Kafkasya'nın Çarlık Rusyası tarafında işgal edilmesinde önemli bir rol oynayan ve adı "gaddarlık" ile özdeşleşen, uyguladığı politikaları "ismimin yarattığı terörün, kalelerimizden daha güçlü bir şekilde sınırlarımızı korumasını istiyorum" diye savunan General Yermolov'un kahramanlaştırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Kavkazskiy Uzel sitesinde tarihçiler ile bir söyleşi düzenlendi. Sn. Uğur Yağanoğlu tarafından Türkçeye çevrilen söyleşinin tamamını okuyucularımız ile paylaşıyoruz.

"A.P.Yermolov. Kafkasya mektupları. 1816-1860" adlı kitabı değerlendiren tarihçiler Rusya makamlarının General Aleksey Yermolov'u kahramanlaştırmaya çalıştığını belirttiler. İnsan hakları savunucularının görüşüne göre, generalin icraatlarındaki gaddarlık, KKFB (Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi) halkının generale yaklaşımını değiştirmesine engel oluyor.

1818 yılında piyade generali ve 1837 yılında topçu generali olan Aleksey Yermolov, 1763'den 1864'e kadar süren Kafkas Savaşı'nın katılımcılarından biri idi. A.Yermolov'a dair günümüzdeki değerlendirmeler son derece çelişkilidir. Kafkasya cumhuriyetlerinde yaşayanların Yermolov algısı çoğunlukla son derece olumsuzdur. Onu "eli kanlı general", cellat, tenkilci olarak adlandırıyor ve hatta Kafkas halklarına soykırım uygulamakla suçluyorlar.

10 Nisan'da Moskova'da Uluslararası "Memorial" örgütünün binasında "A.P.Yermolov. Kafkasya mektupları. 1816-1864" adlı kitabın tanıtımı yapıldı. Kitap, "Zvezda" dergisi redaksiyonu ve Petersburg'daki Avrupa Üniversitesinin ortak projesi çerçevesinde sivil haklar inisiyatifi komitesinin katılımıyla 2014 yılı sonunda basılmıştı.

"Kavkazskiy Uzel" muhabirleri, tanıtıma eseri derleyenlerden Petersburg Avrupa Üniversitesi rektör yardımcısı Galina Lisitsına'nın, yayının sorumlu redaktörü Yakov Gordin'in ve tarihçilerle insan hakları savunucularının da katıldığını bildirdiler.

"Eskiden Yermolov'un mektupları tahrif edilerek yayınlanırdı"

Yayından sorumlu redaktör "Zvezda" dergisinin baş redaktörü Yakov Gordin, kitaba alınan mektup sayısının 500'den fazla olduğunu ve bunlardan 200 tanesinin daha önce hiç yayınlanmamış olduğunu söyledi.

Yakov Gordin, "19. yüzyılda mektuplar, tahrif edilerek, bazı yerleri atlanarak yayınlanıyordu. Bunun sebebi sansür ve şahsi mülahazalardı. Ve, doğaldır ki, bunları yorumlamıyorlardı. Şimdi bütün mektuplar orijinalleriyle karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Yani bu, Yermolov'un mektuplarının ilk bilimsel yayınıdır", dedi.

Bununla beraber, Gordin'e göre Yermolov'un tüm mektuplarının kitapta yer aldığını iddia etmeye imkan yoktur, "bazılarının kime yazıldığı belli değil, bazı mektuplar da bulunamadı" diye ilave etti "Zvezda" dergisi baş redaktörü.

Gordin'e göre Yermolov'un mektuplarının yayınlanması "günümüz Rusya'sı için günceldir", çünkü "Kafkas Savaşı henüz sona ermiş değildir".
Yakov Gordin, kitabın sadece tarih uzmanlarını hedeflemediğinin altını çizdi. "sivil inisiyatif Komitesinde bu kitaptan söz ettiğimizde, Aleksey Kudrin -Rusya'nın eski maliye bakanı, sivil inisiyatif Komitesinin kurucularından biridir- insanların bu kitaba dokunmalarının, okumalarının ve üzerinde düşünmelerinin iyi olacağını söyledi"diye ilave etti.

"Kitap Kafkasya'daki subay dünyasını incelemek açısından önemli"

"Zvezda" dergisi redaktörüne göre Yermolov'un Kafkasya'daki davranışları "yolu Asya'ya düşen" ve "nereye geldiğini anlamak istemeyen bir Avrupalının davranışlarıdır".

"O kendisini Asya fatihi olarak görüyordu ve o nedenle Kafkasya'ya atanmak istiyordu. O, büyük bir imparatorluğun küçük bir askeri değildi, kendisi imparatorluktan daha büyüktü ve imparatorluk onun projelerini hazmedebilecek kapasitede değildi".

RAN (Rusya Bilimler Akademisi) Rusya Tarihi Enstitüsü çalışanlarından kıdemli bilim adamı Lüdmila Gatakova, kitabın okuyucuya "gerçek Yermolov tasvirini" çizdiğinin altını çizdi.

"O çok yönlü bir şahsiyetti ve karakteri çok çelişkili vasıflarla doluydu". Lüdmila Gatakova bizatihi "Kafkasya mektuplarını" fedakarca bir çalışma ve Kafkasya araştırmalarına eşsiz bir katkı olarak değerlendiriyor. Sonuç olarak şöyle dedi: "Bu kitap Kafkasya araştırmacılarına gelecekteki çalışmalarında yararlı olacaktır, çünkü burada pek çok şahsiyet, hadise ve olgu hakkında bilgi edinebileceklerdir".

Diğer taraftan, Sunja'nın sol yakasındaki köylerden bazıları, hainlikleri ve düzenbazlıkları nedeniyle cezalandırıldı ve bu hadiselerde çatışmalarda olduğundan daha fazla insan ve kadın öldürmek mümkün oldu, zira bazen kaçmanın da bir faydası olmuyor. General Yermolov, 1818 yılı. Rusya sosyal bilimler üniversitesi doçenti Larisa Tsivijba, Lüdmila Gatagova ile aynı kanaatte olduğunu belirterek şu hususun altını çizdi:
"Kitapta, onun duygularını görüyoruz, böylesi şeyler genellikle araştırmaların kapsamı dışında kalır. Her mektupta tayinlerden bahsediliyor, insanlar değerlendiriliyor. Tüm bunlar, Kafkasya'daki subay dünyasını incelemek bakımından çok önemli".

Rusya Devlet Arşivi müdürü Sergey Mironenko, mektup külliyatının "Yermolov kuşağının neden hedefine ulaşamadığı" konusunda zengin malzeme sağladığını belirtti.

"Yermolov dağlıların yüreğine öncelikle korku salmak istedi"

İnsan hakları örgütü "Memorial"'ın Konsey başkanı Aleksandr Çerkasov, Yermolov'un mektuplarında Sezar'ın "Galya Savaşı Notlarından" ve Tacitus'un eserlerinden kopya çektiğini ifade etti.

"İşte o kime öykünmüştü, ve sonuçta ne oldu? Neden birilerinin örneğine göre bir imparatorluk kurmaya çalışılırken, girişte Sezar ve Tacitus yakışıyor da, çıkışta pek öyle olmuyor? Neden imparatorluk kurma çabaları ya Üçüncü Roma veya Üçüncü Reich ile neticeleniyor? Bu mektuplar, iktidarı ele geçirip gaddarlık temelinde bir imparatorluk kurmaya çalışan bir insana dair ibret alınacak derslerle doludur. Şimdi yeni Tacituslar ortada yok, ama bir imparatorluğu sadece kılıçla kurmanın mümkün olmadığının idraki orta yerdedir".

Lüdmila Gatakova, Yermolov'un mektuplarından onun dağlılara "uygulanması gereken yegane politikanın" acımasızlık olduğu görüşünde olduğunun anlaşıldığını ifade ederek, şu hususun altını çizdi: "dağlıların yüreğine korku salmak onun amentüsü idi".

İnsan hakları merkezi "Memorial"'ın konsey üyesi Oleg Orlov, Yermolov'un mektuplarının Kafkas Savaşı sürecinde "vahşetin sıradan olduğu" izlenimi bıraktığını söyledi.

Oleg Orlov, Yermolov'un bir mektubunda, kaleler zincirinin kurulmasından ve Çeçenlerin dağlara çekilmek zorunda kalmasından sonra "açlığın şimdi her zamankinden daha fazla kırıma sebep olacağını" memnuniyetle kaydettiğini söyledi.

Oleg Orlov ,Yermolov'un general Zakrevskiy'e 1818 yılında yazdığı bir mektubu okudu. " Diğer taraftan, Sunja'nın sol yakasındaki köylerden bazıları, hainlikleri ve düzenbazlıkları nedeniyle cezalandırıldı, ve bu hadiselerde çatışmalarda olduğundan daha fazla insan ve kadın öldürmek mümkün oldu, zira bazen kaçmanın da bir faydası olmuyor." Diye yazıyordu Yermolov maiyetindeki generale.
"Yermolov rasyonel gaddarlığı Suvorov'dan öğrendi"

Petersburg Avrupa Üniversitesi rektör yardımcısı ve mektupların yayıncısı Galina Lisitsına, "vahşetin Kafkas Savaşı sürecinde sıradan bir şey olduğunu "belirtti.

Galina Lisitsına konuşmasında "dağlıların Kazak stanitsalarına ve kendi komşularına yaptığı akınların insanlığa yakışmadığını ve vahşet düzeyinin yüksek olduğunu" söyledi.

Bu, hesaplı ve metotları bakımından canavarca bir politika idi.

Galina Lisitsına Kafkasya'nın, Yermolov'un dünya görüşünü ve dağlıları bastırma metotlarını seçimini etkilediğini belirtti. Yakov Gordin, Galina Lisitsına'nın komşular üzerine akın yapılmasını öngören dağlı saldırı sisteminin bir realite olduğu yönündeki görüşüne katıldığını söyledi. "Lakin, Yermoolov'un 1794 yılında Varşova'nın bir banliyösünü zapt eden Suvorov'dan öğrendiği şöyle bir rasyonel vahşet vardı. Suvorov o zaman askerlerine yağma için üç gün verdi ve sonra halkın Varşova'daki akrabalarının gelip, olup biteni görmelerine izin verdi, ve Varşova direnmeden teslim oldu. Suvorov böyle yaparak pek çok Rus ve Polonyalının hayatını kurtardığı kanaatinde idi. Yermolov aynı şeyi Dadi-Yurt'ta yaptı. Bu, hesaplı, metotları bakımından canavarca bir politika idi" dedi Yakov Gordin.

"Kavkazskiy uzel" sitesinde "Штурм селения Дади-Юрт в 1819 году" ("Dadi-Yurt köyüne 1819 yılında yapılan taarruz") başlığı altında yayınlanan makalede Dadi Yurt'un (Dada-Yurt veya Dadı-Yurt) Kafkas Savaşı sırasında 15 (28) Eylül 1819 tarihinde Rus askerlerinin taarruzu sırasında tamamen imha edilen bir Çeçen köyü olduğu anlatılıyor. Çarpışma neredeyse yarım günden fazla kadar devam etti ve ancak eli silah tutan tüm Çeçen erkekleri, en az 400 kişi öldürüldükten sonra sona erdi. Taarruzun ertesi günü Terek nehri geçilirken, Dadi-Yurt'ta ele geçirilen kızlardan 46'sı esarette aşağılanmaktansa ölmeyi seçerek suya atladılar ve muhafızlarını da beraber götürdüler.

"Yermolov Kafkasya'da taktik değiştirmeyi düşünmüştü"

Hal böyle olsa da Yermolov tedrici olarak "salt şiddetin problemi çözemediği" düşüncesine yaklaştı ve Gordin'in ifadesiyle "taktik değiştirme konusunu düşünmeye başladı". Gordin devamla "1826 yılında Çeçenistan'a tayin edilen general Petrov'a yolladığı talimatta, önemli olanın adil davranmak olduğunu, çünkü Çeçenlerin adalete önem verdiklerini" yazdığını söyledi.

Gordin'e göre vahşetin kapanış sahnesi Kafkas Savaşının sonunda Batı Kafkasya'nın fethi oldu.

Gordin "bunun tam bir soykırım olduğunu ve şayet Rusya bunu kabul etseydi Adigelerin Rusya'ya karşı tavrının değişeceğini, çünkü bunu adaletin tecelli etmesi olarak değerlendireceklerini" söyledi.

Kafkas Savaşı Adige halklarını yok olmanın eşiğine getirdi. Savaştan sonra Osmanlı imparatorluğuna kitlesel olarak sürgün edilmeleri neticesinde öz yurtlarında kalan insan sayısı 50 binin biraz üstünde idi.

Rusya makamları halen savaş sırasında Çerkeslere uygulanan soykırımı tanıma kararı almadı.

"Yermolov şimdi ulusal kahramanlar panteonuna dahil ediliyor"

Devlet Tarih Müzesi çalışanı Aleksandr Smirnov, Rusya'da son yıllarda "general Yermolov'un anısının canlandırılması sürecinin" cereyan ettiğini söyledi.

Aleksandr Smirnov bu konuda şöyle konuştu: "1812 yılının 200'üncü yıldönümünde, anıt dikilmeye başlanınca Yermolov iki atlı anıta layık görüldü. Oysa daha önemli roller oynamış olan Barklay de Tolli veya Kutuzov'a sadece birer anıt dikildi". Yakov Gordin de Yermolov'un popülaritesinin " kısmen bizzat kendi elleriyle yaratıldığını" söyleyerek şöyle devam etti: "çok işler yaptı, göze çarpan biriydi, kendini satmayı çok güzel beceriyordu, ama Kuzey-Doğu Kafkasya'da ondan nefret ediyorlar, Batı Kafkasya'da ise onu hatırlamıyorlar bile. Rusya'nın kalan kısmında ise Yermolov'u, şimdi burada yaratmaya çalıştıkları ulusal kahramanlar panteonuna dahil ediyorlar".

Yermolov anıtı Stavropol krayda, Mineralnıye Vodı'de 2008 yılı Ekim ayında dikildi. Bu anıt hala Stavropol krayın ve tüm Kuzey Kafkasya'nın çeşitli milliyetlerinden insanların farklı reaksiyonlarına hedef oluyor. 22 Ekim 2011'de meçhul şahıslar anıtı kirlettiler.

Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi doçenti Larisa Tsvijba bazı araştırmacıların "Kafkas Savaşı'nın vahşetini" inkar etmeye çalıştıkları görüşünde. Onlara göre,"hiçbir vahşet, hiçbir soykırım olmamış". Hal böyle olsa da, uzmanın görüşüne göre "Kafkasya'da fiili olarak Yermolov politikasına devam edildiğine dair bir emare henüz yok". Uzman sözlerine şöyle devam etti: "cumhuriyetlerin başındaki asker kökenli yöneticiler veya yeni KKFB (Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi temsilcisi (birinci Çeçen Savaşı gazisi tümgeneral Sergey Melikov-Kavkazskiy Uzel'in notu) Kafkas Savaşını yöneten askerlerden daha az bağımsızdırlar. Zaten çağımızın gerçekliğinde bu politikayı sürdürmek mümkün değil". Larisa Tvijba Yermolov'un hatırasının "sadece Rusya'da güncel kalmaya devam ettiği" görüşünde. "Güney Kafkasya'da onu kimse hatırlamıyor".
"Bir dizi bölgede Kafkas Savaşı'nın kahramanları kültü yaratılmakta".

RGGU (Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi) dış politika ve bölgeler araştırması kürsüsü doçenti Sergey Markedonov, görüşlerini şöyle ifade etti: "Rusya'nın bugünkü Kafkasya politikasına tüm artıları ve eksileriyle bakacak olursak, iktidar Yermolov'un politikasını yürütmüyor. Ayrıca Yermolov politikasının tüm boyutlarıyla uygulanmasının günümüzde mümkün olacağını da düşünmüyorum. Yermolov'un Kafkasya'da savaştığı sırada karşısında belli bir düşman vardı. Günümüzdeki terörist faaliyetleri savaş olarak adlandırmak mümkün değil."

Yermolov'un anısına nasıl yaklaşıldığı konusuna gelince, Markedonov "durumun Stalin güzellemesiyle aynı olduğu" görüşündedir.


"Bu, geçmişteki bir örneği günümüzün bir problemi için kullanma çabasıdır. Bu tip insanlar Yermolov'u Kafkasya'da düzeni sağlamış çelikten bir adam olarak görüyorlar. Bunu yaparken, o zamanki Kafkasya'nın bir cephe sahası, şimdi ise Rusya'nın bir parçası olduğunun farkında değiller."


Dağlıların yüreğine korku salmak onun amentüsü idi.


Markedonov, Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde Yermolov'un resmi düzeyde bile olumsuz olarak algılandığını söyledi.
"Bu Çeçenistan'da ve Dağıstan'da böyle oluyor. Dağıstan'da fiili olarak geçerli olan resmi görüş Resul Hamzatov'un şu dizelerinde ifadesini buluyor: "Kafkasya'yı feth eden Yermolov'un Rusya'sı değil/ Puşkin'in Rusya'sıdır Kafkasya'yı feth eden". Oysa bu satırlarda bir hayli kurnazlık var. Çünkü Puşkin Yermolov'a iyi davranırdı."


Diğer taraftan Markedonov, Stavropol krayı ve Krasnodar krayı ile Rostov vilayetinde bir "Kafkas Savaşı kahramanları kültü yaratılmakta olduğunu" söyledi. "Rusya sınırları dışında Yermolov adı yalnızca tarihçiler için bir anlam ifade ediyor".


Moskova Carnegie Merkezi bilimsel konsey üyesi Aleksey Malaşenko 1990'larda Yermolov'un Çeçenistan'da savaşmış Rus askerleri arasında çok popüler olduğunu ifade etti. "Onlar için o zaman Yermolov, Suvorov gibi, Stalin veya Kutuzov gibi biriydi".


Malaşov, Yemolov uygulamasının "günümüzde de kullanılabileceği fikrine "kesinlikle katılmadığını ifade ederek sözlerini şöyle noktaladı: "bundan başka düşmana karşı davranış da değişti. 19.yüzyıl generalleri nin dağlıları "saygıdeğer düşmanlar" olarak değerlendirmesi tipik bir hadise iken, şimdiki subay ve generallerin hatıratlarında söz konusu edilenler,"kendilerine karşı her türlü aracın kullanılmasının mübah" olduğu haydutlardır ".


Kaynak: Kavkazskiy Uzel sitesinden (11 Nisan 2015) Uğur Yağanoğlu tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

Sürgün

Aralık 15, 2018

Kanlı yenilgiler üzerine Agustos 1864'de Çar'in kardesi Grandük Misel, yayinladigi fermanla bir ay içinde Kafkasya'nin bosaltilmasini, aksi halde kalan herkesin, harp esiri olarak Rusya'nin muhtelif mintikalarina sürüleceklerini bildirdi. Bunun üzerine vatandan Osmanli topraklarina sürgün basladi. Sürülenler Bulgaristan, Dobrica, Sirbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak hatta Ürdün'e, genel olarak, durumu karisik olan yerlere yerlestirildi. Fakat Rusya kendisine sinir olan ve daha sonra kendisinin olabilecek yerlerde Kafkasyalilari istemiyordu. Bu yüzden 1876 Istanbul Konferensinda "Rumelide Çerkes göçmenlerin iskan edilmemesi" kararlastirildi ve en az 175.000 Kafkasyali ikinci sürgüne ugradi.

Sürgünden sonra Kafkasyalilar Osmanli için "canla basla" çalistilar. Örnegin, Osmanlilarin (bilhassa Kafkas ordusunun) süvarilerinin büyük bir kismi Kafkasyaliydi ve savaslarda sayisiz yararliliklar gösteriyorlardi. Kafkasyalilarin bu kadar çalismasina ragmen, ne kadarinin sürüldügü kesin olarak söylenememektedir. Sürgün edilen Kafkasyalilar 500.000 ile 2.000.000 arasinda tahmin edilmektedir.Fakat resmi kayitlara göre 1855-1863 yillari arasinda 311.330 ve 1864 yilinda Eylül ayina kadar 283.000 kadar göçmen Varna ve muhtelif Karadeniz limanlarina geldi. Ayni resmi belgelerin (Takvim.-i Vekayi) 1281 tarihli sayisinda kis mevsiminden yaz ortalarina kadar toplam 299.068 kisinin geldigini yazmaktadir. Böylece en az 900.000'e yakin göçmen 1855-1864 yillarinda osmanli topraklarina gelmistir.

Bu yillara önce ve sonra gelen, yollarda ölen ve sayima girmeyenlerle, sürgün edilen Kuzey Kafkasyalilarin sayisinin bir milyonu astigi anlasilmaktadir. Osmanli Devleti ise göçmenlere hiç yardim etmemis, gidasizliktan, iklim degisikliginden ve salgin hastaliklardan binlerce Kafkasyali ölmüstür. Öyleki Trabzon Rus konsolosunun raporunda Batum'da, günde 7, Trabzon'da 180-250, Samsun'da 200 kisinin öldügünü bildirmistir. Çerkes koyleri 20-30 yil sonra "Çerkes Mezarlari" haline gelmistir. Ekonomisi tarima dayali olan Rusya ise Kafkasya, Ukarayna, Ortaasya, Urallar gibi bölgeleri sömürerek kendi kalkinmasini sagladi ve bu bölgelerin geri kalmasina neden oldu.

SÜRGÜNDEN SONRA KAFKAS-RUS-OSMANLI ILISKILERI: 
Sürgünden sonra Kafkasya'da, Ruslar, kolonizasyon islerini her sömürgeci ülke gibi, "medenilestirme" olarak gösterdiler. Muhaceretteki Kafkasyalilar ise yurda dönüs isteklerini kaybetmediler ve Osmanli padisahlariyla bir Osmanli - Rus savasinda Kafkasya'da isyan çikartmak için anlastilar. Bu firsat 1877 - 1878 Osmanli - Rus savasinda çikti. Osmanlilar abhazya'da bir sasirtma harekatina girdiler ve kiyiya 3000-4000 Kafkasyaliyi çikarttilar. O sirada Kafkasyalilar bir kurultay toplayarak Abdurrahman Efendi'yi baskan seçtiler. Imamlarinin önderliginde 9 Mayis'ta Dagistan ve Çeçenistan'da, 12 Mayis'ta Kuban'da isyan çikti. Kafkasyalilar 20 yil önce gömdükleri tüfeklerini çikarttilar. Durum Ruslar açisindan ciddilesmisti. Fakat Osmanlilardan gerekli yardim gelmedigi için Adigelerin bir kismi ile Abhazlarin büyük bir çogunlugu Osmanli topraklarina sürüldü.

Bundan sonra 1905'e kadar "medenilestirme" hareketlerine karsi çikan küçük ayaklanmalar disinda önemli birsey olmadi. Bu siralarda dünya siyasetinde önemli degisikler oluyordu. XIX. yy.in sonlarina dogru Osmanlilarin üzerideki Ingiliz etkisi azalmisti. Bunun üzerine Osmanlilarin yeni hamisi gelismekte olan Amanya oldu. 1888'de Deutsche (Doçe) Bank Osmanli Imparatorluguna girdi ve Anadolu Demiryollarinin yapimini eline geçirdi. Osmanli ordusunun teskilatlandirilmasi Alman subaylarina verilmeye baslandi. Bunun üzerine 1907'de Rus-Ingiliz anlasmasi yapildi. 1909'da iktidara geçen Enver, Talat ve Cemal Pasalar Almanlarin hemen her istediklerini yaptilar ve Panslavizm'e karsi Pnaturanizm'i çikardilar. (Panturana Dagistan da giriyordu.)

Bu siralarda Kafkasya'da, 1905 Rus-Japon savasinda Rusya'nin yenilmesi firsat bilinerek bir isyan daha çikarildi ama bu da bastirildi. 1913'de egemenler halka ait genis arazilere el koydular. Bunun üzerine onbini askin Adige "Dzeliko" irmagi mevkiinde feodallerle ve onlari destekleyen çar ordusuyla çarpisti. Ayaklanmanin öndegelenleri Sibirya'ya sürüldü. Bu yillarda, devlet tarafindan "asi, hirsiz, haydut" diye adlandirilan, halkin Abrek dedigi kimseler Çarlik otoritesine karsi koyuyorlardi. Bunlar resmi yerleri ve zenginleri soyup, elde ettiklerini halka dagitiyorlardi.

I. Dünya savasinda Osmanli yöneticileri "romantik" hayalleri gerçeklestirmek üzere (Turan için) IV. Orduyu kurdular, fakat Kafkas cephesinde çesitli yenilgilere ugramaktan kurtulamadilar. Subat 1917'de baslayan devrim üzerine Rus ordusu çözülmeye basladi. Devrim üzerine 3 Mayis 1917'de Terekkale (Vladikafkas) de halk kurultayi toplandi ve bir icra organi (Birlesik Simali Kafkasya ve Dagisatn Daglilari Birligi Merkez Komitesi) kuruldu. 18 Eylül 1917'deki ikinci toplantida kurultay "Kuzey Kafkasya Milli Müessesan Meclisi" adini aldi ve Kuzey Kafkasyalilarin siyasi bir birlik teskil ettigine karar verildi. Kuzey Kafkasya merkez komitesi, 20 Kasmi 1917'de Rusya'dan ayrildigini ve bagimsiz bir devlet oldugunu ilan etti. resmi müesseselere, bankalara, okullara, vs. milli bir sekil verildi. Bundan memnun olmayan Kazaklar ve Ruslarla çestili çatismalar oldu. Güney Kafkasya'da ise Gürcü, Ermeni ve azerilerden olusan Transkafkas federasyonu kuruldu. Bu federasyonun savunmasi (milli kuvvetleri) yok gibiydi.

Brest-Litovsk anlasmasiyla Batum, Ardahan ve Kars'i Sovyetlerden alan Osmanlilar saldiriya geçtiler. Bunun üzerine 22 Nisan'da Transkafkas Federatif Cumhuriyeti bagimsizligini ilan etti. Almanlar ve Ingilizler Bakü'nün Osmanlilar tarafindan isgal edilmesini istemiyorlardi. (Çünkü kendileri Bakü'yü isgal etmek istiyorlardi.25) Bu yüzden Almanlar, kendi istegiyle, Gürcüstan'i "himaye" ettiler ve asker gönderdiler. Osmanlilarin Ermenistani isgali Ingiliz hareketini engelleyecegi için bu hareket Almanlar tarafindan tesvik edildi. Kuzey Kafkasyalilar ise Istanbul'a yardim istemek için bir heyet gönderdiler ve 11 Mayis 1918'de bir nota ile, bütün devletlere Kuzey Kafkasyanin bagimsizligini ilan ettirdiler. Bunu 26 Mayis'ta Gürcüstan, 28 Mayis'ta da Azerbaycan ve Ermenistan'in bagimsizliklarini belirtmeleri takip etti. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, bu üç devlete çesitli kereler konfederasyon teklif ettiyse de kabul edilmedi. 8 Haziran 1918'de Kafkas devletleri ve Osmanlilar arasinda iyi dostluk ve iyi komsuluk anlasmasi yapildi. Fakat bu sirada Osmanli ordusu Kafkasya'ya girdi. Ismail Berkok, Mithat Pasa ve Muzaffer beyler K. Kafkas yerli kuvvetlerini organizeye basladilar. Gürcüstan üzerinden ilerleyemeyen Osmanlilar, Azerbaycan üzerinden ilerlediler ve 15 Eylül'de Bakü'yü isgal ettiler. Sovyetler, Almanlarin savasi kaybetmeleri üzerine Osmanlilarla aralarindaki Brest-Litovsk anlasmasini feslettiklerine ve Osmanlilarin Kafkasyadan çikmalari gerektigini bildirdiler. Fakat 6 Ekim'de Derbent alindi ve 13 Ekim'de sehre Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti bayragi çekildi. Fakat Osmanlilar savasi kaybettiler ve Mondros antlasmasiyla Kafkasya'dan çikmak zorunda kaldilar. Bunun üzerine 17 Kasim'da Ingilizler Bakü'yü isgal ettiler. Ingilizlerin destegindeki Denikin'in isgal ettigi yerlerde 1919'da Inguslar, 1920'de Dagistanlilar isyan ettiler. Fakat bu isyanlar bastirildi. Sovyetler bu savaslarda Kafkasyalilari destekledi. Mart 1920'de Beyaz ordularin mukavemetleri kirildi ve Kizilordu bütün Kafkasya'yi isgal etti.

1917'de Çarlik Rusyasinin, 1923 (24)'de de Osmanli Imparatorlugunun yikilmasiyla, Kafkasyanin bu devletlerle iliskileri sona erdi.

1841 yılı Ekim ayı başlarında Vıbıh sınırında, Rusların sert bir biçimde karşılanması olayıdır. Ekim ayı başlarında yaşanmış olan bu olayları daha iyi anlayabilmemiz için, Kafkas Savaşı’nın Karadeniz kıyı bölümünde süren başlangıç aşamasını da anımsamamız gerekiyor. Rus generalleri Adıgeler ile soydaşları Vıbıhların bir an önce boyun eğmelerini sağlamak için kıyı boyunca kaleler kurmaya karar vermişlerdi. 1831-1839 yılları süresince, kıyı boyunda Gelencik, Novorossiysk, Navaginsk ve daha başka kaleler kurmuşlardı (7). Kalelerin kurulmaları öncesinde Rus birlikleri Adıge yerleşimlerini yok etmiş, evleri ateşe vermiş, sel gibi kan akıtmış ve etnik temizlik uygulamıştı.

Adıgeler Rus istilasına karşı koymuşlardı. Örneğin, 1838 yılında Ş’açe (Soçi) limanına bir çıkartma yapan General Simborski komutasındaki Rus ordusuna karşı saatlerce süren sert bir direnişte bulunmuşlardı. Ruslar sayı çokluğu ve topları sayesinde Ş’açe’yi ele geçirmişlerdi. Rus istilacılar, üzerinde askeri kaleler bulunan “Karadeniz Kıyı Hattı” (müstahkem yolu) inşaatını başlatmış, sonunda da tamamlamışlardı. Ancak bu vb. Rus başarıları savaşın zaferle sona erdiği anlamına da gelmiyordu.

Adıgeler ile Vıbıhlar 1840 yılında ordu komutanı yiğit Berzeg Hace komutasında Rus kalelerine yönelik karşı saldırılarını başlattılar. 7 Şubat günü Psışşuape (Псыш1уапэ) yerinde kurulmuş olan Rus Lazarevsk Kalesi ele geçirildi. Belgelere göre Adıgeler gün ağarmak üzereyken çok sessiz bir biçimde Lazarevsk Kalesi’ne sokuldular ve duvarlara tırmanmaya başladılar. Hemen uyanan Ruslar top ve tüfekle müdahale ettiler. Ancak Dağlıları durduramadılar, Dağlılar keskin kılıçlarıyla düşmanın üzerine çullandılar. Kale ele geçirildi, barutlar alındıktan sonra kale imha edildi(8).

Aynı yıl 29 Şubat’ta Tuapse Irmağı ağzındaki Velyaminovsk Kalesi ele geçirildi (9). 22 Mart’ta Mihailovsk Kalesi (10), 2 Nisan’da da Nikolayevsk Kalesi (11) alındı.

Kalelerin alınması için Abzah, Şapsığ, Natuhay ve Vıbıh komutanlar mükemmel bir savaş planı hazırlamışlardı. Her bir topluluk farklı işaretleri olan özel/yerel bayraklarını taşıyan kendi askeri birliklerini oluşturmuştu. Dağlılar başında en yiğit ve deneyimli komutanların yer aldığı yüzer kişilik askeri birlikler kurmuşlardı (12). Daha önce sözünü ettiğimiz Berzeg Hace ve Tığujıko Kızbeç gibi ulusu için özverili mücadele yürüten Şırıhuko Tığuj, Ş’upek’o Ş’om (Ш1упэк1о Шъом) ve daha başka yiğit komutanları da anmak gerekiyor.

Karadeniz kıyısında süren bu savaşın Adıgeler açısından bir çapul ve yağma savaşı olmadığı, aksine bir halk savaşı olduğu Rus generali P.X. Grabbe tarafından da itiraf edilmiştir (13).

Karadeniz kıyısında inşa etmiş oldukları Rus kalelerinden bazılarının Dağlıların eline geçmiş olduğu haberi başkent St. Petersburg’da bomba etkisi yarattı. Haber bekletilmeden Savaş Bakanı A.İ. Çernişev tarafından Çar’a bildirildi. Çar Nikolay I çılgına döndü, Dağlıların en sert biçimde cezalandırılmalarını buyurdu. Kırım Yarımadasından getirilen 13. Piyade Tümeni Karadeniz kıyılarına çıkartıldı. Çar, Adıge toprağına girilmesi, yerleşim yerlerinin ateşe verilmesi, ekin tarlalarının da çiğnenmesi emrini vermişti. Ateşe verilip yakılan yerleşim yerlerine çakılan kazıklar üzerine ilanlar asılıyor, Adıgelerin cezalandırıldıkları yazılıyordu (14). Generalleri Çarlarının buyruklarını eksiksiz yerine getiriyorlardı.

Rus generallerinin en çok cezalandırmak istedikleri topluluklardan biri de Vıbıhlar idi. Bunun nedeni ne olabilirdi? Vıbıhlar dil yönünden Adıge ve Abhazlara yakın olan soydaş bir topluluk idi. Karadeniz kıyısında Şahe (Шэх) ve Ş’açe (Шъачэ/Soçi) ırmakları dolaylarında ve daha doğudaki dağlarda yoğunlaşmışlardı. Ruslarla süren savaşlarda Vıbıh savaşçılar en önde saldırılara katılıyorlardı. Rus kalelerinin ele geçirilmesi sırasında da Vıbıhlar en ön saflarda yer almışlardı.

1841 yılında “Karadeniz Kıyı Hattı” komutanı General İosif Anrep, Vıbıh topraklarına büyük bir askeri birlik gönderme ve Dağlıları cezalandırma kararı aldı. General Vıbıhları ‘yola getirdikten’ sonra, öteki Dağlıların da boyun eğeceklerini düşünüyordu. Ekim ayı başında Rus birlikleri Svyatoy Duh Kalesi’nde(Kutsal Ruh Kalesi; şimdi-Adler) toplandılar. Buradan Vıbıh yöresinin içlerine ulaşmak için iki ana yol vardı. Biri dağlardan geçiyor, diğeri de kıyıboyunu izliyordu. Dağ yolundan ilerlemek hem zor hem de tehlikeliydi. Bu nedenle General Anrep kıyı yolunu izlemeyi uygun buldu. Rus Ordusu kıyı yolunu izleyerek Svyatoy Duh’tan yürüyüşe geçecek, Ş’açe ırmağı ağzındaki Navaginsk Kalesi’ne ulaşacak, oradan da Vıbıh toprağının iç kesimlerine girecekti.

Vıbıhlar Rus Ordusundan büyük bir saldırı geleceğini biliyor ve bekliyorlardı. Büyük bir toplantı düzenlediler. Toplantıda Berzeg Hace, düşmana boyun eğmenin sözkonusu bile olamayacağını söyledi ve konuşmasını şöyle bağladı: “Vıbıh toprağına tek bir Gavur girebilirse sakalımı keseceğime ve kadın elbisesi giyeceğime söz veriyorum!” Ünlü ordu komutanı kendi adına topluluk karşısında işte böylesine bir yükümlülük altına girmişti (15). Kafkas Savaşı’na katılmış olan Rus generallerinden G.İ. Filipson’un yazdığına göre, Berzeg Hace yiğit (l’eblan), akıllı/bilge (aqılışşu) ve yetenekli biriydi (ts’ıf çan) (16).

Vıbıh savaşçılar düşmanı karşılamak üzere yol boyunca toplandılar. Yardımlarına Şapsığ ve Abzah yiğitleri de koşmuşlardı. Dağlı yurtseverler bağımsızlığı koruma uğruna canlarını vermeye hazırdı. Dağlılar düşmanın ilerleyeceği sahil yolunu engellerle kapatmaya, yer yer barikatlar (ğepıtağexer) kurmaya başladılar. Barikatlar kesilmiş ağaç kütükleri, blok kayalar ve diğer malzemeler yardımıyla kuruluyordu (17). Önce iki çit çatılıyor, çitler arasına toprak konup çiğneniyor ve sertleştiriliyordu. Barikatların çoğu Mıtse (Мыцэ) ve Bzıgu (Бзыгу) ırmakları arasında kurulmuştu.

Yürüyüş, 8 Ekim 1841 gecesi gün ağarmaya iki saat kala General Anrep komutasında başladı. Rus Ordusu Adler’den/Svyatoy Duh Kalesi’nden Ş’açe’ye gitmek üzere yola koyuldu. Anrep’in asker sayısı 5 binin üzerindeydi. Tenginski Piyade Alayı tamamı ile Belotski, Bretski, Vilenski ve Litovski alaylarından birer tabur, ayrıca topçu bataryaları ve daha başkaları ile takviye edilmişti. Gurya, Mingrelya ve İmeretya’dan gelmiş 1017 süvari ve 1852 piyade de (18)harekâta katılmıştı. Gürcüler Rus yağmacıların yardımına gelmişlerdi. Rus birliklerinin ilerleyişine destek için yürüyüşü denizden izleyecek olan bir donanma da gelmişti. Ş’açe’ye, kuzeye doğru ilerleyen Rus kara birliklerine, Tuğamiral M.N. Stanyukoviç komutasındaki Rus filosu denizden eşlik ediyordu. Filoda “Trex ierarxov” adlı sahil muhafaza gemisi ile “Agatopol” adlı gemi ve daha başka gemiler de bulunuyordu. Filonun görevi Ruslara karşı direnecek olan Adıge ve Vıbıh birliklerini dövmek ve etkisizleştirmekti.

Rus birlikleri Hosta Irmağına değin yürüyüşlerini hızlıca sürdürdüler. Dağlılar Hosta Irmağı kuzeyinde Rusları karşıladılar ve çarpışmalar sertleşmeye başladı. Dağlılar barikatlardaki siperlerin, çitlerin gerisinden Rus birliklerine tüfek ateşi açıyorlardı. Rus gemilerinden de top ateşi açılıyor ve Dağlıların barikatları tahrip ediliyordu. Top atışı durduğunda Adıgeler kılıçlarını çekip düşmanın üzerine saldırıyorlardı (19). Çarpışmalar 8 Ekim’de gün boyunca sürdü. Düşman kendi topçu ateşinin desteğinde, güçlükle de olsa Agura Çayına ulaşmayı başardı.

9 Ekim günü Agura ile Mıtse ırmakları arasında 5 saat süren şiddetli bir savaş verildi. Savaşa katılanların yazdıklarına göre, top ve tüfek sesleri ile ölmek üzere olan yaralıların inilti ve bağırma sesleri hiç dinmedi. Barut dumanından koca ağaçlar bile görünmez olmuştu.

10 Ekim sabahı çarpışmalar daha da şiddetlendi. Gece boyunca takviye anlamında Adıge ve Vıbıh ana birlikleri savaş alanına gelmeye devam ettiler. General İ.R. Anrep sonradan şunları yazmıştı: “Kılıçlarını çekip üstümüze saldırmadan önce, Vıbıhlar yoğun bir tüfek ateşi açıyorlardı. Böyle bir şey o vakte değin Kafkasya’da görülmüş bir şey değildi” (20). Donanmanın destek ateşleri sayesinde, Rus Ordusu Ş’açe ırmağı ağzındaki Navaginsk Kalesi’ne ulaşmayı başardı. Sıra Anrep’in planının son aşamasına gelmişti: Hedef, Navaginsk’ten Vıbıh topraklarının içlerine girmek idi.

Anrep, Navaginsk Kalesi’ne ulaşınca harekâta son verdi. Bunun nedeni Rus Ordusunun kayıplarında aranmalıdır. Sözgelişi Syatoy Duh’tan yola çıkıldığında Tenginski Alayı’nın mevcudu 2.087 idi, Ş’açe’ye ulaşıldığında sayı 1.064’e düşmüştü. 361 muvazzaf subaydan (унтер-офицер) 141’i; 66 yedek subaydan da (обер-офицер) 35’i sağ kalmıştı. Ötekiler ise ya ölmüş ya da yaralı olarak hastanelere kaldırılmıştı. Diğer alayların durumu da farksızdı. Tuğamiral Lazar Serebryakov, üstkarargah komutanı Aleksandr Menşikov’a şöyle yazmıştı: “Bir kaleden öbür kaleye 20 verst (**) yol almak için, geride 600 ölü ve yaralı bırakmaya, 3 bin kişiyi hastaneye kaldırmaya ve 600 bin Ruble para harcamaya değer miydi?” (21).

Rus generallerinin planlarını suya düşüren ana neden Dağlıların yiğitliği idi. M.F. Federov şöyle yazmıştı: “Ş’açe’ye varınca harekâtı durdurduk. Harekâtın bize hiçbir yararı olmadı, sadece kendi gücümüzü düşürmüş olduk” (22). Dağlıların Rus Ordusunu Vıbıh toprağına sokmamış olmaları gerçeği, doğru bir biçimde Alman biliminsanı Moritz Wagner’in 1848’de Almanya’da yayınlanan “Kafkasya ve Kazakların Ülkesi” adlı kitabında da yazılıdır (23). (Psatl)

*Adıge tarihçi, Adıge Devlet Üniversitesi Adıge Filoloji ve Kültür Fakültesi Dekanı, Maykop

**Verst-1 verst, yaklaşık 1,066 km ya da tam olarak 1066,781 metredir. (HCY)

Dipnotlar:

7.Государоственный архив Краснодарского края.(ГААК) Ф.260.оп.1.Д.1014.Л.6-19;Очерк положения военных дел на Кавказе,с начала 1838 до конца 1842 года//Кавказский сборник.-Тифлис,1877.Т.II.C.9,17,18,29.
8.Акты Кавказской археографической комиссии.-Тифлис,1884.-T.IX.Часть I.-С.480-481.(АКАК).
9.Дубровин Н.Ф.Кавказская война в царствование императоров Николая I и Аександра II (1825- 1864 г.)//Обзор войн России от Петра Великого до наших дней.СПБ.,Часть IV .Книга 2-я.С.133.
10.Берже Ад.П.Защита Михаиловского укрепления 22-го марта 1840 г.//Русская старина.-СПб.,1877.-Т.XIX.Май-август.С.275-286.
11.Юров А.1840,1841 и 1842- й годы на Кавказе //Кавказский сборник.-Тифлис,1886.Т.Х.-С.248.
12.AKAK.-T.IX.Часть I.-С.252.
13.Age,s.253.
14.Ракович Д.В.Тенгинский полк на Кавказе.-Тифлис,1990.-С.229-230
15. Age,s.264.
16.Воспоминания Григория Ивановича Филипсона.-М.,1885.-С.191.
17.Федеров М.Ф.Походные записки на Кавказе с 1835 по 1842 год//Кавказский сборник.-Тифлис,1879.-T.III.C.208.
18.AKAK.-Тифлис,1884.-Т.IX. Часть I.C.514-515.Рапорт начальника Черноморской береговой линии И.П.Анрепа военному министру Российсой империи А.И.Чернышову от 16 от октября 1841 г.,Нo.279.
19.Федеров М.Ф.’nin sözkonusu kitabı,s.208.
20.AKAK.-T.IX.-Часть I.-C.517
21.Адмирал Л.М.Серебряков:Документы//Вестник архивов Армении.-Ереван,1973.No.I.-C.47.
22.Федеров М.С.Указ.соч.-С.216.
23.Der Kaukasus und das Land der Kosaken in den jahren 1843 bis 1846,von Moritz Wagner/Dresden und Leipzig,1848.Erster Band.S.12-21

Prof.Dr. Ç’IRĞ Ashad*
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
jinepsgazetesi.com

 

Rus-Kafkas Savaşı Adıge kırlarını-köy yerleşimlerini-tarih yaptı, bitirdi. -Savaş ve sonrasında-ölenlerin sayısı sınırsız denilebilecek bir ölçüdeydi, toplumun neredeyse tamamı bilinmeyen bir geleceğe doğru yola çıktı, tüm bir Adıge toplumu bu ölüm yolculuğunda bir kırım geçirdi, Karadeniz kıyılarımızda ölenlerin, denizde boğulanların haddi hesabı yoktu, Karadeniz'i aşıp karşı kıyıya –Türkiye toprağına- adım atabilenler bekleyen de Azrail idi, orada da ölenlerin haddi hesabı yoktu… (1). Çar ve yardakçılarının planı sonunda gerçek oldu: İstenmeyen insanlar, Adıge ulusu ülkesi dışına atılmış, Adıge toprağı bütünüyle temizlenmiş ve o güzelim topraklar Rus istilacılar tarafından kapışılmış oldu, eski Adıge toprağı galiplerin bir yaşam alanı oldu. Umudu tükenmiş son Adıgeler ise boyunduruğa koşulmamak için canlarını kurtarma derdine düşmüşlerdi. Çar ve yardakçıları ise, bütün bu olanlardan ziyadesiyle memnun idiler. Ancak, bir yandan da, ezeli düşman Türkiye’ye o denli sayıda insan göndermiş, düşmanı güçlendirmiş olmaktan da kaygılıydılar. Bunu, parçalı olmaları durumunda Adıgelerin etkisiz konuma düşmüş olacaklarını düşünmüş olmalılar, bir ara Türkiye’ye göçü durdurdular…

…1867 yılı. Büyük Prens Mihail Nikolayeviç (2), Kuban oblastı topraklarını (eski Çerkesya-hcy) dolaşıyor, teftiş ediyordu. Yurt dışına Adıge gidişlerini durdurma kararını aldığını her yerde açıklıyordu. Bir aile ya da bir köy biçiminde oturma izinleri veriyorum, yurt dışına göç içerikli dilekçeleri ise 1867 yılından 1873 yılına değin kabul etmeyeceğim, diyordu. İstisnai olarak tek bir kişiye, Hanaheko Kımçerıy’e (3) çıkış izni verilmişti. Kımçerıy’e, 1871’de, kendi belirlediği birkaç aile birlikte yurt dışına çıkış/göç etme izni verilmişti.

Devlet çıkış izni vermiyordu ama Yekaterinodar (şimdi-Krasnodar) ilçesindeki Bjeduğ köylüleri hayvanlarını kesmeye, toprağı sürüp ekmemeye ve göç için hazırlıklar yapmaya başlamışlardı. Yönetim bunun farkındaydı, köylülerle konuşmalar başlatıldı. Bu durumu, P.Berje’nin “Kafkasya Dağlılarının Deportasyonu/Ülke Dışına Göçü” (Выселение горцев с Кавказа) başlıklı çalışmasında şöyle yazmıştı: “Türkiye’ye göç etmek istiyoruz, bu amaçla İstanbul’a bir elçi heyeti gönderdik. Kendimizi artık Rusya’ya ait kişiler olarak görmüyoruz”. Devlet görevlilerinin tutumlarını da yansıtır halde, Berje şöyle yazıyordu: “Böylesine/özgürce bir yanıt, devlet yetkililerinin alışık oldukları bir şey değildi, derhal elebaşılar tutuklandılar ve Yeysk (4) hapishanesine konuldular. Bjeduğlar, tutukluların salınmaları için Yekaterinodar’a temsilciler gönderdiler. Ancak tutukluların salınması bir yana, gidenlerden 7’si daha tutuklandı. Bu arada yönetim köylülerce belirlenmiş muhtarları/thamateleri görevden alma, muhtarları ilçeden atama kararını da aldı (5). Yekaterinodar ilçesindeki (уезд) dört köye muhtar atandı, ancak köylüler bu muhtarları tanımadılar. Daha sonra üç köy, bu muhtarları kabule yanaştı. Ancak Hatlekuaye köyü atanmış muhtarı kabul etmemekte diretti: “Biz kendimizi artık Rusya yurttaşı olarak değil, konuk/gidici kişiler olarak görüyoruz. Bu nedenle Rus yasalarına göre örgütlenmek zorunda değiliz, dediler. Köylüler evlerini boşaltıp köyü terk ettiler, bir kısmı köy kıyısında kamp kurup konakladı, bir kısmı da ormanın içlerine çekildi. Bunun üzerine yönetim köye askeri birlikler sevketme kararını aldı”.

“Başaramayacağın işe kalkışma” diyor bir atasözümüz. Köy askeri birlikler tarafından çember içine alındı, bunun üzerine çocuklar ve yaşlı başlı kişiler düşünülerek çatışmaya girilmedi, atanmış muhtar da kabul edildi. Ancak yöneticiler köylülerin yola gelmiş olmalarını, kendi otoriteleri bakımından yeterli bulmadılar. Berje’nin yazdığına göre, köylülerin “Yasaya” karşı gelmiş olmaları olayına önderlik ettiği gerekçesiyle 10 kişi tutuklanıp götürüldü.Kimdi bu kişiler? Berje bu durumdan ne diye kaygılanmış olmalıydı?! Kendisi açısından,bunların kim oldukları değil, yasa gücünün ne demek olduğunu Dağlıların öğrenmiş olmaları, yasalara uymanın gereğini öğrenmiş olmaları önemliydi. Yasalara karşı gelmeleri durumunda yaptırıma uğrayacaklarını öğrenmeleri amaçlanmıştı.

Berje’nin yazısında Kımçerıy dışında bir ad geçmiyor. Tarih veriliyor, olup biten anlatılıyor ama olaya katılmış olan kişilerin adları verilmiyor. Berje’nin yazısındaki bu eksiklik, olay üzerine anlatılar olarak Adıge Bilimsel Araştırma Enstitüsü arşivinde bulunan ve “Hatlekuaye Sığınağı (kutur)” adı altında toplanmış olan derlenmiş belgelerden gidilerek aydınlatılabilir. Sözlü derlemelere göre, “-şimdi doğuda bulunan Bjeduğ köyü -Ğobekuay ile –Adıgey’in en batısında bulunan Şapsığ köyü -Pseytuk arasında yaşayan biz bütün Adıgeler olarak, yoksul, zengin ayırımı yapmadan Türkiye’ye (Стамбол) göç etmek istiyoruz”, diyerek ve bu işe bir çözüm bulma amacıyla köy temsilcileri Kuzerımıha denilen yerde toplandılar (6) - Toplantıda, alınan kararlara uyulması için yemin verdirildi. Yemin işini Kazanıkuaye köyünden 70 yaşındaki Hacı Hasan yaptırdı. Yemin vermeyenler de çıktı. Vermeyenler Tahtamukay köyünden idiler: Birinci kişi -T’ımıjıko oğlu Navırze Efendi (imam), ikinci kişi – Psevne Kokan,üçüncü kişi – Şığuş’eko Mıhamet Mızeğ.

Şu konularda yemin verilmişti: İzin alacak bir heyet Osmanlı Padişahı’nın yanına gönderilcekti. Heyete seçilen elçiler de şunlardı: İlki-Natho Hats’ats’ (Kunçıkohabl köylü), ikinci-Askalıko Şapsığ (Askalay köylü), üçüncü- Hasene-hac Ş’avko (Pç’ıhal’ıkuay köylü), dördüncü-Hakup’at’e T’eşu (Lahşukay köylü), beşinci kişi de– Hace Kıt’ıj’ (Şapsığ) idi. Masraflar için de, hemen oracıkta, toplantıda para toplandı ve elçilere verildi. Elçiler 1871 yılında Türkiye’ye gittiler.

Haberde anlatıldığına göre, gönderilen elçiler henüz geri dönmedikleri bir tarihte, 1872’de Bjeduğlara “Kendi köy yönetimlerini oluşturmanız gerekiyor biçiminde bir karar köylere bildirildi. Karar, Hatlekuay dışındaki köyler tarafından kabul edildi”. Hatlekuayeliler, “Türkiye’ye gönderdiğimiz elçiler henüz dönmediler, onların dönmelerini ya da mektubunu bekliyoruz, o vakte kadar köy yönetimi kurmayız” dediler. “Görevliler/yetkililer (Забытхэр), Hatlekuayelilerin dediğine aldırmadan, yanlarına birer yazıcı alarak köylere geldiler.

Hatlekuaye’ye gönderilen görevli/thamate Hatığuhable köyünden Karbeç Hatığu idi, bir katip de ona eşlik ediyordu”.

Köye gelen yetkili şöyle bir açıklamada bulundu: “İdare/muhtarlık (Праулэн) oluşturmanız karar gereğince zorunlu. Karar Türkiye’ye gitmenizi engellemiyor. Gönderdiğiniz elçiler kabul izni alıp dönecek olurlarsa, sizleri salacaklar -Türkiye’ye göç etmenize izin verilecek-. O güne kadar bir yönetiminizin olması gerekiyor… Alınan bu karara karşı gelmeniz işe yaramayacak –kabule zorlanacaksınız-”.

Köylüler Karbeç’e şu yanıtı veriyorlar: “Sen yöneticilerin (забытмэ) elçisisin, seni kınamıyoruz, sen sana söylenmiş olanı bize aktarıyorsun. Biz kendi temsilcilerimizi İstanbul’a gönderdik, onları bekleyeceğimize yemin verdik, mektupları bize ulaşmadan, bir yönetim oluşturmamız doğru olmaz. Türkiye’ye yerleşme izni ‘alamadık’ diye bir yazı alırsak, köy yönetimini kurarız, onlardan haber almadan öyle bir yönetim kuramayız”.

Köyün kararı başkan/thamate tarafından yetkililere bildirildi. Bunun üzerine, anlatıya göre, yörenin “karakol komutanı (участкоо начальник) geldi… Ona da başkana/thameteye söylenen şey söylendi. Ardından şube/ilçe atamanı (Kazak komutan/general) geldi…”. Ancak ataman da etkili olamadı. Ataman döndü, bölge/ilin idari ve askeri şefi (хэкум иначальник) geldi, “Köy yönetiminizi kurmazsanız, Çar’ın düşmanı” olarak ilan edileceksiniz dedi. Bunun üzerine köylü şu yanıtı verdi: “Çar’a gücümüz yetmez, isterse hepimizi öldürtebilir, ancak İstanbul’a gönderdiğimiz elçilerden bir haber almadan yönetim kuramayız”. Anlatı şöyle sürüyor: “General şöyle konuştu: Bundan böyle size artık hiçbir görevli/yetkili (забыт) gelmeyecek, sadece Çar’ın ordusu gelecek”.

Görüşmeler olumsuz sonuçlanınca, sözlü anlatıya göre, “bir gece vakti askerler geldiler ve köy yakınında kamp kurdular, köyü askeri çember içine aldılar.

Köylüler işin ciddiyetini kavradılar. Köyü temsilen gönderilen heyetin başında 75 yaşındaki Hace-Haç’emız Huade bulunuyordu”.

Köyün ordu ile çevrildiğini öğrenen köylüler, hemen bir karar aldılar ve köyün iki ayrı yerinde iki sığınak/siper (кутур) yapıp içine yerleştiler…”. Savunma önlemini de aldılar: Gece ve gündüz köyü beklemek üzere dört keskin nişancıyı görevlendirdiler: “1.Degumıko Huseyn; 2.Degumıko Hasan; 3.Hanaheko Tıv; 4.Hanaheko Amzan”.

Ata toprağında yaşayan, kendi elleriyle kurdukları saz çatılı damlarda (бгъагъэ) barınan, topraktan ürettikleriyle geçinen bu sade insanlara, yağmacılar, yağmaladıklarıyla yetinmeyerek yeni baştan, bir daha çullanmış bulunuyorlardı. Yağmacılar bu insanları bir sürü gibi gütmek, karşı gelenlere de “okkalı cezalar” vermek istiyorlardı.

Köylüler, sabah erkenden hayvanlarını çobansız, başıboş olarak köy dışına saldılar. Adıgelere “kültürü” taşıyan bu kişiler, sürüdeki en besili danaları, babalarının malıymış gibi kesip yiyor ve diledikleri gibi davranıyorlardı.

Köyün bu zor durumu dört bir yanda duyuldu. Başka köylerden aklı başında ve sözü dinlenir kişiler Hatlekuaye’ye geldiler, köylülere ricalarda bulundular: “Kendinizi katlettirmeyin, ülkemizin insanlarısınız, devleti dinleyin, elçiler izin almış olarak dönerlerse, sizi engellemeyecekler, göç etmenize izin verecekler”, dediler. Bu yatıştırıcı grup askerlerin de yanına gidip “bu kişiler sıradan köylüler, bir şey yaptıkları da yok, rica ediyoruz, saldırıya geçmeyiniz” dediler. Söylentiye göre, gün boyu, sabah vaktinden akşamın karanlık vaktine değin uzlaşma yolları arandı. Sığınakta geçen dokuzuncu gün, aracılar uzlaşmayı sağladılar. O zor anlarda bir çıkış yolunu bulan, çözüm için hayatlarını ortaya koyarak çırpınmış olan bu akıllı kişiler kimler olabilirler?

O kişiler canlarını ortaya koymuşlardı, çünkü onlar haklının yanında yer almayı suç sayacak birçok kişinin Çar’ın askerleri arasında bulunduğunu biliyorlardı, hapsetmek ne ki, adam öldürmek bile o tür kişiler için işten bile değildi. Öylesine olaylara birçok kez tanık olmuşlardı o iyi adamlar. Ancak yine ellerinden geleni yapmaktan kaçınmamışlardı. Bu kişiler “Hace Seleçerıy (Tlevstenhabl köylü), Hace İshak Efendi Beguğ (Şıncıy), Ş’evmafe oğlu Hasane-hac (Şıncıy), Ahmed Efendi Yahul’ (Cecehabl) ve daha başkaları idiler”.

Hatlekuay köyünde de akıllı ve uzağı gören kişiler yok değildi. Ancak onlar sözlerini dinletememişlerdi. Bu nedenle o gibi kişiler kızıp evlerine çekilmişlerdi. Bunların adları da veriliyor sözlü anlatıda. “Sığınaklara girmeyen, evinden dışarı adım atmayan birkaç kişi vardı köyde: İslam Huade, Paka Thal’, Ş’evefıj L’ıxas”. Başka köylerden gelen barıştırıcı kişilerle bu köylüler birlikte Rus yöneticilere ricalarda bulundular, köyü kuşatma eyleminin sona erdirilmesi konusunda uzlaşma sağladılar…

Ancak “kızdırılan” üst yöneticiler bu uzlaşmayı yeterli bulmadılar. Köylüyü ayaklandıran ve sığınaklar kazılmasına öncülük eden dokuz direnişçiyi tutuklattılar: “Lav Huade,Şıvmen Tığuj’, Tlevstınale Sıhat, Hacebıy Huak’o, Beyslan Huak’o, Mıhamçerıy Huade, Natho Meşfeşşu, Blaçu Hut, Hace Hacemız Huade. Bu kişiler tutuklandılar” diyerek anlatı sona eriyor. Peki bu kişilerin sonu ne oldu? Özgürlük uğruna direnmiş olan bu kişilere daha sonra ne yapıldı? Bunların akıbetini bilen/duymuş olan kişiler ilgili köyde bulunuyor olabilir. Adıge edebiyatı ve tarihi üzerine çalışan kişilerin bu noktaya eğilmeleri yerinde olur. Çünkü, bize ulaşmış olan bu olayın öyküsü, köyün tarihi açısından önemsiz bir olay değildir, köyün tarihi yazılacak olduğunda, bu olayın geniş bir yer tutacağı gerçeği de kuşkusuzdur. Bu konuda, o harekete katılmış olan, olayı anlatan ve bunu 1928 yılında yazdıran Bleneğepts’e Medine-hace ile bu anlatıyı yazıya aktaranlar da büyük bir hizmette bulunmuş oldular. Tarihimizin ilginç bir sayfasını bize bırakmış/ulaştırmış oldular.

Şhalaho Abu, 01.01.1992 Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız

“Sözün Gücü. Zamanın Soluğu” (Псалъэм илъэкI. Уахътэм ижьыкъащ), 
Maykop,2005,s.163-165.

Dipnotlar:

(1)-Bir ulusu, sivil nüfusun tamamını 1860’larda askeri harekat kapsamına alan ve savaşla gerçekleştirilen katliam, etnik temizlik ve deportasyon olayına, 2 milyon nüfusun 100 bine, yirmi yıl sonra da 20-30 bine düşesine yol açan bir uygulamaya soykırım dışında hangi ad verilebilir?-hcy
(2)- Mihail Nikolayeviç (1832-1909), Çar’ın kardeşi, Grandük, Veliaht Prens. 1862-1882 yılları arasında Kafkasya Valisi olarak Tiflis’de yaşadı. Kafkas Savaşı’nın sonlarına doğru Kafkasya Orduları Başkomutanlığı’nı General Yevdokimov’dan devraldı. Şapsığ ve Vıbıhları Türkiye’ye gönderdi. 21 Mayıs 1864’te (Miladi-2 Haziran 1864) Kbaada Yaylasında yapılan Ortodoks dini ayinini ve askeri geçit törenini düzenledi. Törendeki konuşmasında dağların temizlendiğini, temizlenen bu yerlerin ebedi bir Rus, Hıristiyan toprağı olacağını söyledi.
Şimdi Kbaada (buradaki Çerkes köyünün adı-‘Atkuac’ idi) yerinde bulunan Krasnaya Polyana (Kızıl Çayır) beldesinde 2014 Soçi Olimpiyatları yapılacaktır.-hcy
(3)-Hanaheko (Hanaxeqo) Kımçerıy- ünlü Pşı-vark Savaşı’na katılmış önder kişilerden. Tevçoj Tsığo’nun aynı adlı destanında mücadelesi anlatılıyor.-hcy
(4)-Yeysk-Azak Denizi doğusunda bir liman kenti.
(5)-Bugün de yerel birimlerde (il ve cumhuriyetlerde), seçimler kaldırılmış olup başkanlar Moskova’dan atama yoluyla görevlendiriliyorlar. Tarih tekerrür ediyor gibi.
(6)-Kuzerımıha= ‘Araba ile girilemeyen yer’ anlamına gelir- burası şimdiki Veçepşıye köyünün ilk yerleşim yeriydi.

Not:Tire içindekiler çevirmene aittir.-hcy

Kabardey ve Kırım Hanlığı topraklarının Rusya’ya ilhâkı;

Çerkesya’ya Rus saldırıları, İmam Mansur ve sonrası

İlkçağdan bu yana çok zorlu bir yaşam sürdürmüşlerdir Çerkesler. Güzel ülkelerini ele geçirmek isteyen pek çok düşmanın korkunç saldırları ile bir başlarına kaldıkları durumlar çoğalmıştı. Ama yiğit Adıgeler atalar yurdunu canları pahasına savunmaktan asla geri kalmıyorlardı.

18. yüzyılda kuzeyden gelen amansız bir tehdit, ulusun karşısına dikilmişti: Rusya İmparatorluğu, Kuzey Kafkasya'yı ele geçirmek için kanlı bir istilâ savaşını başlatmıştı. 18.yüzyılın ilk döneminde bu saldırı politikasının başlatıcısı ve uygulayıcısı, acımasızlığı ile ünlü Rus Çarı I.Petro (Deli Petro; 1672- 1725) idi. Rus saldırı politikası 18. yüzyılın ikinci yarısında daha da genişletildi. Bu dönemde Rusya tahtında İmparatoriçe II.Yekaterina (II.Katerina;1729-1796) oturuyordu. Aşağıdaki dizeler işte bu kanlı ve fırtınalı dönemin olaylarına ilişkindir.

***

Kabardey ülkesinin istilâsı

1763'te Ruslar,Adıgelere ait bir yer olan Mozdok (Мэздэгу) yöresine el koydular (1) . Kabardeyler bu girişime karşı çıktılar;Ruslardan Mozdok'ta kurdukları kaleyi yıkmalarını ve buralardan gitmelerini istediler. Ancak Ruslar bunu dikkate almadılar.Bunun üzerine Kabardeyler Rus kalelerine saldırmaya ve Ruslara ağır kayıplar verdirmeye başladılar.Mozdok'u Ruslardan geri alamayan Kabardeyler,kendi beyleri (пщы) yönetiminde,1767'de Kuma Irmağı (Гум) boylarına çekilmek ve oralarda yerleşmek zorunda kaldılar.Ardından da daha batıda Kuban (Пщыз;Псыжъ) ırmağı havzasında (Batı Çerkesya’da) yaşamakta olan Adıgeler ile dayanışma içine girdiler.

Kabardey ülkesinin (Къэбэртае) Kuzey Kafkasya'da kendine özgü stratrejik bir önemi vardı. Burası Rusların eline geçecek olursa Dağ Ülkesi (-Kuzey Kafkasya-), doğu ve batı biçiminde iki parçaya ayrılmış, Parçalar birbirinden kopmuş, Rusya’nın yayılmacı politikası güçlenmiş ve mesafe almış olacaktı. 1768- 1774 Osmanlı-Rus Savaşı sona erdiğinde, bu gerçek su yüzüne çıkmış oldu. Savaşın sonunda Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı (-1774-). Antlaşmanın 21’inci maddesi Kabardiya'ya ilişkindi. 2’inci.maddeye göre, Kabardiya'nın geleceği (kaderi) Kırım Hanı'nın takdirine bırakılmıştı. Ancak çok daha önceden Kırım Hanı ile Rus Çarı arasında bir antlaşma yapılmıştı, buna göre, Kabardiya, Rusya'ya katılmış (ait) sayılmıştı! 1774'te Han, öncesinden vermiş olduğu bu sözü tuttu ve Kabardiya'nın Rusya'ya ilhak edilmiş olduğunu onayladı. Çarlık Rusya’sı, işte böylesine hileli yollarla da yeni topraklar ele geçirmekteydi (2).

Ancak Kabardeyler kendileri için biçilmiş olan bu yeni statüyü kabul etmediler. 1774 yılından başlayarak 1820'li yılların sonlarına değin bağımsızlıkları için kuzeyden gelen düşmana yiğitçe karşı koymayı sürdürdüler.

***

Rus yayılmasının sürmesi ve Çerkesya’ya karşı müstahkem hatlar kurulması

Kuzey Kafkasya'daki Rus yayılmaları gittikçe genişlemekteydi:Bu bağlamda 1777'de Ruslar Azak-Mozdok Müstahkem Hattı'ını inşa etmeye başladılar.Bu girişimin bir ürünü olarak sel gibi Kabardey kanı da akıtılıyordu. Ancak, Kabardeylerle yetinmeyen Ruslar, Kuban bölgesine de (-Batı Çerkesya'ya da-) saldırdılar. Kuban Irmağı boylarında gerçekleşen olayları daha yakından tanıyabilmek için, Kırım Hanlığı topraklarında olup biten olaylara da değinmek gerekir.

Küçük Kaynarca Antlaşması hükümlerine göre Kırım taraflarındaki Kerç,Yenikale ve Dinyeper Irmağı ağzındaki Kinburun (Kılburun) kaleleri Osmanlılar tarafından Ruslara bırakılmıştı. Böylece Rusya/ Ruslar Karadeniz kıyılarına ulaşmış oldular (1774). Kırım Hanlığı da Türk korumasından çıkarak bağımsız devlet statüsü elde etmişti. Kuzeybatı Kafkasya'da, Azak Denizi kıyılarında, Don ve Yeya ırmakları arasında kalan Azak Denizi kıyıları da Rusya’ya bırakılmıştı.

Kırım,bağımsız bir devlet olarak tanınmış olmakla birlikte, Rusların ve Türklerin siyasî entrikalarına sahne oluyordu. Petersburg ve İstanbul, Kırım'da kendi otoritelerini kurmanın peşindeydiler.

***

Kırım üzerinde oynanan oyunlar ve Kırım'ın Rusya'ya ilhakı için yapılan hazırlık çalışmaları ve Jane Adıgelerinin sürülmeleri

Kırım’a bağlı olarak çözümü gereken sorunlar arasında Kuban bölgesi sorunu da bulunuyordu. Kuban Irmağının sağ ya da kuzey yakası ya da Kuban ırmağı ile daha kuzeydeki Yeya ırmağı arasındaki topraklar, o sıralar Kırım Hanlığı’na bağlıydı. Bu topraklarda Nogaylar ile Adıgeler barınmaktaydılar. Kuban Irmağının kuzeyinde yayılan bu geniş topraklar, Krasnodarlı tarihçilerden V.N.Ratusniyak,T.M.Feofilaktova ve V.P.Gromov’a göre, Kazakların gelişinden önce boş ve insansız imiş. Son derece saçma iddialar bunlar. Cennet gibi güzel bir bölgenin insansız kalmış olması gibi bu tür iddialar tamamen asılsızdır ve akla uygun da değildir.

İmparatoriçe II. Yekaterina, Kuban bölgesini ele geçirmek için Kuban Kolordusu adı altında askeri bir birlik kurdurdu ve bu orduyu Nogay ve Adıgelerin barındığı bu toprakların içine saldı. Kolordu komutanlığı da General A.V.Suvarov’a verildi. Suvarov 1778’de Kuban bölgesine geldi. Suvarov’un görevi Nogaylara boyun eğdirmek, Adıgeleri dağıtmak, bu iki halkı – Nogay ve Adıgeleri- birbirlerinden uzaklaştırmak, birleşmelerini önlemek ve Türklerin bölgeye ilişkin planlarını boşa çıkarmak olarak belirlenmişti. Suvarov, görevlerini yerine getirmek için Kuban Irmağı kuzeyi boyunca kaleler kurmayı kararlaştırdı.

Ruslar 1778 yılı kış ve yaz ayları boyunca Kuban Irmağının kuzey (sağ) yakası boyunda 20’den çok kale kurdular. Bu oluşum Küçük Kaynarca Atlaşması hükümlerine aykırı düşen çok çirkin bir davranıştı, çünkü bu kaleler Rus topraklarında değil, bağımsız bir ülke sayılan Kırım Hanlığı topraklarında kurulmuşlardı, yani ilgisiz bir başka devlet, Rusya tarafından kurulmuşlardı.Bu oluşum nedeniyle Türk-Rus ilişkileri kötüleşti.

Suvarov tarafından kurdurulan bu Rus askeri kaleleri, Adıgeleri de huzursuz etmişti. Rusların bu davranışı saldırgan, yayılmacı ve yağmacı bir siyaseti yansıtmaktaydı. Adıgelerin her zaman için hayvanlarını yayıp otlattıkları bu yerler –ekonomik alanlar- böylece Adıgelerin elinden çıkmış oldu. Öyle ki, birkaç yüzyıl geriye gidildiğinde,15.yüzyılda Azak Kalesi (Azov) ile Kuban Irmağı arasında bulunan toprakların tamamı Adıgelere aitti ve oraları Çerkesya’nın bir parçası idiler.Nogayların ve Tatarların bu yerlere gelişi 16.yüzyılda gerçekleşmişti. Bu arada üzücü bir durum da, 1778’de bir Adige topluluğu olan Janelerin, Kuban’ın kuzeyinde yaşamakta oldukları yerlerden Suvarov tarafından kovulmaları ve Kuban Irmağının güneyine sürülmeleri olayıydı. Bu olay, Adıge ulusu açısından, onur kırıcı bir sonuç yaratmıştı.

Adıgeler,zalim bir yağmacıdan başkası olmayan A.V.Suvarov’a karşı koyuyor, karşılarında yükseltilmiş olan Rus kalelerine saldırarak misillemelerde bulunuyorlardı. Bu oluşum karşısında giderek daha da sertleşmiş olan Suvarov, Adıgelere çamur ve iftiralar atmaya başlamıştı. Suvarov, kendi üstü olan P.A.Rumiyantsev’e şöyle yazmıştı: “Adıgeler (Çerkesler) soyguncu ve hırsızdırlar”. Beyinsiz General, Nogaylara da veriştiriyordu. General’e göre Nogaylar “geri zekalı”, “yalancı” ve “ayyaş” idiler.

Kuban Irmağı kuzeyinde ele geçirdiği topraklarla yetinmeyen Suvarov, Kuban’ın güneyine (Çerkesya’ya) inmek ve oralarda da kaleler kurmak istedi. Ancak İmparatoriçe,bu isteği erken, vakitsiz buldu ve kabul etmedi. Nisan 1778’de Suvarov, Kırım Hanlığı topraklarında bulunan tüm Rus birliklerinin komutanlığı görevine atandı ve Kuban Kolordusu komutanlığını, astı General V.V.Rayzer’e bırakıp Kırım’a gitti.

***

Çerkes karşı direnişinin yoğunlaşması ve Kırım’ın Rusya’ya ilhak edilmesi

Adıgeler Rus istilâcılarla mücadele ediyorlardı. 20 Mayıs 1778’de Slaviyanski kalesi yakınlarında bir Kazak muhafız birliğini yok ettiler. Aynı yıl 23 Eylül’deDeyleko Sultan (Дейлэкъо Султ1ан) komutasında Arhangelsk kalesine saldırdılar. Bu kale,1778’de, bugünkü Krasnodar kentinin “Ekim’in 40’ıncı Yılı Parkı” denilen yerde bulunuyordu.

Adıgelere gözdağı vermek isteyen General Rayzer, büyük bir birliğin başında Kuban Irmağını geçti ve Adıge köylerini ateşe vermeye başladı, ama Adıgeleri yıldıramadı. Ekim 1778’de Adıgeler bu kez Vsehsviyatski kalesine saldırıp haydutlara okkalı bir tokat indirdiler ve ağır kayıplar verdirdiler. Haberi duyan Suvarovçok kızdı ve Kırım’dan Rayzer’e şöyle yazdı: “Kuban’ı geçip gelmiş olan bu yağmacılara gereken dersi veremediğin için seni ayıplıyorum”. İşin burasında Suvarov, kendisinin de Adıgelerden okkalı bir tokat yemiş olduğunu unutmuşa benziyordu.

1779’da mücadele yeni bir boyut kazandı. Kabardeyler de Çerkesya (Kuban yöresi) Adıgeleri ile birlikte yeniden Ruslarla mücadele etmeye başladılar. K’emuy(К1эмгуй) ve Besleneylerin (Бэслъэнэй) birlikte Stavropol’a saldırdıkları bir sırada, Kabardeyler de Alekseyevski kalesini bastılar.Sonuç olarak Azak-Mozdok Müstahkem Hattı boyunca konuşlanmış olan Rus birlikleri çok zor durumlara düşmüş oldular. Ancak Rusların büyük bir sayı üstünlüğü vardı. 1779 yılı Eylül ayı sonlarında yapılan bir çarpışmada düşman üstün geldi. Bu çarpışmada Kabardey Adıgeleri pşı ve werqler de (bey ve soylular da) aralarında olmak üzere 300 yiğit savaşçılarını yitirdiler. Bu büyük bir yıkımdı. Nitekim bu acılı olay, günümüze değin Adıgelerce unutulamadı, unutulması da olanaksızdır.

Rusların bu saldırgan davranışları Türkleri de kaygılandırmaktaydı. Türkler de Kafkasya’da egemenlik kurmanın peşindeydiler. Bu nedenle Rus politikalarına karşı bir denge kurmak gerekiyordu. O sıralarda Sucuk-Kale’de (bugünkü- Novorossiysk; Ts’emez) bir Türk kalesi vardı, kale takviye edildi. Ardından 1781-1783 yıllarında Türkler (Osmanlılar) Adıge toprağı üzerinde Anapa kalesini kurdular. Ancak bu durum Rusya İmparatorluğu’nun güçlü konumunu değiştirmeye yetmedi.Rusya, 1783’te Kırım, Taman Yarımadasını, ek olarak, Kuban ve Yeya ırmakları arasında bulunan Kırım topraklarını –resmen- ilhak etti. Türkler bu ilhakı kabullenmek –ses çıkarmamak- durumunda kaldılar. Böylece Kuban Irmağı, o zamanki Adıgey’in (Çerkesya’nın) kuzey sınırı oldu.

***

Nogayların Ruslara boyun eğmeleri ve Nogay soykırımı

Kırım Hanlığı topraklarının Rusya’ya ilhak edilmesinden sonra, II.Yekaterina, General A.V.Suvarov’u yeniden Kuban bölgesine gönderdi. General Nogayları Rus yönetimine sokma işiyle görevlendirilmişti. 1783 yılı yaz mevsiminde Nogaylar, Yeysk Kalesi önünde toplandılar, orada sıraya girerek toplu imza verdiler ve Rus yönetimi altına girmeyi kabul ettiler. Böylece, Nogay şefleri İmparatoriçe’ye/ Çariçe’ye bağlılık yemini vermiş oldular. Suvarov, bu bağlılık yeminini kutlamak için Nogay önde gelenlerine büyük bir ziyafet çekti. Bağlılık andının imzalandığı gün Nogaylara 500 kova dolusu votka sunuldu, çok sayıda dana ve koyun da kesildi.

Sorun Nogayların and içmeleri ile kapanmamış, onu yeni koşullar dayatmalar izlemişti. Rus yönetimi, Nogayları Kuban bölgesinden kuzeydeki Ural bölgesine sürme ve oralara yerleştirme kararını aldı. Kuban Irmağı kuzeyindeki topraklar ise, Kazak yerleşimciler için boşaltılacak ve Kazak yerleşimine tahsis edilecekti. Nogayların sürülmeleri ve soykırımdan geçirilmeleri görevi de Suvarov’a verilmişti.

1783 yılı Temmuz ayında Nogayların sürülmeleri programı uygulamaya kondu. Nogaylar topraklarını bırakmama kararı aldılar ve T’av Sultan (Т1ау Султ1ан)komutasında birleşerek direnişe geçtiler. Sonunda Büyük Yeya ırmağı kıyısında büyük bir savaş verildi. Savaşı silâh üstünlüğü olan Ruslar kazandılar. Savaşta Nogaylar 3.000 şehit verdiler.

Adıgeler Nogaylara yardıma hazırdılar. Güç duruma düşen ve bir felâketle karşılaşan insanlara yardım etmek, ulusumuzun köklü gelenekleri arasındadır. Ruslardan kaçıp kurtulmayı başarmış olan Nogay kalıntılarının Kuban ırmağını geçmelerine ve Adıge ülkesine sığınmalarına izin verildi.

Sadece sığınma izni verilmekle de yetinilmedi, Nogaylara askeri yardımlarda da bulunuldu. 23 Ağustos 1783’te Adıgeler ve Nogaylar birleşerek Yeysk Kalesi’ni bastılar. Kaleyi alamadılar, ama düşmana ağır kayıplar verdirdiler.

Rus otoriteleri Adıgey’e sığınmış olan Nogayları yok etmeyi planlamışlardı. Bunun için Suvarov’a Kuban Irmağını geçme ve Nogaylara saldırma emri verildi.Kuban ve Kafkas kolorduları ile Don Kazak Ordusu da Suvarov’un komutasına verildi. 1783 yılı Ekim ayının ilk gecesi, Suvarov komutasındaki Rus orduları Kuban’ı geçip Adıge topraklarına girdiler, Laba Irmağı kıyılarında barınmakta olan Nogaylara beklenmedik bir anda çullandılar. Nogaylar karşı koydular, ama yok edilmekten kurtulamadılar. Kazaklar çok acımasız davrandılar. Yaşlı, çocuk ve kadın ayırımı yapmadan önlerine çıkan herkesi doğradılar. Belgeler bu tarihsel gerçeği tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Nogaylara yardıma koşan Adıgeler de yok edilmekten kurtulamadılar.

***

Sıranın Adıgelere gelmesi ve İmam Mansur

Nogay topraklarının temizlenmesinden sonra, sıra Adıgelerin kendilerine gelmişti. Kazak tarihçi A.Leşenski, çok nesnel (gerçekçi) biçimde şunları yazmıştır: “Kuzeybatı Kafkasya’da yapıldığı gibi tüm bir halkın soykırımdan geçirilmesi ya da öz toprağından çıkartılması olayı, emperyalizmin tüm vahşetini ortaya döktüğü acımasız bir tablo, daha sonraları Rusya’da ya da Avrupa’da bir daha yaşanmamıştır. Nogay halkının ve Nogayların ardından çok daha kültürlü ve çok daha fazla nüfuslu olan Çerkes halkının da yok edilmesi olayı ve bu insanların ülkelerinden sürülmeleri, Asurlu yağmacıların, Cengiz Han ya da Timur’un yaptıkları vahşetleren farklı olan şeyler değildir”.

Dağlılar (Kuzey Kafkasyalılar) Rus tehlikesi (vahşeti) karşısında yiğitçe bir tavır aldılar. Kuzey Kafkasya’da Rusya’ya karşı verilen mücadele 1785’te iyice yükseldi. Çeçen halkı mücadele bayrağını ele aldı. Adıge halkı da bir bütün halinde Çeçenlere destek verdi. Çeçen kahramanlarının başında Uşurma bulunuyordu.Uşurma, tarihte Şeyh Mansur adıyla yer aldı. Mansur akıllı ve güçlü biriydi. Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığı için hayatını ortaya koymuştu. Rus yağmacılardan korkmuyor ve onlardan nefret ediyordu. Mücadeleyi Kuzey Kafkasya boyutunda yaymak (genişletmek) için İslam dininden (anlayışından)yararlanmaktaydı.

Uşurma’nın eylemleri Rusları çok kaygılandırıyordu. Uşurma’yı yakalamak için Albay Piyeri komutasında bir birlik görevlendirildi. Rus birliği 1785’te Uşurma’nın doğduğu Aldı köyünü ateşe verdi. Ortalığa dehşet saçan Rus birliğini Uşurma’nın birlikleri karşıladılar. Rus birliği bozguna uğratıldı. Uşurma bu olaydan sonra Çeçenya ve Dağıstan’ın İmamı (Devlet Başkanı) seçildi. Kendisine Mansur (Arapça: “yenen”, “zafer kazanan”, “üstün gelen” kişi) adı verildi. MansurGazavat Savaşı’nı (Din Uğruna Kutsal Savaş) başlattı. Mansur, Kafkas-Rus Savaşı’nın gerçek bir kahramanıdır. Mansur, Avar kökenli Kahraman Şeyh Şamil’in örnek almış olduğu bir önderdir.

Uşurma (Mansur), 1785’te Kizilyar kalesini ele geçirmek için harekete geçti, ama başaramadı. 1786’da Rus birlikleri Çeçenleri yatıştırdılar (-ayaklanmayı bastırdılar-). Mansur zor bir duruma düşmüştü. Ancak Adıgeler mücadeleyi sürdürüyorlardı. Çerkesya’da Ruslara karşı büyük bir savaş verilmekte olduğunu dikkate alan Mansur, 1787’de Adıge Ülkesi’ne geldi ve Adıge Ordusu’nun başına geçirildi (3).

Çerkesya’da (Kuban bölgesinde) Adıge-Rus Savaşı sürüp giderken, Ruslarla Türkler arasında da savaş başladı. Türkler Kırım yarımadasını yeniden ele geçirmek için Ruslarla savaşıyorlardı. Savaş 1787 yılında başladı 1791 yılı sonuna değin sürdü.

Osmanlı yöneticileri Dağlıları (Kuzey Kafkasyalıları) kendi yanlarına çekmek için harekete geçtiler. Türkler, Ruslarla savaşa başlamadan önce, yani 1785-1786 yıllarında Şeyh Mansur’dan hiç hoşlanmamışlardı. Çünkü Mansur Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığını savunuyordu. Mansur sadece Rusları değil Türkleri de istemiyordu. Bu nedenle –Çerkesya’daki- Türk görevliler Mansur için “yalancı” ve “çılgının biri” biçiminde karalamalarda bulunuyorlardı. Ancak Osmanlı-Rus Savaşı başlayınca, taktik değiştirdiler. Türkler artık İmam Mansur’u elde etmeye çalışıyorlardı. Elçiler yollayıp kendisiyle ilişki kurdular.

Mansur, sonunda Türklerle anlaştı. Çünkü Rus tehlikesi korkunç bir boyuta ulaşmıştı. Bu arada İmam’ın bir Türk ajanı olduğu biçimindeki sahtekâr Sovyet tarihçilerinin değişik iddialarının hiçbirinin bir değerinin bulunmadığını da belirtmek isterim. Nitekim, savaş boyunca Mansur komutasındaki Adıge/ Çerkes Ordusu, Türklerden tamamen ayrı olarak kendi mücadelesini sürdürdü.

Mansur’un 8 bin kişilik Adıge birlikleri, Eylül 1787’de Urup ve Laba ırmakları boylarında konakladılar. Ruslar Adıge birliklerine baskın yapmayı planlamışlardı. 20 Eylül’de P.S.Potemkin komutasındaki Rus birlikleri Kuban Irmağını geçtiler. Adıgeler üç gün boyunca Ruslara karşı kanlı bir direnişte bulundular. Mansur geri çekilmek zorunda kaldı. Çekiliş Büyük Zelençuk ve Küçük Zelençuk ırmakları boyunda durdu. Adıgelerin yanında Nogaylar da vardı. Aynı yıl Ekim ayında, Ruslar yeniden Mansur’un üzerine yürüdüler.Saldırganların başında General P.A.Tekelli bulunuyordu. Mansur yine başarısız kaldı. Bunu fırsat bilen General Tekelli, Adıgeleri cezalandırmak için, Besleney ve K’emguy topraklarına girdi ve bir canavar gibi hareket etmeye başladı. Haydutlar çok sayıda insanı katlettiler ve köyleri ateşe verdiler. Bu gelişme üzerine Mansur dağları terk edip bir Türk kalesi olan Anapa’ya sığınmak zorunda kaldı. 

anapa-savunmasiAnapa savunması ve Battal Paşa Harekâtı

Türkler Kırım’ı ele geçirmek için 1787’de bir ordu hazırlamaya başladılar. Buna karşılık Ruslar da, Kırım’da yaptıkları gibi,Türkleri Kuzey Kafkasya’dan da kovmak için cepheyi genişletme planları hazırladılar. Aynı yılın sonbaharında General Tekelli komutasındaki bir Rus ordusu Anapa üzerine yürüdü, ama kaleyi ele geçiremedi. Ruslar tehditler savurarak Kuban’ın kuzeyine,geldikleri yere geri döndüler.

İlkinde başaramamışlardı, ama Ruslar Anapa’yı ele geçirmeyi kafalarına koymuşlardı. 1790 yılı kış mevsiminde büyük bir Rus ordusu Kuban’ı geçip Çerkesya topraklarına girdi. Rus birliklerinin başında General Y.B.Bibikov bulunuyordu. Adıgeler Bibikov’un birlikleri ile kahramanca çarpışıyorlardı. Düşmanın ilerleyeceği yollar boyunca savunma kaleleri kuruyor, Rusların eline geçmemesi için sürüleri uzak yerlere götürülüyorlardı. Hayvanların yiyebileceği herşey ateşe verilip yakılıyordu. Ancak ne denli zor da olsa, Bibikov sonunda Anapa’ya ulaşmayı başardı, ama kaleyi ele geçirmeyi başaramadı. Geri çekilişi sırasında da ağır kayıplar verdi.

Bibikov’un başarısızlığı Türklerin aşırı sevinmelerine (hayal kurmalarına) yol açtı (4). Bu geçici Rus başarısızlığını, Türkler Rus gücünün kırılmış olduğuna yordular. Büyük bir ordu hazırlayarak Kuzeybatı Kafkasya’yı ele geçirmeyi planladılar. 1790’da Anapa’da büyük bir ordu oluşturuldu. Hazırlanan bu ordunun Kuban toprakları üzerinden geçerek Kabardiya’ya varması,oradan da Dağıstan’a ulaşılması hedeflenmişti. Ordu komutanı da Battal Paşa idi. Osmanlı birlikleri 8 bin yaya ve 10 bin atlıdan oluşuyordu. Türklerin refakatinde ayrıca 15 bin Adıge savaşçısı da vardı. Adıgelerin Türklerle birlikte hareket etmekte olmaları, Türk egemenliğini tanımış oldukları anlamına gelmiyordu. Adıgeler Rusya’yı asıl düşmanları olarak gördükleri için böyle hareket ediyorlardı. Ayrıca P.S.Potemkin, P.A.Tekelli ve Y.B.Bibikov’un toplu kıyımlarından geçirilen Adıgelerin öcünü de almak istiyorlardı.

28 Eylül 1790’da Battal Paşa Kuban’ın sağ yakasına (Rus egemenlik alanına) geçti ve Kabardiya sınırına ulaştı. Orada İ. İ. German komutasındaki Rus ordusu ile karşılaştı. 30 Eylül’de bugünkü Çerkessk (Şerceskale) kenti yerinde iki ordu savaşa tutuştu. Savaş Rusların zaferiyle sonuçlandı, Battal Paşa Ruslara tutsak düştü. Türklerle birlikte hareket etmiş olmaları nedeniyle Ruslar, Adıgeleri çok acımasız bir biçimde cezalandırmaya başladılar. 1790 yılı Ekim ayında Baron Rozen komutasındaki Rus birlikleri Mart ve Pşış ırmakları boylarında bulunan 36 Bjeduğ (Бжъэдыгъу) köyünü yok ettiler.

***

Anapa’nın düşmesi, Mansur’un yakalanması ve 1792 Yaş Antlaşması

Battal Paşa harekâtının hezimetle (yenilgiyle) sonuçlanması üzerine, İ. V. Gudoviç komutasındaki bir Rus ordusu Anapa üzerine yürüdü. Şiddetli çarpışmalardan sonra 22 Haziran 1791’de Anapa Rusların eline geçti. Anapa’da bulunan Dağlıların önderi (-Hakim-) Mansur tutsak düştü. Mansur Şlisselburghapishanesine konuldu ve orada 1794’te öldü.Mansur öldü,ama onun adaleti arayan haklı davası ölmedi. Gazi Muhammed, Şamil, Muhammed Emin ve Zaneko Seferbey (5) adları önderliğinde bu dava 19.yüzyılda da sürdürüldü.

Osmanlı-Rus Savaşı 9 Ocak 1792’de imzalanan Yaş Antlaşması ile sona erdi. Antlaşma maddelerine göre Kırım ve Taman yarımadaları ile Kuban Irmağının sağ(kuzey) yakasının Rusya’ya ait olduğu, yeniden onandı. Böylece Kuban Irmağı Rusya’nın resmi güney sınırı oldu. Ayrıca bu antlaşmanın yorumundan Adıge Ülkesi’nin bir Osmanlı toprağı olduğu biçiminde bir anlam da çıkarılabilme durumu doğdu (6). 1792 antlaşması gereğince Kuban Irmağının güneyinde bulunan Anapa ve Sucuk-Kale, Ruslar tarafından Osmanlılara geri verildi.

Antlaşma hükümlerine karşın Adıgeler Osmanlılara boyun eğmemişlerdi ve Rusya’ya da boyun eğmek istemiyorlardı.

***

Kuban’ın kuzeyinde bulunan topraklara Kazakların yerleştirilmeleri

Rusya İmparatorluğu savaştan sonra, (-daha önce Nogay ve Adıgelerden temizlenmiş olması nedeniyle insansız ve boş olan-) Kuban bölgesine Slav nüfusunu yerleştirmeyi kararlaştırdı. II. Yekaterina, 1792’de Taman yarımadası ile birlikte, Kuban ırmağının kuzeyinde kalan toprakları Karadeniz Kazak Ordusu’na bağışladı. 1792-1793’te Kazaklar toplu gruplar halinde gelip (göç ederek) bu yerlere yerleştiler. 1793’te Yekaterinodar (şimdi- ‘Krasnodar’) kentinin temeli atıldı. Kuban Irmağı boyunca yeni Rus kaleleri inşa edildi. Rusya Kazakları kendi yayılmacı (kolonyalist) politikasının öncü bir gücü haline getirmişti.

Kazakların Kuban bölgesine yerleştikleri ilk dönemlerde Adıgelerle Kazaklar arasındaki ilişkiler dostça idi. Aralarında canlı bir ticari alışveriş bulunuyordu. Ancak Çarlık yönetiminin yayılmacı politikaları gereği, yeni doğmuş olan bu iyi ilişkiler, çok geçmeden bozulmaya ve kötüleşmeye başladı. Kuban’ın sol (güney) yakasında bulunan Adıge Ülkesi’nde olup biten şeyler Rusya’nın ilgisini çekmeyi sürdürdü. Rusların gözü Adıgelerin üzerindeydi, durmadan Adıge yaşamına karışıyor ve her şeye burunlarını sokuyorlardı. Örneğin Bzıyıko Savaşı (1796) sırasında Kazak ordusu Adıge beylerine (pşı ve werqlere) yardım etmişti. Bu durum Adıge köylülerinin(fekol’larının) kaygılanmalarına yol açmıştı.

Kuzeyden gelen bu yeni komşunun gözü artık Adıge toprağındaydı. Kazak yağmacılar Bzıyıko Savaşı’ndan sonra da fırsat buldukça Çerkesya’yı talan etmekten geri kalmıyorlardı. 1796 yılında Ataman Z.Çepega’nın gönderdiği bir Kazak ordusu Şapsığ (Шапсыгъ) toprağını kana buladı.

18’inci yüzyılın son yıllarında Adıgeler çok güç, çok ağır koşullar altında bir yaşam sürdürüyorlardı. Rusya İmparatorluğu’nun süreklilik kazanan saldırı tehditleri ve politikaları altında sürdürülen bir yaşamdı bu yaşam.

Ulus yeni mücadelelere hazırlanmaktaydı…

Prof.Dr.Ç’ırğ Ashad

Kaynak: Adıge maq,7-8 Şubat 1992

Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız

 

Not: Prof. Dr. Ç’ırğ Ashad,1992’de Krasnodar’daki Kültür Enstitüsü’nde görevliydi. Ardından Maykop’taki “AC Tembot K’eraş Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü”nün müdürü oldu. Şu sıralar Adıge Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi dekanıdır. Yazı, ilkin “Kuzey Kafkasya Kültürel Dergisi”nin 1992 yılı, 85-86 sayısında “Tehlike Hep Kuzeyden Geliyordu” başlığıyla yayınlanmıştı. Yazı yeniden gözden geçirilmiş olup, alt çizmeler, parantez ve tire içi yazılar ve ara başlıklar çevirmene aittir. - hcy

Dipnotlar:

(1) - Büyük ve Küçük Kabardey bölgeleri, 1739 Belgrad Antlaşması hükümlerine göre, Osmanlı ve Rus devletleri arasında tarafsız bölgeler, yani bir tür bağımsız bölgeler olarak tanınmıştı. 1763’te Rusya’nın Küçük Kabardey bölgesine ait olan topraklarda Mozdok Kalesi’ni kurması ise, hukuk dışı ve saldırgan bir siyaseti yansıtıyor. - hcy

(2) - Rusya aynı küstahça politikayı, Çerkesya işlerine Osmanlı Devleti’ni de katarak (müdahil ederek) sürdürmüş ve buna dayanarak, 1829 Edirne Antlaşması ile Çerkesya’yı henüz işgal bile edememişken, uluslar arası toplum önünde, hileli yollarla hukukuna geçirmeyi ve uluslar arası toplumu kandırmayı (ya da etkisizleştirmeyi) başaracaktı. 1792 Yaş ve 1812 Bükreş antlaşmaları bu yoldaki ön hazırlık ya da bir alt yapı oluşturma çalışmaları idiler. -hcy

(3) – Osmanlı kalesi Anapa, Çerkesya’nın da başkenti konumundaydı: “Çerkesya’yı oluşturan bölgelerin meclislerince seçilen temsilciler Anapa’ya gönderilir ve onlar aracılığıyla önemli kararlar alınırdı. Diplomatik, idari ve askeri işler buradan yürütülüyordu. Dış ülkelere gönderilecek elçiler, bölge askeri komutanları ile yargıçların seçilmeleri yanında, savaş zamanında ve gerektiğinde Hakim denilen ve sınırsız yetki tanınan bir önder de (hem yönetici ve hem de üst komutan) belirleniyordu” (Bkz. “Adıge Cumhuriyeti”, “Anapa” ,Vikipedi). Sakarya Savaşı sırasında (1922) BMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya da parlamento tarafından öyle bir yetki verilmişti. O da konumunu güçlendirmiş, güvendiği kişileri önemli yerlere ve komutanlıklara getirmişti. - hcy

(4) - Napolyon ve Hitler gibi Rusya’yı hafife alan ve seçilmiş Çeçenya Devlet Başkanı Aslan Maşadov’u dinlemeyen,Şamil Basayev ve Ürdünlü Hattab’ın peşinden giden disiplinsiz Çeçen dinci militanlar da aynı hataları yinelediler, sonunda Çeçenya’ya ve kendilerine ölüm ve yıkım getirdiler. - hcy

(5) - Muhammed Emin, sonunda Ruslarla anlaşmış ve Ruslar tarafından maaşa bağlanmıştır. Bu arada Adıgelerin gizli savaş planlarını, gizli bilgileri Ruslara ulaştırdığı da söyleniyor (bkz. - Cennetin Kılıçları).Zaneko Seferbey de,Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında Osmanlılar tarafından Çerkesya Askeri Valisi olarak atanmış eski bir Rus subayı idi. - hcy

(6) - Bu durum,1812 Bükreş Antlaşması ile pekiştirilmiş,1829 Edirne Antlaşması ile de Bağımsız Çerkesya’nın,sanki bir Osmanlı toprağı imiş gibi, Osmanlılar tarafından Rusya’ya bırakılmasına fırsat yaratmış, bu da Çerkesya’yı hukuksal ve siyasal anlamda savunmasız bırakmış ve dış dünyadan tecrit edilmesine yol açmıştı. - hcy

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Kars’ta Çerkes Mezarlığı https://t.co/huSx2CBZAv
RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı