar ve nasıl olduğunu sorarlar. Ancak kim olduğunu soramazlar. Konuk değerli bir kişi ise, ev sahibi ile diğerleri yanına geçip kendiliklerinden oturamazlar. Konuğun önerisi ve bu önerinin bir kaç kez yinelenmesi üzerine yaşı uygun olanlar konuk odasının gerisinde otururlar. Konuğun oturduğu uzun sedirin üzerine kimse oturmaz.

Oturma hakkına ulaşmamışlara oturmaları önerilmez. Zaten bunlarda oturmaz ayakta dururlar. Konuk oturma zamanlamasını yerinde yapmalıdır. Uzun ısrarlardan sonra oturan konukla “kibarlık bilmeyeni oturtmak, Teke’nin derisini yüzmek gibidir” diye alay ederler.

Çok kalabalık olan Çerkes konuk odasında sanki kral varmış gibi konuşmalarda büyük bir özen ve incelik görünür. Birisi konuşurken diğerleri yalnız dinler, kendisine söz düşmeyen konuşmaya karışmaz. Konuşanlar ağır ve ciddi olarak konuşurlar, gülümseme vardır, ancak kahkaha asla yoktur.

Yüksek sesle konuşmakta kabalık sayılır. Konuk odasındaki konuşma biçimi ve şekli güzel, kibar olur. Konuğun hal ve hatırını soranlar, bir süre sonra odadan çıkarlar. Ancak, çıkan kişi ”rahat olunuz” der, sonra kapıya kadar arka arka gider ve yüzü konuğa dönük biçimde kapıdan çıkar. Konuk da çıkan kişiye ya tümüyle ayağa kalkar ya da kalkar gibi doğrulur.

Konuk, odasına yeni ziyaretçi ya tümüyle ayağa kalkar ya da kalkar gibi doğrulur. Bu seçim etmek onun inceliğine bağlıdır. Gelen ziyaretçi ihtiyar ve muhterem ise konuk, önce ona oturmasını önerir. Ziyaretçe doğal olarak bunu kabul etmez ve kendisine uygun bir yer bulup oturur.

Konuk ayağa kalktıkça oturanlarda ona uyarlar. O oturmadan kimse yerine oturmaz. Konuk muhterem bir ihtiyar ise ya da asil olup pek genç değilse sedirin ocağa yakın baş köşesine oturtulur. Bu değerde olmayan konuğun biraz aşağıda oturmakla o yerde hakkı yokmuş gibi kendisini göstermesi incelik, alçak gönüllülük gereği sayılır.

Konuk gelişi sırasında hemen gelip sedire oturmaz. Sedir üzerindeki pamuk ya da kuş tüyü yastığın kenarına ilişerek oturur. Yastığın üzerine oturmak kabalık olarak görülür. Ancak çok ihtiyarlar, üzerine oturabilirler.

Konuk, sedirin üzerinde sandalyede oturur gibi ayakları dik ve yerde olacak biçimde bir tarafa yaslanmayıp doğru ve güzel oturmaya özen gösterir. Ayak uzatmak, ayak ayak üstüne atmak kendini üstün görme ve orada bulunanlara karşı hakaret sayılır. Bağdaş kurmakta ayıptır “deve oturuşu” diye tanımladıkları, diz çökmekte çirkindir. Yani, korseli bir kız gibi dik ve doğru oturmak gerekmektedir. Çelik vücutları bu törene dayanıklıdır. Konuğun, eliyle bıyığını ve sakalını karıştırıp oynaması, konuşmalarında laubali davranması hoş görülmez.

Çerkeslerde kahve yoktur. Onun yerine çay verirler. Çayı olmayanlar yemekten önce bir şey getirmezler. Sabah, öğle, akşam olmak üzere üç kez yemek verdikleri için konuk yemek zamanını bekler. Ancak yemek zamanından önce ayrılacaksa yemek hemen verilir. Bu en çok dikkat edilecek konudur.

Sofra insanların inceliklerini gösteren bir sınav yeridir. Bu sınavdan geçmek önemli bir başarıdır. Çerkesler “sofra terbiyle mihengidir” derler. Pxesi-Phesi dedikleri yani “agaç kili” diye nitelendirdikleri “kaba adam sofrada belli olur” atasözünü anımsarlar.

Yemeği ağır yemek, lokmaları orta büyüklükte bulundurmak, kibarca almak, başı sofra üzerine çok eğmemek, lokma ağza yanaşmadan ağzı açmamak, bir lokmayı çiğneyip yutmadan diğer lokmayı almamak, yanakları lokmayla şişirmemek, sofra üzerine aksırmamak, ekmek ve börek gibi şeyleri ısırmayıp el ile koparmak, az yemek, ancak incelik olsun diye diye aç kalmamak önemli kurallardır.

Çerkeslerin “zi ahe zefemishirer femif” (hakkını yemeyen olgunlaşmamıştır) deyimiyle konu ettikleri beceriksizliği göstermemek gerekir. Ancak sınırı aşıp “psıç” yani manda dedirtmemek, bir yemeğe gereğinden çok ilgi gösterip “hiç görmemiş mi?” diye alay konusu olmamak, yemekleri övmek ya da beğenmez hareketlerde bulunmak, gibi tükenmez inceliklere dikkat etmek gereklidir.

Konukla beraber ev sahibi (önemli biri değilse) yemeğe oturmaz. Yemek anında ayakta bekler. Hazır bulunanlar arasında oturmaya hak kazanmış ihtiyar varsa, bir ya da iki kişi sofraya oturabilir. Ancak, konuğun ısrarıyla sofraya oturulur.

Konuk gece kalacak ise (hoş geldin töreni yapıldıktan sonra dinlenme aşaması gelince) elbiselerinden yalnız dizliğini çıkarır. O zaman pserhasi ya da hizmet eden bir genç dizliğini çekerek çıkarır.

Gece yatacağı zaman yatak hazırlanınca ev sahibi “çhash maf “ (hayırlı gece) diyerek çekilir. Odada kalan psherahlar konuğun soyunmasına yardım ederler. Çizmelerini pantolonunu çekip çıkarırlar. Elbiselerini güzelce derleyip bir yana bırakırlar. Legen, ibrik ve yeterince çıra bıraktıklar. Konuğun yatağa girmesinden sonra onlarda “çhash maf” diyerek çekilirler.

Konuğun hizmetindeki psherah, yanındaki odada yatar. Oda yoksa misafir odasının geri tarafında yatağını yapar. Psherah konukla beraber yemek yemez, yanında oturamaz, evde hizmet edecek gençler varken, konuğa hizmet etmez, ancak atlara kontrol eder.

Konuk odasının dışında genç akranları ile sohbet eder. Savaşlara, düğünlere, eğlentilere ve kızlara ilişkin gençlik sohbetleriyle zamanını geçirir. Ev sahibinin kızı varsa yanına giderek ziyaret eder. Köydeki diğer kızlara uğramayı da -özellikle bekarsa- hiç ihmal etmez. Çünkü memleketin kızlarını gördükten sonra eş seçecektir. Gençlere psherahlığı sevdiren de işte bu durumlardır.

Konuk ayrılacağı zaman atlar hazırlanınca yaver makamında olan psherah içeri girerek “hazır” der. Bunun üzerine konuk ayağa kalkar. Psherahlar silahlarını, duvarda asıldığı düzen üzere sıra ile verirler. Konuk silahlarını takındıktan sonra dışarı çıkar. Ata binmeden önce ev sahibi ve dostlar ile veda eder ve sarılırlar. Çerkeslerde sarılma anında bir birini öpme geleneği yoktur. Ancak kucaklaşmadan sonra el sıkarlar. Bazen veda anında yalnız el tutma ile yetinirler.

Konuk giderken ev sahibine teşekkür etmez. Çünkü ev sahibi görevini yapmıştır. Ancak “Hoş Kalınız” der. Geldiğinde olduğu gibi giderken de misafir at bineceği yerin uzaklığını belirler. Psherahlar atı odaya yakın getirirlerse, konuk saygı göstererek istiyorsa biraz uzağa çektirir ve atın başı odaya ve oradakilerinse dönük olarak tutulur. Konuk ata bineceği zaman kolana bakabilir. Çerkesler kolanı sık bağlamayı binicilikte usta olmadığının kanıtı sayarlar. Bunun için genellikle ata bindikten sonra kolan atın karnı altında bir parmak sığacak biçimde sarkar.

