Makale

Halide Edib Ve Çerkesler

Ünlü Amerikalı, Müslüman ve Kafkasyalıların dostu Mr. Charles R. Crane ve torunu Miss Frances Crane Paris'e gelmişler ve benimle tanışmayı arzuladıklarını bana İstanbul'a yazmışlardı.


Paris'e gittim. Yıl 1933..

Paris dışında, St. Germain deş Pves'de, Fransız kralı dördüncü Henry'nin doğduğu sarayda (otele çevirmişler), Hotel Henry IV'de beni öğle yemeğine davet ettiler. Otelin holünde beni bekleyen sekreterine kartımı verdim. Adam beni Mr. Crane'in tuttuğu daireye doğru götürerek, salonun kapısını açtı ve yüksek bir sesle tanıttı:

"Miss Zubeydet Şhaplı - Şamil!"

Elimde üç paket vardı. Mr. Crane ve torununa İstanbul'dan getirdiğim armağanlar. Kendisine dedem İmam Şamil'in çakmaklı eski bir tabancasıyla savatlı gümüş bir Çerkes kamçısı ve genç kıza gene savatlı gümüşten eski ve değerli bir Çerkes kadın kemeri; bu kemerin tokası minimini bir kamayla kapanıyordu ve gene o tokanın ortasında bizim için büyülü bir isim yazılıydı: Kafkas...

Ve belimde bir Çerkes kayışı vardı, bir erkek kayışı. Derisi ipek gibi yumuşak ve savatlı gümüş parçalarıyla süslü bu kayışı çok sever ve sürekli takardım. (Bu kemer - Çerkesleri seven ve her fırsatta koruyan - rahmetli şehzade Abdül-Halim Efendi'nin armağanıydı ve bence anısı büyüktü. Bu kayışı büyük yurtsever Mehmet Fetgerey Şoenu da o kadar beğenmişti ki, o ketum ve ağır huyuna rağmen, Abdül-Halim Efendi'den bizzat istediği halde, Efendi bana vermişti. Bunun üzerine Fetgerey kemeri belimde gördükçe, şaka ederken bile daima ciddi bir yüzle "gene benim kayışımı takmışsınız..." derdi. Asil ruhlu şehzade genç yaşında yabancı ellerde ölmüştü ve Beşiktaş'taki evimizde konuk iken "gene benim kayışımı takmışsınız..." diyen Abhaz Şövalye de yoktu artık..

Paris'te, Hotel Henry IV'ün görkemli büyük salonuna girerken, sade kıyafetimin tek cevheri –kim bilir kaç Adige mücahidinin ince belini sarmış, kaç savaşa tanık olan- bu kemerdi. Başım dik salona girdim. Beklemediğim bir kalabalıkla karşılaştım; herkes ayağa kalktı. Hiç birini tanımıyordum. Bunlar kimdi?

Mr. Crane olduğunu anladığım -başını hafifçe sallayan- yaşlı ve kibar bir zat, yanında sevimli genç bir hanımla, bana doğru ilerledi ve beni selamladıktan sonra, torununu tanıttı. Bundan sonra da, öteki konuklarına doğru dönerek, beni onlarla tanıştırdı ve ilave etti:

"Konuğum küçük fakat taşıdığı isim büyüktür."

Teşekkür ettim:

"Thank you, Mr. Crane."

Orada bir hanım ve iki bey vardı. Onlara doğru yürüdük ve bana onları tanıttı:

"Madame Halide Edib... Dr. Adnan Adıvar... Mr. Rauf Orbay."

Mr. Crane ve torununa armağanlarımı verirken:
"Bunlar eski bir zamanda Çerkes ve Dağıstanlılar tarafından yapılmış olduğundan bizce manevi bir değeri vardır" dedim. "Tabanca ise tarihidir."

Ünlü Amerikan filantrofu ve Frances Crane, kamçı ve kemeri pek beğendiler, tarihi tabancayı da âdeta derin bir saygı ile ellerine aldılar ve uzun uzun incelediler, konuklarına gösterdiler.

Mr. Crane kamçıyı Halide Hanım'a uzatarak:

"Bakınız", dedi, "Ne kadar zarif, ne ince ruhlu şu Çerkesler!"

Halide Edib, yüzünde müstehzi bir tebessüm, eli sanki çamura dokunmuş gibi kamçıyı aldı ve yalandan şöyle bir göz atarak derhal geri verdi ve acayip bir tavırla -hiç unutamayacağım- şu sözleri söyledi:

"Evet, bilirim... O eşkiya Çerkeslerde bunlardan çok olurdu" dedi.

Beynimden vurulmuşa döndüm. "O eşkıya Çerkesler..." (Those Circassian brigands... demişti). Bu ne cesaret! Küstah kadın! Hem de utanmadan, ben ve Rauf Bey'in önünde milletimize ve bize böyle hakaret !

Adeta gözlerimden ateş fışkırdığını duydum. Bu, ne cüret ! Döndüm, Rauf Bey'e... Bekledim, bir hareket, bir söz... Nafile ! Hiç benimsememişti bile... Hayret ettim ve o koca "Hamidiye Kahramanı" gözlerimde küçülüverdi... Mr. Crane'e baktım... İnce adam öfkemi gördü -görmemek için kör olmak gerekirdi- gençtim, ruhum isyanla taşkın. Mr. Crane'in başı sinirinden daha fazla sallanmaya başlamıştı. Fakat o beni henüz tanımıyordu bile ve ne yapacağını bilemiyordu... Halide Hanımı da kırmak olmazdı. O Halide Edib ki, yıllardır zekâ ve kurnazlığıyla kendisine az ün sağlamamıştı..

Milletime hakaret eden o kadına döndüm. Belim dimdik, başım gökte ve sol elim pençe gibi yapışmıştı Çerkes kemerime, sanki hançerime... O yabancıların arasında güç diledim o sembolik kemerimden... Herhalde yüzümden nefret akıyordu..

"Madame", dedim. Sesim titriyor, hepsi bana bakıyorlardı. Halide Edip hâlâ dudaklarında o müstehzi tebessümle beni, küçük düşürmek istediği bu genç ve yalnız Adige kızım seyrediyordu.

İşte o anda gördüm, Halide Edib'in bize karşı olan öz duygusunu, insanın kendi toplumuyla öğünmek gibi en doğal ve kutsal duygularına saygısızlık gösteren o kadından işte o anda nefret ettim.

Fakat derhal kendime geldim ve bu defa sakin olduğu kadar sert bir sesle:

"Madame," diye devam ettim, "sizin o eşkiya saydığınız insanların her biri belki de bizim için birer kahramandır!"

 


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.