Makale

Kafkasyada Bir Tehdit Unsuru Kazaklar

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya Federasyonu içersinde kalan Kafkasya, bir taraftan Çeçenistan gibi tam bağımsızlığını ilân eden bir özerk cumhuriyetin Rusya ile giriştiği hürriyet savaşına, diğer taraftan da birbirlerine karşı iktidar, güç ve toprak savaşına giren değişik Kafkas etnik toplulukları arasındaki mücadelelere sahne oldu.

Kafkasların doğusundaki Dağıstan’da yaşamakta olan Avar, Lezgi, Kumuk, Lak, Dargı gibi Kafkas halkları, Sovyetler döneminde temelleri atılmış olan etnik gerginlik ve toprak meseleleri yüzünden birbirleriyle savaşacak konuma geldiler. Çeçenlerin savaşı Dağıstan’a yayma teşebbüsleri Dağıstanlılar ile Rusya Federasyonu’nu karşı karşıya getirdi. Bu arada, tarihî topraklarının ve nüfuslarının önemli bir bölümü Azerbaycan sınırları içinde kalmış olan Dağıstan halklarından Lezgiler ve Avarlar, siyasî hak ve toprak talepleri yüzünden Azerbaycan ile ilişkilerini gerginleştirdiler.

Orta Kafkaslarda, Çarlık döneminden beri Osetlerle İnguşlar arasında etnik çatışmalara sebep olan toprak ve sınır meseleleri Sovyet döneminde olduğu gibi, Rusya Federasyonu döneminde de çözüme kavuşturulamadı ve Osetlerle İnguşlar arasında zaman zaman yaşanan silâhlı çatışmalar bu iki Kafkas halkını kanlı bir savaşın eşiğine getirdi. Diğer yandan, Stalin’in parçala-böl-yönet politikasının bir gereği olarak Sovyetler Birliği döneminde Kuzey Osetya ve Güney Osetya olarak ikiye bölünmüş olan Oset halkının Gürcistan sınırları içinde yaşayan Güney Osetya bölümü, Gürcistan’dan ayrılıp Kuzey Osetya (dolayısıyla Rusya Federasyonu) ile birleşmek için siyasî bir mücadele ve savaş başlattı.

Orta Kafkaslarda etnik gerilim ve çatışmalara sahne olan diğer bölgeler ise Kabardin-Balkar Cumhuriyeti ile Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti idi. Stalin döneminde Adige-Çerkes-Kabardey olarak üç farklı etnik isimle adlandırılan ve üç farklı özerk bölge ve cumhuriyete bölünen Adigeler ile, Karaçay ve Balkar adları altında ikiye bölünen ve iki farklı cumhuriyetin sınırları içine alınan Karaçay-Malkarlılar arasında toprak ve sınır problemleri sebebiyle zaman zaman etnik gerilimler yaşandı.

Stalin döneminde Gürcistan’a bağlı bir özerk cumhuriyet haline getirilen Abhazya, kuzeydeki akrabaları Adigeler ile birleşik bir devlet kurabilmek (dolayısıyla Rusya Federasyonu’na bağlanmak) için Gürcistan devletine karşı bir bağımsızlık mücadelesi başlattı. Gürcülerle Abhazlar arasında kanlı savaşlara yol açan bu mücadele henüz bir sonuca ulaştırılamadı.

Kafkas halkları gerek Rusya Federasyonu’na, gerekse birbirlerine karşı bir siyasî mücadele ve etnik savaş halinde iken, Çarlık döneminde Kafkasyalılara karşı yapılan savaşlarda kullanılmak ve Kafkasya’yı kolonileştirmek amacıyla Rusya ve Ukrayna’nın çeşitli bölgelerinden buraya getirilip yerleştirilen Kazaklar da Kafkasya’da önemli bir etnik unsur ve siyasî güç olarak ortaya çıktılar. Kazak adını Kıpçak-Türk lehçesinde “yalnız, başıboş, hür, serbest” anlamalarına gelen “kazak” kelimesinden alan bu etnik grup gerek Rusça’da, gerekse Osmanlı Türkçesinde Kazak adıyla tanınmaktadır. Rus kökenli Hıristiyan bir halk olan Kazakları, Orta Asya’da yaşayan Türk kökenli Kazaklardan ayırmak için Türkçede yeni bir isim olarak “Kozak” adını uydurmak ve kullanmak bilimsel bir hatadır. Osmanlı Arşiv belgelerinde “Kazak” adıyla geçen bu halkı bütün Kafkas halkları Kazak adıyla adlandırırken, Anadolu Türkçesinde de onlar için Kazak adı kullanılmaktadır.

Kazaklar hem Rusya Federasyonu’ndan talep ettikleri etnik ve siyasî haklar, hem de Kafkas halklarına karşı giriştikleri etnik politika ile bölgenin etnik-sosyal-siyasî yapısında istikrarı bozacak yeni bir tehdit unsuru olarak dikkati çekmektedirler. Karadeniz kıyılarından Hazar Denizi kıyılarına kadar Kafkaslarda kanlı bir Kafkas-Rus mücadelesinin kıvılcımlarını ateşleyen Kazak hareketi, gerek yeni bir Kafkas-Rus savaşına, gerekse Hıristiyan-Müslüman çatışmasına yol açarak Kafkasya’nın istikrarını ve geleceğini karartacak yeni bir etno-politik harekettir.

KAZAKLARIN ÇARLIK DÖNEMİNDE KAFKASLARA YERLEŞTİRİLMELERİ

Kazakların Don bölgesinden Kafkaslara girmeye başlamaları 16. yüzyıl başlarını bulur. Bu dönemde Kafkasya’nın kuzey doğusundaki ıssız ve boş bölgeler Kazaklar tarafından doldurulmaya başlandı. 17. ve 18. yüzyıllarda Hazar Denizi kıyısındaki Agrahan yarımadası ve Terek Irmağı’nın aşağı havzaları Greben Kazakları tarafından kolonileştirildi. Terka kasabasının 1722 yılında terk edilmesinin ardından Kızlar bölgesindeki Kazakların Agrahan Irmağı üzerindeki Krest kalesine yerleştirilmeleriyle, bütün Aşağı Terek Ordusu “Agrahan Ordusu” olarak yeniden adlandırıldı (Pokshishevskiy 1984: 515).

Deli Petro olarak da anılan Birinci Petro’nun tahta geçmesiyle Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası millî bir hedef ve siyaset olarak benimsendi. 1707 yılında keşif maksadıyla Kafkasya’ya gönderilen Rus birlikleri Batı Kafkaslarda imha edildi. 1711 yılında Doğu Kafkaslara giden Kont Apraskin komutasındaki Rus ordusu da aynı akıbete uğradı. Bu arada Dağıstan’da meydana gelen gelişmeler Rusya’nın Dağıstan’ı işgal etmesi için bir bahane teşkil etti. İran hâkimiyeti altındaki Şirvan ve Revan eyaletlerine hücum eden Dağıstanlılar, İran’ın kendilerine her yıl gönderdiği vergi mahiyetindeki hediyeleri bu yıl alamadıklarını ileri sürerek bölgede ticaret yapan Rus tüccarlarının mallarını yağmaladılar. Rus çarı Birinci Petro derhal dört milyon rublelik zararın kendilerine ödenmesini istedi (Gökçe 1979: 30). Bunun reddedilmesi üzerine 1722 yılında Rus çarı Birinci Petro komutasındaki Rus ordu ve donanması karadan ve Hazar denizi kıyılarından Dağıstan’a girerek Kafkasya’yı doğudan istila etti (Hızal 1961: 35). Rus ordusunun piyade ve topçu kuvvetlerine 70.000 kadar Kazak, Tatar ve Kalmuk atlısı da eşlik ediyordu (Baddeley 1989: 53). Petro’dan sonra Rusya tahtına geçen Çariçe Anna döneminde İranla yapılan bir anlaşma neticesinde Derbent İran’a bırakıldı ve Rusya Terek ırmağının belirlediği Terek Hattı’na çekilmek zorunda kaldı. Çariçe Anna’nın ölümünden sonra tahta geçen Çariçe Elizabet’in 21 yıllık iktidarı süresince Rusya’nın Doğu Kafkaslardaki tek düşüncesi Terek Hattı’nda savunmada kalmaktan ibaret oldu (Baddeley 1989: 59).