Konuk ata sol taraftan biner, binme anında sol eli ile hem dizgini, hem de eyerin kayışını birlikte tutar. Atın yelesini tutup binmek ayıptır. Sağ eliyle de arkadaki kası tutar. Çevik ve iyi biniciler genellikle yalnız sol eliyle öndeki kası tutmakla yetinerek hızla at binerler.

At binerken vücudu atın başına doğru çok eğmemek, hızla binmek gerekir. Binerken sağ ayağı atın sağrısına dokundurmak çok ayıptır. Atı tutan psheraha sol el ile dizgini, sağ eli ile üzengiyi tutar. Ancak üzengiye çok asılmaz. Çünkü bu, konuğun binicilik yeteneğiyle ile alay etmektir.

Konuğun yanındaki psherahlar 30-40 metre daha ötede, konuk at bindikten sonra at binerler. Buna öyle dikkat ederler ki, konuğun ata binmesi bitince kendiside eyerinde bulunmuş olur. Daha önce binemez. Psherahların atları başkasınca genellikle tutulmaz.

Konuk at bindikten sonra “Sötxej – Söthej” yani mesut olunuz diyerek vedasını bitirirken at bir atak yapıyor gibi gideceği yere doğru hızla yürür. Iyi eğitilmiş Çerkes atlar bu atağı öyle doğal bir hızda yaparlar ki binicisi farkına bile varmaz. Binicinin geme hafif bir dokunması ya da üzengi içindeki ayağını ata dokundurması üzerine at, o güzel hareketi yapar.

Konuk biraz uzaklaşmadan atına kamçı vurmaz. Yüz metre ilerleyince bir kez kamçıyı ata vurarak şakırdatır. Bunun anlamı, ata kimin bindiğini belirtmektir. Başka zaman zorunluluk dışında atı kamçı ile dövmek çok ayıptır. Kamçıyı vuracağı zaman eli kulağa doğru kaldırmayıp ancak gem çekerek vurmak gerekir. Atlar çok iyi eğitildiklerinden kamçı darbesine gerek yoktur.

Psherah da thamadesi, yani büyüğü önünden geçtikten sonra arkası sıra yürür. Orada hazır bulunanlar da veda edip ayrılan konuğa “Goq Maf” yani uğurlu yol diye eşlik ederler.

Çerkeslerde konuğun evde kalma zamanı konuğun isteğine bağlıdır. Bazen 5-6 ay, hatta bir yıla varır. Ancak ne kadar uzarsa uzasın ona gösterilen ilgi hiç eksilmez. Aksine dostlarının çoğalması nedeniyle konuk odası günden güne kalabalıklaşır, düğün yeri gibi olur.

 

Nola Zaur Nalçik 1991

Адыгагъэ (ADIGELiK) İnsan yaşamına , hayat biçimine yönelik olarak Adige töresinin koyduğu tüm kuralları kapsar.Adigelik insani özelliklerimizi,saygı ve sevgiyi,doğruluk,adalet, cömertlik cesaret ve insana dair benzer tüm erdemleri kapsar.

Адыгэ хабзэ (ADiGE TÖRESi) Adige toplumunun yaşayış biçimini, birbirilerine karşı ve cemiyete karşı ilişkilerini yükümlülüklerini düzenleyen kurallar toplamıdır. Düğün cenaze ve benzer toplantıların da ana kuralları xabzeye göre tayin olunur.

Батырыбжьэ ( BATIRIBJ’E) Cemiyet ilişkilerine yönelik bir gelenektir. Örneğin bir kimse bir grubu çalıştırır, ot biçtirir veya odun kestirir veya benzer bir başka iş yaptırırsa grubun içerisinden en mahir ve çalışkan kişiye veya o grubun önce gelen bir bireyine x”uex”u (teşekkür) yapılarak bir bardak (veya kepçe) maksıme ikram edilir. Buna batırıbj’e adı verilir.Daha sonraları sadece bu koşullara bağlı olmaksızın önemli bir iş başaran, bir kahramanlık gösteren veya cemiyetin sevgisini ve takdirini kazanan kişilere verilen bu tür ikrama da batırıbj’e adı denilmeye başladı.

Башхуaпэ (BAŞHUAPE) Gelin alma geleneğinin bir parçasıdır. Yeni gelin bir süre sonra ailesini ziyarete geri [yasak]ürüldüğünde kaynı ve görümcesi gelini görmeğe giderlerdi. Ziyarete giden kişiler gittikleri yerdeki çocuklara verilmek üzere ayna,tarak,çorap,sabun ve benzer küçük hediyeleri bir sopaya takarak hazırlarlardı.Bu geleneğin adı Başhuape’dir.

Бэракъбла (BERAKBLA)Düğün geleneklerindendir. Nikah kıymaya gelen kafile ayrılırken bayrağa deri şapka,deri gömlek ,tülbent ,tarak,ayna vb küçük hediyeler iliştirilerek giden gruba verilirdi , bu bayrak hediyerlerle süslenmiş olarak aslında evlenecek oğlanın halası tarafından getirilirdi kız evine. Nikahtan dönen kafile bu bayrağı salimen döndükleri eve ulaştırmaya çalışırken kafileye rastlayanlar ise bayrağı ele geçirmeye çalışırlar, kafiledekiler böyle oyunlar ve eğlencelerle güle oynaya gidip dönerlerdi. Bu gelenek 1950-1960 yıllarına kadar devam etti,günümüzde çok seyrek olarak bu geleneğin uygulandığını görmekteyiz.

Гуф1апщ1э 1энэ (GUF’AP’Ş’E IANE ) Müjdeli bir haber , sevindirici bir bilgi getiren kişi eğer belirli bir yaşın üzerinde ise ona (guf’ap’ş’e) müjdeli haber için ödül olarak para veya benzer bir hediye verilmezdi. Bu kişi belirli bir yaşın üzerinde ise ona bir koyun (veya kişinin gücüne ve haberin önemine göre tavuk,kaz,hindi benzeri) kesilir güzel bir sofra donatılarak misafir edilirdi.

Псыхэгъэ (PSIXEĞE) Yas ile alakalı eski bir gelenektir. Eskiden suda boğulan ve cesedi bulunamayan kişinin boğulduğu veya suya kapıldığı yere gidilir kadınlar o su kıyısında ağlayıp ağıt yakarken erkekler de dualar ederlerdi.

Гъэф1эж (ĞEF’EJ) Evlilikle ilgili bir gelenektir. Eski dönemlerde bir kız ile ailesinin izni olmadan kaçırılarak evlenilmişse aileler arasında husumet ve düşmanlık doğmaması için yaşlılar bir araya toplanarak iki tarafı barıştırmak için arabulucu olurlardı.Böyle zamanlarda damat belirlenen başlığın dışında olmak üzere gelinin anne babasına bir at veya bunun karşılığı para veya kıymetli hediye verirdi.

Гъэф1эж (ĞEF’EJ) bu hediyenin adıdır. Anayurtta sovyet idaresinin kurulması ile birlikte gelenek ortadan kalkmıştır.

Гъуэгудэгъазэ (Ğuegudeğaze) Büyüğü ve misafiri yücelten bir gelenektir. Eskiden yolculuk esnasında bir misafirle karşılaşıldığında ona verilen değerin gösterilen saygının bir göstergesi olarak geriye dönülür ve,misafir teşekkür ederek geri dönülmesini isteyinceye kadar ona eşlik edilirdi.

Жьагъэхэх (J’AĞEHIEH) Eski düğün töresindendir. Evlenecek olan genç yanına arkadaşlarını da alarak dağdaki sürü çobanlarını dolaşırdı.Gittiği çobanlar geleneğe uygun olarak bir koyun verirlerdi ve bunun adına Жьагъэхэх (J’AĞEHIEH) denilirdi.Toplanan koyunlar düğünde gelen misafirin doyurulmasında kullanılırdı. Gelenek 1940’lı yıllarda ortadan kalktı.

Мэрем мэкъуауэ (MEREYM MEK”UAUE) Günlük yaşama dair gelenektir. Eskiden Başında aile reisi veya çalışabilir erkeği olmayan ailelerin ot ve ekinini biçmek için insanlar bir gün toplanır hep birlikte o aileye yardım ederlerdi. Bu geleneğin adı Mereym mek”uaue idi.

Iурыц1элъ (UıRIT’SELH) Düğün ile ilgili gelenektir. wuneyişe olarak adlandırılan yeni gelinin büyüklerle tanıştırılma merasimi sırasında gelinin dudaklarına yağ,bal ve şeker ile hazırlanmış bulamaç sürülür. Bunun anlamı yeni gelinin o ailede tatlı dilli mutlu ve huzurlu olması dileğinin ifadesidir. Gelenek günümüzde hala devam etmektedir.

Щыгъынгуэшыж (ŞIĞINGUEŞIJ)Cenaze ve yas ile ilgili gelenektir. Bir kişinin ölümünden 1 yıl sonra onun elbiseleri ve silahları dağıtılırdı. O gün at yarışı yapılır ve kazanan kişiye giysilerin silah ve gereçlerin iyileri verilmek üzere ölen kişinin eşyaları dağıtılırdı.Bu gelenek günümüzde de devam etmekle birlikte uygulama biçimi değişmiştir. Günümüzde bu tür eşyalar fakir ve ekonomik yönden yetersiz olanlara veya din işleri ile uğraşanlara verilmektedir.

Шуук1э плъак1уэ (ŞUUK’E PLHAK’UE) Düğün ile ilgili gelenek. Düğüncü giden grup hızlı bir at üzerinde birisini de beraberinde [yasak]ürürdü . Kafilenin en arkasından gelen bu kişinin görevi düğün gelenekleri ve şakaları arasında yer alan şapka kaçırma gibi bir durumla karşılaşıldığında bu kişinin görevi yetişerek müdahale edip şapkayı geri getirmekti. Bu görevi yapan kişi Шуук1э плъак1уэ ( ŞUUK’E PLHAK’UE ) olarak adlandırılırdı. Gelenek 1930’lu yıllarda ortadan kalktı.

Уэкъулэ. (Wuek”ule) Cemiyet yaşantısına dair gelenektir. Bir kişi başına bir kaza bela veya felaket gelir,varlığını ve ekonomik gücünü kaybederse yolculuk azığını temin ederek bir arkadaşına gider ve insanlardan yardım beklediğini sözleri ile belli ederdi. O cemiyette bir yardım başlatılır ve gelip gidenler bu kişiye güçleri oranında destek olurlardı. Bu geleneğin adı Уэкъулэ. (Wuek”ule ) idi.

Фэц1ынэгъэт1ылъ (Fetsıneğet’ıl”h) Adige düğün geleneğindendir. Yeni gelin eve girerken kapı ağzına serilen yaş deri üzerine ilk adımı atarak durur daha sonra evin içerisinde alınırdı.İnanışa göre bu şekilde karşılanan gelinin yeni evindeki yaşamı o deri gibi yumuşacık olur,mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerdi.Gelenek günümüzde de uygulanmaktadır.

Тешанк1эгъэк1эрахъуэ (TEŞANK’EĞEK’ERAH”UE) Gelini arabaya bindirip ayrılırken gelini götürenler gelin arabasını sağa doğru yürüterek evin önünde üç tur attırmak için çalışırlardı. Kız tarafından olanlar ise arabayı sol tarafa doğru sürmek için uğraşır diğer tarafın karşısına geçerlerdi.Burada inanışa göre gelin arabası sağa doğru yönelirse yeni evde erkeğin sözünün,tersi olursa kadının sözünün geçeceğine işaret sayılırdı.Tamamen güce dayanan bir mücadele,bir oyun olan bu gelenek zaman zaman kavga ve tatsızlıkla son bulurdu.Gelenek zaman içerisinde yokoldu.

Тешэрып1апщ1э (TEŞERIP’AP’Ş’E) Çok eski dönemlerde olan bir gelenektir. Prens evlendiğinde gelin bir soylunun evinde bir yıl süre ile kalır daha sonra prensin evine gelirdi. Prens gelini bir yıl süre ile ağırlayan soylu aileye kendi hizmetindeki bir hizmetkar aileyi ve gelini getirdikleri atları hediye ederdi. Bunun adı Тешэрып1апщ1э ( TEŞERIP’AP’Ş’E ) idi.

Пехьэжьэ (PEHIEJ’E) Düğün geleneklerindendir. Düğün kafilesi dönerken düğünün sahibi aile düğüncüler için yiyecek ve içecekler hazırlatarak köye yaklaşmakta olan kafileyi karşılatır ve köyün girişinde yenilir içilir daha sonra köye girilirdi. Bu şekilde düğün kafilesini karşılamak üzere gönderilen yiyecek ve içeceğin adı Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) idi.Gelenek artık uygulanmamaktadır.

Нысащ1эзэгуэгъэп (NISAŞ’EZEGUEĞEP) Eskiden Adigeler geline bir yıl süre ile iş dışarı işi yaptırmazlarmış.Bu sürenin sonunda geline önce su getirme işi verilirmiş,gelin suya giderken yanına tarak,ayna,tülbent,toka vb. küçük hediyeler alır bunları yolda karşılaştığı insanlara hediye edermiş.Bu,insanların yeni gelinle ilk karşılaşmalarında “ boş kova ile karşıladı ” denilmemesi için yapılırmış. Yeni gelinle su getirirken karşılaşan kimselerin suyu döküp gelini yeniden suya gönderme hakları varmış gelenek gereği.Bu şekilde gelinin sabrı sınanır suyu getirinceye kadar gelinin defalarca geri döndürüldüğü olurmuş. Gelenek 1930 – 1940 arası yıllarda ortadan kalktı.

Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE]) Söylencelerde bahsedildiğine göre bir zamanlar psıj nehrinin doğduğu yerde bir ev varmış ve Adigeler toplantılarını bu evde yaparlarmış.Bu evin yanında, üzerinde at ayağı ve köpek ayağı işaretleri olan bir büyük taş varmış.Toplantı taşı olarak adlandırılan bu taşın bir bölümündeki delik insanların doğru söyleyip söylemediklerini anlamak için kullanılırmış.İnanışa göre insan ne kadar şişman olursa olsun eğer doğru söylüyorsa bu taşın deliğinden geçermiş,eğer yalan söylüyorsa insan zayıf olsa bile geçemez o delikte sıkışır kalırmış.İşte bu taşın adı Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] ) toplantı taşı olarak söylencelerimizde yer alır.

Мысостей бжьищ (MISOSTEY Bj’iŞ’)  Davet ve şölen sofrasında uygulanan gelenektir. Geç kalan ve sofraya oturulduktan sonra gelen kişiye peşpeşe üç kadeh içki içirilir.

Мысостей бжьищ (MISOSTEY Bj’iŞ’) bu içkinin adıdır.Geleneğin başlangıcı olarak farklı olaylar anlatılır, fakat gerçeğe en yakın olanı şudur : 18 yüzyılda büyük Kaberdey toprakları Pşı Hatokhşokue , Pşı Mısost , Pşı Janbolet’in kontrolündeymiş. Toprağı ve idareyi paylaşamayan bu üç prens sürekli çatışırlar onların mücadelelerinde suçsuz insanlar zarar görür can verirmiş. Sonunda bu duruma son vermek üzere halkın ileri gelenleri toplanarak prensleri barıştırıp anlaştırarak sulh etmeye karar vermişler.Pşı Mısost’un evinde toplanılmış , barışmanın şerefine sofraya üç kadeh içki konulmuş fakat pşı hatokhuşokue ve ve pşı janbolet içkilerde zehir olabileceği şüphesi ile içmekte tereddüt etmişler; bu durumu farkeden pşı Mısost onların bu şüphesini ortadan kaldırmak için her üç kadehi de arka arkaya alıp içmiş. Sözcük dilimize ve geleneğimize buradan girmiştir.

Şk’ax”ue Tıx’ - Шк1ахъуэ тыхь : Eski Adige geleneğidir. Yılın topraktan ayrıdığı gün (23 mart Adige yeni yılı) köydekiler birleşerek köydeki sığır çobanına bir dana hediye ederlerdi yeni yıl hatırına.

Psıxeplhe - Псыхэплъэ : Evlenme çağındaki kızlartoplanır kepçeye su doldurarak gözlerini kırpmadan suyun içine bakarladı.Bu şekilde, evlenecekleri gencin suretinin suda belireceğine inanırlardı.

Zek’uj ıAne -Зэк1уж 1энэ : Eski Adige geleneğidir.Aralarında kan olan iki aile barıştırılırken hatalı görülen aile ziyafet düzenlerdi.Aile bu ziyafette ne kadar harcama yapacağını köy mahkemesinin tayin ederdi.

Quaje dexu - Къуажэ дэху : Eski Adige geleneğidir.Köyde hırsız ahlaksız,kurallara uymayan veya köyün tümünü mahçup edecek davranışta bulunan birisi olduğunda köylüler toplanır o kişinin artık köyde yaşayamayacağına karar verirlerdi.Karar alındıktan sonra o kişi köyden kovulurdu.

Vak’ueyix’ej tx’alheıu -Тхьэлъэ1ук1э –(вак1уэихьэж Тхьэлъэ1у ц1ык1у.Tarlaların sürülme işi bittikten sonra o işte çalışanlar dışında hiç kimsenin katılmadığı bir dua yapılırdı.Herkes birer kaden maksıma alırdı ve x”uax”ue yaparlardı.Arazide yapılan barınağın önünde herkes içkisini içtikten sonra, ellerindeki kadehleri(bardakları) kaldıkları geçici barınağın üzerinden aşıracak şekilde geriye atarlardı.Daha sonra kafile birlikte köye döner Çift sürme kurbanı keserlerdi.

Şexex - Шэхэх : İnsanın vücudunda kalan kurşunu,oku veya saçmayı çıkartan çok usta cerrahlara o dönemde Şexex denirmiş.

Ş’ığın Gueşıj - Щыгъын гуэшыж : Eski Adige geleneğidir.Bir insanın elbiseleri ve silahları onun ölümünden bir yıl sonra dağıtılırmış.Genellikle At yarışında kazanan usta biniciye bu eşyaların en değerli olanı verilirmiş.Günümüzde de bu gelenek mevcuttur, fakat eskiye göre oldukça değişik bir biçimde uygulanmaktadır.Şimdilerde giysiler dağıtılmakta onlar da daha çok din görevlilerine veya köyün fakirlerine verilmektedir.

J’egu paş’x’e tıx’ - Жьэгу пащхьэ тыхь : Bu gelenek özel bir güne mahsus olmayıp,ailede mutlu bir olay olduğunda kutlandığında et pişirilen su veya et pişirilen yağ ocak ateşinin etrafına çepeçevre dökülür “Allahım rızık ve mutluğu ailemizden ek[yasak] etme” denilerek dua edilirdi.

Leğune Maf’e - Лэгъунэ маф1э : Eskiden Adigeler yeni geline bir yıl süre ile iş yaptırmazlarmış.Yeni gelinin iş yapmaya başladığı ilk gün sülalenin kadınları onu evin büyük odasına alırlarmış,En yaşlı kadın gelini ocağa [yasak]ürür çepeçevre gezdirdikten sonra ocaktaki ateşi yakarak “Allahım bu ocakta sonsuza kadar ateşi söndürmesin,bereketi ve doğumu senden eksiltmesin” der,dua edermiş.

Yaj’e tewude - Яжьэ теудэ : Eski tedavi yöntemidir.Hamile kadının doğumu uzadığında,ebe ocaktaki külü alır hamie kdaının karnına döker, sürer “tanrı tez zamanda ayırsın sizi” diyerek dua edermiş.

Vağebdzume X”uex”u - Вагъэбдзумэ хъуэхъу Vağebdzumeabanın bir seferde çevirdiği toprak dilimi)Tarla sürmeye çıkıldığında ilk gün toprağa ilk saban köyden birisine sürdürülür,bunun bereket getireceğine inanılırdı.Bu ilk saban vuruluşunda Çift süren gruptaki tx’amade bir kepçe maksıma doldurur ve bolluk bereket için dua ederek içerdi.Daha sonra ilk sabanı sürmesi kararlaştırılan kişiye sabanın sapı tutturulur ve başlangıç yaptırılırdı.

Qamexet’e - Къамэхэт1э : Adige düğün geleneğidir. Gelini getiren grup bahçe kapısından içeri gireceği sırada orada bulunan ve kafileyi karşılayan gruptan bir genç kamasını çıkartarak bahçe kapısının girişine yere saplar.Grup orada durur ve içeriye girmek için o kamanın saplandığı yerden çıkartılmasını bekler.Kamayı yerinden çıkartabilmek için öncelikle kamanın sahibi gence içecek ve yiyecekler ile ikramda bulunulur ve ancak ondan sonra kama çıkartılabilir;daha sonra ise kafile bahçeden içeri girerek gelini getirir.

Wuane Cıde - Уанэ джыдэ : Sefere çıkarken veya uzak yola giderken Adigeler ateş için odun kesmek gibi işlerde kullandıkları ve eyerlerinin kenarına bağladıkları küçük baltalar gezdirirlermiş.Bu küçük baltaların adı (wuane cıde – eyer nacağı) imiş.

Psıxedze - Псыхэдзэ : Kuraklık olduğunda köyde dedikodusu yapılan bir kadının ayakkabısının teki çalınır,bir sopanın ucuna sıkıca bağlanan ayakkabı köydeki suyun (dere-ırmak,göl vb) ortasında bir yere saplanırmış. Daha sonra hakkında dedikodu yapılan o kadın sürüklenerek getirilir giysileri üzerinde olduğu halde suya atılır iki üç kez suya batırıldıktan sonra topluca dua edilerek dağılırlar,bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

X”ump’ets’egığue Qute - Хъумп1эц1эджыгъуэ къутэ : Kuraklık olduğunda karınca yuvasını bozarak üzerine su dökerlermiş,bir kısmı da yuvayı hiç bozamadan üzerine su dökerler ve bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

Jııak’ue - Жы1ак1уэ : Köyün veya ailenin bir mesele için elçi veya aracı olarak görev verdiği gruptan ilk konuşmak üzere seçilmiş olan kişidir. Bu kişi aklı başında ağzı laf yapan ve oturup kalkmasını bilen birisi olmak zorundadır.Bu tür elçi seçme daha ziyade adam öldürme olaylarından sonra tarafları barıştırmak için,cenazelerde,başlık parası almak için gidilirken vb. durumlarda olur.

Pşşı xuepsix - Пщы хуепсых : Eskiden Pşı (bey,prens) bir yerde dururken atlı birisi gelirse,atını durdurarak iner ve atın gemini tutarak pşı’nın yanından yaya geçerek ona saygısını gösterirmiş.Daha sonra yeniden atına biner yoluna devam edermiş.

Max”tabu - Махътабу (нахътабу) Eski bir gelenektir,köyün sürüleri dağdan indiği zaman sürü çaobanlarının başındaki kişiye görevini hakkıyla ve eksiksiz yaptığı için ücreti ile orantılı olarak ya bir at,veya onun karşılığı para verilirdi.Bu şekilde verilen para veya atın adına “Mahktabu (Nahktabu)” denilirdi.

Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ Düğün alayı gelini alıp ayrılırken,gelin tarafından olan gençler çıkışı kapatır çeşitli hediyeler almadan gelin alayının çıkmasına izin vermezlerdi,bu hediyeler de genellikle yiyecek şeyler ve içki olurdu.Bu geleneğin adı “Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ” veya bir başka ifade edilişi ile “Kuebje ıUxıp’ş’e – куэбжэ 1ухыпщ1э” denilirdi.Günümüzde hala yürürlükte olan bu gelenkte içki ve yiyecek yanısıra para alındığı da olmaktadır.P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП. Toplumsal yaşama yönelik bir gelenektir.Din kurslarında okuyanlar daha ziyade fakir çiftçilerin çocukları olduğu için zaman zaman eğitim dönemi bitmeden öğrencilerin erzaklarının bittiği olurdu.Bu durumda köyden veya o cemiyetten çeşitli gıdalar toplanrak getirilir ve öğrencilerin ihtiyacı karşılanırdı. Bu tür gıda ve erzak toplamanın adı “P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП”idi.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı