Makale

Kafkas Müridizmi ve Sovyet Tarihçiliği

Kuzey Kafkasya Dağlılarının Rus istila hareketine karşı koyuşları 18. yüzyılın sonlarına doğru Çeçen asıllı Şeyh Mansur Uşurma tarafından başlatılmış ve üç büyük Nakşibendi imamı Gazi Muhammed, Hamzat Bek, ve Şamil'in liderlikleri altında 1859 yılına dek sürmüştür. 1877-1878 senelerinde de Dağıstan ve Çeçenistan'da yine direnişler yoğunlaşmış, 1920-1921 döneminde ise Said Şamil ve Gotsalı Necmettin (Gotsinski)'nin önderliğinde Dağıstan'ın ve Çeçen müritler, Sovyetlere karşı yönelen en son ve önemli başkaldırı hareketi ne girişmişlerdir.

Dağlıların mücadelesi "kutsal savaş" karakteri taşıyan; dağlı toplumunun her sınıfının hemen hemen katıldığı ulusal boyutta bir hareketti. Bu hareketi ise Nakşibendi sûfî kardeşliği yönlendiriyordu. Müridizmin Mansur'dan Uzun Hacı'ya ve Gotsalı Necmettin'e kadar tüm önderleri bu tarikatın şeyhleri idi. Mücadeleye katılanların çoğu da aynı tarikatın mensuplarıydı.

Şamil'in esareti sonrasında diğer bir sûfî kuruluşu Kadiri Kunta Hacı tarikatı da 19. yüzyılın sonlarında Kuzey Kafkasya'nın özellikle Çeçen bölgesinde aktivite kazanmıştı. Gerek 1877-1878 başkaldırısında gerekse 1920-1921 döneminde Kadiriler de Nakşibendîlerle birlikte etkin rol oynamışlardı.

Yarım asır süren çabalarına rağmen Sovyet otoriteleri Kuzey Kafkasya'daki sûfî tarikatları hiç bir zaman tamamen yok etmeyi başaramamışlardır. 1920-1921 hareketinde inançlı kitleler, özellikle sûfîler ve müritler uzun süren kanlı zulümlerle karşılaşmışlar, fakat Nakşibendîler ve Kadiriler Sovyetlere karşı savaşta yer almışlar, yanı sıra her iki tarikatta 1928'de Kafkasların Kuzey-Doğusunda direnişe geçmişlerdi. Bunu 1934 ve 1940-1942 yıllan arasında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nde patlak veren benzer direnişler izlemiştir. Son ayaklanma, Komünist Partisi üyelerini bile bünyesine alan sûfî olmayan milliyetçi guruplar tarafından yönetilmiş, ancak Kadiri ve Nakşibendî müritler de gerillalar arasında oldukça önemli bir sayı oluşturmuşlardı.

Bugün her iki tarikat, Dağıstan'da (özellikle Nakşibendîler) ve Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nde (özellikle Kadiriler) mükemmel şekilde varlıklarını sürdürmektedirler. (Bu konu ile ilgili olarak bkz: A. Bennigsen-S. Enders Wimbush: Mystics and Commisars - Sûfîsm in the Soviet Union, London, C. Hurst, 1986).

Halen Kuzey Kafkasya'da (ve aynı zamanda SSCB'nin diğer bölgelerinde) sûfî organizasyonlarının varlıklarını sürdürebilmeleri farklı nedenlerle açıklanabilir. Söz konusu faktörlerden en başta geleni hiç şüphesiz, Kafkasyalı müritlerin Rus ordularına karşı sürdürdükleri uzun ve şanlı mücadelenin büyük gururudur. Bugün sadece Şamil motifi bile, hala Dağlıların, takipçilerinin paha biçilemeyecek değerdeki yadigarlarıdır. Onlar bütünüyle birer kahramanlık timsali olmuşlar, yaptıkları işler ise "büyük kardeş" Rusya'ya karşı geçmişte gerçekleştirilen direnişin belki yarın da olabileceğinin göstergesi olarak kabul edilmiştir.

İhtilâlden çok önceleri, Şamil ve Kafkasyalı müritler, Şamil'in askeri dehasına ve gazilerin cesaretine hayran olan Rus hasımları ile Karl Marks dahil; Çarlık rejimi aleyhtarları tarafından takdir ediliyorlardı. Sovyet rejiminin ilk yıllarında ise tüm ulusal özgürlük hareketleri, Rus olmayan halklar arasında popüler ve ilerici olarak değerlendiriliyordu. 1930'lu yılların başlarına kadar Sovyet tarihçiliği eski bir Bolşevik ve Lenin'in da yakın arkadaşı olan Pokrovski’nin ekolü tarafından yönlendiriliyordu. Bu ekol Rus sınırları dışındaki toprakları istila etmenin ve buraları Çarlık hegamonyasına katmanın, bir diğer deyişle "milletler hapishanesi" oluşturmanın emperyalist bir girişim ve "mutlak bir felaket" olduğunu ileri sürüyordu.

Haliyle bu durumda, Rus saldırısına karşı yapılan mücadeleler kahramanlık ışığı altında sunuluyor ve mücadele liderleri de feodal aristokrasiye bağlı bulundukları yada sûfî kardeşliğine mensup oldukları halde kahraman olarak gösteriliyordu. Nakşibendi cihat düşüncesinin ruhi temelini teşkil eden sûfî mistisizmi inkâr edilmesine yada görmezlikten gelinmesine karşın veya dini olmayan motifler ardında tümüyle yok olacak şekilde akla uydurulmakla birlikte, Şamil ve müritleri yurtseverlik hareketinin en iyi temsilcileri halinde lanse ediliyorlardı.

Pokrovski ekolü 1930 başlarına, yani Rus olmayan çeşitli Slav topluluklarının özgürlük hareketlerinin (Ukraynalılar, Beloruslar) progresiv karakter taşıyan, Çarlık rejimi karşıtı sorular yöneltmesinin başlangıcına kadar etkinliğini sürdürmüştü. Sovyet tarihçiliği 17. ve 18. yüzyıllarda bunların yaşadıkları toprakların Moskova'ya bağlanmalarını olumlu birer tarihsel gerçek olarak açıklıyordu. Ancak Müslümanlara ve özellikle Şamil'e karşı duyulan ilgi sebebiyle resmi tavırlar henüz değişmemişti. Bu dönemde, Dağıstan ve Çeçenistan'da Rus ordusuna karşı başlatılan cihat, yurtseverlik hareketinin bir örneği olarak değerlendirilmeye devam ediliyordu.

Bununla birlikte 1930'ların sonlarında, Komünist Partisi içinde Rus milliyetçiliğinin önem kazanması ve de facto olarak enternasyonalizmin terk edildiği gerçeği (ki, bu durum diğerleri arasında Çarın mirasına karşı uzlaşılmaz bir düşmanlık davranışı halinde görülüyordu) Pokrovski'nin ortaya attığı teorilerin reddedilmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Eski formül Çarlık istilasının "mutlak kötülüğünden" bahsederken, yeni formülde bu "daha az kötü" şeklinde yer alıyordu.

Bu anlatım ilk olarak 22 Ağustos 1937'de Tarihsel sorunlar ile ilgili Devlet Komisyonu'nun teklifiyle kullanılmıştır. Yeni yoruma göre Müslüman Kafkas ve Orta Asya ülkeleri dahil olmak üzere, sınır ülkelerinin fethedilmesi "mutlak kötülük" şeklinde düşünülemezdi. Bu yaklaşımda, Rusya'nın fetihlerinin o ülke insanlarını feci bir akıbetten; Türkiye, İran ve hatta İngiltere gibi diğer emperyalist devletlerin hegamonyası altına girmekten koruduğu iddia ediliyordu.

Dahası, Stalinist tarih anlayışına göre, 1930 sonlarında, Müslüman bölgelerin birleştirilmesinin bir başka pozitif yönü de bulunmaktaydı. Birleştirilme sayesinde bu topraklardaki insanlar "büyük kardeşleri" olan gelişmiş ve ileri Rus halkıyla doğrudan ilişki kurabileceklerdi. Bu kontaktlar nedeniyle imparatorluğun Müslüman milletleri, bolşevik ihtilalinden paylarını alabilmişler ve proleterya diktatörlüğünü başarmışlardı. Böyle bir durumda Rus istilasına karşı başkaldırı artık bütünüyle ilerici olarak düşünülmeyecekti.

Kötülüğün "daha az" ya da 'izafi' olduğunu savunan yeni teori öncelikle hakimiyet ve özgürlüklerini, az çok kendi rızalarıyla teslim eden halklara, örneğin Gürcistan ve Ermenistan halklarına uygulandı. Daha sonra bu uygulama, Rusya'ya militarist fetihlerle dahil edilen diğer milletler; Kafkasyalılar, Polonyalılar, Türkistanlılar çerçevesinde genişletildi.

II. Dünya savaşı sırasında ve hemen sonrasında sayıları bir milyonu aşkın Kuzey Kafkasyalı (Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar, Balkarlar) ve bir o kadar da Kırım Tatarları ile Budist Kalmuklar "kollektif vatan hainliği" suçuyla itham edilerek Sibirya'ya sürülmüşlerdir.

Gerçekte toplu katliam olarak nitelendirilebilecek bu durum "kötünün iyisi" formülünü de ortadan kaldırıyordu. 1945'ten sonra Sovyet tarihçileri sosyalist olmayan özgürlük hareketlerinin tüm ilerici özelliklerini inkâr ettiler ve Müslümanların direnişlerini "feodal dini çevrelerin güdümünde" veya "burjuvazinin emri altında" bulunmakla suçlayarak mahkum ettiler.

Ancak Şamil'in prestiji öylesine büyüktü ki bir kaç yıl sonra, 17 Temmuz 1950 günü Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi I. Sekreteri Abbas Bagirov, Bakü'de Azerbaycan intelijansiyasına verdiği konferansta, Kafkasya'da varlığını sürdüren çeşitli milli eğilimlere karşı şiddetli bir saldırıda bulunarak Müridizmi "reaksiyoner" bir hareket olmakla itham etmiş, raporunda da genelde İslam'a ve İslami ideoloji tarafından yüreklendiren tüm anti-Rus başkaldırılara hücum etmiştir. Şamil'in mücadelesi ise diğerlerinden ayrı tutulmuştu.

Bagirov'un konuşması "Müridizm ve Şamil" adı altında Bakinskii Rabochii'de (Bakü-18 Temmuz 1950) daha sonra Bolshevik'de (Moskova, XIII, 1950, s: 21-37) yayınlandı. Söz konusu konferans Sovyet tarihçiliğinde dramatik bir dönüm noktasını belirliyordu.

Artık, Dağlıları Şamil'in ve fanatik takipçilerinin "feodal boyunduruğu"ndan kurtardığı ve dini otoritesini kırdığı için Çarlığın Kafkaslarda giriştiği istila hareketi "mutlak iyi" oluyor, bunun da ötesinde Rus istilasının Kafkasyalıları İngiliz ve Türk egemenliğinden kurtardığı iddia ediliyordu. Konferans sonrasında Müridizm "anti-popüler" ve reaksiyonerlikle damgalanıyor, İmam Şamil ise Türk ve İngiliz emperyalizminin aleti olarak suçlanıyordu.

