Makale

Çerkesler İngilizlerin Oyununa Gelmedi

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk başbakanının siyasi hatıralarının onbirinci sayfasında şu satırlar yer alıyor: "Süleyman Askeri, Kuşçubaşı Eşref ve kardeşi Sami ile bazı arkadaşlarının, Avrupa devletlerinin baskısından Osmanlı Devleti bunalınca, bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak için "Batı Trakya Cumhuriyeti" diye özerk bir devlet kurduklarını biliyoruz.

Bu bağımsız gibi hareket eden, fakat aslında Osmanlı'nın İttihatçı kanadına bağlı tutumunu koruyan devletin, artan baskılar yüzünden feshedilmesi gerekti... Feshettiler. Fakat devletin elinde birikmiş bazı paralar ve Bulgarlardan ganimet olarak ele geçirilmiş sürüler vardı. Bunları sattılar ve elde edilen parayı altına çevirerek Kuşçubaşı Eşref'e teslim ettiler. Kuşçubaşı Eşref de -bir gün gerekeceğini düşünerek- çiftliğine gömdü. Bu olayı bana anlattığı için biliyorum. Ayrıca Enver Paşa, savaşın kaybedileceğini kestirince, ülkenin istila edilmesi halinde gerilla savaşı yapılması için, bazı yerlere silah yerleştirtmiştir. Bu yerlerden biri de Kuşçubaşı'nın çiftliği idi. Hem silahlar hem altınlar son derece özen gösterilerek gömülmüşlerdir. Anadolu mukavemetine karar verilince, ben bu altınları ve silahları Mustafa Kemal Paşa'nın emrine verdim."

Mehmed Akif, Milli Mücadele hareketine katılmak üzere İstanbul'dan Ankara'ya giderken, çete savaşlarıyla Geyve Boğazı'nı açık tutarak bu intikalleri sağlayan Kuşçubaşı ile Yenibahçeli Şükrü'ye rastladığını belirtir. Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve daha pek çok önemli kişi de aynı yoldan faydalanmışlardır. Hiç kimsenin yalan söylediğini iddia edemeyeceği Mehmed Akif, Kuşçubaşı'nı gölge gibi takip eden Sudan'ın büyük evladını hizmetlerinden dolayı şöyle yüceltir: "Eşref Bey'in emireri Zenci Musa/ Omuzundan arşa çıktı Nebi İsa".

İngilizler Kürtleri, Düzce, Bandırma ve diğer yoğun oldukları bölgelerde de Çerkezleri kışkırttılar. Sıradan insanları bir yalan, bir sloganla kandırmak kolay; fakat ayrı devlet kurmak için Van'da topladıkları Kürt beyleri İngilizlere şu cevabı verdiler: "Siz Ermeni devleti peşindesiniz; biz halimizden memnunuz." Batı Anadolu'da da kurulmasını istedikleri Çerkez devletine en şiddetli tepkiyi Çerkez beyleri gösterdiler.

Çerkez Ethem'in mücadeleyi bırakıp karşı tarafa geçtiği okul kitaplarında yer almaktadır. Ama Yunanlıların safında kalmadı; Ürdün'e gitti. Ürdün devlet arşivine yedi sandık dolusu evrak bıraktığı çeşitli kaynaklarda zikredilmektedir. İsmet Paşa tek maddelik bir kanunla onu affetti; fakat Çerkez Ethem mealen şu cevabı vererek gelmedi: "Yunanlılar İzmir'e 15 Mayıs 1919'da çıktılar. Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele'yi başlatmak üzere 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak bastı. Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra 23 Nisan 1920'de Ankara'da Büyük Millet Meclisi toplandı. Daha sonra Ankara'dan geçip Yozgat İsyanı'nı bastırmamıza rağmen, diyelim ki Meclis kurulmakla otoriteyi Ankara'da teşekkül eden hükümet sağladı. Bu kabul dahi bizi şu noktaya götürür: 15 Mayıs 1919'dan, 23 Nisan 1920'ye kadar bir kuvvet, Yunanlıları Batı Anadolu'da tuttu. Aziz milletim bunu kimin tuttuğunu düşünüp vicdanında beni ve arkadaşlarımı beraat ettirinceye kadar o topraklara dönmeyeceğim."

Bugün Batı'da "Türkmenler Türk değildir" diye kitaplar yazılmaktadır. Bir gün gelir, Avrupa'nın menfaati Türkmen'in Türk olmadığında ise, içimizden buna inanan pek çok beyinsiz veya art niyetli çıkar. Sosyal bünyeler ayrılıklar körüklenirse parçalanır, müştereklikler perçinlenirse bütünleşir. Birinci Dünya Savaşı'nda petrollerimizi ele geçirmek için Türk ve Kürt'ün ayrıştırılması İngilizlerin gündemine geldi. Konuyu inceleyen Lawrence bir rapor verdi. Bu raporda, Türk'le Kürt'ün etle tırnak gibi olduğu, ancak yüz yıl çalışılırsa, bunların ayrıştırılabileceğini belirtti. Televizyonda, gazetelerde Türk ve Kürt ayrılığına vurgu yapıldıkça, tahrik edici sözler söylendikçe, Lawrence'in arzusu doğrultusunda faaliyet yapıldığına şahit olarak tarih bilen hangi şuurlu insanımız kahrolmuyor.

Mehmet Niyazi (ZAMAN)


Yorum yapın