1762 yılında Çariçe Katerina’nın Rusya tahtına geçmesiyle Rusya’nın Kafkasya’ya yönelik siyasetinde belirgin bir değişme göze çarpmaya başladı. Katerina Terek Hattı’nda yerleştirilmiş olan Kazakların güçlendirilerek bu hattı daha güneye taşımanın önemini kavramıştı. Bu sırada Kabardey bölgesini hâkimiyetleri altında tutan Kabardey prensleri arasında yaşanan bir savaş sonrasında bir Kabardey prensi yanındaki 49 aile ile birlikte Rusya’ya sığınmıştı. Ruslar bu prensi Orta Kafkaslardaki Mozdok bölgesine yerleştirdiler. 1763 yılında bir Ortodoks kilisesi inşa edilen Mozdok yoğun bir yerleşim merkezi haline gelmişti. Terek ırmağı kıyısında yer alan Mozdok ileriki yıllarda, Rusya’nın Kafkasları işgalinde köşe taşlarından birini oluşturacaktı. Osetlere karşı yürütülecek misyonerlik faaliyetlerinin merkezi olan Mozdok civarında yaşamakta olan Kabardeylerin bir kısmı çoktan Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. Rusya bu sayede Müslüman Kafkasyalılara karşı girişeceği bir savaşta yerli müttefikler elde etme imkânına kavuşmuştu.

Belgrad anlaşmasıyla Ruslar Mozdok’un kendi sınırları içinde kaldığını iddia ederlerken, bölgeyi hâkimiyetleri altında tutan Kabardey prensleri bu toprakların kendilerine ait olduğunu ileri sürüyorlardı. Mozdok’ta yer alan Rus kalesinin kendi güvenliklerini tehlikeye attığını düşünen Kabardey prensleri, ellerinden kaçan kölelerin de Mozdok’a sığınmaya başlaması üzerine durumdan iyice rahatsız oldular ve Rusya’ya savaş açtılar. Kabardey-Rus savaşları 1765 yılından 1779 yılına kadar devam etti.

Bu sırada, Mozdok’ta bir Rus kalesinin inşasını endişeyle izleyen Osmanlı devleti Rusya’nın Kafkasya içlerine doğru yayılma siyaseti güttüğünü anlayarak diplomatik girişimlerle bunu engellemeye çalıştı. Ancak Ruslar bölgeye Volga Kazaklarını getirip yerleştirerek oluşturdukları hat boyunca hatırı sayılır bir askerî güce ulaştılar. Bunun üzerine Osmanlı devleti 18 Kasım 1768’de Rusya’ya savaş ilan etti. Osmanlı devletinin yanında yer alan Kafkas kabileleri Rusları pek çok yerde bozguna uğratmaya başladılar.

18. yüzyıl öncesinde Kafkasya’nın kuzey batı cenahı Azak bölgesindeki Osmanlılar ve Küçük Nogay Ordası tarafından elde tutuluyordu. Kuban Irmağı’nın sol kıyılarında ise Adige kabilelerinin kalabalık ziraî yerleşim birimleri yer alıyordu. Azak’ın ele geçirilmesinin ardından Kuban ve Terek topraklarının Ruslar tarafından zapt edilmesi başladı. Ruslar burada Kazak yerleşim birimlerini ön cephede bir zincir oluşturacak şekilde düzenlerken, onların Don bölgesi ile irtibatlarını sağlayacak yolları da hazırlıyorlardı. 18. yüzyıl sonlarında Kazak istihkâm hatları meydana getirilmişti. 1774-1780 yılları arasında Azak-Mozdok hattı Kazak stanitsaları ile doldurulurken, 1739 yılında Mozdok’tan doğuya uzanan Mozdok-Kızlar hattı tamamlanmıştı.

1742’de Don Kazaklarından 1.000 aile Terek Kazaklarını güçlendirmek için buraya nakledildi ve Kızlar Kalesi ile Greben Kazakları arasındaki bölgeye yerleştirildi. 1770 yılında Kazak Volga Ordusu Mozdok bölgesine kaydırıldı. 1775’de 675 Kazak ailesi Stavropol yakınlarındaki yeni bir kaleye yerleştirildi (Pokshishevskiy 1984: 516).

1775 yılında ilga edilen ve yaklaşık 20.000 Don Kazağı tarafından takviye edilmiş olan Zaparojnıy Ordusu, Kuban Irmağı’nın sağ kıyısına nakledildi. Bu bölgede 2.626 kişiden oluşan altı Kazak stanitsası kuruldu. 1792’de 13.000 Kazak askeriyle birlikte 5.000 Kazak kadını bölgeye nakledilirken, sonraki yıllarda 7.000 kişilik bir Kazak nüfusu daha bu bölgeye kaydırıldı (Pokshishevskiy 1984: 516).

1777 yılında Rusya Kafkasya’daki askerî birliklerini ikiye ayırarak, Kafkas ve Kuban ordularını kurdu. Kafkas ordusunun komutanlığına Yakobi getirilirken, Kuban ordusunun komutanlığına Suvarov atandı. Bu iki generalin işbirliğiyle Rusya Batı Kafkasya’daki hattını iyice geliştirerek güçlendirdi ve Terek hattı ile Karadeniz arasındaki Kafkas kabilelerine karşı yürütülecek kanlı savaşın altyapı temellerini attı. General Yakobi Orta Kafkaslar’daki Mozdok’tan batıya doğru Ekaterenograd, Georgievsk ve Stavropol kalelerini kurdu. Rusya topraklarında yaşayan köylüleri getirip yerleştirerek Rus kolonizasyonunu Stavropol’dan başlattı. Böylece Mozdok’tan Rostov’a kadar kuzey-batı yönünde uzanan hat tamamlanmış oldu. General Suvarov da Laba ırmağının Kuban ırmağı ile birleştiği noktadan başlayarak, Kuban ırmağının denize döküldüğü Kerç boğazına kadar uzanan bölgede inşa ettirdiği kalelerle Kuban hattını kurdu ve Kafkas kabilelerini kuzeyden kuşattı.

Rusyanın 1782 yılında Kırım hanlığını ilhak etmesiyle Kafkasya’nın kuzeyindeki geniş bozkırların hâkimiyeti de Rusların eline geçmişti. Rusya Nogayları Kırım topraklarından tamamen çıkararak kuzeydeki boş Ural ve Volga bölgelerine sürdü. Boşalan bölgelere Rus köylülerinin getirilip yerleştirilmesi bütün hızıyla devam etti. Böylece Kafkasya’nın kuzeyi yoğun Rus nüfusuyla kuşatılmış oldu.

1783 yılının Ağustos ayında Tiflis ve çevresini hâkimiyeti altına alan Rusya, Kafkas Ötesinde önemli bir ilerleme sağladı. Aynı yılın Kasım ayında iki Rus taburu Tiflis’e girdi. Kafkasları güneyden kontrol altına alan Rusya bir yıl sonra Orta Kafkaslar’da yer alan Osetya bölgesinde Vladikafkaz kalesini inşa ederek Kafkasya’da kalıcı bir istila hareketinin temellerini attı (Saydam 1995: 92).

Osmanlı devletinin Kafkasya üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldıran Ruslar Kafkasya’da kurdukları hattı güçlendirmek için Don Kazaklarını bölgeye getirip yerleştirmeye devam ettiler. 1795 yılında 1.000 kadar Kazak ailesi, yeni kurulan altı stanitsaya yerleştirildi.

1792’de bir kamp merkezi olarak kurulan Yekaterinodar (bugünkü Krasnodar) kasabası Kazak yerleşim zincirinin bir merkezi haline geldi. Böylece 1792’de Karadeniz Hattı, 1794’te Kuban Hattı kurulmuş oldu. Rus hükûmeti meydana getirilen Kazak hattının zayıf bölümlerini kanun kaçağı göçmenler ve Ukrayna’dan getirilen toprağa bağlı erkek kölelerle takviye etme yoluna gitti. Neticede, Kafkaslardaki Kazak nüfusu hızla artmaya başladı. 1802 yılında Karadeniz ordusunda 36.200 Kazak varken, bir yıl sonra bu sayı % 50 oranında artmıştı. 1809-1811 yılları arasında 23.100 erkek ve 16.700 kadın Kazak köylüsü Poltava ve Çernigov bölgelerinden Kafkasya’ya göç ettirildi. 1821-1825 yılları arasında 20.300 erkek ve 19.700 kadın, 1845-1850 yılları arasında 8.500 erkek ve 7.000 kadın Harkov’dan Kafkasya’ya nakledildi (Pokshishevskiy 1984: 517).

Rus hükûmeti Kafkasların kuzeyindeki düzlüklerde ilk Kazak hattını oluşturup bunu sağlama aldıktan sonra, Kazak hattını yavaş yavaş Kafkas Dağları’nın eteklerine doğru çekme gayretine girişti. 1803 yılında Batalpaşinskaya Kazak stanitsası Kuban Irmağı kıyısında kuruldu. 1817’de Vladikavkaz’dan Kislovodsk’a (1803’te kuruldu) giden yolu emniyete almak amacıyla Kafkas Dağları’nın eteklerinde Nalçik kasabası kuruldu. Hıristiyan Osetlerin yaşadıkları Vladikavkaz Rus hâkimiyetine daha erken bir dönemde girmişti ve 1784 yılında kurulmuştu. 1777’de bir kale olarak kurulan Stavropol, 1785’te bir kasabaya dönüşmüştü. Savunma hattının en zayıf olduğu Kuban ve Malka ırmakları arasındaki bölge Ruslar tarafından “Ölüm Hattı” olarak adlandırılıyordu (Pokshishevskiy 1984: 518).

1816 yılı sonbaharında Kafkasya’daki Rus ordusunun komutanlığına getirilen General Yermolov Kafkas dağlarında yaşayan herkesi ister savaşçı, ister barış yanlısı olsun, Rus devletinin bir tebaası olarak kabul ediyor ve onların kayıtsız şartsız boyun eğmelerini istiyordu. Bu düşünceyle ilk önce dikkatini Sunja ve Terek ırmaklarının arasında yaşamakta olan Çeçen kabileleri üzerinde yoğunlaştırdı. Onları kontrol altında tutabilmek için 1818 yılında inşa ettirdiği büyük bir kaleye Çar 4. İvan’ın lakabı olan ve Rusçada “korkutan - tehdit eden” anlamına gelen Grozni adını verdi. Grozni kalesinin tamamlanmasının ardından Yermolov Çeçenistan’ın doğusunda, Dağıstan sınırında yer alan Endirey’de bir kale daha yaptırarak, küçük kaleler zinciriyle Grozni ile birleştirdi. 1821 yılında Tarho’da inşa edilen üçüncü bir kale ile Yermolov Hazar denizinden Vladikafkaz’a kadar uzanan hattı tamamladı.

1822 yılında Terek Hattı’nın Terek ırmağının sol tarafına aktarılarak Kabardey’in iç bölgelerine doğru uzatılması Kabardeylerin ayaklanmasına yol açtı. Yermolov ordusuyla bölgeyi işgal ederek bütün Kabardey bölgesini yakıp yıktı. Savaşlar ve salgın hastalıklar sebebiyle nüfuslarının beşte dördünü kaybetmiş olan Kabardeyler’in bir kısmı Kuban ırmağının ötesinde yaşamakta olan Adige kabileleri arasına göç ettiler. Doğudan batıya doğru yeni kalelerle Kabardey’i kuşatan Rusya böylece onlarla diğer Kafkas halklarının irtibatını da kesmişti (Kasumov 1992: 49).

Karadeniz sahilindeki Anapa’nın 1827’de Rus ordusu tarafından ele geçirilmesinin ardından Karadeniz Kıyı Hattı oluşturuldu. Bu hattın vazifesi savaşçı dağ kabileleri olan Adigeleri kontrol altına alırken, onlara Osmanlı Devleti tarafından deniz yoluyla gelecek askerî yardımları önlemek ve ticareti engellemekti. Bu amaçla 1831-1838 yılları arasında Gelencik, Sucuk ve Novorossiysk kaleleri kuruldu. 1830-1842 yılları arasında kurulan 17 kale Rusya’nın Karadeniz kıyılarındaki güvenliğini sağladı. Bu kalelerde Azak bölgesinden getirilen Kazaklar ile Tuna ötesinden getirilen Zaporoj Kazakları görev yapıyorlardı (Pokshishevskiy 1984: 518).

1840-1850’li yıllarda Kuban hattı Kafkas dağlarına doğru yaklaştırılmaya başlandı ve buradaki ırmak boylarında yeni hatlar oluşturuldu. Urup, Laba ve Belaya ırmakları boyunca uzanan yeni Kazak hatları, bölgenin sarp dağlar, kayalıklar ve sık ormanlardan meydana gelen zor coğrafî şartları sebebiyle savunmaları zayıf hatlar olarak dikkati çekiyorlardı. Bu bölgede kurulan yeni Kazak köyleri arasında irtibatı sağlamak için yeni yolların inşa edilmesi gerekiyordu. Çok zor şartlar altında Rus hükûmeti Kafkas Dağları’nda bu yolları açmayı başardı (Pokshishevskiy 1984: 518).

Kafkas-Rus savaşlarının ardından, 1858-1866 yılları arasında bilhassa Batı Kafkasya’daki Adige kabilelerinin kitle halinde Osmanlı Devleti topraklarına göç etmeleriyle bölgedeki Kazak yerleşim birimlerinin savunmaları rahatlarken, Kazakların da Kafkasya’daki yeni topraklarına kalıcı bir biçimde yerleştirilmeleri giderek kolaylaştı. Kazak kolonileştirme hareketi sonucunda, 1912 yılı sonunda Kafkasya’da Kazaklara ait topraklar 17 milyon hektarı bulurken, bunlardan 2.430.000 hektarı Kazaklara ait özel mülkü oluşturuyordu (Pokshishevskiy 1984: 521).

1890’lı yıllarda Kuban eyaletine yerleştirilen Kazak göçmenlerinin sayısı giderek arttı. 1890’da 9.800 kişi, 1893’te 26.300 kişi, 1894’te 23.000 kişi, 1895’te 131.000 kişi Kuban Hattı civarında iskân edildi. Bu sayının giderek artmasını 1896 yılında bitirilen ve yeni göçmenlere ihtiyaç duyan Batı Sibirya Demiryolu Hattı’nın açılması engelledi (Pokshishevskiy 1984: 523).

ÇARLIK DÖNEMİNDE KAZAKLARIN TEŞKİLATLANDIRILMALARI

Çarlık Rusyası’nın askerî birliklerinin içersinde değişik alay ve bölükler oluşturan Kazaklar, 1845 yılından itibaren yüzer kişilik altışarlı gruplara ayrılmaya başladılar. Ordu içindeki sorumluluklarına karşılık bazı imtiyazlara sahip olan Kazaklar vergilerden ve askeri harcamalardan muaf tutuluyorlardı. Orduya düzenli asker vermiyorlardı ve Kafkasyalılardan ele geçirilen toprakların bir kısmı onların mülkiyetine bırakılıyordu. Kazaklar askeri hizmetlerin dışında sınırların korunması, yol, posta, bakım-tamir, nüfus sayımı, vergi toplanması ve diğer görevlerle birlikte Kafkasya halkları arasında meydana gelen ayaklanmalara karşı da jandarma vazifesi yapıyorlardı. Çiftçilikle de uğraşan Kazakların genellikle nehir boylarına kurdukları köylerin merkezlerinde kilise, köy idare binası, orta dereceli okullar ve alış-veriş için dükkanlar bulunuyordu.

Kafkasya’daki Don, Kuban ve Terek Kazak Ordularının her biri askerî bir merkeze bağlı olup, başlarında “Büyük Ataman” statüsünde bir komutan bulunurdu. Bu merkezin bölge ve nahiyelerinin başında ise “Küçük Atamalar” yer alırdı. Görev başına çağrılan her Kazak atı ve techizatı ile birlikte görev yerinde bulunmak zorundaydı. Bütün Kazak erkekleri 18 yaşından başlamak üzere yirmişer yıl mecburi olarak askeri hizmette bulunmak zorundaydılar. Çarlığın yıkılmasının ardından 1918 yılında Kazakların statüsü diğer vatandaşların seviyesine indirildi.

Kafkasya halklarıyla yüzyıllar boyu savaş şartları altında yaşayan Kazaklar zamanla Kafkasya halklarının hayat tarzlarını, giyim-kuşamlarını, silahlarını, binicilik ve savaşçılık özelliklerini benimsemeye ve taklit etmeye başladılar. Rus yazarı Tolstoy “Kazaklar” adlı romanında bundan şöyle bahseder:

“Kazağın giyimi olduğu gibi bir Çerkes giyimidir ve çok gösterişlidir. En iyi silahlar Dağlılardan (Kafkasyalılardan) alınır, en iyi atlar gene onlardan ya satın alınır ya da çalınır. Genç bir Kazak Tatarca bilmekle kurumlanır, gönül eğlemek için kardeşiyle bile Tatarca konuşur. Bütün bunlara karşılık, dünyanın bir köşesine atılmış, yarı vahşi Müslüman kabileleriyle, askerlerle çevrili bu Hıristiyan halk, kendini uygarlığın en yüksek aşamasına erişmiş sayar. Sadece Kazakları insan görür, onların dışında herkese hor bakar.

Kazak zamanının büyük bir kısmını karakollarda, seferlerde, avda, balık tutmakta geçirir. Evinde hemen hemen hiç çalışmaz. Köye inmesi büyük bir olaydır, indi mi de eğlencesine bakar.

Kazaklar şaraplarını kendileri yaparlar. İçki içmek yalnız tümüne özgü bir eğilim değil, aynı zamanda bir gelenektir onlar için. Bundan kaçınmak ise ihanet gibi bir şeydir.

Kazak, kadına kendi rahatını sağlayan bir araç gözüyle bakar. Kızların eğlenmesine pek karışmaz ama, evli kadını genç yaşından ihtiyarlayana kadar çalıştırır. Doğu geleneklerinin gereği olarak kadının uysal ve çalışkan olmasını ister. Bu görüşler yüzünden Kazak kadını hem ruh hem de fizik bakımından iyi gelişmiştir. Genel olarak Doğuda olduğu gibi, görünüşte erkeğine boyun eğer, ama evin yönetiminde Batılı kadınla karşılaştırılamayacak kadar etkilidir.

Kazak, çalışmanın bir Kazak için ayıp olduğuna, ancak bir Nogay işçisine ve kadınlara yakışır bir şey olduğuna kesinlikle inanmıştır.

Kazak kadınları da Çerkes giysileri giyerler. Yalnızca başörtüleri Rus biçimidir. ” (Tolstoy 1974: 32-34)

Tolstoy “Kazaklar” adlı romanında Kazak toplumunun sosyal yapısı, âdetleri-gelenekleri hakkında detaylı bilgi verirken, onların etno-psikolojik yapıları ile de ilgili önemli tahliller yapmaktadır ki, bunlar günümüz Kazak toplumunun davranış biçimlerini anlamada ve analiz etmede son derece önemli bilgiler içermektedir.

Kafkas-Rus savaşlarının Kafkasyalıların yenilgisiyle sonuçlanmasının ardından yüzbinlerce Kafkasyalı, bu cümleden Abhaz, Adige, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstanlı Osmanlı Devleti topraklarına sürüldüler. Bilhassa Batı Kafkaslarda Abhaz ve Adigelerin yaşadıkları ve işleyerek müreffeh bir hayat sürdürdükleri topraklar neredeyse tamamen boşaltılarak Rus köylülerine ve Kazaklara dağıtıldı. Batı Kafkasların en verimli mıntıkası olan Kuban’da Kazaklara adam başına 33 hektar toprak verildi. Ancak bölgenin yerli halklarının topraklarından sürülmelerinin ardından Kazaklar, sarp dağlar, tepeler, sık ormanlar ve vadilerle kaplı bu engebeli coğrafyada toprağı işlemeye muvaffak olamadılar. Adigelerin yüzlerce yılda yetiştirdikleri bağlar, bahçeler, tarım alanları mahvoldu. Çalışmayı ayıp sayan bir zihniyete sahip Kazakların elinde yok olan bu zenginlik Rusların bile dikkatini çekti. Nitekim, Yakov Abramov 1884 yılında Petersburg’da yayımlanan “Kafkasya Dağlıları” adlı makalesinde şunları yazmaktadır:

“Dağlılar gittikten sonra Kazakların hiçbir işe yaramayacağı ve bunların medeniyete liyakatsizliği hemen kendisini gösterdi. Yalnız 1868 yılında 12 Kazak stanitsası lağvedildi. Ben, Batı Kafkaslarda vaktiyle Dağlıların yeşil çimenli ovalarının, tarlalarla ve bağlarla örtülen geniş sahalarının Rus hakimiyeti zamanında harabe haline döndüğünü kaydetmiştim. Aynı vaziyeti Terek Vilâyeti’nde de müşahede ediyoruz. Üç yıl yaşadığım Nalçik’te senelerce sarfedilen emeğin mahsulü olan Kabardin medeniyetinin Ruslar tarafından ne vahşilikle imha edildiğine şahit oldum. Zengin ve mâmur memleket boşaltıldı ve harabeye döndü. Medeniyetin yayılması için Kazaklar katiyen işe yaramadı. Evvelce Dağlılar tarafından iskân edilmiş yerler kimseyi celbetmiyor. Buralarda ekin ekmeye imkân bulunacağına kimse inanmıyor. Halbuki bu yerlerde yoğun bir biçimde halk yaşıyordu ve her taraf ekilmişti. Kuru taşlar ve kayalar üzerinde sırf insan eliyle yapılmış tarlalar ve otlaklar, baştan başa çalılarla örtülmüş ve medenî ziraat kaybolmuştur.” (Hızal 1961: 51)

Bir başka Rus yazarı olan P. Tsirulnikov, “Çerkes-Abzehlerin Eski Harabeliklerinde” adlı makalesinde Kafkasya’da yerleştirilen Kazaklar için şunları söylemektedir:

“Bu zengin memleket Kazaklara üvey ana oldu. Kazakların sefaleti o dereceye geldi ki, ‘Şöhret Kazak şöhreti, hayat köpek hayatı’ sözü bir darb-ı mesel halini aldı.” (Hızal 1961: 51)

SOVYET İHTİLALİ DÖNEMİNDE KAZAKLAR

1917 Bolşevik ihtilaliyle bütün imtiyazlarını kaybeden Kazaklar derhal kendi yönetimlerini kurmaya ve geleceklerini tayin etmeye koyuldular. Kazak generali Kaledin liderliğinde kurulan Don Kazak Devleti’nin ardından, bu devlete karşı olan Kuban ve Terek Kazak Devletleri de peşi sıra kuruldu. Ancak bu Kazak devletleri henüz tam olarak teşkilatlanamadan harekete geçen Sovyet ordusu 1918 Martında Kazak devletlerini ele geçirdi. Bu sırada Almanların Ukrayna’nın doğusundan Don bölgesine ilerlemeleri Kazakların tekrar toparlanmaları için bir fırsat oldu. Beyaz Ordu komutanı general Denikin’in Kuban bölgesindeki Bolşevik yönetimine son vermesi Kuban ve Terek’te Kazak devletlerinin yeniden kuruluşunu kolaylaştırdı. Ancak Beyazların Kazakların bağımsızlığına karşı çıkmaları ve gelişen olaylar neticesinde Denikin’in güç kaybederek Kafkasya’yı terk etmesinin ardından, 10 Ocak 1920 tarihinde Kazaklar Don-Kuban-Terek Birleşik Kazak Devletini kurdular. Ancak bu devlet fazla uzun ömürlü olmadı ve Sovyetler 1922’de Kazak devletini yıkarak, Don Sovyet Cumhuriyeti ve Kuban Sovyet Cumhuriyetini tesis ettiler. Sovyetler bir sonraki aşama olarak Kazak Sovyet Cumhuriyetlerini de tasfiye ederek, Kazak adını ortadan kaldırdılar. Buna mukavemet eden Kazakların direnişi ancak 1924 yılında kırılabildi (Arslan 1998: 152).

PERESTROYKA VE RUSYA FEDERASYONU DÖNEMİNDE KAZAK HAREKETİ

Gorbaçev’in Sovyet toplumunu serbestleştirme hareketinin en beklenmedik sonuçlarından biri Rusya’nın ve Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerindeki Kazak topluluklarının yeniden dirilişiydi. Sovyet hâkimiyetinin ilk yıllarından beri ilk defa olarak 1990 yılında Kazaklara resmen birleşme izni verildi. 1990 yılının Haziran ayında Moskova’da kurulan Kazak Birliği bütün Kazakları birleştirme amacında olduklarını bildirdi. 1920’lerden 1940’lara kadar Sovyet hükûmeti tarafından sert bir baskı altında tutulan Kazakların yeniden canlanma hareketleri ancak 1980’lerin sonunda, Kazakların Sovyet aleyhtarı ve hükûmet karşıtı oldukları hususundaki suçlamaların kaldırılmasından sonra başladı. Bunu, çeşitli Kazak örgütlerinin kitle halindeki uyanışları takip etti. Çarlık Rusyası döneminde “Ordu” adı verilen Kazak topluluklarının örgütlenme biçimleri Don, Kuban, Terek ve Orenburg Ordularının yeniden kurulmasıyla günümüze uyarlandı. Bu ordular bir bölgede yoğun olarak yaşayan Kazak nüfusunu birleştirdi. Ancak Çarlık Rusyası dönemindeki benzerlerinin tersine, bu yeni Kazak Orduları askerî-idarî birimleri temsil etmiyorlardı ve Kazakların eskiden sahip oldukları imtiyazları taşımıyorlardı.

Bölge teşkilâtları da hesaba katılırsa, toplam olarak Rusya’da 200, Ukrayna’da 9, Moldova’da 5, Kazakistan’da 6, Kırgızistan, Tacikistan ve Letonya’da birer Kazak örgütü faaliyet göstermektedir.

1989-1991 yılları arasında, liderliğini Sovyetler Birliği başkanı M. Gorbaçev’in yaptığı Birlik Merkezi ile Boris Yeltsin liderliğindeki Rusya Demokratları arasındaki mücadele sırasında, her iki taraf da muhtemel müttefikleri olarak gördükleri Kazakların desteğini aradılar. Birlik Merkezi başlangıçta bu desteği almakta başarılı oldu.

İlk büyük Kazak örgütü olan Kazak Birliği, 28-30 Haziran 1990 tarihinde düzenlenen bir kongre sırasında kuruldu ve 1992 yılında resmen tescil edildi. Kazak birliği kurulur kurulmaz kendisini Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin kontrolü altında buldu. Birliğin liderlerinin bir çoğu orta seviyedeki parti üyeleri ve devlet yöneticilerinden meydana geliyordu. Birliğin atamanı olan Aleksandr Martinov Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin bir üyesiydi ve Moskova Otomobil Fabrikası’nın yöneticilerinden biriydi. Yardımcılarından Gari Nemçenko bir Komünist Parti üyesi, Mihail Şolohov albay ve meşhur yazar Şolohov’un oğlu, Gennadi Koçetkov bir KGB görevlisi, Vladimir Bogaçev bir tuğgeneral ve Uzak Doğu Askerî Bölgesi komutan yardımcısı idi. İlk televizyon konuşmasında “Kazak Birliği’nin amaçlarının Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin amaçlarıyla tamamen örtüştüğünü” belirten Valeriy Latinin de ataman yardımcılığına getirildi. Kazak Birliği ayrıca merkezî hükûmetten ve mahallî parti organlarından da önemli destek sağladı.

1991 yılında, Rusya’daki ilk başkanlık seçimlerinin arifesinde, Kazak Birliği’nin liderleri üyelerine Nikolay Rijkov’a oy vermeleri için çağrıda bulundular. Kazak Birliği’nin bazı eylemcileri 1991 Ağustosu’ndaki askerî darbe girişimini desteklediler. Ancak ataman Martinov’un Birlik üyelerine soğukkanlılıklarını korumaları yönünde telkinde bulunması onun muhalifleri tarafından “korkakça bir bekle-gör ve karışmama” politikası olarak değerlendirildi.

Moskova’daki askerî darbe girişiminin başarısızlığı, Kazak Birliği’ni kendilerini destekleyen Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin çöküşüyle birlikte büyük bir krize sürükledi. Birlik üyelerinin büyük bir çoğunluğu “Beyaz” anti-komünist Kazak örgütlerine geçtiler ve birliğin liderleri istifaya zorlandılar. Şolohov ve Nemçenko da bu liderler arasındaydı.

Şiddetli bir anti-komünist olan S. Meşçeryakov, Şolohov’un yerine geçerek ataman yardımcısı oldu ve ataman Martinov’a istifa etmesi için baskı yaptı. Bu teşebbüsün başarısızlığa uğraması üzerine, Meşçeryakov “Güney Rusya Kazak Cumhuriyetleri Birliği”ni kurmak amacıyla Kazak Birliği’ni terk etti. Ancak Meşçeryakov’un ayrılıkçı hisleri Kazakların çoğunluğu tarafından hoş karşılanmadığından, onun bu hareketi etkisini çabuk kaybetti.

1993 yılı boyunca, Kazak Birliği’nin liderleri kendilerinin muhalif görüşlerini değiştirmeden, Kazakları hükûmet hizmetine çekmeye çalışan Rusya hükûmetiyle tedricen bir işbirliği içine girdiler.1993 yılının ilkbahar ve yaz aylarındaki anayasa krizi sırasında, Birlik liderliği başkan Yeltsin’in bazı uygulamalarını destekledi. Kazak birliği, ülkedeki herhangi bir olağanüstü durum ya da sıkıyönetim uygulaması sırasında kendilerine ihtiyaç duyulursa, güvenliği sağlamada yardımcı olmaya hazır olduklarını ilân etti.

KAZAKLARLA KAFKASYA HALKLARI ARASINDAKİ ETNİK MÜCADELE VE GERİLİM

Rusya’nın Kafkasları kolonileştirme harekatıyla birlikte Terek Irmağı boyunca Kazaklar yerleştirildi ve Terek Irmağı Kafkasyalılarla Rusya arasında Kazak yerleşim birimlerinin ileri karakol vazifesi gördüğü bir sınır haline geldi.

1567 yılında Kazaklar tarafından kurulan ve 1980’lere kadar nüfusunun % 80’ini Rusların oluşturduğu Kızlar şehrinde 1990’lı yıllarda Rus nüfus % 50’ye düştü. Çeçen direnişçilerin saldırılarından korkan Ruslar Dağıstan’ı terk etmeye başladılar. Ancak bölgedeki Rus nüfusunun azalmasına mahalli Kazak örgütleri kesin bir biçimde karşı koydular. Düzenledikleri birçok toplantıda Kazaklar bölgelerinin Dağıstan’dan ayrılmasını gündeme getirdiler. Sovyet İhtilali öncesinde Terek Kazak Ordusu’nun toprakları şimdiki Stavropol, Dağıstan, Çeçenistan, Kabardin-Balkar ve Kuzey Osetya topraklarına yayılmış biçimde tek bölgesel-idarî bir birim oluşturuyordu. Perestroyka’dan sonra Terek Kazakları, Rusya Kazak Orduları Birliği’nin bir parçası olan Terek Kazak Ordusu içinde örgütlendiler ve Kazak topraklarının Kafkasya’daki yerli halklara ait cumhuriyetlerin topraklarından ayrılmasını istediler (Rotar 1996).

Kazaklarla Çeçenler arasında süre gelen etnik çatışma ihtimali göze alındığında, 1996 yılının Ocak ayında Dağıstan’ın Kızlar şehrinde Çeçen direnişçi Salman Raduyev’in düzenlediği rehin alma eyleminde, bu şehrin tesadüfî olarak seçilmediği anlaşılıyordu.

Kafkas-Rus savaşları boyunca Kazaklarla Çeçenler arasındaki ilişkiler her zaman gerginliğini korumuştu. Terek Irmağı boyunca kurulan Kazak stanitsaları ve kaleleri Kafkasya’nın dağlı kabilelerini baskı altında tutmayı amaçlıyordu. Kazaklarla Çeçenler arasındaki çatışmalar Sovyet döneminde bile sık sık patlak verirken, Çeçenistan’da Cohar Dudayev’in iktidara gelmesiyle daha da alevlendi.

Çeçenler tarih boyunca olduğu gibi, yine Kazak köylerine sığır ve araba çalmak için saldırılar, baskınlar düzenlemeye başladılar. Bu olaylar neticesinde, Terek Kazak Ordusu Atamanlar Konseyi Rus birliklerinin Çeçenistan’ı işgalini hoş karşıladıklarını ve gönüllü birliklerini göndermeye hazır olduklarını bildirdi. 1996 yılı Mart-Mayıs aylarında General Yermolov Kazak Taburu Çeçenistan’da direnişçilere karşı savaşa girerken, Terek Kazakları da böylece bu savaşa karışmış oldular. Rus birliklerinin Çeçenistan’dan çekilmeye başlamaları üzerine 1996 yılı Aralık ayında Terek Kazakları Mineralnıy Vodı şehrine giden demiryolunu kestiler ve Çeçenistan’daki Kazak bölgeleri olan Naurski ve Şelkovski ilçelerinin Stavropol Eyaletine bağlanmasını istediler (Rotar 1996).

Çeçenistan Cumhuriyeti ile Stavropol Eyaleti arasındaki gerilim 1991 yılından beri giderek artmaktadır. Stavropol Eyaleti’nin Çeçenistan ile sınır olan doğu bölgelerinde Çeçen silâhlı gruplarının sayısız terörist saldırıları, adam kaçırma olayları, araç ve sığır çalma teşebbüsleri kaydedilmiştir. Bölgede yaşayan Kazaklar bunun üzerine bazı siyasî taleplerini gündeme getirerek, Çeçenistan’da yaşamakta olan Kazakların soykırımının engellenmesini, kendilerini savunmak amacıyla silâhlanan Kazaklar hakkında dava açılmamasını, Çeçenistan’daki tarihî Kazak topraklarının buradan ayrılarak Terek Bölgesi adı altında Stavropol Eyaleti’ne bağlanmasını, Terek Kazak Taburlarının resmen silâhlandırılmasını istediler. Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in, Terek Kazak Ordusu’nun statüsünü onaylayan kararnamesinin ardından, Stavropol Bölge Güvenlik Konseyi Kazak Savunma Güçleri oluşturulması ve sınır bölgelerinde yaşamakta olan Kazakların silâhlandırılması meselesine önem verdi.

1989-1999 yılları arasında iki milyondan fazla göçmenin Kafkasya’nın değişik bölgelerine yerleşmek amacıyla göç etmeleri Kafkasya nüfusunun etnik yapısında olumsuz etkilere yol açtı. Özbekistan ve Kırgızistan’daki etnik çatışmalardan sonra buradan kaçan Ahıska Türkleri, Karabağ savaşından kaçan Azeriler ve Ermeniler, Oset-Gürcü çatışmasından kaçan Güney Osetyalılar Kafkasya’ya sığındılar. Bu dönemde Kafkaslara yerleşen yeni göçmenlerin 1.300.000’i Rusya Federasyonu’nun değişik bölgelerinden gelirken, 700.000’i de eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelmişlerdi. Bu göçmenlerin yaklaşık 700.000’i Krasnodar Eyaletine, 480.000’i Rostov Bölgesine, 360.000’i Stavropol Eyaletine yerleşmişlerdi. Bu etnik hareketlilik özellikle bu üç bölgede yaşamakta olan Kazaklar arasında huzursuzluğa yol açtı.

1999 yılı Eylül ayında, Don Büyük Ordusu’nun yeni seçilen atamanı V. Vodolatskiy, Atamanlar Konseyi’nde bölgedeki etnik ilişkilerle ilgili olarak Rusya Federasyonu başkanı ile başbakanına, Rostov ve Volgograd bölgesi halklarına ve Rostov Bölge İdaresi Başkanı V. Çub’a müracaat ederek, bölgelerine yönelen göç hareketine yönelik acil tedbirler alınmasını ve düzenlemeler yapılmasını talep etti. Vodolatskiy’in V. Çub’a yazdığı açık mektupta kısaca şunlar söyleniyordu:

“Bölgemizde konumlarını güçlendiren Çeçen, Avar, Ahıskalı, Azeri, Abhaz, Dağıstanlı ve Ermeniler ile Kafkasların diğer bölgelerinden etnik gruplar, mahallî idarecilerin göz yummasıyla saygısızca ve hatta taşkınca davranarak, bölge sakinleri ve bilhassa Kazaklar arasında endişe uyandırmaktadırlar. Bölge sakinleri ile bu diasporaların temsilcileri arasında meydana gelen hadise ve çatışmalarda ise, onlar alaycı bir biçimde bütün yetkilileri rüşvete bağladıklarını ve kendilerini bölgenin asıl efendisi olarak hissettiklerini belirtmektedirler. Bu durum etnik mücadeleyi tahrik etmektedir. Don Büyük Ordusu’nun Kazakları katiyetle inanmışlardır ki, Rostov Bölgesine yönelen bu göç hareketi kendiliğinden oluşmuş değil, örgütlenmiş ve düzenlenmiş bir süreçtir.”

Kazakların bu ifadelerine karşılık Rostov Bölgesi yetkilileri göçü kontrol altına alacak yeni kuralları uygulamaya koydular.

Kazak ayrılıkçı hareketi 9 Ağustos 1995’te Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in Kazak topluluklarını tescil eden kararnamesi sonrasında başladı. Kazaklar resmî yetkililer tarafından resmen tescil edilmekle birlikte siyasî faaliyetlerle meşgul olmaktan men edildiler. Hükûmet tarafından resmen tescil edilmeyen ve kendilerini Kazak etnik grubunun temsilcileri olarak adlandıran Kazak alt grupları, tescil edilmiş Kazaklara karşı bir muhalefet oluşturarak onlarla çatışmaya girdiler.

Bilhassa Çeçenistan’a sınır komşusu olan Stavropol Eyaleti yöneticileri Kazakların baskıları neticesinde, Kazak teşkilâtlarının denetiminde olmak üzere bütün halkı silâhlandırma meselesini gözden geçirmeye başladılar. Ancak Çeçenistan gibi silâh deposu bir bölgeye komşu olan bir başka halkı silâhlandırmanın, bir etnik savaşa yol açma ihtimali gözden kaçırılmamalıdır. Çeçenlerle Kazaklar arasında çıkabilecek bir savaşın bütün Güney Rusya Kazaklarını olduğu gibi Kafkasyalıları da ayaklandırma ve savaşa sokma riski muhtemeldir.

Rostov Bölgesinde mülteci konumunda bulunan Çeçenler ve Dağıstanlılar ile Kazaklar arasında bir etnik çatışma ihtimali bulunmaktadır. 2000 yılının ilk üç ayında burada Kazaklarla Kafkasyalılar arasında siyasî temele dayanan pek çok çatışma gerçekleşmiştir. Neticede Çeçenlerin bölgeden tahliye edilmelerini isteyen bir toplantı düzenlenerek, Kazakların burada onlarla birlikte yaşayamayacakları açıklandı. Rostov Bölgesindeki ekonomik sıkıntılar da Kazaklarla Kafkasyalılar arasındaki gerginliğin artmasına sebep olmaktadır. Ziraat sektörünün küçülmesi bölgedeki işsizlik problemini yalnız mülteci Çeçenler için değil, bölgenin yerli sakinleri için de ağırlaştırmıştır. Bu durumda, göçmenlerin bölge sakinlerinin yerine işe alınmaları bir ayrımcılık yaratmakta, bu da etnik çatışma tehlikesini körüklemektedir. Sabit gelir kaynaklarının yokluğu zirai ürünlerin çalınmasına yol açmakta, bölge sakinleri bu hırsızlıklardan göçmen Kafkasyalıları sorumlu tutmaktadırlar.

1999 yılında Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanlığı seçimleri etnik gruplar arasında tam bir rekabet ve mücadeleye sahne oldu. Rusya Federasyonu Kara Kuvvetleri Komutanı iken emekliye ayrılarak aday olan Karaçay kökenli V. Semenov, Adige aday Derev’e karşı seçimleri kazandı. Seçimler bölgede yaşayan Kazakların da ikiye ayrılmalarına yol açtı. N. Kozitsin atamanlığındaki Don Kazakları Adigelerin tarafında yer alırken, Yu. Antonov atamanlığındaki Kuban Kazakları Karaçaylıları desteklediler.

19. yüzyıl başlarında İnguşlar Terek ırmağının sağ tarafında yaşıyorlardı. Çarlık Rusyası 1810 yılında İnguşlara toprak mülkiyeti hakkı tanıdı ve Oset toprakları ile İnguş toprakları arasına sınır çizildi. Osetler ve İnguşlar 1860’lı yıllara kadar bu sınırın iki tarafında yaşadılar. Kafkas-Rus savaşları sırasında topraklarından göç ettirilen İnguşların yerlerine Rus Kazakları yerleştirildi. İnguşların bir bölümü Oset topraklarında kalırken bir bölümü de Çeçenlere komşu topraklarda kaldılar. İnguşlar topraklarını geri alabilmek için Rus Kazakları ile mücadeleye giriştiler (Tavkul 2002: 84).

Çarlık Rusyası 1917’de yıkıldıktan sonra Kafkasya’da kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti 1920 yılında bir karar alarak Çarlık döneminde Kazaklara verilen İnguş topraklarını İnguşlara iade etti. Sovyet işgaline uğrayan Birleşik Kafkasya Cumhuriyetinin ortadan kalkmasıyla Sovyetler tarafından Kafkasya’da sözde özerk cumhuriyetler kuruldu. 7 Temmuz 1925’de Rusya Federasyonuna bağlı Kuzey Osetya Özerk Bölgesi oluşturuldu. Bu bölge 5 Aralık 1936’da özerk cumhuriyet statüsüne yükseltildi. Bu arada Kuzey Osetya cumhuriyetinin başkenti Orconikidze (Vladikavkaz) şehri Osetler ve İnguşlar arasında bölündü. Terek ırmağının sol tarafı Osetlere verilirken Prigorodnıy Rayon adı verilen Terek ırmağının sağ tarafı İnguşlara bırakıldı. 1939 nüfus sayımına göre Prigorodnıy bölgesinin 33.800 kişilik nüfusunun 28.100 kişilik bölümü İnguşlardan oluşuyordu (Tavkul 2002: 85).

1999 yılı Ağustos ayı başlarında Şamil Basayev komutasındaki Çeçen silâhlı birliklerinin Çeçenistan-Dağıstan sınırından Dağıstan’a geçerek sınırdaki üç köyü işgal etmeleriyle birlikte Rus-Çeçen çatışması yeni bir boyut kazandı. Basayev ve Hattab komutasındaki Çeçen silâhlı grupları Çeçenistan’ın Vedeno bölgesinden Dağıstan’ın Botlih bölgesine girerek 3 köyü ele geçirdiler. Rusya başbakanı Sergey Stepaşin Genel Kurmay Başkanı Anatoli Kvaşnin’den askerî müdahalede bulunmasını istedi. Rusya Çeçenlerin Dağıstan’da işgal ettikleri bölgelere bir operasyon düzenledi. Ancak 1994-1996 yıllarındaki Rus-Çeçen savaşında hezimete uğrayan Rusya bu defa Çeçenlere daha temkinli yaklaşmayı tercih etti. 8 Ağustos’ta Yeltsin’in emriyle bölgeye giden Rusya Başbakanı Sergey Stepaşin “Çeçen savaşındaki hataları tekrarlamayacağız. Daha fazla Rus askerinin ölmesine izin vermeyeceğiz” diyerek Rusya’nın ihtiyatlı tavrını sergiledi.

Dağıstan’daki Çeçen güçlerine karşı Rusya, İçişleri Bakanlığına bağlı özel OMON birliklerini bölgeye gönderdi. Bu arada bölgede yaşamakta olan Rus Kazakları da Rusya tarafından silâhlandırılmaya başladı.

1994-1996 yılları arasındaki Çeçen-Rus savaşı sırasında 400 bin kişi Çeçenistan’dan kaçarak mülteci konumuna düştüler. Savaşın bitmesini tâkip eden aylarda bunların yaklaşık 200 bin kadarı geri döndü. Çeçenistan’da yaşamakta olan Avar, Nogay, Kumuk ve Rus Kazakları Çeçenlerden gelebilecek bir ters tepkiden çekinerek toplumsal konularda onlarla bir rekabet ve çekişme içine girmekten kaçındılar. Kültürel merkezler ve birlikler oluşturmuş olan bu etnik gruplara karşı Çeçenler de aleyhte bir davranış sergilemediler (Tavkul 2002: 140).

Dağıstan’da yaşamakta olan Ruslar iki gruba ayrılmaktadırlar. Birinci grup Çarlık Rusyası döneminde 16. yüzyıldan itibaren Terek ırmağının sol kıyılarına yerleştirilen Kazaklardır. İkinci grup ise bölgenin Rusya hâkimiyetine geçmesinden sonra 19.-20. yüzyıllarda bölgeye göç edip, büyük çoğunluğu şehirlerde yerleşen Rus göçmenleridir.

Kazakların Terek ırmağının sol kıyılarındaki toprakları bugünkü Kızlar bölgesi içinde kalmaktadır. 1960’larda burada yaşamakta olan Rus olmayan nüfus bölgenin % 15’ini meydana getiren bir azınlık durumundaydı. Ancak yüksek doğum oranı ve dağlık bölgelerden ovalara büyük bir nüfusun göç ettirilmesiyle, günümüzde Kızlar bölgesinde Rus olmayan nüfus toplam nüfusun % 50’sini meydana getirmektedir. Ruslar mahallî idarî birimlerde temsil edilmemekte, meselâ bölgenin polis teşkilatının ancak % 10’u Ruslardan meydana gelmektedir. 1990’da Rus Kazakları Aleksandır Elson liderliğinde “Aşağı Terek Kazak Birliği”ni kurdular. Bu teşkilat Dağıstan’dan Stavropol’a kadar bütün Rus Kazaklarının bölgelerini birleştirmeyi amaçlıyordu. Dağıstan’daki Rus Kazaklarının kurduğu “Aşağı Terek Kazak Birliği” aynı zamanda Kuzey Osetya’nın başkenti Vladikavkaz’da üslenmiş olan Terek Kazak Ordusu teşkilatının da bir üyesi idi. Dağıstan’daki diğer Ruslar da Sergey Sinitsin liderliğinde kurulan Rusya Slav Hareketi adlı teşkilatın çatısı altında birleşmişlerdi.

1994 yılı Temmuz ayında Mahaçkala’da Russkaya Obşçina (Rus Toplumu) adıyla yeni bir örgüt kuruldu. 200 bin kişilik Rus toplumunu temsil ettiğini ileri süren bu örgüt Dağıstan’daki Rusların haklarını koruma amacında olduklarını bildirdi. Rusya Federal Hükümeti bu örgütü destekleyerek Dağıstan’ın iç politikasındaki etkisini artırmayı düşünüyordu.

Kazaklar ve Ruslar bugün Dağıstan’da devletin üst siyasî kademelerinde temsil edilmemektedirler ve ekonomik reformlar ile özelleştirme konularından yararlanamadıklarını düşünmektedirler.

Vladikavkaz’da üslenmiş daha radikal Kazak örgütleri Kafkasya’daki ortamı gerginleştirirken, Dağıstan’daki Rus Kazakları henüz fazla sert iddialarla ortaya çıkmamaktadırlar.

1990-1991 yıllarında genellikle Avarların desteklediği, Dağıstan’ın Rusya Federasyonu ile olan bağlarının koparılması teklifine Kazaklar şiddetle karşı çıkmışlar ve Avarlar ile Kazaklar arasındaki ilişkiler gerginleşmişti. Kazaklar Rusya Federasyonu içinde askerî bir toplumsal sınıf olarak tanınmak istiyorlardı. Kazaklar Dağıstan’ın Rusya Federasyonundan tam bağımsızlığını ilan etmesi durumunda kendi topraklarını Rusya Cumhuriyetine katmakla tehdit ettiler. 1990’da Kuzey Osetya’nın başkenti Vladikavkaz’da gayrı resmî bir Terek Kazak Ordusu’nun kurulması bölgedeki Kafkas halklarını endişeye sevketti. Oset-İnguş etnik çatışmalarında Osetlerin yanında yer alan Terek Kazak Ordusu Rusya Federal Hükümeti tarafından umut ettiği desteği sağlayamadı.

Kafkasyanın özellikle batı bölgelerine nazaran Dağıstan, etnik ve siyasî açıdan Rusların zayıf oldukları bir ülkedir. Dağıstan halklarının sahip oldukları güçlü etnik kimliklerinin yanında, bölgede hâkim olan İslamî tarikatlar Dağıstan halkları arasında İslamî kimliğin de güçlenmesini sağlamış ve Ruslara karşı etnik ve siyasî direnişi hızlandırmıştır.

Dağıstan’ın toplam nüfusu içinde Rusların oranı düşük doğum nispeti ve göç sebebiyle azalmaktadır. 1959-1979 yılları arasında Dağıstan’daki Rus nüfusu 214.000’den 190.000’e düşmüştür. 1989-1994 yılları arasında 13.000 Rus’un Dağıstan’ı terk ettiği görülmektedir. Rusların yoğun olduğu Kızlar bölgesinden resmî olmayan istatistiklere göre her ay yaklaşık 500 Rus Rusya’ya göç etmektedir (Tavkul 2002: 165).

Adige Cumhuriyetinin yer aldığı Rusya Federasyonunun Krasnodar Eyaletinin merkezi olan Krasnodar şehri 17. yüzyıl sonlarında Zaporoj Kazakları tarafından kurulmuştu. Kazaklar Krasnodar şehrinde ve eyalette siyasî ve idarî bir güç oluşturdular ve hesaba alınması gereken bir güç olarak kaldılar. Moskova tarafından tayin edilen bir idareci tarafından yönetilen Krasnodar eyaletinde Kazaklar son yıllarda mahallî polis teşkilatına yardımcı unsurlar olarak görevlendirilmeye başladılar.

Kazaklara tanınan bu gibi ayrıcalıklar bölgenin etnik yapısında karışıklık ve huzursuzluklara sebep oldu. Resmî rakamlara göre 1994 yılında Krasnodar eyaletinde 120 farklı etnik grup yaşamaktaydı (Nissman 1995).

Son yıllarda Adige Cumhuriyetinin parlamentosunun aldığı üç aşamalı bir karar Krasnodar eyaletindeki var olan etnik dengeyi tehdit eder duruma geldi. İlk olarak Adige Cumhuriyeti parlamentosu Krasnodar eyaleti yönetimine, Karadeniz kıyısında yaşamakta olan Şapsığlar için özel bir bölge kurulmasını teklif etti. Adige parlamentosu ikinci olarak Adige Cumhuriyetinin sınırlarında bir değişikliğe gidilerek, Krasnodar eyaleti içinde bir ada görünümünde olan cumhuriyetin doğu sınırlarının Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti ile, güney sınırlarının ise Abhazya ile birleştirilmesini teklif olarak sundu. Adige parlamentosunun kendi anayasasını kabul etmesi ise Krasnodar eyaletinde hassas dengeleri sarsan üçüncü aşama oldu.

Krasnodar eyaleti yönetiminin başkanı Y.M. Haritonov 15 Nisan 1995’te yaptığı bir açıklamada Şapsığlara özerklik verilmesi konusunda Krasnodar eyaletinin değil, Moskova’nın söz sahibi olduğunu açıkladı (Nisman 1995).

Bundan iki ay sonra Krasnodar eyaletinde söz sahibi olan Kazak gruplarından “Kuban Vatanseverler Kongresi” Adige Cumhuriyetinin sınırlarında yapılacak her türlü değişikliğe karşı çıkacaklarını açıkladı. Kuban Vatanseverler Kongresi Adige Cumhuriyeti sınırlarının Karaçay-Çerkes ve Abhazya Cumhuriyetleri ile birleştirilmesinin Kafkasya’da bir Müslüman devletler kuşağı ya da Hazar denizinden Karadenize kadar Kafkasya’da bir islam devleti meydana getirme fikriyle bağlantılı olduğunu ileri sürdü.

Rusya Federasyonu’na göç etmek zorunda kalan Ahıska Türkleri gittikleri pek çok yerde Ruslar ve Kazaklar tarafından iyi karşılanmadılar ve aralarında sosyal, siyasî ve ekonomik sebeplere dayanan etnik gerginlik ve çatışmalar baş gösterdi. Özellikle Rusya Federasyonu’nun Kafkasya kısmında yer alan Krasnodar bölgesine göç eden yaklaşık 16.000 Ahıska Türkü buradaki Kazaklar tarafından istenmeyen unsurlar olarak ilan edildiler ve bölgeyi terketmeye zorlandılar. 1997 yılında sayıları 13.000 civarına düşen Krasnodar bölgesindeki Ahıska Türkleri en temel vatandaşlık ve insan haklarından mahrum olarak yaşarlarken, bölgedeki resmî yöneticilerin ve etnik grupların baskıları sonucunda bir etnik temizlikle karşı karşıya kalmışlardır. Bölgede hâkim etnik grup olan Kazaklardan oluşan polis güçleri Ahıska Türkleri üzerinde büyük bir baskı kurmuşlar ve haksız yere tutuklamalara ve hapis cezaları vermeye başlamışlardır. Sürgünlerinin yıldönümü olan 14 Kasım 1997’de düzenledikleri bir anma toplantısında Kazaklar Ahıska Türklerini açıkça katliam yapmak ve Krasnodar’dan sürmekle tehdit ettiler. Rusya Federasyonu hükümetinin Federatif İlişkiler ve Milliyetler Bakanı Vladimir Bauer Krasnodar’dan Türkiye’ye ve Gürcistan’a gönüllü olarak göç etmek isteyen Ahıska Türklerine destek sağlanacağını açıkladı. 24 Kasım 1997 tarihindeki açıklamasında Bakan yalnızca Rusya vatandaşlığına sahip Ahıska Türklerinin Krasnodar’da yerleşmelerine izin verileceğini bildirdi. Bu durum federal ve mahallî idarecilerin Ahıska Türklerinin organize edilmiş bir göçünü başlatmaya hazırlandıkları şeklinde yorumlandı. Fizikî-psikolojik bir baskının yanı sıra soykırım tehlikesi ile de karşı karşıya bulunan Krasnodar bölgesindeki Ahıska Türkleri gayrı insanî şartlar altında yaşamaya zorlanmaktadırlar. Rusya Federasyonu vatandaşlığına sahip olmadıkları için kanunî olarak çalışmaları, mülk sahibi olmaları, resmî belgeler edinmeleri ve hatta evlenmeleri bile yasaktır. Pasaport ve ehliyet gibi bölgeye göç etmeden önce edindikleri şahsî belgelerini kaybetiklerinde Rusya makamlarına başvurarak yenilemelerine imkân yoktur. Kendi aralarında yaptıkları evlilikler resmen onaylanmamakta ve tanınmamaktadır. Ahıska Türkleri Krasnodar bölgesinde sosyal güvenlik ve halk sağlığı sistemine de dahil edilmemişlerdir. Ortaokul seviyesinin üzerinde eğitim almaları da imkânsızdır. Ahıskalı çocuklar için okullarda Türkçe öğretmeyi isteyen öğretmen bulunmadığı gibi, onların haklarını koruyan hiçbir kanun da yoktur. Mahallî idareciler Ahıska Türklerinin Krasnodar bölgesinden başka bir yere göç etmeleri için iki sebep ileri sürmektedirler:

1-Ahıska Türkleri illegal yollardan gelip bölgeye yerleşmişlerdir. Vatandaşlık ve oturma belgeleri yoktur.

2-Ahıska Türkleri kültürel açıdan bölge insanlarıyla, özellikle Kazaklarla uyuşamamaktadırlar ve onların bölgedeki varlığı etnik çatışma tehlikesini güçlendirmektedir.

1998 yılı Mart ayında Krasnodar bölgesinin mahallî idarecileri ve bölgedeki aşırı milliyetçi Kazaklar Ahıska Türkleri üzerindeki baskılarını arttırarak onları bölgeyi terketmeye zorladılar. Krasnodar bölgesi Kazaklarının lideri Ahıska Türklerini bölgeyi derhal terketmeleri için uyardığını, şayet kendileri gitmezlerse bölgeyi zorla tahliye edeceklerini açıkladı. Moskova’da bulunan Ahıska Türklerinin teşkilatı “Vatan”ın başkanı Yusuf Sarvarov, Krasnodar’da mahallî idarecilerin etnik gerilimi azaltmaya yönelik hiçbir tedbir almadıklarını bildirdi. Krasnodar bölgesindeki problemi çözmek için 6-7 Haziran 1998’de Rostov’daki Bolşaya Orlovka’da düzenlenen görüşmede bu meseleler tartışılarak bir çözüm yolu bulunmaya çalışılırken, Ahıska Türklerinin Türk kimliklerini kaybetmeden ata yurtlarına dönüşleri için çalışılmasına karar verildi. Ahıska Türkleri Gürcistan’dan bir çözüm beklerlerken, Gürcü hükümetinden hiçbir ekonomik ve siyasî taleplerinin olmadığını, tek gayelerinin Gürcistan cumhuriyetinin bir vatandaşı olarak vatanlarına yerleşmek olduğunu ifade ettiler. Bugün Krasnodar bölgesinde kalan 12.000 Ahıska Türkü, Krımski, Beloreçenski, Apşeronski ve Abinski ilçelerinde yaşamaktadırlar.

SONUÇ

Etnik temelli siyasî grupların bölgede etkilerini artırma mücadelesi, Kafkasya’yı Rusya Federasyonu içersinde derinleşen krizlerin merkezi olan bir bölge haline getirmiştir.

Tarihî olarak, Kazaklar Kafkasya’ya coğrafî esasa göre çeşitli ırmak boylarında yerleştirilmişlerdi. Bu şekilde Don, Kuban ve Terek Kazak Orduları oluşturulmuştu. Kazakların günümüzdeki teşebbüsleri ise bu coğrafî bölünmeyi siyasî bir bölünmeyle yer değiştirmeye zorlamak yönündedir. Rusya Federasyonu yetkilileri Kazak hareketini kontrol altına almaya çabalamaktadırlar.

Kazakların örgütleri 19. yüzyılda Güney Rusya’yı Kafkasyalıların hücumlarından koruyan geleneksel Kazak Savunma Hattı’nın yeniden hayata geçirilmesine çalışmaktadırlar. 1989 yılından beri Kafkas cumhuriyetlerinden Rusya’ya göç eden Rus nüfusundaki büyük artış Kazak Savunma Birimlerinin oluşturulmaya başlanmasında önemli rol oynamıştır. Ancak Çeçen-Rus savaşında olduğu gibi, Kazakların Rusya tarafından silahlandırılması Kafkasyalı etnik gruplar arasında rahatsızlık yaratmaktadır.

Kazaklar kendilerini Ruslardan ayrı bir etnik grup olarak kabul ederek, etnik kimlik temelinde siyasî haklar istemektedirler. Kazaklar mülkiyet statüsü konusunda ayrıcalıklar, hükûmetin bütün organlarında temsil hakkı, prestijli işlerde görev almada öncelik gibi talepler dile getirmektedirler. Silâhlı çatışmaların yaşandığı bölgelere coğrafî yakınlığı öne sürerek, silâh taşıma haklarının meşrulaştırılmasında ısrar etmektedirler.

Kazakların Rusya Federasyonu’ndan esas siyasî talepleri Rus ordusunun içinde Kazak askerî birliklerinin kurulması, kendi idarî teşkilâtlarının eski haline getirilmesi ve Sovyet ihtilaliyle kaybettikleri haklarını ve ayrıcalıklarını yeniden elde etmektir.

KAYNAKÇA
ARSLAN, Ali (1998), “Don-Kuban-Terek Birleşik Kozak Devleti’nin kuruluşu ve bağımsızlığının tanınması için Osmanlı Devleti’ne müracaatı (1917-1921)” Kafkas Araştırmaları, IV, 129-152.
BADDELEY, John F. (1989), Rusların Kafkasya’yı istilası ve Şeyh Şamil.-İstanbul.
GÖKÇE, Cemal (1979), Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kafkasya siyaseti.-İstanbul.
HIZAL, Ahmet Hazer (1961), Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklal Davası.-Ankara.
KASUMOV, Aliy Hasanoviç - Hasan Aliyeviç Kasumov (1992), Genotsid Adıgov. İz İstorii Borbı Adıgov za Nezavisimost ve XIX veke.-Nalçik: İzdatelstvo “Logos”,
NISSMAN, David (1995), “Another Group in the Caucasus-The Adygey-Challange Moscow’s Control There” Prism, 1 (7), June 16.
POKSHISHEVSKIY, V.V (1984), “Geography of prerevolutionary colonization and migration processes in the North Caucasus”. Soviet Geography. Vol. 25, iss. 7, 514-528.
ROTAR, İgor (1996), “A New Caucasian War: Myth or Reality?” Prism, 2 (3), February 9.
SAYDAM, Abdullah (1995), “Kuzey Kafkasya’daki Bağımsızlık Hareketleri” Avrasya Etüdleri, 2 (1), 88-122.
TAVKUL, Ufuk (2002), Etnik Çatışmaların Gölgesinde Kafkasya.-İstanbul: Ötüken Neşriyat.
TOLSTOY, L.N. (1974), Kazaklar (Çev. Nedim Önal). İstanbul: Altın Kitaplar.

Doç. Dr. Ufuk TAVKUL


Yorum yapın