Bagirov'un demecini, Müridizme ve bu hareketi yakın tarihlere kadar idealize eden Müslüman intelijansiyaya karşı resmi suçlamalar zinciri takip ediyordu. En sert saldırıları ise şu kaynaklardan izlemek mümkündür: N A. Smirnov tarafından kaleme alınan Reaktsionnaia Sushchnost' dvizhsniia Müridizma i Shamillia na Kavkaze (Kafkasya'da Müridizm ve Şamil Hareketinin Tepkisel Niteliği) (Moskova, 1952) ile A. V. Fadaev'in Voprossy Istorii'nin 6. sayısında yayınlanan "O vnutrennei sotsial'noi baze mundskogo dvizhenia na Kavkaze v XIX. veke" (19. Yüzyılda Kafkasya Müridizminin Toplumsal Tabanı) (Moskova, 1955, s: 67-77) başlıklı makalesi; Dağıstan Komünist Partisi I. Sekreteri A.D. Danyalov'un "Ob izvrashheheniiakh v osveshchenii Müridizma i dvizheniia Shamila" (Şamil Hareketinin ve Müridizmin Yorumlanmasındaki Sapmaların Etüdü) (Voprossi Istorii, Moskova, 1950, No: 3) isimli makalesi ve bütün bunların içinde en keskin ve zehir saçanı: Sh. B. Tsagereishvili'nin editörlüğünde hazırlanıp Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti arşivlerinde (MVD departmanında) bulunan Shamil, svatlenik Sultanskoy Turtsii i Angliiskikh kolonizatorov - sbornik dokumental'nykh materialov (Şamil, Sultan Türkiyesi ve İngiliz Kolonizatörlerinin Hizmetinde) (Tiflis, 1953) isimli çalışmadır.

Stalin'in ölümünden sonra yeni bir yaklaşım belirlendi. Muhtemelen Kafkaslardaki kamuoyunun baskısı altında ve Stalin'in takipçilerinin dünyaya komünizmin daha insancıl ve daha hoşgörülü çehresini gösterme çabalan ile bağlantılı olarak acilen yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmuştu. Buna rağmen Bagirov'un belirlediği resmi çizgi Voprossy Istorii'nin Sovyet tarihçilerini Moskova'da bir konferansta bir araya getirdiği 1956 Haziran’ına kadar varlığını korudu. Konferansa katılanlardan bazıları Stalin devrinin sonlarındaki ilkel ve şovenist kavramların tekrar gölden geçirilmesini talep ettiler. Hatta bir kaçı, Bagirov'un acınacak teorilerini bir kenara bırakmayı önerdiler, hemen sonrasında da partiden ihraç edilerek tutuklandılar. Mart 1956'da bir Rus tarihçisi, M. A. Pikman, Şamil'in rehabilitasyonunun başlangıcını belirleyen çok önemli bir makale yayınladı: "O bor'be Kavkazskikh gortsev v Tsarskimi Kolonizatorami" (Kafkasya Dağlılarının Çarlık Kolonizatörlerine Karşı Mücadelesi) (Voprossy İstorii, Moskova, 1956, No: 3). Bir ay sonra, Nisan 1956'da Bagirov "vatan haini" ve "Beria'nın aleti" olmakla suçlanarak cezalandırıldı.

Çok geçmeden, Temmuz 1956'da bir Dağıstanlı tarihçi, G. A. Danyalov (Dağıstan obkomu I. Sekreteri A. Danyalov ile karıştırılmamalı), Bagirov'un ortadan çekilişini Voprossy Istorii'nin 7. sayısında bir makale ile, "O dvizhenii Gortsev pod rukovodstvom Shamilia" (Şamil'in önderliğinde Dağlıların Hareketleri) ile müjdeler. Bu makale Şamil için hemen hemen tam bir rehabilitasyonun yerini alır. Danyalov "feodal ya da dini bir hareket oluşu bir yana, Müridizm halkın büyük bir bölümünün desteğine sahipti" der. Ona göre sûfî doktrin (müritlerin ideolojisi) basit olarak progresiv mahiyetteki milli bağımsızlık hareketinin yüzeyini oluşturmakta idi. Ve bu yüzden de karanlık bir inanç olarak tanımlanamazdı. Şamil büyük ve zeki bir devlet adamıydı, zorba değildi ve kendisiyle Türkiye veya İngiltere arasında hiçbir zaman gizli bir anlaşma da olmamıştı. Kısacası müridizm, barbarlık yolundaki Rus koloniyalizmine karşı sağlıklı bir tepkiydi.

Bununla birlikte, Şamil'e itibarını yeniden kazandırmaya yönelik çalışmalar tamamlanmamıştı. Gerçekte Şamil'i pozitif bir kahraman olarak gösterecek herhangi bir girişim, onu kullanma peşinde olanlara karşı yöneltilebilecek iki taraflı bir silahtı. Sovyetler Birliği'nde herkes, özellikle Kuzey Kafkasyalılar, Çarist koloni yönetiminin cezalandırılmasının Müslüman topraklardaki Rusların da (ister Çarlık yanlısı, isterse Sovyet yanlısı) cezalandırılmasını gerektirdiğini gayet iyi biliyorlardı. O halde, Müridizme itibarını tekrar kazandırma kampanyası pekala kolaylıkla anti-Rus karaktere dönüştürülebilirdi. Bu tehlikenin farkına varan Moskova'daki yetkililer 19. yüzyıldaki Çarlık istilası meselesine karşı tavırlarını bir kez daha değiştirdiler. Şamil'in yeniden suçlanması, Stalin dönemindeki anlayışa geri dönüşün ilk göstergesi oluyordu.

Kasım 1956'da Moskova'daki SSCB Bilimler Akademisi tarafından bir kez daha ve kesin olarak Mürit hareketinin ilerici yada reaksiyoner niteliğini belirlemek üzere bir tarih konferansı düzenlenmesine rağmen, sık sık fırtınalı geçen tartışmalar nedeniyle herhangi bir netice elde edilemedi. Konuşmacılar hemen hemen iki eşit kampa ayrılmışlardı. Söz konusu kanatlardan biri, aralarında az sayıda Rusun da bulunduğu Müslüman aydınlardan oluşuyor ve Müridizmi milli ve halkın özgürlüğünü savunan bir hareket olarak ortaya koyuyordu. Bu tezin karşısında bulunan Ruslar ve ufak bir Müslüman grup ise zorbalıkla, halka açık olmamakla suçladıktan Müridizmi Türk-İngiliz emperyalizminin emrine girmekle damgalıyorlardı. Her şeye rağmen, Şamil'i savunan konuşmacılar, kötüleyenlerden sayıca fazla oldukları için, konferans karşıt perspektifleri dengeleyen ve kesin çerçevesi belli olmayan nihai bir karar için çalıştı. Kararda "Müridizm Rus baskısına karşı yöneltilmiş anti-kolonyal bir harekettir, ancak aynı zamanda İngiliz ve Türk emperyalistleri için de hizmet verir" deniyor, "Çarların koloniyal politikaları zorbaca yapılmış bir harekettir, ancak Kuzey Kafkasya'nın Rusya ile birleştirilmesi ilerici niteliğe sahip bir tarihsel gerçekliktir" şeklinde devam ediyordu. İkiyüzlülüğün bu en açık örneğinin tam metni Aralık 1956'da Voprossy Istorii'de verilmiştir. Aynı sayıda Prof. S. K. Bushuev'in "O Kavkazskom Müridizme" adlı uzun bir makalesi de yayınlanmıştı. Komünist Partisi'nin resmi görüşünü net biçimde ortaya koyan Bushuev'in makalesi Şamil konusundaki uzun tartışmaların neticesi şeklinde nitelendirilebilir. Artık, sol kesimdeki yetkililerin yeni konumlan ile ilgili kuşkular ortadan kalkmıştı.

"Hiç şüphe yok ki" diyordu Bushuev, "Rusya Kafkas halklarıyla ilişkilerinde, onların ilerlemelerine yol açan bir rol oynamıştır. Sonuç olarak ne şekilde ortaya konulursa konulsun, Müridizm ideali anti-sovyetik bir manevradır."

Bir kaç yıl sonra ise N. A. Smirnov, "Müridizm na Kavkaze" (Moskova Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü Yay., 1963) başlığını taşıyan bir monografi ile konuyu yeniden gündeme getirmiş, bu monografide Şamil ve müritlerine acımasızca saldırarak, Dağıstan'ın Rusya imparatorluğu ile birleştirilmesini ilerici bir pozisyon olarak yorumlayarak istilâyı bütünüyle haklı çıkarmıştı.

Her şeye rağmen, Kruşçev ve Brejnev devirleri Stalin kurallarının anıtsal etkisinden yoksun oldukları için, Şamil, Kafkasyalı tarihçiler tarafından aklanmaya çalışılırken, bir yandan da Moskova'da kendisine karalar çalınıyordu. Şamil'e itibarını yeniden kazandırmak için en can alıcı girişimi Çeçen tarihçisi Andarbek Yandarov (Kazakistan SSC Bilimler Akademisi Hukuk ve Felsefe Enstitüsü Üyesi) Alma-Ata'da çalışırken gerçekleştirmiştir. 1975 yılında Alma-Ata'da başvuru yapılan Sûfîzm i ideologiia Osvobbditel'nogo dvizheniia‘nın (Sûfîzm ve Ulusal Bağımsızlık Hareketinin ideolojisi) yazarı Yandarov'a göre Kafkas Müridizminde tamamıyla farklı, hatta karşıt iki yönelim vardı. Bunlardan ilki, Şamil'in "Naibat Müridizmi" diye adlandırdığı gazavat'ın pozitif ideolojisi olan halkçı ve mücadele yanlısı Müridizm'di. Diğeri ise mistik, "reaksiyoner" ve "tarikat müridizmi" idi. İlerici bir kahraman olan Şamil ilk yönelimin lideri iken, ikinci yönelimin başını "korkak ve asalak dini çevreler" çekiyordu. Yandarov'un çabası, Şamil'i yani kahramanını Rus tarihçilerinin saldırısından korumaya yönelik cesur, fakat hatalı ve bilimsel olmayan bir girişimden öteye gidemiyordu. Sovyet tarihçiliğinde yıllar boyunca düşmanlar arasında (Ruslar, partizanlar ve özellikle Şamil'in izindeki Müslümanlar arasında) resmi olmayan bir "modus vivendi" kurulmuştu. Sonunda, 1971'de Mahaçkale'de basılan "Kratkii spravochnik ateista"da (Ateist Rehber) yer alan bir resmi yazıda. Şamil "Dağlıların anti-koloniyal mücadelesinin lideri" olarak tanındı.

Ardından yeni ve radikal bir değişim 1983 yılında Oset tarihçi Marks Maksimovich Bliev'in (adından anlaşılabildiği kadarıyla bir gayrimüslim) Istoriia SSSR'ın 2. sayısında (S: 54-75) yayınlanan "Kavkazkaia voina-sotsial'nye istoki sushcnost" (Kafkasya Savaşları, Toplumsal Temelleri ve Kaynağı) başlığını taşıyan son derece önemli bir makalesi ile belirginleşti.

Bliev, Kuzey Kafkasya'nın Ruslar tarafından istila edilmesini savunarak öncekilerden çok daha ileri gitti. Ona göre Kafkasya savaşlarına, Rus İmparatorluğu'nun sıcak sulara inme gayretleri ve koloniyalist düşünceler sebep olmamıştı. Ancak bu savaşlar, Dağlıların genişlemesine ve yayılmasına, Kafkas ötesinde Gürcü bölgesini yağmalamaya yönelik akınlar düzenlenmesine karşıt bir savunmaydı. Çeçenlerin ve Dağıstanlıların geleneksel saldırganlığı "yabancı düşmanlığı" içindeki din adamlarının etkisiyle Müridizm, emperyalist ve reaksiyoner bir doktrine dönüşmüştü. O halde, saldırganlığın ve dolayısıyla bir asır uzunluğundaki savaşın sorumluluğu tümüyle Dağlılara yüklenebilirdi. Bliev'in tezine göre, barışsever Ruslar yalnızca kendilerini savunmuşlar ve bu arada Gürcü ve Oset müttefiklerini Dağlılardan korumaya çalışmışlardı.

Şamil hikayesinin bu dramatik yeni yorumunun açıklaması, kısmen Afgan savaşının Sovyet-Müslüman intelijansiyası üstündeki etkisi ve Sovyet Müslümanlarının Afgan mücahitleri için duyduğu gizli, fakat derin bir sempatisi ile de yapılabilir. Bugünü haklı çıkarmak için geçmişin kullanıldığı SSCB'de Bliev'in kaleme aldığı makalenin mesajı gayet nettir. I. Nikola'nın ordularının Kafkaslarda bulunması gibi, Sovyet orduları da Afgan çetelerinin; onların Çinli, Pakistanlı ve Amerikalı emperyalist koruyucularının kışkırtmaları sonucu Afganistan'a girmeye zorlanmışlardır. SSCB'de aynı zamanda herkes, Şamil'in kutsal savaşım idealize etmenin Afgan cihadını haklı çıkarmakla eşdeğerde olduğunu da anlamıştır.

Sûfî kardeşliğinin artan etkinliği, Nakşibendî ve Kadiri ağırlıklı Kuzey Kafkasya ile, bu tarikatlar hakkında Mahaçkale ve Grozni'de basılan çok sayıda yeni yayınla doğrulanan etkinlikleri yeni bir Şamil karşıtı düşünceyi de izah edebilir.

Bugün, tıpkı Şamil'in ve Uzun Hacı'nın devirlerinde olduğu gibi, Sûfî tarikatları sinsice yaklaşan Ruslara karşı İslam'ın ve milli geleneklerin en iyi savunucularıdırlar. Şamil'i savunmak ise, Sovyet Rus inançsızlarına karşı direnmek için Sûfî topluluklarının varlıklarında odak noktası meydana getirmektedir.

BİBLİOGRAFİK NOTLAR:

Kafkas savaşları ile ilgili başlıca kaynak, Şamil'in yaverliğini yapan Muhammed Tahir'ül Karakhi'nin Arapça yazmış olduğu Bargat al Suyiuf al Daghestaniya fi baz al-ghazavat al Shamiliya isimli kroniktir. M.A. Barabanov tarafından hazırlanan Arapça metin I.I. Krasovski'nin önsözüyle Khronika Mukhameda Takhira al-karakhi başlığı ile SSCB Bilimler Akademisi Oryantalizm Enstitüsü tarafından 1946'da Moskova-Leningrad'da yayınlanmıştır. Barabanov'un tercümesi ayrıca Trudy Instituta Vostokovedeniia'da (Moskova-Leningrad, 1941) çıkmıştır. Bir başka, fakat hiç gerçek payı bulunmayan Rus versiyonu ise 1926'da Mahaçkale'de Tri imama - Memuary Mürida Shamilia ismi ile basılmıştır.

Diğer belgesel kolleksiyonlar arasında General N. Dubrovin'in İstoriia voin i vladychestva Russkikh na Kavkaze (Savaşların Tarihi ve Kafkaslarda Rus Yönetimi) ile üç derlemeden bahsedilebilir: Sbornik Svedenii o Kavkazkikh Gortsakh (Kafkas Dağlıları ile İlgili Derlenmiş Bilgilerin Tiflis'te basımını takiben, 1868'den itibaren şu yayınlar çıkmıştır: Sbornik Materialov dlia Opisaniia Mestnosti i plemen Kavkaze (Kafkaslarda Arazi ve Kabilelerin Tanımlanması İçin Toplanmış Materyaller) yine Tiflis'te basılmış ve A.P. Berje'nin editörlüğü ile Akty Sobrannye Kavkazskoi Arkheograficheskoi Komissiei (Kafkas Arkeoloji Komisyonunca Toplanan Bilgiler) aynı şekilde 1866-1873 yılları arasında yayınlanmıştır.

Sovyet iktidarı döneminde basımı gerçekleştirilen en yararlı belge kolleksiyonu ise Dvizhenia Gortsev Severno - Vostochnogo Kavkaze v 20-50 gg XIX veka (1820-1850 Yılları arasında Kuzeydoğu Kafkasya'daki Dağlı Hareketleri) (Mahaçkale, 1959)'dır. Bu ciddi ve bilimsel bir çalışma, aynı zamanda cesur bir Şamil savunuşudur. Giriş bölümünde SSCB Bilimler Akademisi Dağıstan Dili ve Edebiyatı Bölümü Tarih Enstitüsü Başkanı G. A. Danyalov; Bagirov'un Müridizme karşı tavrını ele almakta ve onun Şamil aleyhtarı, eğiliminin takipçileri olan Rus tarihçilerini ağır bir dille suçlamaktadır: "Şamil'in liderliğindeki Dağlıların hareketi, Çarlık kolonyalizmine yönelen ve gücünü halktan alan bir tepkiydi. Bu, geniş Kafkas kitlelerinin özgürlükleri için verdikleri bir mücadele idi. Dinî ve feodal unsurların katılımı, hareket içindeki yönelimlerin çeşitliliğini gösteriyordu, fakat bununla birlikte hareketin kendisine 'feodal' denilmesi doğru değildi."

Türkiye'de Kafkas muhacirleri tarafından yapılan bir çok çalışmanın içinde iki monografiyi ayırabiliriz: İsmail Berkok'un Tarihte Kafkasya (İstanbul, 1958) ve Şerafettin Erel'in Dağıstan ve Dağıstanlılar (İstanbul,1958) isimli eserleri. Batıda ise en önemli olan çalışmalar şunlardır: W. E. Ailen - P. Muratoff'un A. History of the Wars on the Turco - Caucasian Border; J. F. Baddaley'in 1908 yılında Londra'da yayınlanan The Russian Conguest of the Caucasus ve 1940'ta iki cilt halinde Oxford'ta basımı gerçekleştirilen The Rugged Flanks of the Caucasus; ve Lesley Blanch tarafından yazılan The Sabres of Paradise (Londra, 1960).

Sovyet tarihçiliğindeki Müridizm konusundaki çelişkiler, batı dünyasında Standard bir çalışma olarak kabul edilen Lowell R. Tillet'in The Great Friendship (Chapel Hill,, 1969) adlı eserinde incelenmiştir. Aynı konudaki bir başka inceleme de The American Slavic and East European Review (No: XX, 1961, s: 236-269)'de çıkan "Shamil and Muridism in Recent Soviet Historigraphy" isimli makaledir. Aynı meseleye Paul B. Henze de değinmiştir: "Unwriting History-The Shamil Problem" iki kez yayınlanmıştır. Caucasian Review (No: 6, Münih, 1958, s: 1-29) ve Walter Z. Lecqueur'un editörlüğünü yaptığı The Middle East in Transition (Londra, 1958, s: 415-443) dergilerinde basılan bu makalelerden başka, yakın zamanlarda Ann Shely, Radio Liberty Research Bulletin (RL/39/84)'de 1984 Ocak ayında "Yet Another Rewrite of the History of the Caucasian War" başlığıyla meseleyi analiz etmeye çalışmıştır.

Kafkasya ile ilgili olarak diğer bir eser ise, Müridizmin gerçek çehresini, dinsel psikolojik ve ahlakî prensiplerini, Sovyet propagandasında yer alan "kör fanatizm" imajından çok farklı şekilde ortaya koyan, Gazi Muhammed ve Şamil'in mürşidi Şeyh Seyid Cemaleddin tarafından yazılmıştır. Arapça metni, 1905 yılında Dağıstan'ın Petrovsk şehrinde Al-Adap âl-maziye fil-Tarika al Nakshbandiya ismiyle basılan bu eserin Rusça çevirisi, yazarın oğlu Seyid Abdurrahman tarafından ilave edilen giriş kısmı ile Sbomik Svedenii o Kavkazskikh Gortsakh'da (Tiflis, 1969, C: II, s: 2-22) yayınlanmıştır.

(*) Marie Broxup – "Caucasian Müridism in Soviet Historiography" , Nakşandiyskiy Traktat, Society for Central Asian Studies, Reprint series No:10, Oxford, 1986 içinde s:5-17.

Marie BROXUP


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.