Makale

1.Dünya savaşından önce Anadolu’da bir çok yerde olduğu gibi Düzce’de de Ermeni azınlık yaşardı. Yüzyıllardır Müslüman Türklerin himayesinde dinlerine, dillerine, geleneklerine karışılmamış, huzur ve refah içinde yaşamışlardı. Anadolu’ya Türkler akın ettiklerinden beri Ermenilere hep sahip çıkmışlardı. Ermeniler de Türklere sadık bir millet olmuşlardı. Türkler onlara millet-i sadıka diyorlardı.

Roma ve Bizans Ermenilere baskı yapmış onları imparatorluğun her yerine dağıtmıştı. Güçlü İran ve Roma arasında kalan Ermeniler ezilmiş dağılmış bir milletti. Şartlar onları Türklerin doğal bir yandaşı haline getiriyordu. Türkler onlara tüm bir özerklik verdiler. Hıristiyanlar askerlik hizmetinden muaftı. Müslümanların tabiiyetini kabul etmiş Hıristiyanlara Zimmı deniliyordu. Devlet onları koruma karşılığında cizye denilen bir vergi alıyordu. Hayatlarının ve özgürlüklerinin himayesi mukabilinde “zimmetlerine terettüp eden” bir vergi anlamında idi. Ayrıca koruma ve halkının mutluluğu için çalışmak Türk Devlet geleneğine uygundu.

Devlet güçlü olduğu müddetçe sorun yoktu. Sanayi devrimini yapan Avrupa silah üstünlüğünü ele geçirince doğuya yöneldi. Misyonerlerin refakat ettiği sömürgeciler orta çağın haçlılarından beterdi. ‘Doğu sorunu’ ve “Hasta adam” dedikleri Osmanlının mirasını paylaşmak üzere harekete geçtiler. Osmanlı tebaası Arapları, Hıristiyan Ermeni ve Rumları ayaklandırarak, Ulusçuluk cereyanlarını körükleyerek asırlarca kardeşçe yaşamakta olan milletleri birbirine düşman ettiler.

Emperyalizmin “Parçala ve Hükmet” düsturu uyarınca ülkeleri harita üzerinde lokma lokma bölüyorlar perde arkasında paylaşıyorlardı.

Asırlardır Osmanlı kültürü ile yoğrulmuş, devlete sayısız hizmetler vermiş Millet-i Sadıka ya da fitne bulaşmakta gecikmedi. Anadolu’da özel amaçla kurulan Amerikan kolejlerinde okuyan Hıristiyan gençler çok “başkalaşmıştı”. Babalar ve oğullar artık farklı düşünüyorlardı. Dinlerin siyasi amaçlar için kullanılması anlamında ideolojileşmesi ve ideolojilerin mutaassıp bir din haline dönüşmesi, hayalperest gençleri radikal cereyanlara çekti.

Bütün semavi dinlerin özündeki, Allah’ın birliği, İnsanlığın kardeşliği, merhamet ve yüksek ahlaki prensipler bir tarafa bırakıldı. Gözünü kan bürümüş teröristler katliam ve tahribatları ile barış ve kardeşlik ortamını yok ettiler.

Amerika Ermenilere Doğu Anadolu da yurt ve devlet vaat ediyordu. Hayal büyüktü. Ama her yerde Ermeniler azınlıktı. Müslümanları katlederek kan buğuları tüten yangın yerine döndürülmüş bir ülkede ermeni vatanı yaratmaya kalktılar.

Kiliseler silah deposu olmuş, uzun hazırlıklar yapılmıştı. Arkalarında Osmanlıyı yıkmak isteyen Dünyanın yeni hükmedicileri vardı. Ermeni Komitecileri İstanbulda bile katliam yaptılar. 1896’da Taşnakçılar ve Hınçak teröristleri Osmanlı Bankasını bastılar. Bombalarla masum insanları katlettiler. (753 adet bomba kullandıkları tesbit edilmişti) Rus Elçiliği baş tercümanı Maksimof’un aracılığı ile katiller ellerini kollarını sallayarak, Osmanlı Bankası genel müdürü Sir Edgard Vincent’in yatı ile İstanbul’dan ayrıldılar.

21 Temmuz 1905’de Yıldız Camii avlusunda Padişah Abdülhamid’e bile bombalı suikastta bulundular. Hassa alayından 26 seçkin Subay ve asker kurban gitti. Padişah kılpayı kurtulmuştu. Hareketin arkasında kimlerin olduğu açıktı ama devlet çok zayıflamış bir kısım aydınlarımız özgürlük ve eşitlik hayalleriyle uyuşturulmuştu. Şair Tevfik Fikret, “ey şanlı avcı attın ama ne yazık ki vuramadın” diye Ermeni teröristleri alkışlıyordu.

Osmanlıya gerçekten sadık Ermeniler komitecilere:

- Yaptığınız insanlığı sığmaz! Devleti yıkmak isteyenlere alet olmayın! Elinizdeki huzur dolu hayatı kaybedersiniz! Dedilerse de söz dinletemediler. Karar tepelerde verilmişti…

Sadık Ermeniler suikastlara kurban gitti. Veya korkutuldu..

Teröristler, nasılsa arkamızda Amerika ve Avrupa var diyerek Müslüman ahaliye saldırmaya devam ettiler.

1.Dünya savaşı patlayınca erkekleri askere gitmiş köyler Rus destekli Ermeni çetelerince basıldı. Yapılan kötülükler ve cinayetler soykırım boyutlarına varmıştı. Müslümanlar, “bu en zor günümüzde bizi arkamızdan vurdular. Koynumuzda yılan beslemişiz” dediler. Yüzbinlerce insan katledildi. Müslümanlarda karşılık verdiler.

Yüce Allah “Fitne insan öldürmekten beterdir”(Bakara 191)buyuruyor.

Peygamberimiz de “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin” diyerek toplumun huzurunu bozanları mahkum etmiştir.

Günümüzde Kürt ayrılıkçılığını tahrik ederek haneleri söndürenler ve onulmaz yaralar açanlar yine aynı amacı, Türk devletini yıkmak, parçalamak amacını gütmektedirler. Tarih adeta tekrarlanıyor.

Fitne çıkarıncaya kadar Ermenilerin Müslümanlarla çok güzel bir geçimleri vardı. Dinleri dışında yaşayışça Osmanlılara benzemişlerdi. Kabiliyetli bir millettiler. Doktor, sanatkar, ziraatçı, yapı ustası, ticaret erbabı olarak toplumda saygın bir yerleri vardı.

Anlatıldığına göre Düzce’de yaşayan Ermenilerle bazı Adige aileleri arasında birbirlerini koruyacakları hususunda samimi dostluk ve andlaşmaları vardı. Kafkasya da gayri Müslim (Ermeni ve Rum) tüccar takımı ticaret esnasında korunabilmek için tanınmış bir ailenin himayesini sağlarlardı. Konukları korumak bilinen bir Kafkas geleneğidir. (Bk.Çerkesya Seyahatnamesi.Shf.20 Şovalye T.De Marigny)

Geleneğe göre dost Ermeni ailesi kendi aile adı yanında Adige aile adını da kullanırdı. Düzce Bataklıçiftlik köyünden (Şhalakho hable) Güser ailesi Ermeni Leon ailesi ile dostluk kurmuştu. Adigeler bu aileyi Guser Livan diye tanırlar ve saygı ile korurlardı. Bugün hala o köyde oturan Guserler ticari yetenekleri ile tanınırlar. Değerli arkadaşım Gusar Ferit(Dğ.1942) İstanbul’a göçen Tüccar Leon ve ablası Ariknaz hanımı hatırlamaktadır. Ölümlerine kadar dostlukları devam etmiş.

Yine aynı köyde akrabalarımdan Xıdzel Salih (Hızal) Bakırcı Bogos usta ile dost imiş. Salih amcanın hanımı vefat edince Havva, Kamil Nesibe yetim kalmışlardı. Onların bakımsız kaldığını gören Bogos’un hanımı sık sık köye gelir yemek yapar, çamaşırları yıkar, çocukları temizlermiş, O olmadığı zamanlarda karşı komşu Şegaşelerin nineleri Memetapkh Nenej çocuklarla ilgilenirmiş,

Xıdzel Salih iri yarı bir adammış. Yaptığı sofra kendine göre olduğundan çocuklar ancak dizleri üstünde kalkarak bu yüksek yer sofrasında yemek yiyebiliyormuş. Salih amca ete düşkün olduğundan ya hayvan keser veya ilçe merkezinden et getirirmiş. Çocuklar ona Adige adetince Lah (et getiren) diye isim takmışlar. Bunları bana Havva halanın kızı Nezihe abla anlattı.

O zamanın insanları hangi ırktan hangi milletten veya dinden olursa olsunlar. Osmanlı olmakla öğünürler, ortak insanlık değerlerini her şeyin üstünde tutarlardı.

Sonra olanlar oldu. Dünyayı paylaşmaya kalkan kapitalist haydut devletler, asırların tesis ettiği huzuru bozdular. Kurunun yanında yaş da yandı. Ermeniler bir gecede toplandılar. Khovk’apkh Zaliha nenej (1973 de 87 yaşında vefat etti) onların gurup gurup toplanarak götürüldüğünü anlatıyordu. Devleti elinde tutan İttihad ve Terakki Partisinin Sürgün kararnamesi 14 Mart 1915 tarihini taşımaktadır.

Salih amca çocuklara Ermeni yağmasından güzel mendiller getirildiğini görünce:

- “Kimin malını kime veriyorsunuz? Onlara ait en ufak bir şeye dokunmayın… Lanetli mal hayır getirmez…” demiş.

Yine anlatıldığına göre Düzce Asar deresi boyunda oturan Kavalalı İsmail beyin annesinin Ermeni Kuyumcuya emanet ettiği içi altın dolu bir keseyi ( Kuyumcu kesenin ağzında nenenin adını görünce sahibini anlamış) Bulgaristan’dan gelerek teslim etmişler. Kavala’lılar İstanbul’a göçtükleri ve adresleri belli olmadığı için Keseyi sahibine verilmek üzere Azovbek Mahamet’e vermişler. (1928 yılı) Azovbek İstanbula giderek yaşlı kadını bulup emaneti kendisine ulaştırmıştı. O zamanlar banka olmadığı, evlerde değerli şeyleri saklamak mahzurlu olduğu için para ve mücheverler kuyumcuların kasasında saklanırdı. Bugünkü durumu yaratanlara duyurulur.

Bilgi alınan kaynaklar:
Nezihe Erdem( Em.Öğretmen yaşı 80)
Ferit Gusar (Sigortacı)
Fahri Özbek (Azovbek) Emekli Kooparatif Müdürü

Birleşik Kafkasya Dergisi - Sayı: 1 - A. Hazer HIZAL


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.